Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

Yenilik Teorisi ve Gelişim Süreci

No description
by

Yılmaz Altuner

on 7 June 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of Yenilik Teorisi ve Gelişim Süreci

- Yenilik Kavramının Teorik Temelleri

- Yenilik Modellerinin Sınıflandırılması

- Türkiye'de Teknolojik Değişim ve
Yenilik Yeteneği

Yenilik Kavramının Kökeni

Adam Smith ve Karl Marx Klasik iktisatçılar arasında yenilikten ilk bahsedenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Adam Smith 1776 yılında "Ulusların Zenginliği" adlı kitabında her bir bireyin çalıştığı alanda zamanla uzmanlaştığından, bilimsel çalışmaların öneminden ve bunların zenginlik ve büyümeye olan katkısından bahsetmiştir. Smith, Newton fiziğinden etkilenmiş ve çalışmalarında "denge" kavramı ve mekanistik unsurları öne çıkarmıştır. Fizikteki çekim kanununda olduğu gibi ekonomide de her şeyin aynı yönlü hareket ettiğini ve ekonomik sistemin -gizli bir el- tarafından kontrol edildiğini ifade etmiştir. Smith, bireylere fiziksel dünyada önemli bir yer vermezken fertlerin bilinçli kararlarının önemini görmemiştir

Schumpeter'e göre piyasaya yeni ürünlerin çıkması ekonomide yarattığı etkiler bakımından yaratıcı yıkım ve yaratıcı birikim olmak üzere iki şekilde incelenebilir;
Neoklasik ekonomik teori üretimin emek, sermaye ve toprak girdilerinin bir fonksiyonu olduğunu ve üretim artışlarının üretim faktörlerinin zamanla büyümesinin sonucu olarak ortaya çıktığını ifade etmektedir.

Üretim faktörleri azalan verimler yasasına tabidir. Teknoloji dışsaldır ve analizlerde merkezi öneme sahip değildir. Böylece, üretim faktörleri içerisine dahil edilmemiştir. Teknolojiyi elde etmek ve geliştirmek için özel bir çaba göstermeye gerek yoktur. Teknoloji üretimin bir "yan ürünü" olarak kendiliğinden zaten ortaya çıkmaktadır. Ancak Solow yaptığı çalışmasında bu yan ürünün ekonomik büyümede önemli bir yere sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yaptığı çalışmasında Amerika'da meydana gelen ekonomik büyümenin yarısından fazlasının üretim faktörleri olan emek ve sermayeden farklı nedenlerle açıklandığını ortaya çıkarmıştır. Solow'un çalışması daha sonra yapılan pek çok çalışma tarafından desteklenmiş ve teknolojinin dünyadaki refah artışında en temel faktörlerden birisi olduğu görüşü genel bir görüş haline almıştır. Ancak Solow, "Solow Artığı" olarak da bilinen bu açıklanamayan kısmın teknoloji olduğunu ifade etmekle birlikte, üretimde aktif bir girdi olduğu varsayımı neoklasik varsayımlara uymadığı için benimsememiştir. Daha sona Romer ve Lucas tarafından yapılan çalışmalarla birlikte teknoloji neoklasik varsayımlar önemli ölçüde değiştirilmeden içselleştirilmiş ve bu gelenekte de hakettiği yeri alabilmiştir.

Teknoloji, geleneksel neoklasik ekonomik teoride üretimin yan ürünü olduğu ve teknolojiyi geliştirmek için özel bir çaba harcamak gerekmediği için teknolojik değişim sürecinin işleyişini incelemeye de gerek olmadığı ifade edilebilmektedir. Teknolojik değişimi ayrıntılı bir şekilde ele alan ve analizlerinin merkezine oturtanlar evrimci iktisatçılar olmuştur. Schumpeter'in görüşlerinden önemli ölçüde etkilenmişlerdir.
Neoklasik iktisatçıların görüşleri kökenleri itibariyle Newtoncu fiziki evren teorisine dayanmaktadır. Diğer taraftan, evrimci bakış açısı ise biyoloji biliminde yer alan evrim ve seleksiyon fikirlerinden ilham almaktadır.

Nelson ve Winter firmaları evrim geçiren organizmalara benzetmektedir. Evrimci bakış açısına göre piyasalar, tercihler ve teknolojiler statik ve veri elemanlar değillerdir. Bunun yerine tahmin edilemeyen bir ortamda evrim geçirmekte olduğu için yönü ve hızı belli olmayan hareketli bir hedefe benzemektedirler. "Değişim" aynen "denge" gibi ekonomi biliminde önemli bir fenomendir. Neoklasik iktisatçılar daima dengeci ekonomik mekanizmaların varlığı ve büyümeye etkisinden bahsederken, evrimci ikisatçılar dengelerin sürekli olarak bozulması ve bunun ekonomik büyümeye katkılarından bahsetmektedirler. Bu yönü ile neoklasik analizin kısa, diğer taraftan evrimci analizin uzun dönemli analiz olduğu da ifade edilmektedir.


Evrimci bakış açısı, ekonomik büyümenin "seleksiyon ortamı"nın yani ekonomik ortamın özelliklerine bağlı olduğunu savunmaktadır.

Seleksiyon ortamı kavramı evrimci iktisatçıların mekansal (ulusal, bölgesel, lokal) ekonomik özelliklere verdikleri önemi göstermektedir. Çünkü ekonomik ve sosyal birikim ve özellikler bir mekandan diğerine pek çok farklılıklar göstermektedir. Bir mekanın seleksiyon ortamının gücü hali hazırda sahip olduğu teknolojik ve kurumsal altyapının destekleyici ya da engelleyici olması ile yakından ilgilidir. Başarılı bir seleksiyon ortamı, yeni bilgilere ulaşmayı özendiren, varolan bilgiyi etkin bir şekilde yayan, mali kaynaklara kolay ulaşabilme imkanı sunarak farklı pek çok ürünün geliştirilmesini özendiren ve yeni pazarlara girmede yardımcı olan özellikleri içerisinde barındırmaktadır.

TÜRKİYE'DE TEKNOLOJİK DEĞİŞİM VE YENİLİK YETENEĞİ

Yapılan çalışmalar ve eldeki bulgular yeniliği üreten, ticarileştiren ve geliştiren ülkelerin büyük çoğunlukla gelişmiş ülkeler olduğunu ortaya koymaktadır. Bu ülkeler arasına son zamanlarda yeni gelişmiş ülkeler olarak Güney Kore, Malezya, Tayvan ve Singapur da dahil olmuştur. Diğer taraftan başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere dünyadaki diğer ülkeler genel olarak yeniliği ve teknolojiyi üreten değil, yeniliği ürün yada süreç şeklinde gelişmiş ülkelerden satın alan ve/veya bu ürünleri az da olsa taklit eden ülkeler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türkiye şu an Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı dökümanlarından da açıkça gözlemlendiği gibi teknoloji geliştirme ve yenilik yapma gücünün geliştirilmesinin temel bir zorunluluk olduğunu ve liberal dünya ekonomisi içerisinde rekabetçi kalıp refah seviyesini arttırmanın tek yolunun bundan geçtiğinin açık bir şekilde farkındadır. Buna yönelik üretilecek kamu politikalarının önündeki en büyük engel aslında finansman sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Pek çok sektörün geliştirilmesi amacıyla öne sürülen ve geliştirilen politikalar kamu finansman açıkları engeline takılmakta ve istenildiği gibi yürütülememektedir.
Dolayısıyla Türkiye'nin de ekonomik büyümeyi kalıcı bir şekilde artırması için ileri teknoloji yoğunluklu sektörlere yatırım yapması büyük önem taşımaktadır. Çünkü dış ticaretin giderek daha da serbestleştiği global dünyada yüksek teknoloji ürünlerinin rekabet edemeyen ve ancak düşük teknoloji yoğunluklu sektörlere rekabet edebilen ülkelerin avantajı ucuz işgücü ve döviz kuru avantajları ile sağlanabilecektir. Ancak yapılan çalışmalar, döviz kuru ve ucuz işgücü avantajına dayalı büyümenin tek başına hızlı refah artışı getirmediğini ortaya koymaktadır. Batılı ülkeler yenilikçiliğe dayalı ileri teknoloji içerikli sektörlerle rekabet etmekte ve bu alandaki üstünlüklerini koruyabilmek için önemli çabalar göstermektedirler. Dolayısıyla sürdürülebilir bir yenilik ve teknoloji politikası ülkelerin geleceklerini belirlemede bir yol ayrımı gibi gözükmektedir.
1980 sonrası, gelişmekte olan birçok ülkede (Türkiye dahil) ekonomik Iiberalizasyon hareketleri ortaya çıkmıştır. Ekonomik liberalizasyon bu ülkelerde genellikle dış ticaret ve finans kesiminde ve zaman içerisinde gerçekleşmiştir. Ampirik bulgulara göre bu ekonomiler teknoloji ve teknolojik yenilik içeren ürünlerin doğrudan ithalatçısı olurken; ürettikleri ürünler açısından teknoloji lisansı, yabancı ortaklıkları ya da doğrudan yabancı yatırımların teknolojik yayılma etkilerine rağmen yenilikçi kapasitelerinin gelişmediği görülmektedir.

Türkiye'de bilim ve teknoloji alanında belirli bir politika izleme anlayışı planlı dönemle birlikte başlamıştır.

İkinci ve üçüncü planlarda yenilik geliştirme yerine teknoloji transferi stratejisi önem kazanmış ve böylece araştırma-geliştirme faaliyetleri olması gereken hıza ulaşamamıştır. 1960 ve 1970'li yıllar doğa bilimlerinde temel ve uygulamalı araştırmaların desteklenmesi şeklinde kısır ve endüstriyel bağlantıları olmayan çalışmalarla geçmiştir. Bu çalışmaların yenilik üretecek ya da yenilik kapasitesini artıracak ve imalat sektörü ile bağlantısı kuvvetli, nitelikli çalışmalar olduğunu söylemek pek mümkün gözükmemektedir.
1990'lı yıllar içerisinde Devlet İstatistik Enstitüsü ve Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı tarafından uluslararası standartlara uygun iki ulusal yenilik anketi yapılmıştır. DİE yeni bir anketine devam etmektedir. TÜSİAD ise bir sivil toplum kuruluşu olarak bu konuyu inceleyen Ulusal Yenilik Sistemi adlı çalışmasını 2003 yılı içerisinde kamu oyuna sunmuştur.Bu da yenilikle ilgili bilinçIenmede hayli mesafe alındığını göstermektedir.

OECD verilerine göre Türkiye Yenilik potansiyeli açısından gelişmiş batı ülkelerinin ve pek çok Uzakdoğu Asya ülkesinin gerisinde kalmaktadır.

Örnegin OECD kriterlerine göre Ar-Ge yoğunluğunun %1'in altında olduğu ekonomilerde teknoloji yoğunluğunun düşük olduğu ifade edilmektedir. Dünya çapında yapılan çalışmalar son yirmi yılda düşük teknolojik ürünler ihracatının yıllık ortalama %5,8; orta teknolojik ürünler ihracatının % 7,16 ve ileri teknoloji ürünü ihracatının %10,6 hızla büyüdüğünü göstermektedir.

İstatistiklere göre dünyada ihracatı en hızlı büyüyen sektörlerin ileri teknoloji yoğunluklu sektörler olduğu görülmekedir. Bu tip ürünleri ihraç edebilmenin yolu yenilikçi ve teknoloji yoğunluğu yüksek ürünleri üretmekten geçmektedir.
Kamu finansman sorunlarını sebep göstermek suretiyle, uzun dönemli sektörel teknoloji ve yenilik politikaları üretme ve etkin bir şekilde uygulama konularının göz ardı edilmemesi önem taşımaktadır.

Türkiye'de ulusal yenilik sistemini oluşturan firma, üniversiteler ve diğer araştırma kuruluşları, temel kamusal hizmetleri (adalet, sağlık, güvenlik, eğitim), destekleyici fiziksel altyapı gibi tüm unsurların sağlıklı çalışmasını sağlayıcı ortamı hazırlaması, kamunun yapması gereken acil bir eylem olarak gözükmektedir.
Günümüzde var olan modern yenilikçi büyüme teorileri (içsel ve dışsal Neoklasik büyüme modelleri ve evrimci iktisat), büyük oranda yirminci yüzyılın başlarında bu konuda önemli katkılarda bulunmuş Joseph Schumpeter'in fikirlerine dayanmaktadır. Schumpeter büyümenin merkezine otonom yatırımlar ve yeni teknolojik yatırımların yaygınlaştırılmasını oturtmaktadır.

"Ekonomik büyümenin temel dayanağı ve dinamiği hızlı büyüyen yeni sektörlerin ortaya çıkması ve gelişmesidir."

Yenilikçi firmaların, girişimcilerin ve bunların ürettikleri yeniliklerin ekonomik büyüme ve refah artışının anahtarı olduğunu kabul etmektedir. Firmalar ve girişimciler piyasada fiyat temeline dayalı rekabetin yanı sıra yenilikçilik yoluyla da rekabet ederler. Buna göre yenilikçi firmalar ve girişimciler bir ürünü kısmen değiştirerek veya piyasaya tamamen yeni bir ürün sunarakta rekabetçi avantaj elde edebilirler.
1- Yaratıcı Yıkım (Creative Destruction):

Ekonomide ortaya çıkan bir yenilik zaten piyasada var olan ürün süreçlerinin piyasadan silinmelerine ya da piyasa paylarının azalmasına neden olabilmektedir. Matbaanın icadı ile birlikte elle yazı yazarak para kazanan hattatların piyasadan çekilmek zorunda kalması, makine halısının çıkması ile el dokuması halıların piyasa paylarının azalması ya da Edison'un ampulu icadı ile birlikte aydınlatmada sıvı yakıt kullanımının ortadan kalkması örnek olarak verilebilir. Bu konuda aklımıza gelebilecek daha pek çok farklı örnek de yaratıcı yıkımın ne kadar yaygın olduğunu gösterecektir.
2- Yaratıcı birikim (Creative Accumulation):

Schumpeter'e göre yenilikçi büyük firmalar ekonomik kalkınmanın diğer bir itici gücü olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü bu firmaların yaptıkları kapsamlı Ar-Ge çalışmaları ve bunların sonucu olarak ortaya çıkan yenilikler öncelikle sektörel düzeyde gelişmelere neden olmaktadır. Daha sonra bu yenilikleri farklı sektörler de adapte ederek kendi yeniliklerini geliştirmektedirler. Dolayısıyla büyük firmaların Ar-Ge çalışmaları ekonomik gelişme ve dönüşümünde kritik bir rol oynamaktadır.
NEOKLASİK VE EVRİMCİ YENİLİK TEORİLERİ

Kaynaklar bu şartlar altında pasif girişimciler tarafından üretim için tahsis edilebilmektedir. Ancak bu varsayımlarını varolan ekonomik gerçeklikleri anlamlı bir şekilde açıklamada başarılı olmadığı kabul edilmektedir. Çünkü gerçekte bilginin beğenilmesi ve birikimi maliyetli bir iş olup bireyler ve mekanlar arasında dağılımı büyük farklılıklar göstermektedir. Diğer taraftan ekonomide var olan piyasaların tam rekabet koşullarında işlediğinden bahsetmek doğru değildir.
Neoklasik modelin iktisadi olayları açıklama gücü insan ve firma davranışları ile ilgili anahtar varsayımlara dayanmaktadır:


Piyasa kaynakları optimal bir şekilde kendiliğinden tahsis edilecektir ve her zaman dengededir.
Piyasalara müdahale edilmemelidir.
Bilgi herkes tarafından tam olarak aynen bilinmektedir. Asimetrik bilgi söz konusu değildir; tüm bireyler aynı şeyleri bilmektedirler.
Bilgi diğer üretim faktörleri gibi maliyetsiz bir şekilde ve anında tüm ekonomiye yayılmaktadır.
Özgür bireyler ve firmalar rasyonel kararlarını vermek için ellerindeki eksiksiz bilgiyi kullanmaktadırlar ve böylece kârlarını maksimize etmektedirler.

Evrimci iktisat akımı geleneksel, dengeye dayalı ekonomik teorinin daha ötesinde teknoloji ve piyasa aksaklıklarını merkeze alan yeni yaklaşımlar ortaya çıkarmıştır.

Neoklasiklerin -kara kutu- olarak nitelendirdiği teknolojik değişim sürecinin incelenmesi ve nedenselliklerin keşfedilmesi ve gerekiyorsa kamusal politikalarla desteklenmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Çünkü teknolojik değişimin ekonomide sürekli olarak yapısal değişimler meydana getirdiğini ve böylece ekonomik büyümenin itici gücü olduğunu ifade etmektedirler.

Evrimci iktisat, özellikle Nelson ve Winter'in yaptığı çalışmalarla birlikte büyük bir ivme kazanmıştır.

Bütün bunlardan hareketle sistem kavramının içerisinde pek çok şebekeleri barındıran bir üst kavram olduğunu ifade etmek mümkündür. Uyumlu bir yenilik sistemi, bünyesinde şu unsurları barındırabilmektedir:


Bilim-endüstri işbirliği:


Üniversiteler ve endüstriyel firmalar arasında değişik düzeylerde işbirlikleri gerçekleştirilmektedir. Bu işbirlikleri danışmanlık hizmeti, ortak Ar-Ge projeleri gibi farklı pek çok düzeyde yapılabiImektedir.


Müşteri-üretici ilişkileri:


Üretici firmalar, dağıtıcılar, perakendeciler ve son kullanıcılar arasındaki ilişkiler.


Üretici-tedarikçi arasındaki ilişkiler:


İmalatçı ve ara malı sağlayan firmalar arasındaki ilişkiler.

Üretici-hizmet tedarikçileri arasındaki ilişkiler:

Üretici ve hizmet sağlayıcılar (bilgisayar ve ilişkili hizmetler, teknik danışmanlık, iş ve idari danışmanlıklar gibi)arasındaki ilişkiler.

Üreticilerarası şebekeleşme ve ilişkiler:


Rekabet halindeki firmaların ürün portföylerini geliştirmek ve daha geniş coğrafyalara açılmak için üretim kapasitelerini, finansal kaynaklarını ve insan kaynaklarını bir araya getirmeleridir.
Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı ile birlikte ilk defa teknoloji politikası ve bazı sektörlerin kendi teknolojilerini üretecek biçimde gelişmesinden bahsedilmiştir. 1980'li yılların başında DPT-TÜBİTAK işbirliği ile Türk Bilim Politikası 1983-2003 dökümanı hazırlanmış ve bilim ve teknoloji politikasına işaret edilmiştir. Ancak bu dönemde yapılan bazı diğer projeler hayata geçirilememiştir. Bu dönemde kurulan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu ancak 1990'lı yılların başında belirli bir işlerlik kazanmıştır. 1993 yılında BTYK (Bilim Ve Teknoloji Yüksek Kurulu) Türkiye'nin bilim ve teknoloji politikasının temelini oluşturan yeni bir doküman hazırlamıştır. Bu doküman Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planına da önemli ölçüde yansıtılmıştır.
Bir ülkenin yenilikçi yüzünü ölçmede pek çok veri tipi kullanılmaktadır. Bunlardan önde gelenleri Ar-Ge harcamaları, patent sayıları, yenilik sayıları, yapılan bilimsel yayın sayısı ve araştırmacı sayısı verileri ve bunlara dayanarak hesaplanan çeşitli veriler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yapılan hesaplamalar Türkiye ihracatının %80'lik kısmını oluşturan imalat sanayii ihracatının %5'lik kısmı hariç tamamının teknolojik açıdan düşük ve orta yoğunluklu mallardan oluştuğunu ve imalat sanayinde yeni ya da iyileştirilmiş ürün pazarlayan firmaların oranının %33 olup gelişmiş ülkelerden en az 10 puan daha düşük olduğunu göstermektedir.

Diğer taraftan teknoloji birikimini kendi öz imkanları ile yapan ülkeler dünyanın en zengin ülkeleri durumundadır. Batılı ülkeler, teknolojik birikim ve yenilik kapasitelerini daha fazla geliştirmenin yollarını aramaktadırlar.
NEOKLASİK VE EVRİMCİ YENİLİK TEORİLERİ
Schumpeter yenilik sürecinin riskli bir süreç olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla ancak bu riski göze alabilecek girişimcilerin varlığı sayesinde yenilikler ekonomiye kazandırabilecektir.

Girişimci para, zaman ve sermayesini kar getireceğine inandığı bir yeniliğe ayırmakta ve böylece risk almaktadır. Ürünün piyasada kabul görmemesi ya da piyasaya çıkma sürecinin yüksek maliyet gerektirmesi gibi riskleri girişimci üstlenebilmektedir. Diğer taraftan girişimci yaptığı yeniliği piyasada kabul ettirip kazanca dönüştürdüğü zaman belli bir süre yeniliği tek pazarlayan olarak tekel karı elde edecektir. Bu tekel karı diğer girişimcilerin yeniliği taklit ederek pazara ortak olmaları süreci ile zaman içerisinde ortadan kalkacaktır.

Yeniliğin diğer girişimciler tarafından taklit edilmesi sürecine taşma (spillover) denilmektedir. Taşmalar, yeniliği ortaya çıkaran ilk girişimcinin izni olmaksızın yapıldığında taşma adını almaktadır. Taşma bir dışsallıktır. Eğer ürünün başkaları tarafından da üretilmesi durumu girişimcinin izni dahilinde olursa taşmadan söz edilmez. Yenilikler böylece izinli yada izinsiz olarak zaman içerisinde: pek çok mekanizma kanalıyla ekonomiye yayılırlar (diffusion). Her ne kadar yayılma kısmi dışsallıklar içerse de ve orijinal girişimcinin tekel karını kırsa da tüm ekonomi açısından değerlendirildiğinde çok önemli bir gelişim ve ilerleme mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü, her ne kadar orijinal girişimciye zarar vermiş olsa da, yeniliklerin yayılması ekonomik büyüme ve istihdam artışı getirmektedir.

Karl Marx'a göre sermaye birikimi, emeğin bölünmesi ve uzmanlaşma, teknik verimliliği ve sermayenin getirisini artırmaktadır. Ancak bu artışın sistemin belirli bir noktasında duracağını ifade etmiştir. Marx çalışmalarında teknik değişime vurgu yaparken, yeni makineler, üretim metotları veya yeni teknolojiler için bilimin bir ön şart olduğunu ifade etmiştir. Dolayısıyla bilim, ekonomik büyüme ve sosyal refahın anahtarıdır. Ekonomik üretim sistemi, bilimin gelişmesine bilim çevrelerinden uygulamalı danışmanlık hizmetleri talep ederek katkıda bulunur. Bu da teknolojik gelişime yol açar. Marx, teknolojinin içsel olduğunu bilinçli olarak vurgulamasa da çalışmasının çeşitli yerlerinde göstermektedir. Marx, Darwinci bir bakış açısı ile teknolojik evrimin üretimin çeşitli aşamaları esnasında yaşanan çatışma ve karşıtlık süreçIeri ile meydana geldiğini ifade etmektedir.
Yenilik Teorisi ve Gelişim Süreci
(Yenilik Modelleri)

YENİLİK EKONOMİSİ VE POLİTİKASI
3.HAFTA

İçerik :

Şebekeler içerik olarak çok farklı tür ve mekanlarda bulunmaktadır. Çok özel durumlara özgü şebekeler bulunabildiği gibi bir şebekenin içeriği ve biçimi, şebekede bulunan çeşitli aktörlerin arasındaki bağlantıların doğasına göre de değişebilir. Bu geniş yelpazenin bir ucunda çok formel ilişkiler bulunmaktadır. Formel yapı regülasyonlar (düzenlemeler), sözleşmeler, ve kurallardan oluşmaktadır.

Yelpazenin diğer ucunda ise genel olarak informel doğal şebekeler bulunmaktadır. Bunlar özgürce aktörleri birbirine bağlayan şebekelerdir. Bu tip şebekelerin ölçülmesi zordur. Şebekeler pozitif veya negatif sinerjinin varlığını amaçlarlar. İktisatçılar, şebekelerin kısmen tek tek firmalara dışsal olan genel sistem ölçek ekonomileri yaratması gerektiğini söylerler. Bir şebeke içerisindeki yenilikçiler gevşek, gayri resmi, ayrılabilir ve birleştirilebilir sistemik ilişkilere sahiptirler.

Yenilikçi firmalar ortak bir kurumsal yapı içerisinde çalışırlar. Hep birlikte ortak bilgi altyapısına bağımlı olup bu ortak altyapıyı kullanırlar ve ona katkıda bulunurlar. Bir şebeke içerisindeki aktiviteler formel ve informel geniş ilişkiler yumağı şeklinde olup, kaynakların yaratılması, birleştirilmesi, dönüşümü, emilmesi ve kullanılması amacına hizmet ederler. Yenilikçi firmalardaki Ar-Ge maliyetlerinin yüksekliği şebekeleşmenin bir sebebi olarak gösterilebilmektedir. Özellikle bu durum küçük firmalarda büyük avantajlar sağlayabilmektedir. Şebekelerin kurulmasının bir diğer sebebi de tamamlayıcı bilgilerin dış kaynaklardan (özellikle örtük (tacit) bilgi) elde edilmesinin sağlanması olarak öne çıkmaktadır. Firmalar bilgiyi birbirine bağımlı bir şekilde emme, üretme ve mübadele etme ihtiyacı duyarlar.
Firmaların ve ekonomilerin üretkenliğini sağlamada şebekelerin önemli bir rolü bulunmaktadır. Şebeke yaklaşımının özünde, sistematik ve etkileşimli ilişkiler yumağı bulunmaktadır. Şebekeler basit alım-satım ilişkilerinden daha öte uzun soluklu ve bilinçli bir etkileşimi içermektedir. Firmaların yenilik yapabilme kapasitelerinin sınırını, kendi yetenekleri ve yenilikleri transfer edebilme kapasiteleri belirlemektedir. Yeniliklerin özünde bulunan karmaşıklık, maliyet ve risklerdeki artış, yenilik sürecinde şebekeleşme ve işbirliklerine olan ihtiyacı artırmaktadır. Firmalar, piyasa içindeki geleneksel rollerinin yanı sıra bilgi değişimi yaparlar. Bu değişimin aktörleri olarak müşteriler, satıcılar, taşeronlar, rakipler ve diğerleri şeklinde karşılıklı öğrenme süreci içerisine girerler.
Yenilik ve bilgi yaratılması kurumsal yapıya bağlı olup interaktif (karşılıklı etkileşimli) ve kümülatif (birikimli) bir süreçtir. Sistem olarak ele alındığında ekonomik politika stratejileri bağlamında farklı yenilik sistemi yaklaşımları kullanılmaktadır. Yenilik sistemi yaklaşımı farklı türlerde sistemler ortaya çıkarmıştır.

Bunların içerisinde öne çıkan ara ayrım:


Sektörel veya Teknolojik Sistemler:
Belirli bir sektör veya belirli bir teknolojiyi başlangıç noktası olarak kullanan yaklaşımlardır.


Yerel (Mekansal) Sistemler:
Bu tür sistemler mekansal bütünlüğü ve yakınlığı temel almış olup farklı coğrafi genişliklerde ele alınmaktadır. Alansal sistemler yerel, bölgesel, ulusal veya global yenilik sistemleri olarak incelenmektedir.
Diğer taraftan şebeke kavramı işin niteliğine göre pek çok düzeyde kullanılmaktadır. Satıcı-müşteri şebekeleri, bölgesel ve endüstri içi şebekeler, uluslararası stratejik işbirliği şebekeleri, örgütler arası şebekeler bunlar arasından sadece birkaçıdır. Bu alanda yapılan çalışmalar genel olarak mekansal şebekeler üzerinde yoğunlaşmıştır. Şebeke kavramı çok güçlü bir kavram olduğundan ve kapsayıcılığından dolayı bir takım belirsizlikler de içermektedir. Sistem mantığı çerçevesinde bakıldığı zaman şebeke inorganik ve parçalanabilir gevşek bir yapı olarak da düşünülebilir.
MODERN YENİLİK SİSTEMİ VE ŞEBEKELEŞME

Yenilik sistemi yaklaşımının merkezindeki temel fikir bölgelerin veya ülkelerin ekonomik performansının işletmelerin nasıl çalıştıklarının yanı sıra, birbirIeriyle ve diğer kamu sektörü bilgi üretici ve yayıcıları ile kurdukları bağlantılara da bağlıdır. Bu tür ilişkilere şebeke ilişkileri denilmektedir. Şebeke ilişkilerinin sağlıklı, kaliteli ve üretken bir şekilde yürütülebilmesi ve tüm ekonomide yaygın bir şekilde oluşumunun sağlanabilmesi için destekleyici kamusal altyapılar ve kuruluşlar da önem arz etmektedir.

Bunlar kaliteli ve yeterli düzeyde var olan adalet, güvenlik, ulaşım, iletişim, eğitim, sağlık, teşvik, vergi, danışmanlık, sektörel uzman kurum ve kuruluşlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir ulusal yenilik sistemi birbirleriyle de bağlantılı bir çok şebeke ve alt-şebekelerden meydana gelmektedir. Ulusal, bölgesel ve sektörel şebekelerin gücü aynı zamanda bir yenilik sisteminin gücünü belirlemektedir.
Sistem Entegrasyonu ve Şebekeleşme yenilik modelleri, yenilik yapan firmaların başka firmalarla ve başka örgütlenmelerle (organizasyonlarla) birlikte çalışmalarının önemine vurgu yapmaktadır. Firma her ne kadar yenilik yapan sistemin merkezi aktörü olsa da, geniş bilimsel ve teknolojik toplumun bir parçası olarak gözükmektedir. Yenilikçi firma, alıcılar, vasıflı işgücü havuzu, satıcılar, rakipler üniversiteler ve diğer destekleyici kuruluşlarla olumlu etkileşim ve işbirliği içerisinde olduğu durumlarda daha üretken olmaktadır. Yapılan işlerin bir kısmı firma içi departmanlar ve kişiler arası bağlantıları gerektirirken, diğerleri ise dış dünya ile işbirliği şebekeleri yolu ile kompleks uzman işgücü odaklarının işbirliği sistemlerinin varlığını gerektirmektedir. Dolayısıyla firmaların yenilikçilikte başarılı olabilmeleri için, potansiyel partner işletmelere ve kurumlara sahip olmaları gerekir.

Beşinci model ise firma dışı kaynaklarla şebekeleşmeyi ön plana çıkarmakta olan
"Sistem Entegrasyonu ve Şebeke Modeli"
dir. Yenilikler ve bilgiler mekanlar arasında transfer edilebilmektedir. Ulusal ve uluslararası yenilik ve teknoloji yayılmaları özellikle enformasyon ve telekomünikasyon teknolojileri sayesinde oldukça hızlanmıştır.

Bu durum etkileşim ve şebekeleşmenin yaygınlaşmasını ve yenilik süreçIerinde giderek belirgin bir şekilde öne çıkmasını sağlamıştır. Böylece bu durumu da içeren modellerin geliştirilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Doğrusal Olmayan Modeller

Her ne kadar üçüncü model olan karma model kısmen etkileşim ve geri beslemelerin önemini vurgulasa da, bu konulara gerçek vurguyu paralel model olarakta bilinen "
Entegre Model"
yapmıştır. Bu modele göre bir firmada yer alan üretim, Ar-Ge, pazarlama, insan kaynaktan ve finansman gibi tüm departmanlar arası etkileşim ve işbirliği önem taşımaktadır. Sadece üretim departmanının etkileşimi yetersiz sayılmaktadır.

Daha sonraki dönemlerde yapılan çalışmalar neticesinde her iki lineer yenilik modelinin de fazla yalın olduğu ve gerçekleri tam olarak yansıtmadığı anlaşılmıştır.

Örneğin Rothwell biyo-teknoloji endüstrisini ele almış ve yaptığı çalışmaya göre sadece az bir miktar üründe, teknoloji itmeli modelin varlığını onaylarken, endüstri çapında hem teknoloji itmeli ve hem de talep çekmeli yaklaşımın yenilik süreçIerinin farklı aşamaları esnasında önem kazandıklarını gözlemlemiş ve birlikte ele alınmaları gerektiğini ifade etmiştir. Böylece üçüncü yenilik modeli olan "
karma model
" ortaya çıkmıştır.

Bu modelde yenilik süreci içerisindeki aşamalar arası etkileşim ve geri beslemelere büyük önem verilmektedir. Yenilik, mantıksal açıdan sıralı ve fakat her zaman sürekli olması gerekmeyen etkileşimli bir süreç olarak benimsenmektedir.Talep çekmeli ve teknoloji itmeli yenilik süreçleri birlikte çalışmaktadırlar. Bu süreçIerdeki aşamalar ayrışık fakat etkileşimli durumdadır.


1960'lı yılların ilk başlarında ileri kapitalist ülkelerdeki kamu politika yapıcıları, ikinci lineer yenilik modeli olan talep çekmeli modeli benimsemişlerdir. Bu modele göre yenilikler, müşterilerin beklentileri ve talepleri göz önüne alınarak geliştirilmektedir. Dolayısıyla talep, teknolojik gelişmenin yönünü ve oranını, etkilemektedir.

Bu yenilik modeli, firmaların doğrudan müşterilerin beklentilerine ve isteklerine önem atfetmektedir. Buna göre müşterilerden gelen ürün talepleri neticesinde yeni ürün kararları şekillenmektedir.
Doğrusal Modeller

Bunlardan ilki olan
teknoloji itmeli yaklaşım
1950-1960 yılları arası öne çıkmış ve benimsenmiştir. Bu yaklaşıma göre yeniliğin, bilimsel keşifle başlayan, icat, mühendislik ve imalat aktivitelerinden geçen ve yeni bir ürün veya süreç olarak pazarlama ile son bulan lineer (doğrusal) bir süreç olduğu varsayılmaktadır. Bu yaklaşıma göre esas olarak, ortaya çıkan teknolojik yeniliklerin talebi artırdığı ve böylece ekonomik büyümeyi desteklediği ifade edilmektedir. Yani büyümeyi besleyen şey bilimsel ve teknik icatlardır. Ar-Ge bu modele göre temel dinamik niteliğini taşımaktadır. Yeni ürün ve süreçler temel bilimin keşfinin bir sonucu olup bu keşiflerin muhtemel ticari uygulamaların şirket içerisindeki Ar-Ge birimi tarafından gündeme getirilmekte ve bunun sonucu olarak ise yeniliğe dönüştüğü kabul edilmektedir. Bu modele göre herhangi bir tür geri besleme mevcut değildir.
Zaman içerisinde, belli dönemlerde, yeniliğin doğasını ve işleyişini ortaya koyan bazı modeller geliştirilmiş ve bu modeller dikkate alınarak ulusal ve bölgesel politikalar üretilmiştir. Bu modeller "teknoloji itmeli", "talep çekmeli", "bütünleşik", "entegre" ve "sistem entegrasyonu ve şebekeleşme" olmak üzere beş başlık altında incelenmekte ve bunlar doğrusal modeller ve doğrusal olmayan modeller olarak sınıflandırılmaktadır.
Teknolojik değişim ve yenilik kavramları modern ekonomik kalkınmada anahtar bir rol oynadığından, yeniliği neyin özendirdiği ile bir ekonominin yenilik potansiyelinin nicelik ve nitelik yönünden nasıl geliştirilebileceği ve kontrol altına alınabileceği meseleleri özellikle kamusal kalkınma politika yapıcıları ve akademisyenler tarafından cevaplandırılmaya çalışılmaktadır. Bu konu hem firma düzeyinde hem de ulusal, bölgesel ve sektörel düzeyde birçok araştırmaya konu olmuştur. Schumpeter'den bu yana pek çok araştırmacı yenilik sürecini açıkça tanımlamaya ve anlamaya ve böylece etkin yenilik politikası yöntemleri üretmeye gayret etmektedirler. Uluslararası düzeyde ise OECD yaptığı pek çok çalışmada yenilik konusunu derinlemesine araştırmakta olup ulusal ve global yenilik politikalarının geliştirilmesinde önemli rol oynamaktadırlar
Firmalar (bölgeleri, ülkeleri) arasındaki performans farklılıkları ve çeşitlilikleri büyüdükçe, geride kalanların hayatta kalma şansı tehdit altına girecektir. Ancak geride kalmak yerine, onlara yetişme stratejilerini benimseyen firmaların ayakta kalma şansları büyüyecektir. Ancak performansı yüksek firmaları (bölgeleri, ülkeleri) yakalamak her zaman kolay bir iş değildir; zaman alıcı ve pahalıdır. Çünkü teknik bilginin üretilmesi ve teknolojiye dönüştürülmesi, belli mal gruplarında üst derecede uzmanlığı gerektirmektedir. Bu tür bir işin yapılabilmesi için önemli derecede ve öğrenilmesi zor bilgi ve tecrübe birikimi gerekmektedir. Teknolojik rekabet süreci endüstrideki ortalama maliyetlerin azalmasına, ve/veya endüstrideki ürün kalitesi ortalamasının yükselmesine yol açarken rekabetçi olmayan firmaların yok olmasına veya endüstri liderlerinin taklit edilmesine yol açmaktadır. Endüstrinin ortalama performansı sadece, endüstri liderini yakalamaya uğraşıldığı taktirde iyileşecektir. Endüstride ortalama performansın iyileşmesi uzun vadeli bir iştir. Endüstrideki bir firmanın diğer firmalarla rekabet gücünü sürdürebilmesi için herhangi bir zamanda başarılı bir şekilde yenilik yapması zorunludur.



Evrimci bakış açısına göre enformasyon (bilgi) maliyetli olduğu ve herkes tarafından aynı düzeyde bilinmesi mümkün olmadığı için ekonomik hayatta farklılıklara yol açmaktadır. Ekonomik birimlerin her birisinin bilgi düzeyleri farklı olduğu için tek düze bir teknolojik ve üretim yapısından söz etmek mümkün değildir. Bilgi farklılıkları teknolojik farklılıkları doğurur. Özellikle evrimci teori, firmaların belirsizliklerle dolu bir dünyada, değişken şartlarda faaliyet gösterdiklerini ve bu nedenle de stratejilerinin heterojen karakter taşıdığını belirtmektedir. Bu heterojenliklerin bir çok sektörde sürekli olarak yeniliklerin ortaya çıkmasına yol açtığı ifade edilmektedir. Heterojenlik rekabeti, rekabette büyümeyi tetiklemektedir. Piyasalarda heterojenlikten kaynaklanan bir yarış ve rekabet sürüp gider. Başarılı firmalar sadece fiyat açısından rekabet etmenin yanı sıra, var olan bilgilerini yeni ürünler kat etmede veya var olan ürünleri farklılaştırılmış piyasalara adapte etmede kullanarak da rekabet etmektedirler. Firmalar yeni ürünler ortaya çıkaran firmaların ürünlerini taklit ederek yada daha çok satabilecek ürünler geliştirerek pazar paylarını korumayı ya da geliştirmeyi hedeflerler. Yenilik yapmak çoğu zaman kaçınılmazdır. Çünkü kendilerini teknolojik değişimin gereklerine göre yenilenmeyen firmalar rekabet güçlerini zamanla kaybetmekte ve piyasadan çekilmek zorunda kalmaktadırlar.

Firmalar arası farklılıklar ve çeşitlilik, dinamik teknolojik rekabet sürecinin başlatılmasında ve sürdürülebilmesi için de merkezi öneme sahiptir.
Evrimci biyolojide olduğu gibi firmalar da uzun bir süre dışarıdan göze çarpmayacak bir şekilde dönüşmekte ve belli bir noktada artık dışarıdan da görülebilen ani bir değişim ve gelişim geçirmektedir.

Piyasalardaki dramatik değişimler belli bir kara parçasının dramatik bir doğa olayından sonra yeniden şekillenmesi gibi firmalarda bir yenilik dalgasıyla ya yok olmakta ya da ortaya çıkan yeni şartlara başarılı bir şekilde adapte olmaktadırlar. Özellikle ekonomide yaşanabilecek yeniden yapılanma zamanları firmalar için kritik önem taşımaktadır. Schumpeter, firmaların yeni ürün, süreç ve örgüt biçimleri yardımı ile karlılıklarını artırması zamanlarını "yaratıcı yok ediş fırtınaları" olarak ifade etmektedir. Böylece geleneksel firmalar ve teknikler önemini yitirmekte ve belki de işe yaramaz hale gelmektedir.
YENİLİK SÜRECİ MODELLERİ
YENİLİK SÜRECİ MODELLERİ
TÜRKİYE'DE TEKNOLOJİK DEĞİŞİM VE YENİLİK YETENEĞİ
NEOKLASİK VE EVRİMCİ YENİLİK TEORİLERİ
KAYNAKÇA

Ekonomik Kalkınma ve Modern Yenilik Teorisi, Murat Karaöz ve Mesut Albeni
Yenilik Kavramı ve Teorik Temelleri, Bekir Sami Oğuztürk
Yenilik ve Yenili Modelleri, Musa Türkoğlu ve Bekir Sami Oğuztürk
Schumpeter Sisteminde Yenilikler, Ekonomik Gelişme ve Devresel Harekeketler, Sıtkı Selim Dolanay
Yenilik Kavramının Kökeni
Yenilik Kavramının Kökeni
Yenilik Kavramının Kökeni
Neoklasik ve Evrimci Yenilik Teorileri
Neoklasik ve Evrimci Yenilik Teorileri
Neoklasik ve Evrimci Yenilik Teorileri
Neoklasik ve Evrimci Yenilik Teorileri
Neoklasik ve Evrimci Yenilik Teorileri
Neoklasik ve Evrimci Yenilik Teorileri
YENİLİK SÜRECİ MODELLERİ
YENİLİK SÜRECİ MODELLERİ
MODERN YENİLİK SİSTEMİ VE ŞEBEKELEŞME
MODERN YENİLİK SİSTEMİ VE ŞEBEKELEŞME
MODERN YENİLİK SİSTEMİ VE ŞEBEKELEŞME
MODERN YENİLİK SİSTEMİ VE ŞEBEKELEŞME
MODERN YENİLİK SİSTEMİ VE ŞEBEKELEŞME
TÜRKİYE'DE TEKNOLOJİK DEĞİŞİM VE YENİLİK YETENEĞİ
TÜRKİYE'DE TEKNOLOJİK DEĞİŞİM VE YENİLİK YETENEĞİ
TÜRKİYE'DE TEKNOLOJİK DEĞİŞİM VE YENİLİK YETENEĞİ
TÜRKİYE'DE TEKNOLOJİK DEĞİŞİM VE YENİLİK YETENEĞİ
TÜRKİYE'DE TEKNOLOJİK DEĞİŞİM VE YENİLİK YETENEĞİ
TÜRKİYE'DE TEKNOLOJİK DEĞİŞİM VE YENİLİK YETENEĞİ
TÜRKİYE'DE TEKNOLOJİK DEĞİŞİM VE YENİLİK YETENEĞİ
TÜRKİYE'DE TEKNOLOJİK DEĞİŞİM VE YENİLİK YETENEĞİ
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
YENİLİK SÜRECİ MODELLERİ
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
Yenilik Kavramının Kökeni
Neoklasik ve Evrimci Yenilik Teorileri
Full transcript