Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

Paragraf, Paragrafta Plan, Paragraf Türleri

No description
by

Çağrı Gezenler

on 19 March 2013

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of Paragraf, Paragrafta Plan, Paragraf Türleri

Çağrı Gezenler PARAGRAF Paragraf Nedir? "AIESEC’e 2012 Nisan ayında katıldım ve ilk stajıma ekim ayında başvurdum. 16 Ocak – 20 Şubat 2013 tarihlerinde İtalya Napoli’deydim ve hayatımın en güzel 6 haftasını bu mükemmel şehirde geçirdim! Çok isteyerek başvurduğum bir projeydi ve gitmeyi gerçekten çok istiyordum ama ben bile bu kadarını beklemiyordum." Paragraf Türleri: 1) Olay Paragrafı
2) Düşünce (Fikir) Paragrafı
3) Betimleme (Tasvir) Paragrafı
4) Çözümleme (Tahlil) Paragrafı
5) Açıklama Paragrafı
6) Tartışma Paragrafı
7) Düşsel (Fantastik) Paragraf
8) Mizahi Paragraf Paragrafın Unsurları Konu Paragrafta
Plan: Giriş
Gelişme
Sonuç Örnekler Paragraf Planı Paragraf Türleri Bir yazının anlam bütünlüğü taşıyan, aynı duygu ve düşünceyi açıklayan, bir olayı aktaran cümlelerden oluşan bölümlerine paragraf denir. Reklamlar:) Zeynep Büşra Er / blog.aiesec.org.tr Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Ana düşünce Yardımcı düşünceler cümlelerinden
oluşur. ana fikir, amaç, konu Hüküm; benzerlikler, zıtlıklar ve örneklerle geliştirilir. Duygu veya düşünce vurgulanır. Genelde tek tümce. Ana fikir desteklenir/ayrıntı verilir.
Düşünceyi geliştirme yolları (örneklendirme, açıklama, karşılaştırma, tanık gösterme vb. ) (Giriş) Genç yazarlarımızın çoğu, özen düzen düşünmeksizin, kalemle­rinin ucuna nasıl gelirse öylece yazıverip gidiyorlar. (Gelişme) Yazdıklarını önemli bulmuyorlar, bir günde unutulup geçeceğini biliyorlar da onun için mi özenmiyorlar? Onun için mi baştan savma ile yetiniyorlar? Hayır, hemen hepsi en büyük sorunlarla uğraştıklarına, o sorunları çözümleyecek doğrula­rı bildiklerine kanmışlar. Kendi kendilerini kandırmışlar. Tuttukları yolun bütün bir ülkeyi, ondan da öte, kişioğlunu kurtaracağına inanıyorlar. Getirdikleri, yaymak istedikleri doğruların yüceliği yanında biçim güzelliği, deyişin akıcılığı, bir sözün yerinde kullanılması nedir ki? (Sonuç) Öyle küçük şeylere bakar mı, öyle küçük şeyler üzerinde durur mu hiç onlar?
Nurullah Ataç - Bizimkiler! Bizimkiler!
diye bağırarak uyandı. Doğruldu. Üstündeki kertenkeleler kaçıştılar. Limana baktı. Hakikaten, kalenin karşısına bir donanma gelmişti. Kadırgaların, yelkenlerin, küreklerin biçimine dikkat etti. Sarardı. Gözlerini açtı. Kalbi hızla çarpmağa başladı. Ellerini göğsüne koydu. Bunlar Türk gemileriydi. Kenara yanaşıyorlardı. Gözlerine inanamadı. "Acaba rüyam devam mı ediyor?" şüphesine düştü. Fakat, uyanıkken rüya görülür müydü? Kanaat getirmek için elini ısırdı. Yerden sivri bir taş parçası aldı. Alnına vurdu. Evet, işte hissediyordu. Uyanıktı. Gördüğü rüya değildi. O uyurken, donanma, burnun arkasından birdenbire ortaya çıkmış olacaktı. Sevinçten, hayretten dizlerinin bağı çözüldü. Hemen çöktü. Kenara çıkan bölükler, ellerinde al bayrak, kalenin etrafına doğru ilerliyorlardı. Birden kemikleri çatır-dadı. Badem ağaçlarının çiçekli gölgeleriyle örtülen yoldan yürüdü. Kenara doğru koştu, koştu... Karaya çıkan askerler, ak sakallı bir ihtiyarın kendilerine doğru koştuğunu görünce:
- Dur!
diye bağırdılar, İhtiyar durmadı; bağırdı: -Ben Türk'üm, oğullar, ben Türk'üm!
(Ömer Seyfettin, Forsa) Eskiden dağlara işe yaramaz yerler olarak bakılırmış. Türkiye'nin büyük bir kısmı dağlarla kaplıdır. Fakat dağlar da, bakılırsa bir gıda ve servet deposu hâline getirilebilir. Tabiat kendiliğinden dağları, ormanlar ve hayvanlarla süslemiştir. Dağlarda yaşayan vatandaşlarımız, kendi bildiklerine göre orman ve hayvancılıktan geçimlerini sağlamaktadırlar. İlim, bitki ve hayvanların da verimlerini arttırmanın yolunu bulmuştur. Türkiye'nin dağları bilgi ve kültür yoluyla, milyonlarca insanın çalışacağı ve mesut olacağı yerler hâline getirilebilir.
(Mehmet Kaplan, Kültür ve Dil) Kış, Haliç etrafında, İstanbul'dakinden daha sert, daha sisli olur. Bozuk kaldırımların üzerinde buz tutmuş çamur parçalarını kırarak erkenden işe gidenler, mektep hocaları, celepler ve kasaplar ve bazen fakir mektep talebeleri, kocaman fabrika duvarına sırtını verirler; üstüne rüyalarının mabadi serpilmiş salepten yudum yudum içerlerdi.
(Sait Faik Abasıyanık, Semaver). Selim birdenbire durdu. Boşuna konuştuğu kanaatına varmış ve her zaman olduğu gibi melankolisine gömülmüştü. Artık konuşmuyor, baktığını görmüyor, söylenenleri işitmiyordu. Beyni iki nokta arasında gidip geliyordu. Leylâ ve Güntülü... Leylâ'yı niçin düşündüğünü bilmiyordu. Güntülü'nün gözlerini, bu gözleri nerede gördüğünü düşünüyordu. Bu gözler Selim Pusat'a bir şeyler söylüyor, bir şeyler hatırlatıyordu. Üzücü olan şey bu söyleyiş ve hatırlansın açık ve aydınlık değil de sisli ve dumanlı olmasıydı. Bir ara, acaba kızın güzelliğinin tesiri altında mı kaldım diye düşündü ve üçünü de dikkatle süzdü. Hayır, hayır!... Öyle olsa ilk önce Aydolu'nun tesirinde kalması icâb ederdi. Çünkü bu kızın o kadar çarpıcı güzelliği, yüzünün o kadar düzgün çizgileri vardı ki, onu beğenmeyecek, tesirinde kalamayacak erkek düşünülemezdi. Ya Nurkan? Onda çarpıcı değil, işleyici bir güzellik gözleri kamaştırıyor, insan ona baktıkça daha güzel buluyor, güzel buldukça tesiri altında kalıyordu.
(Nihal Atsız, Ruh Adam) Şinasi, Tanzimat Döneminin en önemli şair ve yazarlarından biridir. Agâh Efendi ile birlikte ülkemizin ilk özel gazetesi Tercüman-ı Ahval’i, ardından tek başına Tasvir-i Efkâr gazetesini çıkarmıştır. Fransızcadan ilk şiir çevirilerini yapmış, ilk yerli oyunumuz Şair Evlenmesi’ni yazmıştır. Sanatçı, edebiyatımızda ilk makaleyi yazmış, nesirde bağ-fiillerle uzayıp giden cümleyi süsten kurtarıp düşünceyi ve anlaşılmayı ön plana almıştır. “Eğitimin tam gün mü yarım gün mü olması daha faydalıdır?” sorusu son dönemlerde sık sık tartışılıyor. Bazı eğitimciler “Eğitim tam gün olmalıdır!” deyip geçiyor. Oysa böyle diyerek işin içinden sıyrılamayız. Hele konu geleceğimiz olan çocuklarımız ise… Bence çocuklarımız tam gün eğitim yüzünden zamanının büyük bölümünü okullarda geçiriyor. Böyle olunca da dinlenmeye, eğlenmeye, kitap okumaya, ödev hazırlamaya, uykuya yeterince zaman ayıramıyor. Tam gün eğitim gören öğrenciler eve yorgun geliyor, dinlenemeden tekrar okula dönüyorlar. Oysa yarım gün eğitim gören öğrencilerimiz, eğitim faaliyetlerine daha istekli katılıyor ve daha başarılı oluyor. Bu durum da tam gün eğitimin öğrencilerin verimini oldukça düşürdüğünü göstermektedir. Öğrencilerin öğleye kadar eğitim görüp öğleden sonra da spor, resim, müzik, el sanatları, tiyatro, okuma, yazma gibi etkinliklerin içinde olması gerektiğini ortaya koymuştur. Kitapçı düzenlediği senetleri "Birinci Kadın"a uzatır, sırıtarak alır kendisine ikram edilen suyu. Bir dikişte içtikten sonra, "Ne tatlıymış, hiç böyle su içmemiştim ben." der. Sözü biter bitmez de boncuk boncuk terlemeye başlar, titrer. Enine boyuna küçülmeye başlar büyük bir hızla. Şimdi sokak kapısının önünde, bir hamam böceğinin boyutlarına inmiştir. "İkinci Kadın" avucuna alır kitapçıyı, hızla oturma odasına seğirtir ve adamı iki kalın ansiklopedinin arasına koyar. Kalabalık bir akşam yemeği sonrasında, kendisine bir konuşma yapması için ricada bulunulan büyüklerden biri, kalkıp yemekleri övmeye başlamış ve konuşmasını da uzatmış Bir ara: "Bu güzel sofrada, eğer bir lokma daha yeseydim bu konuşmayı yapamayacaktım." deyince, Aziz Nesin seslenmiş: "Efendiye bir tabak daha verebilir miyiz?"
Full transcript