Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

No description
by

HANDE KUZU

on 17 March 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

Türkiye'nin Üyelik Süreci
Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)'na kuruluşundan hemen sonra tam üye olmak isteği ile Temmuz 1959'da başvuruda bulunmuştur. AET tarafından Türkiye’nin tam üyelik talebi, Türkiye'nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığı gerekçesiyle geri çevrilmiş ancak, tam üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanması önerilmiştir.
Türkiye’nin AB ile ilişkileri esasen , Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren
Ankara Anlaşması
’nın temelini oluşturduğu ortaklık rejimi çerçevesinde başlamıştır.
70'li Yıllar
Geçiş Döneminin başlamasıyla birlikte, Türkiye’de tarım ürünlerindeki avantajlarının azalmasından, sanayi ürünlerindeki yükümlülüklerinin ise artmasından yakınılmıştır.
Topluluğun genişlemesi ve Avrupa Serbest Ticaret Alanı’nın kurulmasından kaynaklanan sorunlar doğmuş, öte yandan
gelişmekte olan ülkelerin mamul ve yarı-mamul mallarının gümrüksüz olarak Topluluk pazarlarına girmelerini sağlayan ‘
Genelleştirilmiş Preferanslar Sistemi’
ve tekstil ürünlerindeki kısıtlamalar da Türkiye ekonomisini olumsuz etkilemiştir.
Topluluğun, Akdeniz ülkelerinin sınai ürünlerinin gümrüksüz olarak Topluluk pazarlarına girmesini sağlayan ve tarım ürünlerine de ayrıcalıklar tanıyan ‘Akdeniz Politikası’ tarım ürünlerinde Türkiye’nin rekabet avantajlarının azalmasına neden
Tüm bunlara ek olarak, 1976 ile 1986 yılları arasında kademeli olarak gerçekleşmesi gereken işçilerin serbest dolaşımı bir türlü hayata geçirilememiş, aksine
1974 yılında petrol krizinden sonra Batı Avrupa’da yaygınlaşan işsizlik, yabancı işçi alımının durdurulmasına ve bir bölümünün ülkelerine geri gönderilmelerine yol açmıştır.
1980 yılında Batı Almanya, Benelüks ülkeleri ve Fransa’nın Türk vatandaşlarına vize uygulamaya başlaması soruna yeni bir boyut eklemiştir.
80'ler
12 Eylül 1980 askeri darbesi Türkiye – AT ilişkilerinde siyasal yönden en sorunlu dönemin başlangıcıdır.
1981 yılının sonbaharından itibaren Topluluğun Türkiye’ye karşı olumsuz tutumu belirginleşmiş, Avrupa Parlamentosu (AP), 22 Ocak 1982’de aldığı bir kararla Katma Protokol kararlarının AP kanadının iptal edildiğini açıklamış, Komisyon ve Konsey’e de,
Türkiye’de insan hakları ve demokratik özgürlüklersağlanana dek, mali yardımın askıya alınması
tavsiye etmiştir.
Böylece, ilişkilerde siyasi karar ve beklentilerin ön plana çıktığı, etkileri günümüze değin süren son derece zorlu bir dönemece daha girilmiştir.
1986'da Türkiye - AET Ortaklık Konseyi yeniden toplandı. Böylece 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren dondurulmuş bulunan Türkiye-AET ilişkilerinin canlandırılması süreci başladı.
Neden AB Üyeligi? Stratejik Gerekçeler ve Ölçek Sorunu
Dar çerçeveden baktığımızda; AB üyeliğini, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal tüm sorunlarının çözümü veya üyelik ile beraber kazanılacak olan Avrupalı (Batılı) kimliği olarak görebiliriz.
Ancak AB üyeliğini bütün olarak değerlendirebilenler için, AB’ye işsizlikten demokratikleşmeye kadar her türlü sorunun çözümü olarak bakmak yalnızca duygusal bir yaklaşımdır.
AB üyeliği Türkiye’nin sorunlarına tam anlamıyla çözüm olamaz;ancak hafifletebilir. Türkiye’nin sorunlarının çözümü kendi toplumunun elindedir.
AB üyeliği Türkiye’nin sorunlarına çözüm olamayacaktır belki ama Türkiye’nin sorunlarının çözülmesi, AB üyeliği yolunda önemli bir adım olacaktır.
Geniş açıdan baktığımızda ise AB üyeliğinin Türkiye’ye sağlayacağı asıl avantaj,
siyasal anlamda ölçek büyütme
olacaktır.
Ülkelerin potansiyellerine bakarak kimlerin bölgesel ve küresel güçler olabileceğini söyleyebiliriz. Örneğin geniş coğrafyası, doğal kaynakları ve büyük nüfuslarıyla ABD, Rusya, Çin ve Hindistan’ın küresel roller oynayabileceğini öngörebiliriz.
Türkiye gibi ülkeler ise coğrafi büyüklükleri, doğal kaynakları ve insan gücü potansiyeliyle ancak yerel ya da bölgesel güç olabilir. Küresel güç olma potansiyeli taşımaz.
Aslında bu durum İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupalılar için de geçerliydi
.
AB
TÜRKİYE
BÜTÜNLEŞME
AB - TÜRKİYE İLİŞKİLERİ
THANK YOU!
HANDE KUZU
Peki Siyasal anlamda ölçek büyütmeden kasıt nedir?
Uluslararası ilişkilerde her ülke mümkünse önce bölgesel güç, sonra da küresel güç olma hedefi taşır. Bunu da etki alanını genişleterek başarabilir yani siyasal anlamda ölçeğini büyüterek.

Öyle ki, dönemin Alman Şansölyesi Konrad Adenauer 1956’da bu durumla ilgili şöyle demiştir:

‘’  Fransa ve İngiltere, Birleşik Devletler (ABD) ve Sovyetler Birliği ile kıyaslandığında hiçbir zaman büyük devlet sayılmayacak. Almanya da öyle. Onlar için dünyada belirleyici bir rol oynamanın tek yolu kalıyor ki, bu da tek Avrupa’yı kurmak için birleşmektir. ‘’
Çünkü Avrupa’daki ülkelerin hiçbirinin ölçeği, 21. yüzyılda dünya çapında rol oynamaya yetecek büyüklükte değildi. Aynı şeyi AB’ye üyelik sürecindeki Türkiye için de söyleyebiliriz.
Bugün Türkiye’nin bölgesel güç olma çabaları ve yürütmeye çalıştığı Suriye politikası, küresel güçlerin onayını alamadığı için sekteye uğramaktadır.
1950 ve 60’lı yıllar arasında başlayan ve Avrupalılara yeniden küresel roller oynama olanağı veren süreç, bugünkü AB’nin oluşumudur. Bu oluşum, Türkiye’ye kendi imkanlarıyla başaramayacağı küresel güç olma fırsatını sumaktadır.
İşte bu yüzden AB üyeliği Türkiye için çok önemlidir
.

ANKARA ANLAŞMASI AB-TR BÜTÜNLEŞMESİ İÇİN 3 DÖNEM ÖNGÖRMÜŞTÜR:

Hazırlık Dönemi:
Anlaşmaya göre 5 yıl olarak öngörülen fakat görüşmelerin uzaması nedeniyle 8 yıl sürerek 1 Aralık 1964 – 31 Aralık 1972 tarihleri arasını kapsayan bu dönemde, Topluluk üstleneceği tek taraflı yükümlülüklerle Türk ekonomisini güçlendirmeyi ve Gümrük Birliği’ne geçişe hazır duruma getirmeyi taahhüt etmiştir.
Geçiş Dönemi:

1 Ocak 1973’te Katma Protokol’ün yürürlüğe girmesiyle başlayan bu dönemde taraflar karşılıklı ve dengeli yükümlülükler esasına dayanarak, sanayi ürünleri ticaretinde Gümrük Birliği’nin kurulmasını hedeflemişlerdir
Son Dönem:
Türkiye ile AET arasındaki ortaklık ilişkisindeki son dönem Ankara Anlaşması’nın 5. maddesinde şu şekilde vurgulanır: “Son dönem gümrük birliğine dayanır ve Akit Tarafların ekonomi politikaları arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesini gerektirir.”
Hukuk sisteminin ve ekonomi politikalarının birbirine yakınlaştırılmasının planlandığı bu süreç hala devam etmektedir.
ANKARA ANLAŞMASIYLA AYRICA;

Ortaklık Konseyi

Ortaklık Komitesi

Türkiye – AT Karma Parlamento Komisyonu
AB - TÜRKIYE ARASINDAKI FARKLAR
1978 yılında iktidarda bulunan Ecevit hükümeti, ortaya çıkan rahatsızlıkları gidermek ve Toplulukla iliskilerde yeni bir düzenleme saglamak amacıyla Türkiye’nin yükümlülüklerinin 5 yıl süreyle dondurulmasını önermistir.
78'de Katma Protokolden Kaynaklanan Yükümlülükler Askıya Alındı !
TAM ÜYELIK BASVURUSU
1974 Kıbrıs Barış Harekatının işgal olarak
değerlendirilmesiyle AB - TR arasındaki ilişki giderek kötüleşmiştir.
1987’de Topluluğa tam üyelik başvurusunda bulunmuş fakat topluluk o dönemde Türkiye'nin üyeliğinden çok büyük bir pazar olarak gördüğü Doğu Avrupa Ülkelerinin üyeliği ile ilgiliydi.
Gümrük Birliğine giden yolda ilerlenmesi görüşüyle birlikte 1990'da tam üyelik komisyon kararıyla reddedilmiştir.

GÜMRÜK BIRLIGI
Ortaklık Konseyi'nin 6 Mart 1995 tarihinde yapılan 36. toplantısında alınan "Gümrük Birliği Kararı" Gümrük Birliği'nin son döneminin uygulamaya konulmasına ilişkin koşulları belirlemektedir.
Böylece, Katma Protokol'de öngörülen 22 yıllık Geçiş Dönemi, 1996'da son bulmuş ve Türkiye'nin AB'ye katılımı yolunda "Son Dönem"e girilmiştir.
LÜKSEMBURG ZIRVESI
Gümrük Birliğinin neden olduğu olumlu hava 1997'de Lüksemburg Zirvesiyle dağılmıştır.
Avrupa Birliği'nin Lüksemburg'ta gerçekleştirdiği devlet ve hükümet başkanları zirvesi sonucunda Çek Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovenya, Romanya, Bulgaristan, Litvanya, Letonya, Estonya ve Kıbrıs Rum Yönetimi tam üyelik için aday ülkeler olarak belirlenmiştir.
Türkiye ise aday ülkeler arasında gösterilmemiştir. Luksemburg Zirvesi'nde Kıbrıs ve Ege konusunda Türkiye'nin kabul etmeyeceği kararlar alınması, Türkiye'nin ab ile tüm siyasi ilişkileri kesmesine neden olmuştur.
Helsinki Zirvesi
1999'da Almanya ve Fransa'da değişen iktidarlarla birlikte Avrupa'da siyasi atmosfer Türkiye'nin lehine dönmüştür.
Ve Türkiye Avrupa Birliğinin 13. adayı olarak belirlenmiştir.
Komisyon Katılım Müzakereleri Sürecini Nasıl Tanımlıyor?
Her aday ülkenin AB müktesebatını ne kadar sürede kabul edip, yürürlüğe koyacağının ve de etkili bir şekilde uygulayacağının belirlendiği süreç
Klasik müzakerelerden çok farklı, manevra alanı çok dar
Aday ülke AB müktesebatının tümünü benimsemek ve uygulamak için gerekli kurumsal yapılanmayı oluşturmak zorundadır.(1995 Madrid Zirvesi)
Müzakere edilen tek husus, uygulama takvimidir
Katılım Müzakerelerinin Asamaları
Müzakere Kararı (17 Aralık 2004-Brüksel Zirvesi )
Hükümetlerarası Konferans (HAK-Üye Devletler ve Türkiye Dışişleri Bakanları: 3 Ekim 2005-MÇB)
Tarama (Avrupa Komisyonu ve Türkiye bürokratlar-Fiili Tarama 20 Ekim 2005-Bilim Araştırma)
Müzakerelerin fiilen başlatılması
Müzakere başlıklarının geçici ve nihai olarak kapatılması.
Katılım Antlaşmasının imzalanması
Katılım Antlaşmasının Aday ve Üye Ülkelerde iç onay sürecine tabi olması
Üyeligin Teknik Anlamda Sartları?
Kopenhag Kriterleri:
Siyasi Kriterler:

“demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ile azınlıkların korunması ve saygı görmesini teminat altına alan kurumların istikrarı”
Ekonomik Kriterler:
“işleyen bir pazar ekonomisinin varlığı”
“AB içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleri ile rekabet edebilme yeteneğine sahip olunması”
AB Üyelik Yükümlülüklerini Üstlenebilme Yeteneği:
“AB müktesebatının üstlenilmesi, ülke hukukunun bir parçası haline getirilmesi ve yeterli hukuki ve idari yapılar vasıtasıyla uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir”
Siyasi Anlamda Yasanan Zorluklar?
Yaklaşık 50 yıllık geçmişe sahip olan ve her zaman inişli çıkışlı bir seyir izleyen Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri, müzakere sürecinin ilerleyişi açısından bakıldığında farklı bir döneme girmiş bulunmaktadır.
Türkiye’nin 2005 yılında tarama toplantılarıyla başlayan müzakere süreci, çeşitli siyasi engeller nedeniyle önemli ölçüde yavaşlamış ve durma noktasına gelmiştir.
Hâlihazırda 35 fasıldan 18’i siyasi nitelikli engellemeler nedeniyle bloke edilmiş durumdadır.
Siyasi anlamda zorluklar?
1-
Ek Protokol

2-
GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi)

3-
Bazı üye ülkelerin Türkiye’nin üyeliğine olumsuz bakışları ve siyasi blokajları
Türkiye bu süreçte neler yaptı/
yapıyor/yapmalı?
2001 yılından bu yana devam eden çalışmalar sonucunda Kopenhag Siyasi Kriterlerine uyum amacıyla son Anayasa Değişikliği de dahil olmak üzere bugüne kadar toplam 3 Anayasa Değişiklik Paketi, 8 Uyum Yasa Paketi, 1 Reform Paketi kabul edildi.
3. yargı reformu paketi Temmuz 2012
Yeni Anayasa Çalışmaları
İzleme: Reform İzleme Grubu
Kopenhag Kriterine Örnekler:
Ölüm cezası her koşulda kalktı.
Devlet Güvenlik Mahkemeleri kapatıldı.
Kadın-erkek eşitliği Anayasal güvenceye kavuştu.
TCK’nın 301. Maddesi’nde yapılan değişiklikle beraber açılan dava sayısında önemli bir azalma kaydedildi.
Farklı dil ve lehçelerde yayın ve bunların öğrenimi mümkün kılındı.
TRT farklı dil ve lehçelerde yayın yapmaya başladı.
İşkenceyle mücadele amacıyla işkence ve kötü muamele suçlarından alınan cezaların para cezasına çevrilmesinin önüne geçildi.
Müktesebat Uyumu:
2001 yılından bugüne kadar müktesebat uyumu kapsamında yaklaşık; 2000 mevzuat yayımlanmıştır.
Ekonomik Kriterler:
Türkiye’nin, Avrupa’nın 6. dünyanın ise 15. büyük ekonomisi haline gelmesi, küresel ekonomik krizden başarıyla çıkarak 2014 yılında %11,9’luk büyüme oranına ulaşmıştır.
Ticaret hacmimizin 1963 de 1 milyar dolar bile değilken, 1995 de 56 milyar dolara, 2005’de 190 milyar dolara, 2013'te 46 milyon doları aştı. Bugün Türkiye yaklaşık 20 ülke ile serbest ticaret anlaşması olan, dünyanın dört bir yanıyla ticaret yapan bir ülkedir.
Kişi başına düşen milli gelir, 1963 de 400, 1995 de 2759, 2005 de 5000, 2010 da 10.079 2014 de 10 bin 744 dolara yükselmiştir.
Müzakere Süreci
2004 Avrupa Kopmisyonu ilerleme Raporunda Türkiye'nin siyasi kriterleri yerine getirdiği düşüncesiyle müzakerelerin başlaması yönünde tavsiye.
17 aralık zirvesi çetin pazarlıklar (Kıbrıs'ı tanıma şartı.
ve nihayet 3 Ekim 2005de katılım Müzakereleri başlatıldı.
BEKLENEN
GENİŞLEME
Full transcript