Loading presentation...
Prezi is an interactive zooming presentation

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

TOPLUMA YÖN VEREN FİLOZOFLAR

cihat bilgin
by

Cihat Bilgin

on 2 December 2014

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of TOPLUMA YÖN VEREN FİLOZOFLAR

Topluma yön veren filozoflar
Cihat bilgin
115009036
İlk çağ filozofları
Orta çağ filozofları
17. yy Filozofları
18. ve 19. yy filozofları
20. yy. Filozofları
İlk çağ Filozofları
Thales
Anaximandros
Aneximenes
Pyhtagoras
Herakleitos
Parmenides
Zenon
Empedokles
Anaxsagoras
Demokritos
Sofistler
Sokrates
Platon
Aristoteles
Orta çağ Filozofları
Ockham'lı William
Thomas Aquinas
Roger Bacon
Duns Scotus
Abelard
Anselmus
Eriugena
Augustinus
17.yy Filozofları
Descartes
Pascal
Hobbes
Geulincx
Malebranche
Spinoza
Leibniz
18. yy Filozofları
Locke
Berkeley
Hume
La Mettrie
Kant
Fichte
Schelling
Rousseau
Voltaire
Montesquieu
A.Smith
Condorcet
Hegel
19.yy Filozofları
Saint Simon
Comte
K.Marx
Kierkegaard
Nietzsche
Bergson
J.Bentham
W.James
J.Dewey
Darwin
H.Spencer
Reuerbach
Bakunin
Schopenhauer
Schiller
Durkheim

20.yy Filozofları
E.Husserl
K.Popper
L.Wittgenstein
Gramsci
İrigaray
M.Heidegger
J.Habermas
Derrida
Ayn Rand
Adorno
Deleuze
Foucault
Baudrillard
Levi-Strauss
J.P.Sartre
A.Camus
A.Einstein
Simone De Beauvoir
Lyotard
Hayek

İslam Filozofları
Şehabettin Suhrever
Razi
El Kındi
İbn-i Tüfeyl
İbn-i Bacce
Gazzali
İbni Sina
Farabi
İbni Rüşd
İbni Haldun
İLK ÇAĞ FİLOZOFLARI
İlk Çağ Felsefesi
İlkçağ felsefesi, genel anlamda M.Ö.700'lerden başlayıp M.S.500'lere kadar olan dönemdeki felsefi gelişmeleri kapsamakta ve Antik Çağ felsefesi ile aynı anlamda kullanılmaktadır.
Bu anlamda felsefe, daha çok doğu felsefesi olarak bilinen felsefelerde Mısır, Mezopotamya, İran, Çin ve Hint felsefelerinde şekillenmiş, Antikçağ felsefesiyle bilinen anlamdaki felsefe geleneği başlamış olmaktadır. Buna göre, ilk çağ felsefesi denildiğinde bütün bu felsefe gelenekleri ve süreçleri dâhil olmaktadır. M.Ö.15. yüzyıl İran'ına kadar uzanmaktadır bu anlamda felsefe tarihi.
Öte yandan belli başlı felsefe tarihi kitaplarıysa, genel bir yaklaşım olarak İlk Çağ felsefesi ile Antik Çağ felsefesini aynı anlamda ele almaktadırlar. Antik Yunan, Helen ve Roma felsefesinin belli bir dönemi bu anlamda Antik Çağ felsefesi ya da ilk çağ felsefesi olarak adlandırılmaktadır ve bu adlandırma yaygın bir eğilimdir.
(cc) photo by theaucitron on Flickr
(cc) photo by theaucitron on Flickr
PLATON
M.Ö. 427-347 arasında yaşamıştır. Birçok felsefe tarihçisine göre, batı metafizik düşünüşünün kurucusudur.

Platon’un felsefesi beş ana görüşte toplanır: Devlet, idealar, bilgi, yaratılış ve ölümsüzlük.
2. İdealar ve Bilgi: Platon’a göre bilgi değişmez olanın (idea) bilgisidir ve ancak akıla kavranabilir.
ARİSTOTELES

Aristotales’e göre insan faaliyetlerinin üç yönü vardır: Sanat, ahlak, bilim.
1. Bilim: Buradan üç bilim grubu doğar.
a. Poetik (şiir), retorik (hitabet), organon (mantık)
b. Etik, ekonomi, politika
c. Fizik, meteoroloji, metafizik
2. Ahlak: Aristotales’e göre ahlakın amacı mutluluktur.
3. Sanat: Örneğin edebiyatta taklit konusu insanlar ve eylemleri olabilir. Taklit araçları ise söz, ölçü ve uyumdur. Sanatın amacı ise ahlaksaldır. Belirli duygulanımlar sağlayarak ruhu arındırmaktır.
M.Ö. 384-322 yılları arasında yaşamıştır. Platon’un öğrencilerindendir. “Lise” adı verdiği bir okul açmıştır. Burada Platon’un okulunun aksine hayat ve doğa bilimleri ağırlıktadır.
SOKRATES
M.Ö. 469-399 yılları arasında Atina’da yaşamıştır. Sokrates de Sofistler gibi Doğa Felsefesi ile değil insanla ve ahlak sorunlarıyla ilgilenmiştir.

Onun için, gerçek değer taşıyan bilgi, insanın kendi öz varlığına ilişkin olan bilgiydi. Bu yüzden “Kendini bil, tanı.” Sözünü kendine ilke edinmiştir.
Ona göre iyilik, kötülük, erdem gibi ahlaksal gerçekler kişi ve toplumlara göre değişken değerler değildir.

Sokrates ahlaklı olmakla bilmeyi bir tutar. Bunu ifade eden “Kimse bile bile kötülük yapmaz.”, “Erdem bilgidir.” Sözlerinin ona ait olduğu kabul edilir.
DEMOKRİTOS
M.Ö. 5. Yüzyılda Teos’ta yaşamıştır.

Demokritos’un düşüncesinde, mekanizm ve maddecilik egemen olan iki temel ilkedir. Bu ilkelere dayanarak Antik Çağ felsefesinin anamadde ve oluşsorularına daha sonra da ahlak felsefesine yönelir.

Doğaya ilişkin görüşlerinin temelini oluşturan temel madde atomdur. Var olanın en küçük parçaları daha küçük parçalara ayrılmayan “atom”lardır. Ona göre asıl bilgiyi bize duyularımız değil, aklımız sağlamaktadır.
PYTHAGORAS
MÖ 570 - MÖ 495 tarihleri arasında yaşamış olan İyonyalı filozof, matematikçi ve Pisagorculuk olarak bilinen akımın kurucusudur.
En iyi bilinen önermesi; adıyla anılan Pisagor önermesidir. "Sayıların babası" olarak bilinir. Pisagor ve öğrencileri her şeyin matematikle ilgili olduğuna, sayıların nihai gerçek olduğuna, matematik aracılığıyla her şeyin tahmin edilbileceğine ve ölçülebileceğine inanmışlardır.
Pisagor’un bilim ve sanata katkıları
Çarpım tablosunu ilk olarak o kullandı.
Matematik ve astronomiye katkıları olmuştur.
Ürettiği bağıntıya Pisagor bağıntısı adını vermiştir.
Pisagor,teoremi ile irrasyonel sayıları buldu.
Müziğin matematiksel oranlara indirgenebileceğini ortaya koymuş ve diatonik skalayı keşfetmiştir.
Günümüzde bazı bilim adamlarının çok sıcak baktığı “kürelerin müziği” adıyla bilinen “kürelerin armonisi” önermesini ortaya atmıştır.
Müzikle tedavi çalışmalarıyla tıbba katkıda bulunmuştur.
Bir iddiaya göre, Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve ikili bir hareket içinde olduğunu biliyordu ve bunları yalnızca inisiyelerine açıklamıştı ki, bu açıklamaları, ezoterik doktrin yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılarak bu bilgilerin kabulünde rol oynamıştır.
(3,4,5)ve(5,12,13)özel üçgenlerini bulmuştur
HERAKLEİTOS
M.Ö. 540-480 arasında Efes’te yaşamıştır. Varlıklı ve soylu bir aileden geldiği için felsefeye çokca zaman bulabilmiştir. İyonyalı doğacı filozofların okuluna bağlıdır. O da diğer doğa filozofları gibi varlık sorununa yönelmiştir.
Ona göre evrenin ana maddesi ateştir. Ancak diğer doğa filozofları ana maddeyi değişmeyen öz olarak ele aldıkları halde, Herakleitos ateşi sürekli değişmeyi anlatabilmek için ele alır.
Evrenin her an değişen bir süreç olduğu konusundaki fikirleri Sofistleri, Platon’u, Aristotales’i yani tüm diyaliktikçi* düşünürleri etkilemiştir.
PROTAGORAS
M.Ö. 481-420 yılları arasında yaşamıştır. Sofistlerin en önemli ve kurucu filozoflarındandır. Leukippos'un öğrencisi olarak yetişmiştir. Atina'da uzun süre yaşamış ve etkinliklerde bulunmuş, dinsizlikle suçlandığından dolayı kaçmak zorunda kalmış ve kaçarken boğulmuştur.
Sofist düşüncenin genel bir eğilimi olarak Protagoras Doğa felsefesine ilgi göstermez, aksine ona karşı önermelerini geliştirir.
Objektif anlamda geçerli bir bilginin olmadığı, yani genel geçer bir doğrunun olmayacağı önermesi sofist felsefenin genel düşüncesidir
İnsan aklını sorguya çekmiş, bir yandan soyut spekülasyonun önüne geçerken, bir yandan da insan aklının kendi üzerine düşünme gücünü gözler önüne sermiştir.
"İnsan her şeyin, var olan şeylerin var olduklarının ve var olmayan şeylerin var olmadıklarının, ölçüsüdür" şeklindedir.
Nitekim Protagoras'un ünlü sözü;
1. Devlet: Köle emeğine dayanan aristokratik ve totaliter bir devlettir.
3. Yaratılış ve Ölümsüzlük: Platon’a göre evreni yaratan iyi idi. Her şeyin kendisi gibi iyi olmasını istedi.
Platona göre bilgi sadece anımsamaktır. Ölümsüz olan ruh önce idealar evrenindedir. Ölümsüz ruh, ölümlü bedene girmeden önce ideaları tanımıştır, bilgi sahibidir ancak bunları eğitimle hatırlayabilir. Örneğin araştırılacak şey biliniyor ise araştırma gereksiz, bilinmiyorsa araştırma olanaksızdır.
ORTAÇAĞ FİLOZOFLARI
Tarihsel dönem itibariyle ilkçağ felsefesinin bitiminden modern düşüncenin başlangıcına kadar olan dönemi kapsar. İ.S. 2. yüzyıldan 15. yüzyıl sonlarına-16. yüzyıl başlarına, rönesansa kadar olan dönem olarak ele alınır. Bu dönemin felsefe tarihi açısından kendine özgü özellikleri vardır.
Orta Çağ felsefesi
Ortaçağ felsefesinin genel özellikleri;
Ortaçağ felsefesi, klasik batı felsefesi tarihi ekseninde bakılacak olunursa, Antikçağ felsefesinin sonlarında belirginleşmeye başlayan din yönelimli ya da dinsel içerikli felsefe tarzının gelişmesi olarak gerçekleşir.
Augustinus
Augustinus, (354-430) Hıristiyan ögretisine bütünlük kazandırmak yolunda en önemli adımları atan kişidir.

Hıristiyan dogması olarak bilinen düşüncenin temellerinde Augustinus vardır. Augustinus'un inancsızlıktan maniciliğe (manicilik), oradan şüpheciliğe ve sonra Platonculuğa gecti ve en son olarak da Hıristiyan olmaya giden yolu, kısa sürede Hıristiyanlık içinde yükselmesiyle birlikte heretik (sapkın) akımlara karşı yoğun bir mücadele ve Hıristiyanlığın birliği icin savaşımın temsilcisi olmaya dönüştü.
1033-1109 yılları arasında yaşamış olan ve Tanrı'nın varlığına ilişkin ontolojik kanıtıyla tanınan Hıristiyan filozoftur.

"İnanmak için, anlamaya çalışıyorum" değil de "Anlamak için inanıyorum" tavrının başlatıcısı olan ve inanç - akıl ilişkisi söz konusu olduğunda, akıl karşısında inanç ya da imana, bilgi karşısında da otoriteye öncelik veren Hıristiyan düşünür.
Anselmus
Başlıca filozoflar;
Bunun yanı sıra Tanrı'nın varlığı öncesiz ve sonrasız bir varlıktır. Yaradan ile yaratılan arasında varlık niteliği bakımında aşılamaz bir fark vardır.
Tarih üzerine düşüncelerini ortaya koyarken Tanrı devleti'ni temelendiren Augustinus, böylece Hıristiyan kilisesisini görevini de, bu devletin yeryüzündeki temsilcisi olma, ve Tanrı'nın sözünü bu dünyada egemen kılma olarak belirlemesinde etkili olmuştur.
John Duns Scotus
John Duns Scotus, 1265-1308 yılları arasında yaşamış olan İskoç düşünürdür.
Tümeller, ona göre, nihayet, zihnimizdeki soyut kavramlar olarak varolur.
İradeciliği benimseyen Scottus'a göre, Tanrı'yla birleşme hedefine ulaşmada en önemli rolü akıl veya zeka değil irade oynamaktadır.
Aristoteles'in mantık ve metafiziğini benimsemekle birlikte, daha çok Augustinusçu gelenek içinde yer alan filozof, İbn Rüşt'e de, Thomasçılığa da karşı çıkmıştır.
Ona göre, Tanrı, teolojinin konusuna girer. Scottus'a göre, evrendeki hareket ve değişmenin bir başlatıcısı, evrendeki varlıkların bir ilk hareket ettiricisi olmalıdır ki bu da Tanrı'dır. Tanrı zorunlu varlıktır, birdir, özü itibariyle basittir, özgür bir iradeye sahiptir.
Roger Bacon


Felsefenin görevinin insanı Tanrı'nın bilgisine götürmek ve O'nun hizmetine koşmak olduğunu dile getiren Bacon, matematiğe özel bir önem vermiş ve matematiği tüm bilimlerin anahtarı olarak kabul etmiştir.
Roger Bacon (1220 - 1292) İngiliz bilim adamı ve filozof.
"Deneysel bilim" yolunda çaba harcamış olan Bacon, çağdaş bilimin deneysel yaklaşımının tarihsel bakımdan erken olgunlaşmış bir temsilcisi olarak kabul edilir.
17. Yüzyıl Filozofları
17. yüzyıl felsefesi
17. yüzyıl felsefesi, Rönesans'ın etkisiyle ortaya çıkan gelişmelere dayanarak, Yeniçağ düşüncesinin temellerini atmak üzere ortaya çıkan felsefe eğilimidir.

Aydınlanma çağı düşüncesinin ilkeleri ve temel kavramları büyük ölçüde 17. yüzyıl felsefesinde hazırlanmıştır.
17. yüzyılda rasyonalizmin kaynağında matematik ve fizik bulunmaktadır.Bu dönem belirleyici olmuş düşünürlerde matematik ve geometriye açık bir ilgi vardır.
Descartes
Felsefeyi yöntem, bilgi ve düşünce konularında önemli sorularla geliştirmiştir. 17.yüzyıl felsefesinin çercevesini ve niteliğini doğrudan belirleyen Descartes'dir.
Descartes şüphe ile işe başlar ve şüphe edilemeyecek bir noktaya varmak üzere hareket eder.
Analiz ve sentez onun yönteminin başlıca ögeleridir.
Şüphe ile işe başlayan Descartes, artık şüphe edilemeyecek son noktaya kadar ilerler. Bu sağlam noktadan hareketle, bütün varoluşun ve gerçekliğin açıklamasına yönelinebilecektir.
Varlık hakkındaki bütün kesin bilgilerimiz, bu bilincin kendi üzerine eğilmesinden, yani düşüncenin şüphe yöntemiyle kendinde bulduğu şüphe edilemez dayanak noktasından hareketle ortaya konulabilecektir.
Modern zamanların ilk büyük sistemli düşünürü Descartes'dir ve bu nedenle bütün modern felsefi tartışmalar bir anlamda ona dönmektedir.
Pascal
Bu bakımdan insan, akılla kavranamayacak kanıtları olan gönül bilgisini de dikkate almalı ve ona kulak vermelidir.

Bir rasyonalist olmakla birlikte Pascal, akla sınır çizmektedir ve duygu, gönül ve sezgiyi devreye sokmaktadır. Bazı adamlar var ki bilimle ilerlemeye calışır o adamlar benimle ilerleyemez.
Yazar, matematikçi ve filozof özelliklerini bir arada barındıran önemli düşünürlerden birisidir.
Jansenistler arasında yetişmiş, Descartes gibi rasyonalist düşüncenin temel ilkelerine ve matematiksel yönteme bağlı kalmıştır.
Çok erken yaşta ölen Blaise Pascal, ana yapıtı "Din Hakkında Düşünceler" kitabıdır. Pascal'da derin bir din duygusu vardır.

Bu duyguyla onun rasyonalist felsefenin çercevesinin dışına çıktığını, mistisizme varan bir yön izlediğini söylemek gerekir.
Descartes felsefesinde, özellikle töz ve bilgi anlayışında mistisiszme varan bir yol sözkonusudur; dünyayı ve beni bilmek mutlak ve sonsuz töz olan Tanrı'yı bilmek olarak belirlenince, buradan mistisiszme varacak bir yol bulmanın olanağı sözkonusudur.
Hobbes
Bilimin görevi görünenden hareketle bize asıl nedenleri vermektir. Daha sonraları gelişecek olan sistemli materyalizm de önemli öncüllerini Hobbes'ta bulur.
Hobbes, 17. yüzyıl felsefecilerinin önemli isimlerinden biridir ve Descartes felsefesinden önemli ölçüde etkilenmiş olmasının yanı sıra, bu felsefeye karşı gelen ilk filozoflardan da birisidir.
Dönemin etkili matematiksel fizik yöntemini reddetmeyen, ancak her tür idealist, dinsel ya da aşkınsal düşünceleri yadsıyan bir tür deneyci görüşü geliştirmiştir.
Hobbes, her tür olayı doğal nedenlere bağlar ve bu yönde bir felsefe kurar. Buna göre tanrı ve ruhsal olan her şey de doğal bir nedendir ya da nedenlere bağlıdır.
Nicola Malebranche
Malebranche, 17. yüzyıl felsefesinde, Descartes'ten sonra Fransa'daki en büyük filozoflardan birisi olarak kabul edilir. Bu yüzyıl filozoflarının genelinde olduğu gibi Malebranche'nin felsefi çıkış noktası da Descartes felsefesinde temelendirilen töz kavramı olmuştur.
Spinoza
Spinoza'da Descartes felsefesinin özgün izleyicilerinden biri olmuştur. Malebranche gibi onun da rasyonalizmi ve mistisizmi birlestirmeye yönelik bir çabası olduğu bilinmektedir.
Spinoza'nin temel ilkesi "Tanrı sevgisi" olarak belirtiği şeydir. Rasyonalizm bu sevgiye giden yolda kullanılan bir yöntem ve teorik araçtır.
18. Yy Filozofları
Aydınlanma Çağı olarak adlandırılan tarihsel dönem, Aydınlanma felsefesinin 18. yüzyılda doğup benimsenmeye başladığı dönemdir.
Aydınlanmaya yol açan başlıca düşünsel gelişmeler Rönesans ve Reform hareketleridir. Aydınlanmanın ilk temsilcileri olarak genellikle Rene Descartes ve Gottfried Wilhelm Leibniz kabul edilir.
18. yy Felsefesi
Aydınlanma felsefesi ya da 18. yüzyıl felsefeleri genel olarak insanın kendi yaşamını düzenlemesini yeniden gündeme almış, hem düşüncenin hem toplumsal yaşamın köklü değişimlere uğrayacağı bir sürecin fikirsel/felsefi başlatıcısı olmuştur.
Doğuşunda ve Gelişmesinde belirleyici Bazı İsimler
Isaac Newton
1687’de yayınlanan kitabı Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica, klasik mekaniğin temelini yaratmıştır ve tarihte en önemli bilimsel kitaplardan biridir.

Bu çalışmasında Newton evrensel kütle çekimini ve hareketin üç kanununu ortaya koymuş ve sonraki üç yüzyıl boyunca bu bakış açısı bilim dünyasına egemen olmuştur.
Newton ilk yansıtmalı teleskobu geliştirmiş, beyaz ışığın bir prizmaya tutulduğunda farklı renklerden bir tayf yaratması gözlemi sonucu bir renk kuramı oluşturmuştur.
Newton bilim adamları tarafından tarihin en etkili insanlarından biri kabul edilmektedir.
Bilimsel çalışmaları;
Matematik
Leibniz ile kalkülüs tartışması
Mekanik
Kütle çekimi
Newton mekaniği
Newton hareket yasaları
Optik
Tanrı yerine akıl
Kilise yerine okul
Galileo hem yüzyıllardır hakim olan Aristoteles akımından, hem de Kutsal Kitap'tan şüphe duyarak Orta Çağ'daki bilim anlayışında devrim yaratmıştır.

İtalya'nın Pisa kentinde dünyaya gelen Galileo, ilk önce tıp eğitimine başlamış, sonra ilgisi matematik ve felsefeye dönmüştür.
25 yaşında Matematik profesörü olan Galileo, genç yaşlarından itibaren hareket hakkında kendi başına deneyler yapmaya başlamıştır.

1609'da yapılmış basit bir teleskoptan ilham alarak daha üstün teleskoplar geliştirmiş ve uzay hakkında daha önce hiç yapılamamış gözlemler yapmıştır.
Galileo, modern gözlemsel astronominin, modern fiziğin,bilimin,ve modern bilimin atası olarak tanımlanmaktadır.
Galileo Galilei
David Hume
(d. 26 Nisan 1711 – ö. 25 Ağustos 1776). İskoç filozof, ekonomist ve tarihçi.

İnsan zihninde olup bitenleri Newton'un deneysel yöntemini uygulayarak, yeni bir insan bilimi kurmayı ve geliştirmeyi öneren Hume, tüm iyi niyetine ve yüksek amaçlarına rağmen, İngiliz empirizminin temel tezlerini koruduğu için son çözümlemede kuşkuculuğa düşmekten kurtulamamıştır.
Immanuel Kant
22 Nisan 1724 – 12 Şubat 1804 (Königsberg) tarihleri arasında yaşamış olan Alman filozofu.

O, felsefedeki ilk ve temel misyonunun bilimi temellendirmek, daha sonra da ahlakın ve dinin rasyonelliğini savunmak olduğuna inanmıştır.
Modern felsefenin gelişim seyrine uygun olarak bilgi kuramını ön plana çıkartmıştır. Bilim yansızdır ve nesneldir.
Nicolaus Copernicus
19 Şubat 1473 yılında Torun'da (Polonya) doğan Kopernik, çeşitli yerlerde okuyup uzmanlaştıktan sonra amansız bir hastalığa yakalandı ve tedavi olmaya başladı.
Kopernik, dünyanın ve diğer gezegenlerin güneş etrafında döndükleri kuralını açıklamıştır. Heliosentrik (helios=gr. gunes) teori bugün Kopernik teorisi olarak da adlandırılır.
O dönemin Hıristiyan din adamlarına göre İsa Mesih güneşe sabit durması için emir vermişti ve güneş de sabit durmaktaydı.
Yeni astronominin kurucusu kabul edilen Kopernik, ileri sürdüğü fikirleri ancak ömrünün sonlarında açıklayabilmiştir.
Voltaire
François Marie Arouet (21 Kasım 1694 - 30 Mayıs 1778), Fransız yazar ve filozof. Daha çok mahlası Voltaire olarak tanınmıştır.

Fransız devrimi ve Aydınlanma hareketine büyük katkısı olmuştur.
Eserlerinde Kilise dogmaları ve döneminin Fransız müesseselerini yoğun olarak hicvetmiştir. Zamanın en etkili isimlerinden biri olarak tanınır.
Voltaire ateizmi ve ateistleri eleştirir.
En iyi yönetim biçimi 'aydın' bir monarşi veya 'aydın mutlakiyet'i savunurdu.
Voltaire'nin düşünce tarihi açısından önemli biri sayılır. Zaten tarihsel planda çok büyük önem taşıyan Fransız Devrimi'nin de babası sayılmıştır.
19. yüzyıl felsefesi
19. yüzyıl filozofları


19. yüzyıl tarihsel bakımdan siyasal ideolojilerin öne çıktığı bir dönem olarak ortaya çıkmıştır.

Sosyalist düşünce ve onun felsefi kökleri bu dönemde belirginlik kazanmış, öte yandan Liberalizm ve onun felsefi kökleri belirginleşmiştir.
19. yüzyıl felsefesi öncelikli olarak Alman felsefesinde romantizmin ve idealizmin zirveye ulaştığı bir dönemdir. Aynı şekilde materyalizmin de yeni bir derinlik kazandığı ve öne çıktığı görülür.

Fransız felsefesinde bir yanda pozitivizmin belirginleştiği görülür.
Felsefenin içinde siyasal teoriler ve sosyoloji gibi bir disiplin çıkmıştır.
Önemli akımlar

İdealizm
Pozitivizm
Materyalizm
Yeni-Kantcılık
Yeni-Hegelcilik
Pragmatizm
Yaşam felsefesi
Yorumsamacılık
Auguste Comte
Isidore Marie Auguste François Xavier Comte, kısaca Auguste Comte (d. 19 Ocak 1798 - ö. 5 Eylül 1857), Fransız sosyolog, matematikçi ve filozoftur. Sosyolojinin babası olarak tanımlanabilir.
Ayrıca felsefede pozitif düşünce üzerine de çalışıyordu. Daha sonraları fizik, gökbilim ve kimya ile de uğraştı. Ayrıca Comte yaşadığı çağda altı bilimden sözetmiştir: Fizik, Matematik, Kimya, Biyoloji, Sosyoloji ve Astronomi'dir. Sosyolojiyi bunların üstünde görmüştür.
Comte evrimcidir. Tarihi bir ilerleme süreci olarak görür yani iyimserdir. Comte' un üç hal ya da üç durum yasası vardır.

Bunlar:

a) Teolojik ya da hayalî hal,
b) Metafizik ya da soyut hal,
c) Pozitivist ya da bilimsel haldir.
Comte'e göre aile, din, devlet toplumun temel müesseseleridir. İnsan düşüncesinin hareket noktasında din bulunmaktadır.
Charles Darwin
Charles Robert Darwin (d. 12 Şubat 1809 – ö. 19 Nisan 1882), İngiliz biyolog ve doğa tarihçisi.
İnsan dahil tüm canlı türlerinin doğal seçilim yoluyla bir ya da birkaç ortak atadan evrildiğini öne sürmüş ve o günün şartlarına göre bu teoriyi destekleyen pek çok kanıt sunmuştur.
Darwin'in fikirleri üzerine inşa edilen modern evrim teorisi, bugün biyoloji biliminin temeli ve birleştirici öğesidir.
Darwin bugün, John Herschel ve Isaac Newton gibi isimlerle beraber Westminster Kilisesi'nde gömülüdür
Darwin'in seyahatteyken İngiltere'ye yolladığı mektuplar, fosil örnekleri ve doldurulmuş canlılar, eski öğretmeni Henslow aracılığıyla İngiliz doğabilimcilerine aktarılıyor, Darwin'in ünü bu sayede gittikçe yayılıyordu. Beagle 2 Ekim 1836'da İngiltere'ye döndüğünde Darwin saygın bir doğabilimci olarak tanınmıştı.
Huxley Darwin'i o kadar katı bir biçimde savunuyordu ki, o günden sonra kendisine "Darwin'in buldogu" lakabı takıldı. Bu tartışmayla ilgili sıkça anlatılan bir hikâyeye göre, Wilberforce Huxley'e "maymunluğunuz büyükanne tarafından mı geliyor büyükbaba tarafından mı?" diye sorunca Huxley, "birikimini önyargı ve yalanlara hizmet etmek için kullanan kültürlü bir insan olmaktansa maymundan gelmeyi tercih edeceğini" söyledi.
Karl Marx
Karl Heinrich Marx (okunuşu: Karl Haynrih Marks) (5 Mayıs 1818 Trier - 14 Mart 1883 Londra) 19. yüzyılda yaşamış filozof, politik ekonomist ve devrimci. Komünizmin kuramsal kurucusudur.

Birçok politik ve sosyal konuda fikri olmakla beraber, en çok Komünist Manifesto'nun (1848) giriş cümlesinde özetlediği tarih analiziyle tanınır: "Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir."
Marx, bütün sınıflı toplumlarda olduğu gibi kapitalizmin de kendini yok etmeye yol açacak içsel dinamikler barındırdığına inanırdı.
Marx yaşadığı dönemde dünya çapında ünlü bir isim sayılmasa da, ölümünden kısa bir süre sonra düşünceleri dünya işçi hareketine yön vermiştir. Marksist Bolşeviklerin Rusya'da Ekim Devrimi'ni gerçekleştirmesi bunun en büyük örneğidir. 20. yüzyılda dünyada Marksist düşünce hemen hemen bütün ülkelerde taraftar bulmuştur. Marksizm, akademik ve politik çevrelerde en çok tartışılmış konulardandır.
Karl Marx, bir Prusya baronunun eğitimli kızı Jenny von Westphalen ile evlendi. Marx ve Westphalen ailelerinin istememesi yüzünden bu beraberlik önceleri saklı kaldı, daha sonra çift 19 Haziran 1843 tarihinde evlendi.
Marx'ın felsefesi

Marx'ın felsefesinin dayanak noktası insanın doğası ve toplum içindeki yeridir. Hegelci diyalektiğin yardımıyla insan doğasının değişmezliği kavramını reddeder. Burada kastedilen insan doğası, fizyolojik ihtiyaçlar değil insanın toplum içinde yarattığı hareket ve davranış biçimidir. Bunu da "tarihsel süreç" ve "doğa" kavramlarını bir arada ele alarak yapar. Sosyal koşulların davranışı belirlemesi, doğanın insanın davranışını belirlemesinden önce gelir. Ama bu insan doğasının varlığını reddetmez, yabancılaşma teorisi bunun üstüne kurulur. İnsan emeği kaçınılmaz olarak doğal bir kapasite gerektirir ama bu da insan bilincinin aktif rolüne sıkıca bağlıdır:
Tarih anlayışı


İlkel komünizm: Avcı ve toplayıcı dönemde, paylaşılan mülkiyete ve ilkel demokrasiye dayanan kooperatif aşiretler, kabileler.

Kölelik: Toplumun kabileden şehir devlete geçtiği, köleliğin, özel mülkiyetin ve aristokrasinin doğduğu, tarımın yaygın olduğu dönem.

Feodalizm: Kralın da dahil olduğu aristokrasinin yönetici sınıf haline geldiği, dinin önemli bir yer tuttuğu üçüncü dönem.

Kapitalizm: Burjuva sınıfının yönetici, proletaryanın da ezilen sınıf olduğu, parlamenter demokrasinin yaygın politik sistem, piyasa ekonomisinin işlediği ve üretim araçlarına ağırlıkla özel mülkiyetin sahip olduğu dönem.

Komünizm: İşçilerin devrim yaparak kapitalistleri kovduğu ve devletsiz, sınıfsız, mülkiyetsiz bir toplumun yarattıkları beşinci dönem.
Marx ve Engels'in çalışmaları, toplum ve tarihin kompleks analizini sunan birçok başlıktan oluşur. Karl Marx'ın görüşleri, özellikle ölümünden sonra, Marksizm genel başlığı altında incelenir ve tartışılır.
Komünist Parti Manifestosu , Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından ilk olarak 21 Şubat 1848'de yayımlanan yazıdır. Komünizmin ilk bildirgesidir. Komünist Birlik tarafından yetkilendirilen Marx ve Engels, birliğin amacını ve programını da çizer.

Komünist Manifesto, proletaryanın burjuva düzenini ve özel mülkiyeti bir devrimle ortadan kaldırarak sınıfsız bir toplum düzenini gerçekleştirmesi gerektiğini söyler. Pembe kapaklı olan baskısı Türkiye'de "komünist" sözcüğünün kullanımının sakıncalı sayıldığı dönemde pembe kitap olarak anılmıştır.
William James
John Dewey
Edmund Husserl
Sigmund Freud
Friedrich Nietzsche
William James, (d. 11 Ocak 1842 – ö. 26 Ağustos 1910) pragmatizmin kurucusu olan ABDli filozoftur. Felsefi sistemin esaslarını Pragmatizm (1907) adlı kitabında ortaya koydu. Felsefi görüşü pratiklik, faydalılık ve verimlilik kavramlarına dayanır.
James'e göre bilgi, kişilik, bilinç, gerçek düşünce gibi şeyler faydalılık, verimlilik, pratiklik ölçüsüyle değerlendirilir.
O, yararlılıkla, yalnızca bireyin maddi ihtiyaçlarının karşılanmasını değil, aynı zamanda insanın ve toplumun gelişmesine katkıda bulunan herşeyi anlatmak ister.

Bu anlamda din, James'e göre, tümüyle doğrudur ve din konusunda, dinin sonuçlarına bakarak yargıda bulunmak gerekir. O, dinin metafizik bir değere sahip olup olmadığını bilmediğini söyler. Fakat din, James'e göre, her durumda yararlı bir varsayımdır.
John Dewey, 1859-1952 yılları arasında yaşamış olan ve aletçilik olarak bilinen felsefe akımının kurucusu ünlü ABD'li filozof ve eğitim kuramcısı, Charles Sanders Peirce ve William James'ın görüşlerinin bir sentezini yapmış olan Dewey, pragmatizmi, mantıksal ve ahlaki bir analiz kuramı olarak geliştirmiştir.
Dewey’e göre düşünce insan yaşamının devamına ve insanın refahına hizmet edecek şekilde evrimleşmiş bir fonksiyondur.

Düşüncenin bilgiye dönüşebilmesi için eylemle sınanması gerekir.
Çocuk ayrıca ev yaşantısından edindiği ilgi ve aktiviteleri de birlikte getirir ki bunların tümü birlikte öğretmenin değerli sonuçlar üretmek üzere işleyeceği hammaddeyi oluşturur.

Deweyci pedagoji öğretmenleri müfredat konularının tümünü “deneyim içine yerleştirmek” gibi çetin bir göreve çağırır.
Pragmatizm ve enstrümantalizm
Bildirgede beş bölümün başlığı şunlardır;
Eğitimin ne olduğuna dair
Okulun ne olduğuna dair
Eğitimin nesnesine dair
Metodun doğasına dair
Okul ve toplumsal ilerleme
Demokrasi ve eğitim
Edmund Husserl, 8 Nisan 1859'da Moravya'da Possnitz'de doğdu 27 Nisan 1938'de Freiburg'da öldü. Berlin ve Viyana'da matematik, fizik, astronomi, felsefe eğitimi aldı.

1882'de Viyana Üniversitesi'nde matematik doktorası yaptı.

1883'ten itibaren matematiksel çözümlemeler içeren çalışmalarıyla dikkat çekti. 1901-1916 yıllarında Göttingen Üniversitesinde matematik ve felsefe dersleri verdi.
Felsefe içerisinde tüm metafizik spekülasyonlardan ve bilimci ön yargılardan sıyrılmayı arzu eden yepyeni bir başlangıç yapmaya ve bu hayli emek isteyen başlangıca uygun, pekin bir felsefe sistematiği oluşturmaya yöneldi ve fenomenoloji olarak bilinen felsefe hareketinin temellerini attı.
Her ne kadar başka filozoflarda da fenomenolojik kavrayışa ortak bir takım felsefi kaygılar görmekteysek de, özgün ve özgürleştirici bir felsefi hareket olarak fenomenoloji ilk kez Husserl tarafından, felsefeyi pekin bir inceleme yöntemi olarak kurmak amacıyla kullanıldı.

Husserl'ın fenomenolojisinde, çıkış noktası olarak hocası Franz Brentano'nun belirleyici bir rolü vardır.
Özetle, özgül bir felsefe disiplini olarak Fenomenoloji'nin kurucusu Husserl'dir. Heidegger, Merleau-Ponty ve Sartre gibi varoluşçu felsefecileri derinden etkilemiş olmanın yanı sıra, daha sonradan Foucault ve Jacques Derrida gibi yirminci yüzyılın ikinci yarısında etkilerini hissettiren felsefecilerin düşüncesinde de önemli bir rol oynayacaktır.
Sigmund Freud (Almanca söyleyişi: [ˈziːkmʊnt ˈfʁɔʏt], nüfus kaydında Sigismund Scholomo Freud) (d. 6 Mayıs 1856, Příbor, Moravya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (bugün Çek Cumhuriyeti) - ö. 23 Eylül 1939, Londra, Birleşik Krallık), psikanaliz öğretisini geliştirmiş olan Yahudi kökenli Avusturyalı nörolog. Kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren Psikoanalitik Kuram'ın kurucusudur.

1887-1902 Berlin'deki Wilhelm Fliess'le arkadaşlık ve yazışma. Freud'dun, bu dönemde, ona yazdığı ve ölümünden sonra, 1950'de yayımlanan mektupları görüşlerinin gelişimine pek çok ışık tutmuştur.

1887 Uygulamalarında hipnotik telkini kullanmaya başlar

1888 (yak) Histerinin katartik sağaltımında hipnozu kullanarak, Breuer'i izlemeye başlar. Giderek hipnozu bırakır ve onun yerine serbest çağrışımı geçirir.

1891 Afazi üzerine monografi.
1901 Günlük Yaşamın Psikopatolojisi. Bu, düşler hakkındaki kitapla birlikte, Freud'un kuramlarının, yalnızca patolojik durumlara değil normal zihinsel yaşama da uygulandığını ortaya koyar.

1905 Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme: İnsanoğlunda, cinsel içgüdünün gelişiminin, bebeklikten erişkinliğe dek ilk kez izlenişi.

1909 Freud ve Jung konferans vermek üzere ABD'ye çağırılırlar. Bir çocuğun ilk çözümlemesinin olgu öyküsü (küçük Hans beş yaşında) daha önce, erişkinlerin çözümlemesinden çıkarılmış olan sonuçların, özellikle de bebeklik cinselliği ile Oediepus ve iğdiş edilme karmaşasına ilişkin olanların desteklenmesi
.
1910 (yak) Narsisizm kuramının ilk ortaya çıkışı.

1912-13 Totem ve Tabu: Ruh çözümlemenin, antropolojik malzemeye uyarlanması.

1915 Günümüze yalnızca beş tanesi gelmiş temel kuramsal sorularla ilgili oniki metapsikolojik makaleden oluşan dizi.

1919 Narsisizm kuramının savaş nevrozlarına uygulanması. İkinci kızının ölümü.
1930 Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları. Bu, Freud'un yıkıcı iç güdüler (ki ölüm iç güdüsünün bir görünümü sayılmıştır) üzerine ilk kapsamlı çalışmasını içerir. Freud, Frankfurt kenti tarafından Goethe ödülü ile ödüllendirilir.

1933 Hitler Almanya'da güç kazanır. Freud'un kitapları Berlin'de halk önünde Naziler tarafından yakılır.

1934-8 Musa ve Tek Tanrıcılık. Freud'un yaşarken yayımlanan son kitabı.

1938 Hitler'in Avusturya'yı işgali. Freud, Londra'ya gitmek üzere, Viyana'yı terk eder.

1939 23 Eylül, Londra'da ölümü.

Nietzsche'nin felsefe öğretisi, kendi çağına tümden bir karşı çıkış olarak görülmektedir. Kendisinin bütün derdi, insanı akılcılığın kıskacından kurtarıp kendisi üzerinden düşünmesini sağlamaktır.
Friedrich Wilhelm Nietzsche (d. 15 Ekim 1844 - ö. 25 Ağustos 1900), "Güç İstenci", "Üstinsan", "Bengidönüş" gibi özgün fikirlerle tanınan varoluşçu Alman filozof.
Nietzsche, insanlara yeni değerler getirmeye çalışarak güçlü insanların egemenliğinde, çoğunluktan ibaret olan ve sürü olarak nitelendirdiği insanlıkta ilerlemenin mümkün olduğunu ileri sürmüştür.

Sürü kendini feda ederek üst insanı belirleyecektir. Nietzsche'ye göre, insanoğlu sadece kendini korumak ve yaşamak istemez aksine asıl isteği daha da güçlü olmaktır.
Din, ahlak, çağdaş kültür, felsefe ve bilim gibi konularda eleştiriler yazmıştır. Nietzsche'nin etkileri felsefede, egzistansiyalizm ve postmodernizm üzerinde olmuştur. Değerlerin göreceliğini savunmuş, "iyi" ve "kötü" kavramlarını sorgulamış, eleştirmiştir.
Felsefesi
Üstinsan
Üstinsan sözcüğünü ilk olarak teolog ve yazar Heinrich Miller, 17. yy'da yazdığı Geistlichen Erquickstunden adlı eserinde kullanmıştır.[20] Nietzsche, üstüninsanın tüm evrenin amacı ve sebebi olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre Üstüninsan insanlığın da amacıdır.
Nietzsche kendisini, üstüninsanın habercisi olarak tanıtır. Bu konuda eserinde şöyle yazmıştır
“ İnsan bir iptir ki hayvanla üstinsan arasına gerilmiştir. Uçurumun üstünde bir ip. Tehlikeli bir geçiş, tehlikeli bir yolculuk, tehlikeli bir geriye bakış, tehlikeli bir ürperiş ve duraksayış. ”
Ayrıca eşitliğe de inanmayan filozof, bunu şöyle belirtir
“ Çünkü insanlar eşit değildirler. Gerçek budur. Ve benim istediğim şeyi onlar istemezler. ”
İnsanların üstinsanı karalayacaklarını şu ifadelerle bildirir
“ İddia ederim ki benim üstinsan dediğime, siz şeytan diyeceksiniz. ”
Ona göre üstinsan sert olmalıdır
-“ Sert olunuz! ”
Halk tabakasını küçümser ve eşitliğe inanmadığını tekrar vurgular

“ Panayırda kimse üstinsanlara inanmaz. Orada konuşmak isterseniz halk tabakası göz kırpar ve "Biz hep eşitiz" der. ”
Ayrıca üstinsan hakkında şöyle der:

“ Haydi haydi, ey üstinsanlar! Ancak şimdi insan, geleceğin doğum sancısındadır. Tanrı öldü, şimdi dileriz ki üstinsan yaşasın.

Ey üstinsanlar, içten adamlar, açık kalpliler; güvensiz olun! Derinliklerinizi gizli tutun; çünkü bugün halk tabakasının günüdür. ”
"Tanrı Öldü" iddiası
"Tanrı öldü", Nietzsche'nin en popüler sözlerinden biridir.
Bengi dönüş
Nietzsche'nin bengi dönüş ve üstinsan görüşleri birbirinin tamamlayıcısı durumundadır. Nietzsche ebedi dönüş görüşü ile insanın dünyaya tekrar tekrar geleceğini savunur. Nietzsche'ye göre; "insan tüm yaşamı durmadan döndürülen bir kum saatidir".
Apollon ve Dionysos
Gerçekte iki Antik Yunan tanrısı olan Apollon ve Dionysos, Nietzsche'de anlamca yüceleştirilir ve oluşun merkezine koyulur. Sanatın bire bir oluşumu, bu iki kavrama bağlıdır.

Apollon ; Nietzsche'de anlamını "biçim"le bulur.
Dionysos ; Nietzsche'de anlamını "uyum"la bulur.
Dionysos müzik ve şarabın tanrısıdır. Yaratma eylemi, Dionysos ve Apollon'un odak noktasının yakalanması, Nietzshe'ye göre "dans etmek"tir.
Kıta felsefesinde ve analitik felsefede alternatif yollar göstermiştir. Yaşamı olumlama, bengi dönüş, anti platonizm onun felsefesinin temel taşlarıdır.

Nietzsche, erken ölümü ve hastalığı nedeniyle, "ne ahlaksal idealini, ne de trajik şiirini gerçekleştirebilmiştir.
Aforizmik üslubu

Beni öldürmeyen her şey beni güçlendirir.
Ey büyük yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı nice olurdu mutluluğun!
Bir dost kimdir? Öteki bendir.
Şiirlerindeki dış etkiler

Nietzsche, şiirlerinde;

İncil, Tevrat ve Kur'an
Sokrates
Schopenhauer ve ardılı Alman şairler
Goethe Divanı (Özellikle Çöl Kızları Arasında adlı şiirinde)
Wagner
Stendhal ve Dostoyevski'nin etkileri görülür.
Yunan trajedisindeki hitap şekilleri (özellikle Euripides, Sophokles'in yazılarındakiler) şiirlerinde de görülmektedir.
Latin yazınındaki, özellikle felsefi türdekilerden bazı kesitler, göndermeler vardır.
Homeros'un destanı İlyada ve Odessa neredeyse Nietzsche'nin şiirlerinin temel sütunudur.
Çağdaşı batı ve doğu şiirleri ile birtakım ABD'li yazarların çileci etkileri vardır.
Kilise metinleri, onun hitabet tarzını etkilemiştir.
Şiir üslubu
20. Yy Filozofları
20. yüzyıl felsefesi
20. yüzyıl felsefesi, 19. yüzyıl sonlarından başlayıp günümüze kadar gelen ve devam eden düşünce geleneklerini ve felsefi akımları kapsar.
Bu çağın düşünürlerinin çoğunluğu bir şekilde çalışmalarında çağın kuramsal sorunlarını dillendirmiş ve yanıt arayışında olmuştur.
Önemli akımlar
Analitik felsefe
Dil felsefesi
Yorumsamacılık
Yapısöküm
Varoluşçuluk
Mantıksal Pozitivizm
Nihilizm
Fenomenoloji
Yapısalcılık
Eleştirel teori
Ludwig Josef Johann Wittgenstein, (d. 26 Nisan 1889 – ö. 29 Nisan 1951). Avusturya doğumlu filozof, matematikçi.

Mantık ve dil felsefesi konularında yaptığı çalışmalarla modern felsefeye önemli katkılarda bulunmuştur. 20. yüzyılın en önemli filozoflarından sayılır.
Ludwig Wittgenstein
Jean-Paul Sartre
Simone de Beauvoir
Michel Foucault
Jacques Derrida
Geçiş dönemi
Eserin tamamlanmamış hali ilk olarak 1921’de Almanya’nın Doğa Felsefesi Dergisi Annalen’da yayımlandıktan sonra, 1922 yılında bugün de daha çok İngilizce adıyla bilinen, orijinal adı Tractatus Logico-Philosophicus’un iki dilde baskısı yayımlanmıştır.

Bu eserinin yanı sıra, iki küçük felsefi denemesi, halk okulları için oluşturduğu bir sözlüğü ve mantıksal felsefi denemeleri, Wittgenstein hayatta iken yayımlanmıştır.
Erken dönem
Wittgenstein, Tractatus’da birden çok anlamlı sözcükler gibi dilin doğal eksikliğini, dilin yapay ve mantıksal olduğu fikrini geliştirmiştir. Onun yeni dili, tıpkı mantık dilinde kullandığı gibi sembollerden oluşmuştur. Eserinin önsözünde tüm felsefi problemlerin dilin araştırılmasıyla çözülebileceğini belirtmiştir.
Wittgenstein: “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.” görüşüyle yola çıkarak, bilginin temelinde mantığın olduğunu ve bilginin sınırlarını da yine mantığın belirlediğini söyler.
Wittgenstein, mantıksal felsefi denemesinin yayımlanmasıyla felsefeye yeterince katkıda bulunduğu kanısına varmış ve daha başka alanlara yönelmiştir.
Wittgenstein bir süre özellikle evlerin iç mimarisi ve dizaynı ile ilgilenmiştir. Bunun yanı sıra heykeltıraşlıkla uğraşmış ve Viyanalı sanatçı Drobil’in tarzıyla bir büst yapmıştır. Bu tarz pratik uğraşlar, Wittgenstein’ın iş ve ilgi alanını göstermiştir.
Onun amacı, herkese ait olan toplumsal bir doğa yaratmak değildi. O, hem dünyayı daha da iyileştirmek, hem de insanın içinde bulunduğu ruhsal kurtuluşu sağlamak ve entelektüel, psikolojik saflık ve açıklık için uğraşmıştır.
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazar ve düşünür.

O, her şeyden önce bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir Entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur.
Sartre'ın Varoluşçuluğu
Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü ve daha cok da popülaritesini Sartre ile birlikte kazanmıştır.
Daha sonralari, Soren Kierkegaard tam olarak belli bir sekil verir varolusculugun anlasilmasinda. Buna göre dünyadaki insanin varolusu bir problematiktir ve felsefenin sorusturulmasi bunun üzerine yürütülmelidir.
Öte yandan varoluşçuluk belirtildigi gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür.

Varoluşçuluk Hümanizmdir'der Sartre ve bu şekilde bir metni vardır.
Varoluşçu Marksizm
Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya da Diyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için"der Sartre, "marksizm aşılamazdır".
Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir.

Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; Marksizm hümanizmdir, der Sartre.
Sartre ve Aydın tavrı
Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz.

Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergiledigi aktif aydın tavrıdır da.

Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır.
Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur". Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda Aydının tavrının da iyi bir açıklanması gibidir.
Simone Lucie-Ernestine-Marie-Bertrand de Beauvoir (/simn d bovwa/; 9 Ocak 1908 – 14 Nisan 1986) Fransız yazar ve filozof. Roman, felsefe politik ve sosyal deneme, biyografi ve otobiyografi yazarı, gazeteci.

En önemli eseri 1949’da yazdığı, kadınların gördüğü baskıların bilimsel incelenmesini yaptığı ve modern feminizmin temellerini kurduğu İkinci Cins (Le Deuxième Sexe) adlı eseri sayılabilir.
Otobiyografisinin ilk bölümünde (Bir Genç Kızın Anıları) dinine ve ülkesine bağlı ataerkil bir ailenin sorumluluklarla donatılmış kızı olarak yaşadığı dönemden bahseder. Kişiliğinin koyu katolik annesinin ve bilinemezci babasının karşıtı olarak şekillendiği söylenebilir.
Sabone’da kurs almakta olan Jean-Paul Sartre ile tanışır.
Beavuvoir’un Ecole Normele’de eğitim gördüğü yanlış ve yaygın olan bir bilgidir. Ancak bu okuldaki Sartre ve felsefe gurubundaki diğer insanlar tarafından iyi tanınmaktadır.
Kadın: Efsane ve Gerçek
Simone de Beauvoir önce Kadın: Efsane ve Gerçek adlı denemesini yazar. Bu denemesinde erkeklerin kadınları, erkekleri yanlış havalara, izlenimlere sokan gizemli “diğer”ler olarak gördüğünü iddia eder.
İkinci Cins
Yazarın bu eseri 1949’da Fransa’da yayınlanmıştır. Freudcu yönleri ağır basan feminist bir varoluşçuluk göze çarpar.

Varoluşçulukta olduğu gibi de Beauvoir temel prensip olarak var oluşun özden önce geldiğini kabul eder ve “Kadın doğulmaz kadın olunur.” prensibine ulaşır.
Ölümü ve sonrası
1981’de Sartre’ın acı dolu son yıllarını anlattığı Veda Töreni’ni (Cérémonie Des Adieux) yazar.

Kendisi de Paris’de Cimetière du Montparnasse mezarlığına Sartre’ın yanına gömülür. Mezar taşında isimleri alt alta yazılır. Ölümüden sonra ünü yayılmaya devam eder.

Sartre’ın üzerindeki etkisi her zaman görülür. Felsefe üzerine yazdığı bir çok eserde de Satre’ın varoluşçu etkisi görülebilir. Paris'te Seine Nehri üzerine yapılan bir köprüye yazarın adı verilmiştir.

Fransız filozof Michel Foucault ("Mişel Fuko" olarak okunur), 15 Ekim 1926’da Poitiers’de doğdu.
Michel Foucault, daha çok toplumdaki daimi doğruları inceleyen bir filozoftu. Nietzsche ve Heidegger’in düşüncelerinden oldukça etkilenen Foucault, çalışmalarında çoğunlukla Karl Marx ve Sigmund Freud’un fikirleriyle mücadele etti.
Toplumun genelini bir oda içerisinde gören Faucault bütün düşüncelerin,hareketlerin bu daimi doğrular çerçevesinde yahut kıskacı altında ortaya çıktığını iddia eder.
Foucault deliler üzerinde araştırmalar yapmıştır.Deliler ona göre toplumun daimi doğrularına uygun hareket edemeyen bireylerdir.
25 Haziran 1984'te Paris'te yakalandığı AIDS hastalığı nedeniyle vefat etmiştir.
Jacques Derrida, 15 Temmuz 1930 El-Biar'da, ( Cezayir ) dogdu ; 8 Ekim 2004’te Paris’te öldü. Fransız bir filozof, edebiyat eleştirmeni ve Yapısökümcülük olarak bilinen eleştirel düşünce yönteminin kurucusudur.
Yaşamı ve düşüncelerinin oluşumu
Derrida'nın etkinliği yalnızca felsefeyle sınırlı olmamıştı. Özellikle, '1960'lardan sonra yoğunlaşan siyasal konjonktür içinde ırkçılık karşıtı hareketlerde yer aldiği, Fransa'daki Cezayir'li mültecilerin haklarını desteklediği ve ayrıca Soğuk Savaş dönemi Çekoslavakya'sının muhalif hareketlerini desteklediği ve bu nedenden 1982 yılında aynı ülkede tutuklanmış olduğu bilinmektedir.
Geliştirdigi yöntem ve kavramlar edebiyat eleştirisinden sosyolojiye, kimlik sorunundan felsefeye bütün düşünsel alanlarda etkisini gösterdi ve sarsıcı sonuçlara yol açtı.
J.J.Rousseau, Friedrich Nietzsche, Andre Gide, Paul Valery, Albert Camus gibi yazarları erken dönemde okuyan Derrida, Bergson ve Sartre etkisiyle felsefe çalışmalarına yönelmiştir. Bu yönelim sonrasında, sürekli felsefenin ve düşüncenin kıyılarında dolanacak, düşünce tarihi içinde geri alınması ya da yok sayılması olanaksız müdahaleler gerçekleştirecektir.
Yapısökümcülük denilen Derridacı yöntem, yani metnin derin yapılarını ayrıştırmayı hedefleyen yöntemsel yaklaşım edebiyat kuramı, dilbilim, felsefe, hukuk, sosyoloji, kültür kuramı, mimarlik gibi disiplinler başta olmak üzere birçok alanda yeni açılımlar getirdi.
Ses-merkezcilik ve Söz-merkezcilik
Derrida’nın ses-merkezcilik’i ve söz-merkezcilik’i reddedişi de tam bu noktaya ilişkindir.

Bunların yapılarını sökerek Derrida, mevcudiyet metafiziginin örtülerini kaldırır. Idea, Tanrı, Akıl ya da Madde gibi merkezlerin başka nosyonlara dayanak olmaları sözkonusu olamaz Derrida'ya göre.

Çünkü "aşkın bir göstergenin yokluğu" sözkonusudur. Dolayısıyla, yazı karşısında ses’e ve söz’e öncelik ve ayrıcalık verilmesi de anlamsızdır.
Logos'un sökümü


Bir "merkez" ve "dışarısı" olduğu varsayımına karşı, Derrida'nin ünlü argümanı ve sav sözü şöyledir:

Metnin dışında hiçbir şey yoktur.
Bu noktada, Derrida, nın çalışmasında Logos'a yönelik temelli itirazların geliştirildiği görülür.

Batı felsefesi'nde hem söz hem de akıl anlamına gelir Logos.

Bunun sonucunda özne'nin metafizik mevcudiyet fikrinin merkezindeki konumu sona erdilir. Söz ve akıl sahibi özne artık metafizik mevcudiyetin merkezi dayanak noktası degildir.
>Her durumda evlenin. İyi bir eşiniz olursa mutlu
olursunuz. Eşiniz kötü olursa filozof olursunuz..
>Hiç yanıtlayamadığım en büyük
soru şu olagelmiştir: 'Bir kadın ne ister?
Temelde özü itibarı ile dogmatik olan din ile felsefenin beraber nasıl değerlendirilebileceği tartışmalı olsa bile, İslam dünyasında felsefe Orta çağ batı dünyasından çok daha müsamahalı karşılanmıştır.
Bunun bir nedeni İslam dininin temel esaslar dışında ferdi düşünceye serbestlik tanıması, imani esasları alenen zedelememek şartıyla düşünceye verdiği özgürlük, diğer bir nedeni de akli ilimlerin gerek siyasi otoriteler gerekse dini otoriteler tarafından sürekli desteklenmiş olmasıdır.
En belirgin filozoflar;
Farabi
Farabi ( Farsça: فارابی, Arapça: أبو نصر محمد الفاراب Abū Nasr Muhammad al-Fārāb), (d. 870 Farab - ö. 950 Şam), İslam felsefecisi. 14. yüzyıl tarihçilerinden İbn Kesir, Farabi'nin Türk filozof olduğunu belirtmektedir.
Felsefenin Müslümanlar arasında tanınmasında ve benimsenmesinde büyük görevler yapmış olan Türk filozoflarının ve siyasetbilimcilerinden Fârâbî'nin, fizik konusunda dikkatleri çeken en önemli çalışması, Boşluk Üzerine adını verdiği makalesidir.

Fârâbî'nin bu yapıtı incelendiğinde, diğer Aristotelesçiler gibi, boşluğu kabul etmediği anlaşılmaktadır.
Aristoteles fiziğinin yetersizliğine dikkat çeken Fârâbî, hem boşluğun varlığını kabul etmeyen ve hem de bu olguyu açıklayabilen yeni bir varsayım oluşturmaya çalışmıştır.
Farabi, ilimleri sınıflandırdı. Ona gelinceye kadar ilimler trivium (üçüzlü) ve quadrivium (dördüzlü) diye iki kısımda toplanıyordu.

Farabi ilimleri; fizik, matematik, metafizik ilimler diye üçe ayırdı. Onun bu metodu, Avrupalı bilginler tarafından kabul edildi.
Hava titreşimlerinden ibaret olan ses olayının ilk mantıklı izahını Farabi yaptı.

O, titreşimlerin dalga uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını deneyler yaparak tespit etti.
Farabi insanı tanımlarken “alem büyük insandır; insan küçük alemdir.” Diyerek bu iki kavramı birleştirmiştir. İnsan ahlakının temeli, ona göre bilgidir; akıl iyiyi kötüden ancak bilgiyle ayırır.
İbn-i Sina
Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi bilgi ve becerinin muhtelif alanlarında seçkinleşmiş olan, İbn Sînâ (980-1037) matematik alanında matematiksel terimlerin tanımları ve astronomi alanında ise duyarlı gözlemlerin yapılması konularıyla ilgilenmiştir.
İbn Sînâ, mekanikle de ilgilenmiş ve bazı yönlerden Aristoteles'in hareket anlayışını eleştirmiştir.
Üstelik İbn Sînâ bu isteğin sürekli olduğuna inanmaktadır; yani ona göre, ister öze âit olsun ister olmasın, bir defa kazanıldı mı artık kaybolmaz.

Bu yaklaşımıyla sonradan Newton'da son biçimine kavuşan eylemsizlik ilkesi'ne yaklaştığı anlaşılan İbn Sînâ, aynı zamanda nesnenin özelliğine göre kazandığı güdümlenmiş eğimin de değişik olacağını belirtmiştir.
İbn Sînâ, her şeyden önce bir hekimdir ve bu alandaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Tıpla ilgili birçok eser kaleme almıştır; bunlar arasında özellikle kalp-damar sistemi ile ilgili olanlar dikkat çekmektedir.
Beşkitaptan oluşan bu ansiklopedik eserin Birinci Kitab'ı, anatomi ve koruyucu hekimlik, İkinci Kitab'ı basit ilaçlar, Üçüncü Kitab'ı patoloji, Dördüncü Kitab'ı ilaçlarla ve cerrâhî yöntemlerle tedavi ve Beşinci Kitab'ı ise çeşitli ilaç terkipleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir.
El Gazali

Ebū Hāmid Muhammed ibn Muhammed el-Gazali (1058-1111), , İslam Alimi, Mutasavvıf ve Müderris. Lakabı Hüccet-ül-İslam ve Zeyüddin’dir. Genel olarak El Gazali ve İmam Gazali isimleriyle tanınmıştır.
Döneminin en büyük Din bilginlerinden biri olarak sayılan Gazali'nin düşünce görüşleri gerek kendi döneminde gerekse kendinden sonra yüzyıllar boyunca süren olumlu olumsuz önemli etkileri görüldü.
Gazali bunlara karşı sert eleştiri amacıyla altı tane eser yazmıştır. Batı düşüncesine sahip Felsefecilerle mücadelesine baktığımız zaman
Çünkü bu kişilerin Ehl-i Sünnet itikadına muhalifti. Felsefeye karşı bu bu olumsuz tutumuna karşılık Gazali'nin mantığın birçok yanını İslam Din bilimlerine sokmada önemli katkısı oldu.
Felsefi düşüncenin gelişmesini önledi.

Mantık ve münazara ilkelerini kullanmıştır.
İlime olan merakı
Gazali’ nin ilime karşı duyduğu merak, olayların hakikatini anlamaya karşı duymuş olduğu istek onu çok sayıda ilim,din ve fikri akımları araştırmasına neden oldu. Gazali hakikati bulmak isteyenlerin 4 kısıma ayrıldığını ve her birinin hakikati kendi yolunda aradığını gördü.

Bunlar; Felsefeciler, Kelamcılar, Sufiler, Batınilerdir. Hepsinin görüşlerini inceliyerek bunlardan üçü olan; Kelam, felsefe ve Batınilik yolunu kitaplarında ayrıntılarıyla anlatarak tenkit etti. Bu üç fırkanın kendisini doğru yola götüremeyeceğinin kanaatine vardı ve sufilerin yolu olan tasavvufa yönelerek hakikati bu yolda aradı.
115009036
Cihat Bilgin
1R
Kültür Tarihi
Beni Dinlediğiniz için Size Teşekkürlerimi Bir Borç Bilirim Sevgili Arkadaşlarım
Aile, 1850'li yıllarını yokluk içerisinde Londra'nın Soho semtinde bulunan üç odalı bir evde geçirdi. Marx ve Jenny'nin bu yıllarda dört tane çocuğu oldu, daha sonra Jenny üç çocuk daha doğurmuştur, fakat yedi çocuktan sadece üç tanesi hayatta kalarak ergenliğe erişebildi
Full transcript