Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

SANAT FELSEFESİ VE YARATICI DRAMA

No description
by

Merve Demir

on 20 April 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of SANAT FELSEFESİ VE YARATICI DRAMA

FELSEFE
Grekçe "philosophia"
SANAT FELSEFESİ VE YARATICI DRAMA
Topdemir (2009) felsefeyi, doğal veya
doğal olmayan her türlü varlık hakkında
düşünme, onları tanıma, anlama ve
anlamlandırma gibi etkinlikler olarak
betimler.
Felsefe anlam bakımından
bilgelik sevgisiyse, bahsi geçen sevgi o bilgiye her açıdan bakma, onu irdeleme, kökenine inme ve o bilginin kendi içimizdeki yansımasını görme gibi eylemleri de barındırır ve bu bilgi de nereden ortaya çıkmış, kim tarafından öne sürülmüş olursa olsun gizemlidir ve aydınlatılması gerekir.
Felsefe,
insanın, merakının bir sonucu
bilinmeyeni aydınlatma çabası
soru sorma sanatıdır
bilgide ayrım yapmaz
bu haliyle bilimlerden ayrı bir yerdedir.

Aritoteles "Duyularımızdan hiçbirine bilgelik olarak bakmayız. Çünkü onlar bize hiçbir şeyin nedenini, örneğin ateşin neden sıcak olduğunu söylemezler, sadece onun sıcak olduğunu söylerler"(Aristotales'ten akt. Taşkın, 2006, s. 33).

Karl Popper'a göre insanın, yaşamının her alanında veri olarak kabul ettiği şeylerin felsefi nitelikte olmasından dolayı, felsefe zorunlu bir etkinliktir (Popper'dan akt. Taşkın, 2006, s. 34). Öyleyse felsefe, büyük filozoflardan, sade vatandaşa, sanatçılardan, bilim adamlarına kadar her insanın hayatının bir köşesinde kasıtlı veya kasıtsız olarak uğraştığı bir alandır.
Uluğ Nutku'ya göre ise "Felsefe, özgün düşünmeyi öğretir, ötekilerle aynı şeyi düşünmeyi değil" (Nutku'dan akt. Veysal).

Felsefe, evrensel olduğu kadar
bireyseldir de.
Kişi farklı düşünmeye kendine göre
sorgulayıp yeni yollar bulma çabası
içinde olduğu zaman felsefeye adım
atmış olur, yoksa var olan bir şeyi
olduğu gibi öğrenerek değil.
Kimi insanlar yüzeysel olarak
sorgularken kimileri kökene inme çabasındadır. Nasıl ki sanat, din vb. olgular dayandığı felsefi görüşler varsa, hayatımızın, seçimlerimizin, ilgilerimizin ve uzak durduklarımızın da dayandığı bir görüşümüz yani bir felsefi düşüncemiz vardır ve bizi şekillendiren, bizi biz yapan da bu felsefedir.
Felsefeyi en temelde tutmak beyhude bir çaba değildir. İnşa edeceğimiz sistemin sağlamlılığı ve tutarlılığı için temelde felsefeyi koymak bu yüzdendir.
Felsefenin Diğer Disiplinlerle İlişkisi
Felsefenin nasıl ve nerede ortaya çıktığı kesin olarak bilinmese de, başlangıç noktası olarak Thales gösterilir. Bilinmezliklerle dolu Dünya'da doğa olayları, hep mitolojik bilgilerle açıklanıyordu. Thales'in maddenin arkesi olarak suyu ortaya koymasıyla, bilinmezlik usçu bir yaklaşım ile ele alınmaya başlanmıştır.
Başlangıçta tek olan felsefe,
sonraları birçok disiplini içine
alan bir kavram olmuştur ve
çeşitlilik göstermiştir. Bu çeşitlilik
de felsefede aranan veya
sorgulanan bilginin türüne göre
oluşur. Türkiye'de felsefenin
kurucu isimlerinden biri olarak kabul edilen Takiyettin Mengüşoğlu(2014)'na göre bu disiplinler problemlerin ortaya konuluşuna ve soruların soruluşuna göre ayrılır ve bu disiplinlerden bazılarını ontoloji, mantık, doğa felsefesi, dil felsefesi, felsefi antropoloji ve sanat felsefesi olarak sıralar.
SANAT VE SANAT FELSEFESİ
Sanat
Yüksek Paleolitik Çağa'a (MÖ: 40.000 -10.000) ait mağara resimleri ve küçük heykelcikler sanatın ilk ortaya çıkışı olarak kabul edilmiştir. Bu resimlerde çoğunluğu hayvan resimleri oluşturuyor. Uzmanlara göre bu resimlerin birçok yorumu olabilir. Zor şartlardan dolayı hayatta kalma çabasındaki insanın av planları, bir büyü niteliğinde, çizilen hayvanın gücünün kendisine geçeceği inancı veya sembolik bir şeye verilen zararın gerçeğine de ulaşacağı düşüncesiyle bir nevi arınma etkinliği olarak ortaya çıkmış olabileceği düşünülmektedir (Artut, 2002).
Sanat ne için vardır?
Sanat, beşerin ölümsüzlük arayışıdır.
Zihinde olanı görünür hale getirme çabasıdır.
Yoldan çıkıp; var olanlardan, öncekine benzemeyen başka bir şey yaratmak insana hastır. Bu haliyle insanı, hayvandan ayıran en önemli özelliktir.
İnsanla alakalı, en korkuncundan en naifine kadar bütün duygulardan arınma için vardır.
İnsanın; kendini, başkasını, içinde bulunduğu toplumu, dünyayı, evreni tanıması ve bunlarla beraber bilimi, tarihi, teknolojiyi en önemlisi de yaşamı sürdürebilmesi için vardır.
Sanatın tam ve ortak bir tanımının yapılamamasının nedenlerinin başında, sanat alıcılarındaki farklılık gelir (Erinç, 2011). Sanatın kişiler üzerindeki izdüşümünün farklılığı bizi çeşitliliğe götürmektedir ve böylelikle her anlamda sorgulamayla ortaya çıkan cevapların ve görüşlerin sanatın felsefesini oluşturduğunu söyleyebiliriz.
Estetik
Estetik,Grekçe aisthesis(duyum) veya aisthaneshai(duyu ile algılama)
kelimelerinden gelen duyusallığın
ortaya koyduğu bilgiye ilişkin bir bilimdir (Tunalı, 2002, s. 13). Estetik ile ilgili diğer ve
genel bir yargı ise, estetiğin güzellik
felsefesi olduğudur. Güzel veya estetik
olanla ilgili çağlar boyunca düşünceler
ortaya atılmışsa da bu kavram ilk olarak karşımıza Alexander G. Baumgarten tarafından çıkarılmıştır. Baumgarten hocası olan Christian Wolff' un sistemindeki duyu bilgisi eksikliğini kapatmak adına bu kavramla ilgilenmiş ve Aesthetica adlı eserinde bu bilimin çerçevesini belirlemiştir (Tunalı, 2002).
Estetiği güzel kavramıyla ilgilenir ve bu alanın sınırlarını çizebilmek ile güzel olanın kapsamını belirlemek aynı anlamdadır. Ayrıca, güzel değer yargısıyla ilgili her şey estetiğin araştırma alanına girer, ki bu durum da estetiğin sadece sanat ile ilgili değil doğal olan güzeli de kapsadığını gösterir(1). Bu bakımdan, estetik şemsiye bir kavramdır. Sanat felsefesi ise bu şemsiyenin altında ayrı bir disiplindir.
Sanat Felsefesi
Estetikte veya sanat felsefesinin sürekli ve en geniş olarak sorguladığı problem, sanatın ve sanat eserinin ne olduğudur ve bu sorun bazen sanatın tanımlanması olarak da adlandırılır (Kivy, 1997).

Sanatı tanımlayanlar sanatla ilgili ortaya çıkan problemlere de cevaplar getirmişlerdir. Bu bağlamda tarih boyunca sanatla uğraşanlar ve filozoflar sanata farklı bakış açısı getirmiştir. Sanat felsefesini bu ünlü kişilerin tanımladığı sanat anlayışları açısından inceleyebiliriz.
Platon ve Aristotales'in sanat anlayışı
Sanatın insanı, yaşamı ve gerçekliği yansıtan bir ayna olarak gören yasıtmacı kuramın temsilcilerinden biri Platon'dur (San, 2003). Fakat ona göre yansıtılacak olan idealar dünyasıdır. Platon'un sanat anlayışını açıklamak için onun metafizik ile ilgili görüşlerine değinmek gerekir.
Platon'a göre ruh, bildiğimiz dünyada maddeleşmeden önce idealar dünyasında yaşamaktaydı. Hakikat tarafından aydınlanmış bu dünyadan, bedene girdiğinde görüşü kararmıştı. Ruh özlemini çektiği bu idealar dünyasına ulaşabilmek için estetik deneyimden yararlanabilirdi (2).
Platon'a göre sanat, bu ulaşılması düşlenen ideaların bir taklididir. Platon'un sanatla ilgili bazı itirazları vardır.
İnsanın duygusal taraflarına seslenen, haz, öfke, coşku gibi duyguları hareketlendiren durumları ortaya çıkardığı için özellikle edebiyatı göz ardı eder ve eğer sanatçılar güdümlü olarak ve sansürlü bir biçimde eser ortaya koyarsa yaşam içerisinde yer alabilir (Moran, 2014).

Eğer sanat insanları iyiye, ideaların güzelliğine götüremiyorsa işlevsiz hatta kötüdür.
Sanatı taklit(mimesis) olarak gören bir diğer filozof Aristotales'tir. Sanatçı varlıkların özünde bulunan idealleri taklit eder. Her sanat dalı, taklidi farklı yöntemlerle gerçekleştirerek amacına ulaşır (Aristotales, 2008). Platon kadar Aristotales'te insanın akıl ve duygularla kavranan iki dünyaya sahip olduğu görüşündedir. Platon'un aksine Aristotales duygu dünyası üzerinde de durmuştur (1).
Aristotales'in sanat anlayışındaki ideali taklit etme durumunda, taklidi yapan insanın iyiliğinin veya kötülüğünün sanat yapıtında görülebileceğini öne sürer. Aristotales'in sanat anlayışında bir diğer kavram ise katarsistir. Arınma anlamına gelen bu kavram sanat olayında ortaya çıkar. Ruhu arındırdığı için sanat özünde yararlı bir etkinliktir.
Kant ve Schiller'in sanat anlayışı
Immanuel Kant, aklın algılama gücü üzerine durmuş ve estetik anlayışını da bu konu üzerinden şekillendirmiştir. Kant'a göre, tabiatta herşey bir nedensellik bağı ile birbirine bağlıdır. Var olan nesneler bu nedenselliğe ulaşmakta tek başına yeterli değildir ve işte tam da bu noktada insanın yargı gücü devreye girer.
İnsan, sahip olduğu zihinsel yetenekler sayesinde yorum yapabilir, yargıda bulunabilir ve soruların cevabına bu şekilde ulaşabilir(1). Kant, estetik anlayışında güzel ve hoş olanı ayrı ayrı ele almıştır. Gerçek sanat sadece güzellikten güç alır(Altar, 2005). Hoş olan, insanın eğilimine veya isteklerine göre değişiklik gösterebilir. Güzel olan ise, insana estetik haz yaşatan veya hoşlanma duygusunun konusu olan şeydir ve evrenseldir.
Kant'ın ortaya koyduğu bir diğer kavram ise
estetik değerin "ereksiz bir ereksellik"
taşıdığıdır(2). Burdaki ereksiz ereksellikten
kasıt güzel olanın kendi içinde bir ereğe sahip
olması, dıştan gelen bir amaç taşımaması
anlamındadır. Diğer bir anlamda güzel olan,
kendi dışındaki bir şeye bağlı olmamalıdır.

Sanatçı, dış etmenlerden bağımsız olarak özgürce ortaya koyduğu yapıtlar ile sanat olayını gerçekleştirir. Bu bağlamda sanat ile oyun arasında bir ilişki vardır. Tıpkı oyunda var olan dışa dönük olmayan amaç ve haz alma sanatta da vardır. Oyundaki özgürlük ve bağımsızlık özellikleri Kant'ın sanat anlayışında da bulunmaktadır.
Sanat ile oyun arasında ilişki kuran bir diğer düşünür de Friedrich Schiller'dir. “İnsan kelimenin tam anlamıyla söylemek gerekirse, ancak insan olduğu zaman oynar ve oyun oynadığı zaman tam insan olur” (Schiller'den akt. Tekerek).

Schiller'in bu sözünden de anlaşılacağı gibi insanın kendine dönmesi veya kendi olması oyun ile gerçekleşir. Bu sayede gerçek özgürlüğe kavuşup hayal gücünün tüm nimetlerinden yararlanabilir. Oyun bu haliyle sanatsal faaliyetlerin bir kaynağı konumundadır.
Bu durumu açıklarken insanda bulunan üç tane içtepiden bahseder. Schiller'e göre insanda bulunan içtepilerin bir tanesi duygusal-madde, diğeri de biçim iç tepisidir.
Bunlardan ilki doğa yanı, ikincisi akıl yanıdır. Bu iki içtepi birbirine karşıt güçtedir ve bunların arasında bağ kuran, insanı çatışma alanından uzaklaştıran bir diğer içtepi de oyundur.
Oyun içtepisi, yaşama ve akla yönelen diğer iki içtepiyi birleştirerek yeni canlı bir biçime yönelir ve bu canlı biçim de güzelliktir (Altar, 2006). İnsan, içinde çatışma halinde olan içtepileri birleştirerek, güzelliği diğer bir ifadeyle sanatı ortaya koyarak yaşamda bir uyum içerisinde olmaya çalışır.
Oyun ile sanatın arasında varolan benzerlikler kadar ayrıldıkları noktalar da vardır. Oyundaki özgürce ortaya çıkan devinimler bir süre sonra belli bir kurallar çerçevesinde şekillendiğini veya bir taklide dönüştüğünü söyleyebiliriz. Sanatta ise böyle bir durumdan bahsedemeyiz.
YARATICI DRAMA
Yaratıcı dramanın tarihsel gelişimine baktığımızda, bu süreçte, kavramların değişmesi, geliştirilmesi ve hakkında araştırmalar yapılıp yeni ürünler ortaya konulmasıyla, bu kavram hem başlı başına bir disiplin olmuş hem de bir yöntem olarak eğitimde yerini almıştır. Fakat, burada bahsi geçen eğitimin, sadece okullarda gerçekleştirilen süreç olarak değil de, bunun yanında hayatın her alanında var olan, doğum öncesinden ölüme kadar olan süreç olarak da ele alınması daha doğru olur.
Türkiye'de bu kavram daha çok eğitimde yaratıcı drama olarak karşımıza çıkar.
Eğitim, yaratıcılık ve drama
Eğitimde yaratıcı dramayı açıklamak için
bu kavramı oluşturan kelimeleri tek tek
inceleyelim. Eğitim kişilerde kendi
yaşantılarıyla istenilen yönde bilinçli
olarak davranış değiştirme sürecidir
( Ertürk'ten akt. Şahin, 2007, s. 11).
Bu tanımla, eğitimin tam katılımla gerçekleştirildiğini ve süreç öncesinde belirlenen hedeflere ulaşma çabasını içerdiğini söyleyebiliriz.
Ayrıca bu değişim kişilerin farkında olmasıyla veya kasıtlı bir şekilde olması gerekir, aksi durumlarda eğitimden bahsedemeyebiliriz.
Yaratıcılık ise, Torrance'nin tanımıyla " boşlukları, rahatsız edici ya da eksik öğeleri sezip, bunlar hakkında düşünme ve varsayımlar kurmak, bunları sınamak, sonuçları karşılaştırmak ve bu varsayımları değiştirip yeniden sınamak" olarak tanımlarken, Barlett ise " ana yoldan ayrılma, deneye açık olma ve kalıplardan kurtulma" olduğunu öne sürmüştür ( Turla, 2007, s. 17).
Yaratıcılık, değişik olanı arama isteğiyle
bilinmeyen bir yola çıkıp, geriye daha önce
görülmemiş olanlarla dönülmesi olarak tanımlanabilir. İnsanın doğasında olan bir özelliktir. Doğru yöntemlerle geliştirilebilir ve yönlendirilebilir. Bunun için gerekli olan var olan yoldan çıkmak, farklı olanı aramak ve değişimi arzulamaktır. Diğer türlü yapılan her eylem ve ürün tekrardan öteye geçemeyebilir.
Drama ise, kelime kökü itibariyle içinde eylem, kişiler ya da kişilerle nesneler arası iletişim, etki-tepki ve içinde gerilimlerin olduğu dramatik durumları barındıran etkinlikler olarak tanımlanır (Adıgüzel, 2013, s. 3-4).
Ömer Adıgüzel(2013) ise yaratıcı dramayı, "bir grubu oluşturan üyelerin yaşam deneyimlerinden yola çıkarak, bir amacın, düşüncenin, doğaçlama ve rol oynama vs. tekniklerinden yararlanarak canlandırılması" olarak tanımlar.
Yaratıcı dramayı sadece bir alanla, örneğin tiyatroyla veya okuldaki örgün eğitimle sınırlandırmak, yaratıcı dramanın özüyle çatışmaktır. İçinde eylem, yaşantı, düşünce ve deneyim gibi ifadeleri barındıran bir kavram yaşamın hemen hemen her alanıyla ilgilidir veya bağlantısı kurulabilir.
Yaratıcı Dramanın Bileşenleri
Yaratıcı dramayı bir disiplin veya
yöntem olarak ele alabilmek için onu
oluşturan bileşenlerden söz etmek
gerekir. Bunlar, sürecin içinde yer
alacak katılımcılar, yönlendirme işini
üstlenen lider/öğretmen, ele alınacak konu/tema, canlandırma sürecinde kullanılacak teknikler ve bu sürecin gerçekleştirileceği mekândır (Adıgüzel, 2013). Süreç, liderin katılımcıların özelliklerini (yaş, eğitim vd.) dikkate alarak, belirlenen konu/tema ekseninde hedeflenen kazanımlara ulaşmayı destekleyecek etkinliklerle ve bu tema dahilinde seçilen bir mekânda gerçekleştirilir.
Yaratıcı Dramanın Özellikleri
Yaratıcı dramanın merkezinde insan vardır. Öznel olmayan, insan yaşantıları yaratıcı dramanın konusudur ve süreç insanların deneyimlerinden beslenir. Yaratıcı drama, bileşenlerinden de anlaşılacağı üzere grup halinde gerçekleştirilir. Yaratıcı dramanın sistematikliği açısından üç aşamadan oluşmaktadır. Bunlar ilk olarak, ısınma-hazırlık çalışmaları, canlandırma ve son olarak da değerlendirme aşamasıdır (Adıgüzel, 2013).
Isınma aşamasında yer alan etkinlikler bir nevi canlandırmaya hazırlıktır. Canlandırma süreci ise olmazsa olmazdır. Bu aşamada içinde dramatik kurguyu barındırak doğaçlama, rol oynama gibi etkinlikler yer alır. Son olarak değerlendirme aşamasında ise süreçte yapılan etkinliklerin değerlendirmesi yapılır.
Yaratıcı drama insan ve yaşantı odaklı olduğu için, yaşamın hemen hemen her alanını konu edinir ve insanı her boyutuyla ele alır. Bu haliyle yaratıcı drama bir çok disiplinle bağlantılıdır. Bunların başında tekniklerinden yararlandığı tiyatro gelir. Bunların dışında felsefe, sosyoloji ve sanat gibi disiplinler de yaratıcı dramayla yakından bağlantılıdır. Yaratıcı dramada da,
oyunda var olan -mış gibi yapma,
spontanlık, özgürlük, eğlence ve haz,
çatışma gibi özellikler bulunmaktadır
(Adıgüzel, 2013).
Yaratıcı Dramanın Amaçları
Kavramın içinde yer alan yaratıcılık birincil amaçlar içerisinde yer alır. İnsanın, yaratıcı drama sürecinde özgür olarak var olmasıyla ve sürece katkı getirmesiyle yaratıcılığının gelişmesi amaçlanır. Yaratıcı drama; demokratik tutum, başkalarıyla iletişim becerileri, estetik davranış ve eleştirel düşünme becerisi geliştirmek gibi insanın her yönden gelişmesini
sağlayacağı amaçlara da sahiptir
(Adıgüzel, 2013).
Grup halinde gerçekleştirilen süreç
boyunca kişiler, demokratik bir ortam
çerçevesinde kendilerini ifade ederler
ve karşılaştıkları farklı durumlara da
saygı duyarlar. Böylece karşılaştıkları
durumlara farklı bakış aşısıyla bakarak empati becerisine de katkı getirmiş olurlar. Kısaca yaratıcı drama duyguların sağlıklı bir şekilde arınmasına da katkı getirerek tüm bu amaçlarıyla insanın kendini gerçekleştirmesinie vesile olur.
Hayatın her alanında düşünsel bir etkinlik olarak var olan felsefe, birbiriyle yakından ilişkili iki kavram olan sanat ve yaratıcı dramayı bağdaştıran bir etkendir.
Bu iki kavram arasındaki en büyük bağ yaratıcılıktan gelir.
Her iki kavram da insanın yaratıcılığının bir ürünü olmakla beraber, amaç olarak yaratıcılığın gelişmesini benimser.
Başlı başına bir sanat formu olan yaratıcı dramada da felsefesin sanat hakkında sorduğu soruları kendi ekseninde cevaplar.
Sanat felsefesi ile yaratıcı drama alanında ortaya konmuş fikirler arasındaki benzerlik bundan dolayıdır.
SANAT FELSEFESİ VE YARATICI DRAMA İLİŞKİSİ
Sanat felsefesinde "Sanat nedir?" sorusuna verilen cevaplar ile "Yaratıcı drama nedir?" sorusunun cevaplarını karşılaştıracak olursak Peter Slade ve Henry Caldwell Cook'un drama anlayışıyla ile oyun kuramı arasında bir benzerlik gözlemleyebiliriz. Peter Slade, oyunun insan hayatında doğal bir yolla yer edindiğini ve oyunun insan hayatında kendini ifade etmesinde büyük bir yerinin olduğunu söyler (Adıgüzel, 2013).
İnsan, çocukluğunun ilk yıllarında sergilediği bu oyunlar birçok özelliği bünyesinde barındırır. Bu özellikler çocuğa özgüdür. Slade'e göre çocuğun bebeklikten bu yana sergilediği belli başlı hareketler, ritimler ve dramatik olan oyunlar, kendine özgü bir drama süreci oluşturur ve bu da başlı başına bir sanat formudur (Adıgüzel, 2013).
Cook'a göre ise, oyun çocuğun en özgür ve yaratıcı olduğu, kendine özgü ürünler ortaya koyabildiği bir etkinliktir. Çocuğun dünyaya provasız gönderilmesindense oyun ile yaşam pratiğinin yapılmasını önerir (Adıgüzel, 2013). Oyun ile çocuk özgür olacak ve sürecin içerisine aktif bir şekilde katılacaktır.
Böylece yaratıcılığının ürünlerini ortaya koyabilecek en doğal yolla eğitim sürecini gerçekleştirmiş olacaktır.
Kant ve Schiller'in sanat anlayışında gördüğümüz özgürlük ve kendine özgü olma durumu, burda da karşımıza çıkar.
Her iki durumdaki anlayışlar da ürünün özgür ve bağımsız bir ortamda ortaya çıkabileceğini söyler. Bahsi geçen ürün, sanatta bir eser iken yaratıcı dramada ise sürecin kendisi ve sonrasında edinilenlerdir.
Yaratıcı drama alanında öncü isim olarak kabul edilen Dorothy Heathcote, yaratıcı dramanın eğitsel amaçları üzerinde durmuştur. Bunun yanı sıra yaratıcı dramanın toplumsal boyutunun da önemini belirtmiştir. Bu durumu şu sözleriyle ifade eder " Yaratıcı drama, aslında toplumsal bir sanattır. Birbirimizden aynı anda öğrenmeyi içerir. Yaratıcı dramada toplumsal bir olgu yaratırız. Yarattığımız bu toplumsal durum bize topluma bakma olanağı sağlar" ( Dorothy Heathcote, söyleşi, 2008).
Grup olarak ortaya konulan kurgusal dünya, dünyanın gerçekliğini de taşıyarak insanları, bir durum yaratmaya götürür ki bu durumda hersürecin kendisine özgüdür yani biriciktir. Heathcote, bu bağlamda drama sürecinde yer alan doğaçlamanın bizi yaratacağımız bu duruma götüreceğini söyler.
Bahsettiğimiz dramatik doğaçlama, bazı özellikleri içeren durumlara kendimizi yerleştirerek, kendimiz ve içinde bulunduğumuz grup için neler keşfettiğimizle ilgilidir, diğer bir deyişle kendimizi tecrübelerimizin ışığında başka bir insanın yerine koyup olaylara farklı açılarla bakıp, başlangıçta bildiğimizden daha fazlasını keşfetme işidir, daha fazla olan ise baştaki doğaçlamayı yapma amacımızla ilgilidir ve doğaçlamanın son ürünü onu “deneyimlemiş” olmaktır (Johnson and O'Neill, 1984).
Genel olarak yaratıcı dramanın tarihsel gelişimine baktığımız zaman, her öncü yaratıcı dramaya kendi sanat veya eğitim anlayışına göre şekil vermiştir. Bu bağlamda, yaşamla alakalı olan her alanda olduğu gibi yaratıcı dramada da felsefenin önemli bir etkisi vardır. Bunun yanı sıra yaratıcı drama sürecinde kişilerin oluşturacağı canlandırmalar ve eylemler de kişileri düşünsel bir etkinliğe, sorgulamaya yani felsefi bir etkinliğe doğru götürür.
Bu durumda felsefe biraz yaratıcı drama, yaratıcı drama da biraz felsefedir.

Sorular sorarak var olan bir olgunun kökenine, ne olduğuna ve neden var olduğuna cevaplar arayan felsefe her alanda olduğu gibi sanatta da yer edinmiştir ve sanat felsefesini oluşturmuştur. Sanat felsefesini de kapsayan estetik kavramı Baumgarten tarafından ortaya konmuştur. Bu kavram sadece sanatta değil doğada da güzelin ne olduğunu sorgulamıştır. Sanatla ilgili sorulan sorulara, her düşünür kendi felsefesine göre cevap vermiştir. Platon ve Aristotales, sanatı bir yansıtma olarak görürken, Kant ve Schiller sanatı oyun ile bağdaştırmıştır. Başlı başına bir sanat formu olan yaratıcı drama da tarihsel sürecinde ortaya konan görüşlerle şekillenmiştir ve sanat felsefesiyle yakından ilişkili olmuştur. Bunun yanı sıra her alanda olduğu gibi yaratıcı drama da felsefeden etkilenmiştir ve onunla iç içedir.
SONUÇ
MERVE DEMİR
SANAT FELSEFESİ
VE
YARATICI DRAMA
EYD599 SEMİNER
Doç. Dr. Ali Öztürk
Nisan, 2015
Kaynakça
Adıgüzel, Ö. (2013). Eğitimde yaratıcı drama (3. baskı). Ankara. Pegen Akademi
Altar, C. M. (2013). Sanat felsefesi üzerine (3. Baskı). İstanbul: Pan
Aristotales (2008). Poetika (Y. Onay, Çev) İstanbul: Mitos-Boyut
Artut, K. (2002). Sanat eğitimi, kuramları ve yöntemleri. Ankara: Anı
Erinç, S. M. (2011). Sanat psikolojisine giriş (3. baskı). Ankara: Ütopya
Heathcote, Dorothy. " 13. Uluslararası Eğitimde Yaratıcı Drama/Tiyatro Kongresi Dorothy Heathcote ile Söyleşi". Söyleşiyi yapan: Ömer Adıgüzel. Yaratıcı Drama Dergisi. (2010) 5(9-10), 99-110
Johnson, L. and O'Neill, C. (1984) Collected Writings on Education and Drama/Dorothy Heatcote. Evanston,Illinois: Northwestern Universty Press
Kivy, P. (1997). Philosophies of arts. Cambridge: Cambridge University Press
Mengüşoğlu, T. (2014). Felsefeye giriş. Ankara: Doğu Batı
Moran, B. (2014). Edebiyat kuramları ve eleştiri (25. Baskı). İstanbul: İletişim
San, İ. (2003). Sanat ve eğitim. Ankara: Ütopya
Şahin, A. E. (2007). Eğitim ile ilgili temel kavramlar. Veysel Sönmez(Ed.), Eğitim bilimine giriş (1-24). Ankara: Anı
Taşkın, A. (2006, Bahar). Felsefenin Ilık Yüzü. Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi. 25-37
http://www.flsfdergisi.com/sayi1/25-37.pdf adresinden alınmıştır.
Tekerek, N. (2006). Oyun kavramından dramaya dramadan dramatik eğitime. Tiyatro Araştırmaları Dergisi. 47-73
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/194/1536.pdf adresinden alınmıştır.
Topdemir, H. G. (2009). Felsefe Nedir? Bilgi Nedir?. Türk Kütüphaneciliği, 23(1), 119-133
Tunalı, İ. (2014) Sanat ontolojisi. İstanbul: İnkilâp
Turla, A. (2007). Çocuk ve yaratıcılık (4. baskı). İstanbul: Morpa Kültür
Veysal, Ç. (209, Bahar) Uluğ Nutku'nun Felsefesi, Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi. 77-106
http://www.flsfdergisi.com/sayi7/77-106.pdf adresinden alınmıştır.
(1)http://perweb.firat.edu.tr/personel/yayinlar/fua_155/155_58998.doc
(2) http://www.tusiad.org/__rsc/shared/file/felsefe.pdf
(3) http://www.egitim.aku.edu.tr/sanatfelsefesi.pdf
Bireylerin katılımları ve kendi yaşantıları yoluyla, dramatik durum barındıran etkinliklerle, diğer kişilerle etkileşimi sonucu hedeflenen kazanımlara ulaşmayı ve farklı bakış açılarını görebilmeyi sağlayan bir süreç
Full transcript