Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

Servet-i Fünun - Şiir ve Mensur Şiir

No description
by

Necati Ayan

on 3 January 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of Servet-i Fünun - Şiir ve Mensur Şiir

Servet-i Fünun Edebiyatı
Şiir ve Mensur Şiir
Türk şiirinin imge yapısında büyük değişiklikler yaratmışlar, Fransız şiirinden esinlenerek yeni bir imgeleme sistemi kurmuşlardır. Bunun için de sözlüklerden o güne kadar kullanılmamış sözcükleri seçerek bunlardan yeni bir bileşim yaratmışlar, alışılmadık bağdaştırmalara yönelmişlerdir.
Üzüntü ifade eden "ah, of, vah" gibi ünlemleri sıkça kullanırlar. Bu aşırı duyarlılık giderek bir şiir üslûbuna dönüşür. Duygu ağırlıklı şiirler ortaya çıkar.
Servet-i Fünûn şiirinin temelini "hayal-hakikat çatışması" oluşturur. Şairler, hayali gerçeğe tercih eder, gerçeklerden kaçıp hayallere sığınırlar. Bu da sanatçıların gerçek hayatın dışına çıkmalarına, bir hayal dünyası içinde gerçeklerden kopmasına yol açar. İçe kapanık, toplumdan soyutlanmış bir şiir atmosferi ortaya çıkar.
Servet-i Fünûn sanatçılarından Mehmet Rauf da mensur şiir alanında başarılı örnekler vermiştir. Bu türde olan şiirlerini "
Siyah Inciler
" adlı kitabında toplamıştır.

Bu dönemin şairlerinden Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Celâl Sahir, Faik Ali ve Hüseyin Cahit Yalçın da mensur şiir türünde örnekler vermişlerdir
Eski şiirde anlam bir dize veya beyit içinde tamamlanırdı. Servet-i Fünûn şairleri bu düzeni tamamen değiştirmişlerdir. Anlamı bir dizede başlatıp bitirebildikleri gibi, dizenin ortasında da bitirmişler; hatta anlam itibariyle 7-8 dizede tamamlanan uzun cümleler kurmuşlardır.
Anjambman
yapmışlardır.
Servet-i Fünûncular şiirde ahenge çok önem vermişlerdir. Şiirde ses ögesini öne çıkarmak, yakın seslere sahip olan sözcükleri kullanmak, aliterasyondan yaralanmak onların belirgin özellikleri olmuştur. Bu yolla içerik ve biçimi ses uyumuyla kaynaştırmayı düşünmüşlerdir.
Servet-i Fünûncuların şiir cümlesini bir dizeden başlatıp daha sonraki dizelere, hatta şiirin bütününe yayması (anjambman yapması) sonucunda nazmın nesre ve konuşma diline yaklaştırılması sağlanmıştır. Bu da şiirle düz yazı arasında bir tür sayılan mensur şiirin doğmasına yol açmıştır.
Mensur Şiirin Özellikleri
Duygu ve hayâllerin ölçü ve uyak gibi biçimsel ögelere bağlı kalınmadan şiirin ses ahengi, söyleyiş özelliklerini yansıtacak şekilde kaleme alınmış kısa ve yoğun yazılara "mensur" denir.

Görülüyor ki mensur şiirlerde ölçü, uyak ve redif gibi biçime dayalı ahenk ögeleri yer almaz. Ancak sözcüklerin yan yana getirildiğinde oluşan ses ahengi kullanılır. Anlatımın şiirsel olmasına özen gösterilir. Düz yazıda sanatlı bir yol izlenerek kaleme alınır.

Düz yazıda şiirsel, sanatlı bir söyleyiş olarak adlandırabileceğimiz mensur şiir, ilk kez Fransız edebiyatında kullanılmıştır. Fransız edebiyatından Türk edebiyatına alınmıştır. Mensur şiirin beğenilmesi ve yayılmasında Charles Baudelaire ve Arthur Rimbaud gibi ünlü şairlerin büyük etkisi vardır.
Genel Özellikleri
Servet-i Fünûn şiirinin en belirgin özelliği kullanılan dildeki farklılıktır. Tanzimat Dönemi şairlerinin dilde sadeleşme çabaları yerine, daha ağır, sanatlı ve kapalı bir dili tercih etmişlerdir. Kendi estetik anlayışlarına uygun ve müzikalite yönünden ahenkli gördükleri sözcükleri kullanmışlar, yabancı sözcük ve tamlamalarla yüklü, seçkinci, yapay bir dil yaratmışlardır.
Mensur şiir Türk edebiyatına Tanzimat Dönemi'nde çeviri yoluyla girmiş ve tanınmıştır. Ancak Servet-i Fünûn şairleri mensur şiirin yaygınlık kazanmasını sağlamıştır. Edebiyatımızda Batılı anlamda mensur şiirin ilk örneklerini Halit Ziya Uşaklıgil vermiştir. "
Mensur Şiirler
" ve "
Mezardan Sesler
" adlı yapıtları mensur şiir türünün ilk örnekleridir.
Nakkâre önde, müteharrik cebel gibi
Geçmekte zî-vekâr u tarâb mevkib-i zafer;
Sancak, o reng-i âl ile fecr-i ezel gibi
Fark-ı mehâbetinde saçar mevce mevce fer.
Tevfik Fikret - Asker Geçerken
Şehik-i tenhayi -> Yalnız hıçkırık
İntizazat-ı leyl -> Gece titreyişleri
Zulmet-i ebkem -> Dilsiz karanlık
Saat-i semenfam -> Yasemin kokulu saatler
Havf-i siyah -> Siyah korku
Karha-ı hayat ->Hayat yarası
Bir haftanın içinde, bak,
O gül yüz nasıl da sararmış;
Elde mi ah, acımamak.
Üç aycağız ömrü varmış…
Hicran oldu hâli bize;
Ölme sakın, Hazân Teyze!
Tevfik Fikret - Hazan Teyze
Cenab Şahabettin - Elhân-ı Şitâ
Ey kulûbün sürûd-i şeydâsı
Ey kebûterlerin neşideleri,
O baharın bu işte ferdâsı
Kapladı bir derin sükûta yeri
Karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.
Sen de gittin; senin de arkandan
Ağladım, ağladım harab oldum…
Ne olurdu, gunude-i nisyan,
Geçebilseydi bi-emel bir an,
Diyebilseydim: "Oh kurtuldum!"
Tevfik Fikret - Bir Mersiye
Sokaklarda seylabeler ağlaşır
Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır;
Bulutlar karardıkça zerrata bir
Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir
Tevfik Fikret - Yağmur Şiiri
Yukarıdaki şiirde " k ", " s ", " y ", " r " sesleri kulakta bir ahenk, bir ritim yaratmaktadır.
Servet-i Fünûn şiirinde tasvirler geniş yer tutar. Bu tasvirlerin bir kısmı gözleme dayalı gerçekçi tasvirlerdir. Bir kısmı da tabloya dayalı doğa manzarası biçimindedir. Tablo altına şiir yazma eğilimi de bu dönem şiirlerinde görülmüştür. Bu şiirlere "pitoresk" şiir de denir.
Bahar olsun da seyredin
Nasıl süsler bayırları,
Zümrüt gibi çayırları
Yüze gülen o nazenin
Gelin yüzlü papatyalar
Altın gözlü papatyalar
Tevfik Fikret - Papatya
Küçük şeyler ve eşya üzerine şiir yazma modası, Servet-i Fünûn şairlerini büyük ve önemli konularda eser vermekten uzaklaştırmıştır. Şiirler genellikle bir ad taşır. Topyekün gazel, kaside, mesnevi gibi adlar yerine şiirlere bir ad, bir başlık konmuştur. Şairler bu yollada Divan şiir anlayışının etkisini yok etmeye çalışmışlardır.
Bir ömr-i muhayyel… hani gülbünler içinde
Bir kuşcağızın ömr-i bahârisi kadar hoş
Bir ömr-i muhayyel!.. hani göllerde, yeşil, boş
Göllerde, o safiyyet-i vecdâver içinde
Tevfik Fikret - Ömr-i Muhayyel
Aruz ölçüsü, Servet-i Fünûn şiirinin temel ölçüsüdür. Özellikle Tevfik Fikret aruzu çok ustalıkla kullanmıştır. Hece ölçüsüyle yazılan şiirler yok denecek kadar azdır. Tevfik Fikret çocuklar için yazdığı "Şermin" adlı kitabındaki şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır.
Divan şiirinde aruzun tek kalıbıyla yazılan "müstezat" biçimini "serbest müstezat"a çevirmişler, aruzun hemen hemen her kalıbını kullanarak serbest nazım örneği vermişlerdir. Ölçü, ritm, ses, uyak ve diğer ahenk ögelerini önemsemişler, şiirin iç yapısını oluşturan unsurları ihmal etmemişlerdir.
Servet-i Fünûn şairleri parnasizm ve sembolizm akımından etkilenmiştir. Fransız sembolistlerinden Valery, Mallerme ve Verlaine gibi şairlerin bunların şiirleri üzerinde büyük etkileri olmuştur.
Batı edebiyatında yaygın olarak kullanılan sonne, terza-rima ve triyole gibi nazım biçimlerini kullanmışlar, özellikle gazele benzeyen biçimiyle sonneyi yaygın olarak kullanmışlardır.
Sonne
: Önceleri İtalyan edebiyatında kullanılmış, oradan Fransız edebiyatına geçmiştir. 14 dizeden oluşur.
Uyak düzeni: abba-abba-ccd-ede
Terza-Rima
: Ilk kez İtalyan edebiyatında kullanılmıştır. Fransız edebiyatında da yaygın olarak kullanılan biçimler arasındadır. Bizde Servet-i Fünûn edebiyatı döneminde denenmiş, yaygınlaşmadan bırakılmıştır. Uyak düzeni: aba-bcb-cdc-ded-efe..
Triyole
: On dizeden oluşan bir nazım biçimdir. Triyole, başta iki dizeden oluşan bir bölüm ve ardından gelen dörder dizelik iki bentten oluşur. Baştaki iki dize arasında uyak yoktur. Ancak tekrarlandıkları dörtlüklerin sonundaki dizeyle uyak oluşturur.
Uyak düzeni: ab-ccca-dddb...
Baban diyor ki: 'Meserret çocukların, yalnız
Çocukların payıdır! Ey güzel çocuk, dinle;
Fakat sevincinle
Neler düşündürüyorsun, bilir misin? Babasız,
Ümitsiz, ne kadar yavrucakların şimdi
Sıyah-ı mateme benzer terâne-i îdi!
Tevfik Fikret - Haluk'un Bayramı
Mensur Şiir ile Şiirin Karşılaştırılması
Şiirde dize, beyit ve bent gibi nazım birimleri vardır. Mensur şiirde nazım birimi yoktur. Anlatımın temel birimi cümledir.

Şiir gazel, kaside, şarkı, koşma gibi nazım biçimlerini kullanır. Mensur şiir düz yazıya dayanır, bu nedenle nazım biçimleri mensur şiirlerde yer almaz.

Şiirde ölçü, kafiye, redif gibi biçimsel ögeler bulunur. Mensur şiirde bu unsurlar bulunmaz.

Mensur şiirlerde de iç ahenge, ses uyumuna, şiirselliğe ve söyleyişte güzellik yaratmaya dikkat edilir. Bu özellikleriyle mensur şiir ile şiir arasında bir benzerlik vardır.
Mensur şiir düz yazıya da benzer.
Çünkü mensur şiir, şiirin biçimsel unsurlarını kullanmaz, düz yazının anlatım birimi olan cümleyi kullanır. Ancak düz yazıda edebî bir üslup kullanma, sanat eseri yaratma kaygısı yoktur, düşünce esas alınır. Mensur şiiri düz yazıdan ayıran en belirgin özellik de buradan gelir.Iç ahenge önem vermesi, sözcüklerin yan yana gelişindeki ses uyumunu dikkate alması, sanatlı ve şairane söyleyişi önemsemesi mensur şiiri düz yazıdan ayıran özelliklerdir.
Deniz karşıki sahilin kumları üstünde dalgın dalgın nefes alıyor, manzara mah­mur bir sükûn-ı tâm içinde tulû-ı kameri bekliyor, yavaş yavaş tekasüf eden zıll-ı arz Beykoz'un üstünden nebeân eden sabah nurlarına benzer billûrîn iltimâlarla gece­nin eşbâha verdiği kışr-ı muzlim-i lerzân üzerine bir sath-ı envâr çekiyor; deniz zî-bakî bir rükûd ile hâmûş, pür-hâb u sükûn; yalnız dalgalar, uzaklarda derin derin inle­yen dalgalar..
Mehmet Rauf - Mehtap
Tevfik Fikret (1867-1915)
Türk edebiyatının Batılılaşmasında en büyük pay Tevfik Fikret’indir. Şiirleri hem biçim hem de içerik olarak yenidir. Parnasizmden etkilendiğiaçıkça görülür. Müstezadı, serbest müstezat yapan, nazmı düzyazıya yaklaştıran, beyitin, aruzun egemenliğine son veren hep Fikret’tir.

En büyük özlemi, Osmanlı Imparatorluğu’nun çağdaş medeniyet düzeyine yükselmesidir. Bunu da Batı’daki fen ve teknolojinin ülkeye kazandırılmasıyla gerçekleşeceğine inanır. Ona göre en önemli varlık insandır. Onların özgürlüklerini ve haklarını savunur. Dinlerin, savaşlara kaynaklık etmesi nedeniyle dinleri bu yönüyle eleştirir. Ülkenin geleceğini gençlikte görür, onlara ve çocuklara büyük bir sevgi ve içtenlikle yönelir. Çocuklar için ilk kez şiirler yazan sanatçıdır.
Rübab-ı Şikeste (Kırık saz)
: İ
lk şiir kitabıdır (1899). Aşk, kahramanlık, aile sevgisi, doğa gibi konuları işlemiştir.
Rübab’ın Cevabı
:
Servetifünun tarzındaki şiirleri yer alır.
Haluk’un Defteri
: Sosyal, ahlaki, milli, duyguları içeren, Haluk’un kişiliğinde Türk gençlerine seslenen, öğüt veren bir eserdir
Şermin
: Hece vezniyle çocuklar için yazdığı şiirleri yer alır. (1915)
Şiirde beyit bütünlüğünü kırmış, anlamın bir beyitte tamamlanması geleneğini ortadan kaldırmıştır. Nazmı nesre yaklaştırmıştır.
Şiirlerinde aruz ölçüsünü kullanan Tevfik Fikret, aruz ölçüsünü Türkçeye başarılı bir şekilde uygulamıştır. Şiirlerinde aruzla Türkçeyi bağdaştıran iki şairden biridir. (Diğeri Mehmet Akif)
Hece ölçüsünü, sadece çocuklar için yazdığı şiirlerde kullanmıştır.
Divan şiirinin müstezat nazım biçimini değiştirerek “serbest müstezat” biçimini geliştirmiştir.
Fransız şiirlerinden alınan “sone”yi kullanan ilk şairlerdendir.
Şiirlerinde “biçim”e önem veren Fikret, “parnasizm” akımından etkilenmiştir.
“Manzum hikâye” türünde şiirleri vardır: Balıkçılar, Nesrin, Ramazan Sadakası, Hasta Çocuk.
Şiirlerinde karamsarlık hâkimdir.
Şiirlerinde yabancı sözcük ve tamlamalara çok yer vermiştir. Dil, konuşma bölümlerinde sade; tasvirlerde oldukça ağırdır.
Divan edebiyatıyla bütün bağlarını koparmış; Batı edebiyatını, özellikle de Fransız edebiyatını örnek almıştır.
İnsanları birbirine düşürdükleri için bütün dinlere düşmandır. Tarihe ve kutsal değerlere de karşıdır. Dinlerin tutumlarını beğenmemekle birlikte Allah’ı kabul eder.
Recaizâde Mahmut Ekrem’in “Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir.” anlayışıyla başlayan şiirin konusunu genişletme girişimine genişlik getirmiştir.
Recaizâde ile başlayan kartpostal altına şiir yazma modasını sürdürmüş, hem başkalarının hem de kendisinin yaptığı resimlerin altına şiirler yazmıştır. (Aveng-i Şühur)
Portre-şiir yazma tarzını geliştirmiştir. “Aveng-i Tasvir” adlı şiirinde on iki sanatçımızın tasvir ve tahlilini yapmıştır.
“Sis” şiirini toplumu sıkan hürriyetsizliğe karşı yazmıştır, İstanbul’u olumsuz yönleriyle anlatır. 1902’de yazdığı bu şiirde, İstanbul’u “fahişe bir kadın”a benzeterek istibdat yönetimine ve buna boyun eğen zihniyete nefretini anlatır. Bu şiir büyük yankı uyandırmıştır.
“Tarih-i Kadim” şiirinde din kurumunu ve tarihi eleştirir. Bundan dolayı Mehmet Akif’le tartışır.
“Doksan Beşe Doğru” adlı şiirinde İttihat ve Terakki’nin, Meclis-i Mebusan’ı kapatmasına gösterdiği tepkiyi dile getirir.
Ferda’da gençlere seslenmiştir.
“Balıkçılar” adlı şiiri yoksulluğu anlatan manzum hikâye türünde bir şiirdir.
Han-ı Yağma, Promete, Millet Şarkısı diğer önemli şiirleridir. Gençlere yönelik öğretici şiirleri de vardır.
“Kulak için uyak” anlayışını benimsemiştir.
Tevfik Fikret’in nesirleri de “Dil ve Edebiyat Yazıları” adıyla kitaplaştırılmıştır.
Cenap Şahabettin (1871-1934)
Cenap Şahabettin, şiirlerinde genellikle aşk ve doğa konularını ele almıştır. Onun şiirlerinde doğa değişik resimlerle okuyucunun karşısına çıkar. Bir kış manzarası veya baharın gelişi gibi bir ressamın resmini yapmaya değer gördüğü tabloları Cenap Şahabettin, şiirlerinde tasvir eder. Sanatçı, şiiri “kelimelerle yapılmış resim” olarak tanımlar.

Cenap Şahabettin, bir şair olduğu kadar bir nesir ustasıdır. Hareketli, değişik ve zengin bir nesir oluşturan sanatçı özellikle gezi yazısının edebiyatımızdaki en önemli temsilcilerindendir. Şiirinde olduğu gibi nesrinde de nükteye önem veren sanatçı, herkes gibi yazmamak amacıyla yoğun bir uğraş vererek oluşturduğu nesirlerinde sağlam bir üslup kullanır.
•Servet-i Fünun edebiyatının Tevfik Fikret’ten sonra gelen en önemli şairidir.

•İhtisas için gönderildiği Paris’te, tıptan çok, şiirle ilgilenmiş ve Fransız sembolistlerini tanımıştır. •Sadece kişisel konulardan aşk ve tabiat temalarından yararlanmış, özellikle duygulu şiirler yazmıştır.

•Şiirlerinde aruza ve ahenge önem verdiği gibi duygu ve hayallerini anlatırken seçkin sözcüklere, bunlarla yapılmış yeni tamlamalara da özenmiştir.

•Nazım biçimi olarak serbest müstezadı kullanmıştır.

•Şiirlerindeki karamsar duyguların müziği halinde olan “iç ahenk”, onda sembolizmin etkileri olduğunu gösterir.
Evrak-ı Leyal:
Cenap Şehabettin'in derlenen şiirlerinden oluşur
Tâmât

Seçme Şiirleri

Bütün Şiirleri (Ölümünden sonra)
Halit Ziya Uşaklıgil
Mehmet Rauf
Hüseyin Cahit
Siyah Inciler
Mezardan Sesler
Necati AYAN
11-E
1657
Full transcript