Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

SANAT TARIHI

No description
by

Canan Dogantekin

on 27 May 2014

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of SANAT TARIHI

PART VE SASANİ UYGARLIĞI
II. Hüsrev'in hükümdarlığı (590-628) sırasında Mısır, Ürdün, Filistin ve Lübnan da kısa süreli olarak imparatorluğa dahil oldu. Sasaniler, imparatorluklarını 'İranşehr'(Iranshæhr) 'İranlıların (Aryanların) memleketi' diye adlandırırlardı.
Sasani dönemi, Geç İlkçağ'ı kapsayarak İran Tarihi'nin en önemli ve etkili dönemlerinden biri olarak kabul edilir. Birçok yönüyle Sasani dönemi, Pers medeniyetinin en önemli başarılarına tanıklık etmiş ve İran'ın müslümanlar tarafından fethedilmesi ve İslamlaşmasından önceki son büyük İran İmparatorluğu olmuştur. İran, Roma medeniyetini Sasani döneminde farkedilir şekilde etkilemiştir. Kültürel etkisi imparatorluk sınırlarının çok ötesine, Batı Avrupa’ya,Afrika’ya, Çin’e ve Hindistan’a kadar ulaşmıştır.
Kuruluşu ve Erken Tarihi (205-310)
Sasani hanedanı, 3. yüzyıl başlarında bugünkü İran'ın Persis eyaletinin hükümdarlığını ele geçiren tanrıça Anahita'yı takibeden rahiplerin soyundan gelen I. Ardeşir tarafından Persis'te (Pars ya da Fars vilayeti) Istakhr şehrinde kurulmuştur.Babası Papag , ilk başlarda küçük bir şehir olan Kheir'in yöneticisiydi. 205'te Bazrangidler'in son kralı olan Gocihr'i tahttan indirerek kendini yeni hükümdar olarak ilan etti.
GSMF 105
Yard. Doç. Tülay KARADAYI YENİCE
SANAT TARİHİ
131602058 CANAN DOĞANTEKİN
131602053 SENA BAHÇECİ
131602010 GAMZE AKDİŞ
SASANİ İMPARATORLĞU
Sasani İmparatorluğu, (Sasani Devleti veya Sasaniler ya da İkinci Pers İmparatorluğu) dördüncü İran Hanedanlığı ve ikinci Pers İmparatorluğu'nun adıdır (224 - 651).
Sasani İmparatorluğu, son Arşaklı Hanedanı (Partlar) kralı IV. Artabanus'u yendikten sonra I. Ardeşir tarafından kurulmuş, son Sasani hükümdarı Şehinşah (Krallar kralı) III. Yezdigirt'in (632-651), erken Halifelik'le yani ilk İslam Devleti ile girdiği 14 senelik mücadeleyi kaybetmesiyle sona ermiştir. İmparatorluğun sınırları bugünkü İran, Irak, Ermenistan, Afganistan, Türkiye'nin doğu bölgesi (Büyük İran olarak bilinen bölge), Suriye'nin bir kısmı, Pakistan, Kafkaslar, Orta Asya ve Arabistan'ın tamamını kapsıyordu
Bazrangidler, Partlara (Arşaklılara) bağlı olarak Persis'in yerel yöneticiliğini yapıyorlardı. Annesi Rodhagh, Peris eyalet valisinin kızıydı. Sasani ismi I. Ardaşir'in baba tarafından dedesi olan Sasan(Zazan)'dan gelir. Zazan, Anahita Tapınağı'ın başrahibiydi.Pabag'ın yerel gücü ele geçirme çabaları, o sıralar Mezopotamya'da kardeşi VI. Vologases ile hanedanlık mücadelesi veren Arşaklı İmparatoru IV. Artabanus'un gözünden kaçtı. Pabag ve en büyük oğlu Şapur, Arşaklılar arasında çıkan bu problemlerden faydalanarak güçlerini bütün Persis'e yayabildiler.
Devam eden olaylar kaynakların yetersizliği yüzünden açık değildir. Fakat, 220 civarında Pabag'ın ölmesiyle, o sırada Darabgird'in valisi olan Ardeşir'in en büyük kardeşi olan Şapur'la bir güç mücadelesine girdiği kesindir. Kaynaklar, Şapur'un 222 yılında kardeşiyle bir toplantıya giderken bir binanın çatısının üstüne düşmesi sonucu öldüğünü söylerler.
Bu noktada, Ardeşir, başkentini Persis'in daha güneyine kaydırdı ve Firuzabad'da (Ardaşir-Khwarrah, daha önce Gur, günümüzde Firuzabad) yeni bir başkent kurdu. Yüksek dağlarla iyi desteklenen ve dar geçitler arasında kolayca savunulabilen şehir, Ardaşir'in daha fazla güç kazanma çabalarının merkezi oldu. Şehir, büyük ihtimalle Darabgird'den örnek alınan yüksek ve çember şeklinde bir duvarla çevrelenmişti
Kuzey taradında günümüzde hala kalıntıları duran büyük bir saray bulunmaktaydı.Persis'te egemenliğini kuran I. Ardeşir, Fars'ın yerel prenslerinden feodal sadakat talep ederek ve Kerman, İsfahan, Susa, Mesene komşu eyaletlerinin de kontrolünü ele geçirerek süratle topraklarını genişletti. Bu genişleme, I. Ardeşir'in derebeyi olan IV. Artabanus'un gözünden kaçmadı. IV. Artabanus ilk başta Khuzestan valisine 224 yılında Ardeşir üzerine gitmesini emretti fakat bu Ardeşir için kesin bir zaferle sonuçlandı.
Kuzey taradında günümüzde hala kalıntıları duran büyük bir saray bulunmaktaydı.Persis'te egemenliğini kuran I. Ardeşir, Fars'ın yerel prenslerinden feodal sadakat talep ederek ve Kerman, İsfahan, Susa, Mesene komşu eyaletlerinin de kontrolünü ele geçirerek süratle topraklarını genişletti. Bu genişleme, I. Ardeşir'in derebeyi olan IV. Artabanus'un gözünden kaçmadı. IV. Artabanus ilk başta Khuzestan valisine 224 yılında Ardeşir üzerine gitmesini emretti fakat bu Ardeşir için kesin bir zaferle sonuçlandı.
. Artabanus bu sefer yine 224'te kendisi saldırdı. IV. Artabanus orduların çarpıştığı Hormizdeghan'da öldürüldü. I. Ardeşir, sona eren Part İmparatorluğu'nun (Arşaklılar'ın) batı vilayetlerini ele geçirmeye devam etti. 226 yılında, Ktesifon (Tizpon) şehrinde İran'ın yegane hükümdarı olarak taç giydi ve Şehinşah (Kralların Kralı ya da Şahlar Şahı) ünvanını aldı. (Yazıtlar Adhur-Anahid'ten Kraliçeler Kraliçesi olarak bahseder, fakat Ardeşir'le ilişkisi henüz başlamamıştı.) Böylece, 400 senelik Part İmparatorluğu sona ererek, 4 asırlık Sasani hakimiyeti başladı.
Hayat Ağacı Tak-ı Bostan
I. Ardeşir, ilerleyen birkaç yıl içinde, imparatorluk etrafında yerel isyancıları takibederek Sistan, Gorgan, Horasan, Merv (günümüz Türkmenistan'ında), Belh, ve Harezm vilayetlerini de ele geçirerek imparatorluğunu doğu ve kuzeybatı yönlerinde genişletti. Bahreyn'i ve Musul'u da Sasani egemenliğine aldı. Sonraki Sasani yazıtları, Kuşan, Turan ve Mekran krallarının da Ardeşir'e tabi olduklarını iddia etseler de, nümizmatik kanıtlar bu kralların Ardeşir'in oğlu olan I. Şapur'a tabi olduklarını gösterir.
I. Ardeşir'in oğlu I. Şapur'un annesi bir Part kralının, büyük ihtimalle IV. Artabanus'un ya da Suren-Pahlav klanının üyelerinden birinin kızıydı. I. Şapur, bu ilerlemeyi devam ettirdi. Baktria'yı ve Kuşan'ı fethetti. Roma'ya karşı birden fazla seferi yönetti. Roma topraklarının içine kadar ilerleyen I. Şapur, Antakya'yı ele geçirdi ve talan etti (253 veya 256). En sonunda Roma İmparatorları III. Gordian'ı, Arap Philip'i ve Valerianus'u mağlup etti. Sonuncusu Edessa savaşından sonra 259 yılında İran tarafından hapsedildi. Bu olay uzun süre Romalılar için çok büyük bir utanç kaynağı oldu. I. Şapur, zaferini Nakş-ı Rüstem'de etkileyici kaya kabartmaları oyarak kutladı. 260 ve 263 yılları arasında bu yeni kazanılan bölgelerden bir kısmı bir Roma müttefiki olan Odanathus'a kaptırıldı.
I. Şapur'un yoğun gelişme planları vardı. Birçok şehir kurdu. Bunların bir kısmına Roma topraklarından göçenler yerleşti. Bunlara Sasani yönetimi altında inançlarını özgürce yaşayan Hıristiyanlar da dahildi. Bişapur ve Nişabur şehirleri onun ismiyle adlandırıldı. I. Şapur özellikle Maniheizm'i destekledi. Mani peygamberini (Mani'yi) korudu ve yurtdışına Maniheist misyonerler gönderdi. I. Şapur ayrıca bir Babilon hahamı olan Neherdea'lı Samuel'le arkadaşlık kurdu. Bu arkadaşlık yahudiler için bir avantajdı ve kendilerine karşı uygulanan baskıcı kanunlardan bir mühlet rahatlamalarını sağladı. Daha sonra gelen krallar I. Şapur'un dini töleransını tersine çevirdiler. I. Şapur'dan sonra gelen I. Behram (273-276) Magi'nin baskısı sonucu olarak Mani'ye ve onu takip edenlere işkence uyguladı. I. Behram Mani'yi hapsetti ve öldürülmesini emretti. Efsaneye göre Mani, idamını beklerken öldü.
II. Behram (276-293) babasının din politikasını devam ettirdi. Zayıf bir yöneticiydi ve birden fazla batı eyaletini Roma imparatoru Carus'a (282-283) kaptırdı. Hükümdarlığı esnasında, yarım asırdır İran tarafından yönetilen Ermenistan'ın büyük bir bölümü Diocletianus'a (284-305) teslim edildi.
293 yılında kısa bir süre tahtta kalan III. Behram'dan sonra Nerseh hükümdar oldu (293-302). Nerseh Romalılar'la yeni bir savaşa kalkıştı. Fırat'ta Calinicum yakınlarında İmparator Galerius'a (305-311) karşı kazanılan erken bir zaferden sonra, Ermenistan'da 297 yılında ani bir baskın sonucu tuzağa düşürülen Nerseh yenildi. Bunun ardından varılan anlaşmayla, Sasaniler Dicle ırmağının batısındaki bütün toprakları teslim ettiler ve Ermenistan'ın ve Gürcistan'ın iç işlerine karışmamayı kabul ettiler. Bu büyük hezimetin ardından 301 yılında tahttan çekilen Nerseh bir sene sonra acı ve üzüntü içinde öldü. Nerseh'in oğlu II. Hürmüz (302-309) tahta oturdu. Sistan ve Kuşan'daki isyanları bastırsa bile, II. Hürmüz de bir başka zayıf lider olarak asilleri kontrol etmeyi başaramadı ve bir av sırasında 309 yılında Bedeviler tarafından öldürüldü.


İLK ALTIN CAĞI (309-379)
II. Hürmüz'ün ölümünün ardından, güneyden gelen Araplar, Sasani krallarının doğum yeri olan Fars vilayeti de dahil olmak üzere güney şehirlerini yağmalayıp harabetmeye başladılar. Bu arada, İran asilleri II. Hürmüz'ün en büyük oğlunu öldürdüler, ikincisini kör ettiler ve daha sonra Roma topraklarına kaçan üçüncüsünü de hapsettiler. Taht, II. Hürmüz'ün eşlerinden birinden henüz doğmamış olan çocuğuna kalmıştı. II. Şapur daha annesinin karnındayken tahta geçen ilk kral olarak bilinir. Taç, annesinin karnına konmuştu. Şapur ismindeki bu çocuk böylece hükümdar olarak doğdu. Gençliğinde, imparatorluk annesi ve asiller tarafında idare edildi. Büyüdüğünde ise, gücü hemen eline alan II. Şapur, aktif ve etkili bir hükümdar olduğunu kanıtladı.
II. Şapur öncelikli olarak küçük ama disiplinli ordusuyla güneydeki Araplar'ın üzerine yürüyerek onları mağlup etti ve böylece imparatorluğun güney bölgelerini güven altına aldı.Daha sonra batıda Romalılara karşı ilk seferini başlattı. Başlangıçta başarılı olan bu saldırılar Singara Kuşatması'nın ardından doğu sınır boylarındaki göçebe baskınları yüzünden durmak zorunda kaldı. Bu baskınlar, İpek Yolu'nun kontrolü için stratejik açıdan önemli bir yer olan Maveraünnehir'i tehdit etmeye başladı. Buna ilaveten, II. Şapur'un ordusu batıda yeni ele geçirilen yerleri tutmak için yeterli değildi. II. Şapur, bundan dolayı II. Konstantin'le iki tarafın da belli bir süre birbirlerinin topraklarına saldırmamasını öngören bir barış anlaşması imzaladı.
II. Şapur daha sonra doğulu göçebelerle karşılaşmak için Transoksanya tarafına doğuya doğru ilerledi. Orta Asya kabilelerini ezerek bölgeyi yeni bir vilayet olarak istila etti. Bugün Afganistan olarak bilinen bölgenin fethini tamamladı. Bu zaferi kültürel yayılma takibetti. Böylece Sasani sanatı Türkistan içlerine ve Çin'e kadar yayıldı. II. Şapur, göçebe kralı Grumbates ile birlikte, 359yılında Romalılar'a karşı ikinci seferini düzenledi. Bu sefer, ordusunun bütün gücünü ve göçebelerin desteğini de yanında götürdü. Çok başarılı geçen seferle birlikte, toplam beş Roma vilayeti İranlılar'ın eline geçmiş oldu.
II. Şapur, sert bir dini politika yürüttü. Hükümdarlığı sırasında, Zerdüştilik'in kutsal metinleri olan Avesta'nın toplanması tamamlandı. Ayrıca Hıristiyanlar baskı ve işkence görmüşlerdir. Bu olay, Roma İmparatorluğu'nun Büyük Konstantin (324-337) tarafından Hıristiyanlaştırılmasına bir tepkiydi. I. Şapur gibi II. Şapur da nispeten özgürlük içinde yaşayan ve bu zaman diliminde önemli avantajlar yakalayan yahudilere karşı dostane kaldı. Şapur öldüğünde, İran İmparatorluğu hiç olmadığı kadar güçlenmiş, doğudaki düşmanlarla uzlaşılmış ve Ermenistan İran kontrolü altına girmişti.
ARA TARIH (379–498)
İran, II. Şapur'un ölümünden I. Kavad'ın (483-531) taç giymesine kadar Bizans İmparatorluğu'yla girişilen birkaç savaşın dışında nispeten durağandı. Bu zaman dilimi boyunca, Sasaniler'in din politikası kraldan krala önemli ölçüde değişiklik gösterdi. Üstüste gelen zayıf liderlere rağmen, II. Şapur zamanında oluşturlan yönetim sistemi kuvvetli kalarak imparatorluğun etkili şekilde işlemesini sağladı.
II. Şapur 370 yılında öldüğünde, üvey kardeşi II. Ardeşir'e (379-383; Kuşanlı Vahram'ın oğlu) ve onun oğlu olan III. Şapur'a (383-388) güçlü bir imparatorluk bırakmıştı. Fakat ikisi de II. Şapur'un kabiliyetlerini gösteremediler. III. Şapur'un yarı kardeşi olarak yetiştirilen II. Ardeşir kardeşinin yokluğunu dolduramadı. III. Şapur'un ise bir şey başaramayacak kadar melankolik bir karakteri vardı. IV. Behram da (388-399) babası kadar pasif olmasa da imparatorluk için önemli bir şey başaramadı. Bu zaman zarfında Ermenistan Roma ve Sasani imparatorlukları arasında anlaşma sonucu paylaşıldı. Sasaniler Büyük Ermenistan üzerindeki hakimiyetlerini yeniden kurarken, Bizans İmparatorluğu batı Ermenistan'ın küçük bir bölümünü elde tuttular.
Doğu seferi esnasında ordusundaki Hristiyanlar'dan şüphelenen II. Yezdigirt hepsini yönetimden ve ordudan uzaklaştırdı. Ardından Hristiyanlara ve daha az seviyede Yahudilere eziyet etti. Ermenistan'da Zerdüştçülüğü yeniden oluşturmak için, Ermeni Hristiyanlarının Vartanantz Savaşı'nda başkaldırışlarını 451 yılında bastırdı. Fakat Ermeniler büyük oranda Hristiyan olarak kaldılar. Son yıllarında, Kidariteler ile 457 yılındaki ölümüne kadar tekrar savaştı.
I. Kavad (488-531) faal ve reformist bir hükümdardı. Bamdad'ın oğlu Mazdek (Mazdak) tarafından kurulan, zenginlerin eşlerini ve servetlerini fakirlerle paylaşmasını talep eden komünistik bir fırkaya destek verdi. Amacı açıkça, Mazdekilerin doktrinini benimseyerek zengin soyluların ve yükselen aristokrasinin giderek artan etkisini kırmaktı. Bu reformlar, I. Hüsrev döneminde Mazdek'in azledilmesine ve Susa'da Oblivyon Kalesi'nde (Lethe) hapsedilmesine neden oldu. Küçük kardeşi İranlı Jamaspa (Zamaspes) 496 yılında tahta çıktı. Ama, 498'de kaçan I. Kavad'a Akhunlar kralı tarafından sığınma verildi.
İKİNCİ ALTIN CAĞI
İkinci altın çağı I. Kavad'ın ikinci hükümdarlığından sonra başladı. I. Kavad, Eftalitlerin yardımıyla Romalılara karşı bir sefer başlattı. 502 yılında o zaman Ermenistan'da bulunan Theodosiopolis'i (Sivas), 503 yılında ise Dicle üzerindeki Amida'yı (Diyarbakır) ele geçirdi. 505 yılında, Ermenistan'ın Kafkasya tarafından gelen Hunlar tarafından işgal edilmesi bir ateşkesi zorunlu kıldı. Bu esnada Romalılar İranlılara Kafkasya'daki istihkamların bakımı için para yardımında bulundu. 525 yılında Lazika'daki isyanları bastırdı ve Gürcistan'ı yeniden ele geçirdi. 530 yılında, Mirranes Firuz'un emrinde bir orduyu önemli bir Roma hudut şehri olan Daras'a saldırmak üzere gönderdi.
DÜŞÜŞ VE YIKILIŞI
II. Hüsrev'in seferi ilk bakışta büyük bir zafer olarak görülse de, aslında İran ordusunu oldukça geniş bir alana yaymış ve halkı yüksek vergilerle karşı karşıya bırakmıştı. Bizans imparatoru Heraklius (610-641) bir taktik manevrayla misilleme yaparak kuşatma altındaki başkentinden çıktı ve Karadeniz'e gemiyle geçip İran'a arkadan saldırdı. Heraklius, Hazarlar'ın ve diğer Türk gruplarının da yardımıyla, 15 yıl süren savaş sonucu yıpranan Sasaniler'e karşı yıkıcı zaferler elde etti. Heraklius'un seferi, Hazarlar tarafından terk edilen Bizanslıların Rhahzadh komutasındaki Fars orudusunu Ninova Savaşı'nda (627) mağlup etmesiyle doruk noktasında ulaştı. Heraklius, bunun ardından Mezopotamya ve Batı İran'a yürüdü. Taht-ı Süleyman'ı ve Dastugerd Sarayı'nı yağmaladı. Bu esnada II. Hüsrev'in suikast sonucu öldüğü haberi kendisine ulaştırıldı.
YÖNETİM
Sasaniler Ahamenişlerin ulaştıkları sınırlara yakın bir imparatorluk kurdular. Başkentleri Khvarvaran vilayetinde bulunan Tizpon (Ktesifon)'du. Bu imparatorluğu idare eden Sasani hükümdarları Şehinşah(Kralların Kralı) ünvanını kullanırlardı. Merkezi idareye hükmeden bu krallar ulusal dinin simgesi olan kutsal ateşin de koruyuculuğunu üstlendiler. Bunun açık göstergesi, Sasani madeni paralarının yüz kısmında taçları ile birlikte resmedilen hükümdarların, diğer yüzlerinde net şekilde görülen kutsal ateşle adeta desteklenmeleridir.Sasani kraliçeleri Kraliçeler Kraliçesi anlamına gelen Banebshenan banebshen ünvanını taşırlardı.
SASANİ ORDUSU
Sasaniler zamanında Fars ordusunun (Spah) omurgasını iki farklı ağır süvari birliği oluşturuyordu. Bunlar, Clibanarii ve Catafraktlardır. Bu süvari gücü çocukluktan itibaren eğitilen asillerden oluşturulurdu. Bunlar hafif süvariler, piyadeler ve okçularla desteklenirdi. Sasani taktiklerinin merkezinde, düşmanı okçular, savaş filleri ve diğer birliklerle bozup bölmek, böylece süvarilerilerin yararlanabileceği boşluklar açmak bulunurdu.
SANAT BİLİM VE EDEBİYAT
I. Hüsrev Plato'nun ve Aristo'nun eserlerini Pehlevi diline çevirttip Gundişapur'da öğretilmesini sağladı. Hükümdarlığı esnasında birçok tarih yıllıkları oluşturuldu. Bunlardan elimize kalan yeganesi Karnamak-ı Artaksşir-i Papakan'dır (Ardeşir'in faaliyetleri). Efsane ve tarih karışımı bu eser daha sonra İran'ın ulusan destanı olacak Şehname'nin temelini oluşturdu. I. Justinyan Atina okullarını kapattığı zaman, yedi öğretmen İran'a kaçtı ve I. Hüsrev'in sarayında himaye buldular.
ENDÜSTRİ VE TİCARET
Sasaniler döneminde İran endüstrisi evcil formlardan kentsel formlara doğru gelişti. Sayısız lonca vardı. Hatta bazı şehirlerde devrimci proletarya da vardı. İpek dokumacılığı Çin'den geldi. Sasani ipekleri her yerde aranır oldu. Bu ipekler, Bizans'ta, Çin'de ve Japonya'da tekstil sanatına örnek oldular. Çinli tüccarlar, Serif gibi gelişen İran limanlarına geldiler, ham ipek satıp kilim, mücevherat ve allıklar satın aldılar. Ermeniler, Suriyeliler ve Yahudiler İran'ı, Bizans'ı ve Roma'yı yavaş bir değiş tokuşla birbirine bağladılar.
DİN
Sasani Devleti'nin dini Zerdüştçülük'tü (Zoroastrianizm). Fakat bunun, Zerdüştçülük'ün kutsal kitapları olan Avesta'da ortaya koyulan uygulamalarla arasında gözle görülür oranda farkları vardı.Sasani Zerdüşti ruhban sınıfı, dini kendilerine uygun gelecek şekilde değiştirmiş bu da önemli derecede dini huzursuzluğa sebep olmuştu. Sasani dini politikaları çok sayıda dini reform hareketlerinin ortaya çıkmasına yol açtı. Bunların en önemlileri Mani ve Mazdak dinleridir.
ATES TAPINAĞI
PART İMPARATORLUĞU
MÖ 247 – MS 224
Başkent: Asaak, Hekatompilus, Hamadan, Ktesifon, Susa, Nisa
Dil: Orta İran dilleri (Farsça)
İnanış: Helenizmden etkilenilmiş Zerdüştlük
Yönetim biçimi: Feodalist monarşi
Tarihsel dönem: Klasik Antik Çağ
- Kuruluş: MÖ 247
- Yıkılış: MS 224
Para birimi: Dirhem (Drachma)

Part İmparatorluğu (M.Ö. 247 – M.S. 224), Arşak İmparatorluğu olarak da bilinir .Kuruluşundan itibaren, Antik Yakın Doğu’da çok etkili politik ve kültürel bir İranlı güç idi. M.Ö. 3. yy’da I. Arşak, Parni kabilesinin şefi tarafından Partya bölgesini ele geçirdikten sonra kuruldu, (“İran’ın kuzey doğusunda ki batı Horasan bölgesi”), sonra eyalet olarak Selevkos İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazandı. I Mithridates (M.Ö. 171–138 arası) Selevkoslardan Medya ve Mezopotamya bölgesini alarak imparatorluğun sınırlarını büyük ölçüde genişletti. Bundan sonra, Part İmparatorluğu’nun sınırları Euphrates’in kuzeyinden Doğu Türkiye’ye kadar uzanıyordu. Krallık, Akdenizde Romalılar ile Çin’deki Han Hanedanının arasında bulunan İpek Yolu’nun tam üstünde bulunuyordu, bu sayede hızlıca ticaretin merkezi hâline geldiler.
Partlar genellikle Pers, Helen ve bölgesel kültürler ile karışmış kendi kültürlerinin sanat anlayışını, mimarîsini ve dinî inanışlarını benimsemeye başladılar. Kuruluşlarının hemen hemen ilk yarısında, Arşak hanedanı, İran geleneklerini tekrardan canlandırmış olmalarına rağmen Yunan kültürünü benimsedi. Arşak hükümdarları ‘Kralların Kralı’ olarak anılırdı, ve kendilerini Ahameniş İmparatorluğu’nun yasal vârisi olarak görürlerdi; gerçekten de, bir çok kralı vassal olarak kabul ettiler, zaten Ahamenişlerin merkezî yönetimi seçmelerine rağmen bir çok özerk satraplığı bulunuyordu.
Partlar genellikle Pers, Helen ve bölgesel kültürler ile karışmış kendi kültürlerinin sanat anlayışını, mimarîsini ve dinî inanışlarını benimsemeye başladılar. Kuruluşlarının hemen hemen ilk yarısında, Arşak hanedanı, İran geleneklerini tekrardan canlandırmış olmalarına rağmen Yunan kültürünü benimsedi. Arşak hükümdarları ‘Kralların Kralı’ olarak anılırdı, ve kendilerini Ahameniş İmparatorluğu’nun yasal vârisi olarak görürlerdi; gerçekten de, bir çok kralı vassal olarak kabul ettiler, zaten Ahamenişlerin merkezî yönetimi seçmelerine rağmen bir çok özerk satraplığı bulunuyordu.
Krallık bir çok satraplık kurdurmuştu, çoğu da İran’ın dışındaydı, fakat bu satraplıklar küçüktü ve Ahamenişlerden daha güçsüzdü. Arşaklıların genişleme gücü ile birlikte, merkezî yönetim Nisa şehrine taşındı, Türkmenistan’dan Ctesiphon’a uzanan Tigris bölgesinde bulunuyordu (modern Bağdat’ın güneyi), tabi sonrasında krallığa bir çok şehir başkentlik yaptı.
KURULUŞ
I. Arşak, Arşaklılar devletini kurmadan önce İranlılardan oluşan ve Dahae konfederasyonunu oluşturan antik bir orta-asya kabilesi olan Parni kabilesinin şefiydi. Parniler doğu İran'a ait bir dilde konuşuyorlardı, bu sırada Partya'da kuzeybatı İran'a ait bir dil konuşuluyordu. İkinci olarak bu bölge kuzey doğuda bulunuyordu, ilk olarak Ahamenişlerin, ve sonrasında Selefkilerin hakimiyeti altındaydı. Bölge fethedildikten sonra, Parni; Orta İran dili, Aramîce, Yunanca, Babilce, Sogdiaca ve fethedilen yerdeki bir çok bölgenin dili ile birlikte konuşulan Partların resmî bir dili hâline geldi.
Arşaklıların bağımsızlıklarını neden M.Ö. 247'de kazandıkları tam olarak bilinmiyor. A.D.H. Bivar, Andragoras adında bir satrapın Selefkilere karşı ayaklanması sonucu Selefkilerin bölgedeki hakimiyetini kaybetmesinden dolayı olduğunu söyler. Bu nedenle Selefkilerin bölgedeki kontrolünü yitirmesi I. Arşak için büyük bir fırsat olarak görülür. Aynı zamanda, Vesta Sarkhosh Curtis söz konusu yılda Arşak'ın Parni kabilesinin şefi olarak seçildiğini iddia eder. Homa Katouzian ve Gene Ralph Garthwaite ise Arşak'ın Partya'yı ele geçirdiği ve Selefkilerin bölgedeki otoristesini yıktığı yıl olarak anlatırlar, ayrıca Curtis ve Maria Brosius, Andragoras'ın M.Ö. 138 yılına kadar Arşaklılar tarafından mağlup edilmediğini söylerler.
I. Arşak'dan sonra yönetime kimin geldiği pek açık değildir. Bivar ve Katouzian, kardeşi I. Tiridates olduğunu, sonrasında oğlu II. Arşak'ın geldiğini söylerler. (M.Ö. 211) Ayrıca Curtis and Brosius II. Arşak'ın I. Arşak'ın yasal varisi olduğunu konusunda hemfikirdirler ve Curtis bu olayın M.Ö. 211'de olduğunu açıklamıştır, Brosius ise M.Ö. 217'de olduğunu iddia eder. Bivar, I. Mithridates'in yönetimdeki son yılında, yani "Part tarihinin resmî olarak başladığı yıl" olan M.Ö. 138'de olduğu konusunda ısrarcıdır. Tüm bu fikir ayrılıklarını anlattıktan sonra, Bivar, tarihçiler tarafından kabul görülen Partlar için iki farklı hükümdar kronolojisi olması olayını özetlemiştir.
I. Phraates'in Partya'yı genişleterek İskenderîn Kapılarına dayandırdığı ve Apamea Ragiana şehrini ele geçirdiği kaydedilmiştir, fakat hangi bölgede bulunduğu bilinmiyor. Partların en büyük genişlemesi ve en büyük sınırlara sahip olması, kardeşi ve vârisi olan I. Mithridates dönemine denk gelir. (MÖ 171–138 arası), bu dönem, ilk Ahameniş İmparatoru Büyük Kiros'un dönemi ile denk görülebilir (MÖ 530).
Mithridates'in ordularının, Baktriyalıların iki vilayetini ele geçirmesiyle ve I. Diodotus'un ölümüyle beraber Partlar ve Baktriyalılar arasındaki ilişkiler kötüleşmeye başladı. (I. Eucratides dönemi - MÖ 170–145). Selefkilere sırtını dönen Mithridates MÖ 148 veya 147 yılında Medya ve Ecbatana bölgelerini ele geçirdi; Timarchus tarafından başlatılan ayaklanma ile birlikte bölge son bir Selevkos baskısıyla istikrarsızlaştırıldı. Bu zaferleri Partların Mezopotamya'daki Babil şehrini ele geçirmesi olayı izledi, Mithridates ilk sikkelerini burada bastırdı ve resmî bir tören yaptırdı. (MÖ 141) Mithridates tekrar Hirkanya'ya geri çekilirken, orduları Elymais ve Characene krallıklarını hakimiyeti altına aldılar ve Susa şehrini ele geçirdiler. Bununla birlikte artık Part egemenliği uzak doğudan Hint nehrine kadar uzanmış bulunuyordu.
ROMA VE ERMENİSTAN
Kuzey Hindistan'da bulunan Yuezhi Kuşhan İmparatorluğu Partların doğu sınırlarının güvenliğini sağladığına dair garanti vermişti. Bu yüzden MÖ 1. yy'ın ortasında, Arşak hanedanı öncelikli olarak batı sınırlarını Romalılardan korumaya odaklandı. II. Mithridates'in Ermenîlere boyun eğdirdiği yılla birlikte, Lucius Cornelius Sulla; Roma'nın Kilikya valisi, Euphrates nehrinde Part elçisi Orobazus ile görüştü. İki taraf da bu nehrin Partlar ve Romalılar arasında bir sınırı olarak kullanılmasında anlaştılar, buna rağmen Rose Mary Sheldon'a göre, Sulla'nın bu şartları sadece Roma'ya iletmeye izin veren kısıtlı bir yetkisi vardı.


Bu anlaşmanın haricinde MÖ 93 veya 92'de Partlar Suriye'de kabile şefi Laodice ve onun Selevkos müttefiği X. Antiochus Eusebes'e -sonra ölür- (MÖ 95-92?) karşı savaşmıştır. Selevkosların son hükümdarlarından III. Demetrius Eucaerus, Beroea (günümüz Halep) şehrini kuşatmaya çalışmasıyla Partlar buaraya askerîş destek gönderdiler ve Demetrius'u mağlup ettiler.
II. Mithridates'in yönetim devri sırasında I. Gotarzes Babil'i, I. Orodes ise kısmen Partya'yı yönetiyordu. Bu bölük monarşi sistemi Partları zayıflatmıştı, ve Ermenî II. Tigranes'in Partların batı Mezopotamya'daki topraklarının ele geçirmesine sebep olmuştu. Bu topraklar Sanatrukes dönemine kadar geri alınamamıştı (MÖ 78–71). Üçüncü Mitridatik Savaşı'nın patlak vermesiyle, II. Tigranes'in müttefiği olan Pontus hükümdarı VI. Mithridates (MÖ 119–63), Partlardan Romalılara karşı askerî destek isteğinde bulundu, fakat Sanatrukes bu yardım isteğini reddetti. Romalı general Lucullus MÖ 69'da Ermenî başkenti Tigranocerta üzerine yürüdüğünde, VI Mithridates ve II Tigranes, III. Phraates'ten yardımda isteğinde bulundular (MÖ 71–58). Phraates bu yardıma çağrı vermedi, ve Tigranocerta'nın düşüşünden sonra Lucullus ile Euphrates nehrinin Partlar ve Romalılar arasındaki sınır olması kararını tekrardan pekiştirdiler.

II Tigranes'in oğlu Genç Tigranes'in babasını tahttan indirme çalışmaları başarısız olmuştu. Kaçarak III. Phraates'e sığındı ve onu Ermenîlerin yeni başkenti Artaxarta üzerine yürümesi konusunda ikna etti. Bu kuşatma başarısız olunca, Genç Tigranes bir kez daha kaçtı, bu sefer Romalı general Pompey'e sığındı. Pompey'e, Ermenistan seferi boyunca rehberlik edeceğine dair söz verdi, fakat, II Tigranes Romalılara karşı boyun eğmek zorunda kalınca Genç Tigranes Romalıların esiri durumuna düştü. Phraates Pompey'den Genç Tigranes'i serbest bırakıp kendisine teslim edilmesini istedi, fakat Pompey bunu reddetti. Bunun üzerine Phraates Corduene bölgesini (güneydoğu Türkiye) işgâl etmek için yola koyuldu; elde bulunan her iki Roma belgesine göre, Roma konsülü Lucius Afranius Partları bölgeden savaşla ya da diplomatik yollarla atmıştır.
III. Phraates, oğulları II. Orodes ve III. Mithridates tarafından öldürtüldü, sonrasında Orodes kardeşi Mithridates'i sırtından vurarak onu Medya'dan Suriye'ye kadar kovaladı. Aulus Gabinius, Romalı Suriye valisi, Mithridates'in desteği ile Euphrates nehrine geçmek için yola çıktı, fakat Mısır'daki bir ayaklanma sonucu XII. Ptolemy Auletes' yardım etmek için geri döndü (MÖ 80–58; 55–51). Mithridates Romalı müttefiklerini beklemeden Babil'i kuşattı ve Selevsiya'da MÖ 54'e kadar parasını bastırdı. O yıl, Orodes'in komutanlarından Surena, Selevsiya'yı tekrar ele geçirdi ve Mithridates idam edildi.
Aynı zamanda Suriye valisi, üçlü yöneticilerden biri olan Marcus Licinius Crassus, MÖ 53'te Mithridates'in desteğinden yoksun olarak İran'a karşı bir sefer düzenledi. Ordusu Carrhae'ye doğru yol alırken (günümüz Harran'ı, güneydoğu Türkiye), II. Orodes Ermenistan'ı işgâl etti ve Ermenî kralı II. Artavasdes'i Romalı müttefiklerinin yardımından mahrum bıraktı (MÖ 53–34). Orodes, Artavasdes'i bir akraba müttefikliği yapma konusunda ikna etti, prens I .Pacorus (ö. MÖ 38) Artavasdes'in kız kardeşi ile evlendirildi.
Surena, çoğunluğu süvarilerden oluşan ordusuyla, Crassus ile buluşmak üzere yola çıktı. Surena'nın 1,000 katafraktı ve 9,000 okçu-atlısı bulunan ordusu kabaca Crassus'un yedi lejyondan, destek birliklerinden, Galyalı süvarilerden ve hafif piyadelerden oluşan ordusundan 4 kat daha büyüktü. Yaklaşık 1,000 adet devenin bulunduğu karavanın verdiği avantajla, Part okçu-atlıları düzenli olarak ok kaynağı sağlayabiliyorlardı. 'Part vuruşu' taktiğini uygulayan okçu-atlılar, sahte bir ricat ile geri çekilip tekrardan düşmanlarına saldırıyorlardı. Ağır kompozitlerle uygulanan bu taktik geniş Crassus'un geniş düzlükte bulunan piyadelerini harab etmeye yetmişti. Yaklaşık 20,000 Romalının öldürüldü, 10,000'i ise ele geçirildi, ve bir diğer 10,000 batıya doğru kaçtı, Crassus ise Ermenî ormanlarına kaçtı. Ordusunun başında Surena Crassus'la görüşmek istedi ve Crassus bunu kabul etti. Fakat sonra Crassus, Surena'nın kampına bir baskın düzenlememesi için ast subaylarından biri tarafından tuzak kurularak öldürüldü.
Crassus'un Carrhae Savaşı'ndaki yenilgisi, Roma tarihinin en kötü yenilgilerinden biri olarak kabul edilir. Partlar bu zaferle Roma ile neredeyse eş değer bir güç hâline geldi. Surena kamp takipçileri, savaş esirleri ve değerli Roma ganimetleri ile birlikte yaklaşık 700 km. (430 mi) yol katederek Selevsiya'ya döndü ve zaferini burada kutladı. Surena kısa bir süre sonra, Arşak tahtına göz dikmesinden dolayı Orodes tarafından idam ettirilmekten kurtulamadı.




Solda Marcus Antonius ve sağda Octavius, MÖ 43'te Octavius, Antonius ve Marcus Lepidus tarafından oluşturulan ikinci kez kurulan üçlü yönetimi kutlama amaçlı bastırılan paralar

ROMA İLE BARIŞ VE ENTRİKALAR
MÖ 31'de Actium Savaşı'nda Antoinus'un mağlup edilmesiyle, Oktavius Roma imparatoru oldu, artık cumhuriyet temsilî bir kelimeydi. Bu sıralarda Part kralı II. Tiridates kısa sürede IV. Phraates'i yönetimden devirdi ve yine aynı hızda İskitli müttefiklerinin de yardımıyla yönetimin başına geçti. Tiridates Phraates'in oğullarından birini yanına alarak Romalılara sığındı. MÖ 20'de yapılan görüşmelerde, Phraates kaçırılan oğluunu geri getirmeyi plânladı. Bir diğer yandan Romalılar, MÖ 53'teki Carrhae Savaşı'nda kaybettikleri lejyon sancaklarını ve savaşta esir düşen ve hayatta kalmayı başaran askerlerini geri aldılar. Partlar bu takası prensi kurtarmak için yapılan küçük bir bedel olarak gördüler. Roma Senatosu ile birlikte Octavius, yeni adıyla Augustus (MÖ 27 BC – 14) Partlar üzerinde politik bir zafer olarak görülen sancakların geri getirilmesini sevinçle karşıladı; bu olay yeni para sikkelerinin bastırılmasıyla kutlandı, yeni tapınaklar kuruldu ve hatta Augustus adına sanatsal öğeler içeren heykeller kuruldu.
ROMALILAR ILE SAVAŞ VE DEVAMI
İberya kralı I. Pharasmanes ve oğlu Rhadamistus, Romalıların vassal kralı olan Mithridates'i tahttan indirmek için Ermenistan seferine çıktı, Partyalı I. Vologeses de (MS 51–77) işgâl edip tahta kendi kardeşi Ermenî I Tiridates'i geçirmeyi plânlıyordu. Rhadamistus ise tamamiyle gücünü kaybetmiş, ve Tiridates ile birlikte aynı olayda yer almıştı, Partya ise tüm olanlara son vererek Ermenî bölgelerini tekrardan ele geçirip burada Arşak hanedanını tekrar canlandırmıştı. Her şeyden önce Part İmparatorluğu yıkılsa bile, Arşaklılar Ermenî kralları olarak hayatlarını sürdüreceklerdi.

MS 55'te II. Vardanes babası I. Vologeses'e karşı bir ayaklanma başlatınca Vologeses ordusuyla beraber Ermenistan'dan çekildi. Roma, geride kalan yönetimsel boşluğu doldurmak için harekete geçti. MS 58-63 yılı Roma-Part Savaşı'nda, kumandan Gnaeus Domitius Corbulo, VI Tigranes'i bir vasal kralı olarak ilân ederken Partlara karşı bir çok askerî zafer elde etti. Yine de, Corbulo'nun vârisi Lucius Caesennius Paetus Part ordusu tarafından yenildi ve Ermenistan'a sığındı. Bir ateşkes anlaşmasından sonra, I. Tiridates MS 63'te Napoli'yi ve Roma'yı ziyaret etti. Roma imparatoru Nero (MS 54-68), büyük bir törenle kafasına hükümdarlığın sembolü olan diadem'i takarak onu Ermenistan Kralı olarak ilân etti.
Roma ve Partlar arasındaki düşmanlık, I. Osroes'in (MS 109–128) Roma'dan izin almadan Ermenî kralı Tiridates'i tahttan indirip yerine II. Pacorus'un oğlu Axidares'i tahta geçirmesi ile tekrar canlandı. Roma imparatoru Trajan (MS 98–117) taht için yeni bir Part adayı olarak seçtiği Parthamasiris, Ermenistan bir Roma vilayeti olamadan MS 114'te öldürüldü. Lusius Quietus'un önderliğini yaptığı orduları kuzey Mezopotamya ovası boyunca uzanan büyük ticaret yollarının güvenliliğini sağlamak için Nisibis'i ele geçirdi. Bir sonraki yı Trajan Mezopotamya'yı işgâl etti, Osroes doğuda III. Vologases'in çıkarttığı bir iç savaşla uğraşırken, Adiabene'li Meharaspes'in zayıf bir direnişi ile karşılaştı. Trajan 115-116 kışını Antakya'da geçirdi, fakat baharda seferine devam etti. Euphrates nehrini geçerken, Dura-Europos'u, başkent Ktesifon'u ve Selevsiya'yı ele geçirdi, hatta İran Körfezi'nden Hindistan'a gitmek için ayrılan gemileri izleyebileceği bir şehir olan Characene şehrine boyun eğdirdi.
Romalılar, daha önceleri onları Mezopotamya'dan atmak isteyen Selevsiya ve Ktesifon şehirlerini ele geçirip yaktılar. Buna karşın geri çekildiler, bu noktadan sonra Romalıların elinde sadece Dura-Europos kalmıştı.

Part kralı V. Vologases'in yükselişi esnasında (MS 191–208) Roma imparatoru Septimius Severus (MS 193–211) MS 197'de Mezopotamya'yı işgâl etti, Romalılar bir kez daha Euphrates'i geçtiler ve Selevsiya ile Ktesifon'u ele geçirdiler. Partiküs Maksimus ünvanının kazandıktan sonra, MS 198'de geri çekildi, daha önce Trajan'ın Hatrta kuşatmasında yaptığı başarısızlığı o da yapmıştı.

YERLI VE YABANCI KAYNAKLAR
Yerli ve yabancı yazılan kaynaklar olduğu gibi, yazısız kaynaklar da Part tarihinin oluşmasında büyük rol oynamıştır. Buna rağmen Part tarihçileri kayıtları korumuştur, fakat Partlar'ın değişik bir tarih anlayışı vardı; İran'ın en eski tarihi, Khwaday-Namag, son Sasanî hükümdarı III. Yazdegard (MS 632–651) dönemine kadar düzenlenmemişti. Part tarihi üzerine yazılan nadir yerli kaynaklar, İran tarihinin diğer tüm periyotlarından daha azdır. Partlar üzerine yazılmış en çağdaş kaynak Farsça olduğu kadar Yunanca ve Aramîce metinler de içermektedir. Part dili, Ahamenişlerin Aramî şansölyesinden faydalanılan farklı bir metin ile yazılmış olup, sonrasında Pehlevi yazım sistemine göre tekrar düzenlenmiştir.
"Kralların Kralı", Partya idaresinde en başta bulunurdu. Çokkârlı bir sistemle ülkeyi kalkındırır, ve vâris olarak, doğan ilk erkek çocuğunu seçerdi. Mısır'daki Ptolemilerde olduğu gibi, Arşak krallarının kız yeğenleriyle evlendiğine dair kayıtlar vardır; fakat Kraliçe Musa, kendi öz oğluyla evlenmesine rağmen bu bir istisna olarak görülür. Brosius, MS 21'de Kral II. Artabanus tarafından Susa şehrinin valisine (archon) ve halkına Yunanca yazılan bir mektup bulmuştur. Tercih Edilen Dost, Muhafız ve Haznedar'ın belirli yönetim görevlerinden bahsedilmiştir, ayrıca belge "yerel yasama ve yürütme yetkileri yüksek divana atanırken, kral kişisel olarak buna müdahale edebilir, durumu tekrar gözden geçirebilir ve eğer bunun kendine uygun olduğunu düşünürse yerel yönetimi tekrardan değiştirebilirdi".

İDARE VE YÖNETİM
SANAT VE MİMARİ
Part sanatı üç bölümde incelenebilir: gerçek Part sanatı; İran yayla sanatı ve Mezopotamya sanatı. Gerçek Part sanatının temelleri Nisa şehrinde atılmıştır, Ahameniş ve Selefki geleneklerinden yola çıkarak birleşen Yunan ve İran kültürü. İkinci sanat anlayışında, Partlar Ahamenişlerin sanat anlayışından etkilenmişlerdir, In the second phase, Parthian art found inspiration in Achaemenid art, II. Mithridates'in Behistun Dağı'ndaki taç giyme töreni buna örnek olarak verilebilir. Son olarak üçüncü sanat anlayışı ise Partlar Mezopotamya'yı fethettikten sonra aşamalı olarak ortaya çıkmıştır.
TEŞEKKÜRLER..
KAYNAKÇA ; WİKİPEDİA
Full transcript