Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

AİLE KURAMLARI

No description
by

sümeyye sezgin

on 1 October 2013

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of AİLE KURAMLARI

AİLE KURAMLARI
1- Yapısal İşlevsel Kuram
2-Sosyal Çatışma Kuramı
3-Sembolik Etkileşim Kuramı
4-Sosyal Alışveriş Kuramı
5-Aile Sistemleri Kuramı
6-Aile Ekolojisi Kuramı
7-Feminist Aile Kuramı

1-
Yapısal İşlevsel Kuramı
Bu yaklaşımın çerçevesini aile içi ilişkiler, toplumdaki diğer sistemlerin aile üzerindeki etkileri ile aile sistemlerindeki denge ve uzun süreli değişimler oluşturmaktadır (Eshlemen ve Bulcroft, 2006).
Yapısal işlevsel kurama göre;
aile toplumun sürekliliğini sağlayan sosyal bütünü oluşturan unsurlardan biridir.
Bu yaklaşımın ele aldığı aile tipleri:
-
Aterkil geniş aile
-
Çağdaş çekirdek ailedir.
( Kandiyoti Deniz,1984, s:17)

Yapısal işlevsel kuramın odaklandığı soru türleri;

Ailenin işlevleri nelerdir

Diğer sosyal sistemlerle aile arasındaki işlevsel ilişkiler nelerdir

Aile üyelerine karşı ne gibi işlevleri yerine getirmelidir.


Evrensel bir kurum olan ailede bazı evrensel fonksiyonlar yerine getirilmekte toplumun devamı açısından belli temel gereksinimlerin karşılanması gerekmektedir. Aile bu fonksiyonları en iyi biçimde karşılar ( Cheal D . , 1975, s:160 )
Murdock (1949), tüm toplumlarda ailenin dört temel işlevi olduğundan söz eder.

Cinsellik

Ekonomik işbirliği

Eğitim

Üreme dir (Akt, Lee 1982).


ABD’li sosyolog Paarsons’a göre ise ailenin iki temel işlevi vardır:

1- Çocuğun sosyalleşmesinin sağlanması
2-Kişiliğin dengelenmesini sağlama

Parsons’ın sosyalleşme sürecine bakışı;

-
Çocuğun güçlü ebeveynler tarafından kültürlerle donatılması,
-Güçlü bir kişilik geliştirmesinin sağlanmasıdır ( Akt. , Haralambos ve Heald, 1980).


Yapısal işlevsel kuramcılar arasında; Talcott Parsons, George Murdock, Robert Merton
Sosyologlardan ; Gardiner, C. Delphy sayılabilir.

2-
SOSYAL ÇATIŞMA KURAMI
Bu kuram
; aileyi
 güç
,
 
hakimiyet
ve

çatışma kurumu
olarak ele almaktadır.

Ailesel yaşamın dinamizmini açıklayabilmek için ailenin içinde çıkar çatışmalarının olduğu ve ortak amaçlar için ittifakların yapıldığı bir gruplaşma olarak dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir.
Bireyler ya da gruplar arasındaki çatışma sürecini vurgulayan bu kuram evlilikte eşler arasında karar verme, şiddet, evlilik sistemi, boşanma gibi konuları ele almaktadır. (İçli,1996)
 

Bu modelinde sistemlerin bir arada bulunması işbirliği ve uyum kavramlarıyla açıklar
Rekabet, çatışma, otorite kavramları yer almaktadır
Bireylerin birbirini tamamlayan çıkarları vardır.
Bireylerin çıkarlarını karşılayabilmeleri için kısıtlı kaynaklar ve toplumsal değerlere ilişkin fikir ayrılıkları öne çıkmaktadır.
Bireylerin birbirlerinin tamamlamalarının derecesinin yüksek olduğu belirtilirken
Zayıf ilişkilerden söz edilmektedir.
Toplumsal değişimin türünü, normal düzen modeli kademeli olarak açıklarken
Ani ve devrimci olarak nitelemektedir.
Normal Düzen
Çatışma modeli
 ( Güler, 2010) 

Bu kuramın temel varsayımları şunlardır:

Çatışma, insan yaşamının temel bileşenidir. 

Sosyal gruplar arasında çatışma kaçınılmazdır. 

Çatışma, sosyal bir kurum olan ailenin özünde varolduğundan, aile içinde cinsiyet ve yaş katmanlaşmasından kaynaklanan güç sistemleri bulunmaktadır. 

Çatışmaya ilişkin temel kavramlar ve aileyle bağlantıları: 

Rekabet:
Kısıtlı kaynakların paylaşımı ve hedefe ulaşmada izlenen yol nedeniyle aile bireylerinin çatışmasıdır. 
Güç:
Fazla otoriteye sahip olan bireyler, diğer bireyleri de etkileyebilecek güce sahiptirler.


Pazarlık ve Uzlaşma:
Pazarlık, ailedeki herkesin en üst düzeyde çıkar sağlamaya çalışması, uzlaşma ise, herkes için en uygun çözümün aranması sürecidir.

Atılgan ya da Saldırgan Davranışlar:
Kendi hakları için uğraşan aile bireyleri atılgan davranış biçimleri sergilerken, saldırgan davranışlar, aile bireylerinin diğerlerinin zarar görmesi pahasına kendi gereksinimlerini karşılamaya çalışmaları durumunda ortaya çıkmaktadır. 

Tehdit ve Vaatler:
Hem tehdit hem de vaatler, otorite sahibi aile üyesinin, kendi çıkarları için diğer aile üyelerini etkilemesine hizmet etmektedir. 
(Güler, 2010)
Sosyal çatışma kuramına göre evlilikte kimin gücü elinde taşıdığı büyük önem taşımaktadır. Genellikle erkeklerin kadınlardan daha fazla güce sahip oldukları belirtilmektedir. Tichenor, aile bireylerinin değişen rollerinin (çalışan kadınların) ailedeki güç dengesini değiştirdiğini ve bunun da çatışma sürecine işaret ettiğini belirtmiştir. 
3-
SEMBOLİK ETKİLEŞİM KURAMI
Sembolik etkileşim kuramına göre, insanlararası sosyal etkileşimlerin temelinde
anlam oluşturma
vardır. İnsanlar dil ve işaretler gibi ortak simgeleri paylaşmaktadır. Kuramın temelinde bu simgeleri yorumlama ve anlamlandırma vardır.( Güler, 2010) 

Bu kuram, anlam algı, durumu tanımlama, iletişim, benlik ve kişilik olgularına işaret etmektedir. Sembolik etkileşim yaklaşımı
bireylerin kendi davranışlarını ya da diğerlerinin davranışlarını açıklamada
yararlı olmaktadır.

Bu yaklaşıma göre
aile üyelerinin her birinin kendi kimliğini günlük aile yaşamındaki iletişimden türetebileceği
varsayılmaktadır.Bu durum

"ailesel kimlikler"

olarak da adlandırılabilmektedir.  

Ailede herkesin belli bir yeri vardır ve belli rolleri yerine getirmesi gerekmektedir. Bu rol aile beklentilerine uygundur. Etkileşimciler, eş seçimi aile içi roller, evlilik etkileşimi ve çocuğun toplumsallaştırılması gibi konular üzerinde durmaktadır. Bu yaklaşım "aile ile diğer sosyal unsurlar (okul, akraba ilişkileri, mahalle vb.) arasındaki ilişkileri zaman zaman ihmal ettiği için eleştirilmiştir. (İçli, 1996) 

Sembolik etkileşim kuramının temel varsayımları şunlardır:
Davranışa yüklenen anlam önemlidir. Davranışın ortaya çıkmasındaki nedenler ve davranışın ne anlam taşıdığını bilmek davranışın kendisinden daha önemlidir. 

Bireylerin sosyal etkileşimleri davranışa anlam yükleme durumunda etkili olmaktadır. 

Tüm davranışlar sosyal olarak öğrenilir. İnsanların sosyal yönleri doğuştan gelmez. Zamanla mesajları almaya ve bunları içselleştirmeye başlarlar. (Güler,2010)
Sembolik Etkileşim Kuramı ve İletişim
Ortak yaşam, toplumsal etkileşimlerin ayrılmaz parçası olan sembollerin kullanımını ve iletişim sistemlerinden bir ya da bir kaçının bir arada işlerliğinin sağlanmasını gerektirmektedir.
Bireyin grup içindeki rollerinin çoğunda, diğer bireyler onu bir takım kişilik özellikleriyle birlikte algılamakta, bir bütün olarak ona karşı belirli bir tutum edinebilmektedir.
İletişim, bireylerin karşılıklı olarak çok sayıda sembolleri, anlamları aktardığı bir süreçtir. Bu nedenle iletişim, insanlar arası etkileşiminin belirleyici bir öğesi olmaktadır (Önür,1989).
Aile ve Etkileşim
Birey kendi gelişimini aile içindeki diğer üyelerle etkileşimi sonucunda gerçekleştirir.
Aile çocuğun temel sosyalizasyonunun ortaya çıktığı yerdir. Çocuk, yetişme süreci içinde, iletişim içinde olduğu ev halkı ve akrabaları ile doğrudan yada dolaylı olarak etkileşim içindedir. Bu etkileşim süreci onun düşünme, yorumlama, kendi kendinin bilincine varmasında etkili olmaktadır. 

Aile içi iletişim modelleri dört bölümde incelenebilir:

Eşitlikçi iletişim biçimi:
Her birey iletişime eşit bir katılım göstermektedir. Böylece aile üyeleri birbirleriyle güvenli bir uyum sağlamaktadır. Aile üyeleri birbiriyle doğrudan iletişim içindedir. Bireyler arası uzaklık ortadan kalkmıştır. İletişim aile kimliğinin yerleşmesine yardımcı olmaktadır.

Dengeli dağılan iletişim biçimi
: Belirli alanlarda uzman olan aile üyeleri, bu yöndeki rollerini daha iyi yerine getirirler. Bu iletişim şeklinin ortaya çıkmasındaki diğer koşul, kadının ve erkeğin uzmanlık alanlarının eşit dağılım içinde olmasıdır. 


Dengesiz dağılan iletişim biçimi
: Bireylerden biri, bu iletişim biçimi ile daha baskın hale gelmektedir. 


Tekelci iletişim biçimi:
İki yada üç kuşağın birlikte yaşadığı geleneksel aile tipinde, evin en yaşlı erkeği yada o toplumun kültürüne göre en etkili aile üyesi baskın bir karakter kazanmıştır. 

6-
Aile Ekolojisi Kuramı

Sistem kuramlarına benzer olarak ekolojik kuram da sosyal bilimler alanına yakın zamanda girmiştir.

Ekolojik kuram, Brofenbrenner tarafından 1979’da ortaya atılmıştır. Kuramın temel varsayımı,
“gelişim ve değişimin, gelişmekte olan şey ile bulunduğu çevre şartları arasındaki etkileşim sonucunda gerçekleştiği”
dir.

Çocuk çevreyle etkileşim halindedir ve Bronfenbrenner’in ekoloji modelinde de bahsettiği gibi gelişimi üzerinde sadece ailenin değil pek çok sistemin etkisi görülmektedir.

Okul ve aile arasında kurulan güçlü etkileşim sonucunda, çocukların hayata hazırlanmaları, sosyalleşmeleri; öte yandan anne babaların çocuklarını gözlemlemeleri, beceri ve yeterliliklerini fark etmeleri ve onları desteklemeleri sağlanmaktadır.
7-
FEMİNİST AİLE KURAMI
1970’lerden itibaren feminizmin ivme kazanmasıyla birlikte, feministler, yaptıkları araştırmalarda kadınların pek çok alandaki sorunları üzerine yoğunlaşmışlardır.
Kadın sorununu ele aldıkları ortamlardan biri de ailedir.
Aileyi bir toplumsal kategori olarak kadın gözüyle incelemiş ve yeni bakış açılarının ortaya çıkmasına katkıda bulunmuşlardır.


Feminist bakış açısı, cinsiyeti sosyal bir yapı olarak yorumlar. Cinsiyeti, kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılıktan ziyade, toplumun beklediği kadın erkek davranışları, tutumları ve değerleri betimlemektedir.

Aile üyeleri arasında görevlerin cinsiyete dayalı bir iş bölümü ilkesi çerçevesinde dağıldığını belirten feministler bu iş bölümünün aile ekonomisine katkı konusunda eşitsiz bir durum yarattığını belirtmektedirler. Bu işbölümünde kadın çok veren ama az alan taraf durumundadır.

Ancak son yıllarda modernleşme ve sanayileşmeyle beraber toplumsal şartların değişmesi, aile içindeki rollerin dağılımını da etkilemiştir. Çalışan kadınların sayısı giderek artmakta ve kadının aile-toplum içindeki statüsü güçlenmektedir.
Öğretmenin bu faktörleri göz önünde bulundurarak
çocuğu değerlendirmesi
,
çocuğu gelişim ve eğitim süreci etkinliklerinin niteliğini
artıracaktır.

Okul öncesi eğitim kurumlarında çalışaların bu kuramlardan haberdar olarak çocuğu,
ailesi ve çevresiyle bir bütün olarak düşünüp

her ailenin kendine özgü yapısını, özelliklerini, aile bireylerinin birbirleriyle ilişkisini, sosyal çevrelerini dikkate alarak çocuğu tanımaları ve bireysel ihtiyaçlarını belirlemeleri
gerekmektedir.

Aile diğer sosyal çevrelerin, çocuk ta ailesinin izlerini taşımaktadır. Dolayısıyla

aileyi tanımak çocuğu da tanımada yol göstericidir.

Okulun aile ile işbirliğine dayanan,tutarlı ve karşılıklı güven duygusunu içeren bir yaklaşım göstermesi, hem çocuğun gelişimine ve eğitimine doğrudan etki edecek hem de ailenin, çocuğunun eğitiminde ve gelişimindeki rolü üzerinde olumlu etki sağlayacaktır.

Bu kuramın
temel amacı, sosyal yapıların değişmesini teşvik etme ve kadını güçlendiren yapıların oluşturulmasın
ı sağlamaktır. Toplumsal anlayışların kadına bakışının değişimi üzerine odaklanmıştır.

Bu yaklaşıma göre
aile karşılıklı etkileşim
içinde bulunan üyelerden meydana gelmektedir.
Anahtar kavramları; ödül, kaynak, maliyet, karşılıklı davranış, güç, adaletli olma, normlar ve ilişki memnuniyetidir.
İlişkileri maliyet-fayda odaklı inceler.
Kuramın merkezinde
eşitlik ve karşılıklılık
kavramları yer almaktadır.

Bir sosyal alışveriş içinde bireylerin memnun olabilmeleri için dengeli bir karşılıklılık olduğunu hissetmeleri gerekmektedir.

Eğer ilişkiye yaptıkları yatırım ile sağladıkları kazanç eşitse daha iyi hissetmektedirler.

Bu alışveriş süreci içinde, insanlar hep en fazla kazanç sağlayacağı ilişkiyi aramaktadır. Kazanç sağlayamadıkları takdirde, en az düzeyde yatırım yapma eğilimi gösterirler.
Sosyal alışveriş kuramının çerçevesinde kazanç ve yatırıma verilen önemin,
bireyin yaşamının bazı dönemlerinde farklılık
gösterdiğini boşanma üzerinden açıklamaya çalışan White ve Booth (1991), boşanmaların ( %30-%40 gibi) büyük oranda evliliğin ilk 5 yılında gerçekleştiğini ortaya koymuşlardır. (Akt., Chibus, Leitte ve Weis,2005)
Nomaguchi ve Milkie (2003), ilk kez anne baba olan kadın ve erkeğin yatırım ve kazanç modelini incelemişlerdir. Çalışma yeni anne baba olmuş bireylerle çocukları olmayan çiftlerin karşılaştırılmasını temel almaktadır.
Araştırmanın sonucunda anne babaların, çocuğu olmayan ailelere göre
daha fazla masrafları olmasına karşın, çocuk sahibi olmaktan duydukları mutluluğu ödül olarak gördükleri
bulunmuştur. (Akt., Chibuucos, LieLEitte ve Weis,2005).
4-
Sosyal Alışveriş Kuramı
Constantine(1986) tarafından ortaya atlan bu kuram, aileyi,
tutarlı bir davranış sergileyen
ve
birbirleriyle ilişki içerisinde olan
unsurların toplamıyla sınırlandırılmış bir sistem olarak tanımlamıştır.
Webster (1979) ise, aileyi, birtakım düzenli etkileşimler ve karşılıklı ilişkilerle birbirine bağlı bireyler ya da bir topluluk olarak açıklamaktadır.
Aile sistemleri kuramı,
ailenin iç ve dış sorunlarla baş edebilmek için bir sistem
oluşturduğuna işaret etmektedir. Bu kurama göre aile,
sistemleri olan, birbirine bağlı
,
çevreyle yarı geçirgen bir sınırı olan
bir organizma ya da makine olarak görülmektedir. (Crosbie-Burnet ve Klein, 2009)
Kuram içerisinde pek çok temel kavram yer almaktadır. Bunlar aile bireyleri ve gerçekleştirdikleri rolleri içeren birbirine bağlı bileşenler, girdi ve çıktılar, sınırlar, sistem hiyerarşisi, kurallar, amaçlar, dönüt mekanizması, sistem, değişim ve aynı sonucu paylaşma olarak sıralanmaktadır. (Chibucos, Leitte ve Weis, 2005)
Aile Sistemleri Kuramının Özellikleri

Aile bir sistem olarak görülmektedir. Aile sisteminin yapısı ve birbirleriyle ilişkisi içinde olan elemanları vardır.

Tüm aileler sürekli bir değişim durumundadır. Aile sistemi bu değişimler sırasında dengeyi aramaktadır. Bu dengeyi de kendilerine özgü iletişim biçimlerini kullanarak sağlarlar.

Aile üyelerinin davranışları sistemin tüm iyelerini etkilemektedir. Üyelerden birinin değişimi, sistemin yenilenmesi ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır.

Aile sistemleri üyelerini kontrol etmek için kurallar ve mesajlar kullanmaktadır. Bu kural ve mesajlar aile üyesinin davranışlarını belirleyip sınırlandırmaktadır.


5-
Aile Sistemleri Kuramı
Feminist bakış açısına göre
tipik bir aile formu
yoktur. Özellikle ataerkil aile modeli üzerine oluşturulmuş ideal bir aile formu önermek yanlıştır.

Her kuram aileyi farklı bir bakış açısıyla incelemektedir
; bu bakış açıları evlilik, aile içi yaşam, çocuk yetiştirme, şiddet, boşanma, çocuk bakımı, ebeveyn olma gibi pek çok farklı konuda yapılacak araştırmalara temel oluşturmaktadır.
Aile çocukların yaşamla ilgili
ilk deneyimlerini kazandıkları
,
kendilerine güven duygularını

geliştirdikleri
,
sosyalleşmeyi ve topluma uygun tutum ve davranışlar
sergilemeyi öğrendikleri ortamdır.

Aile kavramı pek çok farklı değişkene göre sınıflandırılabilmektedir.
Toplumlarda
sosyal sınıf,
kültür,
din,
yaş,
yerleşim yeri,
çocuk sayısı,
göç durumu gibi pek çok özelliğin etkilediği farklı aile türleri bir arada bulunmaktadır.


Aile kavramı soysal, davranışsal psikoloji ve biyoloji gibi pek çok disiplinin araştırma alanına girmektedir.

Bir
biyologa
göre aile
“genetik olarak birbiri ile ilişkili grup”
, bir
avukata
göre
“yasal olarak birbirlerine karşı hakları ve sorumlulukları tanımlanmış, yasal bir evlilik sonucu doğrulan ya da evlat edinilen bir soyun fertleri”

Bir
sosyolog
ise aileyi
“toplumun en küçük birimi, geçmişi ve geleceği paylaşan, kendilerine özgü rolleri olan genetik, evlilik ve sadakat bağı ile bağlanmış kişiler”

Bir
psikologa
göre aile
“yasal hiçbir zorunluluk hissetmeksizin, aralarında artık hayatta olmayan bireyler olsa dahi, birbirlerine duygusal, zihinsel ve davranışsal olarak bağlanmış gruptur.”


• İnsanlar yaşamlarının her döneminde karşılarına çıkan her yeni durumu anlamlandırmaya çalışmaktadırlar. Bu düşünsel eylemler bütününün ürünü ise kuramdır.
1860’larda ailenin kökeni ve evrimi üzerine yoğunlaşılırken,

1890’dan itibaren farklı perspektiflerden bakma ihtiyacı doğmuştur.

1920’den 1950’lere kadar aile konusuna yönelik araştırmalar yapılmaya başlanmıştır ve temel olarak aile içi ilişkiler ele alınmıştır.

20. yüzyılın ortalarından sonlarına kadarki dönemde ise, temel sosyolojik yaklaşımların yeni araştırma yöntemleriyle birleştirildiği görülmektedir.

1940’lar ve 1950’lere İkinci Dünya Savaşı ve bıraktığı izler sosyal bilimleri etkilemiştir.


1960’lardan itibaren aile sosyolojisindeki geleneksel yaklaşıma karşı çıkışlar olduğu görülmektedir.

1980’li yıllarda ise genel bir aile kuramının olmadığı konusunda fikir birliğine varıldığı görülmektedir.

20. yüzyılın sonları ile 21. yüzyılın başları ise yeni kuramlar oluşturmaktan çok, aileyle ilgili konuları eski kuramlarla açıklama yoluna gidilmiştir.

Aile Kuramları ve Gerekliliği
Aile Kuramlarının Tarihsel Gelişimi
Aile sistemleri kuramı, aile ile ilgili çalışmalarda iki alan açısından yaralı olmuştur. Bu alanlardan biri
aile terapisi
, diğeri ise
evlilik, aile iletişimi ve etkileşimi
alanıdır.
Sistem kuramları aile araştırmacıları tarafından,
bireylerin aileleriyle ilişkilerini açıklamada ve karmaşık ilişkiler konusunda yol göstermede
kullanılmaktadır. (Klein ve White,1996)
Brofenbrenner'in Ekolojik Modeli
Makrosistem
Tarihi ve
kültürel olaylar

Ekzosistem
Anne babaların çalışma ortamları
Sosyal ilişkiler
Yerel yönetimler
Mezosistem
Okul öncesi eğitim
merkezleri,
Okul
Akranla ilişkiler
Mikrosistem
Ev
Çocuk
Anne,baba
Full transcript