Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

BOŞALTIM SiSTEMi

No description
by

Blgn Tmc

on 30 November 2013

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of BOŞALTIM SiSTEMi

FONTS
Bu dengenin sağlanmasında su miktarını aşağı yukarı değişmez tutmanın yanında, hücre iç ve dış ortamı için zararlı ya da fazla olan ve suda erimiş maddelerin ayrılması ve dışarı atılması zorunludur. İşte fazla suyun ve suda erimiş halde zararlı ya da gereğinden fazla bulunan maddelerin hücrelerden ve vücut sıvısından uzaklaştırılması olayına boşaltım adı verilir. Bunun için bir çok sistem birlikte çalışırlar. Bu sistemlerden birisi de boşaltım olayını gerçekleştiren boşaltım sistemidir.
Boşaltımın temel iki amacı vardır.
1-Metabolik son ürünlerin vücuttan uzaklaştırılması.
2-İç dengenin korunmasını sağlamak.

Çok hücreli organizmaların ve bu arada insan vücudundaki hücrelerin içinde bulundukları ortam hücreler arası doku sıvısı ve kan plazmasıdır. Vücutta oluşan zararlı maddeler hayvandan hayvana değişebileceği gibi, aynı hayvanda değişik durumlarda fark gösterebilir. Bu değişikliklerin nedeni alınan besinlerin farklılığı ile canlıda meydana gelen metabolizma olaylarıdır. Bu maddelerden CO2, solunum yoluyla akciğerlerden, diğerleri ise suda erimiş halde deri ve boşaltım organlarından dışarı atılır.
Bir hücre ve hücrelerden meydana gelmiş canlılar, canlılıklarını ve işlevlerini çok sınırlı koşullarda sürdürebilirler. Bu koşullardan birisi hem hücre içi hem de hücreler arası sıvılar arasındaki dengedir. İşte hücrelerin içinde bulunduğu ortamın dengede tutulmasına homeostasi denmektedir.
BOşALTIM SiSTEMi
Organik Maddelerin Metabolik Son Ürünleri

Karbonhidratlar ve yağlar: Su ve karbondioksit oluşur. Böbrekler, akciğer ve ter bezleri ile dışarı atılır.

Proteinler: Boşaltım maddelerinin başında proteinlerin parçalanmasıyla ortaya çıkan azotlu artıklar gelir. Çünkü bunlar oksitlenmezler ve çeşitli hayvan gruplarında aminoasitlerden alınan amin grubunun koparılmasıyla amonyak, üre, ürik asit ve serotonin şeklinde ortaya çıkarlar. Bu maddeler hücre için zehirlidir. Bunlardan amonyak çok zehirlidir ve hemen hücrelerden, dolayısıyla canlıdan uzaklaştırılması gereklidir.
Suda yaşayan basit organizmalarda bu difüzyonla kolayca dışarı atılırken, böcek, sürüngen ve kuşlarda ürik asit'e; memelilerde ise üreye dönüştürülerek dışarı atılır. Yine azotlu bileşiklerden nukleik asit artıkları da ürik aside oksitlenerek dışarı atılırlar. Ayrıca boşaltım maddelerinin kapsamı içine giren maddeler suyla birlikte (Potasyum, Sodyum, Klor, sülfit, fosforik asit ve bir çok yoldan vücuda girmiş ve vücut tarafından kullanılmamış ilaçlar, zehirler) dışarı atılırlar.
Hayvanlarda oluşan metabolik zararlı son ürünler vücudun çeşitli organları ile dışarı atılır. Bu organ ve artık ürünler şunlardır.

Deri: Su ve çok az miktarda tuz
Bağırsak: Safra ve az miktarda su
Akciğer: Su ve karbondioksit
Böbrek: Üre, tuz, su ve diğer maddeler.

Üre oluşumu: Amonyağın karaciğerde bir dizi reaksiyona girmesi ile meydana gelir. Memelilerde amonyak karaciğerde (kupfer hücrelerinde) ornitin devri reaksiyonları denilen olaylarla üreye dönüştürülür.



Bu reaksiyonlarda bir molekül üre için:
1-İki mol amonyak gereklidir.
2- Bir mol karbondioksit harcanır
3-Üç ATP harcanır.
4-Üç su açığa çıkar.
Bir Hücrelilerde Boşaltım
Tek hücreli canlılarda artık maddeler dış ortama difüzyonla verilir. Tek hücreli canlıların oluşturduğu maddeleri sıralamanın imkanı yok gibidir. Ancak hepsinde ortak olarak atılan maddeler CO2, H2O, NH3, üre gibi organik ve inorganik maddelerdir. Bu maddelerden özellikle su ve suda erimiş CO2, H2O, NH3, difüzyon ve aktif taşıma ile dışarı atılır.
Tatlı suda yaşayan tek hücrelilerden bazıları dış ortamdaki suyun deplazmolize neden olmaması için kontraktil kofulları ile hücredeki fazla suyu dışarı atarlar. Bu sayede hücre içi denge sağlanmış olur. Kontraktil kofullar hücrenin iki kutbunda bulunur ve birbirine zıt çalışır.
Denizde yaşayan bir hücrelilerde kontraktil koful yoktur. Hücre içi ve dış basınç birbirine eşittir. Bazı artık maddeler dışarıya ekzositozla dışarı atılır.

OMURGASIZ HAYVANLARDA BOŞALTIM
Protozoonların boşaltım organelleri kontraktil kofullardır. Bu yapılar hücre içine giren fazla suyu ve bu suda erimiş zararlı maddeleri dışarı atarlar. İçinde belli bir miktar su toplayan kontraktil kofullar sitoplazmanın kontraksiyonu ile içlerindeki suyu dışarı boşaltırlar. Kontraktil kofullar tatlı su protozoonları için karakteristiktir. Parazit olanlarda bulunmaz.
Sünger ve sölentereler gibi basit organizasyonlu çok hücrelilerde boşaltım organı yoktur. Bir çok durumda hayvanı oluşturan yüzey hücreleri bu görevi yerine getirirler. Küçük katı atıklar ise amipsi hareket eden özel hücreler tarafından vücut boşluğuna taşınırlar.
Yassısolucanlardan bağırsaksız formlarda da boşaltım organı bulunmaz. Yassı solucanlarda CO2 ve amonyak vücut yüzeyinden difüzyonla dışarı atılır. Bağırsaklı formlarda ve yuvarlak kurtlarda ise protonefridium adı verilen boşaltım organları meydana gelmiştir. Uç hücrelerine difüzyonla giren artık maddeler ortadaki boşluğa geçer ve hareketleri bir alev hareketini andıran sillerin hareketi ile kanal aracılığı ile dışarı atılırlar. Alev hücrelerinin esas görevi vücudun su dengesini ayarlamaktır. Bir nevi kontraktil Koful görevi yapar. Planaria da alev hücresinin sayısı ortamın tuzluluk oranı ile doğru orantılıdır. Alev hücreleri kan ile değil dokular arası sıvı ile bağlantılıdır.
Halkalı solucanlarda boşaltım nefridyum denilen boşaltım organı ile yapılır. Vücudun her halkasında bir çift nefridyum bulunur. Nefridyumlar arasında bir bağlantı yoktur. İki ucu açık olan nefridyumun vücut boşluğuna bakan kısmı kirpikli huni şeklindedir. Bu huniye bağlı olan boşaltım kanalı kıvrımlar yaparak bir sonraki halkadan dışarıya açılır.
Vücut sıvısındaki su, glikoz, mineral, vitamin gibi besinler ve atık maddeler nefridyumların kirpikli uçlarından boşaltım kanalına geçer. Suyun bir kısmı, vitamin, glikoz mineraller gibi bazı besinler kanaldan emilerek kılcal damarlara geçer, geri kalanlar ise idrar olarak dışarı atılır. Toprak solucanları toprağa bol miktarda amonyak boşalttıkları için azot bakımından da toprağın zenginleşmesini sağlar. Nefridyumların etrafı bol kılcal damar ağı ile çevrilidir. Halkalı solucanlar bol sulu ve zengin üre içeren bir sıvı dışarı atarlar.
Planaryada boşaltım sistemi ve alev hücresi
Toprak solucanında nefridium
Eklembacaklılarda boşaltım organları nefridiumlara benzer. Bunların nefridiumlarının başlangıç yerlerinde silli huni yerine, sölom kalıntısı olarak kabul edilen, bezli bir kese vardır. Bazılarında da sindirim borusuna açılan tüp şeklinde bezli eklentiler (Malpighi tüpleri) boşaltım organı görevi yaparlar. Bu guruba dahil olan canlılardan çekirgede Malpighi tüplerinin bir ucu kapalı, bir ucu açıktır. Bu tüplerin kapalı serbest uçları vücut boşluğuna, diğer ucu ise sindirim boşluğuna açılır.
Tüplerin kapalı uçları hemolenfte bulunan tuzları, azotlu atıkları ve bazı organik molekülleri su ile birlikte alır. Alınan bu maddeler son bağırsaktan rektuma geçer. Rektumda su, tuz ve gerekli organik moleküller geri emilir. Kalan azotlu atıklar ürik asit seklinde anüsten atılır. Böceklerin az su harcayarak azotlu atıkları ürik asit şeklinde uzaklaştırması bu canlılarda su kaybına azaltan önemli bir adaptasyondur.
OMURGALILARDA BOŞALTIM
Omurgalıların boşaltım organları böbreklerdir. Ancak omurgalılarda pronefroz, mezonefroz ve metanefroz olmak üzere üç tip böbreğe rastlanır. Pronefroz böbrek tipi balıkların ve kurbağaların embriyo devrelerinde görülür. Bunların ergin dönemlerinde ise mezonefroz böbrek tipine rastlanır. Mezonefroz böbrek segmental sıralanmış mezodermik kanalcıklardan ibarettir. Kirpikli birer huni ile karın boşluğuna açılan bu kanalcıkların diğer uçları Wolf kanalına (üreme sistemi) açılır.
Aort'tan ayrılan kan damarlarının uçları bir kılcal damar yumağı (glomerulus) yapar ve kirpikli huni kısmından bu sistemle bağlantı kurar. Mezonefroz böbrek tipinde glomeruluslar boşaltım kanallarının yan taraflarında meydana gelen kapsüller (Bowman kapsülleri) tarafından sarılırlar. Yüksek omurgalılarda ve insanda görülen böbrek tipi olan metanefroz tipi böbrekde aynı esasa dayanır. Metanefroz tipte böbreğe sahip kuşların böbrekleri memelilerden çok sürüngenlerinkine benzer. Her böbrekten çıkan idrar kanalı kloakın üstorta kısmına açılır. Devekuşlarının dışında hiçbir kuşta idrar kesesi yoktur.
Tatlı su balıklarının vücut yüzeyleri kısmen suya geçirgen pullarla kaplıdır. Yaşadıkları ortam kendilerine göre hipotoniktir, bu durumda osmoz kuralları gereği solungaç-lardan ve vücut yüzeyinden sürekli su girişi olur. Bu su girişi nedeni ile tatlı su balıkları ayrıca su içmez ve fazla idrar çıkarır. İdrar çıkışı ile bitlikte amonyak ve tuz da idrarla atılır. Kaybedilen tuz, solungaçlardan aktif taşımayla geri alınır. Böbrekler tatlı su balıklarında çok miktarda sıvı süzdüğünden canlının idrarı seyreltik (hipotonik) tir.
Tuzlu su balıklarının yaşadıkları ortam kendilerine göre hipertoniktir. Bu durum osmozla su kaybetme riski oluşturur. Bu risk, deniz suyu içilerek ortadan kaldırılır. İçilen su ile birlikte alınan fazla tuz da solungaçlardaki özleşmiş hücrelerden aktif taşımayla dışarı atılır. Tuzlu su balıklarının böbreklerinde az miktarda ve yoğun idrar oluşumu nedeniyle su kaybı en aza indirilir. Ayrıca bu balıkların vücut yüzeyinde suya geçirgen olmayan deri bulunduğundan su kaybı azdır.
TUZLU SU BALIKLARI
Bu balıklar vücutlarında oluşan NH3 ın az bir kısmını idrarla atarken geri kalanını solungaçlarıyla uzaklaştırır. Karada yaşayan canlılarda da suda yaşayan canlılarda olduğu gibi su kaybını önleyen bazı adaptasyonlar bulunur. Örneğin Çölde yaşayan pek çok çöl kuşu, sürüngen ve kanguru fareleri sahip oldukları adaptasyonlar sayesinde su içmeden uzun süre yaşayabilirler.
Çölde yaşamaya uyum sağlamış olan kanguru sıçanları o kadar az su kaybeder ki kaybettikleri suyun %90’ını metabolik yoldan, kalanını da yedikleri tohumlardan karşılayabilir. Suyun çok az olduğu çölde yaşayan memeli hayvan Develerde ise su kaybını önleyen adaptasyonlar gelişmiştir. Bu canlıların böbreklerde suyun geri emiliminin gerçekleştiği kanal diğer memelilerden daha uzundur. Böylece uzun olan böbrek kanallarından daha fazla su geri emilerek kana verilir ve idrarla su kaybı en aza indirilir. Kanguru faresinde su dengesi: Kanguru fareleri çoğunlukla kuru tohumları yer ve su içmez. Bir kanguru faresi suyu genelde gaz alışverişi sırasında buharlaşma ile kaybeder, hücresel metabolizma ile kazanır.
İNSANDA BOŞALTIM SİSTEMİ
İnsanda boşaltım sistemi, böbrekler ve bunlara bağlı kanalların dışında boşaltım ve düzenleme görevi yapan deri, akciğer ve sindirim kanalını da kapsar. Çünkü su ve karbondioksit akciğerler aracılığı ile vücuttan uzaklaştırılmaktadır. Demir ve kalsiyum gibi bazı maddeler de kalınbağırsak tarafından salgılanmaktadır. Derideki ter bezleri vücut sıcaklığının düzenlenmesi ile ilgili başlıca organ olmakla birlikte, metabolik artıkların % 5-10'unun atılmasında da görev alırlar. Ter, 1/8'i katı madde olmak üzere idrar içinde bulunan maddeleri (üre, tuzlar ve diğer organik maddeler) daha seyreltik olarak içerir. Günlük terleme serin günlerde 500 ml kadar olurken sıcak günlerde 2-3 lt ye kadar çıkabilmektedir.
İnsanlarda metabolizma sonucunda üre, ürik asit ve kreatin gibi zararlı maddeler oluşmaktadır. Bu maddeler vücut için zararlıdır ve uzaklaştırılmadıkları taktide vücut fonksiyonlarında bozulmalar ortaya çıkar. Bu zararlı maddeler insanlarda böbreğin faaliyetleri sonucu dışarı atılır. İnsanda boşaltım organı böbrektir.
İnsanda boşaltım (üriner) sistemi;
1-Böbrekler,
2-Üreter (idrar kanalı),
3-İdrar kesesi (mesane),
4-Üretra (dış idrar kanalı) olmak üzere dört kısımdan oluşturur.

Böbrekler; idrar oluşumunda görev yapar.
Üreter; oluşan idrarın idrar kesesine taşınmasında iş görür.
İdrar kesesi; idrarı depolar.
Üretra; idrar kesesi dolduğunda idrarın kanalı vasıtası ile dışarı atması sağlar.

Böbrekler, filtrasyon resorpsiyon ve eksekresyon fonksiyonları ile günde kendilerine gelen 1700 L kandan 2 - 2,5 L idrar oluşturduklarından "idrar üreten organ" anlamında organa üropoetica olarak adlandırılır. Sağlı-sollu bir çift organ olan böbrekler, peritonun arkasında (retroperitoneal konumda) olarak, omurganın iki yanında karın arka duvarına yaslanmış şekilde bulunurlar.
Böbrek kitlesinin yaklaşık 2/3'ünü kapsayan medulla renalis 8-18 (ortalama 12 adet) adet piramidal yapı içerir. Tabanları cortex renalis'e, tepeleri küçük calikslere oturan piramidal oluşumlara pyramis renalis (malpighi piramidleri) denir. Malpighi piramidleri, nefronun distal borucukları ile toplayıcı borularını içerir. Böbrek kitlesinin 1/3'ünü kapsayan dış katman (cortex renalis) çok sayıda düz ve kıvrımlı borucuklar kan damarları ve gözle de görülebilen siferik yapılar (corpusculum renale) 'dan oluşur.
Bir böbrekte bir milyon kadar nefron bulunmaktadır. Bir nefron bowman kapsülü ile başlayıp, proksimal tüp, Henle kolu, distal tüp şeklinde devam ettikten sonra idrar toplama kanallarına açılan, tek sıra epitel hücrelerinin temas halinde olduğu kılcal kan damarı ağından meydana gelir.
Bowman kapsülünü izleyen proksimal tüp, bir takım kıvrımlar oluşturduktan sonra U şekline alan henle kolunu oluşturur. Bundan sonra distal tüp şeklinde devam eder ve idrar toplama kanallarına açılır. İdrar toplama kanalları da böbreğin havuzcuk olarak isimlendirilen bölgesine açılırlar.
Malpighi cisimciği: Bowman kapsülü ve glomerulusun oluşturduğu yapıdır.
Bowman kapsülü: glomerulusun etrafını tamamen saran, nefronun kanalcığının yarı küre şeklindeki başlangıç kısmıdır. Bowman kapsülü, tek katlı yassı epitelden oluşmuş bir yapıdır. Bu yapı glomerulusta kanın süzülmesi ile oluşan süzüntünün nefron kanalına aktarılmasına sağlar.
Glomerulus: Bowman kapsülünün içini dolduran kılcal damarlardan oluşmuş bir atardamar yumağıdır. Bowman kapsülüne giren getirici atardamar, glomerulus yumağını oluşturan kılcallara ayrılır. Bu kılcallar bileşerek götürücü atardamar olarak Bowman kapsülünden çıkar. Çıkan bu atardamar, böbrek kılcallarına ayrılarak nefron kanalcıklarının et-rafını sarar ve daha sonra birleşerek böbrek toplardamarına bağlar.
Glomerulus kılcalları iki atardamar bulunduğundan, kan basıncı vücut kılcallarından yaklaşık iki kat daha fazladır (70mmHg). Yüksek kan basıncından plazmasının bir kısmı glomerulustan Bowman kapsülüne süzülür.
Glomerulus kılcalları vücut kılcallarından farklı olarak iki katlı yassı epitelden oluşmuştur. Bu yapı onlara hem yüksek kan basıncına dayanma özelliği kazandırır hem de protein ve kan hücrelerinin kılcallardan dışarı çıkmasını engeller. Ayrıca kılcallarında geri emilim yoktur.
Bowman kapsülünün devamı olan nefron kanalcığı:
1-Proksimal tüp
2-Henle kulpu
3-Distal tüpten oluşur.

Proksimal tüp kabuk bölgesinde bulunur. Bu yapı öz bölgesinde Henle kulpunu meydana getirir. Henle kulpu tekrar kabuk bölgesine çıkarak ikinci kıvrımlı kısım olan distal tüpü oluşturur. Distal tüp daha geniş olan idrar toplama kanalına bağlanır. İdrar toplama kanal-larının açık uçları pramitin tepesinden havuzcuğa açılır.
İDRAR OLUŞUMU
Kanın kimyasal bileşimini böbrekler düzenlediğine göre, vücutta dolaşan kanın tamamının böbreklerden geçmesi gerekmektedir. Dinlenme halinde kalbin pompaladığı kanın her 4 litresinden 3'lt si vücuda, 1 lt si ise böbreklere gider. Böbreklere bu kanı getiren böbrek atardamarları karın aortundan ayrılır.
Hücreler ile doku sıvısı; kılcal damarlar ile doku sıvısı arasında sürekli madde alışverişi vardır.
Bu madde alışverişinde etkili olan faktörler:
• Kanın damar duvarına yaptığı hidrostatik basınç,
• Kan plazmasının ve doku sıvısının osmotik basıncıdır.

İdrar oluşumunda sıvı akımının yönünü bu iki faktör belirlemektedir. Hidrostatik basınç kılcallar içinden doku sıvısına doğru, osmotik basınç ise doku sıvısından kılcallara doğru sıvı akışını sağlayan kuvvetlerdir. Atardamar ucundaki kılcallarda hidrostatik basıncın osmotik basınçtan fazla olması nedeniyle, kılcallardan doku sıvısına doğru; toplardamar ucundaki kılcallarda osmotik basıncın hidrostatik basınçtan fazla olması nedeniyle de doku sıvısından kılcallara doğru sıvı akımı olmaktadır.
İdrar oluşumu Süzülme (filtrasyon), geri emilme (Rezorpsiyon) ve salgılama (sekresyon) olmak üzere üç ayrı olayla gerçekleşir.
1927 yılında A.Richards (A.Rişards) ve A.Walter( A.Voltır) adlı bilim insanları kurbağa böbrekleri incelemişlerdir. Nefron kanalcıklarından ve idrar torbasından örnek sıvılar al-mışlar, bu sıvının birleşimlerinin farklı olduğunu saplamışlardır. Sonuçlardan yararlanarak nefron kanalcıklarından geçen sıvı içerisindeki yararlı maddelerin, yine bu kanallarda geri emilerek yeniden kana katıldığı fikrine varmışlardır. İlerleyen sonraki yıllarda diğer bilim insanları tarafından yapılan araştırmalar da bu sonuçları desteklemiştir.
SÜZÜLME
Aorttan pompalanan kanın yaklaşık 1/4 ’ü böbrek atardamarıyla böbreklere gelir. Bu 4-5 dakikada bir kanın böbreklerden geçmesi demektir.
Vücut hücrelerinde meydana gelen metabolizma artıkları önce doku sıvısına, oradan da kılcal damarlara geçerek dolaşım sistemiyle böbreklere taşınmaktadır. Süzülme böbreklerde malpigi cisimciklerinde olmaktadır. Malpigi cisimciklerinde glomerulusa kadar gelen kandan kan hücreleri, plazma proteinleri ve yağ gibi büyük molekülün dışındaki tüm küçük moleküller bowman kapsülünden tüp içine geçerler. Bu geçen maddelerin içinde su, glikoz, tuzlar, üre, ürik asit, potasyum, fosfatlar ve sülfatlar gibi maddeler bulunur. Bunun yanında demir, eser mineraller ve bazı vitaminler gibi bazı küçük moleküller kandaki büyük moleküllere bağlanarak kanda kalırlar.
Glomerulus kılcallarını diğer vüut kılcallarından ayıran bazı özellikleri vardır. Bu farklı özellikler glomerulusu ideal bir süzgeç haline getirmiştir. Bu özelliklerden birisi, glomerulus kılcallarının iki arter arasında bulunmasıdır. Halbuki diğer vücut kılcallarının bir ucunda arteriol, diğer ucunda ise venul (küçük toplardamar) bulunur.
Glomerulusun bu özelliği kapillerin iki ucu arasındaki kan basıncının aynı olmasınI sağlar. Bir diğer ayırıcı özellik, glomerulus kıcallarındaki kan basıncının diğer kılcaldamarlardakinden iki misli olmasıdır. Bu basınç ile süzülme sağlanmaktadır. Üçüncüsü, glomerulus kılcallarının kapiller ve kapsüler endotelyum olmak üzere iki tabaka ile örtülü olmasıdır.
Bu durum kan hücrelerinin ve proteinlerinin kapsüle verilmesini engeller. Dördüncü farklı özellik ise, bunların su ve erimiş maddeleri sadece dışarı doğru geçirmesidir. Yani sıvı hareketi (Süzülme) bir yönde olmakta, geri emilme söz konusu olmamaktadır. Ayrıca glomerulus kılcalları çok sayıda gözenek (por) taşırlar ve diğer kılcallardan 100 kat daha geçirgendirler.
Kapsüle geçen sıvı (süzüntü) idrar değildir. İdrarın oluşması proksimal ve distal tüpleri çevreleyen kılcallarda olmaktadır.
Glomerulustan süzülme olayı çeşitli mekanizmalar sayesinde sabit tutulur. İnsanda dışarıya atılan idrar glomerulustan süzülen maddenin ancak % 1'i kadardır. Süzülen maddelerin çoğu örneğin suyun % 99'u, sodyumun % 95'i, glikozun % 100'ü, ürenin % 56 sı geri emilerek tekrar kana verilir.
Süzülme fiziksel bir olaydır. Glomerulus kılcallarında yüksek bir süzme basıncı vardır.
Bu basınç:
Glomerulus kılcallarındaki kan basıncı : 70 mm/Hg
Glomerulus kılcallarındaki zıt ozmotik basıncı : 32 mm/Hg
Bowman kapsülündeki içten dışa uygulanan basınç : 14 mm/Hg
Glomerulustan Bowman kapsülü yönündeki basınç : 70-(32+14) mm/Hg
Toplam süzme basıncı : 24 mm/Hg


Böbreğin süzme hızı: İki böbreğin bütün nefronlarında bir dakikada meydana gelen süzüntü miktarına denir.
Süzülme hızına aşağıdaki faktörler etki eder:
1-Kan basıncı ile doğru orantılı
2-Sıcaklık ile ters orantılı
3-Madde derişimi ile doğru orantılı
4-Soğuk ortam ile doğru orantılı, sıcak ortam ile ters orantılı
5-Kanın akış hızı ile doğru orantılı
6-Kan kaybı ile ters orantılı
Bir günde glomeruluslardan Bowman kapsülüne 180-190 litre arasında sıvı süzülür.

GERİ EMİLME
Süzülme olayı sonucunda glomerulustan Bowman kapsülüne geçen sıvıda, vücut için çok faydalı olan (su, glikoz amino asitler, vitaminler ve bazı iyonlar) maddeler bulunur. Bu sıvı içindeki yararlı maddeler böbreklerden doğruca atılırsa (glikoz, amino asit, su, mineral gibi) vücudun su dengesinin bozulması nedeniyle ölüm olur.
Geri emilme böbrek fonksiyonunda en önemli basamaktır. Eğer bu olay gerçekleşmeseydi vücudumuz kısa sürede kan için gerekli olan su, mineral maddeler, çeşitli iyonlar, glikoz ve diğer organik molekülleri idrarla dışarı atar ve kanın kimyasal bileşimi bozulurdu.
Proksimal ve distal tüplerin çevresindeki kılcal damar ağı, böbreğin kanın bileşimini denetleme yeteneğini ortaya çıkarır. Burada geri emilme osmotik kurallara göre pasif; ya da ATP kullanımı ile aktif taşıma şeklinde olmaktadır. Aktif taşıma sırasında enerji harcanır.
Bu yüzden nefron kanalcıklarını oluşturan hücreler fazla sayıda mitokondri içerir.
Çeşitli maddelerin tüplerden geri emilmesi böbrek eşik değerine bağlıdır. Eşik değeri, çeşitli maddelerin kanda bulunması gereken normal konsantrasyonlarına denir.
Örneğin bu değer glikoz için 100 ml toplardamar kanında 180 mg. kadardır. Kanda glikoz miktarı bu değeri aşarsa glikoz tübüllerden geri emilmez, idrarla dışarı atılır. Proksimal tüplerde geri emilimi olan maddelerden birisi glikozdur.
Bu maddenin geri emilimi bağırsaklardaki gibi sodyum eşliğinde olmaktadır. Glikoz ve sodyum tübül hücresi zarında bulunan özel bir taşıyıcı moleküle bağlanarak hücre içine taşınırlar. Glikoz buradan difüzyonla hücrelerarası sıvıya, buradan da kana geçer.
Burada geri emilimi yapılan bir diğer madde sodyumdur. Tübüllerde bu maddenin
geri emilimi aktif taşınma ile gerçekleşir. Süzüntüde bulunan sodyumun 7/8'i proksimal tüplerde geri emilerek kana geçer. Tübüllerin gerçekleştirdiği en önemli iş, çok miktardaki suyun süzüntüden geri emilerek tekrar kana verilmesidir. Suyun geri emilişi osmotik kurallara göre pasif bir şekilde olur.

Proksimal tüpte geri emilimi olan diğer önemli maddeler bikarbonat iyonları, fosfat ve potasyumdur. Proksimal tüplerde sekretorik olaylar da gerçekleşmektedir. Yani vücuda dışardan girmiş bazı yabancı maddeler ve ilaçlar sekresyonla kandan alınıp tübül sıvısına verilir.

Henle kolları nefronda oluşan idrarın yoğunlaştırıldığı yerlerdir. Henle inen kolu suya çok geçirgen, katı maddelere ise az geçirgendir. Bu nedenle inen koldan hücreler arası doku sıvısına sürekli su geçişi olur ve süzüntü hipertonik duruma gelir. Henle çıkıcı kolu ise suya geçirgen değildir. Buna karşılık sodyum iyonlarına çok, üreye karşı ise az geçirgendir. Yoğunluk farkı nedeniyle Na+ iyonları pasif olarak doku sıvısına geçer. Bunun sonucu çıkan kolda ilerleyen süzüntü hipotonik duruma gelir.
Henle kolunun inen ve çıkan kollarındaki ters akım sistemi nedeniyle tüp hücreleri ve kılcal damar kanı ile doku sıvısı arasında osmolarite farkı oluşturmakta, bunun sonucu olarak da su idrar toplama kanallarından doku sıvısına geçmektedir. Böylece idrarın yoğunlaşması sağlanmaktadır.
Suyun idrar toplama kanallarındaki geçişi hipofizin antidiüretik (vasopressin) hormonunun kontrolü altında olmaktadır.
Vücudun suya gereksinimi olmadığı zaman hipofiz bezinden vazopressin hormonu salınmakta, bunun sonucu da su geri emilmeyerek idrarla dışarı atılmaktadır. Distal tüplerden geçen süzüntünün 15 ml. si dakikada geri emilmektedir. Bu bölgede suyun geri emilişi de vazopressin hormonunun kontrolünde gerçekleşir. Tüplerden suyun bol miktarda geri emilimi ile idrar iyice yoğunlaşır.
Proksimal tüplerde emilmeyen sodyumun 1/8 i distal tüplerde geri emilmektedir. Bu da aldosteron hormonun etkisiyle olmaktadır. Vücuda yeteri kadar sodyum alınmazsa vücutta su tutulamaz, bunun sonucu hücrelerarası sıvının hacmi azalır. Bowman kapsülüne geçen süzüntüdeki potasyumun proksimal tüplerde geri emildiği söylenmişti. Fakat idrarda potasyum bulunduğu da bilinmektedir. Bu durumda bir yerde potasyum salgılaması söz konusudur. Gerçekten de bir miktar potasyumun distal tüp hücreleri tarafından kandan idrara verildiği bilinmektedir.
Geri emilim toplama kanallarında suyun geri emilimi ile sonlanır, böylece idrar oluşumu tamamlanmaktadır. Oluşan idrar böbreğin pelvis bölgesinde toplanarak üreterle idrar kesesine taşınır. İdrar kesesi dolunca uretra kanalı ile dış genital organlardan idrar halinde dışarı verilir. Uretranın idrar kesesine bağlandığı yerde bulunan kapakçıklar idrarın geri dönmesini engeller. İdrar kesesi duvarı kasılabilir kaslarla çevrilmiştir. Kese idrarla dolduğu zaman gerilen duvarın içinde bulunan serbest sinir uçları beyine uyartı göndererek kesenin kasılmasını ve uretranın başlangıç kısmında bulunan kapakçıkların gevşemesine neden olur.
Kısaca geri emilmede nefrondaki proksimal tüpte su ozmosla, glikoz, vitamin, amino asitler, amonyum,klor, bikarbonat , potasyum ve sodyum aktif taşıma ile geri emilir. Hidrojen iyon derişimine bağlı olarak aktif veya pasif taşıma ile geri emilir.
Henle kulpunun inen kolunda su, Na ve CI pasif taşıma ile çıkan kolunda Na ve CI aktif taşıma ile geri emilirken Henle kulpunun inen kolu suya geçirgen iken çıkan kolu su-ya geçirgen değildir. Bundan dolayı Henle kulpunun çıkan kolunda suyun geri emilimi olmaz.
Distal tüpte ise sodyum, klor, bikarbonat iyonları ve su ise pasif taşımayla geri emilir. Burada suyun geri emilimi ADH (antidiüretik hormon) etkisiyle düzenlenir.

İnsan vücudunun suya ihtiyacı olduğu durumlarda ADH, distal tüp hücrelerine etki ederek hücre porlarını genişleterek daha fazla suyun geri emilmesini sağlar.
Distal tüp hücreleri üreye geçirgen olmadığından ürenin geri emilimi olmaz ve burada üre yoğunluğu artar. Mineral madde miktarı, böbrek üstü bezinden salgılanan aldosteron hormonu ile dengede tutulur. Bu hormon normalden fazla salgılanırsa gereğinden fazla sodyum geri emilir.

Geri emilim olayı idrar toplama kanalında su ve üre difüzyonla geri emilir. İdrar topla-ma kanalında Na+ ve Cl- iyonlarının geri alınması ile tamamlanır.
Aktif taşıma ile geri emilim, maddenin kandaki yoğunluğuna bağlıdır. Aktif taşıma ile yapılan geri emilim maddenin kandaki miktarını eşik değerine çıkaracak oranda gerçekleşir. Bir maddenin kandaki yoğunluğu eşik değerin üzerinde ise bu değeri aşan kısım nefron kanalcıklarından geri emilmez, idrarla dışarı atılır. Örnek olarak şeker hastalarında kandaki glikoz oranı eşik değerin üzerindedir. Bu yüzden glikozun fazlası idrarla atılır. Sağlıklı insanın idrarında glikoza rastlanmaz.
Sağlıklı bir insanda glikoz ve amino asitlerin %100’ü suyun %99’u sodyumun %99,5’i ürenin %50’si geri emilerek tekrar kana verilir. Böylece kandaki madden konsantrasyonları ve ozmotik basınç sabit tutularak homeostasinin oluşumuna katkı sağlanır.
SALGILAMA
Süzülme ile Bowman kapsülüne geçemeyen bazı ilaçlar, bazı asit ve bazlar, zehirli maddeler, amonyak, bikarbonat, hidrojen iyonları, potasyum iyonları ve boya gibi bazı atık maddeler aktif taşıma ile nefron kanalcıklarını saran kılcal damarlardan nefron kanalcıklarına verilir. Buna salgılama veya aktif boşaltım denir.
Ayrıca sağlıklı olmayan insanlarda kanda eşik değerin üzerinde bulunan glikoz, vitamin ve amino asit gibi maddelerde gerektiğinde salgılanır. Salgılama olayı homeostasinin sağlanası bakımından insanlar için önemlidir.
İdrar oluşumu (süzülme, geri emilme ve salgılama )olayları sonucu oluşan idrarın içeriğinde; üre, ürik asit, kreatin gibi organik maddelerle su, kalsiyum, potasyum, sodyum, klor, fosfat, amonyak gibi inorganik maddeler bulunur.

Sağlıklı bir insan günde ortalama 1-1.5 lt idrar oluşturur. Beslenme durumuna göre idrarın pH’ 5-7’i arasında değişir. Oluşan idrar idrar toplama kesesine taşınır. İdrar kesesi 300-500 cm3 idrar alır. İdrar kesesinde biriken idrar, zaman zaman üretra ile dışarı atılır.

ÜRETER
Üreterler, idrarı pelvis renalis'ten vesica ürinaria (idrar kesesi)’ya taşıyan 25-30 cm uzunluğunda iki ince muskuler borudur. Yani; Üreterler (idrar borusu), insan anatomisinde, idrarı böbreklerden idrar torbasına taşır. Üreterler kaslı borulardır ve bu nedenle idrarı peristaltizm hareketleri ile ileri itebilirler.
İDRAR KESESİ
İdrar torbası (vesica urinaria-sistis) üreterler yolu ile gelen idrarın belli bir süre bekletildiği, gerektiğinde ürethra'ya iletildiği, 300-500 ml hacimli, içi boşluklu muskuler bir organdır. İdrar kesesi yoğun kas liflerinden oluşmuş, idrarın depolandığı, genişleme özelliği bulunan torba biçiminde bir yapıdır.
İdrar torbası dolduğunda kesenin duvarını oluşturan kas lifleri gerilerek idrara çıkma hissi uyandırır ve duvarındaki kasların kasılması ile idrar kesesi boşalır. Kadınlarda pelvis boşluğunun tabanında, erkeklerde rektumun önünde ve prostatın üzerindedir.
ÜRETRA
Üretra (Urethra) mesane'de toplanmış olan idrarı dışarı atmaya yarayan, mukoza ile kaplı, kassal bir borudur. Kadında sadece idrarın geçtiği bu yol, erkekte aynı zamanda gerektiğinde ejekulat'ın atılması için de kullanılır.
İdrarın oluşmasını ve vücuttan atılmasını daha basit şekilde özetlersek:

1. Kan, böbrek atardamarları yoluyla böbreklere gelir ve nefronlarda süzülür.
2. Kan içindeki yararlı maddeler, süzülme sırasında nefronlarda emilir ( geri emilim ) ve tekrar kana geçer.
3. Süzülerek temizlenen bu kan, böbrek toplardamarı ile böbreklerden çıkar.
4. Süzülmeden sonra kalan tuzun ve suyun fazlası ile üre idrarı oluşturur.
5. Oluşan idrar, üreterde ve idrar kesesinde toplanır.
6. İdrar üretra ile vücuttan dışarı atılır.
not
Böbrek atardamarı; oksijeni bol, taşıdığı kanda zehirli atıklar fazla.

Böbrek toplardamarı; karbondioksiti bol, taşıdığı kan zararlı maddelerden arındırılmış.


1-Böbrekler alyuvar yapımının düzenlenmesinde görev yapar. Sağlıklı bireylerde kemik iliğinde alyuvar yapımını uyaran eritropoietin hormonunun %90’ı böbreklerde, geri kalanı karaciğerde üretilir. Kronik börek yetmezliği olan hastalarda eritropoitin yapımını azalması sonucu anemi görülür.

2-Böbrekler, uzun süreli açlık durumunda amino asitlerden ve gliserol gibi karbonhidrat dışı kaynaklardan glikoz sentezler.
3-Su yoğunluğunu ayarlar. İnsan vücudundaki su miktarı Antidiüretik (ADH) hormonu ile düzenlenir. ADH az salgılanırsa seyreltik çok salgılanırsa yoğun idrar oluşur.
4-İnsan vücudundaki mineral madde ve tuz miktarının ayarlanmasında aldosteron hormonu görev yapar.

Alyuvar üretimi kemik iliğinde gerçekleşir. Bu olay böbreklerden salgılanan eritropoietin hormonunun kemik iliğinde alyuvar yapımını uyarması ile başlar.
5-Kanın pH ını düzenlemesinde önemli görev yapar. Kan ph ının 7.4 olmasını sağlar. Kanın asitliği artarsa böbrek kanalcık hücreleri sayesinde karnonikanhidraz enzimi katalizörlüğünde CO2+H2O H2CO3 H+ + HCO3 tepkimesi gerçekleşir. Burada oluşan H+ iyonu tüpçük sıvısına verilirken Na+ iyonu kanalcık hücrelerince alınır. Kanalcık hücrelerindeki HCO3 ve Na+ iyonları kana geçerek kan pH ının düzenler.
6-Deride bulunan ter bezleri vücut sıcaklığının düzenlenmesine ve dolayısı ile homeostatik dengenin sağlanmasına yardım eder. Özellikle sıcak ve kuru ortamlarda düzenleyici mekanizmaların devreye girmesi ile canlıda terme başlar. Ter; idrar içerisinde bulunan üre, tuzlar ve bazı organik maddeleri seyreltik olarak içerir. Terin boşalması ile birlikte vücut sıcaklığı düşürülürken bu atık maddeler de vücuttan uzaklaştırılmış olur ve böylece homeostasi sağlanır.
7-Karaciğer, çeşitli toksit kimyasal bileşikleri zararsız hale getirerek bunları boşaltım sisteminden kolayca atılmaları için hazırlar. Örneğin proteinlerin sindirilmesi sonucunda oluşunda amonyağı daha az zararlı olan üreye dönüştürür. Yaşlanan eritrositlerin parçalanma ürünü olan bilirubin, karaciğerde üretilen safra salgısı ile ince bağırsaklara gönderilerek sindirim sistemi aracılığıyla dışarı atılır. Bilirubinin bir kısmı da ince bağırsaklardan süzülerek idrarla dışarı atılır. Karaciğer ayrıca osmotik dengenin korunmasında önemli rol oynayan plazma proteinlerini sentezler.
8-Homeostasinin (iç dengenin) devamı için böbrekler, metabolizma sonucu oluşan metabolik atıkların atılmasını sağlar. Üre, ürik asit, bilirubin gibi vücuda zararı olan metabolizma ürünlerini ve kreatini uzaklaştırır. Besin, katkı maddeleri ve ilaçlar gibi dışarıdan alınan yabancı maddeleri ve toksinlerin çoğunu da vücuttan dışına atar.
ORGANİZMADA BÖBREĞİN
DÜZENLEYİCİ ROLÜ
boşaltım sistemi sağlığı
1- Yeterli miktarda sıvı alınmalıdır. (Böbreklerin rahat çalışması için bol sıvıya ihtiyacı vardır. Alınan sıvı miktarı sıcak ve kuru havalarda arttırılmalıdır. Günlük en az 2 litre su alınmalıdır.)
2- İdrar uzun süre tutulmamalıdır. (Böbrek taşları oluşabilir).
3- Böbrekler ve idrar yolları soğuktan korunmalıdır. (Böbrek sağlığı için).
4- Aşırı acı ve baharatlı yiyecekler yenilmemelidir.

boşaltım sistemi sağlığı

5- Düzenli banyo yapılmalıdır. (Derideki gözeneklerin açılması için).
6- İçilen su ve yenilen besinler temiz olmalıdır.
7- Böbrek iltihabı rahatsızlıklarında tedavi yarıda kesilmemeli ve ilaçlar zamanında alınmalıdır.
8- Diş çürükleri ve boğaz iltihabı hemen tedavi ettirilmelidir. (Çürük veya iltihaba yol açan mikroorganizmalar, kalıcı böbrek rahatsızlıklarına yol açabilir.)
9- Kişisel temizliğe dikkat edilmelidir.

boşaltım sistemi hastalıkları
Boşaltım sisteminde; böbrek iltihabı, böbrek taşı, böbrek yetmezliği, idrar torbası ve idrar yolu iltihabı, nefrit, üremi, albümin, sistit, şeker hastalığı ve yüksek tansiyona bağlı olan böbrek rahatsızlıkları görülür.

a) Böbrek İltihapları :
Böbreğin öz bölgesinde veya havuzcuğunda görülür. İdrar tutamama, bel ağrısı, halsizlik, üşüme, ateşlenme gibi belirtileri vardır.
b) Böbrek Taşları :
İdrardaki madensel tuzların (kalsiyum tuzları, D vitamini ve azotlu bileşiklerin), idrar kanalcıklarında veya havuzcukta veya idrar borusunda birikmesi ile oluşur. Erkeklerde daha fazla ortaya çıkar. Sancı ve idrarda kan görülmesi gibi belirtileri vardır. (Taş oluşumunun önlenmesi için günde yeterince su içilmeli, süt ve süt ürünlerinin aşırı tüketiminden uzak durulmalıdır.)
Böbrek taşlarının tedavi yöntemlerinden biri taş kırmadır. Bunun için yüksek enerjili (ultrasonik) ses dalgaları kullanılır ve ses dalgaları cilde ve böbreklere zarar vermeden taşları kırabilir. Kırılan taşlar idrarla dışarı atılır. Büyük ve kırılamayan taşlar ise ameliyatla alınabilir
c) Böbrek Yetmezliği :
Böbreklerin tamamen veya kısmen (%80) görevini yerine getirememesi hastalığıdır. Bu hastalığı taşıyan insanların kanındaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzları temizlenmesi için DİYALİZ makinesine bağlanması veya böbrek naklini yapılması gerekir.
Diyaliz makinesi, idrarla atılamayan su, üre, ürik asit ve madensel tuzların kandan süzülerek kanın temizlenmesini sağlar. Bu yöntem, kalıcı tedavi sağlamaz. Kalıcı tedavi için böbrek naklinin yapılması gerekir.
Organ nakli, canlı bir kişinin bir böbreğini (sağlıklı bir kişi tek böbrekle de yaşayabilir ) ya da yeni ölmüş ama organları hala canlı birinin böbreğini alarak yapılabilir.
d) Nefrit :
Nefronların iltihaplanması hastalığıdır. Yüz, göz ve ayak bileklerinde şişme gibi belirtileri vardır. Bulaşıcı hastalıklar sonucu oluşur.

e) Üremi :
Böbrek yetmezliği sonucu idrarla atılması gereken zararlı ve atık maddelerin atılamayıp kanda (vücutta) birikmesi sonucu ortaya çıkan hastalıktır.
f) Albümin :
Nefronların görevini yapamaması sonucu, proteinli maddelerin idrara geçmesidir.

g) Sistit :
Üreme organları veya kan yoluyla gelen mikropların, idrar yollarında oluşturduğu yanmadır.
Kaynaklar
1- Doç. Dr. A. Yavuz KILIÇ ve Yrd. Doç. Dr. Mustafa TANATMIŞ. Canlılarda Boşaltım ve Boşaltım Sistemleri. Anadolu Üniversitesi. Açıköğretim Fakültesi.
2- Prof. Dr. Mehmet ÇAKIR. Fen Bilgisi Öğretmen Adayları için İnsan Anatomisi ve Fizyolojisi Ders Notları.
3-http://mebk12.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/14/05/132943/dosyalar/2013_01/220229 18_hayvan lardaboaltmsistemi.pdf Erişim Tarihi: 15.11.2013.
4- http://tr.wikipedia.org/wiki/Bo%C5%9Falt%C4%B1m_sistemi Erişim Tarihi: 15.11.2013.

boşaltım sistemi video
Full transcript