Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİNİ ŞEKİLLENDİREN KURAMLAR

No description
by

Saniye Nur Gündüz

on 18 February 2016

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİNİ ŞEKİLLENDİREN KURAMLAR

ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİNİ ŞEKİLLENDİREN KURAMLAR
PSİKANALİTİK YAKLAŞIM
DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM
YAPILANDIRMACI YAKLAŞIM
EKOLOJİK YAKLAŞIM
PSİKANALİTİK YAKLAŞIM
FREUD
ERİKSON
PSİKOSEKSÜEL KURAM
SİGMUND FREUD (1856-1939)
Freud, karakter oluşumunda bebeklik ve çocukluk yıllarının önemini vurgulayan ilk kuramcıdır.
Freud, kişiliğin ilk 6 yılda oluştuğunu söyler.
Bu kuram ihtiyaçların ve dürtülerin çevre ile nasıl etkileşime girip şekillendiğini vurgular.
Yani ihtiyacın çevre ile karşılanma düzeyine bakılır. İhtiyaç az mi karşılanmış, çok mu karşılanmış?








Bu kuram; Oral Dönem, Anal Dönem, Fallik Dönem, Gizil(Latent) Dönem, Genital Dönem olmak üzere 5 evreden oluşur.
Oral Dönem (doğumdan 18 aylığa kadar)
Psikoseksüel gelişimin ilk dönemi olup, doğumdan 18. aya kadar olan zaman dilimini kapsar.
Bu dönemde bebeğin haz merkezi, ağız bölgesidir (ağız, dudaklar, dil, diş eti gibi).
Bebek ağızdan besin alırken emme, ısırma, çiğneme, yutma gibi eylemlerde bulunur ve bu eylemler onun haz kaynağını oluşturur.

Bebeğin besin almaya ilişkin eylemlerinin sınırlandırılması, engellenmesi ya da aşırı ve düşkünlük ölçüsünde yaşanması onun oral döneme saplanmasına yol açar.
Bebeğin bu döneme saplanması sonucunda, bebek yetişkinlik yıllarında oral döneme özgü bazı olumsuz kişilik özellikleri gösterir.

Dolayısıyla, annenin bebeğin beslenmesine karşı takındığı tavır önemlidir.


Annenin bebeğini emzirmekten çok erken kesmesi ya da gereğinden çok uzun bir süre emzirmesi, bebeğin ağızla ilgili eylemlerden haz alma saplantısına yol açar.
Bunun sonucunda, bebek yetişkinlik yıllarına geldiğinde ağızla ilgili eylemlere ilişkin haz alma yaşantısını sürdürmek için sigara içme, içki kullanma, yemek yeme, sakız çiğneme gibi ağızla ilgili eylem saplantıları gösterebilir.
Anal Dönem (18 aylık- 3 yaş)
Anal dönemde, temel haz merkezi ağızdan (oral) anüs (anal) bölgesine doğru değişir.
Çocuklar, anüsle ilişkili eylemlerden (dışkısını tutma ve bırakmaktan) oldukça fazla haz duyarlar.
Bu dönemde, ana, babalar ise çocuklarının tuvalet alışkanlığını kazanmalarını, kendi bedenlerini kontrol edebilmelerini beklerler.
Dolayısıyla, anal dönemde ana, babaların çocukların tuvalet eğitimine yönelik yaklaşımları ve gösterdikleri davranışlar önem kazanır.
Bu dönem içerisinde ana babanın çocuğa karşı takındığı olumsuz tutumlar onların bu döneme saplanmasına yol açar.
Böylece bu saplantı, çocuğun yetişkinlik yıllarında sahip olacağı bazı kişilik özellikleri üzerinde belirleyici olacaktır.


Anal dönemde çocuğun ana, babasından katı, baskıcı, hoşgörüsüz ve çok titiz bir tuvalet eğitimi alması, onun bu dönemde saplanmasına neden olur.
Bunun sonucunda, çocuk yetişkinlik yıllarında aşırı düzenlilik, cimrilik, inatçılık, katılık, biriktiricilik ve aşırı kontrollü olmayı içeren bazı kişilik özellikleri gösterebilir. Bazı ana, babalarsa gevşek, ilgisiz bir tuvalet eğitimi tutumu sergilerler. Bunun sonucundaysa yetişkinlik yıllarında aşırı dağınıklık, düzensizlik, umursamazlık ve kayıtsızlık içeren bazı kişilik özellikleri ortaya çıkabilir.


Fallik Dönem (3-6 yaş)
Bu dönemde haz merkezi, cinsel organlardır. Çocuk ilgisini cinsel organları üzerine odaklaştırır, cinsel organlarından haz aldığını farkeder, kız erkek anatomileri arasındaki farklılıklar dikkatini çeker.
Bu dönem içerisinde çocuklar cinsiyetlerine özgü çatışmalar yaşarlar. Çocuklar, karşıt cinsiyetten ana babasına karşı bilinçli olmayan duygusal, cinsel bir yakınlık duyarlar ve kendi cinsiyetindeki ana babasının yerini almak isterler. Ancak bu arzu ve isteklerinden dolayı kendi cinsiyetlerindeki ana babaları tarafından cezalandırılacakları beklentisi çocuklarda kaygıya yol açar.
Freud, erkek çocukların yaşadığı bu çatışmayı “Oedipus karmaşası” ve kız çocukların yaşadığı bu çatışmayıysa “Electra karmaşası” olarak adlandırmıştır.



Fallik dönem içerisinde çocuklar, kendi cinsiyetinden ana babayı model alarak kendilerini onlarla özdeştirirler ve yaşadıkları bu çatışmaları çözümlerler.
Böylece, çocuklar kendi cinsiyetindeki ana babayla özdeşim kurarak cinsel kimliklerini geliştirirler. Bu çerçevede, çocuklar kendi cinsiyetine özgü rolleri, toplumsal kuralları, değerleri, sorumlulukları kavramaya başlar ve böylece kişiliğin süperegosu gelişir. Dolayısıyla fallik dönemde, çocuğun yaşadığı çatışmaları çözümlemesi önemlidir. Çünkü bu dönemde yaşanan güçlükler ve çatışmaların çözümlenememesi sonucunda, çocuğun ileriki yıllarda vicdan gelişiminde başarısızlıklar ve uygun olmayan cinsiyet rol davranışlarını içeren sorunlar ortaya çıkabilir.


Fallik dönemde, cinsellikle ilgili, çocuğa aktarılan olumsuz görüşler ve tutumlar, çocukların yaşadıkları çatışmaları çözümlemelerini güçleştirir. Bunun sonucunda çocuk sağlıklı bir süperego geliştiremeyebilir ve yetişkinlik yıllarında uygun cinsel rolleri sergilemede güçlükler yaşayabilir. Bundan dolayı fallik dönemde çocukları cinsel merakı ve sorduğu sorular yüzünden engellemek, azarlamak ve cezalandırmak yerine uygun bir biçimde açıklamalar getirilmelidir.


Latent(Örtük) Dönem (6-11 yaş)
Bu dönem süresince çocuğun cinsel ilgisi ve arzuları, bilinç dışında var olmaya devam etmekle birlikte, gizildir, örtülüdür. Bu nedenle, çocuklar cinsellikle ilgili konulardan hoşlanmazlar ve ilgilerini daha çoğunlukla sosyal becerilere ve oyunlara yöneltirler. Çocuklar yakın çevresindeki kişilerle sosyal ilişkiler geliştirirler ve kendi cinsiyetindeki çocuklarla daha çok yakınlaşırlar. Örneğin, ilköğretimin ilk yıllarında çocukların kendi cinsiyetinden çocuklarla oynamaya daha çok ilgi gösterdikleri görülebilir. Böylece, latent dönem süresince çocuklar, daha önceki oral, anal ve fallik dönemlerde kazandıkları özellikleri yeniden özümleyerek pekiştirirler ve özerk bir kimlik geliştirirler. Ancak, latent dönem sağlıklı ve başarılı bir biçimde geçirilmezse, çocuk olumsuz davranışlar geliştirebilir.


Genital Dönem (11-21 yaş)
Bu dönem, ergenlikle başlayan ve ergenlik sonrası yılları kapsayan son gelişim dönemidir. Genital dönemde, çocuğun cinsel duyguları yeniden ortaya çıkar ve gencin ilgisi yetişkin cinselliğine yönelir. Her iki cinsiyette de cinsel hormonların artması sonucu, gençler karşı cinsle yakın ilişkiler kurmaya başlarlar. Böylece, genç daha önceki psikoseksüel gelişim dönemlerinde saplantılar geliştirmemişse, genital dönemde kişiliğini, bir çocuk kişiliğinden olgun bir yetişkin kişiliğine doğru geliştirir. Ancak genç, daha önceki psikoseksüel dönemlere özgü saplantılar geliştirmişse genital dönemde çözülmemiş saplantılar yeniden ortaya çıkar. Bu çatışmalara çözüm bulunamadığı zaman, bu durum, yetişkin kişiliğinin gelişimini olumsuz biçimde etkiler.


PSİKOSOSYAL KURAM
ERİK ERİKSON (1902- 1994)
Kişilik gelişimini belli dönemlere ayırarak ele alan Erikson, sekiz psikososyal dönem tanımlamıştır. Bu dönemlerin ilk beşi Freud’un psikoseksüel kişilik gelişim dönemlerine benzer.
Erikson’un kuramındaki diğer bir önemli kavram “psikosoyal kriz”dir. Erikson’a göre her gelişim aşaması çevrenin gereklerine uyum sağlayarak kişinin aşma zorunda olduğu çatışmalar ve gerilimlerle belirlenmiştir. Bu çatışmalar ve gerilimler süresince bireyin kimliği tümüyle korunmaktadır
Ancak gelişimin sağlıklı sürdürülebilmesi için her aşamadaki kriz başarıyla çözümlenmelidir. Eğer kriz ilgili aşamada çözümlenemez ise sonraki aşamalardaki krizin tetik noktasını oluşturabilir ve çözümleninceye kadar sorun yaratır.
Bireyin ilgili aşamadaki krizi atlatabilmesi o aşamaya özgü temel gelişim görevinin tamamlanması anlamına gelmektedir. Bir aşamayı yaşayan birey önceki aşamalardan kalan sorunlarla birlikte yaşamını sürdürebilir ancak bireyin çeşitli zorlanmalar karşısında bir önceki aşamaya gerilemesi mümkündür.
PSİKOSOSYAL GELİŞİM AŞAMALARI

Temel Güven – Güvensizlik (0-1)
Özerklik – Kuşku/Utanç (1-3)
Girişimcilik – Suçluluk (3-6)
Başarı – Aşağılık Duygusu (6-12)
Ergenlik Dönemi, Kimlik Kazanma – Rol Karmaşası (12-20)
İlk/Genç Yetişkinlik Dönemi,Yakınlık – Yabancılaşma/Yalıtılmışlık
Yetişkinlik Dönemi, Üretkenlik – Verimsizlik/Durgunluk
Yaşlılık Dönemi, Benlik Bütünlüğü – Umutsuzluk
Temel Güven – Güvensizlik (0-1 yaş)
(Bebeklik Dönemi)
Yaşamının ilk yılında bebeğin ihtiyaçlarının yani bakımı ile sevgi ihtiyacının sürekli ve tutarlı bir biçimde doyurulması gerekmektedir ki çocuk “dış dünya güvenilir” duygusunu geliştirebilsin. Çünkü bebek kontrol edemediği bir dünyada kendini güven içinde hissetme ihtiyacı içindedir ve insanlara karşı güven duygusu geliştirmelidir.
Temel güven duygusunu geliştiremeyen çocuk kendi dışındaki insanların güvenilmez olduğuna inanı ve dış dünyayı düşmanca bulur.
Özerklik – Kuşku/Utanç (1-3 yaş)
(Okul Öncesi Dönem)
Bu aşamada çocuk yürümeye, konuşmaya başlar. Bunun yanış sıra kas kontrolü ortaya çıkar ve çocuk koşmaya, istediği nesneleri alıp istemediklerini bırakmaya başlar. Kas kontrolünün sonucu olarak tuvalet kontrolü de sağlanır ve çocuğun anneye bağımlılığı azalır. Anneye bağımlılığı azalan çocuk kendini keşfeder ve yapabileceklerini anlamaya yönelik özerk/ bağımsız davranışlar geliştirir. Bu bağımsız davranabilme çocukta yeterlilik duygusu, kendi duygu/ düşünce ve davranışlarının doğruluğuna inanma gibi olumlu sonuçlar doğurur.
Bu noktada ebeveynlerin tutumu önemlidir. Baskıcı, aşırı koruyucu ya da aşırı izin veren bir tutum içine girilmemelidir. Çocuğa kendi başına üstesine gelebileceği hedefler oluşturularak girişimleri desteklenmelidir. Çocuğun başarıları ödüllendirilmeli, başarısızlıkları görmezden gelinmelidir.
Çocuğun özerk davranışları engellenirse çocuk kendinden kuşku ve utanç duyar, kendini yetersiz hisseder.
Girişimcilik – Suçluluk (3-6 yaş)
Çocuğun psikomotor ve dil gelişimi onun fiziksel ve sosyal çevresini daha fazla araştırmasına, bu da girişken olmasına olanak tanımaktadır. Bu dönemde çocuğun merakı artar, sorular sorar ve çevresini araştırır.
Bunun yanı sıra problem oluşturan davranışları da artar. Ancak çocuğun koşmasına, atlamasına, istediği gibi oynamasına izin verilmelidir. Yani çocuğun kendini keşfedebilmesi için gerekli yaşantıları kazanması sağlanmalıdır.
Girişimleri desteklenmeli, soruları ilgi ile cevaplanmalı, kendi kararlarına dayalı anlamlı seçimler yapabilmelerine olanak tanıyan seçenekler yaratılmalıdır.
Girişimleri engellenen, eleştirilen ve cezalandırılan çocuk yanlış bir şey yaptığına inanarak suçluluk duygusu edinir.
Başarı – Aşağılık Duygusu (6-12 yaş)
Çocuğun okula başladığı bu dönemde sosyal dünyasında önemli bir değişim meydana gelir. Ebeveynlerin çocuk üzerindeki etkisi azalırken öğretmenin ve arkadaşların etkisi artar.
Bu aşamada “bir işi planlama, işbirliği yapma, öğrenme ve işi başarma” özel bir öneme sahiptir. Çünkü başarma beraberinde “çalışkanlığı” getirir. Çalışkanlık duygusu, çocuğun kendine ve yeteneklerine karşı olumlu bir tutum geliştirmesine, gelecekteki başarılarının temelini oluşturan akademik özgüvenin gelişmesini sağlar.
Başarısı desteklenmeyen, diğer çocuklarla kıyaslanan çocuklar kendini yetersiz, beceriksiz, değersiz, işe yaramaz ve aptal biri olarak algıla ve aşağılık duygusu edinir.
Çocuk bu dönemde başarılı ve yeterli olmaya isteklidir. Kendi gücüne güven duymak ister. Kendisiyle ilgili yeterlilik duyguları geliştirebilir. Bu noktada çocuğun başarılarını takdir eden, ona “ben başarılıyım” duygusunu yaşatan ve başarılı olabileceği alanlara yönlendiren ebeveyn ve öğretmenler çocuğun bir sonraki gelişim dönemine güvenle girmesine yardımcı olurlar
Ergenlik Dönemi, Kimlik Kazanma – Rol Karmaşası (12-20)

İlk/Genç Yetişkinlik Dönemi,Yakınlık – Yabancılaşma/Yalıtılmışlık

Yetişkinlik Dönemi, Üretkenlik – Verimsizlik/Durgunluk

Yaşlılık Dönemi, Benlik Bütünlüğü – Umutsuzluk
DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM
J.B.WATSON
E.THORNDIKE
SKINNER
Adından da anlaşılacağı üzere davranışçı yaklaşım gözle görülebilen davranışlarla ilgilenir ve özellikle deneyim ve davranış arasındaki ilişkiyle ilgilidir.
Davranışçılık yaklaşımının kökeninde J.Locke'un boş levha görüşü yatmaktadır. Amerikan davranışçılığı J.Watson ile başlamıştır.
Watson'a göre her şey öğrenilebilir.
"Bana bir düzine sağlıklı bebek verin ve onları büyüteceğim kendime ait bir dünya oluşturun ve bunlardan herhangi birini istediğiniz konuda uzmanlaştırabilirim.
Yeteneklerinden, eğilimlerinden, yetilerinden, becerilerinden, kabiliyetlerinden ve ırkından bağımsız olarak onları doktor, avukat, sanatçı, tüccar ve hatta dilenci ya da hırsız olmalarını sağlayabilirim"
PAVLOV
Davranışçı yaklaşıma göre öğrenme şartlanmayla (belirli bir uyaranla harekete geçen belirli bir tepki) gerçekleşir ve iki tür şartlanma vardır: klasik ve edimsel şartlanma.
Klasik şartlanmada öğrenen kişiye, uyarıcı bir ödülle birlikte sunulur ve uyarıcı ne zaman ortaya çıksa kişi ödülü de beraberinde görmeyi bekler.
Watson'a göre, doğa bilimlerinde olduğu gibi psikolojide de yalnız somut ve gözlenebilir davranışlar ölçülebilir. Zihin ya da bilinç nesnel bir konu değildir ve bu nedenle bilimsel yöntemlerle incelenemez. Dolayısı ile psikolojinin uğraşı alanı herkes tarafından görülebilen davranışlar olmalıdır. Ona göre, konuşma boğaz kaslarının hareketleri, düşünme sessiz konuşma, duygulanma ise organlardaki kas eylemleridir.

Watson insanların içgüdülerle, zihinsel yetenek ve eğilimlerle dünyaya gelmediklerini, dolayısı ile de, davranışların gerisinde bu tür özelliklerinin bulunmadığını ileri sürer. Ona göre, davranışlar koşullanma yolu ile öğrenilir.

Thorndike
Thorndike'a göre en yaygın öğrenme biçimi sınama-yanılma yoluyla öğrenmedir. Belli bir amaca ulaşma çabası içinde olan organizma, amaca ulaşmak için bir takım tepkilerde bulunur. Bu tepkilerden biri raslantısal olarak organizmanın amaca ulaşmasını sağlar. Bundan sonra, amaca götürmeyen tepkiler terkedilirken, amaca ulaştıranların tekrarlanma olasılığı artar. En sonunda yalnız problemin çözümüne götüren tepki ya da tepkiler yapılarak öğrenme sağlanmış olur.
Öğrenmenin uyarıcı ile davranış arasında bir bağ kurularak geliştiğini ve pekiştirme yoluyla davranış değiştirmenin gerçekleştiğini kabul eder. Davranışçılar, insanların karşılaştıkları problemin çözümünde; genellikle geçmişte yaşadıkları benzer durumları göz önüne aldıklarını ileri sürerler. Yen bir problemle karşılaşıldığında ise, bireyin deneme- yanılma yoluyla yeni çözümler üreteceği kabul edilir. Davranışçı yaklaşımlarda önemli olan; gözlenebilen, başlangıcı ve sonu olan, dolayısıyla ölçülebilen davranışlardır.
SKINNER
Skinner; Edimsel Koşullanma’nın babasıdır. Kendi adını verdiği Skinner Kutusu ile tanınır. Bu kutu basit bir düzenek ile kurulmuştur. Manivela olarak adlandırılan kısım, her basışta yiyecek veya su gelen bir kısımdır. Yapılan deneyde, bir fare, bu kutuya konur. Farenin manivelaya her basışında, yiyecek veya su verilir. Bir süre sonra daha fazla yiyecek ve su almak için, içgüdüsel olarak, farenin manivelaya basışında artış gözlemlenir. Burada oluşan durum, farenin yaptığı bir davranış sonucunda olumlu ve hoş bir karşılık almasıdır.
Farenin manivelaya basma hareketi, yiyecekle pekiştirilmiştir. Hatta deneyin ilerleyen safhalarında, fareye ayırt etme davranışı öğretilir. Kutu, içinde bir ışık yanarken fare manivelaya basarsa yemek verilir, fakat ışık söndüğünde fare manivelaya yönelirse yiyecek verilmez.
Klasik ve edimsel koşullanmanın öğretim temeli, öğrenme, bireyin bünyesince sunulan çeşitli uyarıcılara tepki göstermesi sonucunda oluşur ortak görüşü üzerine kurulmuştur. Fakat Skinnerin öğrenme teorisinin en önemli ilkesi, bireyim davranışlarında, aldığı sonuçlara göre değişikler meydana gelmesidir. Pozitif olan sonuçlar o davranışı güçlendirmekte ve devamını sağlamakta, karşılaşılan olumsuz sonuçlar ise o davranışın olma olasılığını azaltmaktadır.
Gözlemciler, bir süre sonra, farenin bu durumu kavradığını, ışık açıkken defalarca üst üste manivelaya bastığını fakat ışık söndüğünde yiyecek verilmeyeceğini deneyimlediği ve bildiği için manivelaya hiç basmadığını gördüler. Yani, fare, ışığı bir uyarıcı olarak kavramış ve ışığın yanmasına veya sönmesine göre davranışını belirlemiştir.
SOSYAL ÖĞRENME KURAMI
ALBERT BANDURA
Buna göre bir davranışın öğrenilmesi için, bireyin bu davranışın sonucunu kendisi yaşayarak öğrenmesi gerekmemektedir. Örneğin; bir köpek tarafından ısırılan birini gözlemleyen birey köpekten korkabilir
A.Bandura'ya göre insanın öğrenmesinin doğasında bir sosyallik vardır ve insan çoğunlukla diğer insanların davranışlarını gözleyerek öğrenir. Bu doğrultuda çocuklar en hızlı, diğer insanların davranışlarını gözleyerek öğrenir.
Bilişsel Gelişim Kuram ve
J.PIAGET (1896- 1980)

Bireyin çevresindeki dünyayı anlama ve öğrenmesini sağlayan aktif zihinsel faaliyetlerdeki gelişime bilişsel gelişim adı verilmektedir. Bilişsel gelişim; bebeklikten yetişkinliğe kadar, bireyin çevreyi, dünyayı anlama yollarının daha karmaşık ve etkili hale gelmesi sürecidir.
Piaget’ye göre çocuk, dünyanın pasif alıcısı değildir. Bilgiyi kazanmada aktif bir role sahiptir. Ayrıca, değişik yaşlardaki çocukların ve yetişkinlerin dünyaları birbirlerinden farklıdır. Piaget bu farklılığın nedenlerini incelemiş ve bireyin dünyayı anlamasını sağlayan bilişsel süreçleri açıklamaya çalışmıştır
PİAGET’YE GÖRE BİLİŞSEL GELİŞİM DÖNEMLERİ
Duyusal Motor (0 – 2)
İşlem Öncesi Dönem(2 – 7)
Somut İşlemler (7 – 11)
Soyut İşlemler (11+)
Duyusal Motor (0 – 2 yaş)
Bebek, bu aşamada dış dünyayı keşfetmede duyularını ve motor becerilerini kullandığından bu döneme duyusal- motor adı verilmektedir. Bütün bebekler doğuştan reflekstif davranışlara sahiptir. Yeni doğan bebeğin dudaklarınıza dokunduğunda emmeye başlar; elinizi avucuna koyduğunuzda yakalar. Bu refleksler, çocuğun ilk biliş şemalarını oluşturur.
İşlem Öncesi Dönem(2–7 yaş)
İşlem öncesi dönem ikiye ayrılmaktadır. Bunlar;

a) Sembolik dönem ya da kavram öncesi dönem (2–4 yaş)
b) Sezgisel dönem (4-7 yaş)

Sembolik dönemde çocukların dili, çok hızla gelişir ancak geliştirdikleri kavramlar ve kullandıkları sembollerin anlamları, kendilerine özgüdür; çoğu zaman gerçek değildir.

2–4 yaşlarında çocuk, gözünün önünde bulunmayan ya da hiç mevcut olmayan nesne, olay, kişi, varlığı temsil eden semboller geliştirmeye başlar.
Bu dönemdeki çocuklar ben merkezlidir.
Kendilerini başkalarının yerine koyamazlar.
Dünyayı başkalarının açısından göremezler.


Objeleri sadece tek bir özellikleri açısından sınıflandırılabilirler. Örneğin; renklerine göre sınıflandırma ya da biçimlerine göre sınıflandırma gibi.
Bir özellik bakımından farklı olan nesnelerin farkını göremezler. (Örneğin; yeşil üçgenlerle yeşil kareleri bir arada gruplayabilir.)


Mantık yürütmede tümevarım ya da tümdengelim yollarını kullanamazlar. Mantıkları değişken ve yüzeyseldir. Tek yönlü düşünürler. Örneğin, kedi dört bacaklı ve tüylü, küçük bir hayvandır. Buda dört bacaklı, küçük ve tüylü bir hayvan, o halde buda kedidir diyebilir.
Çocuklar bu dönemde, mantık kurallarına uygun düşünme yerine, sezgilerine dayalı olarak akıl yürütürle ve problemleri sezgileriyle çözmeye çalışırlar. Dil, hızla gelişmekte, yaşantılar yoluyla kazanılan davranışların sembolleştirilmesine yardım etmektedir
İşlem öncesi dönemin önemli özelliklerinden birisi de, çocuklar işlemleri tersine çeviremezler. Piaget’e göre, tersine çevirme, düşünmenin önemli bir yönüdür ve korunumun başlangıç noktasıdır.İşlem öncesi dönemde çocuğun düşünmesi, fiziksel etkinliğe ve nesnelerin dikkati çeken görünüşüne bağlı olduğundan doğru mantık yürütemezler, işlem yapamazlar.
Somut İşlemler (7 – 11 yaş)
İlkokul yıllarındaki çocuklar, bilişsel yeterlilik bakımından çok hızlı değişme gösterirler. İlkokul dönemindeki, çocukların düşünmesi okul öncesi çocukların düşünmesinden çok farklıdır. Artık, tersine çevirebilme kavramı kazandıklarından korunum ilkesi ile ilgili bir sorunları da yoktur.

Bu dönemde en üst düzeyde gruplama yapabilirler. Bir grup bir nesnenin bir başka grubun alt sınıfı olabileceğini anlarlar.

Çocuklar, bu dönemde nesnelerin belli özelliklerine göre sınıflayabilirler. Somut işlemler dönemindeki çocuklar benmerkezcilikten uzaklaşmışlardır. Olayları ve dünyayı, başkaları açısından da görebilirler.

Çocuklar bu dönemde dili etkili olarak kullanmakla birlikte vatan, millet, ülke vb. soyut kavramları anlayamazlar. Soyut kavram ve deneyimlerin somut yollarla açıklanmaları gerekir.
Ergenlik döneminin başlangıcından itibaren çocukların düşünme biçimleri, yetişkinlere benzer hale gelir. Bu dönemde artık soyut düşünme başlar. Bir problemin çözümü, somut yollarla sınırlanmaz. Problemde bulunan değişkenler arası ilişkileri bulur. Olası denenceleri geliştirir. Daha sonra da bu denencelerin sırasıyla test eder. Çözüme sistemli şekilde ulaşır. Bu dönemde tümevarım ve tümdengelim yoluyla akıl yürütme gözlenir.

Çocuklar soyut kavramları anlayarak etkili bir şekilde kullanabilirler. Bu dönemde çocuklar, çeşitli ideal fikirleri, değerleri, inançları geliştirmeye başlar. Toplumun yapısıyla, felsefesiyle, politikayla ilgilenir: bir değerler sistemi örgütlemeye yönelirler.
Soyut İşlemler (11+)
Vygotsky çocuğun bilişsel gelişiminde içinde bulunduğu ‘sosyal çevrenin’ önemli rolü olduğunu ileri sürmüştür. Çocuklar, çevresindeki kişilerden ve onların sosyal dünyalarından öğrenmeye başlamaktadırlar. Çocukların kazandıkları kavramların, fikirlerin, olgunların, becerilerin tutumların kaynağı sosyal çevredir.
SOSYO-KÜLTÜREL KURAM ve L.VYGOTSKY (1986-1934)
O halde bilişsel gelişimin kaynağı, kişisel psikolojik süreçlerden önce, insanlar ve kültür arasındaki etkileşimdir.
Vygotsky’e göre tüm psikolojik süreçler, insanlar arasında, çoğu zaman çocuk ve yetişkinler arasında paylaşılan sosyal süreçlerle başlar. Bunun en açık örneği “dil”dir.
Sosyal çevremiz bizi belli bir kategoriye yerleştirir. Örneğin; zeki, uzun, kısa, zengin vb. Sonuç olarak bizim bütün kişisel psikolojik süreçlerimiz, kültürümüz tarafından biçimlendirilmiş sosyal süreçler olarak başlar.
Vgotsky’e göre yetişkinin, çocuğun bilgiyi içleştirmesine bilgiyi kazanmasına yardım edebilmesi için iki noktayı belirlemesi gerekir. Bunlardan birisi, çocuğun herhangi bir yetişkinin yardımı olmaksızın, bağımsız olarak kendi kendine sağlayabileceği gelişim düzeyini belirlemektedir.
İkincisi ise, bir yetişkinin rehberliğinde çalıştığında gösterebileceği potansiyel gelişim düzeyini belirlemektir. Bu ikisi arasındaki fark, çocuğun “gelişmeye açık alanı”dır. Vygotsky’in gelişim ve eğitime getirdiği en önemli kavram gelişmeye açık alandır.
O halde Vygostky’e göre öğretim, çocuğun gelişimini ileriye götürebildiği ölçüde iyidir. Öğretim, çocuğun gelişmeye açık alanını etkili olarak kullanmasını sağlamalıdır. Bu nedenle, doğrudan bire bir öğretim ve çocukların çocuklarla ve yetişkinlerle etkileşimlerini sağlayan öğretim biçimleri çocuğun bilişsel gelişiminde önemli rol oynar.
1- Öğrenme ve bilişsel gelişim sosyal, işbirlikli bir etkinliktir.

2- Gelişimsel erişim alanı program hazırlama ve ders planlaması için bir kılavuzdur.

3- Öğrenme anlamlı bağlamlar içinde meydana gelir. Öğrenme ve bilgi, çocukların ‘gerçek dünya’ gelişimlerinden kopuk olamaz ve ayrı düşünülemez.

4- Okul- içi deneyimler çocuğun okul- dışı deneyimleriyle ilişkili olmalıdır.
Vygotsky’ nin (1978) ilkeleri dikkate alınarak gerçekleştirilen bir öğrenme- öğretme ortamında dört temel ilke vardır:
ÇOKLU ZEKA KURAMI ve H. GARDNER
Günümüzde eğitim ve psikoloji alanındaki gelişmelerle birlikte zekaya ilişkin görüşlerde önemli değişiklikler
olmuştur. Klasik testlerin çocukların zeka ölçümünde yeterli olamayacağı, onun yerine potansiyel yeteneklerinin de
ortaya çıkarılması gerektiği görüşü vardır.
Gardner bireylerin aynı düşünüş tarzına sahip olmadıklarını , bu farklılıklar
dikkate alınarak verilen eğitimin daha etkili olacağını belirtmiştir.Eğer bireyler farklı zeka bileşenlerini
tanıyabilirlerse karşılaşacakları sorunları çözmede daha şanslı olabilirler.
Gardner’a göre çoklu zeka kuramının temelinde biyolojik ve kültürel boyutlar yer almaktadır
Çoklu zeka kuramında 8 çeşit zeka belirlenmiştir. Bunlar :
1- Sözel – Dil
2- Mantık – Matematiksel
3- Şekil (Görsel) – Uzay (Uzamsal; Alansal)
4- Müziksel – Ritmik
5- Bedensel – Kinestetik
6- Kişilerarası – Sosyal
7- Kişiye dönük (İçsel ; Öze dönük)
8- Doğa
SÖZEL – DİL ZEKASI
Bu türdeki zeka, bir insanın kendi dilini, gramer yapısına, sözcük dizimine, kavram telaffuzuna ve sözcüklerin anlamına uygun olarak büyük bir ustalık ve beceri ile kullanmayı gerektirir.
Bu zekası kuvvetli olan bir öğrenci
Diğer öğrencilerden daha iyi yazar
Uzun hikayeler ve fıkralar anlatır
İsimler, yerler ve tarihler ile ilgili iyi bir hafızaya sahiptir
Sözcükleri anlamlarına uygun bir biçimde kullanır
Yaşına göre iyi bir kelime haznesine sahiptir
Başkalarıyla yüksek düzeyde sözel iletişime girer
Tekerlemeleri, anlamsız ritimleri ve sözcük oyunlarını sever
Okumayı sever
Dinleme becerisi yüksektir; dinleyerek daha iyi öğrenir
İyi bir hafızası vardır
MANTIKSAL – MATEMATİKSEL ZEKA
Bu tür zekaya sahip olan insanlar, mantık kurallarına ve benzerliklerine, neden-sonuç ilişkilerine ve bunlara benzer soyut işlemlere karşı çok hassas ve duyarlıdırlar. Bu kişiler kategorilere veya sınıflara ayırarak, genelleme
yaparak, hesaplayarak, mantık yürüterek ve soyut ilişkiler üzerinde çalışarak iyi şekilde öğrenirler.
Mantıksal –matematiksel zekası kuvvetli bir öğrenci;
Olayların oluşumu ve işleyişi hakkında çok soru sorar
Soyut ve kavramsal düşünebilir
Bilgiler arasında bağlantılar kurar.
Güçlü bir muhakemesi vardır
Satranç ve briç gibi oyunları oynamaktan zevk alır
Matematiksel problemleri kafasında kolayca ve çabucak çözer.
Matematik dersini sever
Matematiksel hesaplama oyunlarını ilginç bulur
Mantıksal bulmacaları çözmeyi ve satranç veya dama gibi stratejik
oyunları oynamayı sever
Olayları ve nesneleri kategorilere ayırmayı veya onları hiyerarşik olarak düzenlemeyi sever
Yüksek düzeyde bilişsel düşünme becerisi içeren deneylere katılmayı sever
Yaşıtlarına kıyasla soyut düşünebilme ve sebep-sonuç ilişkisi kurabilme kabiliyetleri çok iyi gelişmiştir
GÖRSEL – UZAYSAL ZEKA
Bu tür zeka alanı, bir bireyin objektif olarak gözlemleme veya görsel ve uzaysal fikirleri grafiksel olarak sergileme kabiliyetlerini içerir. Bu zekaya sahip olan insanlar, renge, çizgiye, şekle, biçime, uzaya ve bu olgular arasındaki ilişkilere karşı aşırı duyarlıdırlar.
Bu zekası kuvvetli olan bir öğrenci;
Haritaları, çizelgeleri ve diyagramları yazılı materyallerden daha kolay okur
Sanat içerikli etkinlikleri sever
Arkadaşlarına oranla daha çok hayal kurar
Yaşına göre yüksek düzeyde beceri gerektiren figürleri ve resimleri çizer
Filmleri, slaytları ve diğer görsel sunuları izlemeyi tercih eder
Bulmaca çözmekten hoşlanır
Renklere karşı çok duyarlıdır
Resimli yayınlardan daha çok hoşlanır
Elinde bulunan materyallere bir şeyler çizer
Daha önce gittiği yerleri kolay hatırlar
Yaşına göre ilginç üç boyutlu yapılar veya modeller oluşturur
Okurken kelimelere oranla resimlerden daha çok öğrenir
Varlıkların görsel imgelerini çok iyi çizer
MÜZİKSEL–RİTMİK ZEKA
Bu zeka türü ile bir kişinin bir müzik parçasındaki ritme, akustik düzene, melodiye, müzikteki iniş ve çıkışlara,
müzik aletlerine ve çevreden gelen seslere olan duyarlılığı kastedilir. Bu zeka türündeki bireyler en iyi ritim, melodi
ve müzikle öğrenirler.
Bu zekası kuvvetli olan bir öğrenci ;
Şarkıların melodilerini çok iyi hatırlar
Güzel şarkı söyleyebilme sesine ve yeteneğine sahiptir
Bir şarkının makamını, notalarını, eslerini ayırdedebilir
Öğrendiği şarkıları paylaşmak ister
Herhangi bir müzik aletini çok iyi çalar ya da bunun eğitimini almak ister
Konuşurken veya hareket ederken elleri ve ayakları ile ritim tutar
Farkına varmadan kendi kendine mırıldanır
Ders çalışırken farkında olmadan masaya vurarak ritim tutar
Çevresindeki seslere duyarlıdır
Bir şarkı duyduğunda farkında olmadan ona eşlik eder
Müzik çalan bir ortamda daha verimli çalışır
BEDENSEL – KİNESTETİK ZEKA
Bu tür zeka alanı, koordinasyon, denge, güç, esneklik ve hız gibi bazı fiziksel özelliklerin yanısıra, dokunsak nitelikteki bazı becerileri de içermektedir. Bu zeka türüne sahip bireyler, yaparak-yaşayarak, dokunarak ve hareket ederek en iyi şekilde öğrenirler.
Bedensel – kinestetik zekası kuvvetli olan bir öğrenci ;
Duygularını belirgin olarak vücut diliyle ifade eder
El becerileri iyidir
İnsanlara, canlı ve cansız varlıklara dokunmaktan hoşlanır
Bir veya birden fazla sportif faaliyetlerde başarılıdır
Bir yerde uzun süre kaldığında hareket etmeye, kımıldamaya ihtiyaç duyar
KİŞİLERARASI – SOSYAL ZEKA
Bu zeka türü ile bir insanın diğer insanlardaki yüz ifadelerine , seslere ve mimiklere olan duyarlılığı ve diğer insanlardaki farklı özelliklerin farkına vararak onları en iyi şekilde analiz etme , yorumlama ve değerlendirme kabiliyeti kastedilir. Sosyal zekası güçlü olan bir öğrencinin bazı özellikleri şunlardır.
Arkadaşlarıyla ya da akranlarıyla sosyalleşmeyi çok sever.
Grup içerisinde doğal bir lider görünümündedir.
problemi olan arkadaşlarına her zaman yardım eder.
Dışarıda iken kendi başının çaresine bakabilir.
Başkaları ile birlikte ders çalışmayı veya oyun oynamayı çok sever.
En az iki veya üç yakın arkadaşı vardır ve onları sık sık arar.
Başkaları daima onunla birlikte olmak ister.
Başkalarına selam verir, onların hatırlarını sorar ve onları önemser.
Empati yeteneği çok iyi gelişmiştir.
Bir şeyi başkalarıyla işbirliği yaparak, onlarla paylaşarak ve öğreterek öğrenmeyi sever
İÇSEL ZEKA
Bu zeka alanı kişinin kendini tanıması, kendisi hakkındaki düşünce, bilgi ve becerileri ile çevresine uyum gösterme yeteneğidir. Bu zeka türü gelişmiş olan kişilerden; kendini objektif olarak değerlendirmesi, güçlü ve zayıf yönlerinin farkında olması, olaylara mantıklı yaklaşması, amaçlarıyla düşüncelerinin tutarlı olması beklenir.
İçsel zekaya sahip öğrencilerin bazı özellikleri şunlardır;
Bağımsızlık duygusu gelişmiştir.
Güçlü ve zayıf yönlerinin farkındadır.
Bireysel çalışırken daha başarılıdır.
Amaç ve hedeflerine ilişkin iyi bir anlayışa sahiptir.
Düşünce ve davranışları arasında tutarlılık vardır.
Kendisine her zaman güvenir.
Yaşadıklarında her zaman ders alır
DOĞA ZEKASI
Bu zeka alanı, doğayı ve doğada bulunan bitki, hayvan ve diğer varlıkları inceleme, gözlemleme ve bunlara ilgi duyma becerisidir. Bu zeka alanına sahip olan kişiler; çevreye karşı çok duyarlı, çevresindeki hayvan ve bitkilere çok meraklıdır. Doğacı zekaya sahip öğrencilerin bazı özellikleri şunlardır;
Doğa olaylarına çok meraklıdır.
Bitki yetiştirmeyi çok sever. Sınıftaki çiçeklerin bakımını üstlenir.
Doğa ve hayvanlarla ilgili konuları iliyle takip eder.
Mevsimleri ve iklim olaylarını yakından takip eder.
Doğa ve hayvanlar ilgili belgeselleri izler.
Çevreye karşı duyarlıdır.
Toprakla oynamayı sever.
EKOLOJİK KURAM ve BRONFENBRENER
Çocuğun içinde yaşadığı birçok kuruluş ve ortamın–toplum, okul, politik sistem gibi-etkisine vurgu yapan bir gelişim kuramı teorisidir. Bu teori bireysel gelişimin psikolojik bir boşlukta oluşmadığını fakat genel olarak toplumdan etkilendiğini savunur.
Ekoloji: İnsan gelişimini etkileyen pek çok farklı çeşit ortam ve kurum.

Mikrosistem: Çocuğun hemen yakın çevresindeki tüm kurum ve deneyimleri içeren gelişim üzerinde etkisi olan çevresel etmenler katmanı. Aile, okul, sosyal hizmetler büroları buna örnek olarak verilebilir.

Bronfenbrenner’e göre, farklı ekolojik sistemler birbirleriyle etkileşime girerek çocuk gelişimi üzerinde etkili olur.
Mezosistem: Mikrosistem içerisindeki kişiler ve organizasyonlar arasında ara bağlantılardan oluşan ve gelişim üzerinde etkili olan bir çevresel etkenler katmanı. Ebeveyn-öğretmen iletişimi, çocuk bakım merkezleri ve devlet okulları arasındaki iş birliği örnek olarak verilebilir
Eksosistem: Gerçekte çocukların yaşamına dokunmayan fakat dolaylı olarak çocukların deneyimlerini etkileyen gelişim üzerindeki çevresel etmenler katmanı. Kanuni Adli hizmetler sistemi, sosyal yardım ofisi bürosu bu duruma örnek olarak verilebilir.

Makrosistem: Temel ana değerler, ideolojiler, kanunlar, dünya görüşleri ve belli bir kültür ya da topluluğun geleneklerini içeren gelişimi etkileyen çevresel faktörler katmanı. Bir toplumun çocuğa ve bakımına duyduğu saygı buna örnektir.

SON...
MANTIKSAL – MATEMATİKSEL ZEKA ETKİNLİKLERİ
1-Beyin fırtınası yapılır.
2-Benzerlikler ve farklılıklar bulunur.
3-Şifre çözülür.
4-Olaylar sıraya konulur.
5-Mantık problemleri çözülür.
6-Tümdengelim / Tümevarım düşünce teknikleri kullanılır.
7-Grafikler yorumlanır.
8-Sayı oyunları oynanır.
9-Verilerden grafik oluşturulur.
10-Gelecekle ilgili tahminler yapılır.
11-Matematik bulmacaları yapılır.
12-Makale analizi yapılır.
13-Bir zaman çizelgesi oluşturulur
BEDENSEL - KİNESTETİK ZEKA ETKİNLİKLERİ
1-Kavramlar, hareketlerle veya oluşumlarla betimlenir.
2-Konuşmaksızın bir görev yapılır.
3-İşaret dili öğrenilir.
4-Sessiz sinema oyunu oynanır.
5-Duygular hareketlerle anlatılır.
6-Bir rol canlandırılır.
7-Sırada otururken egzersiz yapılır.
8-Davullar / ıslıklarla halk oyunları oynanır.
9-Bir kelime kavram canlandırılır.
10-Pandomin sergilenir.
DOĞA ZEKASI ETKİNLİKLERİ
1-Küçük bir doğa gezisi yapılır.
2-Bir nehir, ırmak,göl,doğal park ziyareti yapılır.
3-Bir doğa olayındaki değişimler kaydedilir.
4-Sınıflandırma sistemi oluşturulur.
5-Doğadan fotoğraflar çekilir.
6-Bir bahçe düzenlenir.
7-Bir hayvan – bitki hakkında rapor yazılır.
8-Yaprak koleksiyonu yapılır.
9-Meteorolojik aletler gösterilir.
10-Meyve-sebze çekirdekleri incelenir.
11-Doğa gözlemleri yapılır.
12-Doğa ve canlılarla ilgili belgeseller izlenir.
GÖRSEL - UZAMSAL ZEKA ETKİNLİKLERİ
1-Bir broşür, logo tasarlanır.
2-Elbise tasarımı yapılır.
3-Bir hikaye, matematik problemi resimlendirilir.
4-Hareketli bir nesne yapılır.
5-Bir poster yapılır.
6-Bir çizgi film/karikatür yapılır.
7-Bir duvar resmi yapılır.
8-Bir resim çizilir – boyanır.
9-Bir harita yapılır veya okunur.
10-Mesafe tahmininde bulunulur.
11- Pandomin yapılır.
İÇSEL ZEKA ETKİNLİKLERİ
1-yapılacaklar listesi tutulur.
2-Yapılacak işler öncelik sırasına konulur.
3-Hedefler belirlenir ve onlara ulaşmaya çalışılır.
4-Sessiz ders çalışma yapılır.
5-Kişisel şiirler yazılır.
6-Bir otobiyografi yazılır.
7-Sınıf kütüphaneleri düzenlenir.
8-Bir durum savunulur.
9-Konu kişisel yaşamlarla ilişkilendirilir.
KİŞİLERARASI – SOSYAL ZEKA ETKİNLİKLERİ
1-Eşli tartışma yapılır.
2-Bir takım sunuşu yapılır.
3-Etkin dinleme uygulamaları yapılır.
4-Bir olay planlanır.
5-Bir sosyal sorun gösterilir ve çözülür.
6-Orijinal grup hikayeleri oluşturulur.
7-Birlikte bir yemek hazırlanır.
8-Bu alanda ünlü biri hakkında rapor hazırlanır.
9-Bir oyun gösterisi hazırlanır.
MÜZİKSEL - RİTMİK ZEKA ETKİNLİKLERİ
1-Sınıfça müzik aleti çalınır.
2-Bir şarkı yazılır.
3-Sese, ritmik kalıplara duyarlılık geliştirilir.
4-Farklı kültürlerin müziği dinlenir.
5-Duygular müzikle anlatılır.
6-Fon müziği kullanılır.
7-Sesler Keşfedilir.
8-Matematikle ilgili şarkılar söylenir.
9-Ritim tutma öğretilir.
10-Müzikle farklı kültürler tanıtılır.
11-Çalışırken müzik dinlenir.
SÖZEL - DİLSEL ZEKA ETKİNLİKLERİ
1-Bir şiir deneme okunur.
2-Kısa bir hikaye,oyun okunur.
3-Bir konuşma, doğaçlama yapılır.
4-Konuyla ilgili bir fıkra anlatılır.
5-Sözcük oyunu oynanır.
6-Çapraz bulmaca yapılır.
7-Yaratıcı yazma çalışması yapılır.
8-Öykü yazma çalışması yapılır.
9-Konuşma metni yazılır.
10-Hikaye tamamlama çalışması yapılır.
11-Ezberden şiir okunur.
12-Bu zeka alnında ünlü birisi araştırılıp rapor hazırlanır.
13-Kukla tiyatrosu yapılır.
14-Bir slogan/reklam kampanyası yazılır.
15-Dergile magazinler sınıfta incelenip tartışılır.
16-Komik yazılar yazılır.
Full transcript