Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

1. DERS: ANTROPOLOJİ NEDİR? KÜLTÜR NEDİR?

No description
by

Ceren Alkan

on 28 July 2016

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of 1. DERS: ANTROPOLOJİ NEDİR? KÜLTÜR NEDİR?

Antropolojİ ve Alt Alanları
Antropoloji geleneksel olarak
dört
ana bölüme ayrılır:

1- Fiziksel antropoloji
2- Arkeolojik antropoloji
3- Dilbilimsel (linguistik) antropoloji
4- Sosyal/kültürel antropoloji
"Antropoloji, dünyanın her yerinde, tarih boyunca yaşamış ve hâlâ yaşayan insan toplumlarının incelenmesidir." (s. 52)
ANTROPOLOJİYE GİRİŞ
ANTROPOLOJİ NEDİR?
FİZİKSEL ANTROPOLOJİ
"Antropolojinin alt alanlarından her biri, insanları incelemek için farklı bir yaklaşım kullanabilir ancak hepsinin ortak noktası, insanlar arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ve dünyanın değişik yerlerinde yaşayan insanların nasıl değişim gösterdiğini açıklamak için gerekli verileri toplaması ve çözümlemesidir." (s. 60)
"Biyolojik antropoloji
olarak da adlandırılan fiziksel antropoloji, insanı biyolojik bir organizma olarak ele alır. Biyolojik antropologlar genel olarak insanın evrimi, primatlar, büyüme ve gelişim ve insanın çevresine uyum sağlama meselesi üzerinde odaklanır." (s. 60)
paleoantropoloji
"insan evriminin karmaşık yapısını anlayabilmek için 55 milyon yıl öncesindeki ilk primatları, hatta 225 milyon yıl öncesindeki ilk memelileri inceler."

"paleoantropologlar araştırmalarında çoğunlukla atalarımızın fosilleşmiş iskeletlerini kullanırlar." (s. 61)
primat bilimi
"insana en çok benzeyen bu hayvan cinsinin anatomisini ve davranışlarını incelemek, insan doğasının kendine özgü yönlerini anlamaya yardımcı olur."
"primat incelemeleri bizlere atalarımızın davranışlarına dönük bilimsel bakış açısı sunarken, yaşayan en yakın akrabalarımızın gelişmişliğine saygı duymamızı sağlar." (s. 62)
insanların büyümesi,
uyarlanması ve çeşitlilik
"antropologlar büyümenin biyolojik mekanizmasını olduğu kadar çevrenin büyüme üzerindeki etkilerini de incelemektedir."
"insan uyarlanmasına dönük araştırmalar insanların uyarlanabilme yeteneğine ya da biyolojik ve kültürel çevrelerine nasıl uyarlandıklarına odaklanır." (s. 63)
adli antropoloji
"adli antropoloji, yasal nedenlerden ötürü insan iskeletinin kalıntılarının kime ait olduğunun bulunmasıdır." (s. 64)
Arkeolojİ
"
Arkeoloji
insan davranışını tanımlamak ve açıklamak amacıyla maddi kalıntıları inceleyen bir antropoloji dalıdır."
"Bu kalıntılardan insanların yeme alışkanlıkları ve geçim etkinlikleri kolayca çıkartılabilir." (s. 64)

"Arkeologlar genelde insanların geçmişi üzerine yoğunlaşır; ancak önemli sayıda arkeolog ilgilerini günümüz dünyasının maddi nesnelerine yöneltmiştir." (s. 65)
(örn. Çöp Projesi)
Dİlbİlİmsel (Lİnguİstİk) Antropolojİ
"İnsan türünü diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği konuşabilme yetisidir. Çalışmalar diğer canlılar, özellikle de maymunlar tarafından çıkartılan sesler ve yapılan hareketlerin insan diline benzer bir işlev taşıyabildiğini göstermiştir; ne var ki insanlar kadar karmaşık ve gelişmiş simgesel iletişim sistemi kullanabilen başka bir canlı daha yoktur. İnsanların kültürlerini korumalarını ve kuşaktan kuşağa aktarmalarını sağlayan araç dildir.
Antropolojinin insan dillerini inceleyen dalı dilbilimsel antropolojidir. Dil bilimciler dilin betimlenmesiyle (cümlenin nasıl kurulduğu ve eylemin nasıl çekildiği) ya da dillerin tarihçesiyle (dillerin zaman içinde nasıl gelişip değiştiği) ya da dil ve kültür arasındaki ilişkiyle ilgilenir. Bu üç yaklaşım da insanların nasıl iletişim kurduğu ve dış dünyayı nasıl anladıklarıyla ilgili bize değerli bilgiler sağlar." (s. 68)

Örnek:

"Papua Yeni Gine dilinde sadece 'para' sözcüğü ile karşılanan kavrama karşılık, Ingilizce konuşan Kuzey Amerikalıların gündelik dillerinde argo da dahil olmak üzere en az yedi sözcük vardır. Bu olgu, bir kültür için özel önem taşıyan şeylerin belirlenmesini sağlar." (s. 68)
SOSYAL/KÜLTÜREL ANTROPOLOJİ
"Sosyal/kültürel antropoloji insan davranışları, düşünceleri ve duygularındaki alışılagelmiş kalıpları inceler. Antropolojinin bu dalı, insanı kültürü üreten ve sürdüren bir varlık olarak ele alır." (s. 68)
"Kültür, toplumun, yani yapılandırılmış insan gruplarının, çoğu zaman kendileri farkında olmadan yaşamlarını düzenleyen, herkesçe kabul edilmiş kurallardır. Bu kurallar biyolojik kalıtımla kazanılmaz, sonradan öğrenilirler."
"Kültürün dışavurumu bir yerden diğerine farklılık gösterebilir ancak antropolojik anlamda bir insanın diğerinden "daha kültürlü olduğu kesinlikle kabul edilemez." (s. 69)
Sosyal/kültürel antropoloji iki ana ögeden oluşur:

etnografya


etnoloji
etnografya:
belirli bir kültürün
alan çalışmasına
bağlı olarak ayrıntılı biçimde betimlenmesidir.
etnoloji:
farklı kültürlerin karşılaştırmalı ve tarihsel bakış açısıyla, etnografik kayıtlar kullanılarak, gruplar arasında neden önemli farklılıklar ve benzerlikler olduğunu açıklayan antropolojik kuramlar geliştirerek incelenmesi ve çözümlenmesidir.
alan çalışması:
başarılı bir
alan çalışması
, üzerinde çalışma yapılan topluluğun içine karışma ve topluluğu kişisel gözlem yoluyla incelemeyi gerektirir.
etnografik araştırma modeline
katılımcı gözlem
denir.

katılımcı gözlem
, etnografyada, incelenen bir insan grubunun kültürünün; toplumsal katılım ve kişisel gözlem, o grubun üyeleriyle uzun döneme yayılmış görüşmeler ve tartışmalar yoluyla ele alınmasıdır.
ETNOGRAFYA
"Etnograflar katılımcı gözlem sayesinde - o insanların yiyeceklerini yiyerek, evlerinde kalarak, dillerini konuşarak ve gelenek ve alışkanlıklarını bizzat yaşayarak - bir toplumu, katılımcı gözlem yöntemini kullanmayan bir araştırmacıdan daha iyi anlayabilir."
"Bir etnografyacı ancak sosyal, ekonomik, siyasi ve dini kültür kurumlarının nasıl bir arada bulunarak işlevsellik kazanabildiğini keşfederek kültürel sistemi bir bütün olarak anlayabilir." (s. 70)
etnografların en önemli araçları defter, kalem, kamera, kayıt cihazı ve gittikçe artan bir şekilde dizüstü bilgisayardır.
Etnografik alan çalışması kültürel antropoloji için vazgeçilmezdir.
Fakat bir o kadar da
zorluklar
ve
etik sorunlarla
doludur.
zorluklar
alışık oldukları yemeklerden, iklimden ve temizlik alışkanlıklarından, yepyeni koşullara kendilerini uyarlamak zorunda kalabilirler.
toplumsal açıdan da karşılarına; kabul görmeme, güvenilmeme ve yerel dili öğrenene kadar iletişim kuramama gibi zoruluklar çıkabilir.
siyasal zorluklar ise istemeden de olsa toplum içindeki hizipler tarafından kullanılma, hükümet yetkilileri tarafından kuşkuyla karşılanma gibi olasılıkları içerir.
etik sorunlar
kadınların sünnet edilmesi gibi rahatsız edici bulduğu bir kültürel uygulamayla karşılaştığında, kendisinden yemek ya da ilaç talebinde bulunulduğunda ne yapacağını bilememek, önemli bir bilgi elde etmek için çevresindekilere yalan söyleyip söylememek
ETNOLOJİ
"Etnoloji, kültürel antropolojinin kültürler arası karşılaştırmalar yapan ve gruplar arasında ortaya çıkan bazı önemli farklılıkları ve benzerlikleri açıklamak üzere kuramlar geliştiren dalıdır."
"Etnografik alan çalışması etnolojiye temel oluşturur." (s. 77)
Kültürler arası karşılaştırmalardan kişinin kendi inançlarına ve alışkanlıklarına dair ilginç kavrayışlar elde edilebilir. Örneğin sanayileşmiş ülkelerde elektrikli ev aletlerinin kullanımının artmasının ev işlerinde ve dolayısıyla buna harcanan zamanda azalmaya yol açacağına dair genel bir kanı vardır. Fakat, yapılan antropolojik araştırmalar geçimlerini toplayıcılıkla sağlayan insanların ev işleri ve genel olarak geçimlerini sağlama uğraşlarında sanayileşmiş toplumlarda yaşayan insanlara göre çok daha az çaba ve zaman harcadıklarını ortaya koymuştur. (s. 77)
Örnek:
"Avustralyalı yerli bir kadın yiyecek toplamak, hazırlamak ve geri kalan bütün ev işleri için haftada
20 saatini
harcarken, 1920'lerde Amerika'nın kırsal kesiminde yaşayan bir kadın, ev işleri için haftada
52 saatini
ayırmaktaydı. Aradan geçen yıllarda bu durumun değişmiş olmasını bekleriz, ancak 50 yıl sonra bile herhangi bir maaşlı işte çalışmayan şehirli bir kadın; bulaşık makinesi, çamaşır makinesi, elbise kuru temizleyicisi, elektrik süpürgesi ve mikro dalga fırın gibi hayatı kolaylaştıran endüstri harikalarına rağmen haftada
55 saatini
ev işlerine ayırmak durumundaydı." (s.77)
ANTROPOLOJİ VE AHLAKİ SORUNLAR
Antropologların yürüttükleri araştırmalar ve çalışmalarını gerçekleştirdikleri ortamlar, bilginin olası kullanım alanları ve kötüye kullanımıyla ilgili birçok ahlaki sorunu da beraberinde getirir. Antropologların bulgularını kimler, ne amaçla kullanır? Bu bilgilerden kim çıkar elde edebilir? Örneğin, değerleri ve yaşam tarzları toplumdaki yaygın değer ve yaşam tarzıyla uyuşmayan etnik ya da dinsel bir azınlık grubunun üzerinde yapılan bir araştırmadan elde edilen antropolojik veriler; hükümet ya da bazı çıkar grupları tarafından, bu azınlığı bastırmak için kullanılabilir mi? Bir topluluğu 'iyileştirmek' için hangi değişikliklerin yapılıp hangilerinin yapılamayacağına kim karar verecektir? İyileştirme kavramının ne olduğunu topluluğun kendisi mi, ulusal hükümeti mi ya da Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslar arası bir kuruluş mu belirleyecektir?
Alan çalışması, çalışmayı yapanla bilgi verenler arasında güvene dayalı bir ilişki gerektirdiği için antropoloğun öncelikli sorumluluğu, kendisine bilgi verenlere ve bu kişilerin ait olduğu topluluğa karşıdır. Onların fiziksel, toplumsal ve psikolojik açıdan rahatsızlık duymalarını engellemek, saygınlıklarını ve özel hayatlarını korumak, başka bir deyişle zarar görmelerini engellemek için, antropologlar ellerinden geleni yapmalıdır. Ilk etnograflar yerlileri denetleyebilmeleri için sömürge yöneticilerine gerekli bilgileri vermiş olsalar da artık böyle bir harekette bulunmamakta ve insanların kendi kültürlerini sürdürmelerini temel bir hak olarak görmektedir.
Ders İzlencesİ
1. Hafta - 19 Şubat 2016
Ders yapılmadı.
2. Hafta - 26 Şubat 2016
Antropolojiye Giriş: Antropoloji Nedir? Kültür Nedir?
3. Hafta - 4 Mart 2016
3. BÖLÜM: Sosyal İnsan (s. 63-84)
4. Hafta - 11 Mart 2016
4. BÖLÜM: Yerel Örgütlenme (s. 87-107)
5. Hafta - 18 Mart 2016
6. BÖLÜM: Akrabalık (s. 135-150)
6. Hafta - 25 Mart 2016
7. BÖLÜM: Evlilik ve İttifak (s. 153-173)
7. Hafta - 1 Nisan 2016
8. BÖLÜM: Cinsiyet ve Yaş (s.175-199)

8. Hafta - 8 Nisan 2016
-
ARA SINAV-

9. Hafta - 15 Nisan 2016
9. BÖLÜM: Kast ve Sınıf (s. 201-219)
10. Hafta - 22 Nisan 2016
10. BÖLÜM: Politika ve İktidar (s. 223-245)
11. Hafta - 29 Nisan 2016
11. BÖLÜM: Mübadele (s.249-270)
12. Hafta - 6 Mayıs 2016
12. BÖLÜM: Üretim ve Teknoloji (s. 273-292)
13. Hafta - 13 Mayıs 2016
16. BÖLÜM: Etnisite (s. 369-383)
17. BÖLÜM: Milliyetçilik ve Azınlıklar (s. 387-408)
14. Hafta - 20 Mayıs 2016
18. BÖLÜM: Yerel ve Küresel (s. 411-437)
DERS KİTABI
FRANS DE WAAL: HAYVANLARDA AHLAKİ DAVRANIŞ (1/2)
FRANS DE WAAL: HAYVANLARDA AHLAKİ DAVRANIŞ (2/2)
İki Yunanca kelimenin, 'insan' ve 'fikir' olarak tercüme edilebilen '
anthropos
' ile '
logos
'un bir bileşimidir.
Antroploji kültürel ve toplumsal yaşamın karşılaştırmalı incelenmesidir. En önemli metodu, belli bir toplumsal mekânda uzun bir süre yapılan alan çalışması olan katılımcı gözlemdir.
ÖNERİLEN DİĞER KAYNAKLAR
ANTROPOLOJİ ve SÖMÜRGECİLİK
Antropoloji, Avrupalıların sömürgeleştirdiği yeni dünyada karşılaştıkları yerli topluluklarını incelemek amacıyla yapılan çalışmalarla gelişmeye başlar. İçerisinde biçimlendiği sömürgecilik koşullarının ürünü olarak antropoloji, en kestirme deyişle “öteki”ni, bir başka deyişle “Batılı-olmayan”ı tanıma, anlama gayretidir.
Kültür Merkezi'ndeki fotokopiciden alabilirsiniz.
ANTROPOLOJİ VE KÜLTÜR
ETNOGRAFİK BİR METİN YAZARKEN VE OKURKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
Antropoloji, toplum ve kültür ile ilgili en önemli yeni bilgi kaynağı olarak alan çalışmasına yaptığı önemli vurguyla kendisini diğer sosyal bilimlerden farklı kılar. Bir alan çalışması birkaç ay ile iki yıl veya daha uzun süre alabilir ve incelenen fenomeni mümkün olduğunca yakından tanımayı amaçlar. Alan çalışmasında başlıca gereksinim mümkün olduğu kadar yerel yaşamın içinde yer almaktır. İncelenen toplumun üyeleriyle birlikte vakit geçirip, onların kültürlerini yaşayarak tanıma yöntemi katılımcı gözlem olarak adlandırılır. Fakat, antropologun işi alandan ayrılınca bitmez. Alan çalışmasını yaptığı yerden geri döndükten sonra alandayken aldığı notları da göz önünde bulundurarak etnografik bir metin yazar.

Anlatıcının (antropologun) yazdığı bu metini, farklı kültürlerle aramızda bir kapı gibi algılayıp, bir kültüre dair mutlak ve değişmez gerçekliği yansıttığı yanılgısına düşmemek gerekmektedir. En nihayetinde bu metin, bir toplumun belirli üyeleriyle, belirli bir zaman dilimi içerisinde iletişime giren belirli bir kişi tarafından kaleme alınmıştır. Araştırılmış olan kültürün de diğer tüm kültürler gibi değişime tabi olduğunu ve etnografik bir metinde duyduğumuz sesin araştırılan halktan ziyade yazan antropologun sesi olduğunu asla unutmayınız.
GÜNÜMÜZDE ANTROPOLOJİ NEDEN ÖNEMLİ?
Günümüzde kültürel açıdan birbirinden farklı gruplar arasında temas büyük ölçüde artmış durumda. Dünyanın zengin bölgelerinde yaşayan insanlar için uzun mesafeli seyahat yaygın, güvenli ve görece ucuzlamış durumda.
Uydu televizyonu, cep telefonu şebekeleri ve internet, pek çok kişiye göre iyi günde kötü günde, global, anlık, temassız iletişim koşullarını yarattı. Artık yakın temas için mesafe belirleyici bir engel değil.
Günümüzde ve çağımızda kültür hızla değişiyor ve bu da dünyanın neredeyse her yerinde hissediliyor. Batı'da tipik yaşam biçimleri dönüşüyor ve bu değişiklikler ile dönüşümler şu tür sorular sormayı gerekli kılıyor: "Biz gerçekte kimiz?" "Bizim kültürümüz nedir ve bir 'kültüre' 'sahip olan' bir 'biz'den söz etmek kesinlikle anlamlımıdır?" "Elli yıl önce burada yaşayan insanlarla ortak nelere sahibiz?" "Sanki öncelikle milletlere aitmişiz gibi konuşmak hâlâ savunulabilir mi, yoksa ait olunan diğer grup türleri daha mı önemlidirler?"
Son on yıllar, giderek daha çok kıymetli bir varlık olarak görülen kültürel kimliğe yönelik beklenmedik bir ilginin yükselmesine tanıklık etti. Pek çok kişi, yerel özgünlüklerinin küreselleşme, dolaylı kolonyalizm ve dışarıdan gelen farklı etkilenme biçimleri tarafından tehdit edildiğini düşünerek, kendi özgün kültürleri olarak gördükleri şeyi güçlendirmeye çalışarak ya da en azından muhafaza ederek reaksiyon gösteriyorlar.
ANTROPOLOJİ TEMELDE NEYİ ANLAMAMIZI SAĞLAR?
Antropoloji eşi bulunmaz bir şekilde, "kültürler"in birbirlerini etkilediği ve daha önce bilinmeyen şekillerde birbirine karıştığı, kimlikle ilgili her türlü sorunun her yerde gündeme geldiği ve yeryüzünün bu korunaklı ve güvenli köşesinde yaşadığımız hayatın olası tek ihtimal olmadığını idrak etmeye yönelik ciddi bir ihtiyacın olduğu bu dünyayı yorumlamamızı sağlar.

"İyi hayat"a giden pek çok yol vardır ve her kültür (hatta herkes) için "iyi hayat"ın tanımı başka olabilir.
KÜLTÜR NEDİR?
Kültür, kişilerin davranışları hakkında bize bilgi veren ve bu davranışlarda yansımasını bulan soyut görüşler, değerler ve dünyaya dönük algılardan oluşur. Kültür, bir toplumun üyeleri tarafından paylaşılır ve o toplumun üyeleri tarafından anlaşılır davranışlar üretir. Kültürler bize biyolojik olarak atalarımızdan miras kalmamıştır; kültür öğrenilir ve kültürün bütün değişik parçaları bütünleşmiş bir biçimde işlev görür.
Burnett Taylor kültürü
"kişinin, toplumun bir üyesi olarak kazandığı bilgi, inanç, sanat, hukuk, ahlâk, âdet, gelenek, alışkanlık ve yeteneklerin karmaşık bütünü"
olarak tanımlar.
KÜLTÜR ÖĞRENİLİR
Bizim insan karakteri olarak bildiğimiz şey doğuştan gelmez, öğrenme yoluyla elde edilir. Her davranışın toplumsal bir kökeni vardır. Mesela, başımızda saç çıkması biyolojik bir olgudur, fakat saçımızı kesip kesmediğimiz, boyayıp boyamadığımız, yıkayıp yıkamadığımız veya tarayıp taramadığımız toplumumuzda geçerli olduğu düşünülen toplumsal alışkanlıklara bağlıdır. Tüm bunlar öyle kendiliğindendir ki sonradan edinildiklerini değil doğal olduklarını düşünme eğilimindeyizdir.

Tamamen farklı alışkanlıkların olduğu ve farklı kuralların kabul gördüğü toplumları incelemek, kendimizle ilgili içgüdüsel veya doğal olduğunu düşündüğümüz birçok olgunun aslında toplumsal olarak oluştuklarını anlamamızı sağlar.
"KÜLTÜRLENME" NEDİR?
Kültür biyolojik olarak kalıtım yoluyla aktarılmaz, zamanla öğrenilir. Kişi, kültürü içinde büyüyerek öğrenir ve kültürün bir nesilden diğerine aktarılması sürecine
kültürlenme
denir.
Kültürlenme yoluyla insanlar, yiyecek, uyku, korunma, arkadaşlık, kendini savunma ve cinsellik gibi biyolojik gereksinimlerin doyumunun toplumsal açıdan uygun yolunu öğrenir.

Kültürü anlamakta
simgeler
çok önemli bir rol oynar.
Şeyler ve onların temsil ettikleri arasında kalıtsal ya da gerekli bir ilişki bulunmadığı için simgeler keyfidir (gelişigüzeldir). Simgeler, ancak insanlar bu simgelerin iletişim içindeki kullanımları konusunda hemfikir olduğu zaman anlam kazanırlar. Aslında ulusal bayrak, nikâh yüzüğü ve para gibi bazı simgeler, toplumsal hayattan, dine, politikaya ve ekonomiye kadar kültürün tüm boyutlarına girmiştir.
Kültürün en önemli simgesel boyutu dildir.
"ALT KÜLTÜR" NEDİR?
Toplumlarda birtakım alt gruplar, bu alt gruplar arasında da kültürel farklılıklar olabilir. Bu alt gruplar, karmaşık bir iş bölümünün olduğu toplumlarda bazı meslek grupları; sınıflı bir toplumdaki toplumsal sınıflar ya da bazı toplumlarda etnik gruplar olabilir. Bir toplumdaki alt gruplar hem kendi davranış standartlarına göre hareket eder hem de toplumun geri kalanıyla bazı ortak standartları paylaşırsa bu noktada
alt kültürlerden
söz edebiliriz.
"ALT KÜLTÜR" SÖZCÜĞÜ "KÜLTÜR" SÖZCÜĞÜNE GÖRE DAHA DÜŞÜK BiR DÜZEY ANLAMINDA KULLANILMAMAKTADIR.
ETNOSENTRİZM
Etnosentrizm, kişinin başka bir halkı kendi bakış açısına göre değerlendirip ve onları kendi şartları içinde tanımlaması anlamına gelir. Kişinin kendi 'ethnos'u (Yunanca'da 'halk' anlamına gelir) kendi kültürel değerleriyle beraber tam anlamıyla merkeze konur. Bu düşünce biçimine göre başka halklar ister istemez kendisininkinin bayağı taklitleri olarak görünür. Sudan'daki Nuerler bir ev satın almak için teminatlı kredi alamıyorlarsa şayet, böylece onlar kendisininkine göre daha az mükemmel bir topluma sahiplermiş gibi görülürler. Kuzey Amerika'nın batı kıyılarında yaşayan Kwakiutl Kızılderilileri elektrikten yoksun ise, onlar bizimkinden daha az doyurucu yaşama sahiplermiş gibi görünür. Yukarı Burma'daki Kachinler Hıristiyanlıkla ilişkiye geçmeyi reddediyorlarsa, bizden daha az uygardırlar ve Kalahari'nin San halkı ('Bushmen') okur yazar değillerse bizden daha az akıllıymış gibi görünürler. Bu tür bakış açıları, başka halkların kendi şartları içinde bizden farklı olabileceklerini düşünmeyen ve onları anlamanın önünde ciddi bir engel olabilen etnosentrist tavra işaret eder. Yabancıları kendi toplumumuzla karşılaştırmak ve kendimizi hayali bir piramidin tepesine yerleştirmekten ziyade antropoloji, farklı toplumları kavramaya davet eder. Antropoloji, hangi toplumun hangisinden daha iyi olduğunun cevabını vermez, zira disiplin bu soruyu sormaz. Kaliteli yaşamın ne olduğu sorulduğunda antropologun, her toplumun bu konuda kendi tanımına sahip olduğu şeklinde cevaplaması gerekir.
Kültürel görecelilik,
yabancı toplumları mümkün olduğunca önyargılardan arınmış şekilde anlama çabalarımızda vazgeçilmez ve tartışılmaz kavramsal bir önerme ve metodolojik bir kuraldır.
KÜLTÜREL GÖRECELİLİK
Her kültürün kendi mantığına göre anlaşılması gerekir ve buna bağlı olarak kültürleri evrimsel bir basamağa yerleştirmeye çalışmak analitik açıdan yanlış sonuçlara götürür. (Franz Boas)
KÜLTÜRLER "İYİ-KÖTÜ" YA DA "GELİŞMİŞ-GELİŞMEMİŞ" OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ.
HER KÜLTÜR AYNI DERECEDE İYİ YA DA GELİŞMİŞTİR.
Franz Boas
, Avrupalı antropologların evrimci yaklaşımlarına karşı çıkmış ve
tarihsel özgücülük
(
historical particularism
) olarak bilinen,
her toplumun ya da her kültürün kendi dinamikleri bağlamında anlaşılması
gerektiğini savunmuştur.
EVRİMCİ YAKLAŞIM NEDİR?
Antropolojik evrimcilik de, tıpkı doğa­daki gibi insan kültürlerinin de geniş zaman dilimleri içinde, ilkel olandan ileri aşa­malara doğru değişime uğradığını öne sürdü. Bütün evrimci görüşler, insanlığın ve onun kültürünün ilkel (ya da vahşi) olandan uygar olana doğru giden tek hatlı bir evrim sürecinden geçtiği konusunda hemfikirdiler. Evrimci yaklaşım, kendi çağının ilkellerini ya da vahşilerini ise yaşayan kültürel fosiller ya da evrimin başlangıcındaki insan topluluk­larının çağdaş kalıntıları olarak görmekteydi.

Neyse ki antropoloji bilimi artık bu yaklaşımı geride bırakmış ve kültürler arasında "gelişmiş"-"az-gelişmiş" gibi ayrımlar olmadığını kabul etmiştir.
"IRK" UYDURMA BİR KAVRAMDIR
Bazı bilim insanları, insan popülasyonları arasında 'ırksal farklılıklar' gibi kültürel farklılığı açıklayan önemli genetik farklılıklar olduğunu iddia ediyorlardı. Ne var ki, dünyadaki genetik farklılığın çok az bir oranının, ırksal varyasyonlar olarak düşünülen durumlarla bağlantılı olduğu gösterildi.
Bütün insanların genlerinin yaklaşık %99.8'i ortaktır.
Geriye kalan %0.2'nin %85'i herhangi bir etnik grupta görülebilir.
'Irksal' farklılığın sadece küçük bir kısmı fiziksel görünümle bağlantılı değildir.

İnsanlığın, fiziksel görünüşü temel alınarak ırklara bölünmesi keyfi olup bilimsel açıdan anlamlı değildir. Bu yüzden, ırk incelemesi iktidar ve ideoloji antropolojisinin alanına girip kültürel çeşitlilik alanına ait değildir
.
KÜLTÜR
ANTROPOLOJİ
KÜLTÜRÜN İŞLEVLERİ NELERDİR?
Her toplum hayatta kalmak ve refah içinde yaşamak için işbirliği içerisinde olan insanlar topluluğudur. Bu amaca ulaşmak için her birey toplum içinde daha
önceden kestirilebilecek davranış modelleri
geliştirmek zorundadır.

Önemli sorunlarla başa çıkamayan bir kültür ayakta kalamaz. Kültür, yaşam için gerekli mal ve hizmetlerin üretimini ve dağıtımını sağlamalıdır. Üyelerinin biyolojik ve psikolojik gereksinimlerini karşılamalı ve biyolojik sürekliliğin korunması için bir üreme yapısı oluşturulmalıdır. Yeni üyelerinin her birinin etkili bir yetişkine dönüşebilmesi için kültürlenme süreci gerçekleştirilmelidir. Çatışmalar çözümlenmeli, hem üyelerin kendi arasında hem de dışarıdakilerle arasında barış ortamı korunmalıdır. Üyelerini hayatta kalmaya ve hayatta kalmak için gereken etkinliklerle uğraşmaya güdülemelidir. Hepsinin ötesinde kültür, değişen koşullara uyum sağlayabilmek için kendisini değiştirebilmelidir.
FARKLI GRUPLAR ARASI TEMAS
İNTERNET, TEMASSIZ İLETİŞİM
KÜLTÜREL DEĞİŞİM
KÜLTÜREL KİMLİĞE YÖNELİK ARTAN İLGİ
FARKLI GÜZELLİK ANLAYIŞLARI
FARKLI KAHVALTILAR
Full transcript