Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

ALİ KUŞÇU'NUN HAYATI VE ESERLERİ

No description
by

semanur cambaz

on 11 January 2014

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of ALİ KUŞÇU'NUN HAYATI VE ESERLERİ

OSMANLI BİLİM ÖNCÜLERİNDEN :
ALİ KUŞÇU

ALİ KUŞÇU'NUN HAYAT HİKAYESİ
Kısaca Alaeddin İbn Muhammed el-Kuşçu olarak bilinen Kuşçuzâde Alâeddîn Ebû el-Kâsım Ali İbn Muhammed, XV. yüzyılın başlarında (?-1474) Maveraünnehir bölgesinde, muhtemelen Semerkand’da doğdu.
Doğu ve batı da Türk illerinin tanınmış astronomudur. Babası Muhammed doğan besliyordu, Uluğ Bey’in (1394- 1449) doğancısı olduğu için önce Kuşçuzâde, sonradan da Kuşçu lakabıyla tanınmıştır. Zayıf bir rivayete göre de, av esnasında Uluğ Bey'in doğanını daima Ali'ye tevdi etmesinden neş'et etmiştir.
Doğuda müspet bilimlerin gerileme dönemine tesadüf eden XV. Yüzyılın takriben ilk çeyreğinde doğan Ali Kuşçu, Timur'un hafidi Uluğ Bey'in Türkistan ve Maveraünnehir emirliği sırasında, Semerkand'da
ilk ve dini eğitimini yaptıktan sonra Kadı-zade-i Rumi'den ve Uluğ Bey'in kendisinden matematik ve astronomi okudu. Uluğ Bey ondan “faziletli
oğlum” diye bahseder. Öğrenme hırsı bir türlü sona ermeyen Ali Kuşçu gerek Uluğ Bey'den gerek -Kadı-zade'den izin almadan habersizce Kirman'a gider.
Orada önce okuyarak öğrenimini tamamlar ve Nasır al-Din Tusi'nin Tecrid el-Kelami'ne Şerh-i cedid-i Tecrid'i hazırlar. Hazırladığı eserini Ebu Sa'id Han'a ithaf ile armağan etmiştir . Evvelki şerhlerin içeriğinin özeti de dahil, Ali Kuşçu'nun açıklama ve fikirlerini de içeren bu şerh öğrenci arasında (yeni açıklama) olarak şöhret bulmuştur. Celaleddin'i Dervani, bu esere güzel bir haşiye de yazmış fakat Mir Sadır el-Din ve Şirazi'nin tenkitlerine uğramıştır. Bu eserin kazandığı önem nedeni ile Ali Kuşçu, Maveraünnehir'de ve diğer İslam ülkelerinde büyük üne kavuşur ve özellikle de Ali Kuşçu İran'da Şarih-i tecrit diye anılır. Ali Kuşçu, Kirman'da iken bir süre kendisinden bir haber alınamaması ve ani
kayboluşu kendisini tanıyanlarda biraz endişe uyandırmıştır.
Ali Kuşçu, Kirman'da nakli ilimleri öğrenirken akli ilimlerle de uğraşmayı ihmal etmez. Bir gün gidişinde olduğu gibi ani olarak çıka gelir ve doğru hocası Uluğ Bey'in huzuruna girer ve uzun bir süre kendisinden uzak kalışı nedeniyle özür diler. Uluğ Bey özürünü kabul eder, lakin:
- Bana Kirman'dan ne hediye getirdin diye sorar,
- Bir risale getirdim ve bu çalışmada Ay'ın safhalarını hallettim, bundan
başka armağan sunmaya gücüm yok dediğinde,
Uluğ Bey,
– Getir göreyim nerelerde hata etmişsin anlayalım emrini verir. Ali
Kuşçu biraz heyecan biraz da kızmış olarak ayakta, Risalat hall eleşkal
el-kamer adlı telif eserinin başından sonuna dek okur. Uluğ
Bey Ali Kuşçu'nun bilgisine hayret eder ve ayağa kalkarak onu
kutlar.
Uluğ Bey'in takdirine mazhar olan Ali Kuşçu, Kadı-zade'nin ölümü
üzerine Semerkand Rasathanesi'ne müdür olur. Böylece Ali Kuşçu'nun
titiz çalışmasıyla Zic-i Gürgani de tamamlanır. Babası Şahruh'un vefatı üzerine, Gürgani tahtına geçen Uluğ Bey'in 1449-1450'de oğlu Abd al-Latif'in ihaneti ile katledilmesi üzerine Rasathane yerle bir edildi. Semerkand'ın meşhur medresesinde ders veren ve Rasathane müdürü olan Ali Kuşçu, Uluğ Bey'in feci sonundan duygulanarak hacca gitmek üzere izin alıp Tebriz'e gider ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'dan gördüğü büyük iltifat ve ikram üzerine onun nezdinde kalır. Uzun Hasan bilime ve bilim insanlarına değer veren bir hükümdardı. Ali Kuşçu’ya bilimsel kimliğinden dolayı büyük ilgi gösterdi ve aralarındaki anlaşmazlığı çözmesi için Fatih Sultan Mehmed’e elçi olarak gönderdi. Ali Kuşçu’nun bilgisine hayran olan Fatih, kendisine İstanbul’da çalışmasını teklif etti.
Ali Kuşçu da elçilik görevini tamamladıktan sonra İstanbul’a dönmeye söz verdi. Fatih, Ali Kuşçu'yu karşılamak üzere hududa kadar bir heyet gönderdiği gibi, bütün akraba ve taallukatı ile Türkiye'ye gelen bu alime, harcırah olarak, günde 1000 akçe tahsis etti. Üsküdar'a geldiğinde zamanın uleması İstanbul Kadısı Hoca-zade Muslih el-Din Mustafa ve diğer alim ve fazılların hepsi onu karşılamaya geldiler.

Fatih Sultan Mehmed, huzuruna kabul ettiğinde Ali Kuşçu’ya
Hocazâde’yi nasıl bulduğunu sormuş, o da “Acem’de Rum’da benzeri yok” deyince Fatih de “Arap’ta da benzeri yoktur” demiştir.
Ali Kuşçu'nun İstanbulda ki Çalışmaları:
Ali Kuşçu İstanbul’da daha önce Farsça hazırladığı Risâle der İlm-i
Hisâb adlı çalışmasını genişleterek Arapça bir redaksiyonunu yapmış ve Muhammediye adıyla Fatih’e sunmuştur. Matematik alanındaki bu önemli çalışmasının ardından, Risâle der İlm-i Hey’e adlı çalışmasının da Arapça, genişletilmiş redaksiyonunu hazırlamış ve Fatih’in Uzun Hasan ile gerçekleştirdiği Otlukbeli Savaşı’nın (11 Ağustos 1473) kazanıldığı gün Fethiye adıyla Fatih’e sunmuştur. Fatih Sultan Mehmed, savaş dönüşü Ali Kuşçu’yu Ayasofya Medresesi’ne müderris tayin etti. Bu tayin İstanbul’da astronomi ve matematik alanındaki çalışmalara canlılık getirmiş, hatta Ali Kuşçu’nun derslerini bilim insanları dahi takip etmiştir. Ali Kuşçu ayrıca Molla Hüsrev’le
birlikte Semâniye Medreselerinin programını hazırlamış, İstanbul’un
boylamını 59 derece, enlemini de 41 derece 14 dakika olarak belirlemiştir. Astronomi çalışmalarında kullandığı Güneş saati Fâtih Camisi’ndedir.
Bilimsel Başarıları:
Ali Kuşçu’nun matematik alanında en tanınan eseri Muhammediye’dir ve Osmanlılarda en fazla ilgi gören hesap kitabı olma özelliğini taşımaktadır. Kitap iki bölüm (fen) olarak düzenlenmiştir, birinci bölüm aritmetiğe, ikincisi ise arazi ölçümü konusuna ayrılmıştır.

Birinci bölüm bir giriş ve beş makaleden oluşmaktadır. Hint hesabı (Onluk Dizge) konusuyla ilgili olan birinci makale üç alt
bölümden oluşmaktadır. Birincisi rakamların biçimleri ve dizilimi, ikincisi tam sayılarla hesap, üçüncüsü ise kesirli sayılarla hesap konusundadır. Ali Kuşçu bu konuları çok yalın ve anlaşılır bir şekilde ele alıp açıklamıştır. Açıklayıcı özelliği yüksek olduğundan uzun yıllar medreselerde ders kitabı olarak okutulmuştur.
İkinci makale, müneccim hesabı (Altmışlık Dizge) konusundadır ve
burada da bir sayının iki katını alma, toplama, çarpma, çıkarma, karekök
hesaplama ve aritmetiğin önemli bir konusu olan sağlama ele alınmıştır.
Bütünüyle cebir konusuna ayrılan üçüncü makalede bilinen cebir
konularının yanı sıra çevirme (örneğin ax = b eşitliğini, x = b/a eşitliğine
dönüştürme), bütünleme (örneğin x/a = b eşitliğini x = a.b eşitliğine
dönüştürme) ve meşhur cebir meseleleri ele alınmıştır.
Dördüncü makale, iki yanlış yöntemiyle bilinmeyenlerin çıkarılması,
beşinci makale de aritmetiğin çeşitli konuları başlığını taşımaktadır.
Kitabın ikinci bölümü ise bütünüyle arazi ölçümü konusundadır ve
yüzeylerin ölçülmesine ilişkin açıklamalardan oluşmaktadır.
Ali Kuşçu’nun Osmanlı Bilim Geleneğindeki Yeri
Bilindiği gibi Ali Kuşçu, Ortaçağın en büyük rasathanesi Semerkand
rasathanesinin müdürü ve aynı zamanda Avrupa'da hiçbir eleştiriye
uğramadan 200 yıl kullanılan Zic-i Uluğ Bey'in hazırlanmasında katkısı
olan bir kişi idi.
Ali Kuşçu, Maveraünnehir’de gelişen matematik ve astronomi
geleneğinin temsilcisi olarak İstanbul’a gelmişti. Aslında bu Osmanlı
bilim tarihi açısından önemli bir olaydır. Çünkü o tarihlerde İstanbul’da
Ali Kuşçu ayarında astronomi bilgini yoktu. İstanbul’a gelişiyle başlattığı
yeni bilim geleneği, hem Maveraünnehir bilim geleneğinin İstanbul’a
taşınmasını sağlamış hem de astronomi biliminin Osmanlılarda
yayılmasına neden olmuştur. Diğer taraftan, eserleriyle de çok sayıda
medrese öğrencisini etkileyerek birçok önemli bilginin yetişmesine
yardımcı olmuş, Osmanlı dünyasında matematik ve astronomi bilimlerinin
temellerini atmıştır. Ali Kuşçu, Molla Hüsrev ile birlikte Fatih Medreseleri’nin programlarını hazırlamıştır. Burada dikkat çekilmesi gereken nokta, bu medreselerin çerçevesini çizen vakfiyede, dini bilimlerin yanı sıra pozitif bilimlerin de okutulmasının şarta bağlanmış olmasıdır.
Ali Kuşçu’nun Eserleri:
1. Fâide fî Eşkâli Utarid (Merkür’ün Görünümleri Üzerine):
Merkür gezegeninin hareketlerine ilişkin değerli bir çalışmadır. Ünlü
astronom Ptolemaios’un Almagest’te konuyla ilgili ileri sürdüğü
bilgilerden yanlış olanları düzeltir.
2. Risâle der İlm-i Hey’e (Astronomi Makalesi):
Astronomi ile ilgili
Risâle der İlm-i Hey’e (Astronomi Makalesi): Astronomi ile ilgili
Farsça bir risâledir.İstanbul kütüphanelerinde birçok nüshası bulunan
çalışma Molla Pervîz (öl. 1579) tarafından Mirkât el-Semâ (Göğün
Basamakları) adıyla Türkçeye çevrilmiştir. Müslihüddîn-i Lârî de (öl.
1574) Farsça bir şerh yazmıştır.
3. Risâle el-Fethiye (Astronomi Üzerine):
Otlukbeli Savaşı’nda elde
edilen zaferden dolayı Fethiye adı verilen diğer bir astronomi
çalışmasıdır. Eserin sonunda gökcisimlerinin Dünya’ya olan
uzaklıklarına dair bir bölüm vardır.
Çalışma, torunu Mîrim Çelebi ve öğrencisi Sinan Paşa tarafından ayrı ayrı şerh edilmiştir. Eser, Kanûnî’nin emriyle 1548 yılında Halep’te Hulâsa el-Hey’e (Astronominin Özeti) adıyla Ali İbn Hüseyin, 1824 yılında da Mir‘ât el-Âlem (Evrenin Aynası) adıyla Mühendishâne-i Hümâyun baş
hocası Seyid Ali Paşa tara-fından Türkçeye çevrilmiştir. Eserin İstanbul kütüphanelerinde birçok nüshası mevcuttur.
4. Risâle fî Asl el-Hâric Yumkinu fî el-Sufliyeyn (İki İç
Gezegende Dışmerkezlilik Kuralı):
Ptolemaios’un iki iç gezegen olan Merkür ve Venüs’ün hareketlerine ilişkin görüşlerinin eleştirildiği bir çalışmadır.
5. Şerh-i Zîc-i Uluğ Bey (Uluğ Bey Zic’inin Şerhi):
Ali Kuşçu, Uluğ Bey için düzenlenen zîc’in tamamlanmasına yardım etmiş ve kendi çalışmaları neticesinde biten bu esere bir de şerh yazmıştır. Farsça olan bu şerh değerli bir çalışmadır.

6. Risâle fî enne Hükm el-Hâric Hükm el-Tedvir bi Aynihi fî
Vukûf el-Kevâkib (Gezegenlerin Durma Anlarında Dışmerkezlinin Çembermerkezliyle Aynı Olması Üzerine):
Gezegenlerin durma anlarında dışmerkezli hesaplama durumunun
çember merkezli hesaplama durumuyla aynı olacağını ileri süren
bir çalışmadır.
7. Risâle fî Halli Eşkâl el-Kamer (Ay’ın Görünümleri Üzerine):
Ay’ın hareketleri konusundaki problemlerin tartışıldığı bir çalışmadır. Hocası Uluğ Bey ve Kadızâde-i Rûmî’den aldığı dersleri kâfi görmeyerek gizlice gittiği Kirman’dan Semerkand’a döndüğünde Uluğ Bey’e sunduğu çalışmasıdır.
8. Şerh el-Tuhfe el-Şahiye fî el-Hey’e (Tuhfe el-Şahiye fî el-Hey’e
Üzerine Yorum) :
Kutbeddîn el-Şîrâzî’nin (öl. 1311) Tuhfe elŞahiye
adlı astronomi kitabının yorumudur.
Matematik Eserleri:
1. Risâle der İlm-i Hisâb (Aritmetik Üzerine):
Bir giriş ve üç bölümden oluşan matematik çalışmasıdır. Dünyanın değişik el yazması kütüphanelerinde birçok nüshası bulunmaktadır. Farsça
özgün nüsha Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir.
2. Risâle el-Muhammediyye (Matematik Üzerine):
Risâle der İlm-i Hisâb adlı çalışmasının genişletilmiş halidir. Ali Kuşçu’nun el yazısıyla hazırladığı bu eseri Fatih Sultan Meh-med özel kütüphanesine koymuştur.
3. Risâle fî İstihrac Makadir el-Zaviye min Makadir el-Azla
(Kenar Uzunluğundan Açıların Hesaplanması):
Üçgenlerle ilgili bir çalışmadır.
4. Risâle fî el-Kavâid el-Hisâbiye ve Dalâil el-Hendesiye (Hesap
Kuralları ve Geometrik Kanıtlamalar Üzerine):
Cebir ve geometri konusundadır.
5. Risâle fî Zâviyât (Açılar Üzerine):
Bir dar açının bir kenarı genişletilirse, geniş açı olur. Hareket sürdürülürse, dik açı olmaksızın yine dar açı meydana gelir şeklinde tarif edilen bir geometri problemiyle ilgilidir. Konu Fatih’in huzurunda
tartışılmıştır.
Ali Kuşçu’nun bunların dışında kelam, fıkıh, Arap dili ve grameri konularında kaleme aldığı çok sayıda çalışması vardır. Bunlar içerisinde en önemlisi ve kendisine ün sağlayanı Şerh-i Tecrîd’dir (Tecrid Üzerine). Ali Kuşçu’nun Kirman’da nakli bilimler diye adlandırılan fıkıh, kelam ve tefsir alanlarında dönemin kalburüstü bilginlerinden aldığı dersler sonucunda hazırladığı bu çalışma, Nâsırüddîn-i Tûsî’nin Tecrid el-Kelâm’ına yazılmış şerhtir. Medreselerde Şerh-i Cedîd (Yeni Şerh) olarak tanınan bu çalışma, Ali Kuşçu’nun ünlü bir yorumcu (şarih) olarak tanınmasını sağlamıştır. Kirman’da Ebû Sâid Hân’a ithaf edilmiş olan bu çalışmanın bir diğer önemli yönü de, Ali Kuşçu’nun sadece astronomi ve
matematik alanlarında değil, o dönemde popüler bir araştırma alanı olan
kelâm ve dolayısıyla da felsefe dallarında da ciddi bir bilgi birikimine sahip olduğunun göstergesi olmasıdır. Nitekim astronomi eserlerine yapıldığı gibi, bu eserine de Celâleddîn Devvânî şerh yazmıştır.
Ali Kuşçu aritmetikte olduğu gibi astronomi ve matematiksel coğrafya konusunda da uzun yıllar otorite olmuştur. Bu konuda kaleme aldığı eseri Fethiye, hem ders kitabı olarak yaygınlaşmış, hem de üzerine birçok bilim insanı tarafından yorum ve açıklama yazılmıştır. Kitap bir giriş ve üç makale olarak düzenlenmiştir.Birinci makale gezegenlerin konumları ve dizilimleri üzerinedir. Burada kürelerin sayısı, gezegenlerin enlemsel, boylamsal ve hem enlemsel hem de boylamsal hareketleri incelenmektedir. İkinci makale Yer’in biçimi, iklimlere bölünüşü ve göksel olgulara ilişkindir. Burada ayrıca ekvatorun özellikleri, enlemi 90 derece olan bölgelerin özellikleri, günler, gece ve gündüz uzunlukları, eliptik yayın ufuktan yükselişi, gezegenlerin meridyenden geçiş, doğuş ve batış dereceleri gibi konular incelenmektedir. Üçüncü makale uzaklık ve büyüklük miktarlarına ilişkindir ve Yer’in büyüklüğü, Ay’ın evrenin merkezine olan uzaklığının Yer’in yarıçapı cinsinden bilinmesi, Ay’ın ve Güneş’in çapının bilinmesi gibi konular hakkındadır. Fethiye’nin ilginç bölümlerinden biri de evren sisteminin betimlendiği bölümdür. Birinci makalenin birinci bölümünde evreni oluşturan kürelerin sayısı ve nasıl sıralandıkları anlatılmaktadır. Ali Kuşçu evrende dokuz küre bulunduğunu, bunların birbirlerini çevrelediğini belirterek, en dışta kürelerin küresinin (fe-lek el-eflak) yer aldığını, sonra sırasıyla Satürn, Jüpiter, Mars, Güneş, Venüs, Merkür ve Ay küresinin dizildiğini ileri sürmektedir.
Yer merkezli evren modelini temel aldığı anlaşılan bu çalışmasında Ali Kuşçu, gezegenlerin üzerlerine adeta çakılı olarak dolandığı kürelerinin konumlarını ve hareketlerini ele alınmaktadır. Konuyla ilintili olması dolayısıyla, boylamsal ve enlemsel hareketler ile dışmerkezli ve çembermerkezli düzenekler hakkında da bilgi vermiştir. Yer’in şekli ve iklimlere bölünmesi konularını da irdeleyen Ali Kuşçu, gezegenlerin büyüklük ve uzaklıklarını da ele almış, konuyu açıklayabilmek için gerekli daire çevresi ve alanı, küre yüzeyi ve hacmi, birbiri ile orantılı dört miktardan bilinmeyen miktarın nasıl hesaplanacağı, üçgenlerin kenarları ve açıları arasındaki oranlar gibi matematiksel bilgiler vermiştir. Ali Kuşçu bu bölümlerde, Yer yarıçapını birim kabul ederek, her gezegenin en uzak mesafesinin (altında bulunan gezegenin en yakın mesafesine eşit olacak biçimde) ve gezegen kürelerinin yarıçaplarının bir listesini vermektedir. Ali Kuşçu’nun her gezegen için verdiği en uzak ve en yakın mesafe toplanıp ikiye bölündüğünde, gezegenlerin evrenin merkezine, yani Yer’e ortalama uzaklıkları yaklaşık olarak elde edilir. Ancak verdiği değerler günümüz değerleriyle uygunluk taşımamaktadır.
Astronomi tarihinde uzun yıllar egemen olan Ptolemaios modeli, Yer’in evrenin merkezinde ve gezegenlerin de dairesel yörüngelerde Yer’in çevresinde dolandığı bir gökyüzü tasarımına dayanmaktaydı. Bu model, özü gereği gökyüzünü geometrik olarak modellemek üzerine kurulmuştu ve açıkçası görünüşü kurtarmaktan öte fiziksel bir açıklama getirmek, dolayısıyla da fiziksel bir temeli öngörmek gibi bir amaç gözetmiyordu. Uzun yıllar çeşitli bilim insanlarınca eleştirilen ve daha iyi bir hale getirmek için eklemeler yapılan modele yönelik yeni bir yaklaşımda bulunanlardan biri de Ali Kuşçu’dur. Ali Kuşçu Ptolemaios astronomisinin temelini oluşturan gezegen hareketlerinin açıklanması için geliştirilmiş olan dışmerkezli ve çembermerkezli düzenekleri, fiziksel olarak temellendirmeyi denemiştir. Ali Kuşçu, temelini Sabit İbn Kurre (826-901) ve İbn el-Heysem’in (965-1041) attığı küre katmanları sistemi olarak adlandırılan düşüncenin bir devamı olarak, Yer merkezli evren modelini fiziksel bir temele oturtmaya çalışmıştır. Ali Kuşçu’nun da içinde yer aldığı bu yeni yaklaşımın esası, bir taraftan bu modelin geometrik yapısını yeniden kurgulamak diğer taraftan da kurgulanan geometrik yapıyı Aristoteles fiziğiyle bütünleştirerek küre katmanları biçimine dönüştürmek düşüncesine dayanmaktaydı.
Küre katmanları sisteminde gezegenler, bir soğanın katmerleri gibi iç içe geçmiş küreler şeklinde tasavvur edilmiştir. Bu sistemde her gezegen iç içe geçmiş kürelere sahiptir ve bu küreler çapları birbirinden küçük olmak üzere, katmanlar halinde birbirlerinin içinde yer almaktadır. Bu sistemin Ptolemaios sisteminden farkı, gezegenlerin Ptolemaios sisteminde geometrik olarak çembermerkezli üzerinde yer alması, küre katmanları sisteminde ise çember merkezli küreye çakılı olmasıdır, çembermerkezli küre de dışmerkezli küre katmanının içindeki oyukta yuvarlanmaktadır. XIV. yüzyıldan sonra astronomlar Ptolemaios sistemini daha anlaşılır bir hale getirmek için çok uğraştılar, bu konuya ilişkin yapıtlar kaleme aldılar. Bu çalışmalar sırasında gezegen hareketleriyle Güneş’in hareketi arasında bir bağ olduğu, başka bir deyişle sistemde Güneş’in özel bir konumu olduğu anlaşıldı. İç gezegenlerin çember merkezlisi Güneş’e bağlı olarak hareket etmekteydi, yani iç gezegenlerde çember merkezlinin dolanım periyodu Güneş’in ortalama hareketine eşitti. Böylece iç gezegenlerin Güneş’ten belirli bir açıdan fazla uzaklaşması önlenmiş olmaktaydı. Çünkü yapılan gözlemler, iç gezegenlerin Güneş’ten uzaklaşmasının 90°’yi hiç geçmediğini göstermekteydi.
Ptolemaios bu ve benzeri zorlamalara neden başvurduğunu açıklamadığı gibi, neden Güneş’in iç gezegenlerle her türlü açıyı yapamadığını ve neden gezegenlerin zaman zaman durup ileri geri hareket ettiklerini de belirtmemişti. Bu soruların yanıtı daha sonra Güneş merkezli model tarafından verilecekti. Ancak Ali Kuşçu bu soruların yanıtını biraz daha önceden bulmuş, en azından sezinlemiş görünmektedir. Şunları söylemektedir: “Bazı durumlarda, Güneş’e kıyasla gezegenlerde bir durum oluşur. Bu durum, Güneş ile gezegenin ilişkisinden doğar. Alt gezegenlerin Güneş ile olan ilişkileri şöyledir; alt gezegenlerin
çember merkezlilerinin merkezleri Güneş’in merkezi ile daima karşılaşma konumundadır, Güneş’ten uzak olamazlar. Ancak çember merkezlilerin yarıçapları (Güneş’ten) büyük olur.”Güneş ile gezegenler arasında olduğu belirlenen bu ilişki XV. yüzyıl astronomisinde önemli bir değişime yol açmış ve Kopernik astronomisine giden yolu açmıştır. Bu alıntı, ilk defa Ali Kuşçu’nun bu ilişkiye dikkat çektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Ali Kuşçunun Ölümü:
Ali Kuşçu'nun ölümü ile ilgili tarihi, torunu Mirim Çelebe'nin yazdığı Farsça bir kıt'adan öğreniyoruz. Bu kıtanın Türkçe açıklaması:
''İlim yolunu gösteren Mevlana Ali Kuşçu cennet bahçesine gittiğinde Hicri 879 yılı ve Şaban ayının ilk haftasının yedinci cumartesi günü idi''
Şu halde Ali Kuşçu, Hicri 7 Şaban 879 (16 aralık 1474)'da ölmüştür. Ayvansaraylı Hafız Hüseyin Efendi'nin bildirdiğine göre Eyüpsultan Cami-i Türbe-i Şerif civarına gömülü imiş. Ali Kuşçu'nun vefatı büyük teessür uyandırdığı için bazı kişiler Ali Kuşçu'nun ölümü ile ilgili olmak üzere tarih düşürmüşlerdir. Katip Çelebi, Takvim-i Tevarihinde Farsça yazdığı kıt'anın çevirisi şöyledir:
''İlim deryası ve irfan kaynağı olan Ali Kuşçu'nun temiz ruhu fani
dünyadan göç ettiği zamana dek faziletlerin çoğu onun ruhunda
toplu idi. Tanrı rahmeti onun üzerinde olsun(yıl Hicri 879).

KAYNAKÇA

• Dıctıonnaıre larousse (ansiklopedik sözlük) sayfa
100 Ali Kuşçu
• Bilim ve Teknik Dergisi, sayfa 86-87-88-89, 2005
• http://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Ku%C5%9F%C3%A7u
• Prof. Dr. Muammer DİZER, Ali Kuşçu, Kültür ve Turizm
Bakanlığı Yayınları,Birinci baskı
• http://www.akat.org/ast_tarihinden/eserler.html

HAZIRLAYAN:
SEMANUR CAMBAZ
10-E 605



Semerkant'ta Uluğ Bey Rasathanesi'nin girişi
Uluğ Beg Medrese iç görünüm
Ali Kuşçu'nun Orta Asya'dan İstanbula seyahati
Minyatür Ali Kuşçu’yu
Muhammediye adlı eserini
Fatih Sultan Mehmed’e
sunuşunu göstermektedir.
Fethiye adlı eseri
Full transcript