Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

MADDE BAĞIMLILIĞI ARAŞTIRMALARI

No description
by

zumral harmankaya

on 5 May 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of MADDE BAĞIMLILIĞI ARAŞTIRMALARI

MADDE BAĞIMLILIĞI ARAŞTIRMALARI
SOH 614 Madde Bağımlılığı ve Sosyal Hizmet
Doç. Dr. Ercüment ERBAY
2014-2015 Bahar

Ankete Katılan Ülkeler
MADDE KULLANIM YAYGINLIĞI
Tip I Alkolizm veya Majör Depresif Bozukluğu Olan Erkeklerin Çocuklarında Bildirilen Yakınmalar: Kontrollü Bir Araştırma
İÇERİK
Madde Bağımlılığı Tedavisi ve Sosyal Hizmet
Madde bağımlılığını diğer psikiyatrik rahatsızlıklardan, örneğin depresyondan,
anksiyete bozukluklarından ya da obsesif kompülsif bozukluktan ayıran basit
farklardan biri, madde kullanmaya başlamanın, kişinin kendi seçtiği bir davranış olarak
değerlendirilebilmesidir.
Psikoanalitik yaklaşım, madde kullanımını duygusal ve davranışsal sorunlardan kaçısın yollarından birisi olarak açıklamaktadır.

Öğrenme kuramcıları ise birey ve çevre özelliklerinin etkileşimi ile açıklamakta, sosyal öğrenme ve pekiştirme kavramları ile madde kullanımını açıklamaya çalışmaktadır.

Varoluşçu-insancıl yaklaşımlarda gerçek “beni” seçmenin reddedilmesi madde kullanımının nedeni olarak görülmektedir (Korkut,2004).
AMAÇ
Araştırmada alkol ve/veya madde bağımlısı bir grupta kendini yaralamanın duygu düzenleme güçlüğü, alt boyutları ve çocukluk örselenme yaşantıları ile ilişkisinin incelenmesi ile duygu düzenleme güçlüğü boyutlarının hangi çocukluk örselenme yaşantıları tarafından yordandığı sorusunun yanıtlanması amaçlanmıştır. Bu çalışmada erkek alkol/madde bağımlılarından oluşan bir örneklemde kendini yaralama ile çocukluk çağı örselenme yaşantıları ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkiler ele alınmıştır.
SONUÇLAR
Çocukluk çağı örselenme yaşantıları söz konusu olduğunda, kendilerini yaralayan madde bağımlılarının kendilerini yaralamayan madde bağımlılarına kıyasla fiziksel kötüye kullanım, duygusal kötüye kullanım ve duygusal ihmal alt boyutlarından daha yüksek puanlar almış olduğu görülmektedir. Cinsel kötüye kullanım alt boyutunda ise puanlar arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir.
Duygu düzenleme güçlüğü söz konusu olduğunda ise, kendini sıklıkla yaralayan madde bağımlılarının, kendini yaralamayan madde bağımlılarına kıyasla daha fazla duygu düzenleme güçlüğü yaşadığı görülmüştür.
Alkol/madde bağımlılarında duygu düzenleme güçlüğünü ilk defa ele alan bu araştırmanın bulguları, duygularının değersizleştirildiği bir çevre içerisinde yetiştirilen alkol/madde bağımlılarının, olumsuz duygulanım deneyimlerini uyumsal olan yollarla yönetmek için gerekli donanıma sahip olamadıklarından, kendini yaralama gibi dürtüsel ve uyumsal olmayan yolları tercih ettiklerine işaret ediyor olabilir.

İNTERNET ÜZERİNDEN MADDE SATIN ALMA
KAVRAMLAR
Uyuşturucu Madde : Önüne geçilemez gereksinme yahut arzu, kullanılan miktarı arttırma eğilimi, ruhsal, fiziksel bağımlılık hali yaratan maddeler (WHO)

Alışkanlık yaratan, uyarıcı, keyif verici, hayal doğurucu, tahrik ve sarhoş edici, insan irade ve muhakemesini ortadan kaldırıcı maddeler (EGM).

Uyuşturucu madde ile benzeri etkiler yapmasına karsın tıpta tedavi amacıyla kullanılan ve değişik nedenlerle kişinin bozulmuş davranışını düzelten maddeler "ilaç", kişinin normal davranışını bozan ve tedavi maksatlı alınmayanlar "madde"dir.
Ögel K., Aksoy A. Kendine Zarar Verme Davranışı Raporu. Yeniden Yayın no:18, İstanbul 2006
Kendine zarar verme davranışı günlük uygulamada sık görülen bir sorun olmasına karşın, bu konu hakkında çok fazla yayın yapılmadığı söylenebilir.
Kendine zarar verme davranışı literatürde “self injury”, “self-mutilation” ve “self harm” olarak adlandırılmıştır. “Self injury”, “self-mutilation” genellikle birlikte kullanılmakta ve kişinin direkt olarak kendi bedenine yönelik yaptığı bir girişim olarak belirtilmektedir. “Self harm” da ise, riskli davranışlar ön plana çıkmaktadır. Daha çok dolaylı olarak kendine zarar verme davranışıyla açıklanmaktadır.
Alkol, madde kullanmak, tehlikeli araba kullanmak gibi dolaylı kendine zarar verme davranışları self harm’ a örnek olarak verilebilir.
Türkiye’ de sıklıkla görülmesine rağmen bu alanda yapılan çalışmaların sayısı oldukça azdır.

ARAŞTIRMA KAPSAMI:
Kasım-Aralık 2013

İnternet ortamında hazırlanan anket soruları
Anonim olarak gönüllü 78.819 kişinin katılımı
ABD, İngiltere, Avustralya, Almanya, Fransa, İrlanda, İskoçya, Belçika, Hollanda, Danimarka, Yeni Zelanda,
Macaristan, İspanya, Portekiz, İsviçre, Meksika, Slovenyave Brezilya katılımcı ülkeler arasında
Araştırmanın, 8 dilde yayımlanması, 17 ülkede medyaortakları aracılığı ile duyurulması
Dünyanın en büyük madde kullanım verisi olduğu iddiası

Araştırmaya katılmak isteyenlere davet 

globaldrugsurvey.com
2014
KÜRESEL MADDE ARAŞTIRMASI
(GDS2014)

Dr. Adam Winstock

(Danışman Psikiyatr ve Bağımlılık Uzmanı)
1- Uyuşturucu ve Madde Bağımlılığı ,
Gökler, R. & Koçak, R.

2- Madde Kullanım Bozuklukları
Ender Kaya

3- Madde Bağımlılığı Tedavisinde Sosyal Hizmet Mesleği
Gonca Polat

4- KÜRESEL MADDE ARAŞTIRMASI (GDS2014)
Dr. Adam Winstock

5- Tip I alkolizm veya majör Depresif Bozukluğu Olan Erkeklerin Çocuklarında Bildirilen Yakınmalar: Kontrollü Bir Araştırma
Ali Evren Tufan, Rabia Bilici, Zehra Topal, Nuran Demir, Filiz İzci

6- Kendine Zarar Verme Davranışı Raporu
Ögel K., Aksoy A.

7- Kendini Yaralama Davranışlarında Çocukluk Dönemi İstismarı ve İhmali ile Duygu Düzenleme Güçlüğü Arasındaki İlişki: Alkol ve/ya Madde Bağımlısı Bir Grupta Kendini Yaralama Davranışının İncelenmesi
Başak KARAGÖZ, İhsan DAĞ
Bağımlılık: Bir ilacın veya kimyasal maddenin fiziksel bağımlılık olsun ya da olmasın yinelenen kullanımı.
Kötüye kullanım: Herhangi bir ilacın veya maddenin genellikle kişinin kendisi tarafından onaylanan sosyal veya tıbbi
tarzlardan sapan bir şekilde kullanılmasıdır.


Sorunlu kullanım: Genellikle kötüye kullanıma benzer, ancak hekimler tarafından reçete edilen ilaçların uygun şekilde
kullanılmamasına karşılık gelir.
Addiction (Tiryakilik): Eksikliğinde sıkıntı ve yine kullanmaya ilişkin karşı konulamaz bir istek duyulan ve fiziksel ve
mental kötüleşmeye yol açan bir maddenin yineleyen ve giderek artan kullanımı. Bu terim artık formel sınıflandırmada
kullanılmamaktadır, büyük ölçüde yerini bağımlılık terimi almıştır, ancak günlük kullanım için yararlı bir terimdir.
Çoklu madde kötüye kullanımı yaygındır; 2002 yılında kamu tarafından finanse edilen tedavi programlarına başvuran
hastaların % 56’sı birden fazla madde kötüye kullandıklarını, % 70’inden fazlası da sigara içtiklerini bildirmişlerdir.

Madde kullanım bozuklukları ve diğer psikiyatrik bozukluklar sıklıkla birlikte ortaya çıkar ve birbirleri ile ilişkileri
karmaşık ve iki yönlüdür.
Sosyal hizmet mesleğinin birey-aile-grup-topluluk ve toplum düzeylerinde geniş bir
yelpazeye yayılan işlev ve rolleri, madde bağımlılığı tedavisinde önemli bir profesyonel
kaynak olarak kullanılabilir.
Sosyal hizmet, bireyi çevresi içerisinde ve bir bütün olarak ele almakta, bir yönüyle,
klinik ile birey, ailesi ve içinde bulunduğu sosyal çevre arasında köprü işlevi
üstlenmektedir.

Madde bağımlılığı, farklı risk etmenleri ile koruyucu etmenlerin karşılıklı etkileşimi ile
ortaya çıkan, biyolojik olduğu kadar psikososyal kökenleri de olan bir davranış sorunu
olarak ele alınabilir.
Madde bağımlılığına ilişkin güncel yaklaşım, biyopsikososyal model çerçevesinde şekillenmektedir.
Biyopsikososyal model, bağımlılığı biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin bileşimi ile açıklamaktadır.
Buna göre bağımlılık, bu faktörlerin yalnızca biri tarafından değil, bileşimi ile ortaya çıkmaktadır.

Biyolojik yatkınlık
Kişilik özellikleri
Stres
Ruhsal rahatsızlıklar
Baş etme becerilerinde eksiklik
Bölgede madde kullanımının örtük ya da açık bir biçimde onaylanması
Akran grubu ve kültürünün etkisi,
Düşük sosyoekonomik düzey
Maddenin ulaşılabilirliğinin yüksek olması
Madde bağımlılığı tedavisinde sosyal hizmet uzmanının işlevleri:

Birey ve ailesine ilişkin değerlendirme
Psikososyal müdahaleler
Tedavi sonrası sürecin planlanması
Tedavi sonrası toplumla yeniden bütünleşme

 Sosyal destek stratejileri

 Mesleki odaklı stratejiler

 Aktivite odaklı stratejiler

 Beceri geliştirme stratejileri

 Savunuculuk stratejileri
Madde bağımlılığının tedavisinde sosyal hizmet uzmanının özgün katkısı, “çevresi
içinde birey” bakış açısı ve bireyi, ailesini, içinde yaşanılan sosyal ve fiziki çevreyi ve
geniş anlamda toplumsal kaynak ve politikaları hedefleyen müdahaleleri olacaktır.
Araştırmanın Sınırlılıkları
Temsiliyet; demografik özellikler, yaş, cinsiyet, gece kulübüne gitme alışkanlığı ve madde kullanımı
gibi diğer özelikler açısından, ülkelerin örneklem boyutunda önemli farklılıklar ->
sonuçları yorumlarken, ülkeler arası karşılaştırmaları yaparken dikkat

Madde Fiyatları
*Çok çeşitlilik söz konusu
*Yüksek etkili esrarın ortalama gram fiyatı -> 12 € olmakla birlikte dört katı kadar artış gösterebilmekte (İspanya'da 6 €, İrlanda'da 20 €'nun üzerinde)
*Kokainin ortalama küresel alış gram fiyatı -> 100 € (Avrupa'da 50 €'dan başlayan fiyatlarda, Yeni Zelanda'da 250 €'nun üzerinde) -> En pahalı madde
*En pahalı MDMA (Metilen Dioksi Metamfetamin-Ekstazy) Yeni Zelanda'da
*Ödenen paranın karşılığı olarak dünyada en kötü madde -> Kokain (fiyatı ne olursa olsun)
*Ödenen paranın karşılığı olarak dünyada en iyi madde -> MDMA

Araştırma Kimyasalları ve Küresel Market
Acil Tıbbi Tedavi Talebi
Alkol ve diğer maddelerin kullanımını takiben yaşanan akut zararlar için yaklaşık ölçüm olarak alınabilir.
Akut tıbbi hizmetlerden sonra verilen acil tıbbi bakım ve hastaneye yatış da ciddi bir ekonomik yükün göstergesidir.
En çok kullanılan 9 maddenin kullanıcılarına acil tıbbi tedavi talebinde bulunup bulunmadıkları ve hastaneye yatıp yatmadıkları sorulmuştur.
Veriler; daha güvenli kullanımı teşvik etmek için ülkelerin zarar azaltma yaklaşımlarını artırmalarını önermek amaçlı verilmiştir.

ŞİDDETE MARUZ KALMA
ESRAR
KOKAİN
MDMA
ESRAR VE TÜTÜN
EN İYİ KAFA YAPAN
ESRAR VE POLİS
ESRAR BULUNDURMAKTAN YAKALANMANIN ETKİSİ
Tütün ve Nikotinin Diğer Formları
Bu araştırmada tütün kullanma oranlarının yüksek olduğu görülmektedir.

Tüm tütün kullananların yarısından fazlası daha az kullanmak veya bırakmak istediklerini bildirmiş ve birçoğu da bırakmak için yardım istemelerine karşın yalnızca küçük bir azınlık kullanımı azaltmak için nikotin replasman (yerine koyma) tedavisinden (NRT) yaralandıklarını belirtmişlerdir.

NRT kullanımı yalnızca azaltılmış tütün kullanımı ile ilişkilendirilmeyip aynı zamanda başarılı bir bırakma girişimi olasılığını da ikiye katlayabileceğinden kaçırılmış bir fırsat olarak görülmüştür.

Nargile tütünü kullanımının, bir zamanlar sıkı coğrafi sınırlılığının ötesine geçip göç etmesi (yer değiştirmesi), ülkeler arasındaki kullanım yaygınlığındaki geniş varyasyonlara rağmen elektronik sigaranın artışını da beraberinde getirmiştir.

Elektronik sigaraların tütün kullanımına son vereceğini düşünenler, deneyenlerin sadece % 10-20'sinin bıraktıklarını ya da tüketimi azalttıklarını bildirdiklerini duyunca hayal kırıklığına uğrayacaklardır.

Bu mütevazı bir azalmanın bile insan nüfusu üzerinde sağlık açısından önemli etkileri olacaktır.

Alkol
A.U.D.I.T.
Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi

AUDIT (Alcohol Use Disorders Identification Test); alkolün bireye olan zararlarının belirlenmesi ve bu kişilerin tanımlanması için geliştirilmiştir.
Aşırı alkol tüketimi olan kişilerin belirlenmesini sağlar, içmenin riskini, zararlı içmeyi ve alkol bağımlılığını tanımlar.
İçme alışkanlığı, alkol tüketimi ve alkole ilişkin sorunları saptayan 10 maddelik bir ölçektir.
Ölçeğin ilk üç sorusu tehlikeli alkol kullanımını, 4., 5. ve 6. sorular bağımlılık belirtilerini, son dört soru zararlı alkol kullanımını göstermektedir.
Ölçek toplam 40 puandan oluşur.
0-7 Puan: Alkolle ilgili eğitim
8-15 Puan: Basit önerilerde bulunulmalıdır.
16-19 Puan: Basit öneriler, kısa bıraktırma tedavisi ve gözlem
20 -40 Puan: Özelleşmiş bir uzmana tanı ve tedavi için yönlendirilmelidir

Alkol Kullanım Kılavuzları

Birçok ülke, günlük ve haftalık alkol tüketiminin önerilen üst sınırlarını belirleyen kılavuzlar oluşturmuştur.
Bu ülkelerin çoğu, bunların güvenli içme kılavuzları değil, uyulduğu takdirde alkole bağlı uzun süreli zarar riskinin daha düşük olacağı ile ilişkilendirilen limitler olduğunun altını çizmektedir.
Ulusal Alkol Kullanım Kılavuzlarına ilişkin farkındalık konusu çok vahim bir durumdadır.
Alkol kullananların % 40' kendi ülkelerinin kılavuzları hakkında emin değiller.
Almanlar, % 65'lik bir oranla en cahil ülke.
Danimarkalılar bu konuda en bilgili olanlar (% 8'lik bir kesim bu konuda bilgi sahibi olmadığını belirtmiş.
2013 yılında alkol kullanan ve acil müdahale talebinde bulunan Danimarkalıların sadece % 1.5'i acil tıbbi tedavi için tekrar başvuruda bulunmuştur.

ALKOL KULLANIM LİMİTLERİ
A.U.D.I.T. 20+
Alkol Kullanımının Ortalamanın Altında Olduğuna İnanma
İÇKİ ÖLÇER
ALKOL VE SAĞLIK SORUNU RİSKİ
Akşamdan Kalma İşe Gitme
Maddenin Etkisinde İşe Gitme

Ana babalardaki alkol kullanım bozuklukları çocuklarının sağlığını hem kalıtımsal hem de çevresel etkenler aracılığı ile olumsuz etkileyebilir ve bu etkiler çocuğun gelişim dönemine göre değişebilir.

Bu çocuklarda ;
hem içe yönelim hem de dışa yönelim yakınmaları ve tanılarının artmış olabileceği,
ergenlikte alkol ve diğer maddeleri deneme ve kötüye kullanma olasılıklarının daha yüksek olduğu,
madde kullanımına daha erken başladıkları
düşünülmektedir.

Cloninger’e alkolizm iki alt gruptadır.

Tip I (Afektif) alkolizm, her iki cinsiyette de görülmekte, görece geç (> 25 yaş) başlamakta, eşlik eden sorunların daha hafif olması ve anti-sosyal davranışların yokluğu ile karakterize olmaktadır. Bu alt grupta mizacın zarardan kaçınma boyutunda belirgin artış söz konusudur.

Tip II alkolizm daha çok erkekleri etkilemekte, erken (< 25 yaş) başlamakta, aile öyküsünün madde kullanım bozuklukları yönünden yüklülüğü, şiddet ve yasal sorunlarla birliktelikle karakterize olmaktadır.

Ana babalardaki ruhsal bozuklukların çocukları üzerine etkilerini değerlendiren araştırmalar daha çok anne odaklı olup babaların etkisi göz ardı edilmiştir.




Ülkemizde daha önce yapılan, Tip I ve Tip II alkolizmi olan babaların çocukları «Çocuk ve Gençler için Davranış Değerlendirme Ölçeği» ile karşılaştırılan bir araştırmada;

Tip I alkolizmde ->saldırganlık ve toplam sorun alt test puanlarının anlamlı derecede yüksek,

Tip II alkolizmi -> olan babaların çocuklarında ise akademik sorunların ön planda çıkmıştır.

Ancak bu araştırmada sağlıklı ve diğer bir psikiyatrik bozukluk tanısı olan babalarla karşılaştırma yapılmamıştır.



Araştırmanın Amacı
Bu araştırmada Doğu Anadolu bölgesinde bir ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesinin AMATEM polikliniğine ilk kez başvurarak,

karşılaştırılması.

YÖNTEM

Kesitsel desendeki bu çalışma Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nin (ERSHH) Alkol ve Madde Kullanım Bozuklukları Tedavi Servisi’nde (AMATEM) yürütülmüştür.

Çalışmaya AMATEM polikliniğine ilk kez başvurarak, tedavi edilmek üzere yatırılan, DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre klinik görüşme ile Alkol Bağımlılığı tanısını alan, evliliği halen devam etmekte olan, çocuğu 6-18 yaş arasında olan ve çocuğunda süreğen fiziksel hastalığı olmayan erkek hastalar alınmıştır. Hastaların eşlerinde psikiyatrik bozukluk bulunmaması, eşlerinin hamilelikleri sırasında alkol kullanmamış olması, yatışlarından itibaren en az iki hafta geçmiş olması ve detoksifikasyon tedavisinin sonlandırılmış olması şartları aranmıştır.

Aynı hastanenin ayaktan psikiyatri polikliniğinde DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre klinik görüşme ile MDB tanısını alan ve tedavi başlanan, evliliği halen devam etmekte olan, çocuğu 6-18 yaş arasında olan ve çocuğunda süreğen fiziksel hastalığı olmayan erkek hastalar ikinci grubu oluşturmuştur. Hastaların eşlerinde psikiyatrik bozukluk bulunmaması, eşlerinin hamilelikleri sırasında alkol kullanmamış olması, yatışlarından itibaren en az dört hafta geçmiş olması Klinik Global İzlem Ölçeği ile değerlendirilen bozukluk şiddetinin AMATEM grubu ile anlamlı fark göstermemesi şartı aranmıştır. MDB ve AMATEM gruplarında ikinci eksen tanısı takip eden hekimlerin klinik muayenesi ile dışlanmıştır.

Kontrol grubu, çalışma grupları ile yaşları eşlenmiş olan, geçmişte psikiyatrik tanı ve tedavi almamış, evliliği devam etmekte olan hastane çalışanı erkeklerden oluşturulmuştur.
Çalışmaya katılan babalar, eşleri ile birlikte çocukları için Çocuk ve Gençler için Davranış Değerlendirme Ölçeği’ni doldurmuşlardır.
Hastalara ve hastane çalışanlarına çalışma hakkında bilgi verilerek onamları alınmıştır.
Çocuk ve ergenlerden sözlü onam alınmıştır.
Çalışmaya katılmayı reddeden olmamıştır.

Ölçüm Araçları


6-18 Yaş Çocuk ve Gençler İçin Davranış Değerlendirme Ölçeği (ÇGDÖ) (Child Behavior Checklist for Ages 6-18, CBCL):

6–18 yaş grubu çocuk ve gençlerin yeterlilik alanları ve sorun davranışlarını ebeveynlerinden elde edilen bilgiler doğrultusunda değerlendirmek için Achenbach ve Edelbrock tarafından geliştirilmiştir.
Ölçeğin1991 formunun Türkçeye çevirisi Erol ve Kılıç tarafından yapılmış ve ülkemizdeki 1985 formuyla devamlılığı sağlayabilmek için gözden geçirilmiştir.

Klinik Global İzlem Ölçeği (CGI): Hastalık şiddetinin klinisyen tarafından “1” (Hasta Değil) ile arasında “7” (İleri Derecede Hasta) olarak değerlendirildiği bir ölçektir .

BULGULAR
Çalışmaya 117 çocuk dahil edilmiştir.
Kontrol grubunda 26, AMATEM grubunda 20, MDB grubunda ise 41 baba bulunmaktadır. Tüm gruplarda kız çocuklar çoğunluktadır .
Kontrol grubundaki babaların çoğu memur iken, hasta grubundaki babaların çoğunun serbest olarak çalıştığı veya işçi olduğu gözlenmiştir.
Annelerin çoğu ev kadınıdır.
Kontrol grubundaki babaların çoğunlukla lise ve yüksekokul düzeyinde öğrenim gördükleri saptanmıştır.
AMATEM grubundaki babalar ise çoğunlukla ilk veya ortaokul düzeyinde öğrenim görmüşlerdir.
MDB grubundaki babaların çoğu lise ve ilkokul düzeyinde eğitim almıştır.
Tüm gruplardaki çocukların anneleri ise çoğunlukla ilkokul düzeyinde öğrenim görmüşlerdir.
Kontrol grubundaki annelerin daha yaşlı olması dışında anlamlı fark saptanamamıştır.

Ebeveynlerin çocukları için doldurdukları ÇGDÖ testleri değerlendirildiğinde, tüm alt testler için en yüksek puanların AMATEM grubunda saptandığı, daha sonra sırasıyla MDB ve kontrol gruplarından çocukların geldiği görülmüştür. Somatik yakınmalar, anksiyete/ depresyon ve İçe Yönelim toplam puanı dışında tüm alt testler için gruplar anlamlı fark göstermektedir.

Erol ve Şimşek’in önerdiği şekilde, içe yönelim, dışa yönelim ve toplam sorun alt testleri T puanları 64 ve üzeri olanlar ve/ veya diğer alt testler için T puanları 70 ve üzeri olanların klinik düzeyde sorunu olabileceği kabul edildiğinde;
kontrol grubundan sadece üç çocuğun içe yönelim alt testinden anlamlı düzeyde puan aldığı diğer tüm alt testlerde AMATEM ve MDB gruplarının kontrollerden farklılaştığı görülmüştür.
Bazı babaların birden fazla çocukları değerlendirmeye alındığından, tek bir çocuğu olan babalar ayrıca analiz edilerek gruplar arası farkların değişip değişmediği kontrol edilmiştir. Bu analizde anksiyete / depresyon, dikkat sorunları, suça yönelik davranışlar, saldırgan davranışlar, dışa yönelim sorunları ve toplam sorunlar bakımından grupların anlamlı fark göstermeye devam ettiği görülmüştür (Kruskal-Wallis Testi, sırasıyla p= 0.03, 0.00, 0.04, 0.00, 0.00 ve 0.01).
AMATEM ve MDB grubundaki babaların çocuklarını değerlendirmelerinin KGİ ile değerlendirilen hastalık şiddetinden etkilenip etkilenmediğini saptayabilmek için KGİ ve ÇGDÖ puanları arası ikili korelasyonlar Spearman Korelasyon analizi ile değerlendirilmiş ancak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır.

TARTIŞMA
Araştırmada en yüksek puanların AMATEM grubunda saptandığı, daha sonra sırasıyla MDB ve kontrol gruplarından çocukların geldiği görülmüştür.

Somatik yakınmalar, anksiyete/ depresyon ve İçe Yönelim toplam puanı dışında tüm alt testler için gruplar anlamlı fark göstermektedir.

İçe yönelim sorunları klinik olarak anlamlı düzeyde olan çocukların oranı AMATEM grubunda sağlıklı kontrollerdekine göre iki kat artmış olarak bulunmuştur.

Dışa yönelim ve toplam sorun alt testlerinde klinik olarak anlamlı düzeyde puan alan çocukların tümü AMATEM ve MDB gruplarındadır ve AMATEM grubunda bu çocukların oranı MDB grubuna göre iki kat artmıştır.

Ülkemizde daha önce yürütülmüş olan ve MDB, Yaygın Anksiyete Bozukluğu ve Panik Bozukluk tanılı annelerin çocuklarında bildirilen yakınmaları ÇGDÖ ile değerlendirmiş olan diğer bir araştırmada ise dikkat sorunları, saldırgan davranışlar ve sosyal içe dönüklük alt testlerinden anlamlı ölçüde daha yüksek puanlar bildirilmiştir.

Araştırmamızda, geçmiş araştırmalarda bildirildiğine benzer biçimde MDB tanılı babaların çocuklarının ÇGDÖ’nin anksiyete / depresyon ve somatik yakınmalar dışında tüm alt testlerinde kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde yüksek puanlar gösterdikleri saptanmıştır. Verilerimiz babadaki MDB tanısının da çocuklar için annedekine benzer önemde olduğu önermesini desteklemektedir.

Araştırmanın en önemli kısıtlılığı, çocukların psikiyatrik muayene ile doğrudan değerlendirilmemiş olmasıdır.

Ölçeklerden kesim puanı üzerinde alan çocuklar psikiyatrik muayeneye yönlendirilmiş ve ailelerine bilgi verilerek ruh sağlıkları desteklenmeye çalışılmıştır. ÇGDÖ’nde bildirilen yakınmaların babaların ruhsal bozukluklarından etkilenmesini önlemek amacıyla ölçek her iki ebeveyn tarafından birlikte doldurtulmuştur.

TANIMLAR

Farberow ,1980 : Kişinin kendini ciddi bir şekilde zarar verecek biçimde kesmesi ya da vücudunun belirli bölümlerine zarar vermesi olarak tanımlamıştır.
Walsh ve Rosen ,1988 : İsteyerek ve amaçlı olarak yapılan, genellikle ölümcül olmayan ve sosyal olarak kabul edilmeyen bir davranış olarak da belirtilmiştir.
Favazza, 1989 : Tekrarlayıcı, yaşamı tehdit etmeyen, kendine fiziksel zarar verme davranış olarak tanımlamıştır.
Favazza ve Conterio, 1989 : Şahsın durumunu tolere edememesi sonucu oluşan tahammülsüzlüğün yarattığı baskıya karşın, kendi kendine yardım etme ve rahatlama durumu olarak tanımlamışlardır.
Ghaziuddin ve ark., 1992 : Kişinin bilinçli ölüm isteği olmadan doku hasarı ile sonuçlanan, kendi bedenine yönelik girişimi olarak belirtilmiştir.
LeBlanch ,1993 : Ortama intibak edememenin ve hoşnutsuzluğun aynada bir yansıması olarak belirtilmiştir.

Sonuç olarak;

kendine zarar verme davranışı tekrarlayıcı, kişinin bilinçli ölüm isteği olmadan isteyerek ve amaçlı olarak yapılan, doku hasarı ile sonuçlanan, kendi bedenine yönelik girişimidir. Ayrıca kişinin ortama intibak edememesi, tahammülsüzlüğün yarattığı baskıya karşın kendini keserek rahatlama durumu olarak tanımlayabiliriz.

Kendine zarar verme davranışını tanımlamakta kullanacağımız dört ölçüt şunlardır : (Favazza 1992);
Kendini kesme ya da yakma davranışlarından birisini sürekli tekrarlaması,
Kendine zarar vermeden önce gerilim duygusuna sahip olması,
Fiziksel acıyla beraber rahatlama, zevk alma ve hoşuna gitme duygusunu yaşaması,
Utanma duygusu ve sosyal olarak damgalanma korkusu karşısında kendine zarar vermenin izlerini ya da kanı gizlemeye çalışmasıdır.

Sınıflandırma

Kendine zarar verme davranışı ilk olarak 1938 yılında dinsel, nörotik ve psikotik olmak üzere sınıflandırılmıştır (Favazza 1989). Kendine zarar verme davranışıyla ilgili olarak birçok farklı tanımlamanın yapılması sınıflandırma sorunun gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. En önemli sorunlardan birinin kendine zarar vermenin sınırını çizebilmek olduğu belirtilmiştir (Favazza 1992).
Pattison ve Kahan 1983 :Kendine zarar verme davranışı ölümcül olup olmama, kullanılan yöntem ve sayısına göre sınıflandırmışlardır.
Feldman 1988 :Kuramsal temelden bağımsız olarak zarara uğrayan beden bölgelerine göre kendini kesme, gözünü ve cinsel organını kesme olarak sınıflandırmışlardır.
Winchel ve Stanley 1991 :Hastaların tipi ve ortaya çıkan klinik durumlara göre zeka geriliği olan kişilerde, psikotik hastalarda ve ön planda borderline ve kişilik bozukluğu olanlarda görülen kendine zarar verme davranışı olarak sınıflandırmışlardır.
Favazza ve Rosenthal 1993 :Yüzeysel ya da hafif derecede , major ve streotipik kendine zarar vermek üzere üç grupta sınıflandırmışlardır.

Kendine zarar verme davranışı, ilk başlarda doğrudan ve dolaylı olarak kendine zarar verme davranışı olarak ikiye ayrılmıştır. Doğrudan kendine zarar vermek davranışı kendini kesmek, kendini yakmak ve kendine vurmak; dolaylı olarak kendine zarar verme davranışı ise sigara içmek, alkol ve madde kullanmak, aşırı yemek yemek ve hastalık tanısı almasına rağmen ilaçlarını kullanmamak olarak belirtilmiştir (Farberow 1980).

Sonraki yıllarda kişinin kendine fiziksel olarak zarar vermesinin önemi üzerinde durularak kendine zarar verme davranışını kompulsif, psikotik ve tipik olmak üzere üçe ayrılmıştır (Favazza 1992). Dürtüsel kendine zarar verme davranışı DSM-III-R ile birlikte borderline kişilik bozukluğu, çoğul kişilik bozukluğu,seksüel mazoşizm ve yapay bozukluk gibi 5 bozuklukla tanı kategorileri arasına girmiştir (Favzza 1989). Genel olarak kendine zarar verme davranışını dört ana gruba ayırabiliriz (Sieman ve Hollander 2001):

1.Tipik kendine zarar verme davranışları: Kafa vurmak, kendine vurmak, dudak ısırmak, tırnak yemek, derisini cimciklemek ya da tırmalamak, kendini ısırmak ve saçını yolmak.
2. Psikotik kendine zarar verme davranışları: Göz çıkarma ve organ kesmek.
3. Kompulsif kendine zarar verme davranışları: Saç yolma, deriyi cimcikleme ve tırnak yemek.
4. Dürtüsel kendine zarar verme davranışları: Kendini kesmek, kendini yakmak ve kendine vurmak.

Etiyoloji
Kendine zarar verme davranışının nedenlerine baktığımızda istismarın ve biyolojik nedenlerin önemli olduğu belirtilmiş, ayrıca psikodinamik ve davranışçı kurama göre nedenlerinden bahsedilmiştir. Kendini kesmeyi en çok etkileyen faktör istismardır.
Vakalarda kendine zarar verme davranışının yüksek kaygı düzeylerinde ortaya çıktığı, yalnız kaldıklarında denedikleri ve yara izlerini saklama eğilimi içinde oldukları gözlenmektedir. Bu takdim biçimi ile kendine zarar verme davranışının manipulatif olmaktan çok, yüksek derecedeki kaygının bedensel acı ile yer değiştirilerek azaltılmasına yardımcı olduğu belirtilmiştir (Langbehn ve Pfhol 1993)

Kendine zarar verme ve alkol, madde kullanımı
Madde kullanımı ve kendine zarar verme davranışının birlikte ya da ardışık olmayan biçimde aynı kişide görülme oranının yüksek olduğu ve özellikle yineleyen kendine zarar verme davranışı olan kişilerde madde kullanımının sıklıkla görüldüğü belirtilmiştir. Borderline ve antisosyal kişilik bozukluğu olan kişilerde madde kullanımının yaygın olduğu belirtilmektedir. Kendine zarar veren kişilerin %90’ ında madde kullanımı olduğu, çoğunun birden fazla madde kullandığı (%66.7) ve madde kullanımının büyük oranda (%71.1) bağımlılık düzeyinde olduğu belirtilmiştir. Kendine zarar veren kişilerin, kendine zarar vermeyenlere göre daha küçük yaşlarda madde kullandığı belirlenmiştir (Tarlacı ve ark, 1997).
Yapılan çalışmalar madde kullanımı olan kişilerin %25-40’ ında travmatik yaşam deneyimi bulunduğunu göstermiştir. Travma sonrası stres bozukluğunda madde kullanımının sıklığına dikkat çekmişlerdir. Geçmişinde cinsel taciz ya da travmatik yaşam deneyimi olan kadınlarla yapılan bir çalışmada travma sonrası stres bozukluğu belirtileriyle başa çıkmak için alkol kullandıkları belirtilmiştir (Simpson 2003).
21 kendini kesen kızla yapılan çalışmada bunların üçte birinin alkol ve madde kullanımı olduğu görülmüştür.
24 kendini kesen kızla yapılan bir başka çalışmada %50’ inin alkol ve madde kullandığı görülmüştür.
Anksiyete ve depresyon kendini kesme davranışını artırmaktadır ve kişiler kendilerini keserken genellikle hap kullanmaktadırlar (Shea 1993).

Lise Öğrencileri Araştırması : İstanbul’da lise ikinci sınıf öğrencileri arasında, 43 okul ve 104 sınıfta yapılan ve toplamda 3483 anketin uygulandığı araştırmaya 12 meslek, 23 genel, 6 özel lise dahil edilmiştir.
Bu araştırmada kendine zarar verme davranışı sergileyenlerin yaklaşık yarısı (%52.2) kendini bir kez kestiğini belirtmiştir.
Kendine zarar verme davranışı gösterenlerin dörtte biri bu davranışı madde etkisindeyken yaptıklarını belirtmişlerdir.
Öğrencilerde madde etkisi altında kendine zarar verenlerin oranı %9.5’ tir.
Cinsiyetler açısından bakıldığında erkeklerde kendine zarar verme davranışı sergilerken madde etkisinde olma riski kızlara oranla 2 kat daha fazladır.

Sokakta Yaşayan Çocuklar Araştırması :

2002 ve 2003 yıllarında İstanbul'da, çocuk koruma merkezlerinde kalan 21 yaş altı çocuk ve ergenler üzerinde yapılan araştırmada en az son bir aydır gecelerin büyük çoğunluğunu ailesinin yanında geçirmeyen ve sokakta kalan çocuklar, sokakta yaşayan olarak tanımlanmıştır.
Yazarlar tarafından oluşturulan soru formu ve DSM IV için SCID görüşme formu kullanılmıştır.
Formlar beş görüşmeci tarafından yüz yüze uygulanmıştır.

Sokakta yaşayan çocukların %20.6’sında KZVD olduğu saptanmıştır.
KZVD olanların hepsi kendini kesme biçimindeydi.
Erkeklerin %38.7’si kendilerine KZVD gösterirken, bu oran kızlarda %15.4’di.
Sokakta yaşayan çocuklarda ilk KZVD başlama yaşı ortalaması 16.3±2.4’tü.
Kendine zarar verme davranışına başlama yaşı ortalaması erkeklerde16.3±2.5, kızlarda ise 16.0±1.4 olarak bulundu.
Sokakta yaşayan ve kendine zarar veren çocuklarda madde kullanımı oranı %31.7’ dir.
Kendine zarar veren çocuklarda tercih maddelerine ve cinsiyete göre kendine zarar verme davranışına baktığımızda boya tineri kullananlarda KZVD sıklığının en yüksek olduğu dikkati çekmektedir.
Boya tinerini yapıştırıcı takip etmektedir .
Cinsiyetler arasında tercih maddesine göre KZVD farklılık göstermektedir. Erkeklerde boya tinerini tercih edenlerde KZVD en yüksek orandadır. Kızlarda ise alkol ve boya tineri kullananlarda KZVD sıklığı yüksektir.

İstanbulda 10. sınıfta okuyan öğrencilerde madde kullanımı ile kendine zarar verme arasındaki ilişkisine baktığımızda kendini kesenlerin %9.5’ i kendini keserken madde kullanmaktadır. Bu oran sokakta yaşayan çocuklarda %31.7 olarak, tutuklu ve hükümlü çocuklarda ise %7 olarak bulunmuştur.
Bu oranın sokakta yaşayan çocuklarda daha fazla çıkması sokak yaşamı içinde madde kullanımının daha fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Öğrencilerde en yüksek risk esrar kullanımı iken sokakta yaşayan çocuklarda boya tineri ve yapıştırıcı kullanımı kendini kesme davranışı için risk oluşturmaktadır. Sokakta yaşayan kızlarda ise alkol ve boya tineri kullananlarda kendine zarar verme sıklığı yüksek olduğu görülmüştür.

Kendini Yaralama Davranışlarında Çocukluk Dönemi İstismarı ve İhmali ile Duygu Düzenleme Güçlüğü Arasındaki İlişki: Alkol ve/ya Madde Bağımlısı Bir Grupta Kendini Yaralama Davranışının İncelenmesi/Başak KARAGÖZ, İhsan DAĞ

Çalışma, Temmuz 2009-Şubat 2010 tarihleri arasında Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Eğitim Merkezi’nde (AMATEM) yürütülmüştür.
Araştırmaya 18 yaşını doldurmuş, en az okur- yazar düzeydeki erkek katılımcılar dahil edilmiştir. Katılımcıların tümü erkektir. Çalışmanın örneklemi 79 katılımcıdan oluşmuştur (55 alkol bağımlısı ve 24 madde bağımlısı).

ÖRNEKLEM
ÖLÇME ARAÇLARI
Kişisel bilgi formu
Çocukluk örselenme yaşantıları ölçeği
Duygu düzenleme güçlüğü ölçeği

15 DK
SUNUM ARASI :)
Bryan Lewis Saunders
DİĞER ÇİZİMLER
TEŞEKKÜRLER
VİLDAN GÖRBİL N13218628
AYŞEGÜL BÖKE
N13211463
ZÜMRAL HARMANKAYA
N13211207
ARAŞTIRMANLARIN GENEL DEĞERLENDİRMESİ
Full transcript