Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

ANTİK YUNAN DÜNYASI

No description
by

dora özal

on 7 May 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of ANTİK YUNAN DÜNYASI

Günümüz
M.Ö 2000-M.Ö. 146(Roma isgali)
sparta
Antik Yunan Uygarlıgı bu tarihler arasında hüküm sürmüştür.
Genel Bilgiler
Yunanistan'ın Kökeni
Yunanistan'ın kökeni ile ilgili olan bilgiler çok net değil ama çoğunluk Yunanlıların ,şu anki konumlarına yerleşmesinin M.Ö 2000 yıllarında, kitleler halinde Balkan Yarımadası'nın güneyine göçmeleriyle başladığına inanıyor.
Coğrafi özellikleri
Üç kenarı denizle çevrilidir. Doğu veGüneydoğusunda Ege Denizi, güneyinde Akdeniz ve batısında Yunan Denizi bulunur. Küçük bir ülke olmasına rağmen kritik bir mevkidedir. Avrupa ve Afrika kıtalarının en çok birbirine yaklaştığı yerlerden birinde bulunur. “Avrupa-Kıbrıs-Ortadoğu”, “Avrupa-Süveyş-Hind Okyanusu” ve “Rusya-Boğazlar-Ege Denizi-Akdeniz” su yollarını kontrol edebilecek coğrafi özelliğe sahiptir.


Yunanistan genel olarak beş bölgeye ayrılır: Makedonya, Trakya, Epirus, Teselya ve Mora. Yunanistan topraklarının hemen hemen beşte dördü dağlık, çok az bir bölümü de ovalıktır.Bu yüzden deniz kıyısı bir yer olmasına rağmen tarım yapılması çok zordur.
Yunanistan ovaları kıyılarda yer alır ve genellikle denize açılır.
Ekonomi ve ticaret
PARA BİRİMİ:
DRAHMİ
Grekçe avuç dolusu anlamına gelen Draks kelimesinden gelir.
Bir yüzünde bilgelik tanrıçası Athena ,bir yüzündede Athena'nın kutsal hayvanı olan baykuş bulunmaktadır.
(tetradrahmisi)
Madenî para basımı ve kullanımı ilk olarak MÖ 600'lerde Lidya'da başladı ve parayla ilgili her şeyin doğup geliştiği yer olan Lidya'nın kontorlünde Anadolu'daki Yunan şehirlerinde hızla yaygınlık kazanmaya başladı. Bu dönemden kaldığı sanılan, beyaz altından yapılmış ilk paralar Efes'teki bir tapınakta ortaya çıkarılmıştır. Para basma yöntemleri Yunanistan'a ancak MÖ 550'lerde varabilmiştir. Paranın, Yunanistan'da ilk kullanımı Atina ve Egina gibi kıyı kentlerinde olmuştur. Paranın kullanımı yaygınlaşmaya başladıkça şehir devletleri kendi ayakları üzerinde durabilmek için kendi paralarını basmaya başladılar.
Antik Yunanlardaki ekonomi olgusunun bugünkü ile karşılaştırılması yanlış bir düşüncedir. Yunanca οekonomi ya da kısaca ikos ev ya da ocak anlamına gelirdi. Bununla birlikte Ksenofon'un Ekonomi (Oeconomicus) adlı eserinde belirttiğine göre Antik Yunan'da ekonomi terimi tarım ve evin geçimi ile ilgiliydi. Yunanlar, ekonomi sözcüğünü üretim ve alım-satım işlemleri ile ilgili özel bir terim kullanmıyorlardı ve bunu karşılayacak herhangi bir sözükleri yoktu.
Ekonomi
Ksenofon:
M.ö. 430 civarında doğdu M.ö 355ten sonra öldü. Yunan filozof, yazar, tarihçi ve askerdi.Ayrıca Sokrates'in öğrencisidir. uzun yıllar anadoluyu işgal eden Pers ordularında bulunmuş çoğunlukla iranlıların askeri eğitim ve öğretim düzenleriyle ilgili görüşlerini yazmıştır. bunlarla birlikte pers ordularının tüm sefer kayıtlarını tutmuştur.
Ekonomiyi etkileyen önemli unsurlar
1.TARIM:
Tarıma elverişli toprak olmamasına ve çoğu zaman istenilen verime ulaşılamasa da tarım Antik Yunan ekonomisinin temelini oluşturmaktaydı.Yunan tarımı üç öge üzerine yoğunlaşmış bir biçimde yapılmaktaydı:
Tahıl,zeytin ve üzüm.Yunanların stenohôría adını verdikleri, toprağın cimriliği ve elverişizliği Yunanları, Yunanistan dışında koloni devletleri kurmaya yöneltti. Başta Anadolu olmak üzere pek çok şehir devleti kurarak buğday üretimini arttırmaya yöneldiler.
2.El Sanatları:

Dokumacılık
Çömlekçilik
Metal İşçiliği
Troyadan çıkarılan bazı gereçler/eşyalar
DENİZ TİCARETİ
Çok eski dönemlerden beri, Yunanistan'ın coğrafyası ve konumu, toplumu dışarıdan buğday alma zorunluluğna itmiş, bu nedenle de Yunanlar deniz ticaretine yönelmişlerdir. İlişkide bulundukları komşu kültürler içinde en çok buğday sağladıkları yerler Libya, Mısır, İtalya ve Karadeniz'i çevreleyen yerledeki ülkelerdir. Ülkeye alınan diğer önemli ürünler papirüs, baharatlar, kumaş, gemi yapımı için metaller, tahta ve zifttir. Kendi sattıkları mallar ise şarap, çeşitli boyultarda çömlekler ve zeytin yağıdır. Bunların yanında Atinalalar, tüm Yunanistan'da ünü olan Penteli Dağı'ndan çıkarılan mermerleri de satmış, ince işle işlenmiş, gümüş oranı yüksek madenî paralar da üretmişlerdir. Dışarı satılan bu paralar sadece para birimi olarak kullanılmamış, bu tip paranın kullanılmadığı yerlerde eritilerek yeniden gümüşe çevirmek suretiyle metal olarak da kullanılmıştır.
Toplum
DİL
Yunan Alfabesi
Yunan alfabesinde ilk göze çarpan özellik,alışkın olduğumuz Latin alfabesine olan benzerliğidir.Şimdi diyeceksiniz neresi benziyor diye?Bizim demek istediğimiz,o devirdeki alfabelere göre günümüzde kullandığımız latin alfabesine en benzeyen alfabe budur.Ama bunları kullanırken dikkatli olmalıyız.Antik Yunancada göreceğiniz “ρ” (rho) harfi bizim dilimizdeki “r” harfi gibi telaffuz edilir.Bizim dilimizde kullandığımız p sesi için ise “π” (pi) harfi kullanılır.Günümüzde de Yunanlılar,Antik Yunan döneminde kullandıkları alfabeyi kullanırlar.


Önemli kurallar:
Tüm Antik Yunan harflerinin bir adı vardır.
Büyük ve küçük harfler farklı yazılır.Örnek olarak yukarıdaki harflere baktığımızda “delta” harfinin büyük yazılışının “Δ” olduğunu ama küçük yazılışının olduğunu görüyoruz.
“Sigma” harfininde(bizde s’ye karşılık gelir) iki adet küçük yazılışı vardır.
Özel isimler çoğunlukla yazıldığı gibi okunur.
Örnek:

,Yunanistan demektir.
Okunuşu:E,L,L,A,D,A Ellada
Ama günlük konuşmalarında okunuşuyla yazılışını alakası olmayan kelimelerle sıklıkla karşılaşabilirsiniz.
Örnek:
,merhaba demektir.
Okunuşu “Ya sas”tır ama yazılışında “gamma”(Yunanlıların g harfi) de bulunmaktadır.Burdan birkaç harfi birleştirerek başka harflerin okunuşunu oluşturduklarını anlayabiliriz.
Bir başka örnek: “Χρυσος”,altın demektir.Okunuşu”hrisos”tur ama yazılışında h yerine X(ki)harfi kullanılmıştır ve i harfi yerine u(upsilon)kullanılmıştır.




ATİNA
GİRİT
(Minoslular)
Minoslular
Minos uygarlığı,Yunanistan'ın en büyük adası olan Girit'te oluşan ilk Avrupa uygarlığıydı.MÖ 2000 dolaylarında gelişmeye başlayan uygarlık,1000 yıldan kısa süre içerisinde gizemli bir şekilde yıkıldı.
Kalıntıları ilk olarak 1920'lerde Sir Arthur tarafından keşfedildi.Efsanevi Girit Kralı Minos'un adından haereketle Minos Uygarlığı adını verdi.
Sir Arthur Evans kimdir?
Sir Arthur Evans,1851 de doğmuş ,1942 yılında da vefat etmiş İngiliz bir arkeologtur.Girit'i keşfetmesi en büyük başarılarından biridir.Oxford ünivers,tesi,Ashmolean müzesinin kurucusudur.1884'ten 1908'e kadar Oxford Üniversitesi'nde pre-historik arkeoloji profesörü olmuştur.
KRAL MİNOS KİMDİR?
Yunan efsanesine göre Tanrı Zeus güzel prensen Europa'ya aşık oldu.Zeus kendini bir boğaya dönüştürdü ve sırtında Europa ile Girit'e yüzdü.Oğullarından biri olan Minos,Girit'in kralı oldu.Minos efsanede bir kralınismi olmakla birlikte Minos'un Mısır'daki firavunlar gibi tüm krallara verilen bir isim de olabileceğini düşünmektedir.
Kral Minos,sertliği ile adalete saygısıyla ünlü Girit monarşisinin efsane kralıdır.
İKİ EFSANE
Minotor efsanesi

Girit’in kralı ve Zeus’un oğlu Minos, denizler tanrısı olan amcası Poseidon’dan kurbanlık bir
boğa ister. Poseidon, Minos’un arzusunu yerine getirir ve boğayı ona gönderir. Ancak
boğanın güzelliği karşısında Minos’un gözleri kamaşır. Minos, kurbanlık beyaz ve güçlü boğayı
kendisine saklamaya karar verir. Onun yerine başka bir boğayı kurban eder.Bunu öğrenen Poseidon,Minos’un bu davranaşına çok kızar ve Girit kralının karısı Pasiphae’ye büyü yapar. Büyülenen Pasiphae, boğaya aşık olur ve başı boğa, vücudu insan
olan Minotor’u dünyaya getirir. Minos, yarı boğa
yarı insan olan bu yaratığı öldürtmek ister, fakat kızı Ariadne buna karşı çıkar.Kızını üzmek istemeyen Minos, ünlü mimar veheykeltıraş Daidalos’a bir hapis
yaptırtmaya karar verir. Daidalos, Minotor’un içinehapsedildiği büyük bir labirent inşa eder.
Bu öyle büyük bir labirenttir ki, içine girenin birdaha dışarı çıkması imkansızdır.
Bu arada Minos’un bir oğlu, Atina yakınlarında öldürülür. Bunun üzerine Minos, gemileriyle
Atina’ya gelir ve Atinalıları her dokuz yılda bir,yedi genç kız, yedi
de genç delikanlıyı Girit’e Minotor’a yem olarak göndermeye
zorlar. Günün birinde Atina kralı Egeus’un oğlu olan Theseus, Girit’e Minotor’a sunulmak için gönderilir
.Minos’un çok akıllı olan kızı Ariadne, Theseus’a aşıktır ve ona Minotor’u öldürebilmesi için yardım eder.
Daedalus'un öğüdüyle Theseus’a bir yumak verir. Labirentin girişine küçük bir sopa diker ve yumağın bir ucunu direğe bağlar.
Theseus, yün yumağını açarak, labirente ilerler ve Minotor’u yakalayıp öldürür. Tekrar ipi takip ederek labirentten çıkmayı başarır.

Theseus, about to enter the Labyrinth, holds Ariadne's thread in his hand. 4503: France, debut de XIXe siècle: Ariane et Thésée. Musée des beaux arts, Rouen.
Minos bunu sineye çekemez ve Daidalos'u oğlu İkaros'la birlikte labirente kapatır.Burada oğlu İkaros ile beraber bir süre hapis kalır. Daha sonra, aklına balmumu ve tüylerden, tıpkı kazlarınki gibi bir kanat yapıp havalanmak gelir. Planını uygular. Bununla beraber kendisinin ve oğlu İkaros'un birer balmumundan kanatları olur. Onlar havalanarak labirentten çıkmayı başarırlar.
Bu arada Daidalos, oğlu İkaros'a uçarken çok alçalırsa denize düşeceğini, çok yükselirse de güneşin tüyleri birbirine bağlayan balmumlarını eriteceğini tembihler. Ancak uçmanın cazibesine iyice kapılan İkaros, babasının uyarılarına kulak asmaz, bu uyarılara uygun davranmaz ve yükseldikçe yükselir.Ancak güneş (Helios) balmumlarını eritir ve İkaros artık uçamayarak uçtukları alanın hemen altında bulunan denize düşer, ardından da boğularak ölür. Bugün, o alana (Sisam Adası çevresi) İkaros Denizi(ege denizi) adı veriliyor. İkaros dünyada ilk uçan insan olarak ün kazanmıştır.

Yalnız kalan baba, çaresiz, meyus, mükedder yoluna devam etti; Sicilya’da Camicus (şimdiki “Camiso”) kasabasına ulaştı. Oranın Kralı Cocalus (Kokalos) tarafından itibarla ağırlandı. Minos, bu kaçışa çılgın gibi öfkelenmişti; mimarı tekrar ele geçirmek için şeytanca bir plan yaptı. Çok dolambaçlı, helezonî bir içyapısı olan deniz salyongozu kabuğundan iplik geçirecek kişiye büyük bir ödül vereceğini ilân etti. Bu duyuru tüm yakın, uzak ada kentlerine iletildi. Sicilya’ya da gelen bu haber üzerine, böyle hünerlere sahip Daidalos, Sicilya kralına bunu yapabileceğini söyledi. Kabuğun kapalı ucuna bir delik açtı; bir karıncayı ipliğe bağlayarak, kabuğun içindeki sarmala bıraktı. Karınca, iplikle birlikte sarmalın öbür ucundan çıkınca, bu çetin işi de başarı ile halletmiş oldu. Olayın iletildiği Minos: “Tamam, bu Daidalos’dan başkasının marifeti olamaz!” dedi ve hemen askerleri ile Sicilya’ya mimarı yakalamaya geldi. Cocalos onu da nezaketle karşıladı ama kendisine sığınmış konuk olarak bulunan Daidalos’u teslim etmeyi reddetti. Minos savaş tehdidi savurunca, alttan alarak onu oyaladı; sarayında misafir edeceğini söyleyerek; hazırladığı bir şölene katılması için banyo almasını önerdi. Cocalus’un kızları Minosu banyoda kızgın sularla haşlayarak öldürdüler.

Minos'ta Yaşam
Minos Uygarlığı'nın temelini-zanaatçıları,sanatçıları ve profesyonel yazıcılarıyla-her bşrş çalışkan yerel toplulukların odağında yer alan çok sayıda büyük saray oluşturuyordu.Minosluların aynı zamanda oldukça düzenli bir ekonomileri ve ticaret sistemleri vardı.Ürünleri Yunanistan'da Kiklad adalarında,Mısır'da ve Akdeniz'de bulunabiliyordu.
Minosluların yaşamı hakkında bidiklerimizin çoğu fresklerden gelmektedir.Görünüşe göre insanlar geçimlerini genellikle tarımdan sağlıyordu.Erkekler peştamal,yün ve ketenden yapılan etekler giyerken,kadınlar fırfırlı etekler giyiyolardı.
Minos evleri ve sarayları
Minos uygarlığında yaşamın merkezi kraliyet ailesinin yaşadığı saraydı.Saray mensupları ve sarayda çalışan insanlar da burda ikamet ediyordu ama insanların çoğu saray alanının dışındaki evlerde yaşıyordu.Depolama ve mutfak alanları aşağı katta oturma ve uyuma alanları ise yukarı kattaydı.
MÖ 2000 dolaylarında Minoslular her birinin kendi kralı ve kraliyet ailesi olan birçok büyük saray inşa ettiler.Bu saraylar MÖ 1700 dolaylarında adada bir dizi deprem sonucunda yıkılana kadar belirlemeye devam etti.Bu felaketlere rağmen Minoslular yılmayarak varlıklarını sürdürdüler ve eski sarayların yıkıntılarının üzerinde daha büyük saraylar inşa ettiler
KNOSSOS
Minos saraylarının en büyüğü,defalarca yeniden inşa edilmiş olan Knossos'tu.Duvarları büyük oranda taştandı.Zemin,tavan,kapılar ise tahdadandı.Sarayın tasarımı ışıklı ve havadardı,iyi bir kanalizasyon sistei vardı ve Minosluların dini sembolü olan boğa boynuzları ile dekore edilmişti.En parlak döneminde ,Knossos ve çevresine 30.000'den fazla kişi yaşıyordu.
E O ZAMAN KRAL KİM??
Knossos kralının büyük olasılıkla tüm saraylar üzerinde otoritesi vardı ve tüm adanın dini yaşamı üzerinde önemli bir rolü bulunuyordu.
Minos Yazısı
Minoslular ticaret kayıtlarını tutmak için yazı sistemleri geliştirmişti.Bunlardan ilki,MÖ yaklaşık 2000 yılından itibaren kullanılmaya başlanan bir tür hiyeroglif yazıydı.MÖ yaklaşık 1900 yılında Linear A olarak adlandırılan yazı türünü kullanmaya başladılar.Ancak simdiye kadar kimse her iki yazı türünüde çözemedi.
Şehrin adlandırılması
Efsaneye göre denizler tanrısı Poseidon ve akıl ve savaş tanrıçası Athena,Yunanistan'ın en muhteşem şehrine adını vermek için yarıştılar.Yarışma günü geldiğinde ilk olarak Poseidon ortaya çıkar ve mızrağıyla Akropolis’in kayalıklarına vurmasıyla kayalıklardan tuzlu su fışkırmaya başlar. Bunun üzerine Athena gelir, o da kayalıklara vurur ve bir zeytin ağacı büyür kayalıkların arasında. Bunun üzerine halk zeytin ağacını daha faydalı bulur ve şehir Athena’ya verilir. Şehrin sembolü de bu yüzden zeytin dalıdır.
İlk Yıllar
Akropolis veya "yüksek şehir"olarak bilinen ilk yerleşim kayalık bir tepeye kuruldu.İlk Atinalılar,savunması kolay olduğu ve tatlısu kaynağı bulduğu için burayı seçmişlerdi.
Partenon
Athena'nın tapınağı olan Partenon Akropolis'e MÖ 5.yy.'da Phidias tarafından inşa edilmiştir.Yunan mimarisinin en büyük eseri olarak kabul edilir.Dünyanın en büyük kültürel abidelerinden biri olarak Partenon, Antik Yunan'ın ve Atina demokrasisinin de sembolüdür.
Tapınağın içinde olan heykelde gene Phidias tarafından altın ve fildişi kullanılarak yapılmıştır.Athena'nın sıfatı partenos,Tanrıçanın bekaretini simgelemektedir.
Yanda gördüğünüz resim Athena Partenos'un replikasıdır.
PHİDİAS
Yaşamı üzerine çok az bilgi vardır. İÖ 432 dolayında öldüğü kabul edilir. Tanrı heykelleriyle büyük bir saygınlığa ulaştı. Atina Parthenon’daki Athena Pathenos ve Olympia Zeus Tapınağı’ndaki Zeus kült heykelleri Pausanias tarafından ayrıntılı biçimde betimlenmiştir. İÖ 43 8’de tamamlanan Athena Parthenos 12 m yüksekliğinde altın fildişi bir heykeldi. Phidias’ın, Panainos ve Kolotes’in işbirliğiyle gerçekleştirdiği Olympia’daki taht üzerinde oturan dev Zeus heykeli ise dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul ediliyordu.
Atinalılar Pers Savaşları'nı izleyen barış yıllarında zenginleştiler.Şehir muhteşem bir şekilde yeniden inşa edilerek kültürün yoğunlaştığı bir yer haline geldi.MÖ 479 ile MÖ 431 yılları arasındaki dönemde Atina,o zamanın en iyi sanatçı ve düşünürlerini kendisine çekti.Onlar modern Avrupa medeniyetinin temelini oluşturan,sanat,mimari edebiyat,politika,felsefe,bilim ve tarihle ilgili fikirler geliştirdiler.
Bir Kültür Şehri
Atina'da Eğitim
Antik Yunanlar için eğitimin amacı devlet işlerinde rol alacak iyi yurttaşlr yetiştirmekti.Bu nedenle okullar sadece erkekler içindi.Kız çocukları evde kalıyor ve genelde, yalnızca anneleri öğretebiliyorsa okuma yazma öğreniyorlardı.Okul yedi yaşında başlıyordu ve ücretsiz değildi;bu nedenle erkek çocukların çoğu yalnızca temel eğitim alıyorlardı.Zengin çocukları 18 yaşına kadar okula devam edebiliyordu.
Okul çeşitleri
Üç çeşit okul vardı.Birincisinde erkekler grammatistes denilen öğretmenden okuma,yazma ve aritmetik öğreniyorlardı.
İkinci okulda,kitbaristes denilen öğretmenlerce şiir ve müzik öğretiliyordu.Erkekler şiir parçaları ezberlemek zorundaydar ve onlara lir ve kaval gibi müzik aleti çalmaları öğretiliordu.
Üçüncü okulda ,erkekler paidoritbes adı verilen öğretmenlerden dans ve atletizm öğreniyorlardı.Çocuklar gymnasiom denilen eğitim alanındaki beden eğitimi çalışmalarına ve yarışmalara katılıyordu.
Modern okulların geçmişi eski Yunanistan ve Roma'ya kadar uzanmaktadır. Fakat eski Yunanistan'da bile öğretim üyelerinin çocuklara tek tek ders verdikleri bir dönem vardı .Söz konusu okullarda çocukların gençlerin topluca ders aldıkları "sınıf diye bir yer yoktu. Daha sonraları,eski Yunan bilgeleri filozofları belirli çevrelerde yerleştiler .Ders vermek amacıyla dolaşmaktan vazgeçtiler .Şimdiki anlamıyla okula yakın kurumlar açtılar. Büyük Yunan Filozofa Eflatun devamlı olarak üç dört yıllık süreyle kurslar halinde ders verdiği bir yer kurup,bunu "Akademi" diye isimlendirdi. Bu "okul" daha ziyade askeri amaçlar için olan bir jimnazyumdu.Bir süre sonra Aristo da halka açık başka bir jimnazyum olan "liseum" da kendi okulunu açtı. Nitekim ,okul karşılığı Almanca "gymnasium" Fransızca "lycee" deyimi ve İskoç dilinden kökenli "academy" Eflatun ve Aristo'nun açtığı kuruluşlardan gelmektedir.

Okul fikrinin temeli
Şehir Devletleri
Yunanlar politik birimlerini olduğunca küçük tutmayı tercih ediyorlardı, en büyük şehir devleti olan Athina’nın yurttaşları bile birkaç bini aşmıyordu.Her polis surlarla çevrilmiş ve etrafında kırsal akropolis (yüksek bir tepe) ve agora (alışveriş-buluşma yeri) bulunuyordu.


Kölelik
Yunan toplumu iki ana kesimden oluşuyordu: Özgür erkekler ( ve onların eşleri ile aileleri) ve köleler. Köleler yasal hakları olmayan ve özgür kişilere ait olan işçilerdi.Çoğu sahipleriyle beraber ailenin bir üyesiymiş gibi yaşıyordu, ancak çok nadiren özgürlüklerini kazanabiliyorlardı.
Yönetim
Yunan şehir devletlerinin çoğu aristokratlar tarafından yönetiliyordu.Aristokratlar bazen, eğer çok popüler değillerse, kendilerinin yerineyönetim için saygı duyulan, önemli insanları seçiyorlardı (Oligarşi).
Ticari etkinlikler arttıkça tüccarlar ve zanaatçılar zenginleştiler vearistokrasiye karşı gelmeye başladılar; politikada kendilerine yer talep ettiler.Bu, farklı sosyal gruplar arasında sık sık ayaklanmalara neden oldu.
Tiran
Barışı getirmek için insanlar bazen bir kişinin tek başına yönetmesine razı oluyorlardı. Bu liderlere tiran deniyordu.MÖ 621’de Atina halkı kendilerini yönetmesi için Drakon adlı bir kişiyi atadılar. Drakon bir dizi çok katı yasayı yürürlüğe koydu. Yiyecek çalmak gibi ufak suçlar bile ölümle cezalandırılıyordu.
Solon
MÖ 594 yıllında Solon adlı bir aristokrak iktidara geçerek bazı halkçı
reformlar gerçekleştirdi.Fakirler için yiyecek sağladı, kişinin borçlarından dolayı köle olarak satılması uygulamasına son verdi ve şehirle ilgili konularda yurttaşlara söz hakkı tanıdı. Ancak bu durum herkesi mutlu etmedi. Solon Atina’yı terk etmeye zorlandı ve yeniden huzursuzluk hakim oldu.

Daha sonra, MÖ 508’de Kleisthenes adlı bir aristokrat başa getirildi ve demokrasi olarak bilinen yeni bir yönetim sistemini başlattı.
Yurttaşlar ve Metoikoslar
Atina’da özgür kişiler de belli bir süre ikiye ayrıldı: Yurttaşlar (Atina doğumlular) ile Metoikoslar (Atina doğumlu olmayanlar - Yabancılar)
Yurttaşlar politikada yer alabiliyorlardı ama yani sıra orduda hizmet etmeleri, memur olarak görev yapmaları ve jüri hizmeti için gönüllü olmaları bekleniyordu. Metoikoslar ise vergi ödemek ve orduya hizmet
etmek zorundaydılar, ancak mülk sahibi olamıyorlar ve politikaya giremiyorlardı.
Sparta
SPARTA
Bir Dor topluluğu, MÖ 10.yüzyılda Yunanistanı'n güneyindeki Lakonia'da bulunan ve sonradan güçlü bir devletin merkezi haline gelen Sparta'ya yerleşti. Spartalılar kısa süre içerisinde sertlikler ve askeri kuvvetlerinin şöhretleriyle anılmaya başladılar. Yerel halka
egemen olduktan sonra, MÖ 740 ila 720 yıllarında, Messenia'yı da ele geçirerek sınırlarını genişlettiler. Sparta zamanının en bütük Yunan şehirlerinden biriydi.
TİCARET:
Sparta sadece en büyük şehirlerden biri değil, ayrıca kendine yetecek kadar yiyecek
üretebilen verimli toprakları olan bir yerdi. Arkaik dönemin başında diğer Yunan devletleri ile
ticaret yapıyorlardı. Kumaş, kehribar ve fildişi gibi lüks ürünleri ithal ediyorlardı.
SPARTA TOPLUMU:
Sparta'da yaşayan insanlar sosyal sınıflara ayrılıyorlardı. Örneğin Sparta'da doğmuş olan erkekler yurttaş sayılıyorlardı. Tüm yurttaşlar orduda hizmet ediyor ve mecliste ele alınan
önemli konularla ilgili oy kullana biliyorlardı. Yaklaşık 9000 civarında yurttaş vardı ve dışarıdan gelenlerin, onların sınıfına katılmalarına asla izin vermiyorlardı.

Sparta egemenliğini kabul edenlerin varislerine PERİOİKOİ deniyordu. Bunlar, Sparta yurttaşı olmamalarına rağmen özgürdüler. Ticaret yapma, orduya katılma hakları vardı.

Sparta egemenliğine karşı gelenlere ise HELOT deniyordu. Helotlar bi bakıma köle gibiydiler ve toprakta çalışmaya zorlanıyorlardı. Ürettikleri ürünlerin büyük bir kısımını Sparta efendilerine vermeye zorunluydular. Spartalılardan daha çok helot olmasına rağmen, Spartalılar onlaron
ayaklanamayacak kadar güçlenemiyeceklerine eminlerdi.
ASKER DEVLET:
Spartalıların çözümü, kendilerini birinci sınıf asker devleti olarak yapılandırmak oldu. Her
erkek tam zamanlı bir asker olmalı ve kendini eğitim ve mücadeleye adamalıydı. Spartalılar
çok zor bir yaşam sürüyorlar ve dış dünyayla çok az iletişim kuruyorlardı.
SPARTA ZAYIFLIYOR:
Spartalıların erken başarosı uzun sürmedi. MÖ 668'de bölgedeki başka bir devlet olan Argos
ile yapılan bir savaşta yenildiler. MÖ 630'da isr 17 yıl süren Messenia ayaklanması başladı.
Bu durum Spartalıların hem halk üzerinde otoriteyi sürdürmek hem de kendilerini yabancı
istilasından korumak için önemli değişikliklerin yapılması gerektiğini anlamalarını sağladı.
İlk Demokratik Devlet
Arkaik Dönem’in sonunda bazı Yunan şehirleri başlarıda bulunan tiranlarını
devirerek yeni ve radikal bir yönetim getirdiler. Modern dünyadaki politik sistemlere model oluşturan bu yeni sistem, yunanca demos (halk) ve kratos (yönetim) sözcüklerinden oluşan demokrasiydi. Modern
demokrasilerin aksine sadece yurttaşların söz söyleme hakkı vardı.Kadınlar, köleler ve başka yerden gelip yerleşen erkeklerin böyle bir hakkı yoktu.
Atina Modeli
Athina sistemi, MÖ 508’de Atinalı bir aristokrat olan Kleisthenes tarafından başlatıldı. Kleisthenes her yurttaşın söz söyleyip oy kullanabildiği bir halk meclisi kurdu. Bu meclis her on günde bir Pnyks adlı
tepede toplanıyor ve Şehir Danışma Meclisi tarafından sunulan önerileri tartışıyordu.

Toplantının başlaması için mecliste 600 yurttaşın olması gerekiyordu. Daha az kişi olduğunda, daha fazla kişinin gelmesi için polis gönderiliyordu.
Perikles
Perikles Atina halkı tarafından çokça tutulan bir politikacıydı. Yaklaşık MÖ
443’ten itibaren politikada etkin rol aldı ve Akropolis’in yeniden inşasının sorumluluğunu üstlendi. MÖ 429’daki ölümüne kadar hemen her yıl
strategos seçildi
Memurlar
Atina halkı on kabileye ayrılıyordu. Şehir danışma Meclisi – her kabileden
50 kişi olmak üzere – 500 yurttaştan oluşuyordu. Kabileler Şehir Danışma
Meclisi’nde ve devletin günlük işlerinin yürütülmesinde sırayla görev
alıyorlardı.

Demokratik sistemin içinde en önemli memurlar, her bir kabileden yıllık
seçilen on ordu komutanının oluşturduğu strategoslar idi.Perikles gib çok
tutulan strategoslar çoğu kez yeniden seçiliyorlardı.

Yeni yıllık seçilen dokuz arkhon vardı, ancak onların görevleri politika
yapmaktan çok törenseldi. Atina hükümetinde önemli görevler bu üç
arkhon olanlardı.
PERSLER
MÖ 6. Yüzyılda, Batı Asya'nın parlayan yıldızı Perslerdi: Kendilerine bir imparatorluk kurarken,
Yunan şehir devletleriyle 50 yıl sürecek bir çatışmanın fitilini ateşlediler.

Persler kabaca bugünkü İran'ı kapsayan coğrafyada kurulan küçük Pers Krallığının halkını oluşturuyorlardı. Büyümeleri yakınlarındaki bir krallık olan Media'yı işgal ettimlerinde MÖ
550 yılında başladı. MÖ 485'te I. Dareios'un komutasında antik dünyanın en güçlü ve en geniş imparatorluğunu kurdular.

Yunanlarla ilk çatışmalara MÖ 546'da, Perslerin Anadolu'nun batısındaki Lydia Krallığına son vermeleri ve Anadolu'nun batı kıyılarındaki Ionia bölgesinde Yunan şehir devletlerini
egemenlikleri altına almaya başladılar.

Yunan şehir devletleri başlangıçta, MÖ 500-499'daki Ionia ayaklanmasına kadar fazla direnç göstermemişlerdi. Ancak bu ayaklanmada Athina ve Eritria'nın asker ve gemi desteğini aldılar.
Yunanlar Pers şehri Sardeis'i yıktılar, ancak Athina ve Eretria desteğini çekince ayaklanma da başarısız sonuçlandı.
MARATHON SAVAŞI:
Persler, Ionia'ya yardım eden Athina ve Eretria'yı asla affetmedi. MÖ 490 yılında Kral I. Dareios Eretria'ya karşı bir taarruz başlattı ve onları bozguna uğrattı. Daha sonra ordusu deniz yoluyla
Athina'nın kuzeydoğusundaki Maraton'a geldi.

Athinalılar ve müttefikleri 10.000 kişilik bir orduyla Persleri karlılamak üzere yola çıktı. Yunanlar sayıca az olmalarına rağmen kullandıkları üstün taktikler ve hoplitlerden oluşan falanksların
güçleri sayesinde muhteşem bir zafer kazandılar.

Bir koşucu zaferi haber vermek üzere 40 km uzaklıktaki Athina'ya gönderdiler. Haberi verdikten hemen sonra tükenmiş bir halde yere yığılıp öldü. Modern maraton yarışlarI adını bu olaydan almıştır.
İKİNCİ İSTİLA:
Kral I. Dereois Maraton Savaş'ımdan kısa bir süre sonra öldü, fakat Perslerin aldığı yenilgi oğlu Kserkes'in aklından çıkmıyordu. MÖ 480 yılında, Yunam topraklarına başka bir saldırı düzenlendi ama bu sefer karadan. Kserkes Asya ile Avrupayı ayıran Çanakkale Boğazı'nı geçebilmek için mühendislere gemilerden oluşan iki devasa köprü inşa ettirdi.

İlk karşılaşma Thermopylia isimli dar bir dağ geçidinde gerçekleşti. Başllangıçta küçük Yunan
ordusu Perslerin ilerleyişini durdurabildi. Fakat bir Yunan hain Perslere geçidin çevresindeki gizli yolu gösterdi.

Çıkış için hiç bir yol olmadığını anlayan Spartalı komutan Leonidas az sayıdaki bir kuvvetle kalıp savaşarak ölüme yürüdü ve böylece geri kalan Yunan ordususun kaçmasını sağladı. Bu, antik
tarihteki en ünlü kahramanlık örneklerinden biriydi.

Persler daha sonra savunmasız Athina'ya yürüdüler. Zaferle coşmuş bir şekilde şehre girdiler. Akropolis'i yağmaladılar ve ateşe verdiler.
Atina'nın yerle bir edilişi Persler karşısında Yunanlara puan kaybettirdi. Ancak, Persler karada zaferlerini kutlarken denizdeki tehlikeden habersizlerdi.
SALAMİS SAVAŞI:
Atinalı politikacı Temistokles kendilerinin Perslere karşı en büyük şanslarının denizde olacağınıanladı. Bu nedenle, Atinalıları bilinçli olarak savunmasız bıraktı ve Pers filolarına denizde, Salamis Adası ile Yunan anakarası arasındakş dar geçitte tuzak kurdu. Yunan filoları sayıca az olmalarına rağmen çeviktiler ve Persleri şaşırttılar. Dar sularda tuzağa düşen ve hareket edemeyen Pers gemileri yok edildi.
İSTİLA SONA ERİYOR:
MÖ 479 yılında Yunanlar Spartalı komutan Pansanias'ın liderliğinde çok büyük bir ordu kurdular
ve Plataea adlı yerde Persleri yendiler. Bu sırada Yunan kuvvetleri Batı Anadolu kıyısındaki Mykale'de demirlenmiş olan Pers filosuna saldırdı ve tüm gemileri yaktı. Pers istilası bu şekilde sona erdi.
DALOS'TA TOPLANTI:
Yunanlar Perslerin yeniden saldırmasonın an meselesi olduğuna inanıyorlar ve buna hazırlıklı
olmak istiyorlardı. MÖ 478'de, Atina ve müttefiklerinin temsilcileri Ege'de bir ada olan Delos'ta
buluştu ve sorunu tartıştılar. İlerideki olası bir Pers saldırısına karşı Delos birliğini kurdular. Müttefikler herhangi birinin toprağına yapılacak bir saldırıda gemi ve para tedarik edeceklerine söz verdiler.
SAVAŞ BİTTİ:
Bundan sonra da Yunanlar ve Persler Akdeniz'in çeşitli bölgelerinde çatışmaya devam ettiler. Mısır, Kıbrıs ve Ionia her iki tarafın savaş alanlaro haline geldi. Daha sonra MÖ 449 yılında, Yunanlar ve Persler nihai bir barış antlaşması yaptılar.
PERS DÜŞÜYOR:
Bu dönemde Pers İmparatorluğu halihazırda düşüşe geçmiş bulunuyordu. Kral Krkeses MÖ
465 yılında öldürüldü ve ondan sonra gelen krallar pek güçlü olmadıklarından imparatorluğu istikrarsızlığa sürüklediler. Perslerin gücü zayıflarken Yunanların gücü artıyordu.

Bir zamanların tek gücü olan Pers İmparatorluğu MÖ 330'da, antik dünyanın sonraki muhteşem
fatihi Makedonya Kralı Büyük İskender tarafından yıkıldı.
TRUVA SAVAŞI
ilyada
İlyada , Homeros'un Troya Savaşı'nı anlatan destanıdır. Yunanca'da Odise ile birlikte en eski edebiyat olduğu düşünülen epik bir şiirdir. Eldeki veriler ışığında Homeros tarafından MÖ 7. ya da 8. yüzyıl'da yazıldığı düşünülmektedir.

Homeros, "İlyada"sında Troya Savaşı'nın tamamını anlatmamaktadır. 24 bölüm ve 16.000'den fazla dizeye sahip olan İlyada, Troya Savaşı'nın dokuzuncu yılında 51 günlük bir dönemi anlatmaktadır. Destan Akhilleus'un öfkesi ile açılır ve Hektor'un cenazesi ile sona erer. Destan söz konusu 51 günlük kısmı kapsamakla beraber, bu dönemin öncesi ve sonrasıyla, savaşın çeşitli merhaleleriyle ilgili birçok olaya atıfta bulunmaktadır. Sözlü gelenekten yazıya nasıl geçtiğini bilemediğimiz gibi, metinde geç dönemde yapılan değişikliklerin kesin amacını kestirmek de güçtür. Ama Homeros bir savaşın "toprağı bereketli Troya"da geçtiğini söylemektedir.
Odysseia ya da Odesa Homeros'un ünlü destanlarından biridir.

Odysseia'nın MÖ 800 ila 600 yılları arasında yazıldığı düşünülmektedir. Manzum eser İlyada'nın devamı niteliğindedir ve Yunan kahraman Odysseus'un Truva'nın düşüşünden sonra vatanı İthaka'ya yaptığı maceralarla dolu uzun yolculuğu anlatır. 10 yıl süren savaştan sonra Odysseus'un İthaka'ya dönmesi 10 yılını alır.
ODYSSEİA
AKALAR
Akalar (Akhalar) Homeros'un İlyada'da ve Odysseia'de eski Yunan halkları için kullandığı isimdir.
Tarihte Akalar, Mora'nın kuzey merkezinde bulunan Akhea denilen bölgenin yerleşikleridir. MÖ 1600 yıllarında Mora'ya Aka istilası başladı. MÖ 1200 yıllarına gelindiğinde Girit, Çanakkale ve Rodosu istila ettiler Ege Denizinde söz sahibi oldular. Homeros'a göre Danoalar ve Argoslarla birlikte Truva savaşında 1000 gemilik bir donanma ile kuşatmayı yapanlardır. Savaş Tanrıçası Athena'dan yardım istedikleri, onun yardımıyla savaşı kazandıkları İlyada efsanesinde anlatılmıştır. Ayrıca bu savaşta Aşil adıyla bilinen yenilmez olduğuna inanılan bir savaşçıdan bahsedilmektedir. Aşil'in Truvalılar tarafından topuğundan ok ile vurularak durdurulabildiği anlatılır. Bu yükselme devresi sonunda Akalar, daha sonra Anadolu ve Suriye ile ticari ilişkilere girdiler. Sonraları daha modern, demirden yapılmış silahlar kullanan Dorlar Mora Yarımadasına gelince Akalar direnemediler ve Mora'nın kuzeyine göç edip orada askeri iddiası olmayan, tarım yapan bir topluluk olarak varlıklarını sürdürdüler.

Arkeolojik bulgular Akaların yaşadığı bölgede MÖ 13. yüzyıla kadar Mikenler'in yaşadığını ortaya koymaktadır. Homeros'a göre, Kuzeyden gelen Aka kabileleri, Miken kralları ile hanedan evlilikleri yoluyla ilişki kurmuş, daha sonra Mikenlerin yerini almış, daha sonra ise Akaların yakın akrabaları sayılan Dorlar tarafından yıkılmışlardır.
Mikenliler
MÖ 1600’lerde Yunan anakarası Mikenler adında bir halkın egemenliğine girdi. Mikenler adı, ilk kültürel kalıntılarının bulunduğu Mykenai şehrinden geliyor.

Mikenler ayrı şehirler etrafına kurulan krallıklardı. Bu şehirler hiç bir
zaman birleşmedi ancak ticaret sayesinde dil ve yaşam tarzını paylaştılar.

Mikenlerin nerden geldiğine dair kesin bir bilgi yok ancak Orta
Avrupa’dan gelmiş olmaları olası görülüyor ya da daha öncesinden beri
Yunanistan’daydılar.

Mikenler çoğunlukla koruma amaçlı olarak yüksek yerlerde kurdukları
surlarla çevrili şehirlerde yaşadılar. Önemli binalar akropolislerde
bulunurdu. İnsanlar akropolisin duvarlarının dışında bulunan aşağı şehirde yaşıyordu.
Ticaret
Saray, Girit’te olduğu gibi adanın ekonomik yaşamının odağındaydı.
Zanaatçıların ürünleri ve tarımdan elde edilenler Girit çevresine dağıtılmak
ve ihraç edilmek üzere akropoliste depolanıyordu.

Mikenle başarılı tüccarlardı. Başlarda Minosluların müthiş rekabeti
vardı ama daha sonra Mikenliler Girit’I işgal etti ve Minos ticaretini ele
geçirdiler. Doğu Akdeniz boyunca (Anadolu ve Lübnan) ticaret mevzilerine
hakimdiler. Ancak aynı zamanda İskandinavya ve Afrika’dan da mal ticareti
yapıyorlardı.
Din
Mikenlerin dini inanışları Minoslulara çok beniyordu. İki kültürde de
ölümden sonraki yaşama inanılıyor ve tanrıçaları tanrılardan daha değerli
görüyorlardı.
Miken Yazısı
Mikenliler, Linear B (veya Çizgi yazısı B) denilen bir yazı oluşmuşturlardı.
Bu yazıyı Minos yazısı forumunu benimseyerek oluşturmuşlardı.

Mikenliler bir tür erken dönem yunancası konuştukları için bulunan
tabletler okunabilmişti.
Milattan önce sekizinci yüzyılda İzmir'de ya da Sakız Adası'nda yaşadığı sanılan Homeros, Yunan duygu ve düşüncesinin ilk ürünleri olan İlyada ve Odysseia adlı destanların derleyicisidir. Troya (Truva) Savaşı'na ilişkin efsaneleri toplayan İlyada adlı eserinde, eski Yunanlıların gelenek ve görenekleri, dini ve felsefi inançlarıyla Çanakkale'nin tarihi coğrafyası hakkında önemli bilgiler bulunmaktadır.
HOMEROS
Savaşta Kullanılan Araçlar ve Eşyalar
MİTOLOJİ
FİLOZOFLAR
(Resim Sokrates'ın savunmasının betimlemesidir.)
YUNAN FELSEFESİ
Antik Yunan'da felsefe basitçe dünyanın nasıl işlediğini açıklamaya çalışmak, insanların nasıl hareket etmesi ve toplumsal düzenin nasıl işlemesi gerektiğine karar vermeye çalışmak anlamına geliyordu (Yunanlar için "Bilme Aşkı"). Elbette; filozofların her birinin kendine özgü fikirleri vardı. Zaman ilerledikçe, felsefede farklı sistemler ortaya çıktı.
İlk Düşünürler:

Yunan felsefesi Miletos'lu Thales'in, tüm evrenin sudan oluştuğu teorisini geliştirdiği Ionia'da MÖ yaklaşık 600 yılında başladı. Su, nesneler, bitkiler, hayvanlar ya da insanlar biçiminde görünebilirdi, ancak bunların hepsi özünde sadece suyun farklı türleriydi.

Thales'ten sonra, Anaksimandros (MÖ 610 - 545) her şeyin sudan değil Apeiron adında bir güçten meydana geldiğini söyledi. Anaksimandros'un başka fikirleri de vardı; dünyanın davul şeklinde olduğunu ve yaşamın, balçığın Güneş tarafından (buhar ve nemle) harekete geçirilmesiyle başladığını söylüyordu. Başka bir filozof Anaksimenes her şeyin özünün hava olduğunu öne sürdü.

Bu ilk düşünürlerin hepsinin birleştikleri bir nokta vardı; hepsi evrenin hangi tözden ve nasıl oluştuğunu bulmaya çalışıyordu.

Pythagoras (Pisagor):

Pythagors hem bir filozof hem de bir dini liderdi. İnsanların öldükten sonra başka bir insan veya bir hayvan olarak yeniden döndüğüne inanıyordu. Diğer yandan bilimsel fikirleri de vardı; Dünya'nın bir küre olduğunu ve matematik kuralları ve sayılar arasındaki ilişkilere göre düşünüyordu.

Elea Okulu
Anaksimandros'u izleyen birçok filozof evreni meydana getiren güçle ilgili fikirler ürettiler. Ksenophanes onu biir tanrı gibi gördü. Parmenides görülen değişimlerin sadece göz yanılması olsuğunu düşünüyordu; evrenin aslında sabit ve değişmez bir yapısı vardı. Onun takipisi Zeno birçok farklı şeyin var olmasının imkansız olduğunu öne sürdü. "Şey"ler aynı evrenin farklı görünümleriydi. Zeno ve Parmenisdes İtalya'daki Elea'da yaşadığı için bu yaklaşıma Elea Okulu denildi.

Elementler, tohumlar ve atomlar:
Bazı filozoflar Elea Okulu'na şiddetle karşı geliyordu. Empedokles'e göre (MÖ 495 - 435) evren tek bir tözden değil, dört elementten oluşuyordu: Hava, toprak, ateş ve su. Farklı bir düşünce de Anaksagoras'a (MÖ 500-428) aitti. Ona göre evren farklı özleri olan küçük "tohum" lardan oluşuyordu. Leukippos (MÖ 5. yüzyıl) ve Demokritos'a (MÖ 460-357) göre evren görünmez aromlardan meydana geliyordu. Bu filozoflar bazen atomist ya da pluralist olarak anılırlardı.



Sokrates:

MÖ 5. yüzyılda Atina'da Sokrates (MÖ 469-399) yeni nir felsefi görüş ileri sürdü. "İyilik" anlamına gele arete ile ilgileniyordu. Başka insanları iyilik anlayışlarını sorguladığı toplantılar düzenledi. Aynı zamanda iyiliğin insanı mutlu ettiğine inanıyordu. Fakat Sokrates, politikacıları sorduğu sorular ile kaygılandırdı ve idam edildi. Ölümünden sonra öğrencileri onun fikirlerini kaleme aldılar ve diğer insanlara ulaşmasını sağladılar. İyi ve kötünün ne olduğu üzerine tartışma etik (töre bilimi) olarak bilinegeldi.

Platon:
Platon (MÖ 429-347) Sokrates'in bir öğrencisiydi ve yavaş yavaş kendi fikirlerini geliştirmeye başladı. Sokrates gibi o da iyiliğin doğasıyla ilgileniyordu. Devletlerin, iyiğiliğin ne demek olduğunu diğer insalardan çok daha iyi bile filozof-krallar tarafında yönetilmesi gerektiğini düşünüyordu. Platon, ayrıca idealar kuramıyla ünlüdür. Her şeye ait ideal olanın "İdeallar Dünyası" nda mevcut olduğunu söylüyordu. Sandalye, köpek veya insan gibi gerçek şeyler asla bunların ideaları kadar iyi olama, fakat insanlar felsefe ile idealara yaklaşabilirler.


Aristoteles:
Aristoteles (MÖ 384-322) Platon'un öğrencisiydi, fakat inanmadığı fikirleri yüzünden onunlar ters düştü. Ancak o da insanların felsefi düşüncelir özümseyebilmek için iyiliğe aklın, yani nous'un güçüyle ulaşabilceğine inanıyordu.
ANTİK YUNANDA BİLİM,MATEMATİK VE MUCİTLER
En eski yunan bilimi
Eski yunan bilginler."bilgi aşığı" anlamına gelen filozof adıyla bilinirlerdi.Bugün felsefe olarak adlandırdığımız alandan ayrı olarak matematik,biyoloji,gökbilim,coğrafya gibi bilim alanlarında da araştırmalar yapmışlardır.Araştırmalarına yardım edecek olabildiğince çok bilgiyi özenle toplamışlardır.
Miletoslu Thales
İlk önemli Yunan bilim okulu doğu Akdeniz'de çıktı.Okulun en etkili filozoflarından biri Thales'ti.

Bir matematikçi ve gökbilimci olan Thales,her şeyin maddesinin su olduğunu,bir disk niçiminde olan Dünya'nın da suda yüzdüğünü söylüyordu.İnsanın kafasını karıştıran olaylara,doğada olup bitenlere bakarak bir açıklama getirmeye çalışan Thales'in yaptığı çok önemlidir.
Pythagoras:
Phytagorasçıların evren hakkındaki fikirleri iki temel düşünceye dayanır:Evrende sayıların önemli olduğu ve hr şeyin bir denge içinde olduğu düşüncesi.Bunun için,dünyanın da küre biçiminde olduğuna inanıyorlardı.
Phytagoras aynı zamanda mateatik alanında da çalışmalar yapmış ve günümüzde kullandığımız geometrik teorileri bulmuştur.
ARCHİMEDES
Antik dünyanın ilk ve en büyük bilim adamı olarak kabul edilir.
Bir hamamda yıkanırken bulduğu iddia edilen suyun kaldırma kuvveti bilime en çok bilinen katkısıdır. Bu kuvvet cismin batan hacmi, içinde bulunduğu sıvının yoğunluğu ve yerçekimi ivmesinin çarpımına eşittir.
Arşimet'in mekanik alanındaki icatları ve prensipleri
Arşimet'in mekanik alanında yapmış olduğu buluşlar arasında bileşik makaralar, sonsuz vidalar, hidrolik vidalar ve yakan aynalar sayılabilir. Bunlara ilişkin eserler verilmemiş, ancak matematiğin geometri alanına, fiziğin statik ve hidrostatik alanlarına önemli katkılarda bulunan pek çok eser bırakmıştır.
İlk defa denge prensiplerini ortaya koyan bilim adamı da Arşimet'tir.
1.Eşit kollara asılmış eşit ağırlıklar dengede kalır.
2.Eşit olmayan ağırlıklar eşit olmayan kollarda aşağıdaki koşul sağlandığında dengede kalırlar: f1 x a = f2 x b

Bu çalışmalarına dayanarak söylediği "Bana bir dayanak noktası verin Dünya'yı yerinden oynatayım." sözü yüzyıllardan beri dillerden düşmemiştir.
ARŞİMET'İN GEOMETRİ TEORİLERİ
Geometriye yapmış olduğu en önemli katkılardan birisi, bir kürenin yüzölçümünün 4\pir2 ve hacminin ise 4/3 \pir3 eşit olduğunu kanıtlamasıdır.
Arşimet, kendi adıyla tanınan “sıvıların dengesi kanununu” da bulmuştur. suya batırılan bir cismin taşırdığı suyun ağırlığı kadar kendi ağırlığından kaybettiğini fark ederek hamamdan "eureka" (buldum, buldum) diye haykırarak çırıl çıplak dışarı fırlaması, onunla ilgili en çok bilinen bir hikayedir. Söylendiğine göre, bir gün Kral II Hieron yaptırmış olduğu altın tacın içine kuyumcunun gümüş karıştırdığından kuşkulanmış ve bu sorunun çözümünü Arşimet'e havale etmiştir. Bir hayli düşünmüş olmasına rağmen sorunu bir türlü çözemeyen Arşimet, yıkanmak için bir hamama gittiğinde, hamam havuzunun içindeyken ağırlığının azaldığını hissetmiş ve "evreka, evreka" diyerek hamamdan fırlamıştır. Arşimet'in bulduğu şey; su içine daldırılan bir cismin taşırdığı suyun ağırlığı kadar ağırlığını kaybetmesi ve taç için verilen altının taşırdığı su ile tacın taşırdığı su mukayese edilerek sorunun çözülebilmesi idi. Çünkü her maddenin özgül ağırlığı farklı olduğundan aynı ağırlıktaki farklı cisimler farklı hacme sahiptir. Bu nedenle suya batırılan aynı ağırlıktaki iki farklı cisim farklı miktarlarda su taşırırlar.
Full transcript