Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

AĞ TOPLUMU NEDİR?

No description
by

bilge gökçe

on 6 May 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of AĞ TOPLUMU NEDİR?

Ağ Toplumunun Özellikleri
Ağların gerçekte ne olduklarını ve nasıl işlediklerini anlayabilmek için bazı kendine has yapısal özellikleri olduğunu kabul etmemİz gerektiğini söyleyen Van Dijk, bu özellikleri yedi yasa bağlamında kategorize etmiştir.

Manuel Castells
Ağ Toplumunun Yükselişi(2003)

AĞ TOPLUMU

AĞ TOPLUMU NEDİR?
Ağ toplumu, temelde bir toplumun dijital kültürle bütünleşmis olmasını, bunun nimetlerini gündelik hayatına uygulayabilir hale gelmiş olmasını ifade eder.
Jan Van Dijk
Ağ Toplumu(1996)
Amitai Etzioni: Modernist Dönem-Modernlik Sonrası Çağ

Ralf Dahrendorf : Hizmet - Sınıflı Toplum

Daniel Bell: Endüstri Sonrası Toplum - Sanayi Ötesi Toplum

Peter F. Drucker: Kapitalist Ötesi Toplum - Bilgi Toplumu

Alvin Toffler: Üçüncü Dalga

Yoneji Masuda: Enformasyon Toplumu








İlkel toplum süresince, doğanın verdiğiyle yetinerek avcılık ve toplayıcılıkla beslenme ihtiyacını karşılayan insanlar, toprağı işleyip yerleşik yaşama geçmeye başladığında artık tarım toplumu niteliğini kazanmıştır. Tarımsal üretim önce yavaş sonra hızlı bir şekilde artışa geçmiş, insanlar geçimlik malların üretimi üzerine çalışmaya başlamıştır.
Sanayi öncesi bu dönemde, geleneksel tarım bilgisini kullanarak topraktan elde ettiği ürünle yaşamını sürdürmeye çalışan insanın üretim biçimi doğal ürünlere dayanmakla birlikte önemli ekonomik aktiviteler; çiftçilik,
madencilik, balıkçılık ve ormancılıktı. Ekonomik ve sosyal organizasyon, doğal kaynakların (özellikle toprak sahipliği) üzerine kuruluydu. Tercih edilen faaliyetler özellikle tarımsal üretim ve madencilikti.

TARIM TOPLUMU
SANAYİ TOPLUMU

ENFORMASYON TOPLUMU

Mal üreten bir toplumdur. Dünya akılcı ve teknik bir biçim aldığından, mal üreten makinalar önemli bir hale gelmekte ve zaman kavramı iş yaşamında önemli bir unsur olmaktadır. Böylece sanayi öncesi toplumdaki kas gücü yerini enerjiye bırakmakta, makineleşme sonucunda verim artmaktadır. Geçmişin zanaatkarlarından farklı olarak bir taraftan makineleşme, diğer taraftan işlerin organizasyonu işçi ile mühendis arasında mesleki farklılaşmayı doğurmaktadır. Uzmanlanmış ve düzenlenmiş bir toplum yapısı ortaya çıkmakta, hiyerarşi ve bürokrasi yoğun olarak yaşanmaktadır. Bireyin değil sahip olunan rollerin önemli olduğu bu toplumda, üretimin maximizasyonu ve optimizasyonu hedef alınmakta dolayısıyla temel birim birey olmaktadır.
Sanayi toplumundan gelen standart tüketim kalıpları, geniş ve istikrarlı
bir pazarın varlığını gerektirmekteydi. İkinci Dünya savaşı sonrası oluşan
koşullarla birlikte verimlilik düzeyinde karşılaşılan sorunlar, Fordist sistemin
yerini esnek üretim sistemine bırakmasına yol açmıştır. Esnek üretim sisteminin
temelini oluşturan teknolojileri, sayısal denetimli tezgah teknolojisi, malzeme
taşıyıcıları teknolojisi ve sistem elemanlarının birbirinden haberdar olmasını
sağlayan enformasyon teknolojisi olarak sınıflandırabiliriz.
Üretimdeki esneklik, karar alma sürecindeki hız ve yaratıcılığı esas alan sistem, ilerleme için bilgiyi hedef seçen bir sürecin önünü açmıştır. Esas aldığı ilkeler bakımından bu tip
piyasa, riskli ama oldukça karlı bir piyasadır.
Sanayi döneminin, devasa fabrikalarda gerçekleştirilen maddi üretim
üzerine kurulu yapısı, yerini temelini bilgi ve koordinasyonun oluşturduğu
otomasyon sürecine bırakmıştır. Düşünce ve hızın ağırlık kazanması ve imalatla
sunum arasındaki sürenin kısalmasıyla müşterinin isteklerine anında cevap
verebilecek bir sistem kurulmuş ve ürünün raf ömrü kısalmıştır.

Ekonomik Yapıdaki Dönüşüm
D. Belle göre, post-endüstriyel toplumunun ilk özelliğini malların üretiminden hizmetlere yönelik olarak belirtir. Aslında hizmet sektörü bütün ekonomilerde mevcuttu; ancak endüstri öncesi
toplumlarda öncelikle domestik hizmetler söz konusu iken, endüstri toplumlarında ise taşımacılık, finansal hizmetler gibi alanlarda malların üretimine “yardımcı” niteliktedir. Oysa endüstri sonrası toplularda esas önemli nokta eğitim, sağlık, sosyal hizmetler gibi insani hizmetler ile bilgisayar, sistem analizi ile bilimsel araştırma ve geliştirme gibi
mesleki hizmetler alanında yoğunlaşmaktadır. Nitekim endüstrileşmiş ülkelerdeki ekonomik faaliyetlere baktığımız zaman, bu ülkelerde geleneksel demir çelik, otomobil, tekstil, makine imalatı gibi endüstrilerde kriz yaşanmasına rağmen bilgisayar, elektronik, biyokimya, uzay gibi bilgi/enformasyon ağırlıklı yeni endüstriler hızla
gelişmektedirler.

Yükselen Yeni Sınıflar
Yeni toplumlarda insanların çalıştıkları yer değil aynı zamandan yaptıkları işlerin türü de değişmektedir. Endüstrileşme sürecinde daha önceki toplumun temsilcileri olan sınıflar ortadan kalkmış ya da eski güçlerini yitirmiş ve yerine endüstri toplumunun temsilcileri olan sosyal sınıflar yükselmişse, post-endüstriyel dönüşüm sürecinde de yeni sınıfların yükselişi dile getirilmektedir.

Bilindiği gibi endüstri toplumlarında yarı vasıflı işçiler çalışan sınıf içinde en
kalabalık grubu oluşturmuşlardır. Hizmet sektörünün gelişmesiyle de eğitim, idare ve
büro işlerinin artışıyla da beyaz yakalı işçilerin yapacakları işlerin sayısında çok büyük artışlar ortaya çıkmıştır. 1956 yılına gelindiğinde ilk defa beyaz yakalılar, endüstri uygarlığı içinde mavi yakalıların sayısını geçmiştir; 1970 yılında ise bu oran beşte dördünden fazladır. Ancak çok daha anlamlı bir başka değişme ise bilim adamları, teknisyenler, mühendisler, öğretmenler, tıp personeli gibi “teknik ve profesyonel sınıfın” sayısındaki artıştır. 1940 yılında 3.9 milyon olan teknik ve profesyonel sınıfın sayısı 1964 yılında 8.6 milyona yükselmiştir. Daha sonraki yıllarda ise post-endüstriyel toplumun kalbi olan bu sınıf hızla yükselişini sürdürmüştür

Bilginin Artan Rolü
Endüstri sonrası toplum teorilerinin öncü isimlerinden olan D.Bell gelmekte olan toplumun yeni paradigmasının teorik bilgi olduğunu vurgular.
Bilindiği gibi endüstri toplumu, malların üretimi için makinelerin ve insanların
koordinasyonuna dayanır. Oysa yeni toplum bilgi etrafında örgütlenmektedir.
Enformasyon Teknolojileri
Endüstri toplumunun doğuşunda nasıl buhar makinesi, elektrik, içten yanmalı motorlar gibi enerji teknolojisi büyük rol oynamışsa, enformasyon ve iletişim teknolojileri de post- endüstriyel toplumun doğuşunda aynı role sahiptir. O, toplumu iki şekilde değiştirmektedir. Birincisi yeni malların üretiminde ve hizmetlerin yerine getirilmesinde yeni imkânlar sağlamaktadır. İkinci olarak teknoloji verimlilik üzerindeki etkisiyle hayatımızı değiştirmektedir.

Post-endüstriyel dönüşüm sürecinde temel dinamiklerden birisini oluşturan
bilgisayar teknolojisi, bir yandan zihinsel emeğin yerini tutarak, diğer yandan ise insanın zihinsel emeğinin çerçevesini genişleterek, yaşanan değişime önemli bir faktör olarak damgasını vurmuştur.

Ağ artikülâsyonu yasası:

Ağ toplumunda sosyal ilişkiler, bağlantılı oldukları sosyal unsurlara nazaran etki kazanmaktadır. Diğer bir ifade ile düğümler bağlantılı oldukları düğümlere oranla daha fazla önem kazanmaktadır.

Ağın dışsallığı yasası:
Ağlar, ağın dışındaki nesneler ve kişiler üzerinde etkiye
sahiptir. Bir ağa ne kadar fazla insan dâhil olursa, o ağa daha fazla insanın katılımı
olasıdır. Dolayısıyla dışarıdakiler açısından ağa dâhil olma konusunda bir baskı
olacaktır.

Ağın genişleme yasası:
Web gibi ağlar genişlemeye başladığında sürekli büyüme
eğilimindedir. Bunun bir sonucu olarak ağ unsurları gözetimi yitirmekte ve birbirine
erişimde eskiye oranla sıkıntı yaşamaktadır. Bu problemi çözmek amacıyla arama
motorları, portallar ve sosyal ağ siteleri gibi araçlar önem kazanmaktadır.

Küçük dünyalar yasası:
Büyük ölçekli ağlarda birçok unsur birbiri ile komşu değildir. Bununla birlikte yine de küçük bir dünya yaratarak birkaç adımda neredeyse diğer tüm birimlere ulaşabilmektedir. Ayrıca birbirine sıkı bağlarla bağlı kümeler şeklinde gruplanan birimler, başka kümelerdeki diğer kişilere zayıf bağlar ile ulaşmaktadırlar. Kısaca bu yasa dünyamızın neden web ve diğer iletişim ağlarını kullanarak her zamankinden daha fazla birbirine bağlı ve etkileşim içinde
olduğunu açıklamaktadır.

Dikkat kısıtı yasası:
Temelde ağ bünyesindeki herkes ağdaki diğer herkese
bağlanabilmekte ve onlarla iletişim kurabilmektedir. Bununla birlikte okumak,
dinlemek ve izlemek konusundaki zaman yetersizliği dikkat kısıtını beraberinde
getirmektedir. Web üzerinde daha fazla insan içerik ürettikçe de, kişilerin ortalama
izleyicileri (takipçileri) sayıca az olmaktadır.

Ağ içinde güç yasası:
Büyük ve ölçeksiz ağlarda; birçok unsur yalnızca birkaç
bağlantıya sahipken, hâlihazırda birçok bağlantıya sahip unsurlar daha fazla yeni
bağlantıya sahip olma şansına sahiptir. Sistemin işleyiş yapısı sürekli bir şekilde
bağlantıların genişleyişi, tercihli ekleme ve yayılma üzerinde şeklindedir.

Yönelimleri artıma yasası:
Ağlar ilişkiler üzerine kurulu yapılardır ve mevcut
sosyal ve yapısal yönelimleri arttırma eğilimindedir. Enformasyon ve iletişim
teknolojileri gibi teknoloji ağları ve bilgisayarlar kullanıldığında, etkiyi arttırıcı araçlar
olarak görev yapmaktadırlar.

Ağ kavramı sosyolojik anlamıyla bir veya birden fazla toplumsal ilişkiyle birbirine
bağlanmış, dolayısıyla toplumsal bir bağ oluşturan bireylere gönderme yapmaktadır.
Bu açıdan bakıldığında toplumsal ilişkilerin var olduğu günden bugüne kadar ağ olgusu sosyal hayatın bir parçası olarak değerlendirilebilir.

Ancak, günümüzde özellikle de enformasyon teknolojilerinin gelişme göstermesiyle
birlikte yeni bir sosyal organizasyon türü ortaya çıkmıştır. Ağlarla örülü bu organizasyonun
adı ‘Ağ Toplumu’dur. Bu toplumun ağ kavramı ile özdeşleştirilmesi ya da
birlikte anılması, onun ağ temeli üzerine kurulmuş (sosyal, ekonomik, politik) ilişkileri,
yoğun bir şekilde kullanıyor olmasından kaynaklanmaktadır.
Ağ, birbirleriyle baglantılı dügümler dizisidir. Düğüm bir büklümün kendi kendini kestiği noktadır. Düğümün ne oldugu, hangi somut ağlardan bahsedildigine bağlıdır.
Küresel finansal akışlar ağında menkul kıymetler piyasalarıdır. Avrupa Birliği’ni yöneten siyasi ağda, ülkelerin bakanlar konseyleri ve Avrupa Komisyonu üyeleridir. Enformasyon Çagı’nda kültürel ifadenin, kamuoyunun kökenlerinde yer alan yeni medyanın küresel ağında ise bu dügümler,
televizyon sistemleri, eglence stüdyoları, bilgisayar grafiği ortamları, haber ekipleri, sinyaller üreten, gönderen, alan seyyar aygıtlardır
.
Manuel Castells' e göre;
Mesafeleri ortadan kaldırarak toplumları birbirlerine yaklastıran, iç içe geçiren ve hatta
yeni toplumlar olusturan bilgi otobanları, isteyen herkesin elektronik bilgi merkezlerine
dünyanın neresinde olursa olsun ulasmasını saglamaktadır. Bundan dolayı, enformasyon teknolojileri çağdas toplumun şekillenmesinde aktif bir rol, belki de başrol oynar hale gelmişlerdir.
Metin, görüntüler ve seslerin, seçilmiş bir zaman diliminde, erişimin mali bakımdan
sorun olmadığı küresel bir ağda, çok farklı noktalardan etkileşimli olarak, açık bir biçimde bütünleşme potansiyeli, iletişimin karakterini tümüyle değiştirmiştir.
Degisen iletisim karakteri içerisinde de bilginin biçimi ve türleri degismis ve değişmeye devam etmektedir.
Manuel Castells ise ağ toplumunun maddi temellerini ise şu sekilde belirlemistir;
Enformasyonun temel alınması

Yeni teknolojilerin etkilerinin yayımı

Ağ kurma mantığı (Ağın dısında kalmanın cezası, ağın büyümesiyle büyür)

Esneklik (Örgütlerin gerektiginde kısmen ya da kökten değistirilmesi.)

Belli teknolojilerin son derece bütünleşmiş bir sisteme dönüşümünün yayılması
AĞ TOPLUMUNA ELEŞTİREL BAKIŞ
Manuel Castells

interaktif toplum dediği iletişimin internet aracılığıyla yarattığı yeni toplum biçimine yönelik internetin yeni cemaatlerin, sanal cemaatlerin oluşumundan yana mı olduğu, yoksa insanların toplumla ve “gerçek dünya” ile ilişkilerini bozarak bireyi yalıtılmışlığa mı götürdüğü sorusunu sormaktadır.
Baudrillard

içinde yaşadığımız çağı iletişim teknolojisinin gelişmesine bağlı olarak
hipergerçek çağ olarak tanımlamaktadır. Onun toplum tasvirinde teknoloji belirleyen değildir, bağımlı değişkendir. Baudrillard simülasyon çağı olarak adlandırdığı günümüz çağında medya, gerçeğin hipergerçeğe dönüşmesinde sadece bir araç görevi görmektedir. Ona göre bütün teknolojilerimiz gerçekliğin artan zayıflığından kaynaklanmaktadır.
Baudrillard

gerçek ve imge arasındaki sınırın kayboluşunu ve hipergerçeklik evrenine girilmesini iletişim teknolojilerine bağlamak yerine, bu teknolojilerin gelişmesini gerçekliğin zayıflığının artmasına bağlamaktadır. Dolayısıyla Baudrillard’a göre bütün iletişim biçimleri göstergelerin üretimi ve tüketimine dayalı olduğu için insanoğlu bütün toplumlarda bir sembolik ortam içinde var olmuştur ve bu nedenle de yeni iletişim sisteminin tarihsel özgüllüğü, sanal gerçekliği başlatması değil, gerçek sanallığı inşa etmesidir.
Teknolojinin insanın uzantısı olduğunu ifade eden
McLuhan
, yeni teknolojilerin insanların organlarının fonksiyonlarını da kuvvetlendirdiğine dikkat çekmiştir. Mikroskop ve teleskopun insan gücünün uzantısı olduğunu söyleyen McLuhan'a göre küresel elektronik ağ da buna benzemektedir.

Teknolojik determinizm kuramının altında yatan temel düşünce insanların
iletişiminin onların varoluşlarını şekillendirdiğidir. McLuhan'a göre kültürümüz nasıl iletişim kurduğumuza bağlı olarak şekillenmekte, iletişim teknolojisindeki bir buluş
kültürel değişime yol açmaktadır.

McLuhan

a göre bu yapıda modern insanın bütün işi; refahı yaratacak olan
enformasyon hareketliliği sonucu, öğrenmek ve bilmek, serbestçe ulaşabildiği
enformasyonu toplamak olacaktır. McLuhan bu altın çağda enformasyon toplamayı, ilkel toplumlardaki besin toplayıcılığına benzetmektedir.

Teknolojinin toplumsal dönüşümdeki rolü bağlamında
Herbert Marcuse
da eleştirel bir bakış
açısıyla teknolojinin tek boyutlu bir toplum yarattığını savunmuştur.
Marcuse'a göre ideal bir sistemde insanlar ve onların yarattıkları teknoloji gibi geniş
toplumsal yapılar arasında diyalektik bir ilişki bulunmakta; insanlar teknolojiyi
yaratmakta, kullanmakta, değiştirirken kendi ihtiyaçlarını karşılamakta ve kendini ifade
edebilmekte, bu sayede teknoloji ve dolayısıyla da insanlar gelişmektedir.
Ancak Marcuse ideal olan ile gerçek olan arasındaki farklılığa dikkat çeker ve kapitalizmde bu
ilişkinin tek boyutlu olmasından dem vurur. Ona göre mevcut yapıda insanlar tarafından
yaratılan teknoloji kapitalistler tarafından kontrol edilmekte ve sömürü aracı haline
gelmektedir. Böylece teknoloji tarafından kontrol edilen yönetilen insanlar körelmekte,
teknolojinin taleplerine uyma durumu devam ettikçe yaratıcılık ve bireysel özgürlük
yok olmakta, sonuç olarak eleştirel düşünme yetileri ortadan kalkmaktadır. Marcuse
sorunun çözümünün ise insanların teknoloji tarafından kontrol edildiği bir toplum
yerine insanların teknolojiyi kontrol ettikleri bir toplum yaratmakta yattığını ileri
sürer

Bilge Gökçe
Adorno ve Horkheimer

kitle iletişim araçlarının baskıcı bir yapıda olduğuna inanmaktadırlar. Bu araçlar egemen sisteme karşı geliştirilecek eleştirilere engel olurlarken kitlelerin egemen sistemle bütünleşmelerini de sağlamışlardır. Ayrıca teknolojik gelişmeler neticesinde kültür ve endüstri iç içe geçmiş; bu durum kültürünün bozulmasına sebep olmuştur. Aydınlanma eleştirel ve özgürlükçü olmak yerine aklın, bilimin kapitalist araçsal denetimine bağımlı hale gelmiş, pragmatizm rasyonaliteyi esir almıştır. Bürokrasi, teknoloji ve ideoloji insanı sınırlandırarak tüketici, pasif bir kitle yaratmıştır

Foucault

gözetim toplumuna vurgu yaparak yönetimselliklerin
değişen doğasıyla ilgilenmiş ve bunların insanlar üzerinde kontrol sağlayan pratik ve
teknikler olduğunu ortaya koymuştur. Foucault, panoptikon olarak tanımladığı ve
iktidar sahibinin bir grup insanın tümünü gözlemleyebilmesine fırsat tanıyan yapıda, bu
iktidar sahibi yapı içinde herhangi bir görevli olmasa dahi orada olma olasılığı ile
insanları belli şekillerde davranmaya itebilmektedir. Böylece güç sahibinin belirlediği
normalliğin derecesi norm olarak kabul edilmektedir.

Foucault'un bu görüşlerini savunanlar, internetin ve ağlar dünyasının bir sonucu olarak, enformasyon toplumundan giderek gözetim toplumuna evrildiğimizi ileri sürmektedir. İnternetin özgürlüklerin önündeki engelleri ortadan kaldırması gerektiğini ifade eden bu sava göre gözetim devlet ve sermaye sahipleri olmak üzere iki şekilde
gerçekleşmekte ve sürmektedir. Mevcut ve sürekli artan yasalar ile kullanıcıların internet üzerindeki her hareketi kayıt altına alınmakta, internet özgürlük alanı değil, tam tersine gözetim alanına dönüşmektedir. Baskılanan bireyler Foucault'un da fikirlerinde belirttiği gibi erk sahiplerinin normları bağlamında hareket etmekte, bu sanal dünyada
neyin normal, neyin anormal olduğuna bu erk sahipleri karar vermektedir. Gözetim toplumu üzerine eleştiri getirenlerin bir diğer hareket noktasını ise sermaye sahipleri oluşturmaktadır. Kullanıcıların internet üzerindeki hareketlerinin ticari amaçlı kaydı genel olarak bireye özel müşteri hizmetleri doğrultusunda olumlu olarak karşılansa da, bu duruma eleştirel yaklaşanlar özgürlüklerin kısıtlanması ve gözetim bağlamında eleştirilerini ortaya koyarlar

Walter Benjamin
mekanik yeniden üretimin egemen olduğu kapitalizmde orijinalliğin yok olduğunu, teknolojinin kültür ve sanat eserlerinin ruhunu yok ettiğini ifade eder. Bu doğrultuda oluşan eserler sıradan, standart ve rutin birer ürün halini almakta, diğer bir ifade ile bu ürünler herhangi bir yaratıcılık ve orijinallik içermemektedirler. Bu tür ürünler nedeniyle de kitlelerin bilinci ve belleği zayıflamaktadır.

Özetle eleştirel kuramcılar, giderek rasyonelleşen kültür, teknoloji ve eğitim
sistemlerinden oluşan ve insanları kontrol ederek Marcuse'un da ifade ettiği gibi daha da tek boyutlu hale getiren bir gelecek resmi çizerek geleceğe dair karamsar bir yapı ortaya koyarlar. Asıl ironik olan eleştirel kuramcıların demir kafes metaforu ile betimledikleri bu yapının kitleler tarafından benimsenmesi, bu kafesin keyifli ve rahat olarak algılanmasıdır.

sonuç:
Teknolojik gelişmişliğimiz ile toplumsal azgelişmişliğimiz arasında olağanüstü
bir uçurumun var olduğunu belirten Castells, ekonomilerin, toplumların ve kültürün;
büyük ölçüde kolektif yaratıcılığı sınırlayan, enformasyon teknolojisinin ürünlerine el
koyan, insanoğlunun enerjisini öz yıkım getiren çatışmalara saptıran çıkarlar, değerler,
kurumlar ve temsil sistemleri etrafında inşa edilmiş durumda olduğunu belirtir. Bununla
birlikte enformasyonun beslediği, meşruiyetin desteklediği bilinçli, amaçlı toplumsal
eylemle değişmeyecek hiçbir şeyin olmadığını ifade eden Castells; çözümü de yine
kendisi ortaya koyar.
Tüm dünyada insanlar bilgili, etkin ve iletişim içinde olursa,
girişimlerin toplumsal sorumluluklarını üstlenirlerse; medya mesaj değil de ulak haline
gelirse, siyasi aktörler demokrasiye olan inancı onarırsa; kültür deneyimle birlikte
yeniden inşa edilirse, doğayla uyum içinde yaşanarak kuşaklararası dayanışma ortaya
konarsa ve insanoğlu kendi içinde barışı sağlayıp iç benliğinin keşfine çıkarsa
sorunların çözümüne doğru yol alınacağını işaret eder.

Teşekkürler..
Ağ toplumu en genel anlamıyla; iş, iletişim ve yönetime yönelik amaçlarla küresel ağları düzenli olarak kullanan bir toplumu ifade etmektedir. Günümüzde toplumsal formasyonu tanımlamada sıklıkla kullanılan enformasyon toplumu, iletişim toplumu gibi kavramların yerine yeni iletişim teknolojilerinin sarıp sarmaladığı yer küreyi tanımlamak için bu gün ağ toplumu kavramı kullanılmaktadır.
Castells’e göre ağ toplumunun en belirgin karakteristik
özellikleri zaman ve mekân kavramlarında ortaya çıkmaktadır. Ağ toplumunda zaman dışı zaman ve akışlar uzamı vardır.
Castells, bu ifadeleriyle zaman kavramının genişletilmiş ve yok sayılabilen özelliğine göndermede bulunurken, mekânın da coğrafi sınırlardan ve uzaklıklardan arındırılarak teknolojik imkânlarla aşıldığını anlatmaktadır. Bu ise elbette enformasyon teknolojileri sayesinde gerçekleştirilen yeni bir zaman ve uzam algısına neden olmaktadır.
Ağ toplumunun en belirgin özelliklerinden biri, bireyleri gerçek yaşamın
gündelik koşullarından –tamamen olmasa da- önemli ölçüde koparması ve sosyalliği
başka bir boyuta taşımasıdır. Castells’in belirttiği şekliyle zaman ve uzamı devre dışı
bırakabilen ağlar, yeni toplumsal ilişkilerin doğmasına da neden olabilmektedir.
Ağ toplumunun en iyi temsilcisi olarak kabul edebileceğimiz sosyal
paylaşım ağları, zaman ve uzam algısının yeni bir boyut kazanmasında etkili olmuştur.
Örneğin bireyler daha önce hiç tanımadıkları, uzamsal olarak birbiriyle temas
kuramayan bireylerle aynı ağ üzerinde olmanın ve etkileşime geçmenin tecrübesini
kolaylıkla yaşayabilmektedir. Bu anlamda sosyal paylaşım ağları küresel köyün daha
da küçülmesine önemli ölçüde katkı sağlamaktadır.
Full transcript