Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

YENİ MEDYA

No description
by

ismail aysad gudekly

on 9 October 2017

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of YENİ MEDYA

Türkiye’nin teknoloji konusundaki durumu???
YENİ MEDYA

Teknoloji Nedir ?
TEKNOLOJİNİN
EKONOMİK
BOYUTU
Teknoloji transferi
TEKNOLOJİNİN
TOPLUMSAL BOYUTU
Luddizm nedir?
Teknoloji, bir mal veya hizmeti üretmenin toplumsallaşmış bilgisidir. Antik Yunan diline baktığımızda, teknoloji sözcüğü tekhne ve logos sözcüklerinin birleşmesinden ortaya çıkmıştır. Antik Yunanca’da tekhne sözcüğü yapmak ve üretmek anlamına gelmektedir. Logos ise bir şeyi üretmenin toplumsallaşmış bilgisi olarak tanımlanmaktadır. Birbirine yakın olan teknik ve teknoloji kavramları arasındaki fark ise, teknolojide bu üretim bilgisinin toplumsallaşmasıdır.

İnsanlık tarihi sürecine bakıldığında toplumsal yapılanmalardaki değişimlerin maddi üretim koşulları doğrultusunda gerçekleştiği görülmektedir. Bilgi toplumu veya bilgi çağı olarak tanımlanan günümüz toplum yapısında maddi üretim koşulu olarak teknolojik gelişmeler ve özellikle dijital teknolojideki gelişmeler yer almaktadır.
Yeni İletişim Teknolojisi
Özellikle 1990’lardan sonra bilgi çağı kavramının yaygın olarak kullanılmaya başlanması ve
toplumsal yapının da bilgi toplumu olarak tanımlanmasının altında yatan dört teknoloji akımı yer almaktadır; bilgisayarlar, dijital dilin geliştirilmesi, uydu teknolojileri, fiber optik teknolojisinin gelişmesi.
Bilgisayarlar
İlk olarak 1940’lı yıllarda üretilen bilgisayarlar, yazılım ve donanım alanındaki çalışmaların hiç durmaksızın sürdürülmesiyle günümüzdeki kapasiteye kavuşmuştur. İlk üretildiğinde bir oda
büyüklüğünde ve 30 ton ağırlığında olan bilgisayarlar 2000’li yıllarla birlikte mobil yaşama uygun hale gelerek taşınabilir boyutlara gelmiştir. Bunda mikroelektronik teknolojisindeki gelişmelerin etkisi bulunmaktadır. Mikroelektronik teknolojisi üzerine çalışmalar 1960’lı yıllarda başlamıştır. Silikon chipler (yongalar), elektronik devre elemanlarının daha az yer kaplayacak şekilde küçültülmüş teknolojik yapılardır. Mikroelektronik ile büyük veriler küçük cihazlar içerisinde saklanabimektedir. Mikroelektronik teknolojisinin de gelişmesiyle birlikte hafıza birimlerinin veri saklama kapasiteleri ve işlevleri de artmıştır ve gün geçtikçe artmaktadır.
Dijital Dilin Gelişimi
Dijital kavramını kısaca bilgisayar dili olarak anımlayabilmekteyiz. Dijital dilin gelişimi 19. yüzyıla dayanmaktadır. Matematikçi Gootfried Wilhelm’in 0 ve 1 değerlerinden oluşan aritmetik sistemi keşfetmesiyle dijital dilin temelleri atılmıştır. Dijital dilde her harfin, sembolün bir kodu vardır ve yapılan tüm işler bu dildeki kodlamalar ile gerçekleştirilmektedir. Günümüzde bilgisayarlar ve bunun dışındaki pek çok yeni teknoloji ürününde dijital dil kullanılmaktadır.
Uydu Teknolojileri
1960’lı yıllara kadar haberleşme ve yayıncılık, radyo dalgalarının atmosferdeki yansımasıyla gerçekleşiyordu. Hat sayısının sınırlı olması, atmosferik değişimler, haberleşme ve yayın kalitesini
etkilemekteydi. Daha yüksek nitelikli, kesintisiz yayın ve haberleşme isteği uydu düşüncesinin geliştirilmesine yol açmıştır. Dünyanın çevresinde yörüngeye yerleştirilecek olan bir uydu ile dünyanın
büyük bir kısmına sinyal gönderilebilir ve pek çok istasyon arasında bağlantı sağlanabilirdi. Bu düşünce zaman içinde gerçeğe dönüştürüldü. Günümüzde yörüngede gözlem, gözetleme, navigasyon, astronomi, meteorolojik, askeri ve haberleşme v.b. amaçlarla kullanılan pek çok uydu bulunmaktadır
Fiber Optik Teknolojisi
Fiber optik kablolar veri iletimini elektrik akımı olarak değil, ışık parçacıklarıyla gerçekleştirmektedirler (Coffee, 1195, s.341). Çünkü ışık parçacıkları, elektrik akımına kıyasla daha fazla kapasiteye sahiptirler. Işık parçacıkları, gözle görülmeyen kızılötesi ışınlardır. Bu ışınlar saç telinden daha ince olan fiber lifleri ile gönderilmektedirler. Fiberoptik kablo alt yapısı ile aynı anda yüzbinlerce ses bilgisi, binlerce görüntü bilgisi aktarılması mümkündür.
İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ
İletişim teknolojilerinin gelişim kronolojisine bakıldığında ilk teknolojinin basılı materyaller olduğu görülmektedir. 1450 yılında Johanness Gutenberg’in baskı makinesini icat etmesiyle başlayan basım teknolojisi, ilk iletişim teknolojisi olarak tarihteki yerini almaktadır. 1640 yılında ilk kitap basılmıştır. Baskı makinesinin kitle iletişim amacıyla kullanımı yani ilk gazetenin basımı, 16. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir (Erdoğan, 2005, s.287). 1741 yılında yani ilk gazeteden yaklaşık 50 yıl sonra Philadelphia’da ilk dergi yayınlanmıştır. Kitaplar, dergiler, tebrik kartları, gazeteler ve diğer basılı ürünler iletişim teknolojisi ve kitle iletişim araçlarının da doğuşuna öncülük eden ortamlar olarak tarihte yerini almıştır.
Basılı materyaller iletişim teknolojisi olarak yerini ve önemini oldukça uzun bir süre korumuştur. Tarih içerisinde insanların uzak mesafelerdeki başka insanlarla iletişim kurması, haberleşmesi, hep başka bir insanın aracı olarak kullanılmasıyla gerçekleşirdi. Yazılan mesajlar veya basılan materyaller, başka insanların kullanılmasıyla uzak mesafelere iletilir ve iletişim bu şekilde uzun süren bir süreçte gerçekleşirdi. 1844 yılında Samuel Morse tarafından sonradan morse alfabesi olarak tanımlanan teknikle telgrafla iletişimi gerçekleştirdi. Baltimore ve Washington arasında kurulan telgraf hattıyla ilk uzak mesafelere iletim gerçekleştirilmiş oldu. Telgraf teknolojisinin kullanımı ekonomik ve siyasal alanlarda iş yapma biçimlerine de kolaylıklar kazandırmıştır. Örneğin; borsa alım-satım işlemleri telgraf teknolojisinin kullanımıyla gerçekleştirilmiştir. Telgrafın bulunmasıyla insanlık tarihinin bir çağ atladığı belirtilmektedir. Telgraf basım çağından “elektronik çağa”a geçiş teknolojisi olarak iletişim teknolojileri tarihinde bir devrim olarak görülmektedir.
İşitsel veri aktarımında ikinci büyük adım, veri aktarımının uzak mesafelere kablosuz olarak gönderilmesidir. 1890 yılında telsiz veri iletimi Guiglielmo Marconi tarafından gerçekleştirilmiştir. Radyo teknolojisinin öncülüğünü de gerçekleştiren bu deneyim, kitle iletişim teknolojisi olarak radyonun kullanılmasında büyük bir adımdır. Savaş döneminin en canlı, en güncel bilgilerini savaş sesleriyle birlikte aktaran bu iletişim teknolojisi, halkın bir anda teknolojiyi tüketme isteği içerisine girmesine ve hızla yaygınlaşmasına neden olmuştur.
İletişim teknolojisinin tarihindeki önemli gelişmelerden biri de
görüntünün kayıt edilmesidir. Fotoğraf görüntünün ışıkla kayıt edilmesi
temeline dayanmaktadır. Fotoğrafın bulunmasıyla birlikte basılı
ortamlar bu teknolojiden -etkililiğini artırmak amacıyla- fazlasıyla
yararlanmıştır. Çünkü gazetede anlatılan yazılı içeriğe bir görüntü
şahitlik etmektedir. Fotoğraf ilerleyen zamanda hareketli görüntünün de
temelini oluşturmuştur. Çünkü hareketli görüntü, kayıt altına alınmış
sabit görüntünün ardarda gösterimi ile elde edilmekteydi. Bu nedenle
sinemanın öncüsünü fotoğraf olarak görmek yanlış bir yaklaşım
değildir.
İnternet
Başlangıçta büyük bir icat, teknolojik bir devrim gibi gözüken kişisel bilgisayarlar, 1990’larda yetersiz görülmeye başlandı. Çünkü küresel sisteme dönülmesinde kişisel bilgisayarlar yetersiz kalıyordu. Bu nedenle küresel bir yapının ağ sistemi kurulmasının mümkün olacağı ifade edilerek “internet” düşüncesinin uygulamaları başlamıştır.
nternet teknolojisi kendiliğinden ortaya çıkmıştır. İlk olarak 1969 yılında ARPA (Advanced Research
Projects Agency) net olarak bilgisayar ağ sistemi Amerikan Askeri Karargahı Pentagon’da kullanılmıştır
(Giddens, 2005, 465). ARPA askeri amaçla kullanılan bir ağ sistemine sahipti ve kullanımı oldukça
sınırlıydı. ARPA, Amerika’nın farklı mekanlarında yer alan askeri görevlerin kaynaklarını paylaşmak, bir
merkezde toplamak amacına hizmet eden bir ağ sistemini tanımlamaktaydı. Bir tesadüf ile mesaj
göndermenin yolunu bularak sonradan sisteme e-posta uygulaması da eklenmiştir. Pentagon’da ARPA
adıyla temeli atılan internet sistemi başlangıçta 500 bilgisayardan oluşan bir ağ bağlantısına sahipti.
Askeri laboratuarlar ve üniversitelerin bilgisayar bilimleriyle ilgilenen bölümleri arasında ağ bağlantıları
bulunmaktaydı. 1973 yılında ağ için protokol sistemi geliştirilmesine yönelik çalışmalar başladı. “İletim
kontrol protokolü (TCP)” nün farklı uyarlamaları geliştirilerek denendi. 1980 yılında TCP sabitlenerek
ARPA’ya bağlı bilgisayarlar arasındaki iletişimi kolaylaştırdı. 1983 yılında TCP/IP protokolü ( iletim
kontrol protokolü/internet protokolü)’ne geçiş yapılarak ARPA kullanımı standartlaştırıldı. 1987 yılına
gelindiğinde ağ bağlantısına sahip bilgisayarların sayısı 28000’e çıkmış ve hizmetlerden yararlanan
üniversite ve araştırma laboratuarlarının sayısı da artmıştır. ARPA 1990 yılında kullanımdan kaldırıldı
ancak TCP/IP kullanımı devam etti.
Başlangıçta askeri ve akademik alanlarda kurumsal kullanımların olduğu internet uygulaması 1990’lara gelindiğinde ev kullanıcıları arasında yaygınlaşmaya başlamıştır. İnternetin en iyi bilinen
uygulaması WWW (World Wide Web)’ dir. WWW; internet sitelerinin içeriklerini yerlerine göre değil de, bilgiye göre düzenleyen sonra da kullanıcılarına istedikleri bilgiyi kolaylıkla bulabilmelerini sağlayan
bir arama sistemi sunan uygulamadır (Castells, 2008, 64-65). WWW, 1992 yılında İsviçre’de yazılım mühendisi tarafından icat edilmiştir. Yazılım, İllionis üniversitesinde eğitim gören bir lisans öğrencisi tarafından geliştirilmiş ve tüm dünyaya yayılmıştır.
Çoklu Ortam
İngilizce “multimedia” olarak ifade edilen kavram farklı türlerdeki içerik formlarının bir arada bulunduğu ortamları tanımlamaktadır. Çoklu ortam, metin, durağan veya hareketli görüntü, ses ve animasyonların en az iki tanesinin bir arada kullanılarak bilgisayar tarafından işlenmesini ve okunmasını kapsamaktadır. Çoklu ortam uygulamaları sadece aktarılacak iletinin farklı şekillerde sunulmasını içeren uygulamalar değildir. Çoklu ortam uygulamalarında gönderilecek ileti, farklı içerik aktarma yöntemlerini planlanmış bir program olarak kullanıcısına sunmaktadır. Planlanmış program bir sistem olarak yer almaktadır. Bu sistemde yer alan tüm öğeler birbirini tamamlayacak şekilde bütünleştirilerek kullanılmaktadır. Çoklu ortam uygulamaları mühendislik, tıp, fen bilimleri, eğitim, güzel sanatlar gibi pek çok alanda destekleyici ortam olarak kullanılmaktadır
Hypermedya
Çoklu ortam uygulamalarının üst düzeydeki etkileşimli boyutunu tanımlamaktadır. Hypermedya kavramı, bilgisayar ve görüntü teknolojilerinin birleştirilmesiyle oluşturulan iletişim ortamlarını tanımlamaktadır. Metin, durağan ve hareketli görüntü, ses, animsayon gibi uygulamaları barındıran hypermedya, “ortam
ötesi bağlantılı ortam” kavramıyla Türkçeleştirilmiştir. Kimi yerlerde “etkileşimli çoklu ortam” kavramıyla ifade edilmek istense de, çok daha kapsamlı olduğundan kavram tam olarak oturmamaktadır.
Hypermedya, etkileşimli çoklu ortamlara göre daha üst düzey uygulamaları içermektedir. Çevrimiçi bağlantılar, web uygulamaları, telekomünikasyon, HDTV, etkileşimli televizyon, bilgisayar oyunları ve çoklu ortamlardan oluşmuş daha geniş bir çerçevede yer alan uygulamaları kapsamaktadır. Hypermedyanın üç temel özelliği vardır
Etkileşimlidir
. Hypermedya uygulamaları çevrimiçi, web tabanlı uygulama kaynaklarını da içerisinde barındırmaktadır. Etkileşim sadece içerikten sunulanı seçmeyle sınırlı değildir. Kullanıcı yönlendirmesine, içerik değişimine de izin veren üst düzeyde etkileşim olanaklarına sahiptir.
Özel ortam kombinasyonlarını gerektirmektedir.
Hypermedya uygulamaları, kullanıcının seçeceği özel ortam kombinasyonlarının yanında multimedya kombinasyonunu gerektirir. Hypermedya uygulamaları pek çok ortamın bir arada kullanılması esasına dayanmaktadır.
Temelinde çoklu ortam uygulamalarının var olduğu hypermedya, farklı iletişim ortamlarıyla yakınsamayı gerektirmektedir.
Doğrusal değildir
. Hypermedya uygulamalarında doğrusallık yoktur. Başlangıcı, ortası, sonu yoktur. Kullanıcı “rastgele erişim sistemi” ile kendi amacı doğrultusunda içeriğe istediği şekilde erişebilmekte ve yönlendirebilmektedir. Bu uygulama ile kullanıcı özgürlüğü de sunan hypermedya uygulamaları kullanıcının belli bir sistem ve akış dahilinde amacına ulaşma zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır.
Sanal Gerçeklik
Sanal gerçeklik, kullanıcıların bilgisayarlar tarafından oluşturulmuş benzetime (simülasyon) dayanan üç boyutlu bir ortamda aktif bir şekilde yer almasını sağlayan bir model olarak tanımlanabilir. Sanal gerçeklik uygulamaları eğlence sektörü ve oyunların yanında eğitim uygulamalarında da oldukça tercih edilmektedir. Oluşturulan üç boyutlu ortamlar gerçek yaşamın benzetimidir ve ortam içerisinde yer alan kullanıcının aktif katılımına izin veren teknolojilerdir. Kullanıcı ortam içerisinde tıpkı gerçek hayattaki gibi yönlendirmelerde bulunarak bir uçağı kullanabilmekte, bakış açısını değiştirebilmekte, sanal bir ameliyatı gerçekleştirmektedir. Havacılık, askeriye, tıp v.b. akademik
alanlarda oluşturulan sanal gerçeklik uygulamaları kullanıcılarının eğitiminde oldukça etkili bir yere sahiptir.
Telekomünikasyon
Ses, durağan/hareketli görüntü, yazı, resim ve her tür bilginin koaksiyel (bakır iletken) kablolar, fiberoptik kablolar veya elektromanyetik dalgalar ile uzak mesafelere iletilmesi ve alınmasını
kapsamaktadır. Telekomünikasyon kavramı oldukça geniş bir çerçeveyi barındırmaktadır. Radyodan televizyona, kablolu telefondan cep telefonuna hatta görüntülü cep telefonuna, uydu haberleşme sistemlerinden internete ve daha sayamadığımız pek çok iletişim teknolojisinin teknik anlamdaki iletişimini kapsamaktadır.
YENİ MEDYA KAVRAMI
Medya dönüşüm çağında alıcılar sadece sunulanı alan bir yapıda değildirler. Alıcıların geleneksel medya ortamındaki pasif izleyici, okuyucu, dinleyici konumu, medya dönüşüm çağında daha aktif bir yapıya dönüşmüştür. Bu sebeple artık tüm alıcılar kullanıcı olarak tanımlanmaktadır. Çünkü alıcılar sadece sunulan içeriği almakla yetinmiyorlar, gereksinimleri doğrultusunda sunulan içeriklerden birini seçerek alıyorlar, gerekiyorsa içeriğe de müdahale ediyorlar. Bu nedenle alıcılar artık daha aktif bir konumdadır ve “kullanıcı” olarak tanımlanmaktadırlar. Yine aynı şekilde tüketici olarak tanımlanan
alıcının bu konumdan sıyrılarak üretici boyutuna geçmesi de medya içeriğinde sunulmak üzere bilgi üretme hakkına ve imkanına sahip olmasıyla alakalı bir kavramdır. Medya teknolojisinin dönüşüm çağı alıcıların verilen bilgiyi sadece tüketmesiyle sınırlı değildir artık. Alıcılar dilediği içeriğe müdahale ederek dilediği bilgiyi yeni medya ortamında paylaşabilmektedir. Bu da alıcının “üreten” konumunda yer almasına izin veren olanaklardan biridir.
Yeni Medyanın Özellikleri
Etkileşim
Kitlesizleştirme
Eşzamansız Olabilme
Bilgi Toplumu
Ekonomik Yapıdaki Dönüşüm
Yükselen Yeni Sınıflar
Bilginin Artan Rolü
Bilişim Teknolojisi
Enformasyon teknolojisi geliştikçe ve aradaki engeller kayboldukça İnternet ağı üzerindeki insanlar birbirlerine daha fazla yakınlaşmaktadırlar. Bu yakınlaşma ortak paylaşım alanları oluşmasını ve bunu takiben de elektronik bir İnternet kültürünün meydana gelmesini sağlamaktadır. Bu ortamın getirdiği değişime örnek olarak;
Sosyal kimlikten
bağımsız iletişim
Paylaşım
Demokratikleşme
Bilgiye hızlı ve kolay ulaşım
Kendine has bir iletişim
Yeni Medyayı Gelenekselden
Ayıran Özellikler
Erişim Araçları
Erişim Yazılımları
Yeni Medya İçeriğinin Farklılaşması
Hipermetinselliğin Getirdiği Farklılıklar
Etkileşimliliğin Getirdiği Farklılıklar
Seçeneklerin Karmaşıklığı
Kullanıcının Çabası
İzlerkitlenin Yanıtlanması
Enformasyon Eklemenin Kolaylığı
Bireylerarası İletişimin Kolaylığı
İzleme Sistemi Kullanımı
YENİ MEDYA ORTAMLARINDA OLANAKLAR, RİSKLER VE
ENGELLER
Ali Toprak ve arkadaşlarının Toplumsal Paylaşım Ağı Facebook: “Görülüyorum Öyleyse Varım!” adlı çalışmalarında (2009) Facebook kullananlar üzerine arayüzeyde yapılan gözlem sonucu, bu toplumsal paylaşım ağının kullanım nedenleri şu şekilde saptanmıştır
• benliğin teşhiri veya performansı;
• gözetleme ve dikizcilik;
• fikir-kanı, fotoğraf, video, müzik paylaşımı;
• oyun oynama;
• alışveriş ve e-ticaret;
• etkinlik düzenleme;
• toplumsal ve siyasal gruplara üyelik ve toplumsallaşma
• toplumsal denetim.
Söz konusu çalışmada bireylerin Facebook’u örgütlenme amaçlı kullanım pratikleri ise şu şekilde dökümlenmiştir:
• Siyasal örgütlenme amaçlı kullanım
• Facebook’da ırkçılık ve nefret söylemini yaymak için kullanım
• Dini örgütlenme amaçlı kullanım
• Sendikal örgütlenme amaçlı kullanım
• Çeşitli nedenler ile Facebook hesaplarını hacklemek amaçlı kullanım
• Sivil toplum örgütlerinin kullanımı
• Kampanya içerikli örgütlenme amacıyla kullanım
Bilgi iletişim teknolojilerinin sağladığı olanaklar
•Eğitim amaçlı kullanımı ile özellikle uzaktan eğitim sistemleri ile eğitimde mekân sınırlarının aşılması ve toplumun tüm kesimlerine eğitim olanakları,
• Toplumsal ve kültürel ifade amaçlı kullanımı,
• Kullanıcılarının kendilerini ifade etmelerini,
• Kültürel çeşitliliğe olanak,
• Küreselleşme olgusu sonucunda farklı dilleri kullanabilme becerisinin gelişmesine katkı,
• İletişimin ve hızının artmasını,
• Çeşitli ve güncel bilgi kaynaklarına ve bilgiye kolay erişimi,
• Bilgiye erişmede ve kullanmada fırsat eşitliğini,
• Ekonomik, toplumsal ve kültürel amaçlarla bireylerin bir araya gelmesini,
• Oyun oynamayı sağlar şeklinde sıralanmıştır.
Bilgi İletişim Teknolojilerinin sunduğu olanaklar, yanlış ve niteliksiz kullanılmaları halinde riske dönüşmektedir” denilmektedir ve riskler şu şekilde sıralanmıştır:
•“üretici” değil “tüketici” durumunda bulunmak;
• Dijital oyun sınıflandırma sisteminin olmaması ve mevcut dijital oyunlara bilinçsiz erişim;
• Ebeveynlerin ve eğiticilerin “dijital okuryazarlık” düzeylerinin düşük olmasından dolayı çocuklara ve gençlere etkili yönlendiricilik yapamamaları;
• Çocuklara ve gençlere nitelikli sosyalleşme ortamları sağlanamamasına bağlı olarak İnternet’in aşırı kullanımı;
• Aşırı kullanım sonucu bedensel, ruhsal ve bilişsel sorunlar;
• Kişisel bilgilerin kötüye kullanımı;
• Kötü niyetli yazılımların yarattığı tehlikeler;
• Aşırı ticari içerik ve yanıltıcı reklamların varlığı;
• Zararlı içeriklerin ve siber zorbalığın mevcudiyeti.
Hipermetinselliğin Getirdiği Farklılıklar

İnternet hiper metinseldir. İlkel biçimlerde de olsa basılı materyallerin ortaya çıkışından bile önce düşünsel olarak var olan hiper metin, bilgisayar teknolojisiyle ortaya çıkan yapıda iletişim araştırmalarının odak noktası haline gelmiştir. Hiper sözcüğü İngilizce hyper sözcüğünün Türkçeleşmiş halidir. En yaygın kullanım hali yüksek tansiyonun karşılığı olan hipertansiyondur ve genellikle birleşik sözcük olarak kullanılır. Hyper sözcüğünün İngilizce sözlük karşılığı aşırı, çok yüksek, üstündedir.
Hypertext sözcüğünün karşılığı olarak dilimize giren hiper metin ise bağlı metin, köprülü metin olarak tanımlanmaktadır. Hiper metinler aynı isimle anılan bir işaretleme dili ile kodlanırlar. Hyper Text Markup Language (Hiper metin işaretleme dili) tamlamasının kısaltması olan HTML World Wide Web’in (yaygın dünya ağının) bilgi görüntülemekte kullandığı en yaygın dosya formatıdır. HTML sayfaları kullanılarak metinler değişik şekillerde ekrana getirilebilmekte, sayfalara resim ve ses eklenebilmektedir. HTML dilinde hazırlanan sayfaların görüntülenebilmesi için ağ tarayıcıları (Web Browsers) adını verdiğimiz programlar kullanılır. Ağ tarayıcıları tarafından görüntülenen sayfalar arasında ve bu sayfalarda yer alan
metinler içinde gezilebilmektedir. Sayfalar arasında gezinebilmek için hiper bağlar kullanılır. HTML dili çoklu ortamı desteklemektedir.

SOS
yal
Medya
Sosyal medya platformlarının ortaya çıkışı Web 2.0 ve kullanıcılar tarafından yaratılan içerik kavramları ile oldukça bağlantılıdır. Internet 1960’lı yıllarda gelişmeye başlasa da, web 1989-91 yılları arasında Dr.
Tim Berners-Lee tarafından geliştirilmiştir. Internet’in gelişimi sonrasında bazı yazarlar, kullanıcıların serbestçe bilgiyi tarayabilecekleri, birbiriyle bağlantılı sayfaların oluşturulabileceği fikrini ortaya atmışlardır. Bu fikirlerden hareketle Berners-Lee ve ekibi web‘in en temel dört unsuru olan HTML, HTTP, bir web server ve bir tarayıcının (browser) ilk versiyonunu oluşturmuşlardır. Oluşturulan ilk web sayfaları, siyah-beyaz ve tamamen metne dayalı bir yapıdadır. 1993 yılına kadar da web üzerinden paylaşılan bilgiler metin tabanlı olmaya devam etmiştir.
Web‘in bu ilk dönemleri Web 1.0 olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemin web sitelerinin temel amacı,
web sitesinin sahibi olan kuruluş ya da kişi hakkında ziyaretçileri bilgilendirmektir. Ziyaretçilerin Web
1.0 siteleri ile etkileşim içinde olmaları mümkün değildir. Ziyaretçiler web üzerinde daha çok okuyucuizleyici konumundadır. Elbette, ziyaretçilerin bu sitelerde birtakım işlemler yapması da mümkündür ancak, bugün anladığımız anlamda bir etkileşim de söz konusu değildir. Web 2.0 ise, yeni türde bir world wide web anlayışı sunmaktadır. Ancak bu yenilik web‘in teknolojik özelliklerindeki bir iyileşmeden kaynaklanmamaktadır. Bu yenilik, daha çok yazılım uzmanlarının ve son kullanıcıların web kullanımlarındaki kümülatif değişimden kaynaklanmaktadır. Web 2.0 önceki web teknolojilerinden niteliksel anlamda farklılaşmaktadır. Web 2.0, kullanıcıların okur olmaktan çıkıp okur-yazar oldukları yeni platformun adıdır. Bir başka deyişle web, sadece teknik bilgiye sahip kişilerin değil sıradan kullanıcıların da içerik yaratmaya başladığı bir ortam halini almıştır. Web 2.0 kavramı, bu yeni nesil etkileşimli web sitelerini tanımlamak üzere ilk defa Bill O’Reilly tarafından 2004 yılında kullanılmıştır. Günümüzde Web 2.0 içeriğin paylaşıldığı, yayınlandığı ve sosyal ağ oluşumlarının gerçekleştiği web sitelerini ifade etmektedir. Sosyal medya, ideolojik ve teknolojik tabanı Web 2.0’a dayanan ve kullanıcılar tarafından yaratılan içeriğin üretimine ve paylaşımına olanak veren, Internet tabanlı uygulamalar olarak tanımlanmaktadır.
Sosyal Ağlar
BL
O
GLAR

Bloglar, Web 2.0’ın ilk platformlarından birisidir. Blogger.com ya da Wordpress.com gibi blog hizmeti
veren siteler sayesinde kullanıcılar, birkaç dakika içinde kendilerine ait bir web sayfasını yayına
sokabilmektedir. Bloglar üzerinden ister belirli bir konudaki görüş ve fikirlerini isterlerse de kendi
yaşamlarından parçaları paylaşabilmektedirler. Bu sayede birçok insan sesini geniş kitlelere duyurma
imkanına sahip olmaktadır. Blog dünyası 150 milyonun üzerinde bloğuyla ve yakın zamanda ortaya çıkan mikrobloglarla sosyal medya içinde önemli platformlardan birisini oluşturmaktadır.
Blogların Gelişimi
HTTP’nin bu denli yoğun kullanılmadığı 1983 yılından 1990 yılına kadarki süreçte web üzerindeki temel iletişim ortamı Usenet’tir. Usenet günümüz forumlarının basit formu olan haber gruplarının ön plana
çıkmasını sağlamıştır. Bu dönemde, Brian E. Redman Internet’te karşılaştığı ilginç bilgileri özetleyerek yayınlamaya başlamış ve böylelikle kendi isminin baş harflerinden türettiği mod.ber isimli bir blog
oluşturmuştur. 1990’ların ortalarına gelindiğinde ise GEnie, BiX, EarthLink, Prodigy ve CompuServe gibi sanal topluluklar duyuru tahtaları ve forumlar sunmaya başlamışlardır. Daha sonraları insanlar bu alanları birer günlük ya da gazete haline getirmişler ve gündelik yaşamlarından parçaları bu alanlarda paylaşmaya başlamışlardır. Bu ilk nesil blog yazarları kendilerini günlükçüler ya da haberciler olarak
adlandırmışlardır. 1994 yılında Swarthmore Koleji öğrencilerinden Justin Hall gerçek anlamda ilk blog yazarı olarak ortaya çıkmıştır.
2000-2003 yılları arasında ise tarayıcı tabanlı blog platformları (Blogger, WordPress, TypePad gibi)
ortaya çıkmaya başlamış ve böylelikle teknik bilgi ve beceriye sahip olmayan kişiler de web üzerinde
kendilerini ifade etme şansına sahip olmuşlardır. Blogların asıl büyümesi 2006-2008 yılları arasına denk
düşmektedir. Blogların bu denli artmasında etkisi olan iki önemli etken bulunmaktadır. Bunlardan ilki,
blogların politik amaçlı kullanımı ve 2004 senesinde yaşanan Amerikan başkanlık seçimindeki etkileridir.
Blogların seçim sürecindeki etkisi insanların bloglara olan merakını ve eğilimini arttırmıştır. İkinci olarak
ise, yine 2004 yılında yaşanan Asya depremidir. Bu deprem sonrasında Tayland, Endonezya, Hindistan
ve diğer zarar gören ülkelerdeki blog yazarları, ilk durum raporlarını iletmek için harekete geçmişlerdir.
Milyonlarca insan, dakika dakika bu büyük felaketin detaylarını, medyadan önce, bu bloglardan
izlemiştir.
Blogların Tanımı ve Özellikleri
Kelimenin ilk oluşumu, "Web" ve "Log" kelimelerinin birleşmesinden doğmuş ve bu uygulamalar
“Weblog” olarak isimlendirilmiştir. Bu teknik biraz daha yaygınlaştığında ise, "blog" olarak kısaltılmıştır.
Türkçe ‘ye de “ağ günlüğü veya web günlüğü” olarak çevrilmiştir. Ancak, bu çeviri yerine Türkçe ‘de
“blog” olarak kullanılmaya devam etmektedir. “Web Log” terimi ilk kez, internet yazarı olan John Barger
tarafından 1997 yılında kullanılmış, “blog” kısaltması ise birkaç yüz bloğun olduğu 1999 yılında ortaya
çıkmıştır. Bloglarla ilgili terimler 2003 yılında “Oxford English Dictionary” içinde yerini almıştır...
Mikro
bloglar
Mikroblogların gelişimi de bloglara dayanmaktadır. Bazı yazarlar, bloglarına yazdıkları uzun ve detaylı yazılar yerine daha kısa ve öz yazılar yazmaya başladıklarında mikrobloglar ortaya çıkmıştır. Mikrobloglar, geleneksel bloglara göre çok daha hızlı ve kolay gönderi yayınlama imkanı sağlamaktadır (Borges, 2009). Bir blog yazarı sayfasını birkaç günde bir güncellerken, mikrobloglar gün içinde bile defalarca güncellenebilmektedir. Mikroblogların takibi de bloglara göre çok daha kolay olmaktadır. Bu sayede mikrobloglar insanların bilgiyi ve günlük faaliyetlerini iletmek için kullandıkları popüler platformlar haline gelmiştir. Ayrıca, blog yazmaktan çok daha az emek isteyen mikrobloglar çoğu zaman blog yazarlarının kendi sayfalarını desteklemek için kullandıkları bir platform halini de alabilmektedir. Yazarlar kendi web sitelerinde ya da bloglarında paylaştıkları bir konuya dikkat çekebilmek için mikroblogları kullanmaktadır.
twitter
Twitter 2006 yılında isimleri; Jack, Biz, Noah, Cyristal, Jeremy, Adam, Tony, Ev, Dom, Rabble, Ray, Florian, Tim ve Blaine olan 14 arkadaşın çabalarıyla South Park, San Fransisco da kurulmuştur. Birlikte çalışan bu kişiler, yedikleri bir yemek esnasında Jack‟in SMS yoluyla küçük gruplara o anda ne yaptıklarını anlatabilecekleri üzerine kurulu fikrini açıklamasıyla bu konu tartışmaya açılmış; üzerinde beyin fırtınası yapılmaya başlanmıştır. Jack‟in bahsi geçen geçen fikri oldukça basitti; insanlara o anda gittiği kulübü, bulunduğu yeri ya da yaptığı şeyi yazıp mesaj atacaktı. Yapacağı şey öyle kolaydı ki; insanların onlardan istenileni yapmaları için düşünmelerine bile gerek yoktu. Tüm yapacakları; cep telefonlarına bir şeyler yazıp göndermekti. Sonuçta fikir öylesine beğenilmişti ki; gruptaki herkes bunun gerçekleşmesini ister bir hale gelmişti.
Daha sonra bu fikir üzerinden bir prototip oluşturuldu. Katıldıkları yarışmada, Jack‟in
fikri birinci olarak seçildi. Jack‟in oluşturduğu ilk versiyon tamamen web tabanlıydı. 21 Mart
2006 tarihinde fikir yayına başladı; ilk mesaj Dom tarafından atılan “#38” mesajıydı
Yayına geçen bu yeni aracın isim bulma süreci oldukça sıkıntılı geçti. İlk önce “FriendStalker” ismi kullanıldı; ancak bilgisayar ortamında Amerika‟nın SMS kodlama
sistemine göre bu ismin kodlanması oldukça zor olduğu için bu isimden vazgeçildi. Daha sonrasında “Flickr” dan esinlenerek “Twttr” ismi seçildi. Beş haneli bu ismin seçilme sebebi Bahsi geçen kodlama sisteminde beş rakamlı sayıların kullanılmasıydı. Buna göre ortaya çıkan
kod başta 10958 iken; daha sonrasında bu rakam akılda kalıcı olmadığı için daha kolay ve kullanışlı olan 40404 rakamı kullanılmaya başlandı. Daha sonra ise Almanya‟dan Floriyan, daha güvenli e uzun bir kod yazılması gerektiğini söyledi. Bunun için tam bir telefon numarasına denk gelen 10 rakamlı sayılar kullanılmaya başlandı.
Twitter‟ın kuruluş aşamasında mesajlar için herhangi bir karakter limiti yokken 2007
yılında Jack‟in ünlü “One could change the world with one hundred and forty characters” sözü
ile karakter limiti 140‟'a düşürüldü. Böylece daha önce ortaya çıkan yazının birden çok mesaja
bölünmesi, tasarımı ve SMS faturaları gibi sorunların üstesinden gelinmesi amaçlandı.
Twitter her konuda sizlere yardımcı olmaktadır. 6 Farklı çeşit bulunan Twitter kullanıcıları;

Neşeli, Araştırmacı, Becerikli, Açıkgöz, Meraklı, Bilgin ve Gürültücü olarak bölümlere
ayrılmaktadır. Sizlere bunları teker teker açıklamak istiyoruz.

Neşeli bir Twitter kullanıcısı için Twitter, genelde Twitter kullanıcılarından eğlenceli olanlarıseçer. Böylelikle kendisini güldürenleri seçerek onların yazdıklarını okuyup kendisinineşelendirmeyi başarır.

Araştırmacı bir Twitter kullanıcısı ise Twitter da pek fazla kişiyi takip etmez ve
search.twitter.com adresinden Twitter’ı normal bir Google gibi kullanabilir. Twitter Trendleri okuyup ilgisini çeken konular üzerinde bilgi toplayabilir.

Becerikli bir Twitter kullanıcısı genelde çevresine, kendisini takip eden kişilere insanlar için önemli olan aktivitelerden haberdar eder. Böylelikle hem araştırarak kendisi bilgilenir hem de çevresine becerikli olmasını göstererek bilgi toplamış olur.

Açıkgöz olan bir Twitter kullanıcısı, genelde çevresini ve yabancıları takip ederek onların Tweetlerinden yararlanır. Kendisi nadiren Tweet atmaktadır.

Meraklı Twitter kullanıcısı için Twitter, yazdığı yazılar ya da diğer konularda ki
bilgilendirmeleriyle ilgili yorum toplamak ister. İnsanların düşüncelerini almak ister.
Bilgin bir Twitter kullanıcısı için Twitter tamamen düşündüğü, bilgisini katlamak istediği konularda Twitter’ı kullanır. Günlük yaptıklarından bahsetmek yerine, okuduğu yazıları paylaşır, tweetlere yorum atarlar.

Gürültücü Twitter hesabı olan bir kişi ise maalesef çevresindekileri devamlı rahatsız eder. Bazı ürün tanıtımı gibi reklamlar yaparak onları rahatsız etme gibi eylemlere yönelik hareketlerde bulunur ve maalesef onları kısa zamanda kaybetme gibi durumuyla karşı karşıya kalabilir.
Yeni Medya Kuramları
Full transcript