Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

MEDYA KÜLTÜR KÜRESELLEŞME

No description
by

ismail aysad gudekly

on 14 January 2018

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of MEDYA KÜLTÜR KÜRESELLEŞME

MEDYA
KÜLTÜR
KÜRESELLEŞME
400 yıllık bir süreç
1960
1980
Küreselleşme ile yerelleşme süreçlerinin birbirleriyle etkileşimi
toplumsal yaşamda kendisini hissettirmektedir. Dolayısıyla küreselleşme
evrensellikle yerelliğin karşıtlığı olarak değil, eş zamanlı ve birlikte bir hareket
tarzını nitelemektedir.
4
Berger
Kültürel Yüz
Davos kültürü
Vakıf
Akademik Ağ
STK'lar
Faculty Club Culture
Çevrecilik
Feminizm
Çoğulcu
Pazar Ekonomisi
Demokrasi
Küreselleşmenin kültürel boyutu ile ilgilenen teorisyenlerle, uygulamacılar arasında farklı iki yaklaşımdan bahsedebiliriz. Bunlardan ilkinde
küreselleşme başlangıcı ve nihai hedefi belli homojen bir süreç olarak değerlendirilmektedir. Ikincisinde ise küreselleşme heterojen, kültürler arası bir süreç olarak değerlendirilmektedir.
Küreselleşmeyi homojen bir süreç olarak değerlendiren yaklaşıma örnek olarak Giddens’ı verebiliriz. Giddens küreselleşmeyi zaman ve mekandaki dönüşümlerle ilgili görmektedir. 18.yüzyılda mekanik saatin kullanımının yaygınlaşmaya başlamasıyla zaman belirli bölgelere özgü bir olgu olmaktan çıkmış, evrenselleşmiştir.
Evrensel zamanın temel alınmasıyla toplumsal hayat küresel sistem içinde yeniden örgütlenmiştir. Küresel haritalar mekanın da evrensel boyutlarda algılanmasını sağlamaktadır. Zamanın mekandan bağımsız kalışı modernleştirici bir süreçtir. Giddens’a göre, küreselleşmenin ön koşulu zamanın mekandan bağımsız kılınmasıdır. Bu sayede toplumsal ilişkiler mekana bağımlı olmaktan kurtulmuş uzaktaki yerlerle
etkileşim içine girilmiştir
Küreselleşmeye ilişkin ikinci yaklaşım da küreselleşmenin kültürler arası
etkileşim sonucunda ortaya çıktığı düşünülmektedir.
2
Küreselleşmeyi heterojen
bir süreç olarak değerlendirenler küreselleşmeyi yalnızca batı modernitesinin bir sonucu olarak görmenin batı dışında kalanları edilgin ve batıya bağlı olarak düşünme yanlışına yol açacağına işaret etmektedirler.
Keyman’da modern-geleneksel, batı-batı olmayan, garp-şark gibi ikili tipolojiler yardımıyla modern olmayan toplumlar arasındaki farklılıkların
geleneksele indirgendiğini ve geleneksel
olanın da modern olandan türetilerek,
varoluşunun moderne göre belirlendiğini ifade etmektedir.
Küreselleşmenin temel özelliğinin evrenselcilik ile yerellik arasındaki gerilim olduğu genelde
kabul edilen bir görüştür. Bir yanda
sermayenin küreselleşmesiyle
liberal piyasa ideolojisinin evrenselleştiği
inancının bir sonucu olarak Fukuyama
(Tarihin Sonu ve Son insan) çalışmasında, farklılığın aynılık haline gelerek çözülmesinin yani kültürel homojenleşmenin ortaya çıktığını belirtmektedir.
Postmodern söylem
ise tarihsel ilerlemenin Batı modernitesine paralel olacağı görüşüne karşı çıkmakta, zaman içinde farklı tarihler ve farklı
modernlikler olabileceğini ileri sürmektedir...
Kültürel akışlar görüntüler, semboller aracılığıyla hızlı bir biçimde
gerçekleşmektedir ancak tek bir kültür biçiminde değil, farklı kültürler içinde
gerçekleşmektedir. Yeni iletişim ağları bilgi ve görüntü akışları küreselleşme
sürecinin belirleyicileridir.
Kongar
’ a göre küreselleşme tüm dünyada bir örnek bir tüketim kültürü oluşturmaya yöneliktir. Din, dil ırk ayrımı olmaksızın tüm dünya aynı marka pantolonları giymeye, aynı marka spor ayakkabıları kullanmaya aynı gazozu içmeye koşullandırılmaktadır. Bu oluşum hem uluslararası sermayenin gücü, hem de kitle iletişim araçları yardımıyla gerçekleşmektedir.
Ekonomik küreselleşmeye verilecek örneklerden biri de Mc Donalds işletmeleridir. Ritzer, Weber’in akılcılaştırma kuramını Mc Donaldlaştırma bağlamında modern dünyayla ilişkilendirmiş, toplumsal hayata, insan ilişkilerine olan etkisini ele almıştır. Ger ve Belk de, küresel tüketim kültürünün belirlenebilmesi için çok uluslu şirketlerin yayılması, küresel kapitalizmin yaygınlaşması, küresel tüketiciliğin yaygınlaşması ve küresel tüketimin homojenleşmesinin bağlantılı bir biçimde ele alınması gerektiğini belirtmektedirler.
Kocacık, kültürel küreselleşmenin sermayenin küreselleşmesiyle yakından bağlantılı, ideolojik bir olgu olduğunu belirtmektedir. Sermayenin küreselleşmesinden bağımsız (ideolojik yanından sıyrılmış) olsa dünya kültürü için artı bir yön taşıyabileceğini oysa bugün sermayenin küreselleşmesine en çok yardımı dokunan amaçlı bir etkinlik halini aldığını ileri sürmektedir.
1)
Küreselleşmenin bir ideolojik kurgu olarak kullanıldığı. Bu bakış açısında küreselleşme küresel sermaye ile özdeş bir süreç, serbest pazarın dünya üzerindeki hakimiyetinin ideolojik aracı olarak görülmektedir.
ikinci
olarak kültürel düzeyde tek bir dünyanın ortaya çıkması, batı değerleri temelinde kültürel homojenleşmeyi niteleyen bir süreç olarak görülmesi, küreselleşmenin kültürel sömürgeciliğin yeni biçimi olarak gösterilmesine yol açmaktadır. Küreselleşme, demokrasi ve insan haklarından tüketim kalıplarının standartlaşmasına kadar geniş bir yelpazede batı modernitesinin batı dışı alandaki hegemonyasını sağlayan, farklı alanları yok eden bir süreç olarak nitelenmektedir.
Üçüncü
olarak küreselleşmenin özellikle akademik çevrelerde kendine özgü yasaları olan kendi içinde bağımsız bir ekonomik sürece indirgenme eğiliminin olduğu belirtilmektedir.
Küreselleşmenin
Olumsuz yönleri
.
Appadurai
Günümüzde küresel kültür sürekli bir dinamizm içersinde ayrılma ve yeniden bütünleşmeler içersinde akmaktadır.
Appadurai
küreselleşmenin dinamiklerini ve bunların sonuçlarını beş alanda belirlediği akışkanlıklarla açıklamıştır. Etnik, teknolojik, ekonomik, ideolojik ve medyatik olarak belirlediği akışkanlıklar arasında kültürün yollarının kesişmeyip ayrımlaştığını, yani her birinin kendi maddilikleri içersinde etkilerinin mutlaka birbiriyle örtüşmesi gerekmeyen sonuçlar ürettiğini belirtmektedir...

Robertson tek toplumların kültürlerinin değişen derecelerde küresel sistemdeki başka toplumlarla karşılıklı etkileşimlerinin bir sonucu olduğunu, küresel kültürün kendisinin de kısmen ulusal toplumlar arasında ve içindeki özgül etkileşimlerin ürünü olduğunu belirtmektedir. Hannerz’de melez kültürlerin insanların etkin bir biçimde kendi sentezlerini oluşturma çabalarının bir sonucu olduğunu, melezleşmenin merkez ve çevre arasındaki kültürel uzaklığı azalttığı ve sürekliliği sağladığını belirtmektedir.
Kültürel Melezleşme
Ona göre medya, 20. yüzyılın ileri kapitalizminde nicel ve nitel olarak kültürel alanda tayin edici ve temel bir önderlik tesis etmiştir. Kitle iletişim araçları ekonomik, teknik, toplumsal ve kültürel kaynakları bazında, ayakta kalabilmiş daha eski, daha geleneksel kültürel kanallardan nitel olarak daha büyük bir dilimi yönetimi altına almıştır. Bu noktada, günümüz kapitalist toplumlarında hızlı bir gelişim gösteren kitle iletişim teknolojilerinin küresel ölçekte bir hegemonyanın kurulmasında nasıl işlev gördüğünü anlamamız gerekmektedir. Çünkü başat ideolojinin ve kültürel değerlerin oluşturulması toplumsal alanda bir hegemonyanın kurulmasına bağlıdır.
Stuart

HALL
Hegemonya kavramı Gramsci tarafından sınıfa eklemlenen güç ilişkilerini açıklamak için kullanılırken, kültürel çalışmalarla beraber cinsiyet, ırk, din, etnik köken ve anlama eklemlenen güç ilişkilerini açıklamak için kullanılmaktadır. Kısaca,
medyada
bir ortak duyu
o
luşturulurken üzerinde uzlaşılan değerler devlet de olabilir, erkek egemen ideoloji de, beyaz ırkın üstünlüğü de... Görüldüğü gibi,
medya
kültürel alanda değerlerin üretilmesi, dağıtılması ve anlamlandırılması sürecinde önemli bir işlev görmeye başlamıştır.
Medya
, kültürel alandaki önderliği çoğunlukla başat kültürel değerlere paralellik gösterecek şekilde yerine getirmektedir.
Medyanın
ideolojik işi yerine getirmesinin önemi anlamlandırmayı başat ideolojilerin repertuarı içinde bir yerlere yerleştirmesinde yatar.
Medya
, toplumsal/kültürel alandaki bu ideolojik inşayı yerine getirirken sürekli olarak toplumdaki sınıfsal çelişkileri perdeleyerek gündelik hayat, yaşam biçimi, eğlence, tüketim, moda gibi kategoriler oluşturarak bu minvalde bir anlamlandırma çerçevesi oluşturmayı tercih eder.
Medya
, toplumu bir bütün ve sınıfsal bir yapılanma olarak açıklamaktan kaçınarak erkeklik, gençlik, kadınlık, tüketim, eğlence gibi alanlar oluşturma yoluna gitmektedir. Bugün internet üzerinde kadın, erkek, gençlik, moda, eğlence gibi kategorilerde yayın yapan çok sayıda sitenin olması, bu alanlarda başat değerlerle uyumlu kültürel formların, alışkanlıkların, kimliklerin oluşturulmaya çalışılmasıyla açıklanabilir.

MEDYANIN IDEOLOJIK
BOYUTU
.
.
Kapitalizme koşut olarak gelişen ve değişen
sermaye birikim yapısını, günümüzde en açık biçimiyle
medya sektöründe gözlemleyebilmek mümkündür.
Yeni sağ politikaların yaygınlık kazanması sonucunda
modernizmin yaşanan evresinde başat paradigma halini alan kapitalizmin
post-fordist
yapılanması bağlamında, kitle iletişim alanı önemli gelişmelere sahne olmuştur.
Post-fordizm
Mark elam'a göre postfordizm
3
perspektiften incelenebilir:
1
- neo-schumpeterci,
2
- neo-smithçi,
3
- neo-marxist (regulasyon okulu)
Yeni tüketim ürünlerinin üretildiği, yeni üretim ve dağıtım methodlarının oluştuğu dönemdir. bu bakış açısına göre postfordizm bir teknolojik devrimdir.
Esnek özelleşmenin (flexible speacialization) aldığı yeni bir üretim şeklidir.
Kapitalizmin yeniden üretilmesi sonunda ortaya çıkar (reproduction of capitalism). gramsciye atfederek bu üretim sisteminin oluşturduğu hegemonya üzerinde durur. üretim şekillerini neo-marxistler genelde iki şekilde incelerler: (1) birikim rejimi (regime of acculmulation) ve (2) denetim rejimi (modes of regulation). post-fordizm bu bağlamda esnek bir üretim şekli ile hegemonik bir denetim şeklinin kesişimide durur.
Küreselleşmede Zıt Süreçler ve Bilişsel Boyut:

Ekonomik ve Siyasal Alandan Kültürel Üretime
Küreselleşmenin maddi boyutları sürekli gözlenebilir
olduğu halde insan bilinci ve rıza, direniş ya da özgürleşme gibi sosyo-psikolojik olgular bağlamındaki
zihinsel süreçlerin, küresel güç ilişkileri karşısındaki durumunun gözlenmesi bir takım zorluklar içermektedir.
Küresel Medya tekellerinin çeşitli yapılanmalarının
iç içe geçmesi, dijital teknolojinin getirdiği sürekli akış
haliyle birlikte Psikolojik boyuttan söz edilir.
Habermas ve Medyalaşma olgusu
Tarihsel diyalektik ve
dijitalleşen iletişim medyası
Ideolojik
Boyut
Ideolojinin yeniden üretimin rızayı yaratması,
sistemin yönlendirdiği anlam üretimi, aldatma / aldanma ve müzakere süreçleri çerçevesinde ele alınması gerekirse, küreselleşmenin birbirine zıt eğilimleri birlikte barındıran karakteri bilişsel boyutrta iredelenebilir.
BÜTÜNLEŞME
PARÇALANMA
Küreselleşme, Teknolojik Devrim, Fordizmden-Postfordizme, Enformasyon Toplumu

McLuhan’ın “evrensel köy” benzetmesiyle işaret ettiği, birbirinden giderek daha fazla haberdar olan bir dünya düzenine denk düşen küreselleşme, “küresel ölçekte işleyen ve sınırları aşarak toplumları ve kurumları yeni zaman-mekan bileşimlerinde entegre edip bağlayarak, gerçekte ve deneyimde dünyayı birbirine daha bağlı duruma getiren süreçler” şeklinde tanımlanabilir.
Küreselleşmenin ekonomik yapılanmasını açıklamak bir anlamda kapitalizmin geçirmiş olduğu yeni yapılanma sürecini de –
fordizmden

postfordizme
geçiş -- anlamamızı gerekli kılıyor. Çünkü kapitalizmin ekonomik anlamda hızlı bir yapılanmaya girmesi ve diğer gelişmelerle birlikte kapitalist ekonomik ilişkilerin farklılaşması doğal olarak toplumsal ve kültürel alanda da farklılaşmaları beraberinde getirmiştir. Bu farklılaşma toplumsal ve kültürel alanda teknoloji ve bilginin başatlığını temsil ederken, Hall’un ifade ettiği şekilde “
yeni zamanlar
” a gönderme yapar.
YENI
.
ZAMANLAR
Yeni zamanlar
tezi dünyanın yalnızca nicelikte değil, nitelik olarak da değişmekte olduğu, ileri kapitalist toplumların giderek bölünmüşlük, farklılaşma ve parçalanmasıyla nitelenir hale geldiği, dahası modern kitle toplumlarını niteleyen şeyin homojenleşme, standartlaşma ve ölçek ekonomileriyle, örgütleri olduğu yolundadır...
Fordizmin
yalnızca bir ekonomik örgütlenmeyi değil, bütün bir kültürü nitelemesi gibi postfordizm de çok daha geniş ve derin toplumsal ve kültürel gelişmelerin adıdır.
Postfordizm
, standartlaşmış ürünleri, sermaye yoğunlaşmasını, “taylorist” iş örgütlenmesi ve disiplini ile birlikte seri üretim döneminden farklı, bütünüyle yeni bir devri anlatan bir terimdir.
Postfordizm
, kapitalizmin yeniden yapılanmasındaki ekonomik boyutu daha geniş bir toplumsal, kültürel ve ideolojik bir boyuta taşımaktadır.
Postfordist
yaklaşıma göre yeni zamanların merkezi sanayileri, enformasyon teknolojileri ve mikro elektroniğe dayalı üretimdir…işgücü geleneksel imalat sektöründen hizmet sektörüne doğru kaymakta, beyaz ve mavi yakalı, vasıflı ve vasıfsız arasındaki geleneksel ayrım çizgileri ortadan kalkmaktadır…yeni iletişim teknolojileriyle birlikte üretimin mekansal örgütlenmesi değişmektedir...
Full transcript