Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

KAMUSAL ALAN - TAKSİM PROJESİ

TASARIMI YÖNLENDİRECEK KRİTERLERİNİN ELDE EDİLMESİ
by

baris gogus

on 26 March 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of KAMUSAL ALAN - TAKSİM PROJESİ

T Ü R K L E Ş T İ R M E P O L İ T İ K A L A R I
1994
PROST DÖNEMİ
KAMUSAL ALAN (MEKAN) TANIMI, ÖZELLİKLERİNE DAİR
MEVCUT DURUM VE YAYALAŞTIRMA PROJESİ
ÇATIŞMA MEKANI TAKSİM VE
TARİHSEL ARKA PLANI

?
TASARIM
(Elliot 1983'ten aktaran, Bartu 1999)

''İstanbul'un tek hareketli semtleri olan Pera ve Galata hiçbir ülkeye ait değildir, ama aynı zamanda her ülkeye aittir: buralarda her ülke kendi yasalarını uygular, kendi ibadetini yapar, kendi parasını kullanır, kendi mektuplarını kendi dağıtır. Çeşitli bankalar, konsolosluklar ve sefaretler, çarşılar, kiliseler ve şapeller, bu arada belirli günler semaya duran Mevlevi dervişleri hep buraya yerleşmiştir.Sakalar, hamallar , insanı akşam yemeğe çıktığında Bath'daki yaşlı kadınlar gibi tahtırevan yolculuğuna çıkaran adamlar; Arnavutlar, Küçük Asya'dan gelmiş oduncular, Acem merkep sürücüleri, Hırvatlar ve yerli Türkler dünyada eşi benzeri görülmemiş çokdilli bir nüfus oluştururlar...''
19. yy - Ordunun modernizasyonu doğrultusunda inşa edilen kışlalar ve askeri tesisler
1825 - Maçka Kışlası (NeoKlasik)
1849 - Taşkışla (NeoRönesans)
1861 - Gümüşsuyu Kışlası (Neoklasik)
1862 - Mekteb-i Harbiye
1857 - 6. Daire'nin Kurulması ve Faaliyetleri

1856'da İntizamı şehir komisyonunun kurulmasının ardından İstanbul'un 14 belediye dairesine ayrılmasına karar verilmiş ve uygulamaya örnek teşkil etmesi amacıyla Beyoğlu ve Galata çevresini içeren 6. Daire ile başlanılmıştır.

6. Daire'nin bazı faaliyetleri olarak;
*Galata Surlarının yıkılması
*Tünel ve Atlı Tramvay
*Mezarlıkların taşınmasıyla açılan alana Beaux-Arts ilkeleriyle yapılmış bir Belediye Bahçesi
*Taksim ve çevresindeki yolların tesviyesi, döşenmesi ve kanalizasyon çalışmaları
''Beyoğlu - Galata çevresinin örnek uygulama için seçilmesi; batılılaşma ile değişen yönetim ve şehircilik anlayışının İstanbul'un çağdaş ve batılı kesiminde uygulanması olarak değerlendirilebilir. Osmanlı toplumunun kısa sürede benimseyemediği bazı yönetimsel, kültürel ve sosyopolitik olgular, sarayın kendisini daha yakın bulduğu İstanbul'daki yabancılar sayesinde hayata geçirilmiştir.''
(Özsavaşçı, 1999)
Bartu 2008,

''Ondokuzuncu yüzyıla gelindiğinde Pera kentin finans ve eğlence merkezi haline gelmişti. Elçilikler burada açılmıştı Orient Express'in yolcuları için yapılan Pera Palas oteli de buradaydı. Ondokuzuncu yüzyılın sonunda Osmanlılar İstanbul'u batılı bir kent haline dönüştürmeye çabalarken, Pera kentsel reform açısından bir deney alanı olarak seçilecekti. Burada uygulanan reformların kentin geri kalan bölümü için model olması isteniyordu. Her ne kadar planlama başarıya ulaşamamış olsa da, Pera kentin ilk 'Avrupai' semti olacaktı: Modern yaşamın simgeleri olan işhanları, bankalar, çok katlı apartmanlar mimari çevrenin hakim unsuru haline gelmişti.''
Varlık Vergisi

11 Kasım 1942 tarih ve 4305 sayılı kanunla konulan olağanüstü servet vergisi

Resmi gerekçe: "olağanüstü savaş koşullarının yarattığı yüksek kârlılığı vergilemek"

Gerçekte hedeflenen ise dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu'nun basına kapalı CHP grup toplantısında ve 5 Ağustos 1942'de okuduğu hükümet programından anlaşılıyor (21 Ocak 1943 tarihli Cumhuriyet gazetesinden aktaran, Akar 2006):

"Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz.''

"Bu memleket tarafından gösterilen misafirperverlikten faydalanarak zengin oldukları halde, ona karşı bu nazik anda vazifelerini yapmaktan kaçınacak kimseler hakkında bu kanun, bütün şiddetiyle uygulanacaktır.''

Bu yasayla ödetilen vergilerin %87'si gayrımüslim, %7'si müslim mükelleflere yüklenmişti. Geri kalan %6 değişik kalemlerde olup, bunların da çoğu gayrımüslim azınlıklar ve ecnebilerdi.
1950'li yıllar
MARSHALL YARDIMLARI
TARIMDA MEKANİZASYONLA İŞGÜCÜNE BAĞIMLILIĞIN AZALMASI
AÇIĞA ÇIKAN İŞGİCÜCÜNÜN
-TAŞI TOPRAĞI ALTIN- İSTANBUL'A GÖÇÜ
GÖÇLE GELENLERİN
GÖÇE ZORLANAN GAYRİMÜSLİM
AZINLIKLARIN YAŞADIKLARI
TARLABAŞINA YERLEŞMESİ

ya da

''BEYOĞLU'NUN KÖYLÜLERCE FETHEDİLMESİ''
1977
KANLI 1 MAYIS

1 Mayıs 1977'de, İşçi Bayramını kutlamak üzere toplanan yaklaşık 500.000 kişiye kimliği belirsiz (daha sonra CIA ajanı oldukları öne sürülen fakat asla kanıtlanamayan) kişilerce atış açılması.

Polisin ateş açanlar yerine halkın üzerine saldırması.

Sonuçta 37 masum kişinin hayatını kaybetmesi, 136'sının yaralanması ve İstanbul'un en önemli kamusal alanı olan Taksim Meydanı'nın 2009'a kadar - tam 31 yıl - 'politik eylem ve temsiliyet için bir forum' olma özelliğini yitirmesi.
İsmini vermediği İstanbullu ünlü bir aileden gelen yaşlı bir adamın sözlerini aktaran Bartu, 1999;

''İstanbul .... Anadolu'nun işgali altında kaldı. Buraya uyum sağlamak yerine bu insanlar kendi medeniyetlerini getirdiler. Eminim ki bunların hiç biri hayatlarında bir kere bile sergiye gitmemişlerdir... Lahmacun yiyenler memleketi olduk. Elli sene önce İstanbul'da lahmacunun ne demek olduğunu bilmezdik. Bilsek bile pizza derdik ona.''
İSLAMCI İDEOLOJİNİN YÜKSELİŞİ


Bora, 1999

''İslamcılara göre modernleşme ve batılılaşma İstanbul'un kimliğini dejenere etmiştir. İstanbul'un güzelliğini yitirmesi de batılılaşma sürecine bağlanır: Çarpık yapılaşmanın miladı, 18. yy sonlarında batılılaşma akımıyla birlikte Taksim-Pera'da başlayan imar faaliyetleridir. Cumhuriyetin zoraki modernleşme politikası, Ankara'yı yüceltirken İstanbul'u iyice 'harcamış' kişiliksizleştirmeye çalışmıştır.
Bora, 1999;

''1994 yerel seçimlerinde bütün partilerin büyükşehir belediye başkanları küresel şehir projesini benimserken, bu projeye en uzak duran ve o doğrultuda ileri sürülen ilkelere ve hedeflere muhalefet eden aday RP adayı Tayyip Erdoğan'dı. Bütün adaylar - sosyal demokratlar dahil - İstanbul'un küresel şehir olabilmesi için edinmesi gereken altyapısal ve beşeri kaliteleri düşüren göçü ve gecekonduyu kriminalize ederken, Tayyip Erdoğan bunları meşrulaştıran bir tutum izlemişti.''
İslamcı - Osmanlıcı
Modernleşmeci - Kemalist
26 Mart seçimlerinde Refah Partisi adayı
Tayyip Erdoğan belediye başkanı seçilir...
Bora 1999,

''Fransız atasözünün dediği gibi 'taht asilleştirir' ........ Tayyip Erdoğan seçildikten yaklaşık altı ay sonra, New York'ta katıldığı bir uluslararası konferans sırasında 'İstanbul'a göçün önlenmesi için Osmanlı'da olduğu gibi vize düşünülebileceği'nden söz etti. Yerel seçimlerin birinci yıldönümünde islamcı Nehir Dergisi'nin hazırladığı ve Büyükşehir Belediyesine proje, müşavere vs. katkısı veren entellektüellerin, teknokratların yazı yazdığı 'İstanbul: Kimliğini Arayan Şehir' başlıklı dosyada en az kimlik meselesi kadar altyapı, göç gibi 'maddi' megapoliten sorunlara yer verildi.''
TARLABAŞI YIKIMLARI
TARLABAŞI YIKIMI

1980'lerde temel motivasyonu ''İstanbul'u şanı, geçmiş tarihinde yatan yorgun bir şehir olmaktan çıkararak 21. yy için vaatlerle dolu bir metropol kente dönüştürmek'' (Keyder ve Öncü, 1994'ten aktaran Bartu, 1999) olan, İstanbul'u küresel şehir yapmak için girişilen kentsel operasyonların belki de en önemlisi.

Bu işi üstlenen Bedrettin Dalan için Beyoğlu temizlenmesi, rehabilite edilmesi ve kısmen yıkılması gereken bir yerdi. Bu şekilde kent hem trafik sorunundan hem de fuhuş ve uyuşturucu kaçakçılığından kurtarılacaktı.

Yıkım süreci hakkında Bartu'nun aktardığı birkaç görüş;

Mimarlar Odası Başkanı : ''Yaptıkları kenti çok uluslu şirketlere satmaktır. Buralar özel çıkarlara satılacak, bazı yerlere çok katlı otoparklar yapılacak, bu da trafik sorununu çözmek bir yana bölgeye daha çok trafik akmasına yol açacak.''
İsmini vermediği ünlü bir romancı: ''Eski İstanbul yıkılıyor, mahvoluyor diye düşünenler var. Mahvolan Pera'dır. Pera'nın da Türklükle alakası yoktur. Bana kalırsa bunların yıkılmasında hiç bir sakınca yoktur. Zaten buraların tamamı Ermeni mimarlar tarafından yapılmıştır. Batı taklidi eserlerdir''.
Bölgede yaşayan ve yine ismini vermediği bir yazardan:
''Beyoğlu eskiden parfüm ve susam kokardı. Şimdi Lahmacun kokuyor. Benim çocukluğumda 'Beyoğlu'na çıkmak' bir olaydı. Traş olunurdu, temiz, şık kıyafetler giyilirdi. Beyoğlu bir medeniyet göstergesiydi. Eğer bu yıkımlar ve İstiklal Caddesi'nin trafiğe kapatılması o eski ambiyansı, havayı geri getirecekse, o zaman hiç itirazım yok.''
TÜRK - ERMENİ
ETNİK ÇATIŞMA
BURJUVA - ALT GELİR GRUBU GÖÇMENLER
SINIF ÇATIŞMASI
Sonuç olarak yıkım gerçekleşti,
Binlerce insan yerinden edildi.
Önemli bir mimari-kültürel miras yok edildi.
Trafik sorunu çözülmedi.
Fuhuş ve uyuşturucu devam ediyor.
PROST DÖNEMİ VE CUMHURİYET'İN TAKSİMİ

Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara'ya yapılan odaklanmadan sonra 1936'da, İstanbul'u Cumhuriyet'in modernleşme idealleri doğrultusunda planlama üzere Henri Prost göreve getirilir.

Görevde bulunduğu 1936 - 1951 yılları arasında hazırladığı planlar doğrultusunda bir çok yıkım-yeniden yapım gerçekleştiren Prost'un, kentsel mekanı özellikle Taksim'de, modern Türkiye Cumhuriyet'ini temsil aracı olarak başarıyla kullandığı söylenebilir.
Taksim ve çevresindeki icraatları;

1939-40 - Mekanda Osmanlı'nın izlerini silme adına
Taksim Topçı Kışlasının yıkılması ve önemli bir mimari-kültürel mirası yitirilişi.
1940-47 arasında
Maçka Vadisi ile bir bütünlük oluşturacak şekilde tasarlanmış II No'lu Park (İnönü Gezisi/Gezi Parkı-1943) ile başlayan büyük ve sürekli bir yeşil alan oluşturulması
1946-49 - Modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurumlarından TRT'nin Radyo Evi Binası
1947 - Açık Hava Tiyatrosu
1949 - Spor ve Sergi Sarayı (Lütfi Kırdar)
1947 - İnönü Stadyumu
Fotoğraflar: Güzelleşen İstanbul, 1944
1940 - Taksim Belediye Gazinosu tekrar açılıyor
NEOLİBERAL POLİTİKALAR VE OTELLERİN İSTİLASI
KAMUSAL ALANLARIN OTELLER, İŞ VE KONGRE MERKEZLERİ TARAFINDAN İSTİLA EDİLMESİ - ÖZELLEŞTİRİLMESİ

Başını, 1954 yılında II No'lu Park'a ilk kesiği atan Hilton'un ve devamında 1956'da Divan Oteli'nin çektiği neoliberalizm ve küreselleşme süreçleriyle doğru orantılı ivmelenen, bugün ise Alışveriş ve Kültür Merkezli Buz Pisti Projesiyle, II No'lu Park'tan geriye kalan son kamusal yeşil alanı yok etme eğilimindeki süreç.
1999- Gökkafes
1991 - Swiss Otel
1995 - Hyatt Regency
2006 - Taksim Residence
1954 - Hilton oteli
2009 - Kongre Merkezi
1975 - Yıkılan Belediye Gazinosu yerine Ceylan Intercontinental Oteli
1956 - Divan Oteli

İslamcı ideolojiye göre İstanbul, islam aleminin gözbebeği kutsal bir şehirdir ama aynı zamanda yitirilmiş ve mahvedilmiştir.
Yeniden fethedilmeye ihtiyacı vardır.
K A M U S A L A L A N
Büyük Türkçe Sözlüğü - Türk Dil Kurumu
Kamu 1. anlam: Halk hizmeti gören devlet organlarının tümü
Kamu 2. anlam: Bir ülkedeki HALKIN BÜTÜNÜ, HALK, AMME
Özbek, 2004

“... eğer bugün devlet etkinlikleri ve makamlarına kamu-sal sıfatı ekleniyorsa, bu, modern devletin hukukun üstünlüğü̈ ilkesine bağlanmışlık gereğini ve 19. yy'ın ortalarından itibaren toplumsal mücadeleler sonucu kazanılan politik ve sosyoekonomik haklara binaen devlet erkinin halkın yararına (kamu yararına) üstlendiği toplumsal görevleri olduğunu kastetmek ya da bundan bir meşruluk ummak içindir, başka bir şey için değil... Bu yuüzden, devlet gücünün kullanıldığı kurumsal yerleri kast ederken kamu erkinin (otoritesinin) alanı kavramını kullanıp; (politik) kamusal alan kavramını ise, toplumdaki demokratik katılım ve eleştirel söylem alanı olarak kullanmak yerinde olacaktır.”
1. Dil Kurultay Sonucu: Osmanlıca 'umum' karşılığı
Osmanlıca - Türkçe Ansiklopedik Lugatı - Ferit Develioğlu
Umum: HEP, BÜTÜN, CÜMLE, HERKES
Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü - İsmet Zeki Eyüboğlu
'kamag' - 'kamuğ' : TÜM, BÜTÜN, TOPLUM, GENEL
Özbek, 2004

“... eğer bugün devlet etkinlikleri ve makamlarına kamu-sal sıfatı ekleniyorsa, bu, modern devletin hukukun üstünlüğü ilkesine bağlanmışlık gereğini ve 19. yy.ın ortalarından itibaren toplumsal mücadeleler sonucu kazanılan politik ve sosyoekonomik haklara binaen devlet erkinin halkın yararına (kamu yararına) üstlendiği toplumsal görevleri olduğunu kastetmek ya da bundan bir meşruluk ummak içindir, başka bir şey için değil... Bu yüzden, devlet gücünün kullanıldığı kurumsal yerleri kast ederken kamu erkinin (otoritesinin) alanı kavramını kullanıp; (politik) kamusal alan kavramını ise, toplumdaki demokratik katılım ve eleştirel söylem alanı olarak kullanmak yerinde olacaktır.”
Oktay, 2008;

''Kamusal alan, kısmen kamusal mekan nosyonunun da içerdiği üzere,
politik eylem ve temsiliyet için bir forum,
sosyal etkileşim, kaynaşma ve iletişim için tarafsız bir ortak alan
kişisel gelişim ve bilgi alışverişi için bir zemin oluşturur''.
Tüm bu özellikleriyle kamusal alanlar kent kültürünün beşiğidir ve korunması kentin sosyokültürel sürdürülebilirliği açısından çok önemlidir.
Gehl 2006'dan aktaran Oktay 2008,

'' Tasarlanacak çevrede sırasıyla 'nasıl bir yaşantı istenmektedir?' ve 'Ne tür kamusal mekanlar istenen etkinlik ve yaşantıyı destekleyebilecektir? ' sorularının yanıtları aranmalı ve belirlenen beklentileri karşılayabilecek yaşam çevresini oluşturabilecek bütüncül bir tasarım stratejisi oluşturulmalıdır''.
''Gözlem ve araştırmalar kanıtlamıştır ki, insanlar için gündelik kullanıma yönelik kent mekanlarında önemli olan stiller değil, kendilerini mutlu hissedebilecekleri mekanlardır''.

İnsanlar kamusal mekanlarla etkileşime girip, o mekanı yer olarak kavrayabilmelidir.
Kamusal alan, kişinin 'öteki' ile karşılaştığı
onu tanıdığı, ondan bir şeyler aldığı ve ona bir şeyler kattığı yerdir.

Kişinin kendini empatiye zorladığı yerdir.
3. İKİ NO'LU PARK'IN OTELLERCE İSTİLA EDİLİŞİ
1927 - 1965
1926 - Memuriyette Türk olma koşulu getiren 788 nolu yasa

1928 - Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti'nin yıllık kongresinde, azınlıkları Türkçe konuşmaya zorlayacak bir kampanya başlatmaya karar vermesi.

1929 - Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsaları Kanunu'na göre acente kurucaklarda Türk olma şartının getirilmesi

1937 - Bazı belediyelerin sınırları içerisinde Türkçe konuşma zorunluluğu getirmesi. 'Vatandaş Türkçe Konuş!' kampanyaları

1941 - 20 - 44 yaş arasındaki gayrimüslimlerin ellerine silah verilmeden, 'amele taburu' adlı birliklerde zorlu koşullar altında askerliğe alınmaları
6 - 7 Eylül Olayları

1955 yılında kamuoyunda oldukça yer alan Kıbrıs Türklerine uygulanan baskıların sonucu gibi görünen, ancak arkasında yine türkleştirme politikalarının bulunduğu vahşet olaylarıdır.

Halk uzun bir süredir medya tarafından ''İstanbul'daki Rum azınlıkların aralarında bağış toplayarak Kıbrıs Rumlarının ENOSİS çetelerine gönderdikleri'' vb. haberlerle dolduruldulmaktadır. Son noktayı 6 Eylül 1955'te Atatürk'ün Selanik'teki evinin bombalandığı haberi koymuştur. Öğlen geçilen haberin ardından akşam saatlerinde başlayan ve ertesi gün de devam eden bir dizi vahşi saldırı gerçekleşmiştir.

Saldırılar sonucu 11 ölüm, yüzlerce yaralanma ve tecavüz olayı yaşanmış, gayrimüslimlere ait binlerce ev ve işyeri, dini yapı, okul, fabrika ve otel tahrip edilmiş, milyonlarca dolarlık mal yağmalanmıştır.

Saldırılar sonrasında medyanın benzer bir tutum göstererek 'Türkleri provoke edenler Rumlardır' demesine rağmen, tahrip edilen mekanların sadece %59'unun Rumlara ait olup, %17'sinin Ermenilere, %12'sinin Yahudilere hatta bir kısmının da müslüman olmuş Beyaz Ruslara ait oluşu, olayın Kıbrıs sorunundan çok daha büyük olduğunu göstermektedir.
Tüm bu baskılar ve göçe zorlama ile geçen türkleştirme süreci sonunda 1927'de nüfusun %72'sini oluşturan Türklerin oranı 1965'te %95'e yükselmiştir. (Bozbeyoğlu, 2009)
Beyoğlu özelinde İslamcı ideolojiyi rahatsız eden noktalar ise,

Cumhuriyet sonrası türkleşme politikalarıyla yok olma noktasına gelmiş olsa bile kozmopolitlik,

Dayatma şeklinde getirilip, başarılamamasına rağmen (ki muhtemelen bu yüzden) modernleşme olgusudur.
Bora, 1999

''1940'lar-70ler döneminin popüler Türk-islamcı ajitörü Osman Yüksel Serdengeçti, Beyoğlu'nu 'mikrop yuvası' olarak tasvir etmişti: '1453'ten beri İstanbul Türklerin elindedir. Bunun bir istisnası var! Beyoğlu... Beyoğlu imparatorluğun beyninde bir illet gibiydi. Frengi illeti... Beyoğlu garp emperyalizminin giriş kapısıdır. Dün imparatorluğun bağrına bir bıçak gibi saplanan Beyoğlu'nun işi daha bitmemiştir. Beyoğlo Anadolu'nun alın terini, göz nurunu, bel suyunu, Türk milletinin, şark milletlerinin kanını emiyor... Beyoğlu milli iradeyi kemiren bir frengi illetidir.''
Bora, 1999

İstanbul'un bu dejenere manzarası, islamcı ideoloji açısından İstanbul'u yeniden fethe muhtaç kılar ....... İslamcı kanatta 60'lardan 80'lere uzanan dönem boyunca 'İstanbul'u kurtaracak nesil (Fatih'in nesli) motifi işlenmiştir.''
MEVCUT
(PROJE ÖNCESİ) DURUM
UYGULANMAKTA OLAN PROJE
Tarihsel incelemede saptanan, bilinç ve bilinçsiz uygulanan bir takım süreçler sonucu yaratılan çatışmalar bugün son hızla sürmektedir ve mevcut iktidarlar, yerel yönetimler tarafından kendi çıkarlarınca kullanılmaktadır.

Kamu erki olan ve birincil kaygısı kamunun yani hakın tümünün yararı olması gereken iktidar ve kentliler tarafından kendilerine hizmet sunması amacıyla seçilen yerel yönetim, konu Taksim Meydanı olunca bu görevlerini yerine getirmemektedir.

Bunun muhtemel iki nedeni vardır;
Taksim Meydanı ve çevresinde kentsel mekan kalitesinin ne kadar düşük olduğunu görebilmek için şehirci, mimar ya da peyzaj mimarı vs. olmaya gerek yoktur.

Sorunların çözümü için gerekenler ise son derece basit müdahaleler olup, bu kamusal mekan aslında minimum müdahale ile çevresiyle daha bütünleşik, çok daha güvenli, çevresel kalitesi yüksek, kamunun daha geniş bir kısmıyla etkileşime geçebilecek bir yer haline getirilebilir.

Bu doğrultuda ilk bakışta göze çarpanlar,
1. Otobüs Durakları
İstanbul'un en önemli aktarma merkezi olan Taksim Meydan'ında, en çok kullanılan toplu taşıma araçlarından biri olan otobüsler için duraklar, tam Meydanla Gezi Parkı arasına hep görsel algının hem de yaya akışlarının sürekliliğini imkansız hale getirecek bir şekilde konumlandırılmıştır. Bu da meydan-park bütünselliğini bozmakta, Gezi Parkı'nın potansiyelinin çok altında kullanılmasına neden olmaktadır.
Otobüs durakları taşınmalıdır.
2. Donatı Eksiklikleri
Meydanda ciddi bir donatı eksiği sorunu vardır.
Oturma elemanı hiç yoktur.
İnsanların yağmur/güneş gibi hava muhalefetlerinden korunmaları için hiçbir donatı yoktur.
Zemin döşemeleri özürlü vatandaşların kullanımına uygun olmadığı gibi, diğer kullanıcılarında yürürken zorluk çektiğibir haldedir.
Ama asıl soru, basit müdahalelerle giderilebilecek bu sorunların neden çözülmediğidir.
Birincisi, Taksim Meydanı ve Gezi Parkındaki mevcut kentsel dokunun, iktidarın ve yerel yönetimdeki siyasi partinin savunduğu ideolojinin çatıştığı 'modernleşmeci - kemalist' ideolojinin mirası oluşudur ve savundukları ideolojinin mirası olan Taksim Kışlası'nın yıkılması ile gerçekleşmiş olmasıdır.
İkincisi ise, Taksim Meydan'ının politik eylem ve temsiliyet anlamında İstanbul'un hatta Türkiye'nin birinci meydanı oluşudur. Bu özelliğiyle muhalefetin gelişmesini sağlayarak kamunun yönetimde söz sahibi olabilmesi açısından son derece kritik bir önemi vardır. İktidarın bu noktada amacı kentsel mekan kalitesini düşük tutarak kullanım potansiyelini azaltıp, Taksim Meydan'ını bu özelliklerinden soyutlamaktır.
2. Kışlanın Rekonstrüksiyonu

Ahunbay, URL-2

''Bilindiği gibi koruma açısından rekonstrüksiyon / yeniden yapım en son başvurulmak istenen bir onarım tekniğidir. Tarihî eserler, yapıldıkları dönemle ilgili tarihî, estetik ve teknik bilgiler taşırlar. Bu bilgiler onların malzemesinde, strüktüründe, iç mekânında ve görünüşündedir. Yani tüm yapı ve ayrıntıları, zengin bir tarihsel ve sanatsal veri kaynağıdır. Yeniden yapılan binalar ise görünüşte eskiye benzeseler de, bugünün ürünüdür ve tarih bileşeninden yoksundur. Onun için koruma açısından ilginç bulunmaz ve öğreticiliği sınırlı olan bir kopya olarak değerlendirilirler.''

Ayrıca kışlayı tekrar inşa etmek, onu çevreleyen kentsel dokuyu da o dönemki durumuna getirmeyi gerektirir. Kentte yapılacak en küçük yapı bile çevresinden kopuk düşünülememelidir. Bu da bölgedeki bütün otellerin ve daha bir çok yapının yıkılması anlamında gelir ki, bu da imkansızdır.
1. Projenin Üretiliş Süreci

Proje tamamen tepeden inme bir şekilde, ne bölgeyi kullanan halkın ne de konuda uzman kimselerin görüşlerine başvurulmadan - aksi görüşleri de dikkate alınmadan - üretilmiştir.
3. Kışlanın Yeni Fonskiyonu

Kışlanın mimarı Halil Onur, URL-3

''Kışlada otel ya da cami olmayacak. İçinde kafeler, pastaneler, kitapçılar olacak. AKM tarafında da sergi salonları, galeriler olacak. Gezi’nin kamuya kapatılması gibi bir önerimiz yok. Ama tabii ki bir düzen getirilmek zorunda. Her elini kolunu sallayan kafeye, restorana girsin demek doğru değil. Herkes her yere girebilir mi?''

İBB Başkanı Kadir Topbaş, URL-4

"Haberde, meydanın bir buz pistini barındıran kültür merkezi, sanat aktivite alanı, kafelerin içinde bulunduğu daha doğrusu bir yaşam merkezi olarak buluşma noktası gibi fonksiyonları içerecek projeden bahsedilmektedir. Bu ve benzeri çalışmalar sürdürülmektedir. Ancak henüz netleşmiş değil. Alışveriş merkezi olması konusu gibi görüşler mevcut''.
Mevcut durumda kamunun tamamının kullanımına açık bir mekan, dönüştürülerek 'herkesin elini kolunu sallayarak' giremeyeceği bir mekan haline dönüştürülüyor.

Kışlanın yeni fonksiyonu kimler için yapıldığını anlatıyor.
Mekanın hitap ettiği kitle, halkın tümü olmaktan, Tarlabaşı'na yerleşecek zenginlere, turistlere ya da genel olarak tüketim gücü yüksek olan bir kesime indirgeniyor.

Siyasi otorite 'kendisine ait olmayan', kamuya yani halkın bütününe ait mekanı, 'sadece belli bir kesimin', 'uluslararası sermayenin', '%1'in kullanımına sunuyor'.
4. Yolların Yeraltına Alınması

Taksim İstanbul'un en büyük aktarma merkezidir.
Aynı zamanda İstanbul'un en canlı bölgesi oluşu da bundan kaynaklanmaktadır.

Araç yollarının, durakların, ulaşıma dair donatıların yer altına alınması; hareketin, canlığın yer altına alınması, meydanın, İstanbul'un en önemli kamusal mekanının yayasızlaştırılması, öldürülmesi anlamına gelir.
SONUÇ
Tıpkı kozmopolitlik gibi aslında çatışma da pozitif bir kavramdır. Çatışma, farklı fikirler olduğu anlamına gelir.
Çatışan fikirler kamusal alanda veya kentteki yansıması olan kamusal mekanda çarpışarak bir uzlaşma olanağı bulur.

Kişi, kamusal mekanda 'kendi gibi düşünenler', 'kendi gibi olanlar' ve 'aksini düşünenler', 'kendinden farklı olanlar' ile bir aradadır. Bu biraradalığın yarattığı etkileşim iki (veya daha çok) kutbu da besler ve bir denge haline ulaşılır. Kamusal alan/mekanda birebir deneyimlediği bu süreç, onu bilinçlendirir, dış manüplasyonlardan korur.
Günümüzde egemen yapı uluslararası sermayedir. Kamusal mekanların, oteller, yeni kamusal mekanlar olarak lanse edilen AVM'ler, kongre merkezleri, dev spor salonları vb. yapılarca işgal edilmesinin kentsel toprağın rant aracı bir meta olarak kullanılmasının ötesinde daha büyük sonuçları vardır.

Uluslararası sermaye ve ona hizmet eden/etmek zorunda kalan hükümetler, yerel yönetimler kamusal mekanları yok ederek kentsel ayrışmayı tetikliyor.
Ancak kamusal alan/veya mekan yok edildiği zaman, kişi 'kendi gibi olanlar'la bir arada kalır. İnandıkları, doğru buldukları konusunda manüplasyonlara açık hale gelir...

Ve manüplatörler her zaman vardır. Manüplasyon süreci sonunda egemen yapı kimse, süreç onun lehine sonuçlanır.
Yok edilen her kamusal mekan, halkın toplumsal refleks oluşturma, kamu olarak hareket etme ve yönetimde söz sahibi olma şansını biraz daha zorlaştırıyor.

Örgütlü hareket oluşmayınca, sermaye için bir kamusal mekanı daha işgal etmek daha kolaylaşıyor ve acilen kırılması gereken bir döngünün içine giriliyor.

Bu döngünün kırılmasının tek yolu ise yine, daha işlevli, daha kullanılabilir ve halkın tamamının benimseyebileceği, mekanla ve birbirleriyle etkileşime geçebileceği kamusal mekanlar yaratmaktan geçiyor.
Full transcript