Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

Dr. Özgür Uçkan - Dijital Aktivizm ve Yurttaş Medyası

"Yurttaş Gazeteciliği" Sertifika Programı, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 5 Ocak 2013
by

Ozgur Uckan

on 18 June 2013

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of Dr. Özgür Uçkan - Dijital Aktivizm ve Yurttaş Medyası

"Dijital Aktivizm" mi? 2010’u Wikileaks ile kapatıp 2011’i “Arap Baharı” ile açtık… Medyadan diplomasiye, şirketlerden hükümetlere hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağının işareti Wikileaks ve Tunus’dan başlayarak, Mısır, Libya, Cezayir, Yemen, Ürdün, Suriye gibi otokratik Arap devletlerine yayılan devrim dalgası… Ardından Yunanistan, İspanya, İsrail derken, "Öfkeliler Hareketi" patlak verdi. Şimdi de başkaldırı sistemin göbeğini, ABD'yi vurdu...

Bu dönüşüm işaretlerinin her birinde internetin ve bilgi-iletişim teknolojilerinin güçlü bir mevcudiyeti var. 2008 - 2009 - 2010 - 2011...
Dünya daha hızlı dönüyor. 2006 3. çeyrek ... 2011 (Subprime) Mortgage Krizi Kredi Krizi Finansal Kriz Küresel Ekonomik Kriz... 2008 2009 #iranelection 2010 Afghan War Diary Iraq War Logs Cablegate "we open governments" 2011 Collateral Murder "Arap Baharı" “Arap Baharı aniden üzerimize indi. Otokratik toplumların cesur vatandaşları - Tunus, Cezayir, Mısır, Yemen-, tiranlık siyasetine karşı etkin muhalefet yürütmek ve bütün siyasi rejimlerin en ele avuca gelmez hakkını, yani bireylerin karşılık görme korkusu olmadan toplanma, hapse atılma tehlikesi olmadan konuşma, şiddet terörü olmaksızın muhalefet etme, geçmişten farklı bir gelecek için oy kullanma hakkını savunmak üzere sokaklara çıktı. Nasıl 1989 baharı Doğu ve Merkezi Avrupa'da Sovyet tahakkümünün sönüşüyle işaretlendiyse, 2011 baharı da yoksulluk, işsizlik, baskı ve eşitsizliğe dair zor bir geçmişin içinden yeni bir Arap siyasetinin başkaldırışıyla anılacak.”

Arthur Kroker Tunus devrimi - Ben Ali gider... Cezayir karışır
Arnavutluk karışır
Ürdün, Yemen, Bahreyn derken... Tunus “dominosu” Mısır’a çarpar
Mübarek gider
Yargılandı
Mahkum oldu... Libya... Kanlı bir süreç... Dış müdahale...
Kaddafi öldürülür. Suriye'de kanlı bir süreç... sürüyor... Suudi Arabistan da dahil,
tüm Arap coğrafyası çalkalanıyor... "Öfkeliler Hareketi" Yunanistan İspanya #internetimedokunma Türkiye A.B.D. #occupywallstreet İsrail Aslında her şey, sadece bir kriz olmayan, bir paradigma dönüşümünün işareti olarak okunabilecek 2008 Krizi ile başladı. Neo-Con’ların 9/11 sonrası hepimizi davet ettikleri “Yeni Dünya Düzeni” içinden patladı. Başta ABD olmak üzere ulus-devletlerin güvenlik ve konfor karşılığı özgürlüğümüzü satın aldıkları korku imparatorluğu çatırdayarak çöktü.

Krizin ardından, önce Kasım 2010’da Wikileaks ve “Cablegate” geldi, iktidarların, şirketlerin kirli sırları ortaya döküldü.

Sonra, 2011 başında Arap Baharı patladı...

Oyunun kuralları değişti. “... Oyunun kuralları değişti...

Bu oyunda artık sadece devletler ve çokuluslu şirketler oynamıyor. Yeni ve davetsiz oyuncular oyuna girdi. Wikileaks’in temsil ettiği, kurumsal ve endüstriyel medya düzenini bozarak bilginin dolaşımı önündeki engelleri yıkarak, onların yanından dolaşarak iktidar odaklarının kirli sırlarını ifşa eden yeni bilgi oyuncuları da var oyunda. Daha da önemlisi, halk, yeniden oyunda. Arap Baharı, çok uzun zamandır görülmemiş bir biçimde, halkların, tarih sahnesine artık beklenmedik ve özellikle de davet edilmemiş bir şekilde yeni bir oyuncu olarak çıktığı an olarak da anılacak. Bu yeni güçlerin, kuşkusuz, internet başta olmak üzere ağ teknolojileriyle doğrudan ilgisi var. İnsanlar artık yeni güçlerle sahip: Çok hızlı bir şekilde bir araya gelip dağılabilme; gayrimerkezi bir örgütlenmeyle öngörülemez davranışlarda bulunabilme; iç ve dış iletişimi önlenemez bir şekilde sürdürebilme; yerel eylemlerine küresel iletişim kanallarını kullanarak destek yaratabilme; küresel iletişim yetenekleriyle dünya kamuoyunu etkileyebilme ve iktidarlar üzerinde görülmemiş bir baskı yaratabilme; her şeyden önemlisi, baskının koşulu olan görünmezlik duvarlarını yıkarak ülkeleri dünyaya şeffaflaştırabilme…”

Ö. Uçkan & C. Ertem, WikiLeaks: Yeni Dünya Düzenine Hoşgeldiniz, Etkileşim Yay., sf. 18 internet, bilgi, iktidar denkleminde
yeni oyuncular... “küçük kardeş” ve halk örümcek ve denizyıldızı ".. örümcek, merkezileşmiş bir hayvandır; bacakları merkezi gövdesinden uzar; başını kesin, ölür... Denizyıldızı ise gayri-merkezi bir ağdır. Başı yoktur. Temel organları her bir kolda tekrarlanır. İkiye böldüğünüzde iki denizyıldızınız olur..."

Ori Brafman ve Rod A. Beckstrom, Denizyıldızı ve Örümcek: Lidersiz Organizasyonların Önlenemez Başarısı (The Starfish And the Spider: The Unstoppable Power of Leaderless Organizations), 2006 conquistador ve apaçi "Aztek'ler ve İnka'lardan farklı olarak Apaçi'ler tek bir piramit inşa etmemişler, tek bir yol açmamışlar, hatta adından söz ettirecek tek bir kasaba bile kurmamışlardır; doğal olarak “Conquistador”ların ilgisini çekecek altınları da yoktur. Dolaysıyla İspanyollar, yağmalamak yerine onları Hıristiyan köylülere dönüştürerek yerleşik olmaya zorlar. Bu çaba ancak çok küçük bir nüfus üzerinde etkili olur. Apaçi'lerin büyük bölümü buna direnir, direnmekle de kalmayıp savaşırlar. İspanyolları çağrıştıran her şeye saldırırlar. İnsan önce bu vahşi kabilelerin İspanyol ordusuna karşı hiç bir şansları olmayacağını düşünür. Ama sonuç farklıdır: 17. Yüzyıl'ın sonunda İspanyollar Kuzey Sonora ve Chihuahua'yı Apaçi'lere kaptırır. Bunu amaçlamamış olsalar da, tüm Kuzey Meksika artık Apaçilerin elindedir. Bu, tesadüfî bir zafer değildir. Apaçiler iki yüzyıl daha İspanyollara kök söktürmeye devam eder. Bunun nedeni Apaçi'lerin Aztek ve İnka'ların bilmediği gizli bir silaha sahip olmaları veya İspanyol ordusunun güçten düşmüş olması da değildir. Bunun nedeni Apaçi'lerin toplumsal örgütlenme tarzlarıdır."

Ori Brafman ve Rod A. Beckstrom gayrimerkezileşmenin 8 ilkesi 1 ) Saldırıya uğradığında, gayri merkezi bir organizasyon daha açık ve daha gayri merkezi hale gelme eğilimindedir. 2) Bir denizyıldızını örümcek zannetmek kolaydır. 3) Açık bir sistem merkezi istihbarata sahip değildir; istihbarat sistem boyunca yayılır. 4) Açık sistemler kolayca mutasyon geçirir. 5) Gayrimerkezi organizasyonlar sizin içinize sızar. 6) Endüstri (veya ekosistem) gayri merkezileştikçe genel kar oranı düşer. 7) İnsanları açık bir sisteme koyun, otomatik olarak katkıda bulunmak isteyeceklerdir. 8) Saldırıya uğradıklarında, merkezi sistemler daha da merkezi olma eğilimindedir. T.A.Z. “Geçici Otonom Bölge” (Temporary Autonomous Zone - T.A.Z.), Hakim Bey'in bu ufuk açıcı kavramı, şebeke-ağ içinde sürekli dolaşan ve kendisine geçici bağımsız bölgeler yaratarak faaliyet gösteren göçebe muhalefet odaklarını tanımlar. Wikileaks’in organizasyon ve karar alma modeli tamamen gayrimerkezi bir ağa bağlı ve göçebe bir karaktere sahip. Mekânı aynı anda her yer olabilir. Bir Cafe’den, bir nükleere sığınaktan, sokaktan, evden, garajdan, trenden, kısacası her yerden yönetilebilir ve ulaşılabilir. Yeni T.A.Z.: ağ yapısına sahip, dolayısıyla gayri-merkezi, yersizyurtsuz, yani göçebe, kökleri, bağlantısı olmadan yayılabilen bir ayrık otu, ağ üzerinde sürekli geçici otonom muhalefet bölgeleri yaratabilen bir bilgi gerillası... Bir tür ağ gerilla şebekesi, tüneller yerine interneti kullanan bir tür Viet Kong... Büyük Ağabey Mısır internet kesintisi İnternet güvenliği teknoloji şirketlerinin “derin sorgulama paketleri” (DPI), “gerçek zamanlı internet trafik izlemesi” Henüz gelişme aşamasında olan kuantum bilgi işlem gibi tekniklerle ileri kriptoloma algoritmalarının çözülmesi, anonimliğin çökertilmesi, kimlik bilgilerinin açığa çıkarılması... küçük kardeş “Görünmez internet projeleri” (Invisible Internet Projects - IIP):
P2P ağlarını maksimum güvenlik ve anonimlik koruması ile güçlendiren I2P ağları,
özgür ağ (freenet),
karanlık ağ (darknet),
derin ağ (deep web),
“sanallaştırılmış- veri cennetleri üreten kaos kutuları (virtualization-data haven chaosbox; blacthrow / ultimate chaosbox),
şifreleme ortamları (siber alem/cyberspace’den farklı bir paralel evren olarak cypherspace/şifreli alem)
TOR, PGP, Shields vb... “21. yüzyılın başlarında, özellikle internet ve temsil ettiği gayri-merkezi örgütlenme potansiyelleri sayesinde, beklenmeyen ve ‘davet edilmemiş’ iki yeni oyuncu sahneye çıktı. Bunların ilki, anonim, kendi motivasyonuyla harekete geçen ‘sızdıran’ (leaker) idi: yani, bakışı her an hepimizin üzerinde olan kadir-mutlak Büyük Birader’in arkasında sakladığı ve gücünü aldığı kirli sırları bize fısıldayarak onu iki paralık eden bir ‘küçük birader’; üstelik internet sayesinde erişime açılan ileri istihbarat ve gözetleme teknolojilerini asimetri ekseninde tersine çeviren ve yine internet sayesinde Büyük Birader ile aynı yayma/dağıtma gücüne sahip bir yeni oyuncu... Ama burada, küçük birader tarafında sızdıranın yanı sıra bir başka oyuncudan daha söz etmek gerek: O da, sızdıranın elindeki bilgileri sızdırabilmesi için gerekli teknolojiyi ona sunan, pusuda, kuytuda gizlenerek bekleyen güçlü bir oyuncu, bir ‘alacakaranlık bekleyeni’ (lurker: ‘to lurk’ - gizlenmek, pusuya yatmak, karanlık bir köşede saklanmak). Kötü amaçla üretilen yazılımlardan farklı olarak, her türlü muhalefet odaklı ‘alacakaranlık bilgiişlem’ (dusk computing) olanaklarından yararlanan ‘alacakaranlık bekleyeni’, sızdıranın vazgeçilmez eşi haline geliyor. (...) Diğer yeni oyuncu ise, internetin gayrimerkezi ve dağıtık yapısını kullanarak çok hızlı bir şekilde bir araya gelen ve eyleme geçen, yine internetin yayma / dağıtma gücüyle bilgiyi hızlı, kesintisiz, durdurulamaz bir biçimde üreten, elde eden, yayan, paylaşan halk oldu.”

WikiLeaks, sf. 191 - 192 Halkın gücü bir yandan kendiliğindenlik, öngörülemezlik ve hızlılık diğer yandan etki alanının genişliği bakımından, “denizyıldızı” tipi gayri merkezi yapıların gücünü kitlesellik faktörünün çarpan etkisiyle umulmadık boyutlara taşıdı Gelecekte, küçük kardeşlerin çeşitlenip daha yaygın ve gayri merkezi ortaklıklar geliştireceğini öngörmek mümkün.

Küçük ağabey’in sağladığı bilgi ve teknolojilerle donanan, beklenmedik ve davetsiz oyuncu halkın yapabileceklerinin ise bir sınırı yok... “Yeni Medya Düzeni” WikiLeaks, çoklanabilir bir yapı, bir model... “sızıntı gazeteciliği” Wikileaks’in “biz hükümetleri açarız” sloganı, net bir şekilde, organizasyonun bilgi edinme hakkının tanınması, hükümetler ve devletlerin açık ve şeffaf olması amacını belirtiyor; bu amaç da, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin ünlü 19. Maddesine referansla ifade ve basın özgürlüğünün korunması kavramı altına yerleştiriliyor.

Burada ifade edilen bilgi edinme ve bilgiyi yayma hakkı, basın özgürlüğünün de temelini oluşturur. “Sızıntı gazeteciliği”, önlenemez bir biçimde mecralaşıyor... bilgi, iktidar ve halkların vicdanı Bilginin iktidarın denetiminden kaçması, yani açıklık ve şeffaflık, önemli bir kısmında otoriter hükümetlerin iş başında olduğu, demokratik ülkelerde bile otoriter eğilimlerin yükseldiği, hesap vermekten kaçan (neo)korporatist düzenin yaygınlaştığı bir dünyada, komplo, yozlaşma, sömürü ve baskının ilacı haline geliyor.

Otoriter hükümetler, baskıcı kurumlar ve yozlaşmış şirketler, sadece uluslararası diplomasi, bilgi özgürlüğü yasaları, hatta düzenli seçimler yoluyla değil, bunlardan çok daha güçlü bir şeyle, yani halkın vicdanıyla baskı altında tutulmak zorunda. “Yeni medya düzeni”, artık ağ temelli ve açık, sınırsız, etkileşimli, gayri-merkezi…

Yeniden tanımlanan sadece medya, bilgi edinme hakkı ve ifade özgürlüğü değil; aynı zamanda politika ve ulus-devletin kendisi… Merkezi yönetsel mekanizmaların çöktüğü, iletişimin tamamen gayri-merkezi, dağıtık, sınırsız, yatay yayılımlı ağlar, özellikle de internet üzerinde gerçekleştiği bir dönemde, sansür giderek atıl bir iktidar aygıtı haline geldi. İktidarlar değişimi arkadan takip ederler doğaları gereği; o yüzden geçicidirler. Mevcut iktidar yapıları da olup biteni ancak iktidardan düştüklerinde anlayacak. O güne kadar sansürle mücadele etmeye devam edeceğiz. Yeni iktidar yapıları daha etkili sansür teknolojileri üretecek, bizler de bunları aşmak için yeni katılım, şeffaflık ve bilgi teknolojileri geliştireceğiz. İktidarlar demokrasiden korktukça, demokrasiyle yaşamayı öğrenemedikçe yıkılacaklar ve bu meşru bir durum. siyasetin inovasyonu Siyaset, özellikle de ana akım siyaset uzunca bir süredir krizde.

Kimileri buna "demokrasi krizi" diyor. İnsanlar siyasi temsil mekanizmalarına giderek daha az inanıyorlar ve oy vermenin yeterli bir katılım olduğunu düşünmüyorlar.

Seçimlere ilginin giderek düşmesi demokrasinin krizde olduğu anlamına gelmiyor. Bu aslında bir "siyaset krizi".

Teknoloji artık siyasete nüfuz ediyor. Yeni "katılım teknolojileri" ortaya çıkıyor.

Meslekten siyasetçilerin hoşuna gitmese de siyasette bir inovasyon gerçekleşiyor. Müzik yayıncıları, gazeteler ya da reklam ajansları da bu işten hoşlanmamıştı, ama sonuç değişmedi. Siyasetçileri zor günler bekliyor… Siyaset yapmak dönüşüyor. Bireylerin siyasete katılımı geleneksel temsiliyet mekanizmalarını aşındırıyor.

Doğrudan demokrasi talebi güçleniyor.

Bilgi ve iletişim teknolojilerinin ağ etkisi siyaset için etkili kanallar yaratıyor.

Bu kanallar da doğası gereği bireyin devlete karşı korunmasına, yönetimin şeffaflığına, düşünce-ifade-iletişim özgürlüğüne ve mahremiyet hakkına odaklanıyor. Bilginin kamusallığı hiç olmadığı kadar ön plana çıkıyor.

Medyada sahiplik ilişkileri değişiyor. Medya tekelleri, medya dışındaki "iş"lerini başka gruplara kaptırıyor. Sahip oldukları medya gücü artık bu "iş"lerin yürütülmesi için vazgeçilmez olmadığı için de ortadan kalkma süreçleri hızlanıyor. Medya iş modelleri değişiyor. Akıllı medya şirketleri yeni iş modellerine adapte olmaya çalışıyor. Diğerleri kısa sürede yok olacaklar. Sokak + İletişim = Aktivizm mi? Dr. Özgür Uçkan Dijital aktivizmin tarihi, internetin tarihiyle eşzamanlıdır. Hatta ilk network deneyimlerine kadar gider.

Bilgi ve iletişim teknolojilerinin ve bu teknolojiler aracılığıyla yaratılmış network’lerin farklı aktivist amaçlar için kullanımı geniş bir yelpazeye yayılır ve değişik adlarla anılır: Siber Aktivizm, Bilgi Aktivismi (Information Activism), eAktivizm, Çevrimiçi Aktivizm, İnternet Aktivizmi, eSavunuculuk (eAdvocacy) vb…

Ama kullanıcı deneyimini öne çıkaran ve etkileşim boyutunu derinleştiren Web 2.0 dönemi ile birlikte “dijital aktivizm” terimi ağırlık kazanmıştır. Sosyal ağlar bu aktivizm türünün ayrıcalıklı mecrasını oluşturmaktadır. Örnek Kuruluşlar:

19. Madde Vakfı - Article 19 Foundation
Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) - American Civil Liberties Union
Elektronik Sınırlar Vakfı (EFF) - Electronic Frontiers Foundation
Elektronik Mahremiyet Enformasyon Merkezi (EPIC) - Electronic Privacy Information Center
Demokrasi ve Teknoloji Merkezi (CDT) - Center for Democracy and Technology
Siber-Haklar ve Siber-Özgürlükler - Cyber-Rights & Cyber-Liberties
Açık Net İnisyatifi - Open Net Initiative
DigiActive
Avrupa Dijital Haklar Örgütü - (EDRI) European Digital Rights
Vatandaş Katılımı İçin Dünya Birliği - CIVICUS: World Alliance for Citizen Participation
Uluslararası Mahremiyet Girişimi - Privacy International
Danimarka Dijital Haklar Örgütü - Digital Rights Denmark
İletişimi Geliştirme (İlerletme) Derneği (?) - Association for Progressive Communications
Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi İnsan Hakları Kozası - WSIS Human Rights Caucus
Sivil Haklar Kütüphanesi - Civil Rights Digital Library
İrlanda Dijital Haklar Girişimi - Digital Rights Ireland
We.Rebuild.Eu - AB’yi Yeniden İnşa Etmek
internetikurtar koalisyonu - savetheinternet.com coalition
Blackout Europe - Open Internet
Korsanlık Konsolosluğu - Embassy of Piracy
Korsan Parti’ler...
Devlet Gözcüleri - Statewatch
İnsan Hakları Eğitim Ortakları - Human Rights Education Associates (HREA
Özgür Elektronik (İletişim) Derneği - Association Electronique Libre (AEL) (Belçika)
Blog’u Bloklama - Don't block the blog
Bastıralamaz.info - Bir Af Örgütü Kampanyası - Irrepressible.info - An Amnesty International campaign
Açık Haklar Grubu (İngiltere) - Open Rights Digital Library
Sınır Tanımayan Gazeteciler - Reporters Without Frontiers Dijital aktivist hareketlerin işlevleri:

Advocacy / savunuculuk
Campaign / kampanya
Reporting / raporlama
Lobbying / lobi
Watchdog /izleme
Street Action / gösteri
Legal Assistance / hukuksal danışmanlık
Capacity Building / kapasite geliştirme
Network Mapping / ağ haritalama
Funding / fonlama Medya, yayıncılık ve eğlence sektörü internetin etkisiyle bir girdap hareketi içerisinde hızla dönüştü. P2P ağlar gelirlerin büyük bölümünü buharlaştırdı. Medyada çeşitlenme ise devasa bir boyuta ulaştı; gayrimerkezileşme baskın paradigma haline geldi; video paylaşım siteleri, podcast’ler, blogroll’lar, “veri gazeteciliği” (data journalism), “artırılmış gazetecilik” (augmented journalism), lokasyon temelli medya, “yurttaş medyası” (citizen media) derken alternatif medya çeşitlendi; sosyal medya devreye girdi ve haber dağıtımındaki yerini aldı; bloglar, özellikle de profesyonel gazetecilik blogları devlere rakip olmaya başladı. "Medya Düzeni"ndeki derin dönüşümün sadece ekonominin etkisiyle gerçekleştiğini düşünmek indirgemecilik olur. Bu dönüşümün temelinde medyanın asli işlevinden uzaklaşarak bir dezenformasyon aracı haline gelmesinin ciddi payı var.

İnsanlar enformasyon arıyor ve bunu onlara sunan alternatif ortamların çekimine giriyor. Teknoloji sayesinde medya üretiminde giriş eşiğinin düşmesi, medya kanallarının çeşitlenmesi ve parçalı bir yapıya evrilmesi, medya pazarının serbestleşmesi, internetin gayrimerkezileştirici ağ etkisi, bu alana diğer endüstriyel aktörlerin yanı sıra toplulukların, sivil inisiyatiflerin, emek örgütlerinin, hükümet dışı kuruluşların, muhalif oluşumların, baskı gruplarının vb. de girmesini mümkün kılıyor. Artık ana akım medyanın dışında, onunla ilişkili veya tümüyle bağımsız bir çok farklı medya inisiyatifi mevcut. Bunlar, doğrudan topluluklardan doğan ve onlara hizmet eden yerel inisiyatiflerden sivil toplum içerisindeki çok farklı oluşumların kendi hedef ve ilgileri doğrultusunda geliştirdikleri medya yapılarına, çevre, istihdam, bilim-teknoloji, gençlik gibi spesifik alanlara yönelik hedeflenmiş medya inisiyatiflerinden otorite karşıtı, bağımsız, göçebe, ayrık otu misali, köksapsı (rhizomatic) medya yapılarına çok geniş bir açıya yerleşiyor. Dijital Aktivizm
ve Yurttaş Medyası Tarihsel bir not düşelim... 2011, 1848 ve 1871 yıllarını hatırlatıyor. İlki, tarihe "Halkların Baharı" veya "Devrim Yılı" olarak geçmiş, Fransa'dan başlayıp Latin Amerika'ya kadar 50'den fazla ülkeyi etkilemiş 1848 Avrupa Devrimleri; "Komünist Manifesto"nun yayınlandığı yıl….. İkincisi, bir başka Bahar, yani 18 Mart - 28 Mayıs 1871 tarihleri arasında yaşanan ve acılı sonunun bile temsil ettiği radikal dalgayı unutturamadığı Paris Komünü… Bu iki tarih de, halkların sahneye çıktığı benzersiz anlardır.
Bu yüzden "Bahar" sözcüğü ile adlandırılırlar...

2011 de yeni bir bahar... Ve halklar yeniden sahnede... "Her yerde barbarca bir kayıtsızlık, sert egoizm, adı konulamayacak bir sefalet hüküm sürerken, her evin kuşatma altına girdiği, yasal koruma altında karşılıklı yağmacılığın göğü tuttuğu bir sosyal savaş hali yaşanırken, sosyal devletimizin içinde bulunduğu çöküş hali öylesine utanmazca, öylesine açık bir şekilde itiraf edilmişken, çılgın bir dokumanın bu toplumu nasıl hala bir arada tuttuğuna ancak şaşırabiliriz.’

Friedrich Engels, ‘İngiltere İşçi Sınıfının Durumu Hakkında’, 1845 İronik bir şekilde, Engels’in bu saptaması, bugün kapitalist sistemin yüreği için çok daha geçerlidir. Üstelik o sihirli ‘dokumacılık’ bugün artık toplumu bir arada tutamıyor… yeni bir dil “Yaratmak direnmek, direnmek yaratmaktır!”
Stéphane Hessel “Hüseyin Üzmez de Haydar mı Üzer?”
Taksim – Galata, İstanbul, 15 Mayıs 2011 “Yeni bir iPad değil Yeni bir Hayat istiyorum!”Puerta de Sol, Madrid, 15 Mayıs 2011 “Tek başına Twitter değil belki, ama Sol (Meydanı) artı Twitter ilginç ve elbette buradaki bedenlerin gücü” diye tweet atıyor Madrid’de kamp kuran bir eylemci .

Taksim’den Tünel’e yürüyenlerden birisi, elindeki modemi sallayarak, “bu modem internete girmeyecek de nereye girecek?” diye soruyor...

Aynı gün, yani 15 Mayıs 2011’de sokaklara çıkan protestocuların dilleri birbirini andırıyor ve bu yeni bir dil... Protesto biçimleri de öyle. Artık demokrasi, vatandaşlık, barış gibi kavramlar insanlara yetmiyor; daha açık seçik, daha gündelik bir dile başvuruyorlar: Puerta de Sol’daki pankartlar, “Politikacı ve bankacıların elindeki metalar değiliz”, “konut yoksa hayat da yok”, “biz sisteme karşı değiliz, sistem bize karşı” diyor; Beyoğlu’nda yürüyenler, “hepimiz sarışın, hepimiz liseliyiz”, “internete sehven giriyoruz”, “vatan yahut filtre” pankartları taşıyor. Gündelik dil, argo ve ironi politik gücünü yeniden kuşanıyor. Sokaktakilerin halet-i ruhiyesi ve etraflarına yaydıkları enerji de farklı. Birlikteliğin karnavalı, doğrudan demokrasiyi sokağa, meydana taşıyor. Yeni bir eylem biçimi doğuyor. Bu yeni dili ve eylem tarzını 2011 başında Tunus’da ve Kahire’de de görmüştük:
“Oyun bitti”, “Hata 404: Sistem çökmesi”, “Demokrasi indiriliyor”... Komplo teorilerinin her şeyi yukardaki tanrıların tepişmesine bağlayan ve bizleri birer nesne konumuna indirgeyen atalet zehri bir yandan, iktidarların bilgi aygıtı endüstriyel medyanın dezenformasyonu öte yandan, hepimiz tek kişilik gettolarımıza tıkılmıştık ki, halkların yeniden bir tarih öznesi haline gelmesiyle uyandık.

Evet artık oyunda yeni oyuncular var ve bu iktidarları ölesiye korkutuyor. İletişim örgütlenmektir...
İletişim, her zaman devrimlerin, isyanların, halk hareketlerinin asli bir parçası olmuştur...
Spartaküs zamanında bu, hızlı koşan habercilerdi.
1848 Devrimi'nde el ile kopyalanan bildiriler.
1917'de telgraf ve rotatifler.
Eh, şimdi de internet... İletişim devrim yapmaya yetmez.
Hiç bir devrim "twitter devrimi" veya "facebook devrimi" olarak adlandırılamaz.
Ama hiç bir devrim de iletişimin sağladığı örgütlenme imkanları olmadan düşünülemez... İnternetin, özellikle de sosyal ağların etkileşimli anlık iletişim imkanı sayesinde örgütlenme yolunda da güçlü araçlar sağladığını görüyoruz. Bu aslında Seattle’daki Dünya Ticaret Örgütü protestolarından veya Zapatistalardan beri bildiğimiz bir şey. Ama söz konusu imkanlar giderek derinleşiyor ve zenginleşiyor. Tunus ve Mısır başkaldırılarında sosyal medya önemli bir örgütlenme aracıydı. Aynı şeyi İspanya’da Puerta del Sol eylemlerinde gördük. “Demokrasi Hemen Şimdi” hareketinin manifestosu internette yayınlanır yayınlanmaz derhal kitlesel bir biçimde imzalandı ve sokağa çıkanlar arasında zaten bir kolektif bilinç oluşmuş durumdaydı. Halklar ve iktidarlar arasındaki bu savaşın yükselerek süreceğini öngörmek mümkün.

Eski ekonomi ve bunların internetteki kurumsal uzantılarının çıkarlarını koruyan devletler ile internetin gerçek sahipleri arasındaki savaş giderek kızışıyor. Dijital öncüler yerini dijital yerlilere bırakmaya, yani internet nüfusu fiziksel dünyayla örtüşmeye başladığından bu yana, hükümetler, uluslararası kuruluşlar, kurumsal dünya ve internet vatandaşları, “netdaşlar” bu alanın egemenliği için kıyasıya bir mücadele içinde.

Elektronik casusluktan sistem saldırılarına, gözetim tekniklerinden erişim engellemeye, sansür ve filtre çabalarından interneti ulusal sınırlar içerisine kapatma veya BM türü uluslararası bir otorite oluşturma sevdasına, devletler ve endüstriyel kompleks her yolu deniyor.

Bunun karşısında da, ağın gayrimerkezi yapısından güç alan mahremiyet koruma, anonimleştirme, kriptolama, sanal veri limanları, derin ağ gibi “görünmez internet projeleri”, yani savunma hattı ve çok çeşitli karşı saldırı teknikleri netdaşların kullanımına açık. İletişim örgütlenmektir, evet.
Ama eylem sokakta yapılır.

İletişimle örgütlenen kitleler sokağa çıkar.

Bugün, yeni bir aktivizm de, yine iletişimle sokağın buluştuğu yerde doğuyor... Çıta giderek yükseliyor: Artık “Büyük Birader”in her adımı “küçük biraderler” tarafından izleniyor ve hiçbir şey gizli kalmıyor! Halk bilgiyi talep ediyor ve bilgi eyleme dönüşüyor. Dezenformasyonla enformasyon, gösteri ile hakikat arasındaki bu savaşın cephesi ise, sadece ağlar değil, zihinlerimiz... İktidarlar ürküyorlar, çünkü ipin ucunu çoktan ellerinden kaçırdılar ve çabaları, ister sözde hukuki, ister teknolojik olsun, anında boşa çıkarılıyor. Sokağın dili, sokağın coşkusu, sokağın öfkesi her yerde... İnternetin kendisi küresel bir sokak... "Yurttaş Gazeteciliği" Sertifika Programı
İstanbul Bilgi Üniversitesi
5 Ocak 2013 ve Türkiye... Evet, bütün bunlar Türkiye'deki gençliği nasıl etkiler? Bilmiyorum. Ama bir şekilde etkileyeceği, hatta etkilemekte olduğu çok açık... Devlet ne yapıyor? Türkiye’de sansür bir devlet refleksidir; vatandaşın bilgisini kendisine ait hissetme, dolayısıyla onu dilediğince gözetleme saplantısı da öyle… Bu yüzden Türkiye’de devlet; internetin küresel, sınır aşan, etkileşimli, gayri merkezi ve dağıtık doğasını hiçbir zaman anlamamış, daha doğrusu, kabul etmemiştir. İnterneti ülke sınırları içerisine hapsedip yönetme hırsı da buradan gelir. İnternet yaygınlaşır yaygınlaşmaz başladılar. Önce 2001’de interneti basın kanununa bağlamaya ve RTÜK ile kontrol etmeye çalıştılar, olmadı. Geçenlerde Bülent Arınç aynı hayali dile getirdi; ama bu sefer birilerinin ağzına “sarı basın kartı” balını çalarak… 2007’de, bugün 60 binden fazla sitenin sansürlenmesinin müsebbibi 5651’i çıkardılar. Yetmedi, üstüne herkese devlet eliyle merkezi filtre uygulaması dayatmaya kalktılar ve ciddi bir başkaldırıyla karşılaşınca da mehter taktiği uygulayıp bir adım geri attılar. 22 Kasım’da, adı ironik bir biçimde “güvenli” internet olan; ama aslında güvenlikle zerre alakası bulunmayıp filtreli internet olan paketlerini özgürlüğümüz pahasına satışa çıkardılar. Mehteranın ikinci adımı da herkesi merkezi bir sistemden geçirerek internete çıkarmak oldu. Böylece tüm internet kullanıcılarının davranışlarını gözetleyebilecekleri, paylaşımlarına bakabilecekleri, diledikleri siteyi hukuksuz bir biçimde engelleyebilecekleri, hatta Mısır’da olduğu gibi interneti “kapatabilecekleri” bir sistemleri oldu. Neyse ki mükemmel sistem yoktur… Bütün bunları güvenlik yanılsamasını kullanarak, çocuklar, aileler, kültürel değerler, kimlik vb. hakkında ahlaki panik yaratarak, vatandaşlara korku salarak yaptılar. Ama bazıları çocuk tacizinin sıradanlaştığını ve tacizcilerin korunduğunu, aile korumasıyla kadın cinayetleri arasındaki ilişkiyi, teşvik edilen nefret söylemini, kimliğimizin çeşitlilikten oluştuğunu dile getirip bu korku yönetiminin altındaki iki yüzlülüğü sorgulayabildi. Neyse ki artık sansür mükemmel değil… Peki halk? Ya da gençlik? “Güvenlik”, iktidarların içini ustaca yemledikleri bir zihin kapanı olduğu için her şey yem vazifesi görebiliyor: ahlak, değerler, vatan, millet, Sakarya… Güvenliğe duyulan talebi yönetmenin en kısa yolu da korku salmak; can ve mal güvenliğini kaygan zemine oturtmak, üstünü de kimlik kaybı korkusuyla soslayıp her gün burnumuza sokmak… Böylece devletin sağlamakla zaten yükümlü olduğu güvenliği, vatandaşa yeniden ve oldukça pahalı bir bedele satabilirsiniz. Vatandaş, “güvenliğini” özgürlüğüyle satın almaya hazır hale gelir. Çünkü, özgürlükle satın alınan güvenliğin aslında esaret olduğunun farkına varamayacak kadar korku ve panik içindedir. Bu iktidar tekniğine aşinayız aslında; ama her defasında aynı temcit pilavını kusmadan yiyoruz. Son askeri darbeyi yaşadım. Şiddet, gündelik hale gelmiş ve tahammül sınırlarını zorlamıştı. Darbeyle gelen “güvenlik”, büyük bir çoğunluğu gönüllü köleliğe itiverdi. O zaman bilmiyorlardı: Aynı silahın sabah solcu, öğleden sonra sağcı öldürdüğünü; çatılardan göstericiler üzerine ateş açan, aralarına bomba atanların “görevli” olduklarını; kitle katliamlarının derinlerde planlandığını… Şimdi öğrendiler de ne oldu? Pek de bir şey olmadı. Kitleler yine güvenliklerini özgürlükleriyle ödemeye hazır hale geliyorlar. Çünkü bilgi, özgürleştirir; ama zamanında gelirse. Bu yüzden sansür, iktidarın favori aygıtıdır. Toplumların hafızası kısadır. Son askeri darbeden önce yaşananlar, zamanında ortalığa dökülebilmiş olsaydı belki de o darbe hiçbir zaman olmayacak, olsa da kabul görmeyecekti. O zamanlar internet yoktu. Bilgiyi sansürlemek bugüne göre çok daha kolaydı. Medyayı kontrol etmek de… Geçen yıl Wikileaks, bu yıl Arap Baharı veya küresel işgal eylemleriyle yaşadıklarımız henüz bir hayaldi. Artık sansür hiç olmadığı kadar zorlaştı. Bilgiye erişen kitleleri korkuyla yönetmek de öyle… Şimdi korkma sırası iktidarlara geldi. Korkuyorlar; çünkü interneti kontrol etmek için çırpınıyorlar. Toplumsal hafızanın zayıf olduğu malum. İnsanların ataletin tek kişilik gettolarında bir refah gösterisiyle uyu(tul)ması da baskın eğilim. Ama artık toplumsal hafıza, ağ üzerindeki ortak akılla inşa ediliyor. İnsan hafızası sadece organik değil, artık dijital ve ağ üzerinde akıyor... Ama Türkiye ilginç bir ülke. Sanki Türkiye dünyanın dışında başka bir gezegen. Yakın tarihimizdeki korkunç olaylarla ilgili tamamen doğrulanmış ifşaatlar bile bir sonuç yaratmıyor burada. Mesela 6-7 Eylül olayları, Maraş katliamı, mesela Susurluk dosyası ve derin devlet ile ilgili korkunç gerçekler... Hepsini biliyoruz, ama hiç biriyle yüzleşemiyoruz.

Bunda elbette ana akım medyamızın devletsever, nefret söylemiyle dolu, güdümlü bakışının payı var, ama bu sağırlığı, körlüğü ve eylemsizliği sadece bununla açıklayamayız. Sanki atalet tamamen ruhumuza işlemiş gibi. Bunda, Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki “rızkına razı kul” statüsünü içimize sindirmiş ve hala tebaa gibi davranıyor olmamızın bir payı vardır belki. Bilmiyorum. Ama bu her neyse, demokrasi kültürünü içimize sindirememiş olmamızın da sebebi o. Sosyal medya başta olmak üzere her birimizin yayını sınırsız bir biçimde yayılabiliyor. İletişim kapasitemiz üstel olarak katlanıyor. Dolaysıyla bilgiyi kendi çevremizde yaymamız bile çok ciddi bir etki yaratır. Aslında buna güzel bir örnek verilebilir: Şimdiye kadar görülmemiş bir biçimde bir yazarın kitabı daha yayınlanmadan sansürlenmek istendi. Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” kitabının tüm kopyaları hukuksuz bir biçimde yok edilmeye çalışıldı. Sonra neler olduğunu gördük. Bir kopya internete düştü ve anında her yere yayıldı. Bu yüzden hiç bir zaman okumayacak olanlar bile kitabın içeriğinden haberdar oldu ve sansür girişimi boşa çıkartıldı. İnternette gizlenmek istenen bilginin böyle patlama halinde yayılmasına “Streisand etkisi” diyoruz: Barbara Streisand kendisiyle ilgili haber yapan bir paparazzi’yi dava edince, bu dava yüzünden haberin içeriği internete düştü ve bu bilgi normalde ulaşamayacağı kadar geniş bir çevreye yayıldı. Devletler elbette interneti de sansürlemeye, denetlemeye çalışıyorlar. Ama internetin yapısı gereği bu denetimin mutlak olmasına imkan yok. İnternet sansürünün ne demek olduğunu iyi bilen bir toplumuz. 60.000’e yakın site, anayasamıza aykırı bir sansür kanunu yüzünden engelli. Ama bugüne dek ciddi bir kitle bu sansürü aşmanın teknik yollarını buldu. Şimdi sansürü daha sıkı hale getirmeye çalışıyorlar. Ama biz yine bir yolunu bulacağız. Hatta, Türkiye devletin baskıcı politikaları ve sansür sevdası yüzünden hızla bilgi toplumu oluyor diyorum şaka yollu! Bu ülkede yasamadan yürütmeye yönetici kesimin halkın zararına çevirdikleri dolaplar aslında öylesine aşikar ve yalanlanamayacak ölçüde ortada ki, insan bu bilginin doğal olarak eyleme, hesap sormaya, demokratik hakların talebine yol açmasını bekliyor. Ama uzun bir süredir bu ülkenin halkı o kadar derin bir atalete sürüklenmiş durumda ki, sadece kendisine dayatılan yapay gündem içerisinde günü yaşamayı tercih ediyor.

Elbette kımıldanmalar var. İşçiler, öğrenciler, köylüler isyan ediyor ve her defasında toplumdan pek de dayanışma görmeden vahşi bir biçimde bastırılıyor. Muhalif söylemler susturuluyor. Basın özgürlüğü bakımından felaket bir durumdayız. Yüzlerce gazeteci hapsedilmiş durumda. Sansür, yoğun, koyu bir sansür geleneksel medyadan internete kadar tüm kamusal iletişimi sakatlamaya çalışıyor... Ve bütün bunlar gayet bariz bir biçimde ortada...

Ve neden hala insanlar sessiz? Bu sorunun cevabını “işte budur” diye veremem. Tekrarlayayım: bu ataletin kökleri muhtemelen Osmanlı İmparatorluğu döneminde... Üstüne de üç askeri darbeyle kesilip biçilerek dumura uğratılmış bir toplumsal hafızayı ekleyin. Otoriter devlet baba figürü, bu figürü ister asker ister polis, ister yargıç ister bakan temsil ediyor olsun, bilinç altımızda yer etmiş durumda. Yakın tarihimizdeki hiç bir haksızlık, vahşet, katliam, cinayet ile yüzleşemiyoruz. Bunu yapmadıkça da kirleniyoruz. Suçlu hale geliyoruz. Gerçeklerle yüzleşmek yerine komplo teorilerine rağbet etmeyi tercih ediyoruz. Çünkü özgüvenimiz yok. Her şeyi yukardaki tanrıların, fillerin tepişmesine bağladığımızı zaman rahatlayıp gevşiyoruz, çünkü o zaman bize yapacak bir şey kalmıyor. İlginçtir, Türkiye, ABD ve Pakistan ile birlikte en çok komplo teorisi üretilen ülke. Başımıza gelen her işte, ya ABD’nin, ya Siyonizm’in ya da Bilderberg’in parmağını arıyoruz. Depremi bile onlar tetikliyor! Böylece bir arınma duygusu kaplıyor her tarafımızı. Olup bitenlerde hiç payımız yokmuş gibi davranıyoruz. Bu komplo teorilerinin büyük bölümünün faşizan, ırkçı, nefret dolu bir tabana oturması da boşuna değil. Böylece devletseverliğimizi, devlet baba karşısındaki ergen ve edilgen duruşumuzu, boyun eğişimizi ve kul olma güdümüzü, sözde emperyalizm karşıtı bir milliyetçilik olarak yutturabiliyoruz kendimize. Kendimizle ilgili olamayan durumlarda da bu ırkçı komplo severlik baş gösteriyor. Arap Baharı diyorsunuz, kendi kul köle durumunu içine sindirebilmiş insanlar, bu hareketlerin sonuçları ABD ve İsrail için olumsuz da olmuş olsa, halkların hareket edebileceğine inanmadıkları için 1970’lerden kalma komplo teorilerini ısıtıp önünüze koyuyor hemen. ABD yapmıştır diyorlar. Aynı nedenle, büyük bir çoğunluk hala WikiLeaks’in bir ABD dış politika oyunu olduğunu söyleyecektir size. Ne de olsa sizin benim gibi sıradan insanlar böyle büyük işlere kalkışamaz. Bilmiyorum, ama belki de bu sessizlik suçluluk duygusunun utanç dolu sessizliğidir. Umarım bir gün suçluluğumuzu kabul edip konuşmaya başlarız. potansiyeller... Hiç mi bir şey olmuyor?
Oluyor tabii. Bir kaçını sayıp bitirelim... HES direnişleri ve sosyal medyadaki örgütlenme / iletişim kapasitesi
#internetime dokunma: 17 Ağustos 2010 ve 15 mayıs 2011 eylemleri
#dokunanyanar: Şık kitabının internetten yayılması
Öğrenci kolektifleri ve internet örgütlenmesi
Bağımsız, alternatif medya ve yurttaş medyası: Bianet, Sendika.org, Indymedia İstanbul vb..... İnsanlar söz hakkına sahip çıkıyor
Emek Haber Ağı projesi
#Van ve sosyal medyada yardımlaşmanın örgütlenmesi
#OccupyStarbucks - Boğaziçi Üniversitesi
ve daha nicesi... İki nokta arasındaki bağlantıyı engellediğinizde, ağ bunu bir hata olarak algılar ve her nokta birbiriyle bağlantılı olduğu için, bilgi akışı o noktaya ulaşacak bir başka yol bulur. http://prezi.com/27jiu7mf7stj/dr-ozgur-uckan-dijital-aktivizm-ve-yurttas-medyas/ Aralık 2011:
#SpyFiles ve küresel gözetim-denetim endüstrisi 2012 #SOPA, #PIPA, #ACTA, #internettutulmasi ...
Küresel İnternet Grevi "Yurttaş Medyası" ve
Alternatif medya "Yurttaş medyası, en genel anlamıyla, bir topluluk içerisindeki sosyal bağları güçlendiren veya üyeler arasında güçlü bir sivil katılım dinamiği yaratan herhangi bir iletişim biçimi olarak tanımlanabilecek "sivil media” (Civic Media) kavramıyla ilişkilidir. Ancak yurttaş medyası bu genel tanımın içinde asli unsur olarak yer alan sivil katılım fikrinin temeline haberleşme özgürlüğünün yerleştirildiği bir boyut açar. Yurttaş medyası terimi, profesyonel gazeteci olmayan yurttaşlar tarafından üretilen herhangi bir içerik formuna denir."
Wikipedia, http://en.wikipedia.org/wiki/Citizen_media Bu genel kavramın kapsamı içerisinde yer alan “yurttaş gazeteciliği” ise katımlcı medya ve demokratik medya kavramlarıyla ilişkilidir. Yurttaş gazeteciliği, “kamusal”, “katılımcı”, “demokratik" gazetecilik, “gerilla” veya “sokak” gazeteciliği olarak da anılır. Bu kavram, kamu üyelerinin “haber ve bilgilerin derlenmesi, iletilmesi, analiz edilmesi ve yayılması sürecinde etkin rol oynaması” ile ilişkilidir.

Yurttaş gazeteciliğini mümkün kılan bilgi süreçlerine kamusal katılımın hedefi, demokrasinin gerektirdiği bağımsız, güvenilir, doğru, geniş açılı ve bağlama uygun bilgiyi sağlamaktır.

(Bowman, Shayne; Willis, Chris (2003), We Media: How Audiences are Shaping the Future of News and Information,The Media Center - American Press Institute, 2003, sf. 7 - 13) Artık herkes eline geçen her türlü görüntüyü, bilgiyi, haberi, tanıklığı anında herkesle paylaşıyor. Filtreler, sosyal medya araçları, proxy’ler, dns ayarları vs. kullanarak olup bitenin sırrına vakıf olmak artık oldukça kolay. Bu teknik imkanlar yurttaş medyası araçlarını kullanan kollektif ajans örgütlenmeleri tarafından koordine edildiğinde ciddi imkanlar yaratılabiliyor. Veri Gazeteciliği:
Bilginin dijitalleşmesi sonucu ortaya çıkan yeni bir tür gazetecilik, yani “veri gazeteciliği” (data journalism) veya “veri bankası gazeteciliği” (database journalism) de hali hazırda ciddi bir işlev yüklenmiş durumda ve bilgi ağlarının derinleşmesiyle bu rolünü giderek daha da etkinleştirecek gibi görünüyor Veri gazeteciliği, veri bankalarındaki bilgiyi çeşitli yazılım araçlarıyla analiz ederek, görselleştirerek sunmak anlamına geliyor. Örneğin bir seçim sırasında gerek gerçek zamanlı akan gerekse daha önceki seçim verileriyle ilgili analizlerden çıkarılan sonuç ve yorumlar, veri gazeteciliğinin tipik uygulamalarından. Ama ağ ekonomisinin gelişimiyle hemen herşeyin birbirine bağlandığı günümüzde, veri gazeteciliği ağ üzerinde veri avına çıkarak yeni analiz teknolojileriyle ilk bakışta görünmeyen bağlantıları kurmaya imkan tanıyarak araştırmacı gazeteciliğin de önemli boyutlarından biri haline geliyor. (“Veri gazeteciliği aynı zamanda bir araştırma aracı. Defterdarlık kayıtları, IMF raporları, OECD istatistikleri vb. araştırmacı gazetecilik için devasa bir malzeme sunuyor. Ama bu verileri konuşturmayı bilmek gerekiyor. Yani bunları okumaya zaman ayırmak, yorumlamayı bilmek, büyük boyutlu verilerle başa çıkabilecek teknolojik araçları kullanabilmek, bir veri bankasını bir başkasına bağlayabilecek bilgi birikimine sahip olamak gerekiyor.”
(Goulard, Caroline, "Quatre Vois du Datajournalism", Owni, 07.04.2020, http://owni.fr/2010/04/07/quatre-voies-du-datajournalism/) “Artırılmış gazetecilik” (augmented journalism):
Terim, lokasyon temelli medya ve donanımlar, görsel algılama ve anlamlandırma gibi yeni iletişim teknolojileri sayesinde, sanal ve “gerçek” gerçeklik arasında bir ilişki kurmayı sağlayan teknolojinin adı olan “artırılmış gerçeklik” (augmented reality) kavramıyla ilişkili. Cep telefonunuzu internette hakkında bilgi bulunan bir binaya, müzedeki bir esere yönelttiğinizde kamerasıyla bunu algılayıp size hakkında bilgi sağlaması veya sokakta yürürken, arabayla giderken size yolu göstermesi gibi uygulamalar bu teknolojinin sadece başlangıç aşamasındaki popüler örnekler. Bu teknoloji eğitimden alışverişe, eğlenceden elbette medyaya hayatımızın bir çok boyutunun ayrılmaz bir parçası haline gelmeye aday. “Artırılmış gazetecilik”, her ne kadar bu teknolojiyle bir şekilde ilişkili olsa da, kavramı daha çok metafor olarak kullanarak biraz daha fazlasını hedefliyor: “Artırılmış gerçeklik, dolayımsız çevremizin katma değerlerle zenginleştirilmesini temsll ediyor. Buradan hareketle, ‘artırılmış gazetecilik’i tanımlamaya çalışalım: hiç de sanal olmayan değerlerle zenginleştirilmiş yeni bir gazetecilik...”

(Scherer, Eric (2010), "'Journalisme augmenté' en 10 points", Owni, 07.11.2010, http://owni.fr/2010/11/07/le-%C2%AB-journalisme-augmente-%C2%BB-en-10-points/) Yani, geleneksel medyanın üretim ve dağıtım araçlarının denetimini bunlardan dışlanan kitlelere vererek, kamusal bilgi ve tanıklıkları derleyerek (crowdsourcing) izleyiciyi “artıran”; gazetecilik ağları içerisinde dayanışmayla medya kuruluşları arasındaki işbirliğini “artıran”; üstveriler (metadata) ve hiper bağlantılarla bilgi kirliliğinin önüne geçerek medyanın bağlantı kurma yeteneğini “artıran”; veri görselleştirmesi, veri gazeteciliği, görsel gazetecilik, web röportajları gibi tekniklerin kullanımıyla gazeteciler ve veri/bilgi ile ilgili diğer meslekler arasındaki ilişkileri “artıran”; geleneksel medyanın içeriğinin çevrimiçi hale gelmesinden ibaret olmayan internet gazeteciliğini inovasyon ve yeni teknolojilerle “artıran”; bilginin giderek sıradanlaşmasının karşısında, yalnızca derlemek, edit etmek, önceliklendirmek ve dağıtıma sokmak değil, analiz etmek bakımından da olguların büyük bir hızla sunulmasını sağlayarak gazeteciliği katma değer açısından “artıran”; biçimin yüzeye vuran derinlik olduğu (Victor Hugo) bilinciyle, güzel medyalar yaratarak medya sunumunu “artıran”; gazeteciliği, üstveri editörleri, arama motoru uzmanları, topluluk yöneticileri, derleyiciler, kolaylaştırıcılar gibi yeni meslekler, formasyonlar ve girişimcilerle “artıran”; değişimin hızına yetişebilmek için, Ar-Ge çalışmalaları, medya laboratuvarları, beta testlerle gazetecilik deneyimini “artıran”; kurumsal medyanın güven kaybına yol açan başarısızlıklarından ders çıkararak, gazeteciliğe duyulan güveni “artıran”... yeni bir gazeteciliktir, “artırılmış gazetecilik”... Köksapsı Medya ( Rhizomatic Media):
Son olarak, özellikle “muhalif medya” (dissident media) alanında ortaya çıkan, ama sadece bununla da sınırlı olmayan, diğer medya inisiyatiflerinden, dağıtık, gayrimerkezi, göçebe, viral yapısıyla diğer türlerden ayrılan “köksapsı (ayrıkotu) medya”dan (rhizomatic media) bahsedelim... Köksap, köküyle toprağa bağlı olmayan, gerekli besinleri kendisi bir kök davranışı gösteren gövdesiyle topraktan alabilen, gezgin, göçebe bir bitki türü; köksap’ın en bilinen örneği ise ayrık otudur. Ayrık otu, bir tür ağ-bitki olup bir ağ halinde yayılır ve ağ gibi hareket eder. Tamamen mobildir, yani bir yerden bir başka yere, ağ özellikleri sayesinde seyahat edebilir. Köksap bitkiyi koparıp bir yere atarsanız, hemen orada da büyümeye ve yayılmaya başlar. Köksap kavramı, kökünden başlayarak hiyerarşik bir biçimde dallanan ve devlet iktidarlarını temsil eden çizgisel ağaç mantığının tersidir; köksap ise, çizgisel olmayan, gayrimerkezi, anarşik, göçebe, bir noktası herhangi bir başka noktasına bağlanabilen bir ağ tarzındadır ve muhalif çokluğu anlatır. İşte köksapsı medya da böyledir. “Köksap” kavramının yaratıcıları Gilles Deleuze ve Félix Guattari, 1980‘lerde Fransa’daki alternatif “Özgür Radyo” hareketi içerisinde etkin bir rol oynamışlardı. Radyo dalgalarının köksapsı hareketinde muhalif arzunun “moleküler devrim” ifadesini görmüşlerdi. Sakolsky, Ron (1998), "Introduction - Rhizomatic Radio and the Great Stampede", Seizing the Airwaves: A Free Radio Handbook, Editörler: Ron Sakolsky ve Stephen Dunifer, AK Press, 1998, http://www.infoshop.org/texts/seizing/intro.html İtalyan Otonom Marksistleri de aynı tarihlerde İtalya’da “Otonom Radyo Kolektifleri”ni yaratarak benzeri bir harekete giriştiler. Bunlar, sıkı radyo frekans düzenlemelerinden ve otoritelerden kaçarak, minibüslerle, küçük teknelerle vb. yayın yapıyorlardı. Tamamen göçebeydiler. Özgür Radyo hareketi 20. Yüzyılın en etkili alternatif medya inisiyatiflerinden biriydi. İnternetin gelişimiyle birlikte gözden düştüyse de, Mısır, Cezayir gibi ülkelerin interneti kesmelerinden sonra ilginç bir şekilda tekrar gündeme geldi. Mısırlıların kesintiyi aşmak için kullandıkları yollardan biri de radyo dalgalarıydı (ham radio)! Köksapsı medyayı diğer alternatiflerden ayıran bazı karakteristik özellikler var:
Bunların başında, sivil toplumun içinde ortaya çıkmaları, ele avuca gelmez olmaları ve gerek pazar güçleriyle gerekse devletle bağlantı kurup bağlantı koparma yetenekleri geliyor. Köksapsı medya oluşumları, hem yerelde yerleşik olup bu boyutun inisiyatif ve organizasyonlarıyla güçlü bağlar kurabiliyor hem de eş zamanlı olarak, yereli aşan ölçekte ağ faaliyetlerinde (translocal networks) bulunabiliyor; bu durum onların çok çeşitli alternatif medya ağlarına bağlanarak akışkan bir davranış geliştirmelerini mümkün kılıyor; böylece bilinen alternatif medya oluşumlarının yerel ve küresel arasında seçim yapma sorunlarını aşıyorlar.
Öte yandan, köksapsı medya, akışkan bir sivil topluma, daha geniş bir ağın parçası olarak dahil olduğu ve gerek devlet gerekse pazar güçleri ile uzlaşmaz bir ilişki içinde bulunduğu için, ele avuca gelmez, denetlenemez ve göçebi bir karakter geliştiriyor. Aktivist radyo istasyonları, bağımsız medya merkezleri, mevcudiyetlerine bir tehdit yöneldiğinde derhal yer değiştirip yeni bir kimlikle yeniden ortaya çıkabiliyor. Köksapsı medya örneklerinin en iyilerinden biri, Seattle Dünya Ticaret Örgütü toplantıları sırasında “Seattle Indymedia”* oluşumunun sürekli metamorfoz geçiren halidir.

Köksapsı medyanın göçebe karakteri, onu yeniden iskan etmeye (düzenlemeye, ehlileştirmeye, indirgemeye vb.) çalışan iktidarlara karşı koruma sağlar.

Bu “yersizyurtsuzlaştırıcı” (deterritorialising) etki, yerel alternatif radyolar arasında paylaşım ve ortak üretim temelli küresel bir ağ kuran “Radyoswap” projesi** veya hegemonik söylem veya temsilleri oyunculu bir biçimde bozan “kültürel ve politik parazit” (cultural and political jamming)*** gibi örneklerin gerçek gücünü oluşturur.

* http://seattle.indymedia.org/
** http://www.radioswap.net/wiki/doku.php?id=about
*** http://eprints.lse.ac.uk/3295/1/Jamming_the_political_(LSERO).pdf Hegemonya-aşan medya:
Köksapsı medya, tıpkı köksap gibi, önceden yaratılmış derin uçurumların üzerinden aşabilir, belirgin sınırları geçebilir. “Bir köksap, sürekli olarak, semiyotik zincirler, iktidar organizasyonları ve sanat, bilim ya da sosyal mücadelelerle ilgili oluşumlar arasında bağlantı kurar.” (Deleuze & Guattari)

Köksapsı medya ile ilgili olarak, bu bağlantı kurma yeteneği, onun yalnızca sivil toplum içerisinde bir eksen rolü oynayabileceği değil, aynı zamanda, kendi özgün kimliğini kaybetmeden devlet veya pazarın bazı bölümleriyle ilişki kurabileceği anlamına da gelir. Bu karmaşık ve olumsal konum, köksapsı medyayı hem güçlü ve radikal bir biçimde eleştirel kılar, hem de ona kurulu düzenin arkasından dolaşıp onunla oyuncul bir biçimde oynamasını, hatta onu onu “suistimal etmesini” sağlar. Direniş ve işbirliği arasındaki bu karşılıklı oyun, burada bize başka bir kavramı, “hegemonya-aşan medya” (transhegemonic media) kavramını verir.

(Bailey, Olga Guedes; Cammaerts, Bart; Carpentier, Nico (2008), Understanding Alternative Media, McGraw-Hill Open University Press, 2008, sf. 28) “Hegemonya-aşan medya”, çoğu alternatif medya oluşumun aşırı spesifik kalarak veya temsilzcisi olduğu topluluk desteğinin onu yaşatmaya yetmemesi gibi nedenlerle etkisizleşmesine karşı geliştirilmiş bir çözüm olarak düşünülebilir. Köksapsı medya pratikleri, hegemonik söylem ve eylemlerin arkasından dolaşarak, onları boşa çıkararak eleştirir; alternatif, radikal, muhalif kimliğini koruyarak, hem diğer alternatif medya oluşumlarıyla, hem de devlet ve pazar oyuncularıyla ilişki kurabilir; ele avuca gelmez, ağ biçimli, gayrimerkezi, hiyerarşik olmayan bir yapıya sahiptir; dolayısıyla denetlenemez, sansür edilemez, yerel düzenlemelere tabi değildir... Her ikisi de özünde köksapsı bir karakterde olan, ağ teknolojisinin nimetlerini kullanan “küçük biraderler” ve bu tip “hegemonya-aşan medya” etkisinin, önümüzdeki yıllarda ticari ya da alternatif medya düzeni üzerinde öngörülmedik değişimler yarattığına tanık olacağız. tehditler
internet sansürü
küresel gözetim,
ABD, BM & ITU Devletler Birleşmiş Milletler Putin Sarkozy ABD I.T.U HADOPI Three-Strikes-Out Digital Millenium Copyright Act ACTA Telif Lobileri Anaakım Medya NDAA Gözetim Dinleme Sansür Filtreleme Erişim denetimi Küresel Güvenlik ve İstihbarat Endüstrisi Narus Insight Stratfor Amesys Nokia Siemens Networks Alcatel Lucent Bluecoat DPI CRYPTON-M Cambridge Consultants ADSL Interception Analysis Software Data Retention GSM Tactical Interception Passive Surveillance RCS Trojan Satellite Interception Tactical GPS Tracking telesoft TRACESPAN SEARTECH QOSMOS NetQuest EU Müzik, Sinema ve Yayıncılık Endüstrisi ABD Neo-Korporatizm Bilgi Tekelleri AWS RIAA Goldman Sachs PayPal Cloud VISA Master Card Banc of America Shell Nabucco Gasprom Mobil Roche DynCorp Black Waters Pfizer Google Facebook Twitter Fişleme
Full transcript