Prezi

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in the manual

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

EDEBİYAT NEDEN GEREKLİDİR?

No description
by Esra Genç on 1 January 2014

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of EDEBİYAT NEDEN GEREKLİDİR?

EDEBİYAT NEDEN GEREKLİDİR?
EDEBİYAT'IN DİĞER SOSYAL BİLİMLERDEN FARKI
Edebiyatın diğer sosyal bilimlerden farkı: yaratıcı olması, öznel olması ve kurmaca olmasıdır. Edebiyat tarihinin oluşturulması açısından, edebiyat bilimi önemlidir.

EDEBİYAT'IN DİĞER SOSYAL BİLİMLERLE İLİŞKİSİ
1) Sosyoloji: Sosyoloji toplum bilimidir. Toplumda meydana gelen olaylar edebi eserlere yansır. Sosyologlar da bu eserlerden yola çıkarak toplumsal olgulara ulaşabilirler. Tam tersi de olabilir.
2) Tarih: Tarihçiler edebi eserlere bakarak, eserin yazıldığı dönem hakkında bilgi edinebilirler. O dönemdeki yaşam koşullarını bulabilirler.
3) Psikoloji: Edebiyatçıların yazmış olduğu eserlerden psikologlar veya psikiyatrlar psikoanaliz yapabilirler.
4) Coğrafya: Özellikle, yazılan gezi yazılarından coğrafyacılar, o eserdeki yerin coğrafi özelliklerini bulabilirler.

Edebiyat duygu ve düşüncelerimizi karşımızdakine anlatabilmek için bir araç niteliğindedir. Edebiyatta içerikten çok o içeriğin nasıl dile getirildiği önemlidir. Edebiyat sanatçıyı, bilimi ve eseri içinde yaşadığı dönemi ve türü içindeki yerini inceler.
Edebi eserin incelenmesi açısından, bir sosyal bilimdir. Diğer sosyal bilimleriyle sürekli iletişim ve etkileşim içindedir.

EDEBİYAT’IN AMACI NEDİR ?
Edebiyat’ın amacı estetik ve güzelliktir. Edebiyat’ı edebiyat yapan iki temel özellik vardır: 1) Dil-üslup 2) Estetik-güzellik. Bu özelliklerin ikisi de okuyucuya ve yazara göre değişkendir.
Edebiyatın da bir yöntemi olduğundan o da bir bilimdir. Edebiyat bir bilimin yapması gereken:-anlama, yorumlama, değerlendirme, benzerleriyle karşılaştırma, yerleştirme basamaklarını yaptığı için bir bilimdir.

EDEBİYAT NEDİR?
Edebiyat, kişinin duygu ve düşüncelerini, kendine özgü bir dil kullanarak, estetik kurallar çerçevesinde, yazılı veya sözlü olarak dile getirmesidir.
Edebiyat’a teşkil eden olaylar:
1)Savaşlar: Toplumu derinden etkilediği gibi, bir toplum ürünü olan edebiyatı da etkilemiştir. Örnek: Kurtuluş Savaşı
2) Göçler ve tabii afetler: Bunlar bölgesel etkilerdir. Halkta derin izler bıraktığı için önemli derecede çok malzeme oluştururlar.

İnsan Beynini Etkileyen 10 Roman
Bilim dünyası insan beynini farklı bir biçimde etkileyen on romanı belirledi.

Edebiyatın‘iyileştirici’ niteliğinden yola çıkan bir grup bilim insanı, nitelikli romanların insan beynini geliştirip keskinleştirdiğini, sosyal bağları güçlendirerek kişiliği değiştirdiğini ve ilişki kurmayı kolaylaştırdığını belirledi.

Toronto Üniversitesi öğretim üyesi psikiyatr Keith Oatley ve Ingrid Wickelgren tarafından Scientific American’da yazılan makaleye göre, roman kahramanlarıyla özdeşleşmek, hem hayal dünyasını zenginleştiriyor, hem de sosyal bağları güçlendiriyor
Listede yer alan romanlar şöyle;
Johann von Goethe / Genç Werther’in Acıları (1787)
Jane Austen / Aşk ve Gurur (1813)
Nathaniel Hawthorne / Kızıl Damga ( 1850)
Gustave Flaubert / Madam Bovary (1856)
George Eliot / Middlemarch (1870)
Lev Tolstoy / Anna Karenina (1877)
Virginia Woolf / Bayan Dalloway (1925)
Toni Morrison / Sevgili (1987)
J.M. Coetzee / Utanç (1999)
Muhsin Hamid / Gönülsüz Köktendinci (2007)

Genç Werther'in Acıları

Büyük şehirlerden kaçıp huzuru küçük yerleşim yerlerinde doğa ile baş başa olmakta arayan Werther  gittiği yerde soylu bir ailenin kızı olan Lotte’ye  aşık olur.  Werter onun kölesi olabilecek kadar aşık olur fakat nişanlı bir kız olan Lotte, Albert ile evlenir. Bundan sonra Werther için cehennemi aşk acıları başlamıştır. Lotte evlendikten sonra Werter ile dost kalır . Lotte’nin kocası olan Albert’in de iyi biri olması Werther’i daha da kötü bir duruma sokar.  Lotte, bu işin daha fazla süremeyeceğini Werther’in kendisinden vazgeçmesi gerektiğini bildirir.  Werther daha fazla dayanamayıp intihar eder.
 

Aşk ve Gurur

Aşk ve Gurur orta sınıftan bir aileye mensup olan Elizabeth Bennett ile soylu ve varlıklı Fitzwilliam Darcy arasında geçen gerilimli bir aşk hikayesini konu ediyor.
Anna Karenina

Roman 19. yy da Rusya'da sosyetede yaşanan ilişkiler etrafında kurulmuş. Kocasına ihanet eden bir kadının yaşadıkları ve bu yasak ilişkinin getirdikleri, aşkına karşılık bulamadığı için depresyona giren bir kız ve bu kızın depresyondan kurtulurken değiştirdiği düşünceleri ve onu seven başka birisiyle başladığı yeni bir hayat romanın temel kurgusunu oluşturuyor. Bunun yanı sıra romanda yapmacık ilişkiler irdeleniyor, köy hayatı ve şehir hayatı hem ilişkiler hem de insanlar düzeyinde anlatılıyor. Çalışma, üretme, resim, yetenek.... ve hayatın bir çok unsuru farkedilmesi hiç de kolay olmayan yönleriyle gözler önüne seriliyor.
Kızıl Damga

Kızıl Damga, bir kadının utancının ve içinde yaşadığı Püriten toplumda maruz kaldığı zulmün trajik öyküsüdür.
Madam Bovary

İyi kalpli olmasına rağmen basit ve sıradan bir doktor olan Charles Bovary’nin, yüksek idealleri ve aşırı bir lüks tutkusu olan romantik karısı Emma Bovary’nin hayatının tekdüzeliğinden sıyrılmak için girdiği durumları ve yaşadığı çeşitli gayri meşru aşk ilişkilerini konu alır.
Sevgili

1988 Pulitzer Edebiyat Ödülü'nü kazanan bu romanın konusu, Amerika'nın iç savaşını izleyen yıllarda Ohio'da geçiyor.
Middlemarch

Romanın hikâyesi 1830 ve 1832 yılları arası, İngiltere'nin iç kısmında yer alan kurgusal Middlemarch kasabasında geçmektedir. Çok sayıda karakter ve farklı ama birbiriyle kesişen anlatılar içeren romanda kadınların konumu, evliliğin nitelikleri, idealizm ve bencillik, din ve riyâkarlık, siyasi reform ve eğitim gibi temalara değinilmektedir.
Gönülsüz Köktendinci

Batı ile Doğu arasındaki hayali ve hakiki gerilim ve uyumlar, bu ikisinin arasında mekik dokuyan bireyin trajedisi... Mohsin Hamid bu "seçilmiş", "sürüden ayrılmış", fazlasıyla Amerikanlaşmış Pakistanlı gencin nasıl olup da 11 Eylül sonrası kendi içinde derin bir kimlik bölünmesi yaşadığını, etrafındaki herkesten ve her şeyden soğuduğunu, tepkisel ve kindar olduğunu anlatıyor kitabında. Hem de alabildiğine çıplak bir dil ve sert bir üslupla.
UTANÇ

Kitabın konusu Cape Town'da hayatını sürdüren, Üniversite'de hoca olan David Lurie'nin öğrencisiyle yaşamış olduğu cinsel ilişkiden sonra gelişen bir dizi olaylar zincirinden oluşmaktadır.
Bayan Dalloway

Öykünün tamamı, 1923 yazında Londra'da tek bir günde geçse de, filmde geriye dönüşlerle Clarissa Dalloway'in, genç ve güzel bir kız olarak peşinden pek çok kişiyi koşturduğu 1890 yılınının yazını hatırlamasıyla geçen yüzyılın sonuna da gidiyoruz.
EDEBİYAT VE TOPLUMSAL YARAR
HAYAT VE EDEBİYAT
Hayatın en önemli gerçeği samimiliktir. Bu itibarla, hayat ile bağı olan edebiyat, mutlaka samimi bir edebiyattır denilebilir. Hayatı en gizli, en karışık yönleriyle anlatmayan, duygularımızı tıpkı hayatta olduğu gibi saf ve derin bir şekilde duyurmayan, elemlerimizi, felaketlerimizi, açık açık yansıtmayan bir edebiyat, hayat ile ilgisiz ve sahte bir edebiyattır. Öyle bir edebiyat, kelimeleri dizip, onları işleyen pek hünerli kuyumcular çıkarabilir. Belki onlar çok süslü, çok göz alıcı şeyler yapabilirler.

Fakat, ne yazık ki bütün bu sahte ürünler muntazam kış bahçelerinde yetişen iri yapraklı, parlak renkli çiçeklere benzer. Uzaklığından dolayı bize çok çekici, çok harikulade görünen o meçhul sıcak iklimlerin bu göz kamaştıran ürünleri nasıl açık bir havaya, sert bir rüzgara dayanamazsa, hayat ile ilgisi olmayan böyle bir edebiyat da zamanın sonsuz kasırgaları önünde süpürülüp gitmeye mahkumdur.

Halbuki bedii his, hislerimizin en ilahi ve en samimisidir. Akşam rüzgarı ile inleyen bir çam ormanının karanlık hışırtıları ne kadar tabii ise, ruhun güzellik karşısında duyduğu hisler de hayatın en derin ve anlaşılmaz köşelerinden birdenbire fırlayıp çıktığı için, her şeyden çok samimidir. İşte bunun gibi milletler için de “güzel” ve “iyi” telakkilerinden daha “milli” hiçbir şey yoktur. Bir toplumu başkalarından ayırmak isterseniz onun din ve ahlak hakkındaki, güzellik hakkındaki samimi duygularını arayınız. Çünkü bunlar doğrudan doğruya ruhundan koptuğu için hayatının en samimi taraflarıdır.

HİKAYE
NewYork''ta, Brooklyn Köprüsü üzerinde dilenen kör bir dilenci birgün, bir
şairin dikkatini çeker.
Dilencinin boynunda asılı bir tabela vardır. Şair, dilenciye günlük
kazancının ne kadar olduğunu sorar.
Dilenci de sekiz dolar kadar olduğunu söyler.
Bunun üzerine şair, dilencinin boynuna asılı tabelayı ters çevirerek
birşeyler yazar; ''Şimdi buraya senin kazancını arttıracak birşeyler
karaladım. Bir hafta sonra yanına geldiğimde bana sonucu söylersin'' der ve
oradan ayrılır.
Şair, bir hafta sonra dilencinin yanına uğrayıp kendini tanıtınca dilenci;
'' Bayım size ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir haftada kazancım ikiye
katlandı. Çok merak ediyorum tabelaya neler yazdınız?''
Bunu üzerine şair gülümser ve: Tabelada "Doğuştan körüm, yardım edin"
yazıyordu.
Bense "Bahar gelecek, ama ben yine göremeyeceğim diye yazdım" der.

Önemli olan, anlatılmak istenen seyi en iyi şekilde anlatmak olduğuna göre,
her şeyin daha iyi anlatılabileceği bir yol vardır.
Yeter ki onu bulmaya, uygulamaya ve ufkumuzu bu doğrultuda genişletmeye
uğraşalım...

Celal Üstel Edebiyat’ın Dünü ve Bugünü adlı çevirisindeki söyledikleri:

“Edebiyat, şövalye romanları okuya okuya aklını kaçıran Don Kişot’un çılgınlığıyla araştıran, sıradan hayatla yetinmeyen ruhu az kışkırtmamıştır. Bir an için, tarihi, düşsel olarak yeniden kuralım edebiyatın olmadığı, insanların şiir yada roman okumadığı bir dünya düşünelim. Güdük kalmış söz dağarından homurtuların ve maymunsu seslerin sözcüklere ağır bastığı bu tür bir körelmiş uygarlıkta bazı sıfatlar olmayacaktı.
See the full transcript