Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

0-6 Yaş Arası Çocukların Temel Gelişimsel Özellikleri

No description
by

Saniye Nur Gündüz

on 28 March 2016

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of 0-6 Yaş Arası Çocukların Temel Gelişimsel Özellikleri

0-6 Yaş Arası Çocukların Temel Gelişimsel Özellikleri
BİLİŞSEL GELİŞME NEDİR?
Biliş; dünyamızı anlamayı, tanımayı ve öğrenmeyi içeren tüm zihinsel süreçleri kapsar. Biliş denince aklımıza ilk gelen
zeka
dır
algılama
kavram oluşturma
dil edinme
hatırlama
sembolleştirme
kategorileştirme
düşünce
problem çözme ve
yaratma gibi zihinsel aktiviteleri içerir
Bilişsel gelişim konusunda birçok psikolog çalışmış ve kuram oluşturmuştur. Bunlardan en önemlisi Jean Piaget’tir. Bilişsel gelişim teorisinin babası sayılır
Bireyin çevresindeki dünyayı anlama ve öğrenmesini sağlayan, aktif zihinsel faaliyetlerdeki gelişime bilişsel gelişim adı verilmektedir

Bilişsel gelişim; bebeklikten yetişkinliğe kadar, bireyin çevreyi ve dünyayı anlama yollarının daha kompleks ve etkili hale gelmesi sürecidir.Bilişsel gelişim bireydeki akıl yürütme, düşünme, bellek ve dildeki değişimleri kapsar
Bilişsel gelişimi tek bir cümle ile tanımlamak oldukça güçtür Kısaca; “düşünme ve kavrama sisteminde ortaya çıkan gelişmeler” olarak da çok genel bir tanım verilebilir
Bilişsel gelişim, yaşla birlikte gelen değişimlerdir ve bu değişimler aşağıdaki sıralamada gerçekleşir:

1. Duyu- Hareket (Duyusal Motor / sensory motor) Dönemi(0-2)

2. İşlem Öncesi (preoperaonational stage) Dönem(2-7)

3. Somut İşlemler (concrete operational) Dönemi(7-11)

4. Soyut İşlemler (formal operational) Dönemi(11+)
1. Duyu-Hareket Dönemi
(0-2 Yaş):

Duyular ve onların hareketleri egemendir.
Amaçlı davranış başlar.
Örnek: Bir bebek elindeki kaşığı masaya vurarak ses çıkarır. Bu hareketi tekrarlarsa ya bu sesi duymak için yada annesinin davranışlarını görmek için yapar.

Nesnenin devamlılığı ilkesi kazanılır.
Örnek: 8 aylıktan önce bir bebeğin elinden kaşığı aldığımız zaman sesi çıkmaz çünkü ne olduğunu anlamaz. Fakat 8 aylıktan sonra kaşığın-nesnenin ne olduğunu anlar ve elinden kaşık alındığı zaman onun var olduğunu bilir ve çığlık atarak onu geri ister.
2. İşlem Öncesi Dönem
(2-6/7 Yaş):

Bu dönemde nesnelerin yerini simge alır. Deneyimlerine göre akıl yürütür. Nesneleri sınıflandırır, oyunlarda simgesel işlem görülür. 18-24 aylar arasında; bebek zihninden sonuca götürecek yollar düşünür, zihinsel sembolleri kullanarak (tabure, sopa gibi) istediği şeye ulaşmaya çalışır. Yine sembol kullanma yeteneğine bağlı olarak, oyunlarında da büyük ölçüde değişiklik görülür. Etkilendiği örnek görüş alanında bulunmasa da onun davranışlarını taklit edebilir.

Çocuklar 1,5-2 yaşına geldiklerinde dili kullanmaya başlarlar. Kelimeler simge olarak, nesneleri yada nesne gruplarını temsil edebilirler. Bir nesne de bir başkasını temsil edebilir (simgeleyebilir). Böylece, 3 yaşında bir çocuk oyun oynarken bir değneği atmış gibi kullanabilir ve değneğe binerek odada dolaşabilir; tahta bir küp bir araba olabilir; bir oyuncak bebek, anneye, diğeri bir bebeğe dönüşebilir.

İşlem Öncesi Dönem kendi içinde ikiye ayrılmaktadır. Bunlar;
Sembolik dönem yada kavram öncesi dönem (2-4 Yaş)
Sezgisel Dönem (4-7 Yaş)
Sembolik dönem (2-4 Yaş)
Dil gelişimi bir hayli ileri fakat konuşma ben-merkezlidir. Basit hareket oyunlarından ziyade sembolle göstermekten hoşlanırlar. Etkileşimli akıl yürütürler. Nesnelerin kendisi olmadan hafızalarında canlandırırlar ve bu sözcüklerle konuşurlar.

Ben- merkezci düşünme, kendi düşüncesinin tek düşünce olduğunu sanır, başkalarının kendisinden daha farklı düşündüklerini algılayamaz.
Örnek: Ben süt seversem annemde süt sever demektir.
Ben-merkezci konuşma; "onu aldı, o vurdu" diye konuşur. Kendisinin tanıdığı kişiyi annesinin de tanıdığını düşünür.
Örnek: "Ayşe aldı" der. “neyi aldı?” denildiği zaman konuşmaz, kendisi bilir diye annesininde bildiğini sanır.

Sembolik düşünme ve konuşma
Örnek: Çizgi filmlerdeki Süpermen'i görerek eline cetveli alıp pelerin giyerek kendisini süpermen sanması.
Kavram gelişimi zenginleşir. Yeni kavramlar oluşturmaya başlar.
Örnek: Arabadan dışarıya bakarken gördüğü ağaç, kedi, köpek gibi objeleri dile getirmesi.

Tek yönlü mantık yürütme, yetişkin mantığından farklıdır. Özelden-özele yapılan mantık yürütmedir.
Örnek: Çocuk ablasını ders çalışırken dinler. Ablası evcil hayvanları sesli bir şekilde anlatmaktadır. "Evcil hayvanlar evde yaşar" der çocukta, bu sefer, bizim evde fare vardır. Fare de evcil hayvandır der.
Cansız eşyalara canlıymış gibi davranır.
Örnek: Çocuğun bebeğine yemek yedirmesi.
Sezgisel Dönem
(4-7 Yaş)
Konuşmada ben-merkezcilik azalır, sosyal konuşma ortaya çıkar. Bazı alanlardaki mantıksal kavramları sezgisel olarak anlar. Nesnelerin bir yönüne dikkat ederler.

Tek bir özelliğe göre gruplama (işlem) yapar. Görüntüde olan tek bir özellik üzerinde odaklaşır. Diğerleri dışarıda bırakılır.
Örnek 1. 5 tane madeni para 2 sıra halinde sıralanır

00000

00000

Çocuğa buradaki paraların miktarı aynı mı? diye sorulduğunda aynıdır der. Bu sefer ikinci sıra genişletilerek tekrar çocuğa sorulur.

00000

0 0 0 0 0

bu seferde aynı değildir der. Gördüğü özellik ön plana çıkar. Gelişimsel olarak daha uzun görünenin daha çok olduğunu sanır.

Örnek 2. A=B ama B=A anlaşılmaz. Çocuk tek yönlü mantık kurar.
Korunum ilkesi kazanılmamıştır; herhangi bir nesnenin görüntüsü ya da mekandaki durumu değiştiği zaman miktar, ağırlık, hacim gibi özelliklerinde değişikliği olmayacağı ilkesidir. Piaget'e göre, korunum çok önemlidir.

Örnek: çocuğun, çok görünenin çok ağır olduğunu söylemesi gibi ;

Bir çocuğa "1 kilo pamuk mu, 1 kilo demir mi daha ağıdır ? " diye sorulduğunda pamuk demesi.

İşlemleri tersine çeviremezler. Zihinsel olarak başladıkları yere geri dönerler.
Örnek: 6+8=14 ama 14-6=8 işlemini yetişkinler kolaylıkla yaparken, işlem öncesi dönemdeki çocuklar bu tersine çevirme işlemini yapamazlar.

Soyut kavramları anlayamazlar.
3. Somut İşlemler Dönemi
(6/7-11/12 Yaş) :

Ben merkezci düşünme ve konuşmada azalma.
Sosyal bakış açısı kazanılır.
Tek yönlü akıl yürütme ortadan kalkar.
Korunum ilkesi kazanılmaya başlar.
Birden fazla özelliğe göre gruplama yapar. Burada artık hem miktarına hem de uzunluğuna bakabilir. Tersine dönüştürmeyi başarır.
Sıralama
Örnek: renkleri açıktan-koyuya doğru sıralayabilir. Sıralanabilecek her şeyi sıralar.

Sınıflandırma yapar. Benzer olanları bir araya getirebilir. Belli özelliğe göre gruplara ayırabilir.

Örnek: Canlılar-cansızlar. canlılar; insanlar, hayvanlar, bitkiler gibi ayırmaya başlar.
4. Soyut İşlemler Dönemi
(11+)
Somut Alandan Kurtulma Dönemi :

Mantık yürütme yetişkin düzeyine ulaşabilir.
Soyut kavramları kullanır. Soyut kavramları anlar ve kendisi soyut kavramları somutlarla ilişkilendirebilir.
Hipotez geliştirilir. Hipotez geliştirebilmesi için, farklı bakış açısıyla bir olaya bakılması gerekir. Tahmin ileri sürebilecek dönemdedir.
Değişkenleri kontrol edip ayırır.
*Bilişsel Gelişim
*Dil Gelişimi
*Fiziksel Gelişim ve
*Ahlaki Gelişim
Dil Gelişimi
Dil, insana özgü en güçlü iletişim aracıdır.
Dilin en önemli işlevi bilgi, düşünce ve duygu paylaşımına olanak sağlamasıdır.
Dil gelişimi ise, kelimelerin, sayıların, sembollerin kazanılması, saklanması ve dilin kurallarına uygun olarak kullanılmasıdır.

Çocuğun dil gelişiminin temelinde, iletişim kurma, diğerlerinin dikkatini çekme, isteklerini duygu ve düşüncelerini iletme gereksinimi bulunur.
Çocuğun dili iletişim aracı olarak kullanabilmesi için dille ilgili sembolleri öğrenmesi, belleğinde saklaması ve gerektiği durumda kullanması gerekir.
DİLİN TEMEL BİLEŞENLERİ
Dil bilimciler dil öğrenme kurallarını beş farklı bileşene ayırarak incelerler. Bu bileşenler şu şekilde sıralanabilir.
a. Ses Bilgisi (Fonoloji)
b. Biçim Bilgisi (Morfoloji)
c. Söz Dizimi (Sentaks)
d. Anlam Bilgisi (Semantik)
e. Kullanım Bilgisi (Pragmatik)
Ses Bilgisi (Fonoloji)
: Konuşma dilinin en temel öğesi yani en küçük ses birimidir. Her dilin kendine özgü sesli ve sessiz fonemleri vardır. Fonemler bir dilin temel sesleri olup, bütün dil bu sesler üzerine oluşmaktadır. Bu seslerin birleşimiyle sözcükler oluşur.

Biçim Bilgisi (Morfoloji)
: Her dil fonemlerin kombinasyonunu yöneten kuralları da içerir. Bir dilde kullanılan sesli ve sessiz fonemlerin sözcük yapısı içindeki yerini belirleme kurallarını kapsar. Örneğin Türkçede hiç bir kelime “ğ” sesi ile başlamaz.
Söz Dizimi (Sentaks):
Cümlenin yapısını oluşturan öğelerin anlamlı bir biçimde birleştirilmesi ile ilgili kurallardır. Çocuğun ilk ifadeleri tek sözcükten oluştuğu için çocuk söz dizimi kurallarını iki sözcük döneminde kullanmaya başlar. Sözcüklerin cümle içinde farklı yerlerde kullanılması anlamı da değiştirir. Örneğin, “Köpek tavuğu kovaladı” ile “tavuk köpeği kovaladı” cümlelerinde yalnızca sözdizimi değişmemekte, anlam da değişmektedir.

Anlam Bilgisi (Semantik):
Sözcük ve cümlelerin anlamlarını ilgilendiren kuralları içerir. İnsanlar sözcükler ve cümleleri belli bir anlamı ifade etmek için kullanırlar. Çocuklar da bilişsel kavramları kazandıkça, dilin anlam bilgisi yönü de zenginleşir.

Kullanım Bilgisi (Pragmatik):
Dilin, amaçlarını ve sosyal etkileşim için farklı kişi ve durumlarda kullanım tarzını belirleyen kurallardan oluşur. Bu bileşen sıra ile konuşma, konuşmayı başlatma, konuşmayı aynı konuda devam ettirme ve bitirme, zaman, durum ve konuya uygun konuşma ve anlatım becerilerini içerir.
DİLİN KAZANILMASI İLE İLGİLİ KURAMLAR
Bebeklerin çıkardığı sesler, zamanla karmaşık ve zengin dilbilgisi kuralları içeren bir yetişkin konuşmasına dönüşür. Bu sürecin nasıl geçekleştiği konusunda çeşitli kuramlar geliştirilmiştir.

1) Davranışçı kuram
2) Sosyal öğrenme kuramı
3) Bilişsel kuram
4) Psikolinguistik (biyolojik) kuram
DAVRANIŞÇI KURAM

Davranışçı kuram, dilin pekiştireç aracılığıyla öğrenildiğini savunur. Skinner’e göre konuşma tıpkı diğer davranışlarda olduğu gibi koşullanma yoluyla kazanılmaktadır.

Bebekler sesleri tekrar ederken çevrelerinde kullanılan dildeki kelimelere benzer sesler çıkardıklarında yetişkinler tarafından gülümseme, övgü sözleri ya da kucağa alma gibi davranışlarla pekiştirilirler. Böylece bebekler kendilerini istedikleri sonuca götüren sesleri ayırt ederek tekrar ederler. Bu tekrarlar sonucunda da konuşulan dili öğrenmeye başlarlar. Bebeklerin çıkardıkları uygun sesler pekiştirildikçe tekrarlanma olasılıkları artar.

Pekiştirilmenin yanı sıra, bebeklerin sık sık duydukları sesleri taklit etmeleri de dilin kazanılmasında önemli bir yer tutar.

Dil bilimciler, dilin kazanılmasının sadece taklit ve pekiştirme ile açıklamanın yeterli olmadığını vurgular. Aynı evde yetişen çocukların farklı zamanlarda konuşmaya başlaması, bunun yanı sıra farklı kültürlerde yetişen çocukların ilk sözcüklerinin benzer olması gibi nedenler, dil gelişimine yönelik farklı bakış açılarının ortaya çıkmasına yol açmıştır.
SOSYAL ÖĞRENME KURAMI
En önemli temsilcisi Bandura olan sosyal öğrenme kuramı, dil kazanımı doğrudan taklit ve model alma ile ilişkilendirir ve gözlemin önemini vurgular.

Bu kuramına göre çocuklar çevrelerindeki insanların konuşmalarını duyar ve sesleri taklit eder. Ana babalar çocuklarına çeşitli nesneleri gösterip onları adlandırırlar. Çocuklar da bu adları ebeveynlerin söylediği şekliyle tekrarlarlar. Bir başka deyişle onların söylediklerini taklit ederler. Böylece dil, anne babanın model olması, çocuğun taklit etmesi, pekiştireçler ve düzeltici geribildirimlerle kazanılır.

Örneğin, çocuğuna yemek yediren anne, yiyecekleri “süt”, “ekmek” ve “peynir” diye adlandırarak çocuğuna tekrar ettirir. Çocuğun doğru kelimeleri ödüllendirilir, yanlışlar ise doğru bir şekilde tamamlatılarak tekrar ettirilir. Bu şekilde çocuk taklit yoluyla öğrenmiş olur.
BİLİŞSEL KURAM
Piaget, dilin kalıtım ve çevre etkileşimi ile gerçekleştiğini vurgular. Dilin kazanılmasından önce çocukta zihinsel faaliyetlerin var olduğunu ileri sürer.
Piaget’e göre, ilk iki yıl çocuklar kendilerini duyusal devinim yoluyla ifade ederler. Duyu motor dönemde ses uyarıcısının, bebekte ses üretmeyi doğurması sesle yapılan taklidin başlangıcıdır.
Piaget, çocukların ‘kendileri için konuştuklarını’ belirtmiştir. Bunu da benmerkezci konuşma olarak tanımlar. Çocuk diğer çocuklar ile konuştukça, onların farklı bakış açılarına sahip olduklarını fark eder. Bu durum çocukta benmerkezci konuşmanın yavaş yavaş azalmasına neden olur.

Vygotsky, Piaget’in benmerkezci konuşma görüşüne karşı çıkar ve çocukların kendi kendilerine konuşmasını kendilerine rehberlik etmek ve kendilerini yönlendirmek için kullandıklarını ifade eder. Çocuklar büyüdükçe özellikle oyunlarında kullandıkları kendi kendine konuşmaları azalır ve içselleşir.
Vygotsky, çocuğun çevre ile etkileşime girmesinde ifade edici dilin önemli olduğunu vurgular.
PSİKOLİNGUİSTİK (BİYOLOJİK) KURAM
Dil gelişimini biyolojik temellere bağlı olarak açıklayan kuramlara “psikolinguistik kuramlar” adı verilmektedir. Dil kazanımı konusunda en çok kabul gören bu kuramın en önemli temsilcileri Noam Chomsky ve Lenneberg’dir.

Noam Chomsky ve Lenneberg gibi dilbilimciler, dil gelişiminin biyolojik temellere dayandığını ve çevresel koşulların da dil gelişimi üzerinde etkili oluduğunu vurgular.

Bu kurama göre insanlar doğuştan dili öğrenmek için özel bir mekanizmaya sahiptirler. Bu mekanizma çocuğun yakınında konuşulan dili içselleştirmesini, kurallarını anlayıp öğrenmesini, sonra da uygun kurallar ile konuşmasını sağlar.

Bu mekanizma sayesinde tüm çocuklar aynı aşamalardan geçerek, biyolojik olarak belli bir olgunluk düzeyine eriştiklerinde konuşmayı öğrenirler.

Piskolinguistik kuramcılara göre konuşmayı öğrenmede, sözcüklerin anlamlarını kavrama ile anlamlı sesler çıkarma (konuşma) olmak üzere iki farklı süreç etkili olur.

Bu süreçler birbiri ile içe içedir ve bilişsel gelişime paralel olarak gelişme gösterirler.
DİL GELİŞİMİ DÖNEMLERİ
• Dil gelişimi sürecinde, iç dil (8-9 ay), alıcı dil (9-13 ay), ifade edici dil (18-24 ay) olmak üzere başlıca üç unsuru bilmek gerekmektedir.
• İç dil, evrensel olup tüm dünya çocuklarında görülür.
• Alıcı dil, konuşma öncesi sözcükleri anlama becerisi olarak tanımlanabilir.
• İfade edici dil ise, iletişim kurarken kullanılan dildir.
• Dil gelişim dönemleri, konuşma öncesi ve konuşma dönemi olmak üzere iki dönemde incelenir.
• Her dönemde kendi içinde alt dönemlere ayrılır.
Konuşma Öncesi Dönem
• Yeni doğan dönemi (ağlama)
• Gığıldama dönemi
• Mırıldanma dönemi
• Mırıldanmanın tekrarı dönemi
• Başkalarının seslerini taklit dönemi
Konuşma Dönemi
• Ses, sözcük dönemi
• Tek sözcük dönemi
• İki sözcüklü ifadeler dönemi
• Üç ya da daha fazla sözcüklü ifadeler dönemi
• Gramer kurallarına uygun konuşma dönemi
Konuşma Öncesi Dönem
a. Yeni doğan Dönemi (Ağlama) 0-2 ay
• Yeni doğan bebeğin refleksif olan tüm davranışları gibi, çıkardığı ilk sesler de refleksif nitelik taşır. Yeni doğan bebeğin çıkardığı en yaygın sesler rahatsızlık ve açlık ağlamalarıdır.
• Bu dönemde farklılaşmamış ve farklılaşmış ağlamalar görülür. Farklılaşmamış ağlama reflekstir, farklılaşmış ağlama ise bebeklerin ihtiyaçlarının göstergesidir.

b. Gığıldama Dönemi (2-4 ay)
• Ses mekanizmasındaki değişiklikler nedeniyle, bebekler basit sesleri çıkarmaya başlarlar.
• Bu dönemde bebeğin çıkardığı sesler anadile özgü değil, evrenseldir.
• Bebeğin bu sesleri üretmesinde bilinç yoktur. Bu seslerden bir kısmı rahatsızlık, bir kısmı da mutluluk, memnuniyet ve ihtiyaç vb. durumunu ifade eder.

• İki aylık bebeğin ağız kasları kontrolü daha gelişmiştir. Ağız hareketlerini başlatıp durdurabilir. İkinci aydan sonra bebek, konuşma ve iletişim düzeyinde önemli olan gığıldama ve gülümseme davranışlarını gösterir.
• Bebekler, bu dönemde s, k, g gibi yumuşak damak ve gırtlak sesleri çıkarırlar.
• Başkalarının konuşmalarını dinlemek için susabilirler ve konuşmadaki sesleri kaydederler.
• Bazı sesleri (u, o, a) uzatabilirler.
c. Mırıldanma (Babıldama) Dönemi (4-6 ay)
• Mırıldanma dönenimde bebeğin ses mekanizması üzerindeki kontrolü artar.
• Dili yuvarlama ve ileri uzatma becerisi görülür.
• Çıkardığı sesler, anadile özgü değildir. Başlangıçta refleksif olan sesler, bu dönemde tamamen amaçlı hale gelir.
• Bebek b, m, p gibi dudak seslerini çıkarır.


d. Mırıldanmanın Tekrarı Dönemi (7-9 ay)
• Bu dönem, ses oyunlarının tekrarı dönemi olarak da ifade edilir.
• Bebeğin ağız hareketlerinde çeşitlilik görülür.
• Bebeğin çıkardığı sesler, hece tekrarına dönüşerek daha çok çevredeki dilin niteliklerini kazanır.
• Hece tekrarları, “ba-ba-ba”, “de-de-de” “ma-ma-ma” şeklinde görülür.
e. Başkalarının Seslerini Taklit Dönemi (9-11 ay)
• Bebekler, insan sesini bilinçli bir şekilde taklit ederler. Taklit etme davranışı bebeğin, dil gelişimi ve sosyal becerileri kazanması için önemli bir belirleyicidir.
• Yaklaşık on birinci ayda kelimelerin taklit edilmesi başlar. Bebekler ilk anlamlı sözcük çıkarmayı öğrenmeden önce, sesi taklit ederler.
• Bu döneme kadar bebekler, kendi temel ses repertuvarını kazanmışlardır. Bu aşamadan sonra bebekler anlamları araştırmaya ve kendi dillerini öğrenmeye hazırdırlar.
KONUŞMA DÖNEMİ
a. Ses Sözcük Dönemi (11-13 ay)
• Bebeklerin bu dönemde çıkardıkları sesler artık ana dile ait seslerdir.
• Çocuğun sık sık mırıldanarak yetişkin konuşmasına benzeyen dizeler oluşturduğu görülür.
• Bu sesler anlamdan yoksun, akıcılık özelliği olan, düz cümle ya da soruya benzeyen acele mırıltı şeklindedir. Bu anlaşılmaz konuşmalara, jargon denilmektedir
• Jargonlar, çocuk için sözcük yerini tutar.
• Dil bilimcilerin, ilk sözcüğün söylendiği bir yaş civarını genellikle “dilin başlama noktası” olarak kabul ettiği görülür.
b. Tek Sözcük Dönemi (14-18 ay)
• Çocuğun gerçek konuşmaya geçmesi bu dönemin özelliğidir.
• Mırıldanma ile gerçek konuşma arasında bir suskunluk dönemi geçtikten sonra sözcük, sesle oynarken rastlantısal olarak ortaya çıkar; tekrarlanmalar ile pekiştirilir.
• Çocuğun sözcüklerinin gerçek bir sözcük olarak kabul edilmesi için bu sözcüğü, belli bir durum ya da nesneyi belirtmek üzere tutarlı ve doğru olarak kullanması gereklidir. Çocuğun ilk anlamlı konuşmaları “mama”, “baba” gibi tek sözcüklerden meydana gelir.
• Çocukların ilk başlarda çıkardıkları tek sözcükler çok anlamlıdır ve çocuklar bir sözcükle her şeyi anlatmaya çalışırlar. Çocukların tek bir sözcüğe farklı anlamlar yüklemesine morgem/ tüm cümle konuşması denilir.
c. İki Sözcüklü İfadeler Dönemi (18-24 ay)
d. Üç ya da daha fazla sözcüklü ifadeler dönemi (2-3 yaş)
DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Öğrenme ve Olgunlaşma
Genel olarak olgunlaşma ve öğrenmeyle ilgili öğeler, çocuğun dil gelişiminde önemli rol oynarlar. Çocuğun dili akıcı bir şekilde kullanabilmesi için bir olgunluk düzeyine gelmesi ve nitelikli bir öğrenme sürecinden geçmesi gerekir.
Sosyo-Ekonomik Durum
Çeşitli araştırmalar, yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerden gelen çocukların, sosyo-ekonomik düzeyi düşük ailelerden gelen çocuklara kıyasla, cümle uzunluğu, soru sayısı, kelime haznesi bakımından daha üstün olduklarını göstermektedir. Bu durum sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan ailelerin, çocuklarının dili doğru kullanmalarını daha çok önemsemeleri, çocuklarına daha doğru model olmaları ve çocuklarına daha fazla zengin uyarıcılar sunabilmelerine bağlanmaktadır.
Konuşmaya Teşvik
Çocuğun konuşmaya teşvik edilmesi ve cevap vermeye cesaretlendirilmesi dil gelişimini olumlu yönde etkiler. Çocukla konuşmak, oyun oynamak dil gelişimini destekler. Dilin yapısal sistemindeki gelişmeler önemli ölçüde çocuğun yetişkinlerle yaptığı konuşmalar sayesinde oluşur.
Cinsiyet
Erkekler kızlara oranla konuşmayı daha geç öğrenmektedir. En yaygın biyolojik açıklama, beyindeki dil ile ilgili bölgenin fiziksel olgunlaşmasının kızlarda daha hızlı olduğudur. Aynı zamanda annelerin konuşmalarına kız bebeklerin daha çok yanıt vermeleri, kızların sözel uyaranlara, erkeklerin ise görsel uyaranlara daha fazla tepki vermelerinin de etkili olabileceği ileri sürülür. Yaşamın ilk yıllarında erkek çocukların cümlelerinin daha kısa, gramer yapılarının ve telaffuzlarının kızlara oranla daha bozuk olduğu da dikkati çekmektedir.
Aile İlişkileri
Bakımevlerinde büyüyen çocuklar, aile içinde büyüyen çocuklara oranla konuşmayı daha geç öğrenirler. Bu çocukların konuşmayı daha geç öğrenmeleri, aile bireyleri ile çocuk arasındaki sağlıklı ilişkilerin dil gelişimini etkilediğini göstermektedir. Ailenin genişliği de önemlidir. Ailede tek olan çocuk daha çabuk, iyi ve düzgün konuşma olanağına sahiptir. Çünkü tek çocuk ailenin ilgi merkezidir, bu yüzden çocukla konuşmak için aile daha fazla zaman ayırır.
İki Dillilik
İki ayrı dilin konuşulduğu ortamlarda yaşayan ya da iki dil öğrenmek zorunda kalan çocuklar başlangıçta tek dili öğrenen çocuğa göre daha yavaş bir gelişim gösterirler.

Sağlık
Şiddetli ve uzun süreli hastalıklar çocuğun konuşmasını, bir ya da iki yıl geciktirebilir. Ayrıca böyle durumlarda, çocuk konuşmaya daha az teşvik edilerek, her istediği hemen yapılır. Böylece bir süre sonra daha bir şey söylemeden istediklerinin yapıldığını gören çocuk, konuşma ihtiyacı duymadığı için akranlarından geri kalabilir. Dil, dudak ve çene yapısındaki yapısal problemler de dil gelişimini olumsuz etkiler.
Zeka
Dil yeteneği ile zeka arasında doğru orantı bulunur. İki yaşına kadar çocuğun çıkardığı seslerle zeka arasında bir ilişki olmamasına rağmen, iki yaşından sonra dil gelişimi ile zeka arasında sıkı bir ilişki olduğu görüşü önem kazanır. Erken konuşan çocuklar, genellikle zeka açısından normal ya da normalin üstündedir.
FİZİKSEL GELİŞİM
ÇOCUĞUN BEDENSEL ve PSİKOMOTOR GELİŞİMİ
Psikomotor gelişim, fiziksel büyüme ve merkezi sinir sisteminin gelişimine paralel olarak organizmanın isteme bağlı hareketlilik kazanması olarak tanımlanır. Motor gelişim farklı değişikliklere uğrasa da bireyin tüm yaşamı boyunca devam eden bir süreçtir. Motor gelişim, düzenli bir sıra izler.

Büyük kas motor becerileri, aynı zamanda ‘kaba motor beceriler’ veya ‘geniş kasların kullanılması’ diye de anılmaktadır. Emekleme, ayakta durma, yürüme, koşma, salınım, dönme, yuvarlanma, zıplama, denge gibi hareketler üzerindeki kontrolü anlatmak için kullanılmaktadır.

Küçük kas motor gelişimi ise; aynı zamanda ‘ince motor becerileri’ olarak da adlandırılabilmektedir. Eli ve ayağı kullanma becerileri ile nesne becerilerini kapsar. Tutma, kavrama, yazma, yırtma, çizme, yapıştırma, kesme gibi beceriler örnek olarak gösterilebilir. Bir çocuğun makasla kağıt kesebilmesi, ipe boncuk dizmesi, çatalla zeytin yiyebilmesi, kalemle geometrik şekiller çizebilmesi ince motor becerileri ile alakalıdır.
REFLEKSİF HAREKETLER DÖNEMİ (0–1 YAŞ)

Refleks “dıştan gelen bir uyarı sonucu doğan, irade dışı fiziksel yanıt” olarak tanımlanmaktadır. Yeni doğan, dünyaya pek çok refleksle gelir. Bebek, bu refleksleri,hareketlerini kontrol altına alamamaktadır. Bu reflekslerden bazıları, bebek büyüdükçe ve isteyerek yaptığı hareketler arttıkça ortadan kaybolur. Bazılarına ise yetişkin döneminde de rastlanabilir. Örneğin ani ışığa gözlerin tepki vermesi gibi. Yeni doğan bebeğin en bilinen ve en sık rastlanan bazı refleksleri emme ve kavrama refleksleridir. Bir bebeğin avuç içine dokunduğunuzda hemen dokunduğunu cismi ya da elini kavrar. Eline bir şey verdiğinizde hemen ağzına götürüp emer.
Refleksler, çocuğun ilk bilgi edinme kaynaklarıdır. Bebek için koruyucu ve arama/emme refleksleri gibi yiyecek sağlayıcı özellik taşırlar. Sinir sisteminin olgunlaşmasıyla refleksler, yerlerini istemli davranışlara bırakır. Yaptıkları hareketler bir amaca yöneliktir; ancak kaba ve kontrol dışıdır. Mesela bebek, bir nesneyi yakalamak istediğinde tüm gövdesinin katıldığı kaba bir hareket yapar. Yaşamın ilk yılında motor gelişimin dönüm noktaları oturma, emekleme, desteksiz yürüme, bağımsız yürümedir
İLKEL HAREKETLER DÖNEMİ (1–2 YAŞ)

Bu döneme ait hareket yeteneklerinin gelişmesi, hem çevresel faktörlere hem de olgunlaşma faktörlerine bağlıdır. Olgunlaşma, hareket yeteneklerinin bir sıra izlemesini sağlar. Çevresel faktörler ise hareket yeteneklerinin ortaya çıkış hızını düzenlerler. İlkel hareketler döneminin üç temel ögesi; denge, yer değiştirme ve el becerileridir. Becerili el hareketleri, çeşitli beden bölümleri arasında koordinasyon gerektirir. En temel üç hareketi, uzanma, yakalama ve bırakma olarak incelenmiştir.
TEMEL HAREKETLER DÖNEMİ (2-6 YAŞ)

Yaşamın ikinci yılından başlayarak yedinci yılına kadar geçen süre temel becerilerin kazanıldığı dönemdir. Tüm çocukların ortak özellik taşıması ve yaşam için gerekli beceriler olduğundan ‘temel beceriler’ ismini almıştır. Bunlar koşma, atlama, sıçrama, sekme, yakalama, fırlatma, topa ayakla vurma gibi hareketlerdir. İki yaşından sonra temel hareketler kaba bir şekilde ortaya çıkar. Önce çocuk, kendi bedeninin hareket becerisini anlamak ve bunu denemek için çaba gösterir. Daha sonra bedeni üzerindeki kontrolü ile hareketlerini daha uyumlu ve kontrollü yapmaya başlar. Dönemin sonlarında ise çocuk, uyumlu ve kontrollü gelişmiş hareketlerini mekanik yönden etkili olarak gerçekleştirir. 5-6 yaş döneminde temel beceriler olgunlaşmış olarak görülür.
SPORLA İLGİLİ HAREKETLER DÖNEMİ (7-12 YAŞ)

Bu dönem, genelde 7 yaş yukarısını kapsar. İlkokul çocukları, yeni beceriler kazanmaktan çok daha önce kazandıkları temel becerileri daha akıcı ve doğru olarak ortaya koyarlar. Burada ’spor’ terimi geniş anlamıyla kullanılmıştır. Yani yalnız yarışma değil; aynı zamanda eğlence ve spor etkinlikleri açısından gönüllü katıldıkları faaliyetler; oyun, dans gibi aktiviteleri de kapsayan bir araç olarak benimsenmiştir. Bu dönemdeki gelişim hızı psikomotor olgunluğa ve duygusal etkinliklere bağlıdır.

Yedi yaşından on yaşına kadar olgunlaşmış olan temel becerilerini birleştirerek sporla ilgili becerileri de kullanma başlar. Kuvvet, dayanıklılık, hız, denge gibi özelliklerin gelişmesiyle performans artar. Değişik hızlarda ip atlama, taş sektirme ve top fırlatma gibi harekeler bu evrimin tipik geçiş hareketleridir. Hareketler giderek daha karmaşık ve spor türüne özgü seçilmeye başlanır. 11 yaşından sonra beceri gelişmesinde bireysel farklılıklar ve bir branşa (statüye bağlı olarak) yönelme ortaya çıkar. Kapsamlı alıştırma ile yeni birçok hareket öğrenilmiş ve pekiştirilmiş olur. Çocuklar, hareket becerilerini öğrenmeye ve yarışmaya çok isteklidirler. Daha sonraki yaşlarda ise spor dalına özgü hareketler ve becerilerle yaşlara göre spor dalları söz konusu olur.
AHLAKİ- SOSYAL GELİŞİM


Sosyal Gelişim İçin Öneriler

1. Çocukların yaşlarına uygun olarak sosyal gruplar içinde yer alması teşvik edilmelidir.

2. Çocuğun yaşına uygun sosyal aktivitelerde bulunması teşvik edilmeli ama etkinliğe zorlanmamalıdır.

3. Sosyal olarak bulunulan ortamlarda (örneğin komşuluk ilişkilerinde) çocuk bir kenara atılmamalı, beklentiler önceden karşılıklı olarak konuşulmalı ve buna da uyulmalıdır.

4. Sosyal gelişimde en önemli uyarıcı olan oyuncaklar, çocuğun yaşına ve gereksinimlerine uygun olarak seçilmeli, yaş büyüdükçe görüşleri alınmalı ve zamanla kendi oyuncaklarını seçmesine izin verilmelidir.

5. Anne-babalar, çocukların oyununa katılmalı ve zaman zaman çocuğun oyununa davet beklemeden katılmayı bilmelidir.

6. Evde çocuğun kendini ifade etmesine izin verilmelidir.

7. Çocukları da ilgilendiren yaşantılarda (oyuncak, giysi, eş-dost akraba ziyaretleri, okul seçimi, arkadaş seçimi, tatil, …vb.) onunda görüşlerine başvurulmalıdır.

8. Çocuğu, ne kardeşleri ne de diğerleri ile kıyaslamamak gerekir. Ona; tek, kendine has ve değerli bir varlık olduğu hissettirilmelidir.

Seçim ve tercihlerin de gerekçeleri dinlenmeli ve saygı duyulmalıdır. Seçim ve tercihlerini yanlış yaptığı düşünülüyorsa, ikna edilmeli aksi takdirde hata yapmasına göz yumulmalıdır. Çünkü hatalardan da öğrenilecek şeyler olduğu unutulmamalıdır.
Kohlberg’e Göre Ahlak Gelişim Düzeyleri
GELENEK ÖNCESİ DÜZEY (4-9 Yaş)
(Benmerkezci Bakış Açısı)

1. Dönem: İtaat ve Ceza Eğilimi

Otorite nasıl istiyorsa öyle davranılmalıdır, kuvvetli olan kazanır.
Otorite görmüyorsa suç işlenebilir.
Davranışın sonucuna bakar.
Cezalandırılmış davranış doğru değildir.
2. Dönem: Saf Çıkarcı Eğilim (Araçsal İlişkiler / Pazar Ahlakı)
İhtiyaçların doyurulması ve karşılıklı çıkarlara dikkat edilir.
Kurallar kişinin çıkarına hizmet ediyorsa uyulmalı.
Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez mantığı hakimdir, karşılıklı çıkara bakar.
Bir suç durumunda fayda, cezadan büyükse davranışı yapmakta sakınca görmezler.
GELENEKSEL DÜZEY (10-15 Yaş)
(Empatik Bakış Açısı)

3. Dönem: İyi Çocuk (Kişiler Arası Uyum) Eğilimi
Birey kendini diğer insanların yerine koyar ve ona uygun davranır.
Grup tarafından kabul edilmek ve takdir edilmek ister.

Ayıplanmamak, başkalarının onayını almak ya da onları mutlu etmek için kurallara uyar.
4. Dönem: Yasa ve Düzen Eğilimi

Toplumsal düzeni korumak ve yasalara uymak esastır.

Kanunlar sorgusuz kabul edilir, uymayanlar onaylanmaz.

Bireyin kurallara uymasındaki amaç toplumsal düzenin korunmasıdır.
GELENEK ÖTESİ DÜZEY (15+ Yaş)
(Göreceli Bakış Açısı)

5. Dönem: Sosyal Anlaşmalara ve Yasalara Uyma Eğilimi (Toplumsal Sözleşme)

Davranışlar toplum kurallarına uymalıdır.

Yaşamı düzenleyen kurallar eleştirilmeye ve sorgulanmaya başlar.

Kurallar toplum yararına olacak şekilde demokratik yollarla değiştirilebilir.
6. Dönem: Evrensel Ahlak İlkesi

İnsan hakları ve temel değerler ölçüdür (Adalet, eşitlik, insan hakları gibi soyut kavramlar).

Birey ahlak ilkelerini kendi seçip oluşturur.

Kohlberg’e göre çok az sayıda insan buna erişir, peygamberler bu düzeydedir.
“Hanz’ın eşi ölmek üzeredir. Onu kurtarabilecek ilacı satan eczacı, ilacın maliyetinin 10 katı kadar para istemektedir. Hanz eczacıdan ucuza satmasını ister, çevreden topladığı paralarla da ilacı alamaz. Hanz çaresiz durumdadır. Bir gece eczanenin camını kırarak karısı için ilacı çalar.”
c. İki Sözcüklü İfadeler Dönemi (18-24 ay)
d. Üç ya da daha fazla sözcüklü ifadeler dönemi (2-3 yaş)
Kurallara ve otoriteye körü körüne bağlılıktır. Kurallar nasıl gerektiriyorsa,otorite nasıl istiyorsa ona uymak gerekir. Uygun davranılmadığı zaman yanlış davranılmıştır ve karşılığı cezadır. Dolayısıyla otoriteye ve kurallara boyun eğmenin temel nedenlerinden biri cezadan kaçınmaktır. Özellikle insanlara ve eşyalara maddi zarardan kaçınılır. İnsan yada eşyaya zarar verilmişse ceza zararın doğal sonucu olarak değerlendirilir. Genel olarak olayın dış görünüşüne ve meydana gelen zararın büyüklüğüne bakarak karar verilir. Olayın gerisindeki neden önemli değildir. Örneğin bir çocuk annesine yardım ederken on tane tabağı kazara düşürüp kırmıştır. Diğeri ise annesi görmeden şeker alırken bir tek şekerliği düşürüp kırmıştır. Bu dönemdeki çocuklara hangi çocuğun daha suçlu olduğu sorulduğunda on tane tabak kıran çocuğun daha suçlu olduğunu belirtmişlerdir

Bu durumlar ben merkezci açıdan değerlendirilir. Başkalarının ilgisini,tercih ve düşüncelerini dikkate almaz. Diğer insanların tercih ve düşüncelerinin farklı olabileceğini düşünmez. “Ben sütü seviyorsam herkes sütü sever”yargısı durumu özetler. Olaylar psikolojik açıdan değil,fiziki sonuçlarına göre değerlendirilir.


Bu dönemde doğru olan şey,diğer insanların ihtiyaçlarını da dikkate alan,somut ve adil karşılıklı alışveriştir. Bu evredeki kişi “ne kadar alırsam o kadar veririm”şeklinde bir yargıya sahiptirler.
Diğer yandan kurallara ,kurallar kişinin ihtiyacını karşıladığı sürece uyarlar. Bu evredeki kişinin düşüncesine göre kişi kendi çıkarları ve ihtiyaçları neyi gerektiriyorsa o şekilde davranması gerekir. Bu hak diğer insanlar için de geçerlidir. Diğer insanlarla ilişkilerimizde bu karşılıklı çıkarlarla gözetmemiz gerekir. Alışverişin adil olması gerekir. Birisi diğerinde fazla veriyorsa yada alıyorsa bu yanlış bir durumdur. Pragmatik alışveriş kavramı sevgi, bağlılık ve adalet kavramı yerine geçerlidir. Çocuk, ödüllendirilen davranışları yapar,cezalandırılanlardan çekinir.
“Polis beni koruduğu sürece,belediye suyumu sağladığı sürece vergimi vermem gerekir.Devlet bana bir şey vermiyorsa ben neden ona bir şey vereyim”temel yargılarında birisi olarak gözlenir.
Doğru,iyi insan olmaktır. Doğru diğer insanların duygularıyla ilgilenmek,onların beklentilerine cevap vermek ve kurallar doğrultusunda davranmaktır. Doğru davranmanın “iyi olmanın”nedeni ,çevresinin,kendisi için önemli olan kişilerin onayını almaktır. Yaygın davranış normlarına uyma ön plandadır. Davranış niyete göre değerlendirilir. ‘İyi niyetli olmak’ önem kazanır. Güven, sadakat, saygı, karşılıklı ilişkilerin devamlılığı ve minnettarlık önemlidir

Kurallara bağlılık ve iyi adam olma altın kuraldır. Diğer insanlarla ilişkilerde kendini diğer insanların yerine koyarak onların beklentilerine uygun davranmak ve kurallara uymak altın kuraldır. İyi bir vatandaş vergi ödemelidir. İyi bir çocuk,annesinin babasının koyduğu kurallara uyar ve onların istediği gibi davranır.
Doğru, bireyin temel ihtiyacı,toplumsal düzeni korumak,toplumun ve gurubun refahı doğrultusunda davranmaktır. Doğru, toplumsal sözleşme sonucu kabul edilmiş görevler doğrultusunda davranmaktır. Kanunlar, sosyal düzenin sürekliliğini sağladığı,bireylerin sosyal çıkarlarıyla çelişmediği sürece korunur. Doğru, bireyin topluma,bireylere, kurumlara katkıda bulunmaktır. Kurallara uymanın nedeni,toplumsal sistemin-düzenin- korunmasıdır. “Ya herkes aynı şeyi yaparsa” kaygısı toplumsal düzenin bozulması korkusunu yansıtır. “Herkes vergisini vermezse ne olur? Kimse askere gitmezse ne olur?” gibi düşünceler davranışın temelini oluşturur. Birçok yetişkin muhtemelen bu dönemde kalır.
Full transcript