Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

BİREYCİLİK ve TOPLULUKÇULUK

No description
by

Ceren Bostan

on 17 November 2014

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of BİREYCİLİK ve TOPLULUKÇULUK

Benlik, sosyal etkileşimler sonucunda oluştugu ve sosyal bir konumda yer aldıgı için sosyal bir üründür. Benligi kişilikten ayıran da budur. Kişilk, oldukça sabit, sürekliligi olan ve sosyal ortamlardan pek etkilenmeyen özellikler içerir. Benlik, kişinin kendini nasıl algıladıgı, yani kendisiyle ilgili farkındalıgı baglamında düşünümseldir.
Benlik ile İlgili Araştırmalar
Benlik
Doğu Asyalıların bilişsel çelişkileri daha fazla hoş gördüğünü ve karşıt eğilimlerin bir arada var olması açısından daha rahat olduklarını gösteren bulgular vardır. Batılılarda ise karşıt fikirlerin bir arada var olması zihinsel mirasları olan kartezyen ikiciliğe ter düşmektedir. (Sinha ve Tripathi,1994) Bu durum toplulukçu kültürdeki bireylerin, kişinin davranışını etkileyen ötekilerin beklentilerini de kapsayan durumsal isteklere daha çok dikkat etmeleri ve davranışlarının etkilenmesiyle açıklanabilir. Bu yüzden, toplulukçu Doğu Asyalıların davranışlarındaki çelişkiler çevredeki farklı isteklerden kaynaklanabilir. Toplulukçu kültürdeki nitelemelerde bulunmaları bununla ilgilidir. (Miller,1984) Durumsal esnekliği olan bu yatkınlık, özalgılara da yansımıştır. Amerikalılardan farklı olarak, Korelilerin benlikleri hakkında tutarsız inançları vardır. (Choi ve Choi, 2002)
Kültür ve Benlik Bağlamında
BİREYCİLİK ve TOPLULUKÇULUK
Kendini Yükseltme

Bireycilik-toplulukçuluk ya da bağımsız-karşılıklı bağımlı benlik kurgularının bir başka sonucu kendini yükseltme ya da benliğe hizmet eden yanlılıktaki değişkenliktir. (Kashima ve Trandis, 1986)
Yapılan bir çok araştırma, bireyci toplumlarda toplulukçu toplumlara göre kendini yükseltmeye daha fazla eğilim gösterir. Özellikle Amerika'da kendini yükseltme eğilimleri dikkat çekicidir; değişik özelliklerde kendilerini bir çok insandan daha iyi görmeleri bunun bir örneğidir. (Kityama, Markus, Matsumoto ve Narasakkunkit,1997)
Övünmenin hoş karşılanmadığı bir çok geleneksel toplumlarda alçakgönüllük başkalarının önünde nasıl davranılacağını belirleyebilir, izlenimlerin idare edilmesinde temel rol üstlenebilir. Eğer içselleştirilse kişi yalnız kaldığında bile etkili olabilir. (Heine, Lehman, Markus ve Kitayama, 1999)
Çinli ve Japon çocuklar ve ergenlerle yapılan araştırmalar, alçakgönüllülük normunun erken yaşlarda içselleştirildiği, alçakgönüllü insanları daha çok sevildiği ve bu kişilere daha çok değer verildiği bulunmuştur. (Bond, Leung ve Wan, 1982)
Kağıtçıbaşı, benliğin şekillenmesinde gelişimsel bakış açısını temele alarak üç aile etkileşim biçimini öne çıkarır. Bunlarda ilki, hem ekonomik hem de duygusal alanlarda kuşaklar arası bağımlılık üzerine temellenen geleneksel aile modelidir. Ikincisi, ekonomik ve duygusal alanlarda nesiller arası bağımsızlığın öne çıktığı bağımsız aile modelidir. Üçüncüsü ise diğer iki aile modelinin diyalektik bir bileşkesini oluşturan psikolojik karşılıklı bağımlı aile modelidir bu son model psikolojik karşılıklı bağımlılık ve ekonomik bağımsızlığı içinde barındırır. (Kağıtçıbaşı, 1996a)
Yetişkinleri belleği üzerinde yapılan araştırmada, Amerikalıların bireysel deneyimleri hakkında daha çok anıları olduğunu ve daha çok kendi rolleri ve duyguları üzerine odaklandıklarını, Çinlilerin ise sosyal ve tarihsel olayları daha çok hatırladıklarını ve sosyal etkileşimler ve kendileri için öenmli olan diğer kişiler üzerine yoğunlaştıklarını bulgulanmıştır. (Wang ve Conway, 2004)
Karşılıklı bağımlılık yönünde hazırlanan deneklerin kendi benlik kurgularında değişimler yaşadığını ve daha toplulukçu toplumsal değerler ve yargılara yöneldikleri gözlemlendi. (Gardner vd., 1999)
Bağımsız benlik kurgularına sahip deneklerle karşılaştırıldıklarında bağımlı benlik kurguları olan deneklerin ilişkisel terimlerle ilgili daha çok bilişsel şemaları olduğunu, bunları daha olumlu değerlendirdiklerini ve ilişkisel olgularla ilgili daha iyi bellekleri olduğunu bulgulamışlar. Ayrıca kendilerini ve arkadaşlarını birbirine benzer olarak tanımlamışlardır.
Bireycilik-Toplulukçuluk ya da İlişkisel-Ayrık Benliğin Psikolojik İşlevlerle Bağıntıları
Ahlaki Düşünme ve Sosyal Adalet

Hintlilerin sosyal sorumluluğu ahlaki bir konu olarak gördüğünü, Amerikalıların ise, yaşamsal tehlike olan acil durumlar ve ana baba çocuk ilişkisi dışında, bunu kişisel bir tercih veya karar olarak gördüğünü bulguladılar. Yani Hintlilerin ilişkisel benlik açısından diğer insanların refahı, sosyal sorumluluk gerektiren önemli bir ahlaki değer, Amerikan ayrık benliğe göre ise, ahlaki değerler adalet ve bireysel özgürlükle sınırlıdır. (Miller, Bersoff ve Harword, 1990)
Yüksek ahlak düzeyindeki yanıtların çoğu Batı'da yaşayan, orta sınıf, şehirli gruplarda, özellikler de erkeklerde ortaya çıkmıştır. Kadınlar, genellikle bireyci dünya bakış açısını yansıtan ve "adalet ahlakını" içeren yüksek düzey yerine sosyal düzeyde başkalarının ihtiyaçlarına odaklaşan ilişkisel ahlakı yansıtan daha düşük puanlar almışlardır. (Kağıtçıbaşı, 2010)
Gurur gibi bazı olumlu duygular ve öfke gibi bazı olumsuz duygular kişinin içinden yaptığı nitelemeleri daha belirgin kılar ve aynı zamanda ilintili sosyal ortamlarda tezatlık gösterebilir; Sosyal Katılımlı Olmayan Duygular. Ve bu tür duygular davranıştan bağımsız bir şekilde hissedilmeye başlanırsa (gurur kültürleri) narsizm gibi olumsuz sonuçlara neden olabilir. (Öner-Özkan ve Gençöz, 2006) Saygı ve suçluluk gibi diğer duygular ise kişiler arası bağı belirgin hale getirir; Sosyal Katılımlı Duygular. Japonlar sosyal katılımlı duyguları, sosyal katılımlı olmayan duygulardan daha fazla yaşadıklarını, Amerikalılar ise olumlu duyguları olumsuz duygulardan daha fazla yaşadıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca Japonlar iyi hisleri sosyal kalıtımlı duygularla, Amerikalılar ise iyi hisleri sosyal kalıtımlı olmayan duygularla bağdaştırmışlardır. Bu yüzden, Amerikalı benliklerden farklı olarak Japon benlikleri için kendini iyi hissetmek ya da mutlu olmak, sosyal olarak paylaşılan duygularla ilgilidir. (Kitayama vd, 2000)
Kagıtçıbaşı'nın Benlik Modeli:


Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerlerde yaşanan sosyo-ekonomik değişimlerle birlikte aile bireyleri arasında maddi bağımlılıklar azalsa da duygusal bağlılıklar devam etmekte ve bu değişimler ailelerin çocuk yetiştirme biçimlerini etkilemektedir. Maddi bağımlılıklar azaldıkça ya da ailenin refahı için çocuğun maddi katkısının öneminin azalması nedeniyle artık çocuğun özerkliği bir tehdit olarak algılanmamakta ve çocukların özerklikler daha fazla desteklenmektedir. Ancak duygusal bağımlılıklara hala önem verilmesi nedeni ile de çocuğun ailesine yakın ve bağlı olması istenmektedir.
Toplulukçu kültürlerde yaşayanlar;

Kendilerilerini içinde bulundukları grubun özelliklerine göre tanımlarlar,
Grup içi hedeflere daha fazla öncelik verirler,
Içerikten çok bağlama önem verirler,
Sosyal ortamlarda dışsal süreçlere daha önem verirler,
Grupiçi ilişkilerinde kendilerini gizleme, unutturma eğilimi gösterirler. (Tirandis, 2002)
Bilişler ve Duygular

Araştırma sonuçlarında kültürün sadece çok farklı insanlarda var olan egzotik bir şey olmadığını, herkesin içine işlemiş bir olgu olduğunu gösterir.
Toplulukçu kültürdeki kişilerin, niteleme ve hükümlerde bulunduklarında ve kendilerini ya da ötekileri tarif ettiklerinde daha çok ilişkisel-bağlamsal etmenlere dikkat ettikleri genel bir bulgudur.(Cousins,1989; Miller, 1984)
Avrupa kökenli Amerikalılar, deney düzeneğinde hazırlama sürecinde ötekilerin beklentileri ön plana çıkarılsın veya çıkarılmasın, her durumda bilişsel çelişki yaşamama ve kendi tercihlerini haklı çıkarma eğiliminde oluyorlardı. Japonlar ise, ancak ötekilerin beklentileri hatırlatılınca tercihlerini haklı çıkarmak ihtiyacı duyuyorlardı. Bu bulgular, bilişsel çelişkiyi yaşamanın ve kişinin kendi tercihlerini haklı çıkarma ihtiyacının büyük olasılıkla evrensel olduğu ancak bunu ortaya konmasının benliğe kültürel açıdan desteklenen özelliklerine bağlı olduğunu gösterir. Bağımsız Avrupa kökenli Amerikalılar için bu özellikler daha çok bireysel yetkinlik ve etkinlik olabilir; Japonlar içinse diğer kişiler tarafından takdir edilmedir. (Kitayama, Snibbe, Markus ve Suzuki, 2004)
Başarı Güdüsü

Bireyci kültürlerde başarı güdüsü, bireysel çaba, faallik ve ötekilerle rekabet olarak belirlenmiştir. Toplulukçu kültürlerde başarı güdüsü ise, benliğin ötesine geçer ve ötekilerle kaynaşır, tıpkı ilişkisel benliğin, belirgin olmayan sınırlardan geçerek ötekilere doğru genişler.
Çinli, göçmen Çinli ve Anglo-Amerikalı anababaları karşılaştıran araştırmada, Çinli grupların Amerikalı gruba göre hem anababa denetimi hem de bağımsızlığı vurgulayarak başarıyı yüksek düzeyde desteklediği bulgulandı. (Lin ve Fu, 1990)
Bali'de kişilerin, kendilerinin bile unutabildiği anlamsız bir sözcük olan isimleriyle değil, kimin oğlu olduklarıyla, yani toplumdaki konumlarıyla tanımlandığı, ilişkisel benlik kavramlastırmasından söz ediyor. (Geertz 1975) Zekanın sosyal olarak tanımlandığı ortamlarda benliğin de ilişkisel bir şekilde kavramlaştırılması beklenebilir. Bunun nedeni, insan ilişkilerinin çok önemli olduğu kültürel ortamlarda çocuk eğitiminde sosyal yetkinliğin gelişiminin, özellikle de diğer insanlara karşı duyarlı olmanın ve sosyal sorumluluk duygusunun vurgulanmasıdır. (Dasen,1988; Harkness ve Super, 1992; Harwood vd, 2002; Macro 1993; Morelli vd, 2003; Kağıtçıbaşı 1982a, 1984; Kağıtçıbaşı, Sunar ve Bekman 2001)
Benlikle İlgili Araştırmalar
Filipinler'de "benlik ve ötekinin birliği" anlamına gelen Kapwa kavramını açıkyor. Benlikle ötekinin geçmesine izin veriyor. (Enriquez,1988)
Japonyadaki, amae ilişkisinde anne ve çocuğun iç içe olmasıyla başlayan ve daha sonra da bütün bir yaşam boyunca bağlanmşılık ve bağımlılık duygularıyla devam eden "grup benliği" vardır.
Batı Afrika'da çocuğa isim konmasından başlayıp ölüme kadar devam eden sosyal benlikten söz edilir. (Nsamenang,1992) Bağlanmışlık, insan olmanın anlamının kişiler arası ilişkilerde yattığı Çin benlik kavramlaştırmasında da görülmektedir.
Psikanalitik bir bakış açısından, Japonya ve Hindistan'da yaşanan benlik duygusunun "biz-benliği" denebilecek ailesel benlik olduğuna işaret eder. (Roland,1984)
BİREYCİLİK VE TOPLULUKÇULUK
Bireycilik ve toplulukçuluk yapıları, bize bulanık bir kavram olan "kültürün" nesnel bir değerlendirmesini yapma olanağı sundukları için önemlidirler. Dahası bu yapılar toplumların sistematik olarak karşılaştırılması ve belirli bir kültürel yönelimin davranışsal göstergelerinin ortaya konmasından işlevseldir. (Trandis,1999; Kağıtçıbaşı, 1996a)
Bireylerin benlik kurgularının bağımlı-bağımsız benlik yönünde gelişimini belirleyen en önemli etmen bireycilik ve toplulukçuluktur.
Türkiye, Bireycilik-Toplulukçuluk bağlamında ele alındığında, bir geçiş toplumu olduğu ifade edilmekle birlikte toplulukçu toplumlar içinde dinin baskısı hissedilmektedir. Ancak son dönemde yapılan çalışmalar, Türkiye'de bireylerin hem bireyci tutumlar hem de toplulukçu tutumlar sergilediklerine; dolayısıyla Türk toplumunun bireyci ya da toplulukçu olarak kabaca sınıflanamayacağına işaret etmektedir. Ayrıca araştırma sonuçları aynı zamanda insanlar arası ilişki biçimlerinin ve aile kültüründeki farklılaşmanın geçici değil, kalıcı olabileceği şeklinde yorumlanmaktadır. (Ercan, 2009)


Bireycilik, içinde bulunulan grup, örgüt ve diğer topluluklardan duygusal olarak bağımsız olmayı ifade ederken; toplulukçuluk, aile, akrabalar, üyesi bulunulan grup ve giderek sosyal sisteme bağımlılığı dile getirmektedir. Benlik kurguları ilk etapta bireyci ve toplulukçu kültürel bağlamlar olamak üzere ikili bir sınıflamayla araştırılmıştır (Hofstede, 2001) Sonraki yıllarda bu ikili sınıflamanın yeterli olmadığı düşünülerek üçlü bir benlik ayrımına gidilmiştir. Kağıtçıbaşı (1996, 2000, 2005,2007) üç farklı aile örüntüsü içinde ortaya çıkan üç farklı benlik kurgusunun (özerk, ilişkisel ve özerk-ilişkisel) gelişimini açıklayan bir model önermiştir.
Kültürel değer yönelimleri üzerine yapılan araştırmalar kişinin yaşadığı kültürün benlik gelişimi üzerindeki etkilerine odaklanmıştır. (Özdemir, 2010) Bu nedenle, belirli kültür ya da toplumlarda yetişen bireylerin genel anlamda o kültürdeki bireycilik ve toplulukçuluk değer yönelimlerine paralel olarak benlik kurgusu geliştirdikleri söylenebilir. (Matkus ve Kitiyama 1991)
Kağıtçıbaşı'na göre bu farklı aile modelleri farklı benlik tiplerinin gelişmesine yol açar. (Kağıtçıbaşı 1996b, 2005)
Ilk benlik tipi özerkliğin düşük, ilişkiselliğin yüksek olduğu bağımlı-ilişkisel benliktir. Ikinci benlik tipi özerkliğin yüksek, ilişkiselliğin düşük olduğu özerk-ayrışık benliktir. Üçüncü benlik tipi hem özerkliğin, hem ilişkiselliğin yüksek olduğu özerk-ilişkisel benliktir. Sonuncu benlik tipi, anababa ihmali ya da ilgisizliğini yansıtan bağımlı ayrışık benliktir.
Toplulukçu kültürlerde sosyal adaleti inceleyen ilk kültürler arası araştırma, kaynakların dağıtımında her kişinin hak ettiğini alması gereken dağıtım şeklinden çok kaynakların herkese eşit bir şekilde dağıtıldığını bulgulamışlardır. (Kashima, Siegel, Tanaka ve Isaka, 1988; Leung,1987; Marin, 1985; Triandis vd,1985) Toplulukçu kültürlerde, bireyci kültürlere benzer şekilde, kişinin içinde yer almadığı dış gruplar için ise eşitlikçi değil de her kişinin hak ettiğini aldığı dağıtım tercih edilir. (Leung, 1997; Leung ve Bond, 1984
Adaleti sağlama ya da ilişkileri devam ettirme amaçları, anlaşmazlıkların çözümü sırasında da farklı tercihlere yol açar. Bu nedenle, anlaşmazlıkların çözümünde ilişkilerin sürdürülmesi amacını ön planda tutan Japonlarla kıyaslandıklarında, Amerikalıların adaleti sağlamaya daha önem verdikleri gözlenmiştir.
Bireycilik-Toplulukçuluk ya da İlişkisel-Ayrık Benliğin Psikolojik İşlevlerle Bağıntıları

Bireycilik-Toplulukçuluk ya da İlişkisel-Ayrık Benliğin Psikolojik İşlevlerle Bağıntıları
AYRIŞIK BENLİK YAPISI
Amerika'da başkalarının arasından sıyrılmak ve kendini göstermek, farklı olmak, kendini ifade edebilmek, kişisel amaçları gerçekleştirebilmek önemlidir. Kendine ve içgüdülerine güvenmek, kendi başına karar vermek ve bu kararların arkasında durmaktır. Kişisel yeteneklerin, zekanın, kişilik özelliklerinin, bireysel amaç ve tercihlerin dikkate alındığı bireyci kültürde bu özelliklere sahip olmayan insanların o kültürle barışık yaşaması zordur.
İLİŞKİSEL BENLİK YAPISI
Batı dışındaki birçok toplulukçu kültürde, benliğin ayrımışlığına değer verilmez. Insanların esasta birbirlerine bağlı olduğu gerçeği önem taşır. Başta genel kural, başkalarına uymak ve onlarla bağlılığı sürdürmektedir. Kişinin sosyalleşme şekli, onun ait olduğu gruplara ve genel olarak varolan ilişkilere uyum göstermesini, başkalarının duygularına duyarlı olup onların aklından geçeni okumasını, ona atfedilen görev ve rolleri ve ondan beklenen davranışları yerine getirmesini sağlar. Kişiden beklenen roller ve görevler belirlenmiştir ve kişinin başkaları ile olan bağlarının güçlenmesine olanak sağlar.
Ilişkili benliğin yaygın olduğu Asya kültürlerinde, kendini öne çıkaran kişiler hoş karşılanmaz. Örneğin Japon politikacılar, Amerikalılara göre söylevlerinde kişilerarası ilişkilere önem verirler.
Ortak olarak kabul edilen bir görüşe göre, bireyci toplumlarda duyguların düzenlenmesi, denetimi ya da ifade edilmesi bireyin iyiliğine bir katkıda bulunmasına ve bireyin kendi amacına ulaşmasına yardımcı olması temeline dayanır. Toplulukçu kültürlerdeyse, duyguların düzenlenmesinde sosyal normların ve diğer bireylerin beklentilerinin rolü vardır. (Eisenberg ve Zhou, 2001
Bireycilik her ne kadar şu an Amerikan kültürünün temel çıkış noktası gibi gözükse de, aslında Fransız Devrimine uzanmaktadır. Bireycilik kavramı tarihte ilk defa kamu yararın ters düşen yönde hareket etmek anlamında kullanmıştır. Insanların kişisel haklarını savunan bu yükselen dalga karşısında hükümetler "bireyci" diyerek aktivistlere olumsuz bir kimlik yakıştırmaya çalışmışlardır. Bu bireycilerin kısa sürede eriyip gideceği, bireycilik kavramının da kayıplara karışacağı tahmin edilse de, artık biliyoruz ki Fransız Devriminden itibaren bu kavram olumsuz anlamından neredeyse uzaklaşmıştır. Bireylerin birbirinden bağımsız olduğu fikri bireyciliğin temel taşıdır. Hofstede (1980) bireyciliği, görevleri yerine haklara odaklanma, kişinin kendisini ve çekirdek ailesini öncelikli olarak düşünmesi, kişisel otonomi ve doyuma vurgu yapılması ve benliğin kişisel başarılar üzerine kurulması olarak tanımlanmıştır.
Bireycilik-Toplulukçuluk ya da İlişkisel-Ayrık Benliğin Psikolojik İşlevlerle Bağıntıları
Hofstede toplulukçuluğu; insanların doğustan itibaren güçlü ve sıkı gruplara bağlı olduğu ve bu bağlılığın yaşam boyunca, sorgulamayan bir sadakat karşılığında varolduğu toplumlarda vardır şeklinde açıklamıştır.
Bağlanmışlık, insan olmanın anlamının kişiler arası ilişkiler yattığı Çin benlik kavramlaştırmasında da görülmektedir. (Bond, 1986) Sun göre (1991); Çin'in "iki kişilik matrisinde" Çinli bir birey, ayrık bir birey değildir; "iki kişilik" devamlılık içindedir. Bireyin tamamlanması Ötekinin matrisine girerek olur. Bu birliktelik, yin ve yang'ın birbirini tamamlaması şeklinde Çin kültürünün ana sembolüne de yansımıştır. Konfüçyüs'ün düşüncesi de "ikinin" en mükemmel felsefesidir.
Bireyci/Toplulukçu Ögeler ile Siyasal Öz Yeterlilik Arasındaki Ilişki

Eser & Ertugay (2013)

Bireyci/toplulukçu öğeler ile siyasal öz yeterlilik arasındaki ilişkiye bakılmış ve araştırma üniversite öğrencileriyle yapılmıştır.

Bireycilik özellikleri daha baskın olan bireylerde, bağımsızlık ve özgünlük önem kazanırken; toplumsal statü farklılıkları gözardı edilmektedir.

Toplulukçu özellikleri daha baskın olan bireylerde, grubun ortak amaçları ve eşitliğe önem atfedilirken, hiyerarşik düzene ilişkin farklı talep ve vurgular bulunmaktadır.

Toplulukçu özellikleri daha baskın olan bireyler, bireycilik özellikleri daha baskın olarak bireylere göre kendilerini siyasal anlamda daha yeterli algılamaktadır.
Özerklik ve Ruh Saglıgına Etkisi

Morsünbül, 2012

Steinberg'e göre özerklik duygusal, davranışsal ve değer özerkliği biçimlerinde kendini gösterebilir. Duygusal özerklik, ilk ergenlik döneminde başlayan, genç yetişkinliğe dek süren dönemdir. Bu dönemde ergenler aileleriyle olan yakın ilişkilerindeki değişimlerle bağımsızlıklarını ilan ederler. Ergenlik döneminin sonuna doğru bireyler ana-babalarına duygusal olarak çocukken olduklarından daha az bağımlı hale gelirler. Davranışsal özerklik, ergenlerin bağımsız kararlar alabilmesini ve onlara uyma derecesini gösterir. Bu özerklik biçimi, karar verme becerisi ile ilişkili olup gerektiği zaman yardım istemeyi ve işbirliği yapmayı da içermektedir. Değer özerkliği, doğru ve yanlış ile neyin önemli olduğu ve olmadığıyla ilgili bir dizi ilkeye sahip olmayı ifade eder. Ergenler bu dönemde ideolojik, ahlaki, siyasi ve dini konularda düşünüp bunlarla ilgili kararlar verirler. Özerklik duygusunun ergenlik döneminde artması, ergenlerin psikolojik uyumları için işlevsel bir temel oluşturmaktadır.


Bu konuda yapılan araştırmalarda;

Duygusal özerkliği yüksek olan ergenlerin, ana-babaları ile ilişkilerinin zayıf olduğu,
Özerklik düzeyinin artmasının, ergenlerin benlik saygılarına ve iyi oluş düzeylerine olumlu etki yaptığı,
Kendi iradesi ile ayrı yaşayan ya da kendi iradesi ile anne-babasıyla yaşayan genç yetişkinlerin, zorunda kaldıkları için ayrı yaşayan ya da zorunda kaldıkları için anne-babasıyla yaşayan genç yetişkinlere göre iyi oluş düzeylerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur.

Ergenlik Döneminde Benlik Kurgusu Gelişiminin Anababa Çocuk Yetiştirme Biçimleri Açısından Incelenmesi

Özdemir, 2010

Çocuk yetiştirme biçimleri (otoriter, açıklayıcı otoriter, izin verici şımartan, izin verici ihmalkar) ile özerk, ilişkisel ve özerk-ilişkisel benlik kurgusu arasındaki ilişkiye bakılmış ve lise öğrencileri ile yapılmıştır. "Ailede Özerk-Ilişkisel Benlik Ölçeği" ve "Çocuk Yetiştirme Stilleri Ölçeği" kullanılmıştır.
Sonuçları ise; Ergenlerin özerk benlik kurguları, ana-babalarının çocuk yetiştirme biçimine göre farklılık göstermiyor. Ancak, ilişkisel ve özerk-ilişkisel benlik kurguları farklılık gösteriyor: Otoriter anababaların çocuklarının ilişkisel puanları, izin verici anababaların çocuklarının ilişkisel puanlarından daha yüksek bulunmuş.

Toplulukçu değerlerin egemen olduğu uygulamaların, çocukların kendilerini daha çok ilişkisel olarak tanımlamasına neden olduğu söylenebilir. Türk kültüründe anababa kontrolü hem aileye bağımlılığı artırıyor, hem de benlik gelişimini etkiliyor denebilir.
Benlik Kurgusu ve Yalnızlık

Özdemir ve Ilhan, 2012

Anababadan kopma ve psikolojik ayrışma ile ergenlerin benlik saygısı ve mutluluk düzeyi arasında olumlu ilişki bulunmuştur. Duygusal özerkliğin (bireyselleşmenin) depresyonla ilişkili olduğu bulunmuştur. Aileden ayrışmanın depresyonla ilişkili olduğu, aile kontrolünün depresyonla ilişkili olmadığı bulunmuştur. Özerklik gereksinimi gibi, bağlılık gereksiniminin karşılanmasının da öznel iyi oluş üzerinde olumlu bir etkisi olduğu bulunmuştur. Aileden ayrışma/bireyleşmenin gençlerin sosyal uyum düzeyleri ile olumlu, yalnızlık düzeyleri ile olumsuz ilişkili olduğu bulunmuştur. Özerk benlik kurgusunun sosyal zorluklar (yalnızlık) ve depresyon ile olumsuz ilişki gösterdiği bulunmuştur.


Toplulukçu kültürlerde yaşayan bireylerin kendilerini ilişkisel açıdan tanımlamaya daha eğilimli olduğu, bu nedenle karşılıklı bağımlı ya da ilişkisel benliğin temel önermesinin kişinin diğerleri ile bağlılık ilişkisi içinde olması ve grup aidiyet hissinin bulunması olduğu söylenmiştir. Buna göre ilişkisel benlik kurgusu kişinin ilişkilerini sürdürmek için çaba harcamasını ve kendini bir gruba ait hissetmesini sağlamakta ve dolayısıyla yalnızlık duygusu yaşama olasılığını azaltmaktadır. Duru (2008) sosyal bağlılığın yalnızlığın en önemli yordayıcısı olduğunu bulmuştur. Türkiye'de yapılan diğer çalışmalarda da ilişkisel karşılıklı bağımlı benliğin yalnızlıkla olumsuz ilişkili olduğu ortaya konmuştur.

Sosyoekonomik Düzey ve Benlik Kurguları

Ercan, 2013

"Ilişkisel-Bireyci-Toplulukçu Benlik Ölçeği" kullanılmış ve 590 katılımcı ile gerçekleştirimiştir. Ilişkisel benlik puanlarının sosyoekonomik düzeye göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Bireycilik puanlarının orta ve üst sosyoekonomik düzeyde daha yüksek bulunması, modernleşme sürecinde ilişkisel değerler etkililiğini sürdürmekle beraber, bireyci değerlerin giderek artan bir biçimde kendini göstermeye başlaması olarak yorumlanabilir.
Denge Modeli

Imamoğlu ve Güler-Edwards, 2007

Imamoğlu, bireyci geleneğin iki örtülü sayıltıya dayalı olduğunu savunur:

1. Gelişimsel kazanç varsayımına göre kişinin sosyal bağlarından sıyrılarak diğerlerinden olabildiğince bağımsız olması gelişimsel bir kazanç niteliğindedir.

2. Karşıtlık varsayımı ise bağımsızlık veya kendileşme ile ilişkili olmanın birbirine karşıt özellikler olduğu; dolayısıyla kendileşmenin kaçınılmaz olarak diğerlerinden kopmayı gerektirdiği ön-kabülünü ifade eder.
İmamoğlu bu varsayımların, bağımsız bir kişinin diğer kişilerden kopuk olmasını gerektirdiği gibi bir algı yarattığını, bunun kafa karıştırıcı olduğunu söyler.


Denge modeline göre, kişinin birbirinden bağımsız olan "kişisel ayrışma" ve "kişilerarası bütünleşme" boyutlarında yüksek veya düşük skorlar alabilmesi mümkündür. Bu skorlara göre dört benlik tipi belirlemiştir:
Kopuk-kalıplaşma: Ayrışma (eksi); Bütünleşme (eksi)
Ilişkili-kendileşme: Ayrışma (artı); Bütünleşme (artı)
Kopuk-kendileşme: Ayrışma (artı); Bütünleşme (eksi)
Ilişkili-kalıplaşma: Ayrışma (eksi); Bütünleşme (artı)

Ilişkili olmak; ana-baba sevgisi, ana-baba kabulü, kendinden memnuniyet, aileden memnuniyet, olumlu kendilik modeli, güvenli bağlanma, olumlu gelecek beklentisi, kendine güven, düşük kaygı ile ilişkili çıkmış.

Kendileşme; kavrama ve araştırma gereksinimi, merak, belirsizliğe tolerans ile ilişkili çıkmış.
Benlik Kurguları ve Öznel Iyi Oluş: Otantik Olmanın Aracılık Rolü

Özdemir ve Ilhan, 2013

Özerk ve ilişkisel benlik kurgusu ile öznel iyi oluş arasında doğrudan anlamlı bir ilişki bulunmazken, özerk benlik kurgusu ile öznel iyi oluş arasında otantiklik aracılığı ile oluşan dolaylı bir ilişki bulunmuştur. Özerk-ilişkisel benlik kurgusu otantiklik ve öznel iyi oluş ile hem doğrudan hem de dolaylı ilişki göstermiştir. Ayrıca, otantikliğin özerk ve özerk-ilişkisel benlik kurgusu ile öznel iyi oluş arasındaki aracılık etkisinin anlamlı olduğu görülmüştür


Otantiklik ile benlik saygısı ve iyi oluş arasında güçlü ilişki olduğu; kişinin otantiklik düzeyi arttıkça benlik saygısı ve yaşam doyumu düzeylerinin arttığı, olumsuz duygu durumlarında azalma olduğu bulunmuştur. Sosyal psikoloji alanındaki araştırmalar farklı rollerde farklı kişilik özellikleri sergilemenin iyi oluşla olumsuz ilişkili olduğunu göstermektedir (Roberts ve Donahue, 1994). Bir başka ifadeyle, kişilik özellikleri açısından ortamdan ortama ya da rolden role farklılık göstermeyen kişilerin iyi oluş
düzeyleri daha yüksek bulunmaktadır (Bettencourt ve Sheldon, 2001).



Diğer taraftan, bazı araştırmacılar otantikliğin kültürlerarası farklılık gösterebileceğini (Choi ve Choi, 2002; Spencer-Rodgers, Boucher, Peng ve Wang, 2009; Suh, 2002) ve toplulukçu kültürlerde yaşayan bireylerin iyi oluşları için otantik olmanın çok önemli olmadığı belirtilmektedir (Markus ve Kitayama, 1991). Bu toplumlarda insanlar davranışlarını sosyal çevrenin beklentilerine göre ayarlarlar ve bu davranışı yanlış olarak değerlendirmezler (Markus, Mullally ve Kitayama, 1997). Buna karşın, bireyci toplumlarda kişinin öz değerlerini, amaçlarını ve beklentilerini
toplumsal olanın üzerinde tutmayı tanımlayan özerklik değerinin önemli olması nedeni ile kişinin kendi benliğini ortaya koyamaması, sosyal beklentilere uyma adına kendi değerlerinden uzaklaşması, bir başka ifadeyle otantik olmamasının iyi oluşu üzerindeki olumsuz etkisi daha fazla olmaktadır (Markus ve Kitayama, 1991).

Çünkü Batı toplumlarında davranışlardaki tutarlılık ya da kişinin davranışlarının durumdan
duruma değişmemesi olumlu bir özellik olarak değerlendirilmektedir (Suh, 2002). Buna göre otantiklik ve bunun iyi oluş ile ilişkisi de kültürler arasında farklılık göstermektedir. Yukarıdaki açıklamalar bir arada ele alındığında genel olarak bireyci yönelime sahip kişilerin daha otantik ve kendi öz-varlıklarına bağlı ve tutarlı; toplulukçu yönelimdeki kişilerin ise çevresel baskılara göre hareket etmeye daha açık oldukları (Markus, Kitayama ve Heiman, 1996; Suh, 2002) ve dolayısıyla otantiklik düzeylerinin daha düşük olabileceği söylenebilir.



Bu sonuçlar tek başına özerkliğin ve ilişkiselliğin öznel iyi oluş için önemli olmadığını, kişinin benlik tanımlamalarında her ikisinin barındırılmasının daha olumlu sonuçlar doğuracağını göstermektedir.
Özgün Benligin Yordayıcıları Olarak Kendileşme ve Ilişkililik: Cinsiyetin ve Kültürel Yönelimlerin Ötesinde

Imamoğlu, 2011
Makalede Bireycilik ve Toplulukçuluğu betimlemek için kullanılan atasözleri ve deyimler:

“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” - Mevlana
(Kollektif toplumlarda da otantikliğin önemli olduğunu vurgular)

“Özü sözü bir olmak”

“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır”
“Hatır için çiğ tavuk yenir”
(Hatır sözcüğü ile yakın ilişkilerdeki sosyal yükümlülükler vurgulanır)

"Güvenme dostuna, saman doldurur postuna"
"Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini"
(Temkinli bir ikircilik vurgulanır)

"Gönül ferman dinlemez"
"Evladı ben doğurdum ama gönlünü ben doğurmadım"
(Gönül sözcüğü ile özgür seçim ve davranışların kaçınılmazlığı vurgulanır)

Otantiklik, kişinin kendi özüyle ilişkili olumlu ve olumsuz yönlerini tarafsız, çarpıtmadan, reddetmeden, abartmadan veya gözardı etmeden nesnel bir şekilde ele alabilmesini ve kabullenebilmesini içerir. Dolayısıyla, otantik ve yansız olabilmek, kendine yontucu yanlılıklardan ve ilüzyonlardan uzak olabilmeyi içerir.

Olumlu benlik ilüzyonlarının psikolojik iyilik hali üzerindeki etkisi, psikoloji literatüründe tartışmalara yol açmaktadır. Bazı psikologlar, bu durumun yüksek güdülenme, başarı ve iyilik hali ile ilişkili olduğunu savunurken, diğer psikologlar kendini yüceltici insanların narsist eğilimler gösterdiğine ve uyum sorunları yaşadığına işaret etmektedir
Beyhan Ceren Bostan
Kişilik Gelişimi ve Uyum
Full transcript