Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

RADYAYON DEDEKTÖRLERİ

No description
by

hasan yener

on 26 December 2012

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of RADYAYON DEDEKTÖRLERİ

RADYASYEKNON DEDEKTÖRLERİ VE ÖLÇÜM TEKNİKLERİ RADYASYON Gama Beta Alfa ÇUKUROVA
ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK FİZİĞİ ABD HASAN YENER 2012 Gaz Dedektörler
İyon odaları
Orantılı Sayaçlar
Geiger Mueller Dedektörleri
Katı Dedektörler
Sintilasyon Dedektörleri
Yarı İletken Dedektörler
Dozimetreler
Film Dozimetresi
Termolüminesans Dozimetresi
Nötron Dedektörleri RADYASYONUN TANIMI VE TÜRLERİ Radyasyon Çeşitleri ELEKTROMANYETİK RADYASYONUN MADDE İLE ETKİLEŞİMİ Elektromanyetik Etkileşmeler Radyasyon Ölçüm Detektörleri RADYASYONUN TANIMI VE TÜRLERİ Radyasyon, iç dönüşüm geçiren atomlar tarafından yayımlanan, boşlukta ve madde içerisinde hareket edebilen enerji olarak tanımlanır. Yayımlayan kaynağın özelliğine bağlı olarak bu enerji parçacıklar veya elektromanyetik dalgalar tarafından taşınabilir. Radyasyonu tanımlamada üç ana parametre kullanılır (Şekil 1).

Enerjisi (düşük ve yüksek enerjili radyasyon )

Türü (parçacık radyasyonu ve elektromanyetik radyasyon)

Kaynağı (doğal ve yapay radyasyon kaynakları) Şekil 1. Radyasyon Çeşitleri Yüksek enerjili radyasyon iyonize radyasyon olarak da tanımlanır ve atomdan elektron koparabilen dolayısıyla atomu iyonize edebilen radyasyon türüdür. Bunlar: Alfa, Beta, Gama ve X-Işınları’dır.


Düşük enerjili ya da iyonize olmayan radyasyon ise etkileştiği materyal içindeki atomları yeteri kadar enerjisi olmadığı için iyonize edemez ve sadece uyarmakla yetinir. Mikrodalgalar, görünür ışık, radyo dalgaları, kızılötesi ve (çok kısa dalga boyluları hariç olmak üzere) morötesi ışık iyonize olmayan radyasyona örnektir.


Elektromanyetik spektrumu oluşturan bütün radyasyonlarda enerji, yüksüz ve kütlesiz fotonlar tarafından taşınmaktadır. Eğer iyonize edici elektromanyetik radyasyon çekirdekten yayımlanıyorsa gama, yörüngeden yayımlanıyorsa X-ışını adını alır. Radyoaktif elementler temel olarak Alfa, Beta ve Gama olmak üzere, 3 ana tip enerji salınımında bulunurlar.


Alfa radyasyonu, (+) yüklü Helyum çekirdeğidir ve bir kağıt parçası tarafından durdurulabilir.


Beta radyasyonu, elektronlardan oluşur. İnce bir alüminyum levha bu elektronları durdurmak için yeterlidir.


Gama radyasyonu ise ışık hızında hareket eden enerji dalgalarından (foton) oluşmaktadır. Şekil 2. Degişik radyoaktif parçaciklarin etki araliği ELEKTROMANYETİK RADYASYONUN MADDE İLE ETKİLEŞİMİ Gama ve X ışını gibi bütün elektromanyetik radyasyonlar birçok olayda parçacıklara benzer davranış gösterdiği için, çok küçük enerji paketleri anlamına gelmek üzere bu radyasyonların birim elemanına foton adı verilmiştir.

Fotonlar, içinden geçtikleri ortamın (maddenin) atomları ile rastgele yaptıkları karşılıklı etkileşimler sonucunda ortama enerji bırakarak absorblanabileceği gibi saçılıma da uğrayabilirler. Elektromanyetik radyasyonun madde ile etkileşiminde rol oynayan en önemli üç olay Şekil 3. Elektromanyetik Etkileşmeler
Deteksiyonda rol oynayan üç önemli E.M. etkileşme fotoelektrik soğurum, compton saçılması ve çift oluşumudur.
Fotonun yapacağı etkileşme türü enerjisine bağlı olarak değişir


Fotoelektrik soğurum keV mertebesindeki enerjilerde gerçekleşir


MeV mertebesindeki enerjilere doğru gidildikçe compton açılması baskın duruma gelir


Yüksek enerjilerde ise çift oluşumu baskın duruma geçer.
Yüklü, yüksüz parçacıklar ile elektromanyetik dalgalar tarafından oluşturulan radyasyon, detektör ortamı içerisine girdiğinde, kaybettiği enerjisi elektrik sinyaline dönüştürülür.

Sinyal oluşumu doğrudan veya dolaylı olarak gerçekleşir.

Yüklü parçacıklar ile yüksek enerjili fotonlar, detektör ortamında doğrudan elektromanyetik etkileşmeler vasıtasıyla yük çiftleri oluşturlar.

Nötron ve nötrino gibi yüksüz parçacıklar ise, güçlü ve zayıf etkileşmeleri sonucu ortaya çıkardıkları yüklü parçacıkların ve fotonların deteksiyonu vasıtasıyla dolaylı olarak detekte edilirler.

Her iki durumda da sinyaldeki yük, gelen radyasyonun enerji kaybı ile orantılıdır.
Radyoaktif parçalanmalarda, nükleer reaksiyonlarda, yüksek enerji ve nükleer fizik deneylerinde radyasyon yayınlanabilir.
Bu radyasyon;
Hızlı elektronlar ile yüklü ağır parçacıklar tarafından oluşturulan; yüklü parçacık radyasyonu, elektromanyetik radyasyon ve nötronların oluşturduğu yüksüz radyasyon şeklinde olabilir .

Dedeksiyonda esas olan, dedekte edilecek radyasyonun dedektör ortamında yapacağı etkileşmeler sonucu içeride bırakacağı enerjinin ölçülmesidir.
Madde içerisine giren bir yüklü parçacık enerjisini iyonizasyon,uyarma veya bremsstrahlung vasıtasıyla kaybeder.

Düşük enerjilerde iyonizasyon ve uyarma baskın iken yüksek enerjilerde bremsstrahlung baskın hale geçer. Yüklü tanecik dedektörün maddesine girince, o madde atomunun elektronları ile reaksiyona girer.

Gelen taneciğin enerjisine bağlı olarak da ya atomun çekirdeği ile ya da atomun elektronları ile reaksiyon girer.

Tanecik atoma gelince sahip olduğu kinetik enerjisinin (Ek) bir kısmını veya hepsini kaybeder.

Yani enerjisi frenlenir. Frenlenen enerji sonucunda atom iyonlaşır ve atom uyarılmış olur. Uyarılan atom temel seviyeye dönmek için uyarılma enerjisini; ya gama  ışını olarak ya da x ışını olarak yayımlar veya da ortamı ısıtır. Ağır yüklü tanecikler olan p ve alfa veya daha ağır iyonlar atoma geldiklerinde: çekirdek ile çarpışırlarsa nükleer reaksiyon,elektron ile çarpışırlarsa elektronik reaksiyon oluşur.


Ebe elektronların bağlanma enerjisi (eV)
Ebn nükleonların bağlanma enerjisi (MeV) Atomun çekirdeği atomun hacminin 10-15 ine tekabül eder.

Bu nedenle de gelen taneciğin, atomun elektronları ile reaksiyona girme olasılığı daha fazladır.

Eğer bir parçacık atomun elektronları ile reaksiyona girerse şu sonuçlar olabilir:

Parçacık elektronlarla çarpıştığında enerjisinin tümünü elektronlara aktarabilir. (yani parçacık absorbe olur)

Tanecik elastik saçılır ve (ihmal edilecek bir açıyla saparsa) çok az enerji kaybı ile yoluna devam edebilir.

Coulomb kuvveti sonsuz menzile sahip olduğu için aynı anda birkaç elektronla reaksiyona girebilir. Örneğin alfanın sis odasındaki izleri.Atomun iyonlaşması olabilir. Bir elektron bir atomda ayrılınca atom iyonlaşır. Elektronlar (pozitif ve negatif) tıpkı ağır yüklü parçacıklar gibi atomik elektronlarla Coulomb saçılması ile etkileşirler.

Özelikle beta bozunumlarından yayımlanan elektronlar göreceli hızlarla hareket ederler.
Elektron-elektron çarpışmasından sonra e’ lar sapmalara uğrarlar ve düzensiz yörüngeler çizerler.

Elektron-elektron çarpışmasında enerji aktarımı olur. Çarpışma sonrasında gelen e’ ların hangisi, çıkan e’ ların hangisi olduğunu bilmek zordur.

Elektron hızının doğrultusu ve büyüklüğünde hızlı bir değişiklik olabileceğinden, büyük bir ivmeye maruz kalabilir ve ivmeli yüklü parçacık elektromanyetik enerji yayınlar.
Bu radyasyona Bremsstrahlung (frenleme ışınımı) denir. Radyasyon Ölçüm Detektörleri GİRİŞ
Radyasyon algılanması duyu organlarıyla mümkün değildir
Bu nedenle algılanması ve ölçümü radyasyona hassas cihazlar ile yapılır (dedektörler)
Biyolojik dedektörler≡reseptörler
Uyaran→ reseptörler→ elektriksel ileti {Aksiyon Pot.}
Dedektörlerde doğrudan ölçüm yok dolaylı ölçüm var Radyasyonu tespit etmek için kullanılan tüm detektörlerin temel çalışma ilkeleri benzer özelliklere sahiptir. Bu özellikler:
Radyasyon(ışıma) detektöre girer.
Detektör madde atomlarıyla etkileşir.
Atom yörüngelerinden nispeten düşük enerjili elektronların salınmasına neden olur
Bu elektronlar toplanır
Bir elektronik devreye gönderilir
Akım pulsuna veya voltaj pulsuna dönüştürülür. Fakat oluşturulan bu pulslar, her radyasyon çeşidinde ve her detektör maddesinde aynı değildir. Bu pulslar ortamın radyasyonu hakkında bilgi verir. Gaz Dedektörler
İyon odaları
Orantılı Sayaçlar
Geiger Mueller Dedektörleri
Katı Dedektörler
Sintilasyon Dedektörleri
Yarı İletken Dedektörler
Dozimetreler
Film Dozimetresi
Termolüminesans Dozimetresi
Nötron Dedektörleri Gaz dedektörleri İyonizasyon odası: Bir gaz içerisinde meydana gelen iyon çiftlerinin oluşum hızlarını ölçer. Ölçümler sırasında, elektrotlara uygulanan gerilimin doymayı sağlayacak kadar büyük olması sağlanmalıdır. Yani pozitif ve negatif iyonların tekrar birleşip nötrleşme oranları fazla olmamalıdır. Eğer elektrotlara uygulanan gerilim belli bir değerin altında olursa nötrleşme oranı fazla olup, ölçüm hatalarına sebebiyet verebilir.

İdeal bir iyonizasyon odası, bilinen hacimde, iç yüzeyleri elektriksel olarak iletken yapılmış.
Radyasyonun geçmesi sonucunda odada oluşan iyonlar, merkezi elektrotta bir voltaj değişikliğine neden olurlar.
İyonizasyon odalarının çok zayıf sinyal çıkışına sahip olmaları, bu dedektörlerin sadece gama ışınlarının dedeksiyonu için kullanılmasını zorlaştırır. Iyonizasyon odaları, çok büyük akım meydana getiren radyoaktif kaynakların dedeksiyonunda kullanılırlar. Şekil 5. İyon odası dedektörünün çalışma sistemi Bu değişiklik, yük veya akım ölçen ve doğrudan doğruya birim zamanda röntgen olarak okuma veren bir sistemle ölçülür

Çalışma sistemi Şekil 5’ te verilen iyon odası sayıcıları, değişik tipte ve boyutta olabilir. Gaz doldurulmuş tüp dedektörler, gaz doldurulmuş bir metal oda ve pozitif kutuplandırılmış bir anot telinden oluşmuştur. Foton, metal oda içerisine doldurulmuş bulunan gazı geçerken serbest elektronlar ve pozitif iyonlar meydana getirir. Elektronlar, oluşan elektrik alan etkisiyle anot teline doğru çekilirler ve anot telinde toplanan bu elektronlar bir elektrik pulsu meydana getirirler. Zayıf anot voltajında elektronlar iyonlar ile tekrar birleşebilirler. Birleşme olayı iyonların yüksek bir yoğunluğu için de meydana gelebilir. Uygun bir yüksek voltajda, yakınlardaki bütün elektronlar toplanırlar. Bu durumda dedektör bir iyonizasyon odası olarak bilinir. Daha yüksek voltajlarda anoda doğru hareket eden elektronlar ortamdaki diğer gaz atomlarını iyonize ederler ve böylece ortamdaki elektron sayısında artış olur. Bu durumda dedektör bir orantılı sayıcı olarak bilinir.

Daha yüksek voltajlarda elektronların sayısında daha fazla çoğalma olur ve anotta toplanan elektronların sayısı başlangıçtaki iyonizasyon dan bağımsız hale gelir. Bu esnada ise dedektör, Geiger Müller sayıcısı olarak bilinir ve bu tüplerden elde edilen büyük çıkış pulsu bütün fotonlar için aynıdır. Dedektöre çok daha fazla voltaj uygulanırsa, tüpte sürekli bir boşalma meydana gelir. Şekil 7. Farklı voltaj bölgelerinin şematik gösterimi Geiger-Müller sayaçları: Eskiden beri nükleer radyasyon ölçümlerinde en çok kullanılan araçtır. Çünkü diğer cihazlara göre birçok avantaja sahiptir. En önemli avantajı, maliyetlerinin çok ucuz olmasıdır.

Şekil 8‘ de çalışma sistemi görülen Geiger-Müller tüpünün çıkış sinyali diğer cihazlara göre çok daha yüksektir. Dolayısıyla yardımcı elektronik devrelerin maliyeti çok daha aza indirgenir. Yüksek gerilim beslemesi ile beraber Geiger-Müller tüpü, pek çok ölçek birimini minimumda veya hiç yükseltmeden tutabilir. Deşarj mekanizması çok hassas olduğundan tek bir iyonlaştırıcı parçacık bile iyonlaşmayı tetikleyebilir.

Bu sayıcıların dezavantajları ise; iyonlaştırıcı parçacıkların enerjilerini ayırt edemezler. Organik gaz yerine halojenle doldurulmuştur. Bu ömrünü uzatmasına rağmen genelde sınırlı bir ömre sahiptir. Ölü zamanı 100μs civarındadır. Şekil 8. Geiger-Müller sayacının çalışma sistemi Bir boşalmanın başlangıç zamanı ile, ikinci bir boşalmanın olabileceği zaman arasındaki periyot ölü zamanı verir. Toplam ölü zaman süresi, imalat sırasında ayarlanır ve bir elektronik devre vasıtasıyla sabitlenir.

Nükleer tıp laboratuarlarında en çok kullanılan gaz odası dedektörü Geiger sayaçlarıdır. Geiger sayacı iyon odalarına göre çok daha hassastır.

Bir Geiger Müller sayıcısı her pulstan sonra boşalma tamamlanıncaya kadar sayım yapamaz. Geiger Müller tüpünün tepki vermediği bu sureye ölü zaman araligi denir ve 100 mikrosaniye civarındadir.

İyi bir detektör performansı için, detektörün aktif hacmi içerisinde oluşan yüklerin en kısa sürede kontağa ulaşması gerekir. Anoda gitmesi gereken elektronlar ortam içerisindeki gaz molekülleri tarafından yakalanabilirler. Orantılı sayıcılar: Temel yapı özellikleri açısından iyonizasyon odası gibidir.

Ancak bu sayaçta merkezi elektrot yakınındaki elektrik alan şiddeti daha yüksektir. Bu sebeple iyonlaşma odalarından çok daha hassastır.
Orantılı sayaçlar çok az ve çok fazla iyonlayıcı radyasyonları ayırt etmekte kullanılabilir.

Bu cihazlarla zayıf kaynaklı αalfa ve βbeta parçacıkları ve düşük enerjili X-ışınlarının sayımı yapılabilir. KATI DEDEKTÖRLER Radyoaktif ışınlar bir maddenin atom ve molekülleriyle etkileşime girdiğinde enerjisine göre, madde içinde iyonizasyon ya da eksitasyon (uyarım) meydana getirir. Şayet radyasyon enerjisi her iki olayı da meydana getiremeyecek kadar düşük ise, etkileştiği ortamdaki moleküller arasında sadece bir titreşim meydana getirir ve yok olur.

Üzerine düşen radyasyon enerjisi ile orantılı olarak dışarıya görünür ışık yayan cisimlere sintilatör denilir.

Mesela aralarında sodyum iyodür, antrasin, naftalin ve fenantirinin bulunduğu sintilatörlere bir tek yüklü parçacık, X-ışını veya gamaγ-ışını çarptığı zaman, bir ışık pırıltısı meydana getirirler. Sintilatörlerden yayılan görülebilir ışıklara da sintilasyon denir. Sintilasyon (Işıltı) dedektörleri Bu ışık pırıltıları elektrik pulslarına dönüştürülür ki, daha sonra bu pulslar yükseltilerek, sayılabilir anlamlı sinyallere dönüştürülürler. Radyasyon dedektörleri sintilasyonları alıp, değerlendiren aletler olup, bunlar sintilasyon dedektörleri (sayaçları) olarak da adlandırılırlar (Şekil 9).

Nükleer spektroskopideki ihtiyaçlara cevap verebilecek yüksek verimli ve uygun çözme gücüne sahip aletler, sintilasyon sayaçları 1950’lerde geliştirilmiştir. Sintilasyon sayaçları üç ana elemandan oluşur,
1-Işıltı kristali (scintillatör)
2-Işık-Elektrik dönüştürücüsü (foto çoğaltıcı)
3-Elektronik yükselteç Işıltıcı, organik veya inorganik malzemeden yapılmış tek kristalden, plastik flor, aktive edilmiş bir cam veya sıvıdan olabilir.

Foto çoğaltıcı, ışık darbelerini elektronik darbelere dönüştürür.

Elektronik yükselteç ise, sinyalleri ölçüm işlemi için yükseltirler 2 4 5 Sintilasyon sayaçlarının gaz-dolu sayaçlardan fazla olarak sahip olduğu avantajlar vardır.

1. Hassas hacim genellikle katı halde olduğundan, x-ışınları veya γ-ışınları dedeksiyonundaki verim Geiger sayaçlarının % 1’lik verimine kıyasla oldukça yüksektir.

2. Sayacın çözme zamanı 10-6 saniyeden 10-9 saniyeye kadar değişir. Böyle kısa çözme zamanı, yüksek-hızlı saymaları kayıpsız olarak mümkün kılar.

3. Sintilasyon sayacının çıkış pulsunun büyüklüğü gelen gama ışınlarının enerjileriyle doğru orantılı yapılabilir.

4. Radyasyon kaynağı, katı sintilatörün çok yakınında, bazen içinde bile, tutulabileceğinden ince pencerelerin kullanılmasına gerek yoktur. Şekil 9. NaI kristalli sintilasyon dedektöründe temel işlemler İyonlaşma sonucu oluşan elektronlar, elektronik pulslarla oluşan elektronlarla aynı değildir. İyonlaşma elektronuyla puls elektronları arasında bir aracı vardır, bu ışıktır. Şekil 9’daki işlemler şöyle gerçekleşir. Gelen radyasyon dedektöre girer ve atomları uyarılmış düzeylere çıkaran çok fazla sayıda etkileşme yapar. Uyarılmış durumlar hızla, görünür bölgede ışık yayınlarlar bu şekildeki materyallere fluoresans denir. Işık foto duyarlı yüzeye çarparak foton başına en çok bir foto elektron salınmasına neden olur. Bu ikincil elektronlar foto çoğaltıcı tüpte çoğaltılır, hızlandırılır ve çıkış pulsları şekline dönüştürülür Sintilasyon sayaçlarının gaz-dolu sayaçlardan fazla olarak sahip olduğu avantajlar vardır.

1. Hassas hacim genellikle katı halde olduğundan, x-ışınları veya alfaγ-ışınları dedeksiyonundaki verim Geiger sayaçlarının % 1’lik verimine kıyasla oldukça yüksektir.

2. Sayacın çözme zamanı 10-6 saniyeden 10-9 saniyeye kadar değişir. Böyle kısa çözme zamanı, yüksek-hızlı saymaları kayıpsız olarak mümkün kılar.

3. Sintilasyon sayacının çıkış pulsunun büyüklüğü gelen gama ışınlarının enerjileriyle doğru orantılı yapılabilir.

4. Radyasyon kaynağı, katı sintilatörün çok yakınında, bazen içinde bile, tutulabileceğinden ince pencerelerin kullanılmasına gerek yoktur. YARIİLETKEN DEDEKTÖRLERİN ÖZELLİKLERİ VE TARİHSEL
GELİŞİMİ Niçin? Yarıiletken Gazlı sayaçların, nükleer fiziğin ilgilendiği pek çok radyasyon için elverişsiz tarafı, düşük verimli olmalarıdır. 1 MeV’lik gamaγ ışınlarının havadaki menzili 100 m civarındadır.

Büyük yoğunluğa sahip katı dedektörler, uygun boyutlarda olduğu zaman, uygun soğurma olasılıkları verirler.
Ancak iyi çalışabilir bir katı dedektör yapmak için, birbiriyle çelişen iki kritik şartın sağlanması gerekir: 1) Elektron ve iyonların yeteri kadar birikip elektronik pusların oluşabilmesi için yüksek elektrik alana dayanabilecek dedektör materyaline ihtiyaç vardır. Radyasyon olmadığında az veya hiç akım geçmemelidir, böylece tabansayım gürültüleri küçük olacaktır.

2) Elektronlar, gönderilen radyasyon ile atomdan kolayca ve çok sayıda koparılabilmelidir. Elektronlar ve ilk iyonlaşan atomlar materyal boyunca kolayca hareket edebilmelidirler (Gerçekte, iyonların kendileri katı içinde hareket etmezler; bunun yerine elektronik boşluklar veya “deşikler” bir atomdan diğerine geçen ardışık elektronlar tarafından doldurulurlar. Böylece “deşik” hareket ediyormuş gibi görünür.).

Birinci şart, yalıtkan bir materyal seçimini gerektirirken, ikinci şart bir iletken kullanımını önermektedir. Bu iki şartın bir yarıiletken ile sağlanacağı açıktır Şekil 10. Yalıtkan, yarıiletken ve iletkenin şematik gösterimi Şekil 11. Yarıiletken dedektörün şematik gösterimi Eğer radyasyon dedektöre gelirse elektron-pozitif boşluk çifti oluştururlar. Elektron ve pozitif boşluk farklı yönlere giderler.
Biriken elektronlar bir elektronik puls oluştururlar ve bu pulsun genliği radyasyonun enerjisiyle orantılıdır.Bu dedektörler 1000-3000 V ‘luk enerjiyle çalıştırılırlar.
Si, Ge, GaAs gibi tipleri vardır. Yarıiletken detektörlerin işlevleri genelde iyon odalarına benzer ancak yük taşıyıcıları elektron ve pozitif iyonlar değil, elektron ve deşiklerdir. En yaygın olarak kullanılan yarıiletken dedektörler silikon ve germanyumdan yapılmışlardır. Bu detektörlerin diğerlerine göre en önemli üstünlükleri enerji ayırma güçlerinin son derece yüksek olmasıdır. Yarıiletken dedektörlerin özellikleri Diğer önemli özellikleri ise aşağıda sıralandığı gibidir.

1- Geniş enerji aralığında radyasyona karşı yanıtları ( parçacık enerjisine karşı puls yüksekliği) doğrusaldır.

2- Belirli bir boyut için etkinlikleri yüksektir. Zira yapılarında yüksek yoğunlukta sert madde kullanılmaktadır.

3- Farklı geometrik tasarımlarda yapılmaları mümkündür.

4- Puls doğma zamanları hızlıdır.(gaz dedektörlerine göre)

5- Vakum altında çalışırlar.

6- Manyetik alandan etkilenmezler Tablo 1. Sintilasyon – Yarıiletken Dedektörlerin Karşılaştırılması Tablo 2. Bazı Dedektörlerin Karşılaştırılması Günümüzde kullanılan birçok yarıiletken dedektörün tasarımlarında farklı maddeler kullanılmakta ya da yapım yöntemlerinde değişiklikler bulunmaktadır. Bu değişiklikler paralelinde yarıiletken dedektörlerin, difüz eklemli dedektörler (diffused junction detectors), yüzey engelli silikon dedektörleri (surface-barrier silicon detectors), sadece tüketim bölgeli dedektörler (totally depleted junction detectors), lityum birikimli silikon dedektörler (lithium–drifted silicon detectors) ve germanyum dedektörleri (germanium detectors) gibi kullanılabilir birçok türleri vardır.
Full transcript