Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

SOSYOLOJİK DÜŞÜNCENİN GELİŞİMİ

No description
by

oguz aydın

on 13 October 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of SOSYOLOJİK DÜŞÜNCENİN GELİŞİMİ

Kuramlar: Çok çeşitlilik gösteren deneysel durumları açıklamakta kullanılabilecek olan soyut yorumların oluşturulmasını içermektedir.
Kuramlar ve Kuramsal Yaklaşımlar
Emile Durkheim
Sosyolojik Düşüncenin Gelişimi
Yrd.Doç.Dr.B.Oğuz AYDIN
Çatışmacı bakış açıları
Auguste Comte
Kuşkusuz tek bir kişi tümden yeni bir inceleme alanı kuramaz, başlangıçta sosyolojik düşünceye katkıda bulunan bir çok kişi vardı. Ama yine de özel bir öncelik "sosyoloji" terimini ortaya attığı için genellikle Fransız yazar Auguste Comte' a (1798-1857) verilir.
Max Weber
Karl Marx
Émile Durkeim
Modern Kuramsal Yaklaşımlar
Simgesel Etkileşimcilik
işlevselcilik
Simgesel etkileşimcilik
ANAHTAR SÜREÇ Simgedir
Fransız yazar Emile Durkeim' in (1858-1917) yazılarının modern sosyolojiye katkısı, Comte' dan daha kalıcı olmuştur.
Durkeim öncelinin birçok görüşünün çok spekülatif ve muğlak olduğunu, ayrıca bilimsel bir temele oturmadığını düşünmüştür.
işlevselcilik olarak adlandırılan yaklaşım modern sosyolojide oldukça önemli bir yere sahiptir. ilk olarak 19. yüzyılda Durkheim’ın çalışmalarında şekillenmiştir. Bu açıdan işlevselcilik toplumsal yaşamın incelenmesinde pozitivist sosyal bilim anlayışına dayalı bir yöntem benimsemiştir. Yirminci yüzyılda önce sosyal antropolojide A. R. Radcliffe-Brown (1881-1955) ile Bronislaw Malinowski (1884-1942) tarafından geliştirilen işlevselcilik, daha sonra Amerikan sosyolojisinde, özellikle Talcott Parsons ve Robert K. Merton tarafından geliştirilmiştir.
ILK KURAMCILAR
Zamanın diğer düşünürleri gibi toplumsal değişimin doğasını ve nedenlerini anlamaya çalışmıştır. Marx'tan etkilenmiştir, ancak aynı zamanda tarihin materyalist yorumunu red etmiş ve sınıf savaşını daha az önemli görmüştür.
Durkheim'e göre modern dünyadaki değişim öylesine hızlı ve yoğundur ki, bunlar önemli toplumsal sorunları ortaya çıkarırlar. Bunlar geleneksel yaşam biçimleri, ahlaki ve dinsel inançlar ile gündelik kalıplar üzerinde yıkıcı etkilerde bulunurlar. Bu koşulları anomiye bağlamıştır.
Focuses on competition and change
Follows Karl Marx
Interested in how those with more more control those with less power
Kuramsal Düşünce, insan toplumsal yaşamını incelemenin ortaya çıkardıgı, özünde felsefi nitelikte olanları da içeren genel sorunlara yanıt bulmalıdır.

Sosyolojinin doga bilimlerine ne ölçüde benzemesi gerektigine karar verme ve insan bilinci, eylemi ve kurumlarının en iyi nasıl kavramlaştırılabilecegi sorunları kolay çözümleri olmayan sorunlardır.


Kuramsal Düşünce
işlevselciler gibi çatışma kuramlarını kullananlar da toplum içindeki yapıları vurgularlar.
Kuramlar oluşturulurken olgusal araştırmalardan yararlanılır. Olgusal araştırmalar şeylerin NASIL

ortaya çıktığını gösterir. Kuramsal yaklaşımlar ise şeylerin NEDEN ortaya çıktıklarıyla da ilgilidir ve bu yüzden bunları öğrenmek zorundayız.
Bir örnek verirsek,
Sanayileşmenin modern toplumların ortaya çıkışında önemli bir etkiye sahip olduğunu biliyoruz.
Buradan modern toplumların NASIL ortaya çıktığıyla ilgi bir sonuca varabiliyoruz.
gibi NEDEN sorularının cevapları için kuramsal düşünceyi geliştirmek zorundayız
Ancak,
Sanayileşmenin kökenleri ve ön koşulları nelerdir?
Neden bu süreç toplumlara göre farklılaşmaktadır ?
Neden suçların cezalandırılma biçimiyle veya
Aile ve evlilik sistemlerindeki değişimlerle elele gitmektedir? vb..
Bu sorunlar, displinin geneline yayılan değişik kuramsal yaklaşımlar tarafından farklı biçimlerde ele alınmışlardır.
Comte ilk olarak, toplumsal fizik" terimini kullanmıştı, ancak rakipleri de aynı terimi kullanmaktaydılar. Comte kendi görüşlerini onların düşüncelerinden ayırt etmek için, kurmayı istedigi alanı belirtmek amacıyla "sosyoloji" terimini ortaya attı.
Comte'un düşüncesi, dönemin fırtınalı olaylarını yansıtmaktadır. Fransız devrimi, toplumda önemli değişmeler yaratmıştı; sanayinin gelişmesi de Fransız halkının geleneksel yaşamını değiştiriyordu.
Comte tıpkı doğal dünyanın yasalarının keşfinin bize çevremizdeki olayları öngörme ve denetleme olanağı vermesi gibi, insan toplumunu yöneten yasaların ortaya dökülmesi de bize kendi kaderimizi biçimlendirme ve insanlığın refahını artırma olanağı verecekti.
Comte, toplumun, fiziksel dünyada olduğu
gibi değişmez yasalara boyun eğdiğini ileri sürüyordu.
Sosyoloji için benimsediği bakış açısı,
pozitif
bir bilimin bakış açısıydı.
Yani ona göre, sosyolojiye yönelik pozitif bir yaklaşım toplum hakkındaki bilginin gözlem, karşılaştırma ve deney yoluyla türetilecek kanıtlara dayanmalıydı.
ÜÇ AŞAMA YASASI
insanın dünyayı anlamaya yönelik çabasının
TEOLOJIK
METAFIZIK
POZITIF
aşamalardan geçtigini ileri sürmektedir.

Bu bakış açısıyla sosyolojiyi fizik, kimya ve biyolojinin ardından gelişecek olan ama tüm bilimlerin en önemlisi ve en karmaşıgı olacak bir son bilim olarak görmekteydi
Durkeim sosyolojiyi, geleneksel felsefe sorunlarını deneyci bir yolla ele alarak açıklıga kavuşturacak yeni bir bilim olarak görüyordu.
Durkheim sosyolojisinin birincil ve ünlü ilkesi "toplumsal olguları şeyler olarak incele!" şeklindeydi.
Kendinden önceki Comte gibi toplum yaşamının dogal dünyayı inceleyen bilginlerle aynı nesnellikle incelenmesi gerektigini düşünüyordu.
Böylece Durkheim toplum yaşamının dogadaki nesne ya da olaylar kadar çözümlenebilecegini ima ediyordu.
TOPLUMSAL OLGULAR
Sosyolojinin esas entellektüel ilgisi, toplumsal olguların incelenmesidir.
Birey
zorlayıcı
güç
dışsal
TOPLUMSAL OLGULAR
Ona göre toplumsal olguların incelenmesi zordur. Görünmez ve elle tutulur olmadıkları için, toplumsal olgular dogrudan gözlenemez.
Bunun yerine bu olguların özellikleri dolaylı olarak, etkilerinin çözümlenmesi ya da onların yasalar, dinsel metinler ya da yazılı davranış kuralları şeklinde olmalıdır.
TOPLUMSAL ve AHLAKI DAYANIŞMA
Durkheim' de toplumu dönüştüren konularla ilgilenmiştir. Özellikle de toplumsal ve ahlaki dayanışmayla yani toplumu bir arada tutan ve kaosa düşmesini engelleyen şeyin ne olduguyla ilgilenmiştir.
ilk büyük yapıtı olan "the division of labor in society" (Toplumda iş bölümü, 1893) kitabında sanayi çagının ilerleyişinin yeni bir dayanışma tipinin doguşu anlamına geldigini ileri süren bir toplumsal degişme çözümlemesi sunmaktadır.
TOPLUMSAL ve AHLAKI DAYANIŞMA
Bu düşünceyi ileri sürerken mekanik ve organik olmak üzere iki tip dayanışma biçimini karşı karşıya koymaktadır.
MEKANIK DAYANIŞMA
Düşük bir işbölümü düzeyine sahip olan geleneksel kültürlerde, toplumun üyelerinin çoğunluğu benzer mesleklerde yer aldığından, birbirlerine ortak yaşantı ve paylaşılan inançlar ile bağlanmışlardır. Bu paylaşılan değerlerin gücü baskıcı niteliktedir. Topluluk geleneksel yaşam biçimlerine karşı çıkan herkesi acımasızca cezlandırır. Bireysel karşı oluşa pek az yer bırakmaktadır. (Benzerlik)
ORGANIK DAYANIŞMA
Sanayileşme ve kentleşmenin gücü mekanik dayanışma biçiminin çözüldüğü yeni bir iş bölümünü oluşturmuştur. Durkheim gelişmiş toplumlarda işlerdeki uzmanlaşma ile artan toplumsal farklılaşmanın organik dayanışmayı öne çıkaran yeni bir düzene yol açacağını ileri sürmüştür.
Comte ve Durkheim' in düşünceleriyle keskin bir karşıtlık içindedir; ancak tıpkı onlar gibi Sanayi Devrimi sırasında toplumda ortaya çıkan değişmeleri açıklamaya çalışmıştır.
Kapitalizm ve Sınıf Mücadelesi
Marx, tarihin değişik dönemleri hakkında yazmış olsa da, esas olarak modern zamanlardaki değişim üzerinde yoğunlaşmıştır.
Ona göre en önemli değişmeler, kapitalizmin gelişimiyle bağlantılı olmuştur.
Sermaye ve Ücretli emek
Marx kapitalist girişimler içerisindeki iki ana bileşeni belirlemektedir.
SERMAYE
: Para, makine, fabrika vb.
ÜCRETLI EMEK:
Kendi yaşamını sürdürmek için gerekli araçlara sahip olmayanların, sermaye sahiplerinin sunduğu işleri bulmak zorunda olan işçiler toplamı.
Marx' a göre kapitalizm özünde, sınıf ilişkilerinin çatışma ile nitelendiği bir sınıf düzenidir. Sermaye sahipleri ile işçiler karşılıklı olarak birbirlerine bağımlı olsalar da bu bağımlılık oldukça dengesizdir.
Tarihin Materyalist Yorumu
Marx'ın bakış açısı, tarihin materyalist yorumu dediği şeye dayanır. Bu görüşe göre, toplumsal değişmenin ana kaynağı insanların benimsedikleri düşünceler ya da inançlar değildir. Bunun yerine ilk neden EKONOMIK etkilerdir.
Marx' a göre toplum düzenleri, ekonomilerindeki çelişkiler yüzünden bir üretim tarzından ötekine geçiş yaparlar. Kimi zaman yavaş, hızlı yada bir devrim ile.....
Bu tarih görüşüne göre kapitalistler, feodal düzeni alaşağı etmiştir. Komunizm de kapitalist düzeni.....
Weber'e göre ekonomik etkenler önemlidir, ne ki düşünce ve inançlar da toplumsal değişme üzerinde aynı derecede etkilidir.
Düşünce ve inançlar
Weber, ilk evrelerdeki öteki düşünürlerin tersine sosyolojinin yapılar üzerinde değil, TOPLUMSAL EYLEMLER üzerinde yoğunlaşması gerektiğine inanıyordu. insan güdülenmesi ve düşüncelerinin toplumsal değişmenin altındaki güç olduğunu ileri sürmüştür.
işlevselcilik toplumu birbiri ile baglantılı parçalardan oluşan bir sistem olarak ele alır.
Merton'un ortaya attıgı işlevsellik biçimi özellikle önemlidir.
açık işlevler
örtük işlevler
Açık işlevler, özgün bir toplumsal etkinliğe katılan tarafından bilinen ve onlar tarafından yerine getirilmesi gereken işlevlerdir.
Örtük işlevler, bu etkinliğin katılımcılarının farkında olmadıkları sonuçlarıdır.
Burada oydaşma önemlidir. işlevselcilik ahlaki oydaşmanın toplumdaki düzen ve istikrarın sürdürülmesindeki önemi vurgular
Toplumun nasıl işlediğini açıklayan kapsamlı bir model ortaya koyarlar. Ancak işlevselciliğin oydaşma üzerindeki vurgusunu yadsırlar.
Oydaşma yerine kuramcılar, toplumdaki bölünmeleri öne çıkarırlar. Böyle yaparken de güç, eşitsizlik ve mücadele sorunları üzerinde oğunlaşırlar.
Oydaşma, bir grup, topluluk ya da toplumun üyeleri arasında, temel toplumsal değerler üzerindeki anlaşma.
Toplumu her birisi kendi çıkarlarını gözeten ayrı gruplardan oluşmuş olarak görürler.
Farklı çıkarların varlığı çatışma potansiyelinin her zaman var olduğu ve belirli grupların diğerlerinden aha fazla yarar sağladığı anlamına gelir.
Çatışma kuramı içerisinde etkili bir yaklaşım sınıf çatışmasını vurgulayan, Karl Marx' ın adıyla anılan Marksizmdir.
Amerikan felsefeci Mead ortaya atmıştır.
Full transcript