Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

Milli Edebiyat Oluşumu, Genel Özellikleri ve Öğretici Metinler

No description
by

Güzin Ayvacı

on 24 May 2013

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of Milli Edebiyat Oluşumu, Genel Özellikleri ve Öğretici Metinler

OLUŞUMU Milli Edebiyat II. Meşrutiyetin ilanından sonra oluşan serbestlik ortamı, sosyal siyasi ve kültürel alanlarla ilgili pek çok konunun Türk aydını tarafından etraflıca tartışılmasına imkan vermiştir. 31 Mart ayaklanmasıyla özgürlüklerin yeniden kısıtlanması, Tarblusgarp Savaşı, Balkan ve I. Dünya Savaşları gibi olaylar devleti ve toplumu bu dönemde çıkmazlara itmiştir. Bu çıkmazlardan kurtulmak isteyen aydınlar 1923'e kadar olan sürede bazı çıkar yollar ararlar.Bu arayışlar neticesinde edebiyatımızı, sosyal ve siyası hayatımızı etkileyen 4 fikir hareketi görülür. Genç Kalemler dergisinin 1911de Selanik’te yayımlanmaya başlanması, Tanzimat edebiyatında ilk işaretleri görülen Türkçülük hareketlerini de hızlandırmıştır.

Ömer Seyfettin’in Genç Kalemler’in ilk sayısında yayımladığı Yeni Lisan makalesiyle “sade Türkçe” bir dava olarak ilk kez bu dergide ele alınmış olur.

Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp “Yeni Lisan” makalesi etrafında doğan yeni hareketin öncüleri olurlar. MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNİN DİL ANLAYIŞI Yabancı dilbilgisi kuralları, Arapça, Farsça ad ve sıfat tamlamaları bırakılmalıdır.
Yabancı sözcükler, kendi dillerinde dil bilgisi bakımından hangi türden olursa olsun, Türkçede ne olarak kullanılıyorsa, dil bilgisi yönünden o türden sayılmalıdır.
Arapça ve Farsça’dan gelen sözcüklerden, konuşma diline kadar girip yaygınlaşmış olanlar Türkçeleşmiş sayılmalı ve kullanılmalıdır.
İstanbul hanımlarının günlük konuşma dili esas alınmalıdır.
Terimler bilimle ilgili oldukları için aynen kullanılmalıdır.
Türkiye Türkçesine diğer Türk lehçelerinden sözcük alınmamalıdır. GENEL ÖZELLİKLERİ Milli edebiyat akımı, milliyetçilik akımının edebiyata yansıması sonucu olumuştur.
1911'de Genç Kalemler dergisinin yayınlanmasıyla başladığı kabul edilir.
Bu akımın ortaya çıkmasında Genç Kalemler, gelişmesinde Türk derneği, Yeni Mecmua, Büyük Mecmua gibi dergiler rol oynamıştır.
Bu akıma bağlı sanatçılar "eserlerin sade Türkçeyle yazılması, şiirde sadece hece ölçüsünün kullanılması, konuların milli kaynaklardan alınması" görüşünü savunmuşlardır.
Milli Edebiyat Dönemi sanatçıları, kişisel konuların yanında milliyetçilik akımının etkisiye daha çok Anadolu'yu, toplum sorunlarını, milli duyguları ve heyecanları ele almışlardır.
Edebiyat toplumun hizmetinde olmalı, milletin dertleri, sevinçleri esas alınmalı görüşünü savunmuşlardır.
Roman ve hikâye teknik açıdan kuvvetlenmiştir. ÖĞRETİCİ METİNLER Öğretici metinlerde Ziya Gökalp, İslamiyet öncesi; Yahya Kemal, İslamiyet sonrası Türk tarihini ve kültürünü ön plana çıkarmıştır. Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem, Mehmet Fuat Köprülü, Halide Edip Adıvar, Yusuf Akçura, Yahya Kemal gibi isimler öğretici metinler (fıkra, makale, sohbet, anı vb.) kaleme almışlardır. Bu tür Milli Edebiyat döneminde daha fazla yaygınlık kazanmıştır. Yazarlar düşüncelerini ortaya koymak için makaleye ağırlık vermiştir. Bu çerçevede Milli edebiyat yazarları Türkçülük akımını tüm yönleriyle ortaya koymak, yeni dil anlayışını benimsetmek, halkı eğitmek ve yönlendirmek, siyaseti yönlendirmek için düşüncelerini makale türü ile ortaya koymuşlardır.

ÖMER SEYFETTİN: “Genç Kalemler” dergisinde Türk dilinin sadeleştirilmesi için makaleler yazmış, bu yazılar “Yeni Lisan” hareketinin yayılmasında ve Milli edebiyat akımının yayılmasında etkili olmuştur.
ALİ CANİP YÖNTEM: Yeni edebiyatın savunmasını yapmış, edebiyat ve edebiyat tarihi konularında yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Türk Yurdu’nda yayımlanmış olan makalelerini “Milli Edebiyat Meseleleri” ve “Cenap Bey’le Münakaşalar” adlı kitaplarında toplamıştır.
ZİYA GÖKALP: Türkçülüğün dilde, sanatta, bilimde, hukukta, dinde, ahlakta, siyasette, felsefede ve iktisatta nasıl gerçekleştirileceğini makaleleriyle ortaya koymuştur. MAKALE
Fıkra, gazete ya da dergilerin belli bir köşesinde yayınlanır. Bu özelliği dolayısıyla edebiyatımıza gazeteyle girmiştir. Balangıçta siyasî içerikli olan fıkra yazıları zamanla konu bakımından genişlemiştir. Fıkralar zaman içinde günlük sosyal konuları işleyen, hak ve hukuk konularına el atan, bir kişi ya da edebî konuyu tartışan yazılara dönüşmüştür.
Millî Edebiyat döneminde ise günlük sosyal konuların yanında bir kişiyi ya da edebî bir konuyu tartışan fıkralar da yazılmıştır.

Edebiyatımızda Ahmet Rasim, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Haşim, Refik Halit Karay, Falih Rıfkı Atay, Halide Edip Adıvar gibi yazarlar fıkra türünde yazılar yazmıştır.
Ahmet Rasim'in Şehir Mektupları, Eşkal-i Zaman, Muharrir Bu Ya;
Ahmet Haşim'in Bize Göre, Gurabahane-i Laklakan;
Refik Halit Karay'ın Bir Avuç Saçma, Bir İçim Su, Ay Peşinde, Gukuklu Saat, Kirpinin Dedikleri;
Orhan Seyfi Orhon'un Kulaktan Kulağa;
Ziya Osman Saba'nın Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Gün Doğmadan;
Falih Rıfkı Atay'ın Eski Saat, Çile fıkra türünde yazılmış eserlerdir. Yazar bu yazı türünde bir düşünceyi açıklar, bir konuyla ilgili bilgi verir. Ele aldığı konuda fazla derinleşmez. Düşüncelerini kanıtlama yoluna gitmez. Sohbet yazılarında herkesi ilgilendirecek konular seçilir. Cümleler çoğu zaman konuşmadaki gibi devriktir. Yazar sorulu cevaplı cümlelerle, konuşuyormuş hissi verir.
Sohbet yazılarında samimi ve içten bir dil ve anlatım kullanılır. Yazarın makalede olduğu gibi, düşüncelerini kanıtlama düşüncesi yoktur. Sohbet yazıları hemen her konuda, özellikle güncel sanat olayları üzerinde yazılabilir. Bu türün en ünlü isimleri Ahmet Rasim ve Şevket Rado'dur.
Fıkra gibi sohbet yazı türü de Millî Edebiyat döneminde şahsî unsurlardan oldukça arınmış, sosyal ve siyasal konulara yönelmiş, nükte ve konu çeşitliliği bakımından zenginleşmiştir. Sosyal ve siyasal eleştiri ön plana çıkmıştır. Sosyal ve siyasi içerikli hicivler yazılmıştır. Milli Edebiyat Döneminde bireysellikten büyük ölçüde sıyrılma, siyaset ve sosyal konulara yöneliş, bu türde yeni bir çizgiye gelindiğini gösterir. Ayrıca yergi ve gülmece için gerekli olan düşünce yapısı, ince buluşlar ve nüktenin de bu dönemde gülmece ve yergiye yansıdığını görüyoruz. Neyzen Tevfik Kolaylı, Halil Nihat Boztepe, İhsan Hamami, Refik Halit Karay yergi alanında öne çıkmıştır.
Milli edebiyat döneminde mizah Türk edebiyatında en hareketli zamanlarını yaşar. Birçok dergi ve gazete çıkar. Mizah konuları genellikle sosyal ve siyasidir. Dönemin önemli mizah sanatçıları; Neyzen Tevfik (Kolaylı), Halil Nihat, Hüseyin Rifat (Işıl)’dır. Salah Cimcoz’un imzasını taşıyan Kalem; Cemil Bey’in imzasını taşıyan Cem; Refik Halid’in imzasını taşıyan Ay Dede dönemin önemli mizah dergileri arasındadır. Ayrıca Sedat Simavi’nin Diken’i ve Mahmut Esad ile Ahmet Şefik’in Kelebek isimli dergileri diğer önemli mizah dergileridir. Mizah SOHBET EDEBi ELESTiRi Milli Edebiyat Dönemi, polemik ve edebi eletiri bakımından çok hareketli geçmistir. Genç Kalemler'in çıktığı sürece Ömer Seyfettin ve Ali Canip tarafından hemen her dayıda yayımlanan polemik ve eletiriler, Yeni Lisan hareketinin ve Milli Edebiyat anlayısının açıklanması ve savunması noktasında ilk kuvvetli yazılardır. Bu dönemin öteki edebi elestiri ve polemik yazarları arasında Hamdullah Suphi, Yakup Kadri sayılabilir. Cismin uzunluğu, genişliği, derinliği olduğu gibi toplumsal vicdanın da üç boyutu var: Milletçilik, ümmetçilik, çağdaşçılık. Bu teklifin ne derece doğru olduğunu önce toplumsal vicdanın aksettiği aynalardan biri olan dilde arayacağım.
Dilimiz gelişmiş dillerle karşılaştıkça sanki kelime kelime olacak şekilde onların taklidini yapıyor. Bazen hurdebîn (mikroskop), dürbîn (teleskop), şaheser (chef d’Oevre), mefkûre (ideal) kelimelerinde olduğu gibi kelimenin yapısına uygun taklitler yapıyor. Bazı kere de tayyare (aeroplan), tekâmül (evolution), meşrûtiyet (constitution), bediîyât (estetik) tabirlerinde olduğu gibi manevî taklitler türetiyor.
Dilimizin bu görülen yönelimi bize şunu gösteriyor: Bir zaman gelecek ki, Türkçemiz Fransız, İngiliz, Alman dillerindeki bütün kelimelerin karşılıklarına sahip olacaktır.
Söylenilmiş söz, şahsa ait sözün ifadesi olduğuna göre çağın, kavramlardan meydana gelen manevî bir dili vardır ki, her dil ona uymak mecburiyetindedir. O halde Türkçe ne zaman bu ihtiyacı karşılarsa o vakit çağdaşlaşmış, çağa uyma yoluyla yapacağı genişlemeyi tamamlamış sayılabilir.
Dilimize giren kelimeler üç çeşittir:
1)Yabancı dillere ait kelimeler.
2)Arapça ve Acemceden yapılan yahut alınıp kabul edilen kelimeler.
3)Türkçeden yeni yapılan yahut Türkçeleştirilen kelimeler.
Birinci çeşit kelimeler dilimize kaçak yolla giriyor. Dilimizin ifade güzelliği bu kelimeleri dilden atarak yerlerine terim iseler Arapça yahut Farsçadan, konuşma dilinden kelime iseler Türkçeden karşılıklar buluyor.
Terimlerin karşılıklarını Arapça yahut Farsçadan yaparak yabancı kelimeleri kabul etmemek kabiliyeti Türkçeye has değildir. Bütün İslam dilleri bu karakterde ortaktır. Dinî tabirlerde ve dinden türeyen diğer ilimlere ait terimlerde esasen birleşen bu diller, bu birliği yeni terimlerde de muhafaza etmek zorundadır. Çünkü mesela Rusya’daki Türkler terimlerini Rusçadan, Çin’deki Türkler Çinceden, biz Fransızcadan alacak olursak, Türkçelerimiz birbirinden uzaklaşır. Hâlbuki Arapça ve Farsçadan yahut Türkçeden alırsak, tersine birbirine yakınlaşır. Hıristiyan ümmetinin terimleri Yunanca ve Latinceden alınmıştır. İslam dilleri bu terimleri aynen almakla aynı zamanda kendi ümmetliğini kaybetmekten korkuyor.
Bununla birlikte İslam dilleri terimleri Arapça yahut Farsçadan almakla ümmet birliğine ait vazifelerini yerine getirmiş olmaz. Bu terimler her dilde başka köklerden yapılırsa istenilen birlik elde edilmeyeceği için, dilin ümmetçiliği eksik kalır. Bundan dolayıdır ki, diğer İslam dillerinin kabul etmiş olduğu yahut kabul edebileceği kelimeleri arayıp bulmak suretiyle terim yapmamız gerekir. Bu maksadı elde etmek için İslam ümmetine bağlı her dilde terim yapmakla uğraşan cemiyetler kurulmalı, bu cemiyetler belirli zamanlarda terim kongreleri suretinde toplanmalıdır.
İslam dillerinin bütün terimleri bu kongreler yoluyla beraberce belirttikten sonra, artık dilimize ümmet yolundan gelecek genişlemesini tamamlamış, yani İslamlaşmış gözüyle bakabiliriz.
Dilimiz İslam ümmetinin genel dili olan bir terimler sözlüğüne sahip olduktan sonra Arapça ve Farsçadan da sakınmak zorundadır. Çünkü Türkçeye giren Arapça, Farsça kelimeler terimlerle sınırlanmış değildir. Birçok lüzumsuz Arapça, Farsça konuşma dili kelimeleri de dilimize girmiştir. Hatta bu iki dilin Türkçeye etkisi yalnız kelimeler vermekten de, ibaret değildir. Arapça, Farsça tamlamalar, edatlar da Türkçeye girmiş, Türk dilbilgisini bu iki dilin kurallarıyla bir karışım haline getirmiştir.
Dilimizi mana bakımından çağdaşlaştırmak, terimler bakımından İslamlaştırmak gerektiği gibi, dil bilgisi, imlâ hususlarında Türkleştirmek lazımdır. Türkçede terimlerin dışındaki bütün kelimeler mümkünse Türkçe olmalı yahut Türkçeleşmiş bulunmalı. Arapça, Acemce tamlamalar, çokluklar, edatlar, çekilmiş fiil şekilleri dilimizden çıkarılmalı, “şu’ara-yı cedide” diyeceğimize “yeni şairler”, “edebiyat-ı Türkiyye”diyeceğimize ‘Türk Edebiyatı“, “tabiiyyet” yerine “tabiîlik”, “serbesti” yerine “serbestlik”, “mûciz bir muharrir” yerine “icaza bir muharrir”, “mûciz bir ifade yerine “icâzlı bir ifade” demeliyiz. Bununla birlikte, Türkçeleştirmeyi sadece konuşma dili kelimelerine uygulamak da doğru değildir. Mümkünse, bütün terimleri de Türkçe kelimelerden yapmak daha iyidir. Fakat imkân olmazsa, terimlerimizin Fransızca yahut Rusça olacağına Arapça ve Acemce olması daha hayırlıdır. Herhalde bütün Müslümanlar arasında olmasa bile bütün Türkler arasında konuşma dili kelimeleri gibi terimlerin de ortak olması, yani bütün Türklerin ortak bir edebiyat ve ilim diline sahip olması çok gereklidir.
O halde, dilimizi Türkçeleştirirken ağır ağır bütün soydaşlarımızın anlayacağı genel bir Türkçeye doğru gitmek gerektiğini de unutmamalıyız. Fikrimizin özünü ortaya koyalım:
Türkçe içtimaî vicdanımızın bu üç safhasına bütünüyle uygun hassas bir ayna olmadıkça, kuruluşunu tamamlamış ve mükemmelleşmiş bir dil sayılamaz.
Yeni kavramlar çağın,, terimler ümmetin,, konuşma dili kelimeleri milletin konuşmasıdır.

“Refi Cevad Bey, Kartal yakınlarındaki çiftliğinde yazar dostlarına bir davet veriyordu. Babam da oradaki yazarların en genciydi. Koca kafalı, iri kangal köpeklerinin bağlı olduğu tel kafeslerin arasından bahçeye girdiğimizde yaşlıca bir adamla karşılaşmıştık. Babam, sevgi dolu bir saygıyla adamın elini sıkarken, hiç anlayamadığım ama bir daha da unutamadığım tuhaf bir cümle söylemişti.
- Piyanoya hâlâ çivi çakıyorlar üstat.
Yaşlı adam da gülmüştü.
- Hep çakarlar Çetinciğim.
Ben, Refi Cevad’ın çiftliğinden döndükten sonra hemen babamın kütüphanesine dalıp Refik Halid’in kitaplarını çıkartmıştım. Aradığım yazıyı, mizahi bir üslupla yazdığı yazılarını topladığı “Kirpinin Dedikleri” kitabında bulmuştum. O garip cümlenin nereden geldiğini anlamıştım. Birbirlerine hiç benzemeyen o yazarlar arasındaki sıcak dostluğun kaynağını da keşfetmiştim.” Edebiyat Tarihi Türk edebiyatı tarihi konusunda verimli çalışmalar Milli Edebiyat Döneminde başlamıştır. Fuat Köprülü, Türk edebiyatını, şuara tezkireleri anlayışından kurtararak destanlar çağından bugüne kadar olan dönemi bir bütün halinde ele almıştır. (Türk Edebiat Tarihi I, II)
Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserinde Ahmet Yesevi ve Yunus Emre'yi bütün yönleriyle belgelere dayanarak tanıtmıştır. Türk medeniyet ve kültür tarihi, Türk dili, sanatı, musikisi vb. konularda çeşitli eserler ortaya koymuştur. Ali Canip Yöntem, edebiyat tarihi konularında çalışmalarıyla tanınmıştır. Ziya Gökalp
Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak

Zaferleri, sırmaları ve taçları kızıl çamuru içine katıp sürüyen büyük bozgunu görmüş olanlardanım.Ben inkıraz gördüm.Genç dostlarım,inkıraz denen şeyi tarihte masal gibi okumak bile insana yılgınlık verir.insan,inkırazı can düşmanı üstüne yormaktan korkar.
Düşman,sancak direğinden bir milletin bayrağını indirdiği zaman,düşman kumandanı bu bayrağı çiğneyip beyaz ata bindiği zaman,düşman,gözyaşlarına tükürdüğü zaman,genç dostlarım,ben o zamanın ne demek olduğunu bilenlerdenim.
Inkıraz,kurtuluş...bu kelimeleri şimdi ne kadar kolay söylüyorsunuz.Bir milletin bayrağı ,o milletin başı gibi düşer.
İstanbul sokaklarında yedi düşman marşının birbirine karıştığını duymuş olanlardanım.
Beyaz,barbar kaç sene papuçlarını ay yıldız,paçavrasına sildi.
Sarayburnu'nda,İstanbul güneşi batarken ,zenci davulu marseyyez vurdu.
Galata Şanghay çarşısına,Divanyolu Fas pazarına,İstanbul sokaklarında Mısırlı İngilize,Cezayirli fransıza döndü.
Karargah kapılarında Prensler Raçalık,büyük fikir adamları tebaalık dilenir oldular.
Ben en büyük vatandaş kahramanlığının gözyaşlarını kurutmadan evden çıkmak olduğunu görmüş olanlardanım.
Bu yazıları size iki kelimeyi unutturmamak için topladım:İnkıraz ve Sakarya!
Yüz senelik sevinç inkıraz acısının bir dakikasına değmez;bir asırlık acı bir dakikalık Sakarya sevincine değer.
İnsan birini görmemek için ,elinden gelse,anasının barsaklarını parçalar ve doğmaz.İnsana,yalnız,ötekinin tadını alacak kadar yaşama yeter.
Dünyanın en kara bahtlı insanı ne demek olduğunu biz biliriz.Size dünyanın en bahtlı insanı ne demek olduğunu sorarlarsa göğsünüzü kabartarak ,kendinizi gösteriniz!.. Sizin için günün en iyi saati hangi saattir hiç düşündünüz mü? Şair tabiatlı olanlar akşam saatlerini severler. Güneşin batışı insana tuhaf bir hüzün verir. ..Yemek düşkünleri de öğle saatlerini… Yaş ilerledikçe insanlar sabah saatlerini sever olurlar… Sizin için en iyi saat hangisidir? Buradan bir şey söyleyemem ama bana sorarsanız, saatlerin en iyisi…..şu ne zaman geldiği pek de bilinmeyen, adına “Eşref Saat” dediğimiz saattir. Eşref saat gündelik hayatımızda işlerimizin en iyi gittiği, kararlarımızın en isabetli olduğu, hükümlerimizde asla yanılmadığımız saattir.
Yalnız sizin, teker teker insanlann hayatında değil, milletlerin hayatında da eşref saatler vardır. O saatler gelmeye görsün, milletler esaretten kurtulurlar; o saatler gelip çatınca ordular harikalar yaratırlar…
Milletlerin eşref saatlerini büyük dâhiler keşfeder…
Her iyi şey eşref saatte olur. Biraz sabır göstermek, biraz dikkatli davranmak, insanların bam teline dokunmamaya çalışmak, evinizde (işinizde) eşref saati sık sık çaldırmak için yeterlidir. Her yeni ve iddialı edebî topluluğun ortaya çıkma ve gelişme dönemleri gibi, Milli Edebiyatın ortaya çıkış ve gelişim dönemleri de polemik ve edebî tenkit bakımından çok hareketli geçmiştir. Genç Kalemler çıktığı dönemde daha çok Ömer Seyfettin ve Ali Canip tarafından hemen her sayıda bu tür yazılar yayımlanmıştır. Milli Edebiyat sanatçıları, öğretici metinleri kullanarak hem edebî alanda kendi düşüncelerini açıklamaya çalışmışlar hem de Tanzimat sanatçıları gibi topluma seslenerek toplumu bilinçlendirmeyi amaçlamışlardır. Bu amaçla da daha çok makale, fıkra ve sohbet türünde eserler meydana getirmişlerdir. Refik Halid Karay - Kirpinin Dedikleri FALİH RIFKI ATAY - ESKİ SAAT Edebi Elestiri Fıkra SOHBET ŞEVKET RADO- EŞREF SAATİ
Full transcript