Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

DERS : ÇEVRE KORUMA

No description
by

Şiva Fidanay

on 24 November 2014

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of DERS : ÇEVRE KORUMA

DERS : ÇEVRE KORUMA
KONU : SU KİRLİLİĞİ

HAZIRLAYANLAR
YASEMİN GÖRAL
SADİYE ŞENTÜRK
ASLI YAPRAK
ŞİVA FİDANAY
İLKNUR BULUK
HEDİYE SAKIN
BURÇİN ADALI
GAMZE ERAT
İÇİNDEKİLER
1.Su nedir ?
2.Su kirliliği nedir ?
3.Su kirliliğinin nedenleri ?
4.Deniz kirliliği nedir ?
5.Su nasıl kirlenir ?
6.Su kirliliğine etki eden faktörler ?
7.Fabrikaların su kirliliğine olan etkisi ?
8.Fabrikaların su kirliliğine çözümleri ?
9.İçme suyu
10.İçme suyunun kirlenmesi ve arıtılması
11.Su kirliliginin kontrolü nasıl yapılır
12.Su kirliliğinin önlenmesi
13.Su kirliliğinin sonuçları
14.Su kirliliğinin doğaya hayvanlara ve
insanlara olan etksi
15.Suyun geri dönüşümü
16.Suyun hayatımızda olan önemi
YASEMİN GÖRAL
SADİYE ŞENTÜRK
ASLI YAPRAK
ŞİVA FİDANAY
İLKNUR BULUK
HEDİYE SAKIN
BURÇİN ADALI
GAMZE ERAT
1.SU NEDİR ?
Oksijen ve Hidrojenden oluşan, Sıvı durumunda bulunan, kokusuz, renksiz, ve tatsız Maddeye Su Denir.
Günlük hayatta hem biz insanların, hem de ayrımsız tüm çanlıların hayati fonksiyonlarını sürdürmelerini sağlayan en önemli, beklide yegâne içecektir. Su besinlerin sindirimi, emilim ve hücrelere taşınmasında, Hücre, organ ve dokuların düzenli çalışmasında, Zaralı maddelerin vücuttan atılmasına, Vücut ısısının denetiminde ve daha sayılamayacak kadar çok işleve sahiptir.
Su, bilinen tüm yaşam biçimleri için gerekli ve vazgeçilmez olan tatsız ve kokusuz bir maddedir. Su, Canlıların yaşaması için hayati bir öneme sahiptir. Küçük miktarlarda çıplak gözle bakıldığında renksizdir. Dünya üzerinde farklı şekillerde bol miktarda bulunur.

Suyun kimyasal ve fiziksel özellikleri nelerdir?
Suyun kimyasal formülü H2O'dur. Bunun anlamı bir su molekülünün iki Hidrojen ve bir oksijen atomundan oluştuğudur. İyonik olarak da, (H+) bir hidrojen iyonuna bağlanmış, (OH-) hidroksit iyonu; yani HOH şeklinde tanımlanabilir. Standart Sıcaklık ve basınçta, Suyun buhar fazı ve sıvı fazı arasında dinamik (değişken) bir denge vardır. Saf su, kokusuz, tatsız, renksizdir; fakat Havadaki Karbondioksit kalıntıları ile karbonik Asit çözeltileri oluşturmaya başladığı andan itibaren tadı bozulur ve tehlikeli bir hal alır.
Dünya yüzeyinin %71'i Suyla kaplıdır.Dünyadaki suların yaklaşık %97 si Okyanuslarda bulunmaktadır. %2.4'ü buzul yada kardır. %0.6 lık dilimi ise Göller ve nehirlere aittir.
Suyun Rengi Nasıldır - Nedir?
Kızılötesi ışın, elektromanyetik spektrum üzerinde kırmızı renkli ışık halini alır, absorbe edildiği için kırmızı rengin küçük bir kısmı görünürdür. Bu nedenle, Göl ve deniz gibi büyük su kütleleri içindeki saf su, mavi olarak görünür. Bu mavi renk, temiz bir Okyanus veya gölde bulutlu bir Hava altında da kolaylıkla görünebilir, bu da mavi rengin gökyüzünün yansıması olmadığını gösterir. Pratikte suyun rengi, içindeki katkı, kirlilik vb. etkenlere bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir. Kireçtaşı, Suyu turkuaz rengine çevirirken, demir ve benzeri maddeler kırmızı kahverengi renge döndürmektedir, Bakır ise mavi Alev rengi oluşturur. Suyun içindeki yosunlar, suyu yeşil renkli olarak gösterir.
Çözücülük
Su, eriyebilen birçok madde için çok iyi bir (solvent) çözücüdür. Bu tip maddeler hidrofilik (hydrophilic) maddeler olarak da bilinir) iyice karıştırılmak sureti ile su içinde erirler (örneğin; tuz). Su ile karışmayan maddeler ise (örneğin; yağ) hidrofobik (hydrophobic) maddeler olarak bilinirler. Bir maddenin su içindeki erime kabiliyeti, maddenin su molekülleri arasına çekilme kuvvetinin durumuna bağlıdır. Eğer maddenin su içinde erime (çözülme) kabiliyeti yoksa, Moleküller su molekülleri arasından dışarı itilir ve çözülme olmaz.
Kohezyon ve adhezyon
Su kohezyon kuvvetine sahip bir maddedir, yani kendi molekülleri arasında çekim kuvveti sayesinde dağılmadan kalabilir. Su aynı zamanda adhezyon (farklı iki maddenin molekülleri arasındaki çekim kuvveti) kuvveti yüksek bir maddedir.
Yüzey gerilimi
Su, su molekülleri arasındaki güçlü kohezyon kuvveti nedeniyle oluşan yüksek yüzey gerilimine sahiptir. Bu etki görülebilir bir etkidir, örneğin, küçük miktardaki su çözünmez bir yüzey üzerine (örn: Polietilen ) konduğunda, su, diğer madde ile beraber düşene dek kalacaktır. Çok temizdir.
Kılcal hareket
Kılcal hareket, suyun çok dar (kılcal) bir boru/kanalda yerçekimi kuvvetine karşı hareketini ifade eder. Bu hareket oluşur, çünkü su boru/kanalın yüzeyine yapışır ve daha sonra boru/kanala yapışan su, kohezyon kuvveti sayesinde üzerinden daha fazla suyun geçmesini sağlar. İşlem, yerçekimi adhezyon kuvvetini yenecek kadar su boru/kanaldan yukarı geçinceye dek tekrarlanır.
Bu olayı doğada da görmek mümkündür. Örneğin ağaçların kılcal damarlarında su en yüksek dallara kadar yerçekimine karşı hareket edebilmektedir.
Suyun Donma noktası
Suyun basit fakat çevre açısından son derece önemli bir özelliği de suyun sıvı hali üzerinde batmadan yüzebilen, suyun katı hali olan buzdur. Bu katı faz, (sadece düşük sıcaklıklarda oluşabilen) hidrojen bağları arasındaki geometriden dolayı, sıvı haldeki su kadar yoğun değildir. Hemen hemen tüm diğer maddeler için, katı form sıvı formdan daha yoğundur. Standart atmosferik basınçtaki taze su, en yoğun halini 3.98 °C'de alır ve aşağı hareket eder, daha fazla soğuması halinde yoğunluğu azalır ve yukarı doğru yükselir. Bu dönüşüm, derindeki suyun, derinde olmayan sudan daha Sıcak kalmasına sebep olur, bu yüzden suyun büyük miktardaki alt bölümü 4 °C civarında sabit kalırken, buz öncelikle yüzeyde oluşmaya başlar ve daha sonra aşağı yayılır. Bu etkiden dolayı, Göllerin yüzeyi buz ile kaplanır. Hemen hemen tüm diğer kimyasal maddelerin katı halleri, sıvı haline göre yoğun olduğundan dipten yukarı donmaya başlarlar.
Suyun Üçlü noktası
Suyun üçlü noktası (saf haldeki sıvı su, buz ve su buharının dengede bulunduğu sıcaklık ve Basınç kombinasyonu), kelvin sıcaklık ölçü biriminin tanımlanması için kullanılır. Sonuç olarak, suyun üçlü nokta Sıcaklığı, 273.16 kelvin (0.01 °C) ve Basıncı 611.73 pascal'dır (0.0060373 atm)
Elektriksel iletkenlik
Genellikle yanlış bir kanı olarak, suyun çok güçlü bir Elektrik iletken olduğu düşünülür ve elektrik akımının öldürücü etkilerini iletme riski bu popüler inanış ile açıklanır. Su içindeki tüm elektriksel özelliği sağlayan etkenler, suyun içinde çözülmüş olan karbondioksit ve Mineral tuzların iyonlarıdır. Su, iki su molekülünün bir hidroksit anyonu ve bir hidronyum katyonu halini alması ile kendini iyonize eder, fakat bu elektrik akımının yaptığı iş veya zararlı etkilerini taşımak için yeterli değildir. ("Saf" su içinde, hassas ölçüm cihazları, 0.055 µS gibi çok zayıf bir elektriksel iletkenlik değeri saptayabilirler.) Saf su, oksijen ve hidrojen gazları içinde de çözülmüş iyonlar olmadan elektroliz olabilir; bu çok yavaş bir süreçtir ve bu şekilde çok küçük bir akım iletilir.(Elektroliz, elektrik akımı yardımıyla, bir sıvı içinde çözünmüş kimyasal bileşiklerin ayrıştırılması işlemine denir.)
Suyun Halleri
Su yerkürede değişik hallerde bulunur: su buharı, (bulutlar), su (denizler, göller), buz (kar, dolu, buzullar) gibi. Su sürekli olarak su döngüsü olarak bilinen döngü içinde değişik fiziksel hallere dönüşür.
Yağışın insanlık ve tarım için öneminden dolayı, değişik biçimlerine farklı isimler verilmiştir: çoğu ülkede genel ismi yağmur'dur, dolu, Kar, sis ve çiy diğer örneklerdir. Uygun şartlar oluştuğunda, havadaki su damlacıkları güneş ışığını kırarak, gökkuşağı oluştururlar.
Temel olarak, su akışı, nehirler ve tarım için su ihtiyacı gibi, insanlık tarihinde büyük roller oynamıştır. Nehirler ve denizler, ticaret ve ulaşım için elverişli yollar sunmuştur. Su akışı, Erozyon etkisi ile çevrenin şekillenmesinde büyük roller oynayarak, vadiler ve deltalar oluşmasını sağlamış ve insanların yerleşimine uygun arazi ve alanlar meydana getirmiştir.
Su aynı zamanda zemine nüfuz ederek, yer altına doğru iner. Bu yeraltı suları daha sonra tekrar yüzeye çıkarak doğal kaynaklar, sıcak su kaynakları ve gayzerler oluşturur. Yeraltı suları, aynı zamanda ambalajlanarak maden suyu olarak satılmaktadır.
Su, kendi içinde farklı maddelerin koku ve tadlarını barındırabilir. Bu nedenle, insan ve hayvanların, suyun içilebilirliğini anlamak için duyuları gelişmiştir. Hayvanlar genel olarak, Tuzlu deniz Suyunun ve bataklık suyunun tadından hoşlanmaz, dağlardan veya yeraltından gelen saf kaynak sularını ararlar. Kaynak suyu veya mineral su diye bilinen tat, aslında suyun içinde çözülmüş olan Minerallerin tadıdır. Saf su (H2O), tatsızdır. Bu yüzden, kaynak veya mineral suyunun saflığı diye bilinen şey, suyun içinde zararlı (toksik) maddeler, kir, toz veya mikrobik organizmalar olmadığını belirtir.
Biyolojik İşlevleri
Suyun içerdiği organik bileşikler, birçok çeşitlilikle insan bedeninin başlıca gıdasıdır. Her türlü metabolik olayların temel katalizörüdür.
Makromoleküllerin yapı taşıdır. Hidrojen köprüleri ile su moleküllerine bağlanan Protein, karbonhidrat, nükleik asit gibi kompletma yeteneğine sahiptir.
İyi bir substrattır.
İyi bir ısı düzenleyicisidir. Isıyı düzenli bir şekilde ayarlar.
Doğada su
Doğada su akarsulara dökülen atıklarla kirlense ve okyanuslarda tuzlu su haline gelse de, buharlaşıp atmosfere karıştığında yine temizleniyor ve tatlı suya dönüşüyor. Ancak yağmur suyu dahi kimyasal yönden saf değildir. Havadaki Gazlar ve özellikle yoğun nüfuslu yerlerde kömürle birlikte açığa çıkan sülfirik asidi de bünyesine almaktadır. Doğada mutlak saf su yoktur ve Sudaki tüm yabancı kimyasalların arındırılması labaratuvarlar için dahi zorlu bir işlemdir.
Doğada Sular, kaynaklarına göre klasik olarak 4 sınıfta incelenir:

Meteor suları (yağmur ve kar suları):
Mevcut sular içinde en saf olanıdır, bununla beraber Havada bulunan bütün gazları içerdiği gibi, bazı anorganik ve organik maddeler de bulunabilir.
Yeraltı ve kaynak suları:
Bulunduğu ve geçtiği Toprak tabakalarını çözmesi sonucunda, tabakaların cinsine göre, çözünmüş maddeleri içerir.
Yeryüzü suları (nehir, Göl, baraj ve deniz suları):
Yüzeylerinin açık olması sebebiyle özellikle organik yapıdaki yabancı maddeleri almaya yatkındır. Buna karşılık hava ile temas halinde olduğundan Karbonat sertliği azdır.
Maden (mineral) suları:
Doğal Sulara oranla çözünmüş madde miktarı belirli bir sınırı aşmış veya temperatür ve radyoaktivitesi doğal sınırı geçmiş olan sulardır
Suyun Uygarlığa etkisi
Su, medeniyetin başlamasında birincil etmendir. Öyle ki günümüzden 6.000 yıl önce Sümerler, Mezopotamya'da Fırat ve Dicle nehirlerinden faydalanarak ilk Sulu tarımı yapmışlar ve uygarlığı başlatmışlardır. Aynı şekilde Mısırlılar da Nil sayesinde birçok alanda gelişme göstermişlerdir. Denize kıyısı olan büyük göl ve nehirlere sahip kentler gelişirken, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi suyun az bulunduğu yerler ise kalkınamamıştır.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLERE (BM) GÖRE DÜNYA SU GERÇEKLERİ
Yeryüzünün %70’i su, bunun %97.5’i tuzlu su ve %2.5’i taze su. Geri kalan taze suyun, %2.14’ü buzullarda, binde 6’sı yer altı, binde 0.9’u yüzey suyudur.
Kirli suların açtığı hastalıklardan her yıl 2.2 milyon insan ölüyor, her 8 saniyede bir bebek can veriyor.
Kirli su kurbanlarının çoğu gelişmekte olan ülkelerde. 1.2 milyar insanın içecek suyu yok.
Dünya nüfusunun üçte birinin, 2.4 milyar insanın, su arıtma tesisi yok.
Son yüzyılda dünya nüfusu 2 kat, su tüketimi ise 6 kat artmıştır.
Kalkınmakta olan ülkelerde sanayi atıklarının %70’i, kanalizasyonun %90’ı doğrudan su kaynaklarına verilmektedir.
Dünya nüfusunun %40’ı su sıkıntısı çekmektedir.
Ortalama 2 milyon ton atık her Gün nehirlere, Göllere ve derelere atılmaktadır.
1 lt atık su, 8 lt temiz su kirletmektedir.
Dünyada ortalama 12000 m3 kirlenmiş su var. Kirlenme engellenmezse 2050’debu kirlilik 18000 m3’lük temiz suyun kaybedilmesine neden olacaktır.
Dünya tarım alanlarının %70’i çölleşme tehlikesi altında.
Kaynakça :
http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1187&Bilgi=su
Fotoğrafın kaynakçası :
http://www.betaalkaliyasam.com/wp-content/uploads/alkali-su-2kat-fazla-oksijen-icerir-2.jpg
Suyun Önemi
1.SUYUN CANLILAR İÇİN ÖNEMİ
Su canlıların yaşaması için hayati öneme sahiptir.

En küçük canlı organizmadan, en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik hayatı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan sudur.

Hayatımızı idame ettirebilmemiz için en önemli besin kaynağımız olan su, dolaşım ve sindirim sistemlerinin çalışmasında temel unsur olduğu gibi, vücudumuzdan artık ve zehirli maddelerin atılmasında da mühim bir vazifeyi yerine getirir.

Su hayattır. İnsan organizmasının önemli bir kısmı sudan meydana gelir. Kan dolaşımının olabilmesi, vücudun zararlı maddelerini atabilmesi, iç zarlarının kurumadan görevini yapabilmesi için hep suya ihtiyaç vardır. Bunun için sağlıklı her insanın aşırı terleme ve ishal halleri dışında, günde en az 1.5 litre suya ihtiyacı bulunmaktadır.

Dünyamızın 3/4 'ünü Su kaplamaktadır. Vücudumuzun % 60'nı su teşkil etmektedir.

Dünyadaki suların ancak %2.5'i tatlı sudur.Bunun da %70'i buzullarda, toprakta, atmosferde, yeraltı sularında bulunur ve kullanılamaz durumdadır.

DÜNYADA SU YETERLİ DEĞİL!
Nüfusun hızla artması, buna karşılık su kaynaklarının sabit kalması sebebiyle su ihtiyacı her geçen gün artmaktadır.

Dünyada kişi başına su tüketimi yılda ortalama 800 m3 civarındadır. Dünya nüfusunun yaklaşık % 20'sine karşılık gelen 1,4 milyar insan yeterli içme suyundan mahrum olup, 2,3 milyar kişi sağlıklı suya hasrettir.

Buna ek olarak, 2050 yılında su sıkıntısı çeken ülkelerin sayısı 54'e, bu şartlarda yaşamak zorunda kalan insanların sayısı 3,76 milyara yükselecektir. Bu durum 2050 de 9,4 milyar olması beklenen dünya nüfusunun % 40'ının su sıkıntısı çekeceği anlamına gelecektir.

Yeryüzünde her yıl çoğunluğu çocuk olmak üzere 2 milyon insan uygunsuz su kullanımı ve kötü hijyenik şartlar neticesinde ortaya çıkan barsak enfeksiyonlarından hayatını kaybetmektedir.

Ayrıca kronik flor eksikliği ve benzeri pek çok durum da çok ciddi bir problem haline gelmektedir.

Hala Dünyamızın pek çok bölgesinde Hepatit A ve sıtma ciddi bir sağlık problemi olarak önemini korumaktadır.

Kullanılabilir su kalitesini artırmak ve sağlık şartlarının iyileştirilmesi ile bunları engellemek mümkün olacaktır.

Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8000 - 10.000 m3 arasında olmalıdır ve Türkiye su zengini bir ülke değildir. Türkiye'de kişi başına düşen yıllık su miktarı 1.430 m3'tür.
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Doğa yeniden su üretemez. Geri dönüşen su milyonlarca yıl önceki suyun aynısıdır.
10 dakikada 1 kahve fincanını dolduracak bir delik, yılda 11.000 litre suyun boşa gitmesine yol
Su akıtan bir tuvalet sifonu bir yılda 83.000 litre suyun boşa gitmesine sebep olur. Bu miktar suyla bir yıl boyunca, her gün 3 defa banyo yapabilirsiniz.
Duş alırken bir dakikada 18 litre su tükettiğinizi, Bu miktarında 90 bardak suya eşit olduğunu,
Diş fırçalama ortalama 3 dakikadır. Eğer musluk açık bırakılırsa her fırçalama için ortalama 15 litre suyu boşa akıtmış oluruz.
Bahçenizi buharlaşmanın az olduğu sabah ve akşam saatlerinde sulayarak su tasarrufu yapabileceğinizi,
Bahçenizi hortum veya fıskiye yerine kova ile sulayarak su tasarrufu yapabileceğinizi,
SU TASARRUFUNDA GENEL TEDBİRLER
Tarım teknolojisinde az su tüketen sulama usullerinin (damla sulama ve püskürtme gibi) geliştirilmesi,
Sanayi sektöründe az su kullanan üretim teknolojisi geliştirilmesi, geri kazanımlı su yöntemlerinden faydalanma,
Toprakta suyun depolanmasını arttırmak için erozyona engel olunması maksadıyla teraslama yapılmalı, bitki örtüsü tahrip edilmemeli, çünkü suyun depolanan miktarı toprağın derinliği ve organik madde oranı ile sıkı bir ilişkiye sahiptir.
Bitkiyle örtülü bir toprak toprağa giren yağış suyu miktarını çıplak toprağa kıyasla iki katına çıkarmaktadır.
Hızlı nüfus artışını önleme,
Suyun gerçek değerini anlayabilecek kadar bilinçlendirme için eğitim,
Yer altı sularının kirlenmesini önleme,
Aşırı derecede yer altı suyu kullanımına kanuni tedbirlerle kısıtlama getirme.
KAYNAKÇA :
https://www.isu.gov.tr/icerik/detay.aspx?Id=42
Su Olmasaydı
İnsan suyun o kadar alışmış ki, su olmasaydı neler olurdu, pek düşünmez. Oysa su dünyadaki canlılar için çok önemlidir. Su Dünya’nın yaşam sürülebilen bir yer olmasının temel şartıdır. Yaşam için gerekli olan dengeler su sayesinde devamlılığını korur. Hepimiz biliyoruz ki yeryüzünün dörtte biri su ile kaplıdır. Suyun önemli bir bölümü de gökyüzündedir. İnsan susuz yaşayamaz ama üç gün aç kalabilir ama bir gün bile susuz yaşayamaz. İşte suyun önemini şimdi daha iyi anlıyoruz.
Bildiğimiz gibi insan vücudun yaklaşık %75’i sudur. Bütün vücut dokuları su içerir. Demek ki su, hem çevremiz hem de vücudumuz için çok önemlidir. Su aynı zamanda vücudumuzdaki birçok işlevin getirilmesi içinde önemlidir. Su, eklemlere ve organlar ile dokuların korunmasına destek olur. Biz insanlarımız suyu çok kullanıyoruz. Buda yakın zamanda çölleşmeye yol açar. Bizim insanlarımız suyu açık bırakıyorlar. Gereğinde çok su israf ediyorlar. Bu hem günah hem de dünya için çok zordur. Gerek okulda, işte, evde, gezmede ve daha birçok yerlerde açık olan suları kapatmalı ve gereksiz olarak kullanan insanları uyarmalıyız. Su konusunda çok tasarruflu olmalıyız ki bizler gelecekte iyi bir ülkede yaşayalım.
Yani suyun bu tür özellikleri yaşam açısından büyük önem taşımaktadır. Eğer suyun böyle özellikleri olmasaydı, Dünya üzerindeki bu suyun büyük bir bölümü donacak göllerde ve denizlerde yaşam kalmayacaktı. Dünya ölü bir gezegen haline gelecekti. Bu da canlıların varlığını olumsuz etkileyecekti. Suyun bu mucize özelliği dünya üzerindeki canlı yaşamının sürekliliğinde önemli bir rol oynar.
KAYNAKÇA :
http://neolitikhanim.files.wordpress.com/2009/05/bogaz.jpg
KAYNAKÇA :
http://vatanseverpatriot.blogcu.com/kuresel-isinma-fotograflari/5779352
2. SU KİRLİLİĞİ NEDİR?

İnsanlar, yaşamsal ve ekonomik ihtiyaçları için suyu, su döngüsünden alırlar ve kullandıktan sonra tekrar aynı döngüye geri verirler. Bu işlemler sırasında, suya karışan maddeler, suyun fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini değiştirmekte ve suyun kalitesinin bozulmasına sebep olmaktadır. Su kaynaklarının kullanılmasını bozacak ölçüde organik ve inorganik, biyolojik ve radyoaktif maddelerin suya karışmasına su kirliliği denir.
Uygarlığın gelişmesiyle, insanın suya yaptığı etkiler artmış ve giderek kaynakların sürekliliğini etkileyecek boyutlara ulaşmıştır. Özellikle 20. yüzyılın başından başlayarak, hızla gelişen sanayiler, bir yandan üretim sürecini çıkarttıkları atıklarla, diğer yandan oluşturdukları yerleşim merkezlerinde ortaya çıkan atıklarla, suları önemli ölçüde kirletmeye başlamışlardır. Sanayileşmeyle birlikte, kimyasal gübre ve ilaç kullanımında artışlar da suları kirletmeye başlamıştır. Bunlardan, sularda ortaya çıkan kirlenmenin, üretim ve tüketim faaliyetleri sonucunda oluştuğu olgusu ortaya çıkmaktadır. Üretim ve tüketimin boyu arttıkça, kirlenmenin, boyutu da artmaktadır. Üretim ve tüketim faaliyetleri insandan ayrı düşünülmeyeceğinden, su kirlenmesinde nüfus artışının önemli bir rolü olduğu sonucuna varılabilir.
KAYNAKÇA
:http://www.dersimiz.com/bilgibankasi/SU-KIRLILIGI-NEDIR-HAKKINDA-BILGI-185.html#.VE0gwfmsUhw
3. Su Kirliliği ve Nedenleri ?
Doğal olarak kirlenmemiş bir su ortamında bulunan canlılar, o su ortamıyla belirli bir denge içindedirler. Dıştan gelen herhangi bir olumsuz etken o ortamdaki doğal dengeyi bozabilir. En genel anlamıyla su kirlenmesi, su ortamının doğal dengesinin yani mineral oranı, tat, berraklık, asılı partüküllerin bozulması şeklinde tanımlanabilir. Ancak su kaynağındaki doğal dengenin bozulması, bazı kullanım amaçları içim önemli olmayabilir. Örneğin bir su kaynağı salt ulaşım amacıyla kullanılıyorsa, bu su kaynağının, doğal dengenin bozulması, su ürünleri yetiştirilmesinde kullanılan bir su
kaynağındaki doğal dengenin bozulması kadar önem taşımayabilir. Bu yaklaşımla su kirlenmesinin diğer bir tanımı, su kaynağının belli bir amaç için kullanılabilirliğinin azaltılması veya yok olmasıdır.
Yer yüzündeki sular, güneşin sağladığı enerji ile sürekli bir döngü içinde bulunur . İnsanlar, ihtiyaçları için, suyu bu döngüden alır ve kullandıktan sonra tekrar aynı döngüye iade eder. Bu süreç sırasında suya karışan maddeler, suyu fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini değiştirerek. “SU KİRLİLİĞİ” olarak adlandırılan durum ortaya çıkar.
Su kirlenmesi, su kaynağının fiziksel, kimyasal, bakteriyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi şeklinde olur.

NEDENLERİ VE ÇEŞİTLERİ
Su kirliliğine etki eden ana unsurları dört başlık altında toplama mümkündür :
Sanayileşme
Kentleşme
Nüfus artışı
Tarımsal mücadele ilaçları ve kimyasal gübreler.
Özellikle Türkiye’de sanayi kuruluşlarının, sıvı atıkları ile su kirliliğine neden oldukları bilinmektedir. Ayrıca sanayileşme hareketleri ile kente göç olayı da başlamış ve bu durum, hızlı ve düzensiz kentleşmeye sebep olmuştur. Nüfus artışı , tarımsal mücadele ilaçların ve kimyasal gübrelerin bilinçsizce aşırı kullanımda göz önüne alındığında su kirlenmesine etki eden unsurlar açıkça ortaya çıkmaktadır.
Bu unsurların meydana getirdiği su kirliliğine neden olan başlıca kirleticiler , endüstriyel ve evsel atıklar , kimyasal kirleticiler ve tarımda verimli arttırma amacıyla kullanılan doğal ve yapay maddelerdir. Tarım ilaçları , deterjanlar , maddecilikte kullanılan maddelerin asitli atıkları, radyoaktif atıklar bu kirleticilerden birkaçıdır.
Bu atıklar , arttırılmadan su ortamlarına boşaltıldıklarında ya da bu atıklarla kirlenen topraklardan sulara taşındıkları zaman su kirliliğine neden olurlar.

Su Kirliliğinin Sebepleri
1. Tarımsal Faaliyetlerin Sonucu
2. Toprak Erezyonu
3. Bitkilerin Çürümesi
4. Hayvansak Atıklar
5. Tarımsal Mücadele İlaçları
6. Endüstriden Kaynaklana Kirlenmeler
7. Kimyasal Kirlilikler
8. Fizyolojik Kirlilikler
9. Biyolojik Kirlilikler
10. Atmosferik Kirlilikler
11. Zehirli Varil veya Tehlikeli Atıkların Gizli Gizli Gömülmesi veya Atılmasından Kaynaklana Kirlenmeler
12. Yerleşim alanlarından Gelen Kirlenmeler
13. Rüzgarın Etkisiyle Taşınanlar


14. Ulaşım ile Taşınanlar
15. Endüstri ve Evsel Atıkların ( lağım ), Dere, Göl, Gölet ve Yüzey Sularına Direkt Bırakılmasıyla Oluşan Kirlenmeler
16. Bulaşıcı Hastalıklı Medikal Malzemelerin Sulara Atılması ile Uzak Mesafelere Kirliliğn Taşınma Olayı
17. Katı Çöplerin Ham Sulara Bırakılması
Su içinde tek hücrelinin yaşaması için 1lt. Su içi eriyik oksijenin 1 ½ miligram olması gerekir ve 4.5-5 cm. Boyunda bir balığı yaşamasıiçin 1 lt.de en azında 5 ½ miligram eriyik oksijen bulunma şartı vardır. Ancak kıyılarda bir enerji reaktörü faaliyet halinde ise kondansatörlerde dolaşan suyun ısısının 7 dereceye indirilmeden hamsuya bırakılması WHO ( Dünya sağlık Örgütü ) standartlarına ve 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’na ve Anayasa’nın 56. maddesine ters düşmektedir. Şayet kondansatörlerden çıkan su 7 derece üzerinde hamsuya bırakılırsa su içi canlıları şok tesiri görerek ölmekte ve su içi beslenme zincirinin ekolojik halkası bozulmaktadır.
KAYNAKÇA:
http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/su-kirliligi-ve-nedenleri-nedir+su-kirliligi-ve-nedenleri-hakkinda-bilgi
KAYNAKÇA:
http://magazin.sausosyal.com/wp-content/uploads/2014/04/sakarya-bal%C4%B1k-%C3%B6l%C3%BCmleri.jpg
KAYNAKÇA :
https://cevreci.files.wordpress.com/2009/12/sukirliligi1.jpg
4.Deniz kirliliği nedir? Deniz kirliliği hakkında bilgi ve deniz kirliliğinin nedenleri – sonuçları
Yeryüzünde hayat su ile başlamıştır ve sanrız ki yine su yüzünden sona erecektir. Suların ve denizlerin hızla kirlenmesi ileride önlenemeyecek çevre kirliliklerinin oluşmasına sebebiyet verecektir. Deniz kirliliklerinin en önemli sebebi deniz suyunda bulunan oksijen miktarının azalmasıdır. Bu da denizlerde ki canlılığı yavaş yavaş yokolmasına ve doğanın dengesinin ciddi bir şekilde bozulmasına sebebiyet verecektir.
Deniz Kirliliklerinin Ana Sebepleri:
1 – Denizlerin kıyısına kurulmuş olan şehirlerin oluşturduğu pislikler
2 – Deniz kıyısında yer alan sanayi tesisleri
3 – Deniz ve okyanuslarda kurulu bulunan petrol platformları ve boru hatları
4 – Hava ve deniz yolunu kullanan araçlar
5 – Gemi kazaları (Özellikle petrol taşıyan gemiler)
6 – İnsan eli ile yapılan kasıtlı ve ya bilgisizlikten kaynaklı kirletmeler

Ülkemizin 3 tarafıda deniz ile çevrili olduğundan sebep yoğun bir gemi trafiği yer almaktadır. Özellikle Karadenizi diğer deniz yollarına bağlayan tek güzergah olan İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki yoğun gemi trafiği çevre kirlenmesi için yoğun riskler içermektedir.
Özellikle gemilerin sintin tabir edilen gemi pisliğini boşaltmaları, gemilerin taşışımı oldukları tehlikeli maddelerin illegal yollardan deniz bırakılması, bir kaza esnasında petrol ve ya daha farklı zararlı atık taşıyan gemilerin yüklerinin denize karışması en başta gelen deniz kirliliği ile ilgili tehlikeler ve olaylardır.
Özellikle fosil yakıt taşıyan ve diğer gemilerin de limanlarda yük dolum-boşaltım esnasında gemilerin yıkanması sonrası için pislikler liman bölgelerini ciddi bir şekilde kirletmektedir.
Deniz kirliliği her zaman için bir çevresel felakete ve canlılığın yok olmasına sebebiyet vermektedir. Bu da doğal dengenin bozulmasını peşinden getirip özellikle hayvanlar arasındaki av-avcı ilişkisinin bozulmasına ya bir türün gereğinden fazla üremesine ya da bir hayvan türünün yok olma aşamasına gelmesine sebebiyet vermektedir. Uzun vadede deniz kirliliğinden etkilenmiyecek tek bir canlı türünün olmayacağını ve insanoğlunun sorumlu davranmadığı müddetçe kurtulamayacağı bilinmelidir.

Deniz Kirliliğine Karşı Alınabilecek Önlemler
• Endemik ve nesli tehlikede türler tespit edilerek yaşam alanları (habitatları) koruma altına alınmalıdır.
• Biyolojik çeşitliliği tehdit eden risk faktörleri ile biyolojik indikatörler belirlenmelidir.
• Sucul fauna ve flora envanter çalışmalarının tamamlanması gerekmektedir.
• Deniz kirliliği ile mücadelede ilgili bakanlık, kamu kuruluşu ve meslek örgütleri ile halkın da katılacağı bir organizasyon tarafından, acil müdahale ve master programlar hazırlanmalıdır.
• Son derece verimsiz ve deniz kıyılarında bulunan maden sahalarının yarattığı jeolojik, biyolojik sorunlar nedeniyle su ürünleri avlanma alanları yok olmakta, doğal denge bozulmaktadır. Ruhsatlandırma işlemleri esnasında o bölge için kesinlikle ÇED istenmelidir. ÇED 'in olumsuz olması halinde bu tür işletmelere ruhsat verilmemelidir. ÇED raporlarının bağımsız örgütler tarafından denetlenmesi sağlanmalıdır.
• Su havzalarına kaçak inşaat yapılması kesinlikle önlenmelidir. Oturma izni ve iskan verilmemeli, belediye tarafından bu yerleşim alanlarına hiçbir hizmet götürülmemelidir.
• Yılda 60.000 den fazla geminin geçiş yaptığı Denizlerimizde ve boğazlarımızda, gemilerin ve diğer deniz ve içsu taşıtlarının sintine, kirli balast sularını boşaltabileceği alanların (Liman Atık Alım Tesisleri) yapılmasına hız verilmelidir.
• Akdeniz Ekosistemine dahil olan ülkemizden yük almak için, kara sularına girecek olan açık deniz taşıtlarının, denge amacıyla aldıkları balast sularını, daha karasularımıza girmeden değiştirmelerinin sağlanması; genetik yapısı değiştirilmiş ve yayılmacı türlerin kendi ekosistemimizi tehdit etmesinin önüne geçmek için bir araçtır.

• İç sularımızda kirlilik, uluslararası standartların çok üzerindedir. Bunların önlenebilmesi için Arıtma sistemlerinden ödün verilmemelidir.
• Deniz ve içsulardaki kirlilik envanterlerinin en kısa sürede çıkartılarak, kamuoyuna ve ilgili kuruşlara ulaşması sağlanmalı ve bu konudaki projelere mali destek sağlanmalıdır.
• Sucul canlı kaynakları, suyu süzerek beslendikleri veya süzerek beslenen canlılarla beslendikleri için, kirlilik etkenleri bu canlıların bünyelerinde birikmektedir. (Zehirli kimyasallar-ağır metaller- kanserojenler-).Bu içsularda ve denizlerimizden elde edilen canlı kaynaklardaki kirlenme sınırları sürekli takip edilmeli ve bu sınırların uluslararası sınırları aşması halinde, ihracatçı ve tüketiciler uyarılmalıdır, (mesela yengeç, karides, ıstakoz gibi bazı bentik organizmalarda 1-10 ppm, midye gibi çift kabuklularda ve balıklarda 5-50 ppm, gastropoda'lar da, 10-100 ppm 'e kadar duyarlıdır.)
• Ötrofıkasyon ve diğer etkiler, sularımızdaki biyolojik zenginliklerimiz üzerinde olumsuz etki yaptığından, tür çeşitliliği azaldıkça veya üreme alanları terk edildikçe fırsatçı türler veya başka ekosistemlerden balast suları vasıtasıyla veya başka bir yolla taşınan türler üreyebilecekleri uygun ortamı kolaylıkla bulabilmektedir. (Red- tide olayı ve A.B.D kökenli Mnemiopsis leidy bir örnektir.)

• Deniz taşıt trafiğinin çağdaş düzeyde planlanması ve verilmekte olan kılavuzluk hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi, deniz kazalarını asgariye indirecektir.
• Denizlerimizden geçiş yapacak olan gemilerin uluslararası standartlara uygunluğu denetlenmelidir.
• Deniz kazaları için acil müdahale birlikleri ve planı hazırlanmalıdır. Böylece yetki karmaşası ve karışıklıklar en minimum düzeye inecektir.
• Sağlık Bakanlığına bağlı hudut Sahilleri Genel Müdürlüğünün kontrolündeki sağlık merkezleri günün koşullarına göre dizayn edilmelidir.
• Karasularımızda sefer yapan tüm gemilerin (yerli/yabancı) doğal, tarihi kültürel ve ekonomik çevreye verebilecekleri zararların giderilmesi ve tazmini konusunda bu gemilere yasal düzenlemeler gözden geçirilmelidir.
• Kirlenmenin önlenmesi için Ulusal ve uluslararası mevzuatta bir çok yasanın bulunmasına rağmen, bu yasaları uygulamada zorluk çekildiği bilinmektedir. Yetki ve sorumluluk tek bir organizasyonda toplanmalıdır. Uygulayıcı konumunda olan, üreticiler ve sivil toplum örgütleri için hizmet içi eğitimler yapılmalıdır.

5.Su nasıl kirlenir?
Su kirliliği bütün dünya ülkelerinin ortak sorunudur. Dünyamızın ve doğamızın yaşlanmasından, nüfus artışından ve bilinçsizce sanayileşmeden kaynaklanan kirlilik suyumuzu da etkilemektedir.

Örneğin; Kömür yakılması ile kükürt dioksit gazı oluşur.Yağmur yağdığında su ile birleşip sülfürik asit olarak geri döner. Petrol ve doğalgaz yakıldığında ise nitrojen oksit oluşur. Yağmur damlaları ile birleşip nitrik asit olarak bize ulaşır. Yağmur yağdığında hava temizlenir. Fakat su kirlenir. Kirlenmiş yağmur sularını doğa toprak katmanları ile temizler. Ancak toprak da kirlenir. Kirliliğe doymuş doğa parçası suyu artık temizleyemez.

Yeryüzündeki bütün suların gökyüzüne sürekli devir daim ettiği düşünüldüğünde bu kirlenme döngüsünün ne kadar hızlı ve yoğun olduğu bir gerçektir. Üstelik sanayi ve insan atıklarının, doğayı ve suyu, dolayısıyla insanı olumsuz yönden nasıl etkilediğini siz düşünün. Çok çamaşır deterjanı tüketen bir ev hanımı bile doğanın kirliliği için maddi-manevi katkıda bulunmaktadır.
KAYNAKÇA :
(https://www.google.com.tr/search?q)



Su kirliliği su moleküllerinin, doğal molekül küme ölçülerinden daha büyük kümelerde oluşmasına ve kirletici maddelerin de büyük su molekül kümelerinde yerleşmesi diye ifade edilebilir. Kirletici, Su filtre edilerek su'dan çıkarılsa bile, su molekül kümeleri doğal halinden daha büyük olduklarından ve kirleticinin elektromanyetik dalgalarının etkisi ile zararlı etkisi arıtılan su'da mevcudiyetini devam ettirecektir. Ayrıca kirleticiler, su'da mevcut oldukları zaman veya arıtma işlemi sonunda tamamen sudan çıkarıldıklarında bile, elektromanyetik frekansları su'yun molekül kümelerini, doğal olmayan bir yapıda, büyük su molekül küme yapısında tutacaklardır. Bu son durum da bir kirlenmedir. Su kirliliği, kimyasallar, tarımsal ilaçlar ve kimyasa gübreler, termal, sürtünme ve elektromanyetik etkileşimler gibi sebeplerle çeşitli formlarda oluşur. Kirliliği ortadan kaldırmak için çeşitli metodlar ve teknolojiler uygulansa bile bunların hepsi suyun moleküler/frekans seviyesinde kirlenmesine sebep olmaktadırlar. Kirlilik, doğal olmayan miktarlardaki maddeler ve elektromanyetik frekanslar ile suyu doyurur. Bu nedenle su'yun gıdaları, yiyecekleri, oksijeni çözme ve taşıma, ve hücrelerimizin temizlenmesi gibi doğal olan özellikleri ve gücünün azalmasına neden olur. Kirliliği bilen yerel yönetimler suyu kaynağında arıtmaktadırlar. Toplumu bulaşıcı hastalıklardan korumak için kireçleyip, klorlayarak kilometrelerce uzunlukta borular ile musluğumuzdan akıtmaktadırlar. Burada kireç, klor gibi maddelerin bireylere vereceği zararı ve kilometrelerce uzanan borulardaki sızıntı ve karışımları arıtamamaktadırlar. Bizler doğal olarak, sadece ilk açıldığı dönem yapılan analiz raporunu şişe üzerine yazmış, ne sıklıkta kontrol edildiği bilinmeyen PVC esaslı, sağlık ve gıda nizamnamesine tamamen aykırı pet şişelerde ambalajlanmış ve ambalajları ile doğayı daha çok kirletmeye mecbur edildiğimiz sadece içmek için kullandığımız pahalı suyu seçmek zorunda bırakılıyoruz.

http://blog.milliyet.com.tr/su-nasil-kirlenir-/Blog/?BlogNo=159595 

SU KİRLİLİĞİNİN NEDENLERİ
Çevre kirlenmesi denilince genellikle hava, su ve toprağın kirlenmesi düşünülür. Bunlardan en kolay ve çabuk kirlenen kuşkusuz sudur. Çünkü her kirlenen şey genelde su ile yıkanarak temizlenir, bu da kirliliğin son mekanının su olması anlamına gelir. Havanın ve toprağın kirlilik bakımından zamanla kendi kendilerini yenilemeleri bir bakıma kirliliklerini suya vermelerine neden olur.
Havanın içinde bulunan katı ve sıvı tanecikler, havadan çok ağır olduklarından, çok geçmeden aşağı doğru inerek karalara ve sulara ulaşırlar. Havanın içinde bulunan gaz ve buhar halindeki kirleticilerde zamanla yağmur suları ile yeryüzünde toprak ve suya karışırlar. Bunlara örnek olarak, kükürt, azot ve karbon dioksitler verilebilir. Havaya karışan pek çok kirletici madde çok dayanıklı olmadığından, zamanla oksijen, ışık ve ültraviyole ışınlarının etkisi ile parçalanır. Daha sonra dünyada toprağa, göle, denize ve havaya inerler. Bu kirleticilerden toprağa yayılanlarda zamanla mekaniksel ve sel suları yardımı ile veya başka etkenlerin yardımı ile topraktan suya geçerler.

Su kirliliği antropojin etkiler sonucunda ortaya çıkan, kullanımı kısıtlayan veya engelleyen ve ekonomik dengeleri bozan kalite değişimleridir. Su kirliliğinin bir başka tanımı ise; su kaynağının kimyasal, fiziksel, bakteriyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi, şeklinde gözlenen ve doğrudan veya dolaylı yoldan biyolojik kaynaklarda, insan sağlığında, su ürünlerinde, su kalitesinde ve suyun diğer amaçlarla kullanılmasında engelleyici bozulmalar yaratacak madde ve enerji atıklarının boşaltılmasını ifade etmektedir.
a) Havadaki ve topraktaki kirletici maddeler eninde sonunda suya geçerler.
b) Dünyadaki tüm suların % 99′undan daha fazlası bir tek sistem içinde birbirine bağlı olup genel mahiyette kirlenme tehdidi altında bulunmaktadır.
c) Sularda, muazzam bir canlı varlık hazinesi, dolayısı ile gıda deposu mevcuttur. Burada vaki olabilecek bir denge bozulması bütün dünyamızdaki yaşamı ciddi ve olumsuz yönde etkiler.
d) Kirletici madde miktarı çok az olsa bile suda erimediği zaman, su üzerinde çok ince bir tabaka teşkil edince sudaki hayat önemli bir derece

etkilenebilir. Bunun nedeni atmosferden oksijen ve ısı alışverişinin zorlaşmasıdır.

Sular nasıl kirlenir?
Endüstriyel kirlenme;
Yeraltı depolama tanklarından sızıntılar, tarımsal akıntılar, elverişsiz endüstriyel uygulamalar, madencilik uygulamaları, atık kimyasalların toprak altına enjeksiyonu, korozif sular en önemli kirletici uygulamalardır.
Evsel kirlenme;
Evsel kirlenme etkenlerinin başında lağım ve çöpler gelir. Lağımlar genellikle insan dışkı ve idrarını içermektedir. Günümüzde geliştirilen bazı araçlar çöplerin öğütülerek lağım sularına verilmesini sağlamaktadır.Deterjanlar bir diğer evsel kirlenme nedenidir.
Bakteriyolojik kirlenme;
Su kirliliği insan sağlığının büyük oranda tehlikeye düşmesine neden olmaktadır. Lağım suları ile kirlenen sularda bakteri ve virüs oranı artar.Tifo dizanteri, hepatit, kolera ve diğer bulaşıcı hastalıkların bu yolla yaylımına sebep olur.
Tarımsal kirlenme;
Tarımda üretimi artırmak amacıyla kullanılan kimyasal gübreler, böceklerle mücadelede kullanılan bir takım kimyasal zehirler yağmur suları ile toprak altına geçerek yeraltı sularını kirlenmesine neden olabilir.
Isı kirlenmesi;
Su kütlesinin sıcaklığını artırıcı katkılar ısı kirlenmesi olarak adlandırılır. Elektrik santrallerinde ve diğer endüstrilerde makinelerin soğutulması amacıyla su kullanılmakta, bu su herhangi bir biyolojik kirlenme olmadan diğer su kaynaklarına verilseler bile o suyun sıcaklığını artırmakta ve suda yaşayan birçok bitki ve hayvan ölebilmektedir.
KAYNAKÇA :
http://herseyinbasisaglik.blogcu.com/sular-nasil-kirlenir/5067345
6.Suyu kirleten unsurlar
1-Asit Yağmuru :
Endüstriyel faaliyetler, konutlarda ısınma amaçlı olarak kullanılan fosil yakıtlar, motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları ve fosil yakıtlara dayalı olarak enerji üreten termik santraller, bu faaliyetleri sonucu havayı kirletmekte ve kükürtdioksit, azotoksit, partikül madde ve hidrokarbon yaymaktadır. 2 ile 7 gün arasında havada asılı kalabilen bu kirleticiler, atmosferde çeşitli kimyasal ve fiziksel reaksiyonlara uğrayarak, zaman zaman çok uzaklara taşınabilmekte, atmosferdeki su buharı ve diğer bileşenlerle tepkimeye girerek sülfüroz asit (HSO), sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit (HNO3) gibi kirletici maddeleri oluşturur.Suyun doğal çevrimi sırasında yağmur, kar veya dolu olarak kirli hava tabakalarında bulunan gazları, tozları, radyoaktif serpintileri ve mikropları alarak yeryüzüne düşer ki buna Asit Yağışı denir. Yaşanılan bu problem her ne kadar günümüzde gelişmiş ülkelerde yoğun olarak yaşansa da tüm dünyayı tehdit etmektedir.
Çünkü atmosferde serbest kalan bu kirleticiler rüzgarlarla taşınarak başka bölgeleri de etkilemektedirler.Asit yağmuru toprağın kimyasal yapısını ve biyolojik koşullarını etkilemektedir. Toprağın yapısında bulunan kalsiyum, magnezyum gibi elementleri yıkayarak taban suyuna taşımakta, toprağın zayıflamasına ve zirai verimin düşmesine neden olmaktadır. Toprağın asitleşmesine en çok katkıda bulunan maddeler, atmosferde birikme sonucu toprağa geçen kükürt bileşikleridir. Azot bileşikleri ise bitkilerin özümseyeceği miktardan fazla olduğu zaman toprağın asitleşmesinde rol oynamaktadır.
Yapılan istatistiklerde, özellikle gelişmekte olan ülkelerde hastalıkların yaklaşık % 80 'inin su ile ilişkili olduğu ortaya konulmuştur . Hatta , su kaynaklarının hijyenik olarak yetersiz olması nedeniyle her yıl yaklaşık beş milyon bebeğin öldüğü bilinmektedir. Asit yağışların en önemli doğrudan etkisinden biri de göller ve onların su ekosistemleri üzerinde görülür. Asidik kimyasal maddeler birçok yoldan göllere ulaşabilir; yağmur, kar, sis, pus şeklindeki yağışla ıslak partiküller olarak göllere taşır. Doğrudan yağışın dışında, karalar üzerine düşen yağış atık su kanalları veya yüzey akışı ile suyunu göllere boşaltır. Bir diğer yol, ani sıcaklık değişiminden dolayı ilkbaharda hızlı bir şekilde eriyen karlarla birlikte karda bulunan kimyasal kirleticiler serbest kalarak nehirlere karışarak göllere ulaşır. Göle ulaşan bu kirleticiler aniden gölün pH’inda keskin bir değişime sebep olur ki buna ilkbahar asit şoku denir. Su ekosistemleri oluşan bu ani değişime kendilerini hazırlayacak zaman bulamazlar ayrıca ilkbahar mevsimi balık ve böceklerin üremeleri için oldukça hassas bir dönem olduğundan meydana gelen ani pH değişimi yavrularda ciddi değişimlere sebebiyet verir. Asitleşmenin çevre üzerinde dolaylı olmakla birlikte yine çok önemli etkilerinden biri de, endüstriyel faaliyetler sonucu oluşan asit nemidir. Toprağa ya da göl yataklarına inmiş civa, kadmiyum ya da alüminyum gibi zehirli maddelerle tepkimeye girebilmekte ve normal koşullar altında çözünmez sayılan bu maddeler, asidik nemle tepkimenin sonucunda, içme suyu yoluyla insana ulaşıp toksik etkiler oluşturmaktadır.




2- Bakteri ,virüs ve diğer hastalık yapıcı canlılar : Suların hijyenik açıdan kirlenmesine neden olan organizmalar, genellikle hastalıklı veya portör olan hayvan ve insanların dışkı ve idrarından kaynaklanmaktadır. Bulaşıcı etki ya bu atıklarla doğrudan temasla yada atıkların karıştığı sulardan dolayı gerçekleşir. Bu tür sular içilmez ve kullanılmazlar

3- Organik maddelerden kaynaklanan kirlenme : Ölmüş hayvan, bitki artıkları ile tarımsal artıkların yüzeysel sulara karışmasıyla ortaya çıkar. Suyun oksijen seviyesindeki değişimlerde su kalitesini etkiler. Ayrıca mikroorganizmalara uygun bir üreme ve gelişme ortamını sağlar .

4-Endüstri artıkları : Çeşitli endüstrilerden çıkan fenol, arsenik, siyanür, krom gibi toksik maddelerden oluşurlar. Bileşimleri gün geçtikce değişir .

5-Yağlar ve benzeri maddeler : Tanker ve boru hatlarıyla taşınan petrolün kazalar ve sızmalar sonucu yüzeysel sulara karışmasıyla bu tür kirlilik oluşur. Yüzeysel sulara karışmasının yarattığı olumsuz etkiler açısından önemlidir.

6- Sentetik deterjanlar : İçerdikleri fosfatlar yüzeysel sularda östrafikasyona ve kirlenmeye sebep olurlar


7- Radyoaktivite : Nükleer enerjinin kullanıldığı tesislerin reaksiyon ürünleri radyoaktiftir. Nükleer atıkların yeraltı ve deniz altında uzun süre saklanması sırasında kaplardan sızmaları sonucu sulara karışmalarıyla toksit özellikleri ortaya çıkar. Hastane araştırma kuruluşlarından kaynaklanabilir. Atmosferdeki nükleer silah denemeleri sırasında yağmur sularının kirlenmesi sonucu da sularda kirlilik sebebi oluşturur

8- Pestisitler : Yapay organik maddelerdir. Zararlı böcek, bitki ve mantarlarla mücadelelerde kullanılırlar. Uzun süreli kullanımları sonucu zararlı etkileri ortaya çıkar.

9- Yapay organik kimyasal maddeler : Farmasotik, petrokimya, ve kimya endüstrilerince üretilirler. Bu maddeler yerlerini aldıkları doğal organik maddelerden daha güç degredasyona uğrarlar

10- Yapay ve doğal tarımsal gübreler : Bunlar ikincil olarak kirlenmeye neden olurlar

11- Anorganik tuzlar : Çözünmüş tuzlar sularda ve deşarj noktalarında Sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, sülfat, nitrat, bikromat, ve fosfatları halinde bulunurlar. Suların içme, sulama ve birçok endüstriyel kullanım için uygunsuz hale getirir.

12-İnert çözünmeyen madde :Tebeşir, Jips gibi birçok inert çözünmeyen madde sularda bulanıklığı arttırır. Bu yüzden arzu edilmezler.


http://www.yuncey.com/suaritma/root/suhakkinda/su_link/su_nasil_kirlenir.htm

7.Fabrikaların su kirliliğine olan etkisi
Ne yazık ki şehirler için imar planları yapılırken, bu planlar doğrultusunda fabrikaların şehir dışında yapılmaması toprak ve su kirliliğine neden oluyor.Fabrikalar, atık maddeleri arıtmadan denize veya herhangi bir su birikintisine boşalttığında, bu zehirli atıklar su birikintilerinde veya denizlerde yaşayan canlıların yaşamlarını tehdit ederler. Zehirlenen balıklar ölür, ölmeyenler ise balıkçılar tarafından tutulup sofralarımıza gelir.Buna en iyi örnek olarak nehir veya dere kenarlarına kurulan ve yüksek ısı yayan fabrikaları verebiliriz.
KAYNAKÇA:
http://www.yarinhavanasilolacak.org/Upload/Content/Resim/iStock_000006074340Small.jpg

Fabrika atık sularını belirli bir sıcaklıkta dere veya nehirlere boşaltır. Bu sular genelde ya asit tabiatlıdır ya da toksik madde içerir. Fakat boşaltılan yüksek sıcaklıktaki su, dere veya nehirlerdeki tüm canlıların ölümüne neden olur. Çünkü tatlı su canlıları sıcak sularda yaşayamazlar veyahut sıcaklığa belli bir dereceye kadar tolerans gösterebilirler. Bu noktada ise ekologların araştırmaları büyük önem taşır, çünkü tatlı sulara bırakılacak suyun sıcaklığı ve kimyasal içeriğinin hangi sınırlar dâhilinde olması gerektiğini ancak ekologlar ve çevre araştırması yapan bilim adamları belirleyebilir. Bu yüzden özellikle Avrupa ülkeleri, ağır sanayii kuruluşlarını çok sıkı bir denetim altına almış ve hatta bazı kuruluşları kapatma kararları almışlardır.
Üretim ve tüketim artıkça , kirlenmenin boyutu da artmaktadır. Su kirlenmesinde nüfus
artışının önemli bir rolünün olduğunu söyleyebiliriz.
Buradan hareketle , su kirliliğine neden olan faktörleri şu şekilde özetleyebiliriz :
• Sanayi atıkları,
• Kentsel atıklar,
• Tarımsal sanayinin atık suları,
• Gübreleme ve tarımsal ilaçlama,
• Toprak erozyon

A) SANAYİ ATIKLARI
Sanayinin gelişmesiyle birlikte, kirletici türleri ve miktarları artmıştır. Bu kirleticiler suları da
kirletmeye başlamıştır. Sanayi kuruluşlarının sıvı atıkları suları kirletmektedir. Farklı sanayi
kuruluşlarının kirletici etkileri ve dereceleri de farklıdır.

KAYNAKÇA :
http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/08/14/fft99_mf1554341.Jpeg
1) KİMYASAL KİRLENME

Protein , yağ, gıda maddeleri ve karbonhidrat gibi organik maddelerin oluşturduğu
kirlenme ve deterjan gibi inorganik maddelerin oluşturduğu kirlenmedir. İnorganik
kirlenme daha tehlikelidir.
2) FİZİKSEL KİRLENME
Suyun renk, bulanıklık, sıcaklık gibi özelliklerini etkileyen bir kirlenme türüdür. Soğutma
suyu kullanan teknolojiler yol açar
3) FİZYOLOJİK KİRLENME
Suyun tadını ve kokusunu etkileyen kirlenme türüdür. Azot , demir gibi maddeler suyun
doğal tat ve kokusu bozar.
4) BİYOLOJİK KİRLENME
Sulara , hastalık yapan bakterilerin karışmasıyla ortaya çıkan kirlenme türüdür..
5.RADYOAKTİF KİRLENME
nükleer santraller aracılığla ,atmosferde biriken radyoaktif maddeler,yağışlarda yeryüzüzüne düşerek sulara karışır. Böylece sular radyoaktif maddelerle kirlenmektedir


1. Şehirlerdeki Atık Suların Arıtma Tesisinde Arıtılmadan Nehirlere,Göllere ve
Denizlere Verilmesi:


Suların hijyenik açıdan kirlenmesine neden olan organizmalar, genellikle hastalıkla veya
hastalık taşıyıcı olan hayvan ve insanların dışkı ve idrarlarından kaynaklanır. Bulaşıcı etki ya
bu atıklarla doğrudan temasla ya da atıklarının karıştığı sulardan dolaylı olarak gerçekleşir.
İçme suyu temini açısından hijyenik kirlenme önemli bir sorun oluşturmaktadır.Su yakınlarına
hayvan barınağı yapılmamalı,mezarlıklar sulardan uzağa yerleştirilmelidir.
Ölmüş hayvan ve bitki artıkları ile tarımsal artıkların yüzeysel sulara karışması sonucunda da
kirlenme ortaya çıkmaktadır. Bu yolla su kirlenmesini önlemek için bitki ve hayvan artıklarının
sulara verilmemesi ya da suların yakınlarında yok edilmemesi gerekir.
Ayrıca,sentetik deterjanlar içerdikleri fosfatlar ile yüzeysel sularda kirlenmeye neden
olmaktadır. Evsel atıkların mutlaka özel tesislerde arıtılması gerekmektedir.
KAYNAKÇA :
http://i.radikal.com.tr/644x385/2009/05/24/fft5_mf178523.Jpeg
2. Fabrikalardaki Atıklarda Bulunan Ağır Metallerin Suya Karışması:
Çeşitli endüstri faaliyetleri sonucu oluşurlar ve fenol, arsenik, siyanür, krom, kadmiyum gibi
toksik maddeler içerirler. Önlem olarak fabrikalar sulardan uzağa kurulmalı,sanayi atıklarını
sulara vermeleri önlenmeli. Her fabrikanın artıklarını arıtması için tesisler yapması sağlanmalıdır


KAYNAKÇA :
http://www.cerkezkoy.com.tr/images/haberler/karaagac_coplugunde_fabrika_atiklarinin_ne_isi_var_h13689.jpg
3.Tarımsal Alanlarda Kullanılan İlaçların Nehirlere Karışması:
Tarımda kullanılan böcek ilaçlarının suya karışması, içtiğimiz su için tehlike yaratır. Bu
sularla sulanan besinleri yediğimizde tarımsal ilaçların maddeleri bizim vücudumuza girer.
Bu sularla sulanmış otları yiyen hayvanlar da hastalanırlar. Tarlaların yeterli miktarda ve
çevreye zarar vermeyen kimyasalları içeren ilaçlarla ilaçlanması sağlanmalıdır.

KAYNAKÇA :
http://2.bp.blogspot.com/-hApWi6n32nk/TWYahAJvw3I/AAAAAAAAAy4/8RZwW7R_2s8/s1600/images+%25281%2529.jpg
4.Gemilerin Çöplerinin ve Atık Sularının Denize Dökülmesi:
Denizlerimizde dolaşan yerli ve yabancı gemilerin gezileri sırasında toplanan çöplerini
denize boşalttıklarını görmekteyiz. Ayrıca bu gemilerin atık sularını da arıtmadan
denizlerimize döktükleri gözlenmiştir. Bu konuda büyük cezalar getirilerek denizlerimizin
kirlenmesi önlenmelidir.

KAYNAKÇA
:http://www.virahaber.com/d/news/19176.jpg
5.Batmış Gemilerin Artıkları ve Petrol Kirliliği:
Denizlerde batan gemilerden denize dökülen metal parçaları ,eşyalar ,kimyasal maddeler ve
sızan petrol doğayı kirletmektedir. Deniz kıyılarında gemi tamir ve söküm yapılması da kirlilik
yaratmaktadır. Tankerler veya boru hatlarıyla taşınan petrolün kazalar sonucunda yüzeysel
sulara karışmasının yarattığı olumsuz etkiler açısından önem taşımaktadır. Bugün suların en
ciddi ve düşündürücü kirlenme şekli, petrol ve petrol ürünlerinin su üzerinde ince bir tabaka
teşkil etmeleriyle meydana gelir. Denilebilir ki çevre bakımından en önemli sorun da budur.
Petrol ve benzeri maddeler suda erimediklerinden dağılıp büyük su kitlelerinde kaybolmazlar.
Aksine suyun yüzeyine yayılırlar. Kaza sonunda suya dökülen büyük miktarlardaki petrol vs
ürünlerini büyük oranda toplayabilen pek çok usuller bulunmuştur. Akaryakıt sızıntısını
önleyecek önlemler alınmalıdır. Zararların önlenmesi için ağır para ve işten uzaklaştırma
cezaları verilmelidir. Deniz kenarlarında fabrikalar yapılması engellenmelidir. Gemi tamir ve
sökme işletmelerinin deniz kenarlarında yapılmaması için önlemler alınmalıdır

KAYNAKÇA :
http://www.ship-technology.com/uploads/feature/feature63814/3-marpol.jpg
6.Nükleer Atık Taşıyan Gemilerin Batması:
Nükleer atık taşıyan gemilerin batması sonucu sızan nükleer maddeler suya karışmakta
büyük bir doğa kirliliği oluşturmaktadır. Ayrıca radyoaktif kirlenme hastanelerden, araştırma
kuruluşlarında ve bazı endüstri dallarından da kaynaklanabilmektedir. Nükleer silah
denemeleri sonucunda artan radyoaktivite, yağmur sularım da kirletmekte ve bunun sonucu
olarak yüzeysel sular, radyoaktif kirlenmeye maruz kalmaktadır. Su kaynaklarından çok
uzaklarda nükleer denemeler yapılmalı ,fabrikaların bu tür atıklarını suya bırakmalarına
büyük cezalar verilmelidir.

KAYNAKÇA :
http://rsm.haber365.com/H/1318418640_43_gemi_5.jpg
7.Denizlerde Açılan Petrol Kuyuları,Bu Kuyularda Meydana Gelen Yangınlar ve Kazalar Sonucu Suya Petrol Karışması:
Deniz yüzeyinden her türlü kirletici madde sürekli olarak sahillere de dağılmaktadır. Özellikle
yağlar, katranlar ve benzer maddeler kıymetli sahilleri, plajları ve her türlü bina ve tesisi
fiziksel olarak kirletmekte ve maddi hasarlara sebep olmaktadır. Deniz içinde yapılan petrol
aramaları ve petrol çıkarma kuyuları ile buralarda meydana gelen yangın ve kazalar sonucu
petrol su yüzeyine dağılmaktadır.

KAYNAKÇA:
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/242010.jpg
Doğada,suların yüzeyine yayılan akaryakıtın sebep olabileceği sorunları kısaca şöyledir:
1)
Suların atmosferden oksijen emmesi zorlaşır, suların kalitesi düşer, yani canlı varlıklar
için gerekli koşullar bozulur.
2)
Su yüzeyindeki ince zar, su ile atmosfer arasındaki ısı alışverişini de etkiler.
3)Su üzerindeki ince sıvı tabakası deniz kuşlarının yüzme olanaklarını etkileyebilir, hatta
tamamen yok edebilir. Son yıllarda martı vs. kuş ölülerine sık bir şekilde rastlanmasının
nedeni budur.
4)
Denizde yaşayan her türlü bitki ve hayvanın yaşamalarını sürdürmeleri ve üremeleri,
sulardaki kirlenmelerle orantılı olarak zorlaşıyor.
5)
Deniz yüzeyinden her türlü kirletici madde sürekli olarak sahillere de dağılmaktadır.
Özellikle yağlar, katranlar ve benzer maddeler kıymetli sahilleri, plajları ve her türlü bina ve
tesisi fiziksel olarak kirletmekte ve maddi hasarlara sebep olmaktadır.Bu etkenin ortadan
kaldırılması için denizlerde petrol araması ve çıkarılması önlenmelidir.







KAYNAKÇA :
http://www.egelisesi.k12.tr/dosyalar/editor/file/w16.pdf

HABERLER
1.Bursa'da bir fabrikada işçiler sudan zehirlendi
Bursa'da bir tekstil fabrikasında ipliklerin renklendirilmesinde kullanılan toz kimyasal maddenin suyla temas etmesi sonucu 30 işçi zehirlendi. Olay yerine çok sayıda Ambulans sevk edilirken kimyasal maddeden etkilenenler için Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Acil Servisi boşaltıldı.

Merkez Osmangazi İlçesi Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi Ali Osman Sönmez Caddesi üzerinde bulunan Işıksoy Tekstil Fabrikası'nda üretilen ipliklere boyahane kısmında renklendirme yapmak isteyen işçiler çuval içinde bulunan kimyasal maddeyi açarak karma havuzuna dökmek istediler. Kimyasal maddenin suyla temas etmesi üzerine etrafta kokular oluşmaya başladı. İşçilerde boğaz yanması, gözlerde yaşarma, mide bulantısı ve baş ağrısı şikayetleri oluşmaya başlayınca durum 112 Acil Servis ekiplerine bildirildi. Olay yerine çok sayıda Ambulans ve Sivil Savunma ekipleriyle birlikte NBC (nükleer, biyolojik, kimyasal) uzmanları sevk edildi.

Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Acil Servisi boşaltılarak tedavi gören hastalar diğer servilere alındı. Kimyasal Maddeden etkilenen ancak hayati tehlikeleri bulunmayan 30 işçi daha sonra Ambulanslarla hastaneye getirilerek tedavi altına alındılar. Sivil Savunma Birliği'ne bağlı NBC (nükleer, biyolojik, kimyasal) uzmanları tekstil fabrikasının boyahane kısmında ölçüm yaptılar. NBC uzmanları toz halinde olan maddenin çuvaldan boşaltıldığı sırada su ile temas etmesi sonucu etrafa koku yayarak çevresinde bulunanları etkilediğini söylediler. Olayla ilgili soruşturmaya başlandı.
KAYNAKÇA:
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23666810.asp
8.Fabrikaların su kirliliğine çözümleri ?
Alınacak Önlemler
• İş yerleri, fabrikalar çevreyi kirletmemek için gerekli önlemleri almalı,
• Temiz yakıt ve filtre sistemleri kurulmalı,
• Geri dönüşümü mümkün olan hammaddeler kullanılmalı,
• Personel çevre konusunda eğitilmeli,
• Yeşillendirme çalışmaları yapılmalı,
• Teknolojik yenilikler takip edilmeli ve uygulanmalı
• Yetkili kurumlardan gerekli yasalizinler mutlaka almalıdır. Denetleyici kurumlar da, bu tür yerleri sık sık denetlemelidir.

KAYNAKÇA :
http://www.istesaglikdergisi.com.tr/index.php/ekim-2009/157-cevre-kirliliginin-bas-aktorleri-fabrikalar
Fabrikaların Atık Suların Arıtılma Yöntemleri
Evsel nitelikli atık suların arıtılması üç yöntemle yapılır. Bunlar fiziksel arıtma
yöntemi, kimyasal arıtma yöntemi ve biyolojik arıtma yöntemidir.
Fiziksel Arıtma Yöntemleri
Izgaralar
Büyük hacimli maddelerin atık sudan ayrılarak pompa ve diğer teçhizata zarar
vermelerini önlemek ve diğer arıtma ünitelerine gelecek yükü hafifletmek amacı ile
kullanılan arıtım üniteleridir. İnce ve kaba ızgaralar olmak üzere aralık miktarlarına bağlı
çeşitleri bulunmakta, manuel veya otomatik temizlemeli olarak tasarımlanabilmektedir.

KAYNAKÇA:
http://atag.denizli.bel.tr/userfiles/image/site/on_aritma1.jpg
Kum tutucular
Kum, çakıl gibi maddeleri atık sudan ayırmak, arıtma tesislerindeki pompa ve benzeri
teçhizatın aşınmasını önlemek ve çökelti havuzlarında meydana gelebilecek tıkanma
tehlikesine engel olabilmek için kullanılan arıtma sistemi birimleridir.

KAYNAKÇA
:http://www.izsu.gov.tr/siteitems/images/atiksu05.jpg
Çökeltme tankları
Sudan daha yoğun olan katı maddelerin yerçekimi etkisiyle çöktürülmesi suretiyle
sudan ayrılmasını sağlayan arıtma sistemidir. Çöktürmede amaç; arıtılmış atık su ve kolayca
işlenebilecek kadar yüksek katı madde yoğunlaşmasına sahip bir arıtma çamuru elde
etmektir. Bu sayede büyük organik moleküllerin sebep olduğu renklenme ortadan
kaldırılabilir

KAYNAKÇA:
http://www.sakarya-saski.gov.tr/KurumsalResimler/AtikSuAritmaTesisleri/Hendek/hendek_as_clip_image011.jpg
Filtrasyon havuzları
Atık sularda bileşimin homojenleşmesi, şok yüklemelerde sistemin zarar görmemesi
ve atık su debisinin düzenlenmesi için kullanılan havuzlardır. Kalan bulanıklığı yok etmek
için filtrasyon işlemi uygulanır.

KAYNAKÇA:
http://www.megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/moduller_pdf/At%C4%B1k%20Sular.pdf
Kimyasal Arıtma Yöntemleri
Koagülasyon
Koagülant maddelerin uygun pH’da atık suya ilave edilmesi ile atık suyun
bünyesindeki koloidal ve askıda katı maddelerle birleşerek flok oluşturmaya hazır hâle
gelmesi işlemidir.
Floklaştırma
Flokülasyon (yumaklaştırma), atık suyun uygun hızda karıştırılması sonucunda
koagülasyon işlemi ile oluşturulmuş küçük taneciklerin birbiriyle birleşmesi ve kolay
çökebilecek flokların oluşturulması işlemidir

İyon değiştiriciler
İyon değiştirme, iyon değiştirici reçine ve su arasındaki iyon değiş tokuş işlemidir.
Suda çözünebilen maddelerin sebep oldukları en bilinen problem sertliktir. Sertliğe suda
çözünmüş hâlde bulunan kalsiyum (Ca) ve magnezyum (Mg) sebep olmaktadır. Sertlik;
temizlik malzemelerinin fazla kullanılmasına, borularda tıkanmalara, ısıtıcı ve buhar üretici
cihazlarda verimsizliğe, enerji kayıplarına, suda lezzetsizliğe ve birçok problemin
oluşmasına neden olmaktadır.

Klorlama
Sudaki patojen mikroorganizmaların yok edilmesi maksadıyla dezenfeksiyon yapılır.
Dezenfeksiyon işleminde en çok klor kullanılmaktadır. Klorlama ünitesi, suya ilave edilen
klorun depo edildiği ve dozlamaya hazır hâle getirildiği ünitedir. Basınçlı tanklarda sıvı
olarak saklanan klor, buhar hâline geldikten sonra suyla karıştırılır. Klorlama yapmanın
amaçları:

Ham su girişindeki alg oluşumunu minimize etmek (şok klorlama)
Durultucuları alglere karşı korumak (ön klorlama)
Tesisi midyelere karşı korumak (şok ve ön klorlama)
İnsan sağlığını etkileyen bakterileri bertaraf etmek veya oluşumunu önlemek (ön klorlama)
Suyun dezenfektasyonunu sağlamak (son klorlama)
KAYNAKÇA:
http://www.megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/moduller_pdf/At%C4%B1k%20Sular.pdf
KAYNAKÇA:
http://www.megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/moduller_pdf/At%C4%B1k%20Sular.pdf
9.İçme suyu
Halkın içme ve kullanma suyunu temin etmek belediyelik alanlarda belediyelerin,köylerde ise muhtarlık ve ihtiyar heyetinin görevidir.
Bir su kaynağının şebekeye verilmesi aşamaları kısaca;
1-KAYNAK TESBİTİ: Bir yerleşim biriminin su ihtiyacı için seçilen kaynağın ihtiyacı karşılayacak yüksek debiye sahip olması gerekir. Artan nüfusa paralel olarak su ihtiyacı da artmış mevcut su kaynakları yetmez duruma gelmiştir. Ancak özellikle büyük kentler için yeteri kapasitede su kaynağı bulmak neredeyse imkansız hale gelmiş ve bu nedenle kaynağı beslemek amacıyla birden fazla kaynağın birleştirilmesi yoluna gidilmiştir.
2-KAYNAĞIN KORUNMASI: Kaynağın tespitinden sonra ikinci aşamayı kaynak bölgesinin korunması oluşturur. İnsan ve diğer canlıların giremeyeceği şekilde kaynağın büyüklüğüne göre koruma alanı belirlenip etrafı çevrilmelidir. Hatta bunun için mutlaka güvenlik görevlisi bulundurulmalıdır. Kaynağın yakınında kirliliğe neden olabilecek kanalizasyon,çöp alanı,kimyasal tesisler ve mezarlık gibi kirletici unsurlar olmamalıdır. Yağmur suları ile birlikte kaynağa karışması muhtemel endüstriyel atıklar,kentsel atıklar,tarımsal atıklar,spetik tank atıkları ve kentsel yüzeyel akıntılar gibi dış kirletici unsurlar için gerekli gerekli tedbirler mutlaka alınmalıdır.

3-ARITIM ÜNİTESİ: Suyun kirleticilerinden arındırılması,halk sağlığını tehlikeye düşürebilecek sonuçların engellenebilmesi açısından önem taşımaktadır. Özünde temiz olan bir su kaynağının dış etkilerle kirlenmesi büyük olasılıktır. Bu nedenle tüketime verilecek su arıtıma tabi tutulmalıdır. Arıtım renk ve kokunun giderilmesi,suda asılı halde bulunan organik maddelerin alınması amacıyla suyun kum ve çakıl havuzlarından geçirilerek filtre edilmesiyle basit olarak yapılabilir. Ancak tam anlamıyla bir arıtım için suyun aşağıda belirtilen aşamalardan geçmesi gerekir.
Aşama olarak sıralamak gerekirse; Doğal su + Koagüle edici madde + Ön çöktürme havuz veya tankları + Koagülasyon havuzları + Havalandırma + Hızlı karıştırıcı havuz ve flokülasyon + Sedimantasyon + Klorlama + Filtreler + Süzülen suyun depolanması + Klorlama + Pompa ve dağıtım şeklindedir.
İçme ve kullanma suları için arıtım tesislerinin kurulması yeterli değildir. Bu tesislerin sürekli etkin çalışır durumda tutulması,bakım ve onarımının düzenli olarak yapılması gerekir. Arıtım sonucu havuzlar ve diğer ünitelerde biriken çamur ve kum gibi çökelen maddeler alınmalıdır. Önemli bir nokta da suyun arıtım öncesi ve sonrasında kimyasal ve bakteriyolojik açıdan analizlerinin yapılması gerekir.
4-İSALE HATTI: Kaynağından alınan suyun uygun tekniklerle depoya ulaştırılması işlemidir. Arıtıma tabi olan su ne kadar özenle kirlilikten arındırılırsa arındırılsın suyun kirlenmesine neden olabilecek depolama,taşıma ve kullanma kurallarına uyulmadıkça su kolay kirlenir. İsale hattının yapımında güvenilir malzeme kullanılmaması,geçeceği hattın iyi seçilmemesi sonucu oluşacak arızalar ve bunlara bağlı olarak suya kirletici unsurun karışması kaçınılmaz olacaktır. Olası arızalara karşı suyun kirlenmemesi için isale hattı, çöp alanları,kanalizasyon şebekesi ve sanayi kuruluşları gibi kirletici unsurların uzağından geçirilmelidir.

5-DEPOLAMA: Tüm işlemlerden geçirilen suyun en son toplandığı ve dezenfeksiyonun yapılarak dağıtımının yapıldığı yerdir. Depo dış ortamdan etkilenmeyecek şekilde muhafazalı ve kapasiteye uygun yapılmalıdır. Yerleşim yerinin her köşesine su basıncı yapabilecek yüksek bir tepede olması gerekir. İçerisinde bulunan suyun havalandırılması için havalandırma bacası konulmalıdır. Depoya gelen su arıtım ünitesi,isale hattı ve depodan kaynaklanabilecek kirliliğe karşı dezenfeksiyon işlemine tabi tutulur. Deponun belirli periyotlarla temizliğinin yapılması gerekir
Arıtma Nedir ?
İçilmesinde, kullanılmasında veya çevreye bırakılmasında (atıksu) sakınca bulunan suların, kirletici parametrelerinden arındırılmasına "Su Arıtma" denir. (REVERSE OSMOSİS) TERS OZMOZ NEDİR ? Ters ozmos, suyun içindeki istenmeyen tüm mineralleri sudan ayıran ve saf su ve içme suyu teminine yönelik olarak kullanılan membran filtrasyon prosesinin adıdır. Bu sistemler çapraz akışlı olarak çalışırlar. Bilinen anlamda filtrasyon prosesi değildir. Çünkü membran üzerinde suyun geçişine izin veren gözenekler son derece ufaktır. (Yaklaşık 1 mm'nin 2.000.000'da biri delik çapı). Böyle ufak bir gözenekten sadece su molekülleri ve bazı çok ufak inorganik moleküller geçebilmektedir. Diğer moleküller ise konsantre su fazında sistemden dışarı atılır.
TERS OZMOZ SİSTEMLER NASIL İÇME SUYU ÜRETİR ? Ters ozmos üniteler genelde ön filtrasyon aşamaları sonrasında kullanılır. Su önce partikül filtreden geçirilir. Partikül filtrasyon, suyun içinde bulunan 5 mikrondan daha büyük olan tüm partikülleri tutar. (1 mikron = 0.001 mm) Partikül filtrasyon Membranların tıkanmasını engellemek amacı ile kullanılır. Partikül filtrasyondan sonra su aktif karbon filtreden geçirilir. Aktif karbon ile suda istenmeyen koku, tat ve klor tutulur. Aktif karbon filtreden geçirildikten sonra su, tekrar 1 mikron filtrasyondan geçirilir.
Burada daha ince taneciklerin tutulması sağlanır. Bu ünitelerden geçen su ters ozmos membrana verilmeye hazırdır. Ters ozmos membran suyun çözünmüş iyonları tutar. Suyun içindeki bu iyonlar arasında, ağır metaller, sodyum, kurşun, arsenik, nitrat, asbest ve diğer bir çok zararlı iyonlar bulunur. Su ters ozmos membrandan çıktıktan sonra ikinci bir tat düzenleyici post aktif karbon filtreden geçirilir. Ters ozmos üniteden çıkan su son derece güvenilir içme suyudur.
TERS OZMOZ İÇME SUYU SİSTEMLERİN BAKIMA İHTİYACI VAR MIDIR ?
Sistem içindeki partikül filtreler ve aktif karbon filtrelerin belli bir ömrü vardır ve periyodik olarak değiştirilmelidirler. Genellikle bu filtrelerin yılda bir değiştirilmesi yeterlidir. Değişim sıklığı, ham su kalitesi ve arıtılan su miktarına göre değişebilir. Ters ozmos membran ise düzenli bakım ile en az 3-4 sene dayanacaktır. Membran değişim zamanının gelip gelmediği konusunda uzmana danışılması gereklidir. TERS OZMOZ SİSTEMDE TUTULAN MİNERALLERE İNSAN VÜCUDUNUN İHTİYACI YOK MU ? İnsan vücudunun bazı minerallere ve vitaminlere olan ihtiyacı doğrudur. Ancak, bu minerallerin istenen seviyede alınması için en doğru yol iyi ayarlanmış bir diyettir. Söz konusu faydalı mineraller suda o kadar az miktarlarda mevcuttur ki, bir insanın günlük mineral ihtiyacını ne kadar çok su içerse içsin karşılayabilmesi mümkün değildir. NEDEN ARITMA CİHAZI ALMALIYIM ? Vücudun suya olan ihtiyacı, besine duyduğu ihtiyaçtan çok daha fazladır. İnsan hiçbir gıda yemeden 8 haftaya kadar yaşayabildiği halde su içmeksizin 1 haftadan daha fazla yaşayamaz. Yüzde 55 ile 75'i sudan oluşan vücudumuzdan günde, terleme, solunum benzeri aktivitelerle 2-3 litre su kaybederiz. Suyun yaşamsal önemi aşikare olduguna gore kaliteli su tüketmeliyiz.
GELECEĞİMİZ OLAN ÇOCUKLARIMIZ İÇİN GÜVENİLİR SU Bebeğe verilecek suyun ve tabii ki mama hazırlanacak suyun güvenilir olması büyük önem taşımaktadır. Güvenli olmayan su çocuğun pek çok hastalığa yakalanmasına neden olabilir. Bunlar arasında hastalık yapabilecek en önemli grubu mikroorganizmalar oluşturur. Amipli dizanteri, basili dizanteri, para tifo ve tifo, kolera gibi hastalık etmenleri suda bulunabilir ve hastalık yapabilir. Bunlar genelde belirtilerini hızla gösterir ve genellikle de kusma, ishal ile ortaya çıkarlar. Suya aynı zamanda uzun dönemde sağlığı olumsuz etkileyebilecek tarım ilaçları kalıntıları, ağır metaller ve solventler karışmış olabilir. Bunlar eğer belirtilen sınır değerlerin üzerindeyse mide bağırsak problemlerine, deride hassasiyete yol açabilir. Kanser ve diğer kronik hastalık risklerini artırabilir. İSHAL Tüm dünyada ölümlerin yüzde 4'ü ishalden kaynaklanır. Her yıl 2.2 milyon kişi ishalden ölmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde bu rakamın çoğunluğunu çocuklar oluşturmaktadır. Sulu ve sık sık dışkılamayla kendini gösteren ishal sindirim sisteminde bir enfeksiyon neticesinde ortaya çıkar. Enfeksiyonun tipine bağlı olarak dışkı çok sulu ya da kanlı olabilir. Bakteri, virüs ve parazitlerle bulaşmış su ishalin en önemli nedenidir. İshal, güvenli içme ve kullanma suyunun kısıtlı olduğu ya da temizleme sistemlerinin yetersiz olduğu yörelerde ya da kişisel hijyene dikkat
edilmediğinde çok daha sık görülür. İnsan dışkılarıyla kirlenmiş olan sularla bulaşabildiği gibi hayvan dışkılarıyla da bulaşabilir. Kirli sularla sulanmış sebze ve meyveler, ishal etmeni olan mikroorganizmalar bulaştırabilirler. Su temizliği ishalden korunmada en önemli etkendir.
Kaynak: http://www.msxlabs.org/forum/cevre-bilimleri/78685-aritma-nedir-atik-su-aritma-sistemleri-hakkinda-genel-bilgiler.html#ixzz3HXmsoCtJ

SUYU KİRLETEN FAKTÖRLER
1-Asit Yağmuru :
Endüstriyel faaliyetler, konutlarda ısınma amaçlı olarak kullanılan fosil yakıtlar, motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları ve fosil yakıtlara dayalı olarak enerji üreten termik santraller, bu faaliyetleri sonucu havayı kirletmekte ve kükürtdioksit, azotoksit, partikül madde ve hidrokarbon yaymaktadır. 2 ile 7 gün arasında havada asılı kalabilen bu kirleticiler, atmosferde çeşitli kimyasal ve fiziksel reaksiyonlara uğrayarak, zaman zaman çok uzaklara taşınabilmekte, atmosferdeki su buharı ve diğer bileşenlerle tepkimeye girerek sülfüroz asit (HSO), sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit (HNO3) gibi kirletici maddeleri oluşturur.Suyun doğal çevrimi sırasında yağmur, kar veya dolu olarak kirli hava tabakalarında bulunan gazları, tozları, radyoaktif serpintileri ve mikropları alarak yeryüzüne düşer ki buna Asit Yağışı denir. Yaşanılan bu problem her ne kadar günümüzde gelişmiş ülkelerde yoğun olarak yaşansa da tüm dünyayı tehdit etmektedir.Çünkü atmosferde serbest kalan bu kirleticiler rüzgarlarla taşınarak başka bölgeleri de etkilemektedirler.Asit yağmuru toprağın kimyasal yapısını ve biyolojik koşullarını etkilemektedir. Toprağın yapısında bulunan kalsiyum, magnezyum gibi elementleri yıkayarak taban suyuna taşımakta, toprağın zayıflamasına ve zirai verimin düşmesine neden olmaktadır.
Toprağın asitleşmesine en çok katkıda bulunan maddeler, atmosferde birikme sonucu toprağa geçen kükürt bileşikleridir. Azot bileşikleri ise bitkilerin özümseyeceği miktardan fazla olduğu zaman toprağın asitleşmesinde rol oynamaktadır. Yapılan istatistiklerde, özellikle gelişmekte olan ülkelerde hastalıkların yaklaşık % 80 'inin su ile ilişkili olduğu ortaya konulmuştur . Hatta , su kaynaklarının hijyenik olarak yetersiz olması nedeniyle her yıl yaklaşık beş milyon bebeğin öldüğü bilinmektedir. Asit yağışların en önemli doğrudan etkisinden biri de göller ve onların su ekosistemleri üzerinde görülür. Asidik kimyasal maddeler birçok yoldan göllere ulaşabilir; yağmur, kar, sis, pus şeklindeki yağışla ıslak partiküller olarak göllere taşır. Doğrudan yağışın dışında, karalar üzerine düşen yağış atık su kanalları veya yüzey akışı ile suyunu göllere boşaltır. Bir diğer yol, ani sıcaklık değişiminden dolayı ilkbaharda hızlı bir şekilde eriyen karlarla birlikte karda bulunan kimyasal kirleticiler serbest kalarak nehirlere karışarak göllere ulaşır. Göle ulaşan bu kirleticiler aniden gölün pH’inda keskin bir değişime sebep olur ki buna ilkbahar asit şoku denir. Su ekosistemleri oluşan bu ani değişime kendilerini hazırlayacak zaman bulamazlar ayrıca ilkbahar mevsimi balık ve böceklerin üremeleri için oldukça hassas bir dönem olduğundan meydana gelen ani pH değişimi yavrularda ciddi değişimlere sebebiyet verir. Asitleşmenin çevre üzerinde dolaylı olmakla birlikte yine çok önemli etkilerinden biri de, endüstriyel faaliyetler sonucu oluşan asit nemidir. Toprağa ya da göl yataklarına inmiş civa, kadmiyum ya da alüminyum gibi zehirli maddelerle tepkimeye girebilmekte ve normal koşullar altında çözünmez sayılan bu maddeler, asidik nemle tepkimenin sonucunda, içme suyu yoluyla insana ulaşıp toksik etkiler oluşturmaktadır.
2- Bakteri ,virüs ve diğer hastalık yapıcı canlılar :
Suların hijyenik açıdan kirlenmesine neden olan organizmalar, genellikle hastalıklı veya portör olan hayvan ve insanların dışkı ve idrarından kaynaklanmaktadır. Bulaşıcı etki ya bu atıklarla doğrudan temasla yada atıkların karıştığı sulardan dolayı gerçekleşir. Bu tür sular içilmez ve kullanılmazlar
3- Organik maddelerden kaynaklanan kirlenme :
Ölmüş hayvan, bitki artıkları ile tarımsal artıkların yüzeysel sulara karışmasıyla ortaya çıkar. Suyun oksijen seviyesindeki değişimlerde su kalitesini etkiler. Ayrıca mikroorganizmalara uygun bir üreme ve gelişme ortamını sağlar .
4-Endüstri artıkları :
Çeşitli endüstrilerden çıkan fenol, arsenik, siyanür, krom gibi toksik maddelerden oluşurlar. Bileşimleri gün geçtikce değişir .
5-Yağlar ve benzeri maddeler :
Tanker ve boru hatlarıyla taşınan petrolün kazalar ve sızmalar sonucu yüzeysel sulara karışmasıyla bu tür kirlilik oluşur. Yüzeysel sulara karışmasının yarattığı olumsuz etkiler açısından önemlidir.
6- Sentetik deterjanlar :
İçerdikleri fosfatlar yüzeysel sularda östrafikasyona ve kirlenmeye sebep olurlar

7- Radyoaktivite :
Nükleer enerjinin kullanıldığı tesislerin reaksiyon ürünleri radyoaktiftir. Nükleer atıkların yeraltı ve deniz altında uzun süre saklanması sırasında kaplardan sızmaları sonucu sulara karışmalarıyla toksit özellikleri ortaya çıkar. Hastane araştırma kuruluşlarından kaynaklanabilir. Atmosferdeki nükleer silah denemeleri sırasında yağmur sularının kirlenmesi sonucu da sularda kirlilik sebebi oluşturur
8- Pestisitler :
Yapay organik maddelerdir. Zararlı böcek, bitki ve mantarlarla mücadelelerde kullanılırlar. Uzun süreli kullanımları sonucu zararlı etkileri ortaya çıkar.
9- Yapay organik kimyasal maddeler :
Farmasotik, petrokimya, ve kimya endüstrilerince üretilirler. Bu maddeler yerlerini aldıkları doğal organik maddelerden daha güç degredasyona uğrarlar
10- Yapay ve doğal tarımsal gübreler :
Bunlar ikincil olarak kirlenmeye neden olurlar
11- Anorganik tuzlar :
Çözünmüş tuzlar sularda ve deşarj noktalarında Sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, sülfat, nitrat, bikromat, ve fosfatları halinde bulunurlar. Suların içme, sulama ve birçok endüstriyel kullanım için uygunsuz hale getirir.
12-İnert çözünmeyen madde :
Tebeşir, Jips gibi birçok inert çözünmeyen madde sularda bulanıklığı arttırır. Bu yüzden arzu edilmezler.

10.İçme suyunun kirlenmesi ve arıtılması
Ülkemizde içme ve kullanma suyu; insanların günlük faaliyetlerinde içme, yıkanma, temizlik ve bu gibi ihtiyaçları için kullandıkları, muhtevasında bulunması gereken özellikleri TS 266 ile belirlenmiş olan sulardır. İçme suyunda hastalık yapıcı hiçbir mikroorganizma bulunmamalı; klorür, sülfat, çinko, nitrit, kurşun gibi kimyasal maddeler belirlenen miktardan fazla olmamalı; renk, bulanıklılık, pH istenen özelliklerde olmalıdır.

Susuz hayat mümkün olamayacağı için içme ve kullanma suyu sürekli ve güvenli bir biçimde temin edilmesi ve su kaynakları korunması günümüzde büyük önem kazanmıştır. Yeryüzündeki sular da birbiriyle bağlantılı olduğundan herhangi bir bölgedeki kirlilik ekosistemdeki etkileşim aracılığıyla başka bir bölgeye de taşınmaktadır. Bu nedenle kullanıldıktan sonra atıksu adını alan su, birikinti ve kirlilik etkeni olmayacak, içme ve kullanma sularını kirletmeyecek biçimde çevreden uzaklaştırılmalıdır.
İçme ve kullanma suyunun kalitesindeki bozulmalar çeşitli hastalıklara yol açabilmektedir. Bu yüzden içme suyunun belirli özelliklere sahip olması gerekiyor; bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:

· Hastalık yapıcı mikroorganizmalar içermemelidir.
· Kokusuz, renksiz, berrak ve içimi hoş olmalıdır.
· Sularda fenoller, yağlar gibi suya kötü koku ve tat veren maddeler bulunmamalıdır.
· Yeterli derecede yumuşak olmalıdır.
· Ne aşındırıcı olmalı, ne de taş yapmalıdır.
· Hidrojen sülfür, demir ve mangan gibi elementleri ihtiva etmemelidir.
· Suda sağlığa zararlı kimyasal maddeler bulunmamalıdır. Bazı kimyasal maddeler zehirli etkiyapabilir; arsenik, kadmiyum, krom, kurşun, cıva gibi. Bunun yanında baryum, nitrat, florür, radyoaktif maddeler, amonyum, klorür gibi maddeler sınır değerlerinin üzerinde sağlığa olumsuz etkileri olan maddelerdir. Bazı kimyasalların varlığı aynı zamanda, suya kirli suların karıştığının göstergesidir.
· Sular kullanma maksatlarına uygun olmalıdır.


İçilebilir suyun özelliklerini üç grup altında toplamak mümkündür:

1. Fiziksel özellikler: Renk, koku, sıcaklık vb.
2. Kimyasal özellikler: Sertlik derecesi, organik ve inorganik içerikler, pH ve zehirli bileşikler vb.
3. Biyolojik özellikler: Bakteriler, virüsler, parazitler vb.

Bazı sular, yüksek düzeylerde bulunması halinde sağlık için tehlikeli olabilecek pek çok kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik kirleticiler içerebilmektedir. Kurşun, arsenik, benzen gibi maddeler kimyasal kirleticilerdendir. Mikrobiyolojik kirlenmeyi ise bakteriler, virüsler ve parazitler oluşturmaktadır. Cam kırıkları, metal ve kağıt parçaları, toz, toprak gibi katı atıklar fiziksel kirlenmeyi oluştururlar. Gündelik hayatta kullandığımız aerosoller*, yapay tatlandırıcılar, kozmetik ürünleri, her türlü boya, böcek ilaçları, ilaçlar, plastikler gibi maddeler tatlısu kaynaklarımıza karışarak sağlığımızı tehlikeye sokan sayısız insan yapımı kimyasallardan sadece bir kaçıdır.
Pek çok bulaşıcı hastalık, kirli su vasıtasıyla insanlara geçebilmektedir. Fakat suyun önemi ve sebep olabildiği hastalıklar ancak son 150 yılda algılanmaya başlanmıştır. Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) gelişen ülkelerdeki hastalıkların % 80′inin su ile ilişkili olduğunu tahmin etmektedir. Günümüzde geri kalmış ülkelerde bebek ölümlerinin önemli bir nedeni bulaşıcı enfeksiyon hastalıklarıdır. Bu yüzden su hijyeni, halk sağlığı açısından çok büyük önem arz etmektedir. İçme suyu kaynaklarının hastalık yapıcı mikroorganizmalarla kirlenmesi halk sağlığını doğrudan tehdit etmektedir. Kolera mikrobu, Hepatit A virüsü ve mikroskobik parazitlerden tifo, dizanteri mikrobu gibi bakterilerin yanı sıra, çeşitli virüsler ve parazitler su kaynaklanna bulaşabilir ve pek çok salgın hastalığa neden olabilirler.

Çeşitli nedenlerden dolayı bağışıklık sistemleri zayıflamış olan kişilerin, içme sularındaki kirleticiler konusunda daha duyarlı olmaları gerekiyor. Örneğin, bir mikroskobik parazit olan Cryptosporidium, enfekte olmuş hayvan ve insanların bağırsaklarında yaşar. Özellikle, göl ve akarsu gibi yüzey sularında bulunan bu parazit, sağlıklı yetişkinlerde de hastalığa yol açabilmektedir. Ancak bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde çok daha ciddi hastalıklara, hatta ölümlere neden olabilmektedir.

Küçük çocuklar yüksek düzeylerde nitrat ve kurşun gibi bazı kirleticilere karşı çok hassastırlar. İçme suyundaki kurşun, bebek ve çocuklarda, fiziksel ve zihinsel gelişme bozukluklarına; yetişkinlerde ise kan basıncının artışına neden olabilmektedir. Uzun yıllar kurşun miktarı fazla su içen yetişkinlerde böbrek sorunları ve yüksek tansiyon gelişebilmekte, içme suyundaki yüksek miktarda nitrat da ciddi hastalıklara neden olabilmektedir.
Hayatın kaynağı olan su ne yazık ki, su kaynaklarının kirletilmesi ve arıtılmadan kullanılması yüzünden halk sağlığını tehdit edebiliyor. Yaşam için gerekli olan su, temiz ve sağlıklı olduğu durumda yararlı olabilir. Sudan kaynaklanan hastalıkların kontrol altında tutulması, kaynaktan başlayarak musluklarımıza ulaşıncaya kadar pek çok aşamada gerekli tedbirlerin alınması ile mümkün olabilir.

İçme Suyunda Ölçümü Yapılan Parametreler
İçme suyunda aşağıda ayrıntılı bir şekilde izah edilen bakteriyolojik, fiziksel ve kimyasal parametrelerin ölçümünü yapmaktadır:

1. Koliform Bakteriler:
Bulaşıcı bağırsak hastalıkları, dışkı ile kirlenmiş sular vasıtasıyla taşınırlar. Enfeksiyonlu kişilerin dışkılarında bulunan patojen, yani hastalık yapan organizmalar arasında bakteriler, virüsler, parazitler, protozoalar ve parazitik kurtlar yer alır. Su kaynaklarının dışkı ile kirlenip kirlenmediğini tayin etmek için aslında kendisi patojen olmayan koliform bakteriler indikatör organizma olarak kullanılır. Bu indikatör organizmaların tipik örnekleri Escherichia coli ve fekal streptokok bakterilerdir; her ikisi de insan barsaklarında bulunurlar. Bu organizmaların içme suyunda hiç bir surette bulunmamaları gerekir.
2. Sıcaklık:
Bu parametre tamamen damak tadına hitap etmektedir. En uygun sıcaklık 1 0-12°C civarındaki sudur. Çeşitli standartlarda sıcaklık değeri şöyledir:

· TSE: 12-25°C
· EC: 12-25°C

3. pH:
Suyun pH'si, içinde çözünmüş halde bulunan C03-2 , HC03-, C02 ve OH- iyonlarına bağlıdır. pH'si düşük, yani asidik olan sularda C02 ve HCOr iyonları baskındır. pH'sl 6.5'dan düşük olan sular asidiktir ve dolayısıyla aşındırıcı bir etkiye sahiptir. Buna bağlı olarak arıtma tesislerinde, şebeke sisteminde ve evlerde metaller üzerinde aşındırıcı etki yapmaktadır. Bu yüzden içme suyunda ilave kirlilik yaratmaktadır. pH'si 9.5'ten fazla olan suda tat problemi ortaya çıkar; suya sabunumsu bir kayganlık hissi verir. Ayrıca, bu tür suların taş yapma özelliği olur. pH'nin düşük ya da yüksek olması en başta endüstriyel kirlenmeye bağlıdır. Ayrıca, suyun geçtiği topraklar da pH'yi etkilemektedir. Yine, organik maddelerin su içinde bozunması sonucu suyun pH'si değişebilir. NH3 oluşumunda pH yükselir; C02 ve H2S oluşumunda ise pH düşer. Çeşitli standartlarda pH değeri şöyledir:

· TSE: 6.5-9.5
· EC: 6.5-9.5
· WHO: 6.5-8.5
· EPA: 6.5-8.5
4. Renk:
Suda renk fazlalığı istenmez. Çünkü bu durum, suda çözünmüş halde bulunan demir, mangan, krom, nikel gibi metal iyonları ile organik bileşiklerin varlığını göstermektedir. Ayrıca, estetik açıdan da suda renk istenmemektedir. Sudaki renk, bitkilerin bozuşması, toprak yapısı, evsel ve endüstriyel kirlenme sonucu olabilir. Çeşitli standartlarda renk değeri şöyledir:
· TSE: 20 birim
· WHO: 1-15 birim
· EPA: 1-15 birim

5. Bulanıklık:
Bulanıklık öncelikle estetik açıdan önemlidir ve suyun tadını da etkiler. Suda bulunan askıdaki katı maddeler ve çözünmüş organik maddeler bulanıklığa neden olmaktadır. Dolayısıyla, istenmeyen maddelerin varlığına işaret etmektedir. Öte yandan, bulanıklığı yüksek olan sular klorlandığı zaman, çok daha zararlı ürünlerin ortaya çıkacağından kuşkulanılmaktadır. Bu yüzden iyi bir klorlama için bulanıklık 1 değerinden düşük olmalıdır. Bulanıklığın kaynağı, endüstriyel kirlenme, evsel kirlenme ve doğal bozunma olabilir. Çeşitli standartlarda bulanıklık değeri şöyledir:
· TSE: 1 NTU
· EC: 1 NTU
· WHO: 5
· EPA: 1

6. İletkenlik:
İletkenlik suda çözünmüş iyonların bir fonksiyonudur. Bu sebeple, izleyici bir parametredir. İçme suyunda iletkenlik artışı, suyun kirlendiğini ya da suya deniz suyunun karıştığını göstermektedir. Çeşitli standartlarda iletkenlik değeri şöyledir:
· TSE: 2500 µmhos/cm;
· EC: <400 µmhos/cm

7. Klorür:
Klorür, suda tat ve aşındırma problemi yaratır. Fazlası tuzluluk hissi verir. Şebeke sistemini, şofbenleri, çamaşır ve bulaşık makinelerini olumsuz yönde etkiler. Sürekli içimi halinde böbrek ve yüksek tansiyon problemleri ortaya çıkabilir. Ayrıca, izleyici bir parametredir. Artması halinde ya deniz katkısı ya da endüstriyel bir kirlenmeden şüphe edilmelidir. Çeşitli standartlarda klorür değeri şöyledir:
· TSE: 600 mg/l;
· EC: 250 mg/l;
· WHO: 250 mg/l;
· EPA:250 mg/l.

8. Serbest Klor:
Suya sağlıklı bir dezenfeksiyon için katılır. Fazlası tat ve koku problemine yol açar. Ayrıca, oluşabilecek yan ürünler suda önemli ölçüde sağlık problemleri oluşturur. Özellikle, sağlık açısından sorun teşkil eden yan ürünleri arasında trihalometanlar (THM), klorofenoller, klorlu organik bileşikler bulunmaktadır. Kanserojen olabilirler; kötü koku yaparlar; tadı olumsuz etkilerler. Bu yüzden renkli ve bulanık sularda klorlama yapılmamalıdır. Çeşitli standartlarda serbest klor değeri şöyledir:
· TSE:0.5 mg/l CI2
· WHO:5 mg/l C12

9. Sülfatlar:
Suların tadını bozarlar ve aşındırıcı etki meydana getirirler. Fazla sülfatlı sular acımtıraktır, ishale sebep olabilirler. Aşındırıcılığı daha çok metal aksamlar ve beton sistemlerde görülür. Kaynağı evsel ve endüstriyel kirlenmedir. Çeşitli standartlarda sülfat değeri şöyledir:
· TSE: 25-250 mg/l S04
· EC: 25-250 mg/l S04
· WHO: 250 mg/l
· EPA: 250 mg/l

10. Kalsiyum:
Kalsiyumun vücut açısından doğrudan zararlı etkisi yoktur. Hatta, kemik yapısı için yararlı olabileceği bile iddia edilmektedir. Ancak, içim bakımından problem teşkil eder. Öte yandan, suyun taş yapma potansiyeli de artar. Çok düşük olması aşındırıcı etki yaratabilir. Sudaki kalsiyum suyun geçtiği toprak yapısına bağlıdır. Çeşitli standartlarda kalsiyum değeri şöyledir:
· TSE: 200 mg/l Ca
· EC: 100 mg/l Ca

11. Magnezyum:
Fazla olması durumunda gözlerde tahribata yol açar. ishal yapıcı etkisi ortaya çıkar. Sudaki magnezyum, suyun geçtiği toprak yapısına bağlıdır. Suya acılık verir. Çeşitli standartlarda magnezyum değeri şöyledir:
· TSE: 50 mg/l Mg
· EC: 50mg/l Mg

12. Sodyum:
Fazlası tat problemi oluşturur. Tuzluluk hissi verir. Soydum fazlalığı evsel ve endüstriyel kirlenme, toprak yapısı ve deniz katkısından kaynaklanabilir. Çeşitli standartlarda sodyum değeri şöyledir:
· TSE: 175 mg/l Na;
· EC: 200 mg/l Na;
· WHO: 200 mg/l

13. Potasyum:
Etkisi sodyuma benzerdir. Kaynağını endüstriyel kirlenme, tarımsal gübreler ve toprak yapısı oluşturur. Çeşitli standartlarda potasyum değeri şöyledir:
· TSE: 12 mg/l K

14. Alüminyum:
Fazlası suyun rengini bozar, bulanık mavimtrak görüntü verir. Böbreklerde tahribat yapar. Alzheimer hastalığı yaptığına dair iddialar vardır. Alüminyum fazlalığı su arıtımında aşırı alüminyum sülfat kullanılmasından, endüstriyel kirlenmeden veya toprak yapısından kaynaklanabilir. Çeşitli standartlarda alüminyum değeri şöyledir:
· TSE: 0.2 mg/l AI
· EC: 0.20 mg/l AI
· WHO: 0,20 mg/l
· EPA: 0,20 mg/l

15. Sertlik
Bazı standartlarda maksimum sınır olarak 500 mg/I CaC03 verilir. Sudaki kalsiyum ve magnezyumun bir fonksiyonudur. Çok sert suların içimi hoş olmaz; bu tür sularda sabun köpürmez, dolayısıyla daha fazla sabun harcanır. Ayrıca, taş yapma özelliğinden dolayı sıcak su tesislerinde istenmez. Sertliğin düşük olması ise aşındırıcı etkiye yol açar. Suların sertliği toprak yapısından kaynaklanmaktadır.
· WHO: 500 mg/l CaC03.

16. Nitratlar:
Sürekli olarak yüksek oranda nitrat içeren suları içmek (6 ay) ölüme yol açabilir. Boğaz hastalıklarına ve kan hastalıklarına yol açabilir. Bebeklere kesinlikle nitratilı sular içirilmemelidir. Midelerinde nitrite indirgenerek mavi hastalık denilen kan zehirlenmesine neden olur ve ölüme sebebiyet verir. Evsel ve endüstriyel kirlenmeden ve tarımda kullanılan gübrelerden kaynaklanır. Çeşitli standartlarda nitrat değeri şöyledir:
· TSE: 50 mg/l N03;
· EC: 50 mg/l N03

17. Nitritler:
Nitratlara benzer etki gösterirler, ancak çok daha tehlikelidirler. Kan zehirlenmesine, kanda oksijen taşınmasını engelleyerek oksijensizlikten boğulmaya sebep olurlar. Kaynağını endüstriyel kirlenme ve gübreler oluşturur. Çeşitli standartlarda nitrit değeri şöyledir:
· TSE: 0,5 mg/l N02.
Baraj suyundan içme suyu nasıl elde edilir?
Baraj suyundan içme suyunun nasıl elde edildiğine ilişkin açıklamalar İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından yapılıyor. İSKİ'de yer alan bilgilere göre baraj suyundan içme suyu eldesi için öncelikle baraj ve regülatör gibi su kaynaklarından temin edilen su, arıtma tesislerinde işlemden geçirildikten sonra şebekeye verilmektedir.
Su kaynaklarından alınan ham suyun kullanıma elverişli hale gelmesi için çeşitli işlemlerden geçirilmesi gerekir.
İçmesuyu arıtılmasında üç temel prensip hedeflenmiştir:
1- Suyun fiziksel ve estetik kalitesinin sağlanması,
2- Suda bulunması muhtemel zehirli veya sağlığa zararlı maddelerin giderilmesi,
3- Hastalık yapıcı mikroorganizmaların etkisiz hale getirilmesi.
İçmesuyu kaynaklarından isale hatları ile kapalı ortamlarda arıtma tesislerine ulaştırılan sular, gerekli arıtma işleminin ardından şehre verilir.
Fiziksel ve kimyasal olarak çeşitli işlemlerden geçen sulara havalandırma ünitesiyle gerekli oksijen kazandırılır. Ozonlama yöntemiyle de oksidasyon ve dezenfeksiyon sağlanır. Böylece içmesuyu arıtma tesislerinde birçok işlemden geçen sular, klorlanmak suretiyle hiçbir kirliliğe maruz kalmadan musluklarımıza kadar ulaşır.
Barajlarda bulunan ham suların, musluklarımıza kadar sağlıklı ve kesintisiz bir şekilde ulaşması için sadece içmesuyu arıtma tesisleri yeterli değildir. İçmesuyu şebekesi, isale hattı, terfi merkezi ve su depolarının da bulunması gereklidir. Bu unsurlardan herhangi birisi olmadığı taktirde suyun sağlıklı bir şekilde musluklara ulaşması mümkün olmaz.
Doğadaki mevcut su kaynakları, bazı istisnalar dışında, içmesuyu ihtiyacı için doğrudan kullanıma uygun değildir. Bu yüzden suların bir tasfiye işleminden geçirilmesi gerekir. Dere, baraj, göl, kaynak gibi yüzeysel su kaynakları ve yeraltı sularından elde edilen ham su, tasfiye işlemlerinden geçirerek, sağlık koşullarına uygun hale getirilir.
Baraj ve göl gibi içmesuyu kaynaklarından gelen su, içmesuyu arıtma tesisine önce giriş yapısından gelir. Ardından, havalandırma yapısına giren su, burada havalandırılır. Aynı zamanda, suyun içindeki oksijen miktarı artırılır ve ön klorlama işlemi yapılır. Buradan çıkan su, ozon temas tankına gelir. Bu tankta, suyun temizlenmesine yönelik ilk aşama gerçekleşir. Suya, ozon jeneratöründen ozon verilerek, içindeki mikropların öldürülmesi sağlanır.
Ozon temas tankından çıkan su, hızlı karıştırıcıların içine girerek, alüminyum sülfat bozlaması ile içindeki katı maddeler çökertilir. Burada alüminyum sülfatla karışmış olan su, yavaş karıştırıcı ünitesinde, polielektrod verilerek, suyun içindeki katı maddelerin dibe çökmesini sağlayan durultucuya gelir.
Burada iri taneli katı maddeler, trident ve koni vasıtasıyla tasfiye edilir. Daha sonra buradan çıkan su, filtre yapısına girer. Filtreden çıkan temiz su, hijyenik şartları sağlayabilmek için klor temas tankında klorlanarak, temiz su deposuna, ardından pompa istasyonları aracılığıyla dağıtıma geçer. Dağıtıma hazır olan su, artık içilebilir durumdadır.
İçmesuyu Arıtma Tesisleri genel olarak şu bölümlerden oluşmaktadır:
Havalandırma Ünitesi:
Baraj veya gölden alınan hamsuyun tesislere giriş yaptığı ilk ünite havalandırma ünitesidir. Havalandırma havuzuna alınan hamsulardaki tat, koku ve amonyak gibi parametreler atmosfere verilerek giderilirken demir, mangan ve organik madde gibi parametreler de okside olarak arıtma tesislerinde giderilebilecek seviyeye ulaştırılmaktadır.
Ozonlama Ünitesi:
Ozonlama ünitesinde su içerisinde bulunan mikroorganizmalar giderilmekte ve sudaki tat ve koku düzeltilmektedir. Üretilen ozon, temas tankının dibindeki difizörler vasıtasıyla havalandırmadan gelen suya verilmektedir.
Hızlı Karıştırma Ünitesi:
Hızlı karıştırma yapısında negatif yüke sahip olan maddeler suya ilave edilen pozitif yüklü koagülant maddeler (demir üç klorür, alüminyum sülfat ve demir sülfat) ile polielektrod homojen bir şekilde karıştırılır.
Yavaş Karıştırma Ünitesi:
Koagülant maddenin etkisiyle hızlı karıştırıcıda yükleri nötrleştirilen maddelerin yumak haline dönüşmesi için yavaş karıştırma ünitesine alınır. Bu ünitede sular yavaş karıştırılarak bu maddelerin birbirleriyle buluşup flok haline gelmesi sağlanır.
Çöktürme Ünitesi:
Hamsu içerisinde bulunan ve yavaş karıştırma ünitesinde flok haline gelen maddelerin sudan ayrıldığı bir bölgedir.
Filtrasyon Ünitesi:
Çöktürme ünitesinde giderilemeyen flokların giderildiği ünitedir.
Temiz Su Haznesi:
Filtre ünitesinden çıkan arıtılmış sular son dezenfeksiyona tabi tutulduktan sonra şebekeye verilmek üzere temiz su haznelerine alınır.
Çamur Susuzlaştırma Ünitesi:
Tesis ünitelerinden çıkan çamurlu sular, susuzlaştırma ünitesinde yönetmeliklere uygun olarak belli oranlarda susuzlaştırdıktan sonra düzenli depolama alanlarına götürülmek üzere tesisten uzaklaştırılır
11.SU KİRLİLİĞİNİN KONTROLÜ NASIL YAPILIR
Su kirliliğinin ölçümü ? Su kirliliği, fiziksel, kimyasal veya biyolojik olmak üzere birçok farklı yöntemle belirlenebilir. Çoğu yöntem, analitik testler sonucunda belirlenen örnekleri içinde barındırır. Sıcaklık gibi bazı ölçümler, suyun bulunduğu yerde örnekleme olmaksızın yapılır. Hükümet temsilcilikleri ve araştırma örgütleri, ölçüm yöntemleri için belli standartlar içeren ve onaylanmış programları dünya çapında yayınlamış durumdadır. Bu sayede farklı zaman ve yöntemlerle yapılan farklı testlerin karşılaştırılabilmesi kolaylaşmıştır

Örnekleme Suda yapılan fiziksel veya kimyasal ölçümler birkaç farklı yöntemle yapılabilir. Kirletici özelliklerine veya istenilen doğruluk payına göre bu yöntemlerden birisi seçilir. Birçok kirlenme olayı, yağmur olaylarıyla bağlantıların bulunması gibi nedenlerden dolayı kesin bir zamanla sınırlıdır. Bu nedenle örnekleri toplamak, her zaman kesin olarak sonucu göstermeyebilmektedir. Bilim adamları bu tip verileri sıklıkla otomatik örnekleyicileri kullanarak belirler.

Biyolojik yöntemlerde örnekleme, değerlendirme biçimine göre değiştiği gibi, suyun yüzeyinden bitki ve/veya hayvan örnekleri alınarak yapılır. Bu organizmalar çoğunlukla sayımları yapıldıktan sonra suya geri bırakılır. Ancak kimi zamanlarda toksik madde türlerini ve etkilerini araştırmak üzere denek olarak kullanılırlar.

Fiziksel ölçüm Fiziksel ölçüm, sıcaklık, katı derişimi ve bulanıklık gibi farklı birimlerde ölçümler aracılığıyla yapılır.

Kimyasal ölçüm Su örnekleri analitik kimya ilkelerine uyarak test edilebilir. Özellikle bir su havzasındaki organik veya inorganik maddelerin derişiminin ölçülmesi bu gruba girer. Yine sudaki pH, biyokimyasal oksijen ihtiyacı (BOD), kimyasal oksijen ihtiyacı (COD), besin değerleri (nitrat ve fosfor bileşikleri), metaller (bakır, çinko, kadmiyum, kurşun ve civa gibi), petrol ve hayvan yağları, toplam petrol hidrokarbonları (TPH), ve böcek ilaçları oranı ölçümleri, kimyasal ölçümün içindedir.

Biyolojik ölçüm Biyolojik ölçüm, bir bitkinin, hayvanın ve/veya mikroorganizmanın bir su ekosisteminin sağlığının ölçülmesi için kullanılmasını kapsar
http://tr.m.wikipedia.org/wiki/Su_kirlili%C4%9Fi#/image/Dosya:Research-_water_sampling_equipment.jpg

Su kirliliğinin kontrolü
Evsel atıklar Kent alanlarında, evsel atıklar, atık ve artık toplama merkezlerinde toplanır ve işlem görürler. Bu merkezlerin bir çoğu ABD'de yerel yönetimlerin denetimi ve kontrolü altındadır. Yerel yönetimlere bağlı bu atık toplama merkezleri katı atıklar gibi genel kirletici maddeleri kontrol etme görevini üstlenirler. Doğru tasarlanan ve yönetilen atık toplama merkezleri (örn., ikincil filtreleme ya da daha iyi sistemlere sahip olanlar) katı atıkları yüzde doksan oranında temizleyebilmektedir. Bazı atık toplama merkezlerine gıda atıkları ve patojenler için ek filtre sistemleri dahil edilmiştir. Yerel yönetimlere bağlı atık toplama merkezlerinin çoğu endüstriyel atıkların içerisindeki toksik maddeleri filtreleyebilecek sistemlere sahip değildir.
kaynakça:
http://tr.m.wikipedia.org/wiki/Su_kirlili%C4%9Fi
12.su kirliliği nasil önlenir?

Suyun yaşamın devamı açısından ne denli önemli bir kaynak olduğu bilinciyle bizden sonra gelecek kuşaklara sağlıklı içme suyu ve yaşanabilir bir çevre bırakmamız gerektiği konusunda büyük görev düşmektedir.
Su kirliliğini önlemek için devlet tarafından yapılacak müdahalelerde ilk akla gelen girişim, kirlilik standartlarının belirlenmesidir

Arıtma tesisleri kurulmalı ve özenle işletilmeli.
Belirli yerlerde nüfus artışının önüne geçilmeli.
İnsanlar bilinçlendirilmeli.
Su kaynaklarının korunması için iyi politikalar geliştirilmeli,plan ve programlar yapılmalı.
Hava ve toprak kirliliğine sebep olan faktörler ortadan kaldırılmalıdır.

kaynakça: Kaynak : http://eodev.com/gorev/1314749

Su kirliliğine karsi alınacak önlemlerden bir haber.Karasu arıtma tesisi yükseliyor..

Karasu’da inşa edilen Atıksu Arıtma Tesisindeki çalışmaları inceleyen SASKİ Genel Müdürü Rüstem Keleş, “11 Milyon TL’lik yatırımla inşa edilecek tesis ile Karasu ve Karadeniz’in kirlenmesi önlenecek” dedi.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) Karasu Atıksu Arıtma Tesisi yapım çalışmaları büyük bir hızla devam ediyor. 11 Milyon TL’lik yatırımla hayata geçirilen proje hakkında bilgi veren SASKİ Genel Müdürü Rüstem Keleş, “Karasu’da inşa ettiğimiz arıtma tesisiyle ilçenin atık suları arıtılacak. 50 yıllık nüfus projeksiyonuna göre projelendirdiğimiz tesis sayesinde Karasu’da atık sular uzun yıllar sorun olmaktan çıkacak” diye konuştu Daha temiz Karasu Atıksu Arıtma Tesisinin, Karasu ve Karadeniz’in kirlenmesini önleyeceğini de ifade eden Rüstem Keleş, “Atıksu Arıtma tesisimizde çalışmalarımız hızla devam ediyor. Tesisimizi 2015 yılının yazında tamamlayarak hizmete almayı planlıyoruz. İnşallah tesisin hizmete girmesiyle Karasu’nun korunması adına çok önemli bir çalışma hayata geçirilmiş olacak” şeklinde konuştu.

kaynakça: Kaynak: http://www.sakarya.bel.tr/haber.php?id=6981&uk=16&ak=44


13.Su kirliliği sonuçları
Maddeler halinde başlıca su kirliliğinin sonuçları şunlardır:

• Kirli suların açtığı hastalıklardan her yıl 1-2 milyon insan ölüyor her 8 saniyede bir bebek can veriyor

Kirli su kurbanlarının çoğu gelişmekte olan ülkelerde 1-2 milyar insanın içecek suyu yok

Dünya nüfusunun üçte birinin 2-4 milyar insanın su arıtma tesisi yok

• Son yüzyılda dünya nüfusu 2 kat su tüketimi ise 6 kat artmıştır

• Kalkınmakta olan ülkelerde sanayi atıklarının %70’i kanalizasyonun %90’ı doğrudan su kaynaklarına verilmektedir

• Dünya nüfusunun %40’ı su sıkıntısı çekmektedir


• Ortalama 2 milyon ton atık her gün nehirlere göllere ve derelere atılmaktadır

• 1 lt atık su 8 lt temiz su kirletmektedir

• Dünyada ortalama 12 bin m3 kirlenmiş su var Kirlenme engellenmezse 2050’de bu kirlilik 18 bin m3’lük temiz suyun kaybedilmesine neden olacaktır

• Dünya tarım alanlarının %70’i çölleşme tehlikesi altında

Su kirliliğinin ekonomik yönden yarattığı sorunları şöyle sıralayabiliriz:
Atık temizleme ve içme suyu arıtma tesislerinde daha fazla işlem gerekmesi nedeniyle giderlerin artması.

Kirli sular sulama suyu olarak kullanıldığında, sulanan alanların kirlenmesi ve bunun sonucunda verim düşmesine sebep olması,


Su ortamında doğal dengeyi bozan kirleticilerin, bu ortamdaki yaşamı etkilemesi ve bunun sonucunda su ürünlerinde azalmanın meydana gelmesi, su kaynağında estetik yönden bozulmaların olması, turizm, su sporları ve dinlenme amacıyla yararlanmayı kısıtlanması..

(kaynak:dsi gov tr)

14.Su kirliliğinin doğa ve canlılar üzerindeki etkisi
Atık sulardaki kimyasal maddeler ve organik bileşikler suda çözünmüş olan oksijenin
miktarının azalmasına sebep olur. Bu da suda yaşayan bitki ve hayvanların ölüm oranlarını
artırmaktadır. Bu tür sular daha koyu renge ve pis kokuya sahiptirler. Hatta bazı göller veya
derelerde aşırı kirlenme sonucu canlı yaşamı sona ermiş ve içerisinde atıklardan meydana
gelen adacıklar oluşmuştur.
Çiftçiler tarafından daha verimli ürün elde edebilmek için kullanılan gübreler, yağmur
gibi etkenlerle yeraltı ve yerüstü sularına karışmaktadır. Yüksek oranda nitrat ve fosfat
içeren gübreler suya karıştığında suda yosunların daha fazla üremesini sağlar bu da
yosunların diğer canlılardan daha fazla oksijen kullanmasına sebep olur ve diğer canlıları
tehdit eder. Bu tür sular pis kokulu ve kötü tadlı olurlar.
Benzer olarak deterjanlar ve tarım ilaçları da su kaynaklarını önemli ölçüde
kirletmekte olup canlı hayatını tehdit etmektedir. Ancak, bu kullanılan maddeler bakteriler
tarafından parçalanabilir hale getirilebilirse, kirlenme
oranı azaltılabilir.
Radyoaktif atıklar da gün geçtikçe tehlike oluşturmaktadır. Bu atıklar belirli şartlarda
saklanmaktadır. Fakat bazı durumlarda kaza ile veya bilinçsiz bir uygulama ile tabiata ve
yeraltı sularına karışmaktadır. Radyoaktif atıklar tarafından yayılan radyasyon ise canlılarda
kanser ve mutasyonlara sebep olmaktadır.
Fabrikalar genellikle dere veya göl kenarlarına kurulur. Çünkü soğutma ve diğer
işlemler için suya ihtiyaç vardır. Soğutma amaçlı kullanılan dere veya göl suyu kimyasal
olarak kirlenmeden tekrar göle veya dereye döner. Fakat bu su biraz ısınmış olur. Meselâ,
yaz aylarında fabrikaya yakın suların sıcaklığı 25°C civarındadır. Sudaki sıcaklık artışının iki
kötü sonucu vardır. Birincisi, ısınan su içerisinde, çözülen oksijen miktarı azalır. İkinci
sonuç ise, sıcaklık artışı ile sudaki maddelerin çürüme ve bozunma hızları artar. Bunun
sonucu olarak çürüme de sudaki oksijeni tükettiği için, sudaki oksijen miktarı daha fazla
azalır. Suda çözünen oksijen miktarının azalması su altı hayatını tehdit eder. Doğal dengeyi
bozar ve su kaynaklarını kirletir.

Yer yüzündeki sular, güneşin sağladığı enerji ile sürekli bir döngü içinde bulunur İnsanlar, ihtiyaçları için, suyu bu döngüden alır ve kullandıktan sonra tekrar aynı döngüye iade ederler Bu süreç sırasında suya karışan maddeler, suyun fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini değiştirerek “su kirliliği” olarak adlandırılan durum ortaya çıkar . Ortaya çıkan bu durum insanların su döngüsünden eskisi gibi yararlanamaması, yada yararlanma sırasında bir takım bozukluklar meydana getirir.
Kaynak

http://www.forumbahane.net/maol-10-sinif-ders-notlari/194103-su-kirliliginin-dogaya-etkisi.html


BURSA – ORHANELİ’DE YAŞAYAN KÖYLÜLER

Köyde içme suyuna zarar veren iki mermer ocağının bulunduğunu öne süren Acar, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Buradan çıkan atık sular doğrudan bizim su kaynağımıza karışıyor. Geçtiğimiz günlerde köylü kadınlarımız Bursa Valisi ile görüştü. Bize sorunun üç gün içerisinde çözüleceği söylendi. Ancak iki haftadır bir cevap alamadık. Biz de savcılığa gelerek suç duyurusunda bulunmaya karar verdik.''
Aylardır yıkanmak için bile su bulamadıklarını söyleyen köylü kadınlar ise gerekirse Ankara'ya kadar yürüyeceklerini ifade ettiler.
Açıklamanın ardından köylüler, mermer ocağı ile ocağa çalışma ve ruhsat izni veren kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunmak için hazırladıkları dilekçeleri cumhuriyet savcılığına teslim ettiler.
kaynakça
http://www.zaman.com.tr/gundem_bursada-su-kirliligi-ile-ilgili-suc-duyurusu_1318487.html

Kaynakça
https://www.google.com.tr/search?q=su+kirlili%C4%9Fi&biw=1366&bih=667&tbm=isch&tbo=u&source=univ&sa=X&ei=PglIVKXpB9XjarrPgcgL&ved=0CBoQsAQ

15.Suyun geri dönüşümü
Hızlı nüfus artışı, aşırı sanayileşme, artan kuraklık ve aşırı tüketim ile birlikte tatlı su kaynakları global ölçekte hızla tükenmektedir. Günümüzde ; Atıksu arıtma tesisi çıkış sularını sadece doğaya zararsız hale getirip deşarj etmek yerine, ileri arıtmalarla geri kazanmak artan su ihtiyacı nedeniyle vazgeçilmez hale gelmektedir. Membran, iyon değiştirme vb. ileri arıtma yöntemleri ile arıtılan atıksular Endüstriyel kullanımda aşağıdaki alanlarda değerlendirilmektedirler.
Soğutma Suları Proses Suları Kazan Besleme Tesis
Alan Sulaması Yangın Söndürme
Gri suyun geri dönüşümü
Duştan, küvetten, lavabodan, mutfaktan, bulaşık ve çamaşır makinesinden gelen az kirlenmiş evsel atık suya “GRİ SU” denir. Kısaca evsel atık suyun, siyah su (tuvaletlerden gelen ve foseptik atığı içeren su) içermeyen kısmıdır. Gri su atık sular içinde en büyük orana sahiptir. Genellikle evsel atık suyun %50 – %80 ’i oluşturur.
Gri suyu toplayarak, kullanım suyu olacak kalitede arıtıp, tekrar kullanılmasını sağlayan sistemlerdir.

Gri Suyun Arıtılma Aşamaları :
1. Oksijen zenginleştirme : Gri su kirli su haznesine boşaltılır, ardından su kısa bir süre oksijen ile zenginleştirilerek dinlendirilir.
2. Biyolojik arıtma : Suyun dinlendirme aşamasında bakteri kültürleri organik maddeleri yok eder.
3. Membran teknolojisiyle ultra filtrasyon : Ultrafiltrasyon, 0,02 mikron gözenek boyutuyla güvenilir bir filtrasyon sağlamaktadır. Bu teknoloji ile suda bulunan muhtemel bakteri ve virüslerin tamamı giderilmektedir. Böylece arıtılan su, yıkanma ile arıtma suları yönetmelik ve standartlarına uyumlu hale getirilir.
Geri Kazanılmış GRİ SU Kullanım Alanları * Tuvalet Rezervuarları * Çamaşır Yıkama * Bahçe Sulama * Süs Havuzları * Araba Yıkama * Genel temizlik * Yangın Tesisatı Beslemesi * Soğutma Kulesi Beslemesi

Gri Su Geri Kazanım Sisteminin Faydaları
* Hızlı ve kolay arıtılabilmekte ve % 50’ye varan su tasarrufu
sağlamaktadır.
* Kullanım suyu olarak yüksek kaliteli içme suyunu kullanmak yerine,
içme suyu kalitesinde olmayan arıtılmış gri su kullanarak içme suyu
kullanım miktarımızı azaltılır ve böylece doğal su kaynaklarımızın
korunmasına yardımcı olunur.
* Yerinde arıtımı yapılan gri su ile kanalizasyona verilen atık su miktarı
azalacağı için, belediyeler tarafından yapılan ve yüksek fiyatlara mal
olan arıtım sistemlerinin hacmi azalacak ve yatırım maliyetleri
düşecektir.

* Gri su geri kazanım sistemleri içme suyu kullanım oranlarını azalttığı
için, şebeke suyu dağıtım maliyetlerinin de azalmasına sebep olacaktır. * Gri su özellikle kurak bölgelerde bahçe sulama ve bitki yetiştirmek için değerli bir su kaynağıdır. Gri su sulama suyu olarak kullanıldığında, iyi bir gübre kaynağı ve besleyici su olma özelliği de taşır.
Kaynakça erim kimya
Atk su projrsi yapan şirketler
Mefa Arıtma Sistemleri - mefaaritma.com
Tes - Atıksu Arıtma - teswatergroup.com
Çevre Teknolojileri - artimgroup.com


kaynakça:
http://www.ekoayrinti.com/images/news/5375.jpg
kaynakça :
http://www.61saat.com/images/haberler/29445.jpg
16.Suyun hayatımızdaki onemi
Su, bütün canlılarının yapılarının en büyük bölümünü oluşturur. İnsan besin almadan haftalarca yaşayabilir fakat susuz ancak birkaç gün yaşayabilir. Vücudumuzun 2/3 ü sudan oluşur. Canlılardaki bütün hayat hücreden başlayarak dokularda, organlarda, sistemlerde devam eder. Bütün bu olaylar sıvı ortamda oluşur ki bu sıvı ortamın aslı sudur (Kaynakça: .bilgi ustam.com)
İnsan vücundaki su orana yaşa ve cinsiyete göre değişiklik gösterir. Yeni doğan bir bebeğin vücut ağırlığının yaklaşık %75 i suyken, bu miktar yaşlandıkça düşmeye devam eder. Su, besinlerin sindiriminde, besinlerin parçalanmasıyla oluşan atık maddelerin akciğer ve böbreklere taşınıp dışarı atılmalarına, vücut ısısının denetiminde, kanın işlevini yerine getirmesinde, ve cildi nemlendirmede görevlidir.( Kaynakça: .bilgi ustam.com)

Kaybolan suyu dengelemek için vücudumuza günlük 2-2,5 litre su almalıyız.Yeterli su almamak cildin kurumasına, erken yaşlanmaya, saçlarda matlaşmaya, halsizliğe, kabızlığa neden olabilir. Çay, kahve, kolalı ve asitli içecekler kafein içerdiklerinden vücutta su kaybına neden olurlar. Bu yüzden ne kadar sıvı tükettiğimizi hesaplarken bunları göz önünde tutmamak gerekir.

Çeşitli Amaçlarla Kullanılan Su Çeşitleri
Şişe Suyu
Artezyen Suyu veya Artezyen Kuyu Suyu:
Yeraltı Suyu
Maden Suyu veya Mineralli Su
İşlenmiş İçme Suyu
Gazlı Şişe Suyu
Steril/Sterilize Su
Kaynak Suyu

Suyun insan yaşamındaki önemini, kısaca aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:
a) Su biyolojik bir çözücüdür ve bu çözücü rolüyle vitaminlerin ve minerallerin hem vücutta taşınmasını, hem de çözülmesini sağlar.
b) Su vücut sıcaklığının düzenlenmesinde çok önemli bir rol oynar.
c) Derinin nemlenmesinde, toksinlerin atılmasında ve vücudun temizlenmesinde temel bir görev üstlenir.
d) Böbreklerin çalışmasını kolaylaştırır.
e)Kayganlaştırıcı bir madde olması nedeniyle birçok organın gerektiği gibi çalışmasını sağlar. Suyun insan vücudundaki rolü ise aşağıdaki gibi sıralanabilir: • Beynin % 75’i sudur. (Orta derecede susuz kalmak, baş ağrısı ve baş dönmesine yol açabilir.)

• Su nefes almak için gereklidir.
• Vücut sıcaklığını düzenler.
• Tüm hücrelere besin ve oksijen taşır.
• Kanın % 92’si sudur.
• Nefes almak için oksijeni nemlendirir.
• Hayati organları korur ve yastık görevi görür.
• Gıdayı enerjiye çevirmeye yardımcı olur.
• Besinlerin emilimine yardımcı olur.
• Atıkları uzaklaştırır.
• Kemiklerin % 22’si, kasların % 75’i sudur.

KAYNAKÇALAR
Kaynakça :
http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1187&Bilgi=su

Kaynakça :
http://www.betaalkaliyasam.com/wp-content/uploads/alkali-su-2kat-fazla-oksijen-icerir-2.jpg

Kaynakça :
http://neolitikhanim.files.wordpress.com/2009/05/bogaz.jpg

Kaynakça:
http://vatanseverpatriot.blogcu.com/kuresel-isinma-fotograflari/5779352

Kaynakça
:http://www.dersimiz.com/bilgibankasi/SU-KIRLILIGI-NEDIR-HAKKINDA-BILGI-185.html#.VE0gw

Kaynakça
:http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/su-kirliligi-ve-nedenleri-nedir+su-kirliligi-ve-nedenleri-hakkinda

Kaynakça:
http://magazin.sausosyal.com/wp-content/uploads/2014/04/%C3%BCmleri.jpg
Kaynakça :
https://cevreci.files.wordpress.com/2009/12/sukirliligi1.jpg

Kaynakça:
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23666810.asp

Kaynakça
:http://www.istesaglikdergisi.com.tr/index.php/ekim-2009/157-cevre-kirliliginin-bas-aktorleri-fabrikalar

Kaynakça:
http://www.msxlabs.org/forum/cevre-bilimleri/78685-aritma-nedir-atik-su-aritma-sistemleri-hakkinda-genel-bilgiler.html#ixzz3HXmsoCtJ
Full transcript