Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

Antik Yunan devrinde yaşayan Sofistler, gençleri gramer,

No description
by

ayşen çiçek

on 6 November 2013

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of Antik Yunan devrinde yaşayan Sofistler, gençleri gramer,

HAZIRLAYAN: AYŞEN ÇİÇEK
Antik Yunan devrinde yaşayan Sofistler, gençleri gramer, retorik, diyalektik alanlarında keskin tartışmacı ve ikna ediciler olarak yetiştirirken pragmatist ve utilitarist bir amaç güdüyorlar, Atina demokratik ortamına "hatip"(politikacı) hazırlıyorlardı.
Sparta'da ise hayata yakın, hayat için yeni elemanlar yetiştirmek amacında idiler.
Aristoteles de "eğitimin ana görevi, insanı, içerisinde yer aldığı toplumun ya da devletin erdemli ve bilgili bir unsuru yapmaktı" diyordu.
Platon, eğitime "çocukları ve gençleri hayata hazırlamak" görevi verirken;
Stoacı L.A. Seneca, "tabiata uygun yaşama" felsefesi içinde,
"insan okul için değil, hayat için öğrenmelidir."
("Non Scholae, sed Vitae Discimus")
ilkesini ortaya koydu.
Ama hayat ne idi?
Hayat insandan neler istiyordu?
Ortaçağ'da insanlar ve "bu dünya" önemli değil, Tanrı ve "öte dünya" önemlidir.
"Metod çağı" denilen 17. yüzyılda öğretim metodları üzerinde durulmuş, ancak gene de eğitimin insanı
"ebedi hayata hazırlaması" (Komenski),
"tabiat ve kültür hakkında reel bilgiler kazandırılması" (J. Milton),
"toplumun ahlakileştirilmesi" (Fenelon)
gibi amaçlar ileri sürülmüştür.

Aydınlanma çağının başlamasıyla tabiata dönüş akımı da başlamış, tabiatın en iyi öğretmen olduğu (C. de la Chalotais) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür

Rousseau, insanın doğal barış ve özgürlük içinde yaşayacağı bir ortam arıyordu. O'na göre insan, önce "insan" ("I'homme") olarak, kırlarda ve ormanlarda yetişmelidir.

Philantrop düşünürler, eğitimde, faydalı olma ilkesiyle tabiat, okul ve hayatın dengeli bir şekilde birleştirilmesi ve çocukların aktif olması, kendi kendine faaliyete geçmeleri gereğini vurgulamışlardır.
Rönesans devri,yeni bir hayat ideali ve üslubu getirdiği için, eğitimin de özden değişmesi istendi.

Değerler ve dünya görüşleri değiştiği için, dindar insan yetiştirme yerine "estetik şahsiyet" yetiştirme geçti.

Rönesans devrinin hümanistleri, aristokratik bir hayat için aristokrat çocuklarının eğitimi üzerinde duruyorlar; ancak, insanın içinde yaşadığı tabiata da, kültür kadar önem vermesi gerektiği hususunu belirtiyorlardı.


M. de Montaigne eğitimin, insanı pratik hayata hazırlayıcı fonksiyonu üzerinde duruyordu.
OKUL İLE HAYAT ARASINDAKİ İLİŞKİ ZORUNLULUĞU

TARİHİ BAKIŞ

18. yüzyılda artık hümanist görüşüne karşı "modern" bir realist eğitim gelişmiştir.
Fransız Condorcet, köylü çocukların, hayatlarını kazanmaları için para kazanma yollarını öğrenmeleri lüzmudan bahsederken;
Lepeletier Fransız eğitiminin günlük uğraşlarında elişinin birinci sırada yer alması gerektiğini vurguluyordu.
Alman Klasik ve idealistleri, bir taraftan hümanist eğitim akımını geliştirirlerken; diğer taraftan da Real okulları kurup geliştirdiler.

Real okullar, sadece pratik ve faydalı işlere yöneldiği için Yeni Hümanistler (Schiller, Goethe, Wolf, Herder, Humboldt v.s) tarafından aşağı görüldüler.

Bunlara göre insan her türlü sosyal ve dini baskıdan kurtulmalı, kendini hürriyet içinde geliştirmeli idi.
Kant ve Fichte sağlam ve sarsılmaz bir irade ile ahlaki şahsiyet yetiştirmeyi amaç olarak benimserken,

Hegel

"tabiata değil,

kültüre uygun"
bir şahsiyet yetiştirme biçimini savunurlar.
Full transcript