Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

ANLATININ ZAMANLARARASI, METİNLERARASI YOLCULUĞU: AYLA KUTLU’NUN KADIN DESTANI ADLI ESERİNDE ALTMETİN OLARAK GILGAMIŞ DE

No description
by

betul havva yilmaz

on 21 March 2014

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of ANLATININ ZAMANLARARASI, METİNLERARASI YOLCULUĞU: AYLA KUTLU’NUN KADIN DESTANI ADLI ESERİNDE ALTMETİN OLARAK GILGAMIŞ DE

ANLATININ ZAMANLARARASI, METİNLERARASI YOLCULUĞU:
AYLA KUTLU’NUN KADIN DESTANI ADLI ESERİNDE ALT METİN OLARAK GILGAMIŞ DESTANI DESTAN TÜRÜ ÜZERİNE destan sözü ALT METİN OLARAK GILGAMIŞ DESTANI bir destan olarak Gılgamış KADIN DESTANI’NA METİNLERARASI BİR YAKLAŞIM destan tanımı 1. isim, edebiyat Tarih öncesi tanrı, tanrıça, yarı tanrı ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları konu alan şiir, epope: Manas, Şehname, İlyada, Kalevala birer destan örneğidir.

2. Bir kahramanlık hikâyesini veya bir olayı anlatan, koşma biçiminde, ölçüsü on bir hece olan halk şiiri.

3. Çağdaş Türk edebiyatında biçim ve içerik yönünden, geleneksel destanlardan ayrılık gösteren uzun kahramanlık şiiri: Üç Şehitler Destanı. Çanakkale Destanı.

(http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.5090e7fd003c15.92866127 erişim: 31.10.2012) Destan, bir millet veya toplumun hayatında derin bir iz bırakmış olaylardan kaynaklanıp; çoğunlukla manzum, bazen de manzum-mensur karışık; birden fazla olayın aktarımına izin veren genişlikte; usta bir anlatıcı tarafından veyahut da ustalardan öğrendiğini aktaran bir çırak tarafından, bir dinleyici kitlesi önünde bir müzik aleti eşliğinde ya da bir melodiyle anlatılan; sözlü olarak anlatılanlarından bazıları yazıya geçirilmiş; bir milleti veya toplumu sonuçları bakımından ilgilendiren bir kahramanlık konusuna sahip; dinlendiğinde veya okunduğunda milli değerleri, şahsî değerlerin üstünde tutmayı benimseten sözlü veya yazılı edebi yaratmadır. (Ekici, 2002, 18)
Epik destan: yeryüzünün ve kâinatın oluşumuna, kaostan kozmosa dönüşüm sürecine dair geleneksel dünya görüşlerinin ilk verileri olarak tanımlanabilecek olan mitlerden sonra ve çoğunlukla onların gölgesini ve çizgilerini bir çerçeve olarak taşıyan; gerek kahramanlarının ve gerekse olayların akışıyla birlikte tarihe ait zamanlarda olmuş olayların hikâyesi inancıyla (…) nakledilen en geniş anlamıyla kahramanlık ana temalı öyküler. (Çobanoğlu, 2003, 16) tür kavramı Jale Parla: Günümüz anlatılarında türler arası geçişler fazlasıyla yaygınlaşmış, neredeyse türe karşı bir yazın türü oluşmuştur.

Ihab Hassan: Postmodern yazında tür kavramı geçersizleşmiştir.

René Wellek: Zamanımızın hemen hemen bütün yazarlarında tür farklılıklarının bir önemi kalmamıştır. Sınırlar sürekli ihlal edilmekte, türler birleştirilmekte ya da iç içe geçmekte, eski türler birleştirilmekte, yeni türler yaratılmaktadır. Öyle ki, tür kavramının kendisi sorgulanmaktadır.


Yirminci yüzyılın sonunda yazın türleri tartışmalarının yazın türünün artık modası geçmiş bir kavram olduğu noktasına gelip dayanmıştır... (bkz. Parla, 2010, 33) Richard Bauman:
Tür, belli tipteki bir metnin üretilmesine ve alımlanmasına yönlendirilmiş bir söylem stilidir.
Bir söylem, belirli bir tür ile kaynaştırıldığında, onun üretilmesini ve yorumlanmasını sağlayan süreç, önceki metinlerle olan metinlerarası ilişkilere aracılık edecektir. (Bauman, 2009, 251) Kadın Destanı'nın alt metni olarak Gılgamış Mevcut destan tanımlarına uygun olarak Gılgamış,

tarih öncesi tanrı, tanrıça, yarı tanrı ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları konu alan,

mitlerden sonra ve çoğunlukla onların gölgesini ve çizgilerini bir çerçeve olarak taşıyan,

tahminen üç bin yıldan uzun bir süre önce manzum şekilde yazıya geçirilen bir destandır. Metin Ekici:
Destanlarda ideal insan tipi daha çok kendi şahsi hırslarının ve arzularının çok üstüne çıkmış, kendi toplumu için her defasında hayatını ortaya koyma cesaret ve kabiliyeti göstermiş karakterler etrafına bina edilirler.
Destanlarda anlatılan kahramanlıkları yaşayanlar, üstün başarı gösteren karakterler genellikle erkek karakterlerdir. Muzaffer Ramazanoğlu :

Gılgamış destanı, Babillilerin ulusal destanıdır. Destanın bu nitelemeye hak kazanmasının nedeni, ulusun her bireyine seslenmesinden; destan kahramanının, halkın erkeklik ülküsünü en özlü biçimde canlandırmasından ve insan yaşamı sorununun destanda büyük bir yer tutmasından ileri gelmektedir. (Ramazanoğlu, 1998, 13) Gılgamış destanı Güney Mezopotamya’da bulunan Uruk adlı şehrin üçte ikisi Tanrı olan hükümdarı Gılgamış’ın kahramanlık anlatısıdır. Enkidu'nun yaratılması Muzaffer Ramazanoğlu çevirisinde Gılgamış’ın oğlu babaya, sevileni sevene, kocayı karıya bırakmayan zorbalıkları nedeniyle; Muazzez İlmiye Çığ’ın çevirisinde ise arkadaşı olmayan Gılgamış’ın sokaklarda davul çalarak çevreye verdiği rahatsızlık nedeniyle Uruk halkının tanrılara yakarışları sonucunda Enkidu’nun yaban hayatından koparılıp Uruk şehrine getirilmesi Gılgamış ve Enkidu'nun dostlukları. Gılgamış ve Enkidu'nun maceraları. Gılgamış destanında erkeğin dünyası, erkeğin gözünden, erkek egemen dil ile anlatılmıştır.
Anlatıdaki düzenin erkeğe ait oluşu şu sözlerle ifade edilmiştir: Uruk kenti, her ne kadar tanrıları ve rahipleri tarafından olduğu kadar tanrıçaları ve rahibeleri tarafından idare ediliyorsa da; bu durum, ölümlüler arasında bir kadın-erkek eşitliğine işaret etmez. Tam tersine, tanrıçaların ve rahibelerin koruduğu düzen; içinde insanla doğa, kadınla erkek, iktidarla halk, güçlüyle güçsüz arasında bölünmüşlüğü, eşitsizliği barındırması açısından erkek-insanın düzenidir. Burada ancak bu düzene hemcinslerinin ya da diğer güçsüzleştirilmiş kesimlerin ezilmesinde yardım ve bekçilik edecek kadına paye verilir. (Gökçen, 2012, 278) Gılgamış’ta da az sayıda ve önemsiz kadın karakter vardır:
anne Ninsun,
‘erkekleri cinsel yönden eğiten’ Şamhat,
aşk tanrıçası İnanna,
deniz kenarında bir taverna işleten Siduri
Utnapiştim’in isimsiz karısı. Kadın karakterlere “sadece Gılgamış’a (ve Enkidu’ya) maceralarında yardım ettiklerinde, onlara analık edip, öğütler verdiklerinde olumlu gözle bakılır.” Fakat İnanna gibi erkeklere ihanet edip bir kadına yaklaşmayacak şekilde davranan kadınlar kınanır. (bkz. Uzundemir, 2012, 290) Yazar, “İşte ben ‘kadın da bir destan kahramanıdır, kadın da bir destan yaratabilir’ ile çıktım yola” diyerek niyetini açıklamıştır (Kutlu, 2004, 260). Bu amaçla yola çıkan Kutlu,
Gılgamış destanını
metinlerarası biçim ve yöntemlerden faydalanarak yeniden yazmıştır. DESTAN TÜRÜ ÜZERİNE ALT METİN OLARAK GILGAMIŞ DESTANI KADIN DESTANI’NA METİNLERARASI BİR YAKLAŞIM Öyküsel Dönüşüm Öykünme Değersel Dönüşüm Konu Biçem Gılgamış destanındaki

Gılgamış isimli kahraman kral,
Enkidu isimli sonradan medenileşmiş yabani insan,
Enkidu’nun tapınak fahişesi tarafından medenileştirilmesi,
Enkidu ile Gılgamış’ın dostlukları,
Enkidu ile Gılgamış’ın Ejder Humbaba (ya da Huvava) ile mücadeleleri,
Gök Boğasının öldürülmesi,
Enkidu’nun hastalanarak ölmesi
Gılgamış’ın sonsuz hayatı araması

gibi temel motifler Kadın Destanı’nda da bulunmaktadır. Kadın Destanı,
destan türünün çoğunlukla manzum, bazen de manzum-mensur karışık yazılma özelliğine uygun olarak manzum
yani şiir şeklinde,
Kutlu’nun ifadesiyle koşuk dilinde yazılmış bir eserdir. Bir: Bu bir destandı ve düz bir roman üslubu biçiminde yazılması olanaksızdı.

İki: Bu destanda Ayla Kutlu’nun mantığı egemen olamazdı, bu destanda Liyotani’nin ve Nippukir’in mantığı işleyecekti.

Üç: Sümerlerin değer yargıları gündeme gelecekti.

Dört: Onların mitolojisini oluşturan üstün güçlerin davranışlarının aktarılması da gerekecekti. Ve Ayla Kutlu’ya “Bunu sen kendi dilinle aktaramazsın” demek noktasına gelmiş olduğumu fark ettim. (…) İşte “koşuk dili”nin öyküsü de bu. (Kutlu, 2004, 259) Kitabımda Sümerler, yani bundan 5000 yıl öncesi anlatılacak.
5000 yıl öncesinin destan olmuş bir kişiliği (Gılgamış) var.
Bir de çok küçük, neredeyse milimetrik ölçüde bir fonksiyon yüklenmiş bir “kadın” var.
Ve ben bu kadının öyküsünü yazacağım (Kutlu, 2004, 256) Sümerlerin eski hikâyesinde bir alt akıntı gibi beliren ve günümüzde erkek-egemen toplumun bilinçaltında gizlenmekle kalmayıp sık sık eyleme dökülen kadın karşıtlığını, kadın korkusunu, kadın sömürüsünü bize ifşa ediyor; şaşırtıcı bir öz ve biçim bütünselliği içinde! (Kutlu, 2012, 247) Elöyküsel dönüşüm Benöyküsel dönüşüm Gılgamış destanındaki temel motiflerin yer alıyor olması İnsanların isyanı patladı:
İlk olarak kadınlar başladı:
Ağıtlar düzdüler Akkasi-ya’nın arkasından .
Yanlarına yönlerine baktılar korkuyla, Tanrıları aradılar.
Göz göze geldiler ve bunca ürküntünün yararı ne, diye sordular kendi kendilerine
Ayağa kalktılar.
Öne geçtiler. Öyle kararlı yürüdüler ki…
Bir şeyler yapmadan yoldan dönemezlerdi.
O, kadınların günüydü.
Bir ırmak oluşuyordu hızla.
Dar sokaklardan çıktılar, kucaklarında çocukları vardı, kimisi de eteklerinde.
Yumrukları sıkılıydı, bağırıyorlardı.
Ses çıkarmayanların gözlerinden taşıyordu bağırtıları, bedenlerinden ve toprağı ezen çıplak ayaklarından. (Kutlu, 2004, 88) Gılgamış destanında Gılgamış’ın halkını canavar Huvava’dan (Humbaba) kurtarmak ve adını ölümsüz kılmak için Enkidu ve birkaç genç ile sedir ormanlarına yaptığı yolculuk Kadınların başlattığı isyan: Gılgamış destanında bulunmadığı halde Kadın Destanı’nda yazar tarafından yer verilen olaylardan biri Gitmeli önce Gılgameş’le:
Büyük zafere ortak olmak için:
Öldürmek için Huvava’yı, gelmiş geçmiş en büyük koruyucuyu
Ormanların ve orman hayvanlarının dostunu.
Ölsün ki o… Artık sonsuza kadar,
Yok olsun ormanlar… yansın, kesilsin.
Ne demek, engel olmak ağaç kesimine?
Uruk kentinin yedinci sıra surlarına karşı çıkmak? (Kutlu, 2004, 158) Gılgamış ve Enkidu’nun Huvava’yı yakalayıp öldürmek üzere oldukları anın Gılgamış Destanı’nda

Gılgamış’ın bu güçlü, acımasız görünen Gilgameş’in ne de yufka yüreği varmış! Hemen Enkidu’ya yavaşça, “Bak zavallı ne kadar yalvarıyor. Bize ve insanlarımıza bir şey yapmayacağına söz veriyor. Gel onu öldürmeyelim” dedi (Çığ, 2008, 37)

şeklinde anlatılmasına karşılık Kadın Destanı’nda bunun koca bir yalan olduğunun Liyotani tarafından ifşa edilmiş olması İşte o sonsuz çölün girişinde yaratıldı Huvava öyküsü.
Engidu ölmesini istemişti, aman dileyen Huvava’nın.
Gılgameş ise bağışlamaktan yanaydı.
Çünkü bilgeydi Gılgameş; Bitek düzlüklerinde iki ırmağın kucaklaşmasından az önceki, verimlilikten çatlayan toprakların hakimiydi o.
Engidu bilemezdi bilge olmayı, toprağın kıymetini bilmemişti, avcıydı yalnızca,
Durmayı bilmez öylesi canlılar, sabırlı olmayı ve bağışlamayı.
Kırmıştı boynunu Huvava’nın.
Gerçekten değildi öykü, kimse görmemişti Huvava’yı.
(…)
Destanı onlar oluşturdular.
Gılgameş söyledi, Engidu ezberledi.
Ve Liyotani; Tapınak Yosması da ezberledi.
Olmayan Huvava’nın, olmayan boynunu kıran Engidu’nun başarısını. (Kutlu, 2004, 172)
Dünyada her şeyi bilen adamın adını ünlendireyim: onun görmediği hiçbir şey yoktur. Dünyanın bütün bilgeliklerini bilip torunlarına bırakan bir adamdır. Gizleri görüp bunların perdesini yırtan bir adamdır. (…)Uruk’un dört bir yanına duvar çektirdi. (…) Onun eşini hiç kimse yapamaz. cümleleriyle nitelendirilen, halkı tarafından sevilen, korkusuz, iyi bir hükümdardır. Analar aldı sözü, sesleri titriyordu ve üşür gibi çekiştiriyorlardı guennalarını
Fısıldadılar duydukları acıları:
Genç oğulların canlarını, rüzgara verilmiş buğday gibi savuruyor bu zalim!
Babalar destekledi, yüzleri kayadan oyulmuş gibi kaskatı:
Doğru söylüyor kadınlar, yaş akıtmıyorsak da, yüreğimizinağladığını bil.
Kızlarımızı mal gibi, köle gibi kullanıyor bu adam!
Kocalar bıkmıştı, onur kırıcıydı tavrı, yüce kralın.
Birbirlerine sunacak erdenlik armağanı bırakmıyordu ortak yaşamda.
Erkeği kadını ayırmıyordu aklına estiğinde.
Üçte ikisi Tanrı olabilirdi ama, Tanrılığın da kuralları olmalıydı. (Kutlu, 2004, 48) KADIN DESTANI GILGAMIŞ DESTANI Betül Havva YILMAZ
Full transcript