Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

Cenap Şahabettin

proje
by

Şeyma Kökler

on 7 January 2013

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of Cenap Şahabettin

(1870-1934) CENAP ŞAHABETTİN Hayatı: Öğrenim için gittiği Fransa’da Batı edebiyatını yakından tanıyarak, Parnasizm ve özellikle Sembolizm akımının etkisine kapılmıştır. Bu onun “sanat için sanat” görüşünü benimsemesini sağlamıştır. Bu konu hakkında “Edebiyattan maksat ancak edebiyattır” ve “Edebiyat için güzellikten başka gaye tanımam. İtikadımca, güzel bir eser vücuda getirerek karilerde tatlı bir hülya uyandıran şair muvaffak olmuştur” demiştir. Tevfik Fikret’in aksine, şiirde hiçbir toplum sorununa dokunmayarak sadece aşk ve doğa şiirleri yazmakla yetinmiştir. Bunlar, derin duygulardan çok, o zamana kadar kullanılmamış sözcükleri, yeni tamlamaları, mecazları, anlatım hünerleri, yeni nazım biçimleriyle göz kamaştıran, gösterişli, süslü şiirlerdir. Edebi Kişiliği: Serbest müstezadı çok kullanmıştır.
Nazmı, düz yazı ve müziğin toplamı olarak görmüştür.
Aynı şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanmıştır.
Sanatı, sanat, hatta güzellik için yapmıştır.
Bolca semboller kullanmış, tabiatla iç dünyanın kompozisyonunu çizmiştir.
Şiirlerinde duygu, görgü, bilgi ögeleri ustalıkla birleştirilmiştir.
Söz sanatlarıyla karışmış tamlamalar kurmuştur. Aruzu heceden üstün tutmuş, hece ölçüsünü ''parmak hesabı'' diye nitelendirmiştir.
Şiirlerinde toplumsal konulara değinmemiştir.
Nesirlerinde nükte ile düşünceye sıkı sıkıya bağlılık görülür.
Şiirlerinde olduğu gibi, düz yazılarında da süslü anlatıma, nükteye, zeka gösterişine, kelime oyunlarına, her türlü söz sanatına önem vermiştir.
Makaleler, sohbetler, gezi mektupları, özdeyişler, piyesler yazmıştır. Cenap Şahabettin, etkisi altında kaldığı sembolistlerin yolundan giderek, düşünce ve duygularını yeni sözcüklerle anlatmak için Arapça, ve Farsçadan o zamana kadar kullanılmamış sözcükler kullanmış, yabancı sözcüklerle birtakım yeni tamlamalar kurmuştur. Sâât-i semenfâm (yasemin renkli saatler), lerze-i rûşen (parlak titreyiş) gibi, yabancı ve eski sözcüklerle kurulan bu yeni söyleyişler çetin tartışmalara yol açmış ve bunlardan bir çoğunun Fransızca’dan çevirme olduğu ileri sürülmüştür. Divan edebiyatında kalıplaşmış birçok mecazlar ve söz kalıpları nasıl Farsça’dan aktarılmışsa, Edebiyat-ı Cedide devrinde de, birtakım kavramları anlatan yeni söz kalıpları Türkçe’ye Cenap ve arkadaşlarının kalemiyle Fransızca’dan aktarılmıştır. Parnasizm ve sembolizmin etkisinde kalmıştır.
Sembolistlerin etkisiyle şiirde, herkesin konuştuğu dilden farklı ifadelerin bulunması gerektiğine inanır.
Şiirde kelimeleri müzikal değerlere göre seçerek kullanmıştır.
Şiirlerinde daha önce hiç duyulmamış Arapça-Farsça kelime ve tamlamalar kullanmıştır. Duygu ve hayal yüklü tamlamalara yer vermiştir. ELHAN-I ŞİTA (Kış Ezgileri) Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş
gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar…
Ey kulûbün süûd-i şeydâsu,
Ey kebûterlerin neşideleri,
O baharın bu işte ferdâsı
Kapladı bir derin sükûta yeri
karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar. Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,
Eşini kaybeden bir kuş
gibi kar
Geçen ilkbahar günlerini arar…
Ey kalplerin çılgın ezgileri
Ey güvercinlerin marşları,
O baharın işte yarını bu
Kapladı derin bir sessizliğe yeri
karlar
Ki sessizce sürekli ağlarlar. Ey uçarken düşüp ölen kelebek,
Bir beyaz melek kanadının saçağı gibi kar
Seni solgun bahçelerde arar;
Sen açarken çiçek üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpaze gibi,
Naaşın üstünce şimdi ey ölü
Başladı parça parça uçmaya
karlar
Ki gökten düşer düşer, ağlar! Ey uçarken düşüp ölen kelebek
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar;
Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
Nâ’şun üstünde şimdi ey müde
Başladı parça parça pervâze
karlar
Ki semâdan düşer düşer ağlar! Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
gibi kar
Sizi dallarda, lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mügân,
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar;
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân!-
Son kalan mâi tüyleri kovalar
karlar
Ki havada uçar uçar ağlar! Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar!
Küçücük, beyaz başlı baykuşlar
gibi kar
Sizi dallarda, yuvalarda arar.
Gittiniz, gittiniz ey kuşlar!
Şimdi boş kaldı baştan başa yuvalar;
Yuvalarda -feryatsız yetim gibi!-
Son kalan mavi tüyleri kovalar
karlar
Ki havada uçar uçar, ağlar! Ey kış günlerinin seması! Elinde yığın yığındır
Yasemin yaprağı, güvercin kanadı, sabah bulutu…
Dök ey sema tabiatın ruhu uykudadır;
Kara toprağın üstüne bembeyaz çiçekler!

Yapraksız ve çiçeksiz olan her ağaçlık şimdi
Bir gölgeler, siyahlıklar ve ümitsizlikler yığınıdır.
Ey kış semasının eli, durma, durma çek
Her ağacın üzerine bir beyaz örtü. Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter…
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir
Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!

Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek!
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid…
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd! Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar

Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,

Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân Göklerden emeller gibi yağıyor kar,
Her tarafta hayalim gibi koşuyor kar.

Sessiz bir rüzgarın saf kanadında uyuklarmış gibi
Bir aralık durur, sonra uçarlar.

Soldan sağa, sağdan sola titreyerek ve kaçarak,
Bazen uçmada tüyler gibi, bazen dökülmedeler. Karlar sükût ilahilerinin ezgileridir,
Karlar melekler âleminin bahçelerinin çiçekleridir.

Ey semanın eli, kara toprak üzerine dök.
Ey semanın eli, cömertliğin eli, kışın eli dök;

Bahar çiçeklerinin yerine beyaz karı,
Kuşların ezgilerinin yerine ümit sessizliğini! Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun.

Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök.
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök;

Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi. Hac Yolunda Servet-i Fünun, İçtihâd, Tanin, Hak, Sabah, Hâdisât, Tasvir-i Efkâr gibi dergi ve gazetelerde edebiyat ve siyaset üzerine çeşitli makaleler yazmıştır. Darülfünun Edebiyat Fakültesi'nde Fransız dili ve Batı edebiyatı dersleri okutmuştur. Fransızca, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Arapça ve Farsça bilen Cenap Şahabettin, 12 Şubat 1934’te beyin kanamasından ölmüştür. Kabri İstanbul’da, Bakırköy Mezarlığı’ndadır. Edebiyat-ı Cedide’nin en önemli kişilerinden biri sayılan Cenap Şahabettin, şiir ve nesir alanlarında çeşitli eserler vermiştir. Şiir alanında ilk önce Muallim Naci tarzında gazeller, daha sonra Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit tarzında manzumeler yazmıştır. TİRYAKİ SÖZLERİ İyiliği yalnız iyiler anlar, fenalığı herkes.
Menfaat sandalyeye benzer. Başında taşırsan seni küçültür, ayağının altına alırsan yükseltir.
Yüksek tepelerde hem yılana hem kuşa rastlanır; birisi sürünerek, öteki uçarak yükselmiştir.
İnsan için en büyük kuvvet, kendisini olduğu gibi görebilmektir.
Karga, adını değiştirse de, sesinden tanınır.
Kusurumuz ne kadar çoksa, o kadar kusur ararız.
Arzuların, kuvvetinin yetişebileceği yeri gösterir; hayallerin ise, zaafının yetiştiği yeri... Eserleri: Şiir:
Tâmat Gezi Yazısı:
Hac Yolunda
Avrupa Mektupları
Suriye Mektupları Özdeyişler:
Tiryaki Sözleri Tiyatro:
Yalan
Körebe Makale, Sohbet, Eleştiri ve Deneme Yazıları:
Nesr-i Harp
Nesr-i Sulh
Evrak-ı Eyyam İnceleme:
Vilyem Şekispiyer Sorular: Gezilip görülen yerlerin ve o yerlerle ilgili izlenimlerin anlatıldığı yapıtlardır. Bu yapıtlarda, okur, sanki o yerleri yazarla birlikte gezer gibi olur. Cenap Şahabettin, ''Hac Yolunda''; Reşat Nuri Güntekin, ''Anadolu Notları'' adlı yapıtlarıyla bu türün başarılı örneklerini edebiyatımıza kazandırılmıştır.
Bu parçada açıklanan yazınsal tür aşağıdakilerden hangisidir?

A) Anı B) Otobiyografi C) Sohbet

D) Gezi yazısı E) Günlük Cevap:D Aşağıdakilerden hangisi Tevfik Fikret ile Cenap Şahabettin'in ortak özelliği değildir?

A) Parnasizm akımından etkilenmiş olmaları
B) Fransız sanatçılarını örnek almaları
C) Şiirlerinde toplumsal konulara yer vermeleri
D) Şiirde ağır ve sanatlı bir dil kullanmaları
E) Aruz ölçüsünü kullanmaları Cevap:C Şiirde o güne kadar duyulmamış, duygu ve hayal yüklü tamlamalar kurmuştur. Bu üslubu yüzünden edebiyat çevrelerinin eleştirileriyle karşı karşıya kalmıştır. Aşk ve doğa, şiirlerinin değişmez temalarıdır. Şiirlerinde parnaizm ve sembolizmin etkileri görülmektedir. Hece ölçüsünün şiirde müzikaliteyi sağlayamadığını ileri sürmüş ve aruz ölçüsünü kullanmıştır. Şiirlerinde, ''sanat için sanat'' anlayışından ödün vermeyen ---, --- edebiyatının önde gelen isimlerindendir. ''Yalan'' ve ''Körebe'' tiyatro türünde yapıtlarıdır.
Bu parçada boş bırakılan yerlere, aşağıdakilerin hangisinde verilenler sırasıyla getirilmelidir?

A) Recaizade Mahmut - Tanzimat
B) Hüseyin Cahit Yalçın - Servet-i Fünun
C) Abdülhak Hamit Tarhan - Tanzimat
D) Ahmet Haşim _ Fecr-i Ati
E) Cenap Şahabettin - Servet-i Fünun Cevap:E Yeni bir duyarlığı yeni bir şiir dilini oluşturmaya çalışırken Batı'yı hemen hemen günü gününe izlemişlerdir. Şiirlerinin imgelerle yüklü sanatlı bir yapısı vardır. Özellikle benzetmeler ve sıfatlarla varlıkların gerçek görünüşlerini değiştirmeye çalışmışlardır. Aşk, doğa, aile yaşamı, kişisel tedirginlik ve yakınma temalarını şiirlerinde bol bol işlemişlerdir.
Bu parçada sözü edilen edebiyat topluluğu ve onun üyeleriden biri aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

A) Tanzimat - Abdülhak Hamit Tarhan
B) Servet-i Fünun - Cenap Şehabettin
C) Garipçiler Orhan Veli Kanık
D) Milli Edebiyat - M. Emin Yurdakul
E) Cumhuriyet Dönemi - Faruk Nafiz Çamlıbel
(ÖYS - 1993) Cevap:B Cevap:C Hazırlayan: Ayşe Şeyma Kökler
11-E 1414 Cenap Şahabettin Manastır’da doğmuştur. Babası, Plevne savaşı (1877)’nda ölen binbaşı Osman Şahabettin Bey’dir. Babasının ölümünden sonra, annesiyle birlikte İstanbul’a gelerek; ilköğrenimini Tophane'deki Fevziye Mektebinde, orta öğrenimini de Gülhane Askerî Rüştiyesi’nde yapmıştır. Daha sonra Tıbbiye İdadisinde ve Askeri Tıbbiye’de okumuştur. Daha okulda iken yazdığı ilk şiirleri Muallim Naci’nin yönettiği Saâdet gazetesinde (1885), daha sonra Gülşen dergisinde yayımlanmıştır (1886). Doktor yüzbaşı olarak tıbbiyeyi bitirdikten sonra (1889) cilt hastalıkları uzmanı olması için Paris’e gönderilmiş, orada dört yıl kalmıştır (1890-1893). Bu vesile ile Fransız edebiyatını yakından tanımış; İstanbul’a dönünce, Şelâle-i Edeb, Maarif, Hazine-i Fünun, Mektep gibi dergilerle yayımladığı şiirlerle tanınmaya başlamış, bir süre sonra, Mektep dergisinde çalışan öbür arkadaşları gibi, o da Servet-i Fünun’a geçmiş ve dergi kapanıncaya kadar oraya şiir ve makale gibi çeşitli yazılar vermiştir. Avrupa’dan döndükten sonra Mersin, Rodos ve Cidde’de karantina doktorluğu yapmış, Hicaz dönüşünde Meclis-i Kebir-i Sıhhiye üyeliği, Umum Sıhhiye müfettişliği gibi görevlerde bulunmuş, 1914’te emekliye ayrılmıştır. Şiir yazmakla birlikte, daha çok gazetecilik alanında çalışmaya başlamıştır. 1908’den sonra, şiir yazmakla birlikte, daha çok nesir alanında eser vermiş, çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladığı günlük sanat ve siyaset sorunları üzerindeki makalelerden başka, gezi mektupları ve vecizeler yazmıştır, başarı kazanmayan üç tane de piyes kaleme almıştır. Nesirlerinde de, şiirlerinde olduğu gibi, sözlü anlatıma, zeka gösterişine, nükteye, sözcük oyununa ve her türlü yazı hünerine düşkünlük göstermiştir.
Sanat hayatının ilk devrinde, sade dille yazma davasına karşı yabancı sözcüklerden ve bu sözcüklerle yapılan yeni tamlamalardan yana olmuş; 1908’den sonra da, “Yeni Lisan” hareketini ortaya çıkaranlarla uzun ve sert tartışmalara girişmiş ve dilden yabancı sözcüklerle yabancı dil kuralları atılırsa Türkçe’nin fakirleşeceğini iddia etmiştir. Fakat sade dil akımının kuvvetlendiği Cumhuriyet devrinde, bu akımın etkisinden kendini kurtaramamış, epey geç kalmış olmakla birlikte, bu devirde sade dille birkaç şiir (Senin İçin, İhtiyar Çınar vb.) ve söyleşiler yazmıştır. 1905’ten sonra, “Milli Edebiyat” akımıyla birlikte başlayan hece veznini kullanma hareketine karşı ömrünün sonuna kadar aruzu savunmuş, hece vezninin bir nazım ölçüsü olamayacağını ileri sürmüştür.
Çocukluk devrine ait ilk manzumelerini Tâmât (1887) adlı kitapta toplamıştır. Bir kısım seçme şiirleri ölümünden sonra, Hayatı ve Seçme Şiirleri (1935) adlı bir kitapta toplanmıştır. Asıl mesleği doktorluk olan ---, Servet-i Fünun edebiyatının Tevfik Fikret'ten sonraki en önemli şairidir. Nesir alanında da başarılı eserler vermiştir. --- adlı eserini; özlü sözlerinden oluşturmuştur.
Bu parçadaki boşluklara aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Ahmet Haşim - Piyale
B) Cenap Şehabettin - Hac Yolunda
C) Cenap Şehabettin - Tiryaki Sözleri
D) Mehmet Emin - Tan Sesleri
E) Mehmet Akif - Safahat Cenap Şahabettin’in görevli olarak gittiği Hicaz ve Mısır yolculuğunu canlı gözlemlerle anlattığı eser, 1886 yılında Servet-i Fünûn dergisinde yayımlandıktan sonra 1909–1925 yılları arasında kitap olarak yayımlanmıştır. Yazar bu kitabında gezip gördüğü yerleri yalnızca bir gezgin gözüyle ve yüzeysel olarak değil; tarih, coğrafya ve insan boyutlarıyla, örnek sayılacak bir nesir ustalığıyla anlatmaktadır. Eser, Hac izlenimlerinden çok, sanatlı Osmanlı nesrinin güzel örneklerini içerir. Cenab Şehabeddin'in 1917-1918 yılları arasında Tasvir-i Efkar gazetesi adına çıktığı Avrupa seyahatinde kaleme aldığı gezi notlarını daha sonra kitap haline getirmiştir. Birinci Dünya Savaşı'nın en hareketli senelerinde yapılan bu yolculuk "Batıya açılan pencere" diyebileceğimiz Servet-i Fünun mensuplarının tanınmış siması Cenab Şehabeddin'in ve aynı zamanda edebiyatımızdaki bir zümrenin hususiyetlerini gözler önüne sermesi bakımından da ayrı bir önem taşımaktadır. Avrupa Mektupları
Full transcript