Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

EDEBİYAT PROJE

No description
by

dilara zeynep

on 2 May 2014

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of EDEBİYAT PROJE

EDEBİYAT PROJE
ÖDEVİ





Beyza GÜRER
FL-9B
Nihatın golüyle tüm stad ayağa kalktı. (Seyirci)
O evine çok bağlı bir insandır. (Ailesi)
MECAZ-I MÜRSEL
AD AKTARMASI
Bir sözün benzetme amacı gütmeden gerçek anlamının dışında başka bir sözün ya da kavramın yerine kullanılmasıdır.
Bu olay üzerine bütün köy ayaklandı. (Halk)
İstanbul’dan kalkan uçak az önce Adana’ya indi. (Havaalanı)
Anne, çamaşır kazanı kaynadı,gel!
Üstünü çıkarıp yatağa uzandı.
Bu depoyla Düzce’ye kadar gideriz.
Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgara salıver gitsin!
Sarmış deniz kızları gibi dalgalar bizi,
Uzun saçları gümüş, şeffaf tenleri fosfor.
Su bir şekil, üstü ruh, kalıplarda gizlenen,
Yerde kire battı mı, bulutlarda temizlenen...
Sen, kaçan bir ürkek ceylansın dağda,
Ben peşine düşmüş bir canavarım!
Elinden, dal gibi düşerken ümit,
Ne bir hasret dinle, ne bir ah işit
TEŞBİH
(BENZETME)
Anlatımı güçlendirmek amacıyla, aralarında ortak nitelik bulunan iki varlık ya da kavramdan, ortak nitelik yönünden güçlü olandan zayıf olana aktarma yapılmasıdır.
Koşup, yılanlar gibi üzerinde suların,
Arıyor teknemizi oturtacak bir sığlık..
Deniz, bu yerde ölüm korkusu kadar derin;

Kocaman bir kuş gibi geliyor peşimizden,

Ruhu, bu kapkaranlık suda can verenlerin…
Su çekildi, göründü sanki zamanın dibi,
Korkuyorum, bu akşam kıyamet varmış gibi…
Hasreti denizlerin,
Denizler kadar derin
Ve o kadar bucaksız…
Benzetmenin dört öğesi vardır:
1. Benzeyen:
Özellikçe zayıf olan
2. Kendisine Benzetilen:
Özellikçe güçlü olan
3. Benzetme Yönü:
Aktarılan özellik
4. Benzetme Edatı:
gibi, kadar,sanki,güya,misal
Sabah, akşam, öğlende,
Aklım büyük şölende.

Dün, bugün, yarın, siz, biz,
Bu yayın içindeyiz;
Onu yüz yıl sın siz.
Ömür on iki saat...
Çocukken haftalar bana asırdı;
Derken saat oldu, derken saniye…
İlk düşünce, beni yokluk ısırdı;
Sonum yokluk olsa bu varlık niye?
Sabah, akşam ve gece
Ortasında odanın,
Karanlıkla çevrilsem
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
Makbar,makber değil;bir türbe,türbe değil;bir mabet,mabet değil;bir küre,küre değil;bir sonsuz uzay.

Geçsin günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar
Zaman sanki bir rüzgâr ve bir su gibi aksın
İki asker mızrak mızrağa, kılıç kılıca, hançer hançere vuruşmaya başladılar.
Rabbim, Rabbim, bu işin, bildim neymiş Türkçesi;
Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi...
Su ıssız, gölgesizyolun sonunda
Gördüğün bu tümsek, Anodulu’nda
istiklâl uğrunda, namus yolunda Can veren Mehmet’in yattığı yerdir.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi
Gökyüzünde Îsâ ile Tûr dağında Mûsâ ile Elindeki âsâ ile Çağırayım Mevlâm seni
Ey dost senin yoluna
Canım vereyim Mevlâ Aşkını komayayım
Od’o gireyim Mevlâ
Neysen sen, nefes sen, neylersin neyi
Neyzensen, nefessen neylersin neyi
Ayağın sakınarak basma aman sultanım
Dökülen mey kırılan şişe-i rindân olsun
Anlattı uzun uzun
Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
Erenler efelenmez eserek elden ele
Emekle evlek evlek eken erer emele
Enselese elemler erene elce elver
Ereceksen eğlenme, eserle er emele

Ayağın sakınarak basma aman sultanım,
Dökülen mey kırılan şişe-i rindân olsun.
Beleye beleye beyaza boya
Buzullar boşalsın boydan bir boya
Bezmişken bulmuşum bakılmaz boya
Beni benliğine bin bağla bağla
Çözülen bir demetten indiler birer,
Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun.
Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun
Bir sebile döküldü bembeyaz güvencinler...
Sen bana en sâdık bir arkadaştın
Gönlümde ateştin, gözümde yaştın
Ne diye tutuştun, ne diye taştın
Beni kıskandırıp durmalı miydin?
İşte gördüğünüz üzere, savaş ve barışa işaret olarak, bir elimizde kan dökücü mızrak, bir elimizde de zeytin dalı var; İkisinden birini seçerek kabul buyurunuz.
Deli eder insanı bu deniz, bu gökyüzü
Göz kırpar yıldızlar, türküler söyler balıklar
Bakışların kor ateş
Duruşun durgun su
Biri yakar, biri boğar.
Ârızın yâdıyla nemnâk olsa müjgânım nola
Zâyi olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su
Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz.
Bakışların fırtına,
Duruşun durgun su,
Biri alabora eder,
Biri boğar.
Yuvayı yapan dişi kuştur.
Bir med zamanı gökyüzü kurşunla örtülü
"Doya doya sevemedim kuzumu"
Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var?
Çocuklar okula doğru adeta uçuyorlardı.
Bir hilal uğruna ya rab ne güneşler batıyor.
Ülkemizde üniversiteden mezun olmuş pek çok fidan artık iş de bulamıyor.
Bugün gökten inciler yağıyordu.
Bir gün ektiğini biçersin.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Gül dikensiz olmaz.
Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak
Bırak onu, burnu büyük adamdan hayır gelmez.
Çok zahmet çektik, sonunda ayağımız düze bastı.
Eh,bu hızla gidersek, okula belki yarın sabah varırız.
Necipcik, Necipcik, dem çekiyor kuş;
Yokuşlar iniştir, inişler yokuş…

Ne vakit Maçka ‘dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi.
Bütün kusurumu toprak gizliyor Merhem çalıp yaralarım düzfüyor
Gül, hasretinle yollara tutsun kulağını Nergis gibi kıyamete dek çeksin intizar
Sevincinden ağlayan, gülen, haykıran rüzgâr
Kalplere sevinç, umut ve inanç getiriyor.
Ben öpmeden önce yanaklarını
Varsın teller, tüller, duvaklar öpsün.
Besbelli her saat artar kederi
Belki de yüreği yara dağların.
Bir yağmur başlar ya inceden ince
Bak o zaman topraktaki sevince.
Adam elini uzattı;tam onu koparacağı sırada,mor menekşe:'Bana
dokunma!' diye bağırdı.
Küçük bir çeşmeyim yurdumun Unutulmuş bir dağında
Hiç kesilmeyecek suyum
Yıldızların aydınlığında
Boyuna akar dururum.
Akıl ersin,ermesin sevdama
Senden yanayım, dedi yeşeren dal senden yana.
Maymun şunu anlatmak istemişti fikrince:
Boşa gitmez kötüye bir ceza verilince.
Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna: İçimde kanayan yara gibisin.
- Ey benim sarı tamburam!
Sen ne için inilersin?
İçim oyuk,derdim büyük
Ben onun çün inilerim
Deniz ve Mehtap sordular seni: Neredesin?
Kurnaz tilki sesini yumuşatarak, ona
Dedi ki: ”Kardeşciğim artık dostuz;
Müjde getirdim sana in de öpüşelim;
Barış oldu hayvanlar arasında.”
Adamınız, Allah için, gerçekten ustaymış; onun eli değeli bizim makine kararsızlığı bıraktı; artık hiç çalışmıyor.
Kefil olduğunuz gece bekçisi hakikaten güvenilir çıktı; üç gün sonra bizim kasayı yüklenip kayboldu.
Benim oğlum çok cesurdur canım, horozdan korktuğuna bakmayın.
Çayın nefis olmuş, kabak suyu gibi.
Beni ne çok sevdiğini ( ! ) biliyordum zaten;iki yıl sonra telefon etmek zahmetine girerek bunu kanıtladın.
Bir yetim görünce döktür dişini,
Bozmaya çabala halkın işini,
Günde yüz adamın vur kır dişini,
Bir yaralı sarmak için yeltenme.
Müftü Efendi bize kafir demiş.
Tutalım ben ona diyem müselman.
Bir nasihatım var zamana uygun,
Tut sözümü yattıkça yat uyuma,
Meşhur bir kelamdır sen kazan sen ye,
El için yok yere yanma.
Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgar! Artık ne yandan esersen es!..

Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!..
Din adına yol kesen dünkü yobazın oğlu!..
Yine sen kesiyorsun, küfür uğrunda yolu!..
Yalnızlar!.. O havuzun çevresinde birleşme…
Susuzlar!.. O havuzda suyu kesilmez çeşme!

Ey genç adam, bu düstur sana emanet olsun:
Ötelerden habersiz nizama lanet olsun!..

Ey akıl, nasıl da delinmez küfen?
Ebedi oluşun urbası kefen!

Kalk, arkadaş, gidelim!
Sen yoksun diye bahçemde
Çiçekler açmıyor bak
Sen gittin yaslara büründü cihan
Soluyor dallarda gül dertli dertli
Güzel şeyler düşünelim diye
Yemyeşil oluvermiş ağaçlar
Yeni bir ülkede yem vermek için atlarına
Nice bin atlı kapılmıştı fetih rüzgârına
Güller ki yüzünün renginden utandıkları için kızardılar
Gök ağladı gün boyun sen gidince
Dizilirler ayakta,
Anne, baba ve kardeş.
Hayal, uzak, uzakta
Eder fillerle güreş.

Her zerrecik ondan arma ve bayrak;
Bayraklar topluma, bana da sultan...
"Koyuldu rengi köpüklerde karın
Işıklar kesildi sularda.
Akşam mı bu gelen güneş mi batacak?
Benim bir güzel var beklediğim
Coşan dalgaları kucaklayacak."
"Mest olupdur çeşm ü ebrûnun hayâlinde imam
Okumaz mihrâbda bir harf-i Kur'an'ı dürüst"
Deli eder insanı bu dünya,
Bu gece,bu yıldızlar,bu koku,
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.
Bu akşam ışık olduk,renk olduk,ses olduk,
Yeniden kışla olduk,asker olduk,tüfek olduk.
Arım,balım,peteğim,
Gülüm, dalım, çiçeğim,
Bilsem ki öleceğim,
Yine seni seveceğim,
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer?
Altında mı üstünde midir cennet-i âlâ
Elhâk bu ne halet, bu ne hoş âb ü hevâdır
Yılın ilk karı yağdı
İyice kısaldı günler
Ölülerimiz üşür mü ki?
Ey şûh Nedimâ ile bir seyrin işittik
Tenhaca varıp Göksu'ya işret var içinde
Dün gece yoktu ki Bu dağ buraya nasıl gelmiş?
Hangi hissin parmağı dokundu ki, derine,
Düştü bir gizli alev salkımı içerine?
İndik de dünyaya karanlıklardan,
Sıra sıra mezar, başka ne gördük?
O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?
Toprağın altındaki saklanbaçta var mısın?


Ölüm güzel şey budur perde ardından haber…

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?




Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taşlarda donmuş sükuta sebep?
Nur yolunu tıkıyor yüzbir katlı gökdelen.
Bir küçük iğne yok mu, şehrin kalbini delen?


Ne var, bana ne oldu,
Odama nasıl doldu,
Birdenbire bu meltem?
Hani eski iklimler?
Has ekmekten dilimler.
Dünyada her nimeti bıraksam ne çıkar ki?
Orda o varken, burda bırakılmaz ne var ki?

Uyku, uyku… Zamansız ve mekansız, uyumak.
Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradan’ı.
Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta…
Yokluk, sen de yoksun, bir var bir yoksun!
İnsanoğlu kendi varından yoksun…
Gelsin beni yokluk akrebi soksun!
bir zehir ki, hayat özü faniye...
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan ince,
Nefesten yumuşak, yağan bu yağmur.
Bu yağmur, bu yağmur, bir gün dinince
Aynalar yüzümü tanımaz olur.
Evim, evim, vah evim, gönül bucağı evim!
Tadım, rengim, ışığım, anne kıcağı evim!
Dağlar, omuz omza yaslanan dağlar,
Sular kararınca paslanan dağlar,
Azatlık ufkunda rastlanan dağlar;
Bu dağlara gönül verdi Köroğlu
Gel dünya, mundar kafes!
Gel, gırtlakta son nefes!
Gel, Arşı arayan ses!
O’nun Ümmetinden ol!
Yum gözünü, kalbine her an yokluğu üfür!
“Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür.”
“Zehirle pişmiş aşı yemeye kimler gelir?”
Dilsizce, yalnız Allah demeye kimler gelir?

Balık baştan kokar bunu bilmemek
Seyrânî gâfilin ahmaklığından
Çağır Karac'oğlan çağır / Taş düştüğü yerde ağır
Gönül sevdiğinden soğur / Görülmeyi görülmeyi.
Tok olanlar bilemez çektiğini aç kalanın
Sırtı pek kimseye ahvâl-i şitâ ( kış ortamı ) yaz görünür.
Cihân-ârâ cihân içredir ârayı bilmezler
O mâhiler ki deryâ içredir deryayı bilmezler
Yırtıcı kuşun ömrü olur az
Bir tek ipte iki cambaz oynamaz
Aldanma cihanın sakın varına
Bir nefesi verme cihan varına
Bugünkü işini koyma yarına
Yar yıkıldığı gün tozar demişler
Gül gülse daim ağlasa bülbül acep değil
Zira kimine ağla demişler kimine gül
Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş
Bir delikanlı haramîdir deyü afv ettiler
Asmadan kurtuldu ammâ çok sıkılmıştır şarâb
Koyup kaldırmada ikide birde
Kazan devrildi, söndürdü ocağı
Bana Tâhir Efendi kelp demiş
İltifatı bu sözde zâhirdir
Mâlikî mezhebim benim zirâ
İtikatımca kelp tâhirdir.
Bâkî çemende hayli perîşan imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rûzgârdan
Bir buse mi bir gül mü verirsin dedi gönlüm
Bir nim tebessümle o afet gülüverdi.
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül
Ey gözlerin nuru, gönüllerin sürûru; başımızın tâcı,dil ehlinin mîrâcı
İlâhi, kabul senden, ret senden; şifa senden, dert senden. İlâhi, iman verdin, daim eyle; ihsan verdin, kaim eyle.
Dost yolunda nistlik gerek, yâr önünde pestlik gerek; ten cübbesi çâk gerek,gönül evi pâk gerek.
Ten cübbesi çak gerek, gönül evi pak gerek.
Ey gönlümün nuru, gönüllerin süruru!
De gül idim ben sana mail sen ettin aklımı zail.
Dost yolunda nistlik gerek, yâr önünde pestlik gerek; ten cübbesi çâk gerek, gönül evi pâk gerek.
İlâhi! Dil verdin, zikrinden ayırma; gönül verdin fikrinden çevirme.

Bin bir çiçekten demet,
Uçan polenden gök kelebek
Kalbe doğan bir şölen gibi,
Eğer “Sen kimsin?” dersen hala,
Tabii ki Buket, B-U-K-E-T
Billur sesli kuşlar,
Ağaçlar gelinliklerine bürünmüş yeşil yeşil dallar,
Havada enfes bir yaşam kokusu,
Ayna gibi parlar akarsular.
Reyhan kokularıyla gelmiştir yine güzel ilkbahar.
Gökyüzünde yıldızlardan kuşaklar
Övgüyle seni, hep seni anlatırlar
Zülüflerin ay gibidir gözlerimde ışıldar
Düşlerimde belirir ahulu bakışlar ve sevgilim
Ellerinde aşkımızın yüreği parlar
Dünü unuttum sanma
Uğrunda öldüm sanma
Yudum yudum içtiğim o
Güzelliği artık anla.
Usulca gönüller doldu bu ism-i şanla.
E ğilip önünde diz çöksem tutunup ellerine
S amimi duygularımı anlatsam bakarak gözlerine
R üyalarımın gerçek olmasını dilesem tanrıdan
A caba kabul eder mi bilmem ama dualarım seninle
M eğer ne kadar zormuş , severken ayrılmak
E limde değil ki , seni anmamak
L eylaklardan gül’den , başına yapardım taç
İ ncittin seven kalbi , ele ettin muhtaç
H er zaman göndümdesin benim , sevgili yar
A şkım sonsuzdur sana , sevgim dünya kadar

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında.
Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Sakallı bozaç turgay sayradıkça
Sev seni seveni hâk ile yeksân ise
Sevme seni sevmeyeni Mısır'a sultân ise
Eylülde melûl oldu gönül soldu da lâle
Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hâle
Seherlerde seyre koyuldum semayı, deryayı.
Karşı yatan karlı kara dağlar karayıptır, otu bitmez.
Biri aşk, biri nefret; bizim kanadımız çift...
Ateş saçmalı ki nur, erisin kapkara zift...
O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner,
Azraile “hoş geldin” diyebilmekte hüner…
Aşk derdiyle hoşem el çok ilâcımdan tabip Kılma derman kim helakim zehr-i dermânındadır
(Fuzuli)
Ölmemek, ilk ve son büyük kelime;
Çarpıldık, ölmemek için ölüme!
Bilmem, kaçı kaç geçe,
Bilmem, kaça kaç kala
Ya erkence, ya geççe
Sıram gelir, hoppala!
Gittikçe alçalır, yükselir tavan,
Duvarda küçülür, büyür parmaklar.
Hasretim, her tümseğin, her çatının ardında;
Kelimenin üstünde, cümlelerin altında…
Ne görsem, ötesinde hasret çektiğim diyar;
Kavuşmak nasıl olmaz, mademki ayrılık var?
Kime kaçsam ondan;
Ha yakın, ha ırak?
Kime kaçsam ondan;
Ya sema, ya toprak...
Allah, Resul aşkıyle
yandım,bittim,kül oldum!
Öyle zayfıladım ki, sonunda Herkül oldum.

Bir deli kafacıktım;
Sonsuzluğa acıktım.
Farzet denize çıktım,
Su biter, derdim bitmez.
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? “Gömelim gel seni tarihe!” desem sığmazsın.
(M. Akif Ersoy)
Güneş mızrak boyu yaklaştı ufka.
Camlarda renklerin veda cümbüşü
Her gece içine mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzşmekteyim.
Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!
Yanmaz da yürekler, güneşe atsan
Bir kibrit, bir ormanı yakar, başıboş.
Bir nesil özlüyorum,
Doğrultsun, yatıkları!
Somunları taş olsun,
Zehir de katıkları!
Yorganları devirsin,
Dişlesin yastıkları!
Bin sene evvel, iğne ucuyla delindi zar;
Resulden haber geldi, mezarsız öldü Sezar!..
İSTİARE
(EĞRETİLEME)
Benzetme amacı, güdülerek,sözün başka bir söz yerine kullanılmasıdır. Benzetmede, benzetme­nin iki temel öğesi benzeyen ve benzetilen kullanı­lırken, eğretilme de ya benzeyen ya da benzetilen kullanılır.
KİNAYE
(DEĞİNMECE
Bir sözü hem gerçek hem de mecaz (değişmece) anlama gelecek bir biçimde kullanmadır. Kinayede asıl kastedilen, mecaz anlamdır.
TEŞHİS
(KİŞİLEŞTİRME)
İnsan olmayan varlıkları insan gibi algılayarak, insana özgü nitelikleri o varlıklara benzeterek söz söyleme sanatına teşhis (kişileştirme) sanatı denir.
KONUŞTURMA
(İNTAK)
İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkları konuşturma sanatıdır.
TARİZ
(İĞNELEME)
Bir insanı iğnelemek maksadıyla, bir sözü karşıt anlamını düşündürecek biçimde kullanmaya tariz diğer adıyla iğneleme sanatı denir.
TEZAT
KARŞITLIK
Karşıt durumların, olayların, düşüncelerin, birarada belirtilmesidir.
MÜBALAĞA
(ABARTMA)
Herhangi bir durumu, olayı ya da gerçeği olduğundan daha büyük ya da küçük göstererek anlatma yöntemine mübalağa (abartma) denir.
(GÜZEL NEDENE BAĞLAMA)
HÜSN-İ TALİL
Gerçek nedeni bilinen bir olay, olgu ya da duru­mu, daha güzel ve hayali bir nedenle oluyormuş gibi göstermektir.
TENASÜP
(UYGUNLUK)
Anlamca birbiri ile ilgili sözcükleri birarada kul­lanmaktır.
TECAHÜL-İ ARİF

Bilinen bir şeyi, bilmez görünerek anlatmadır.
İSTİHFAM
(SORU SORMA)
Sözü, cevap beklemeksizin anlamı güçlendirmek için soru soruyormuş gibi kullanma sanatıdır.
TELMİH
(ANIMSATMA)
Herkesçe bilinen bir olayı, bir kişiyi, bir öyküyü ya da atasözünü dolaylı bir biçimde anımsatmaktır.
LEFF Ü NEŞR
(SIRALI AÇIKLAMA)
Bir dizede geçen en az iki sözcükle ilgili niteliklerin, alt dizede sıralanmasıdır.

“Tedric” sözcük anlamıyla “derecelendirme” demektir. Edebiyatta ise bir düşünceyi derece derece yükselten veya indiren bir düzen içinde sıralamaya tedric denir.
TEDRİC
(DERECELENDİRME)

TEKRİR
(YİNELEME)
Sözün etkisini güçlendirmek amacıyla, anlamın yoğunlaştığı sözcük ya da sözcük öbeğini art arda yinelemektedir.
İRSAL-I MESEL
Söylenen bir düşünceyi inandırıcı kılmak ve pekiştirmek amacıyla söze bir atasözü ya da özdeyiş katmaya irsal-i mesel denir.
TEVRİYE
İki anlamı olan bir sözcüğün yakın anlamını söyleyerek uzak anlamını kastetmedir. Tevriyede bu sözcüğün her iki anlamı da gerçektir.
SECİ
Bir cümlenin içinde veya cümlelerde birden fazla sözcüğün sonlarındaki harf ve ses benzerliklerine içuyak diğer bir deyişle seci denir.
AKROSTİŞ
Bir şiirde dizelerin ilk harflerinin yukarıdan aşağıya doğru anlamlı bir sözcük oluşturmasına akrostiş denir.
ALİTERASYON
Şiir ya da düzyazıda ahengi sağlamak amacıyla aynı sessiz harflerin yinelenmesidir.
ASONANS
Bir ahenk meydana getirmek için aynı sesli harflerin tekrarlanmasıdır.
NİDA (SESLENME)
Nida seslenme, hitap etme sanatı. Şiirde belli bir coşku, heyecan, şaşkınlık, acı, öfke... belirtmek için genellikle "hey, ey, ya..." gibi seslenme ünlemlerini kullanmak nida sanatıdır.

Kırıldı oyuncağım, artık bir daha gülmem;
Toz olur, toprak olur, duman olurum da ölmem.
Düşünüyorm: O'ndan evvel zaman var mıydı?
Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?
Öyle bir devim ki ben, hakikatte pireyim,
Bir delik gösterin de, utancımdan gireyim...
Hiç şaşmayan bir saat
Gibi işler tabiat,
Uyarak kalbimize.
Kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun!
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!


Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Hey gidi zaman hey!
Tesellisiz ilimler,
Adaletsiz taksimler…
Soğu ey terli kemik, soğu ey yanık tuğla!
Fabrikam, mühendisin kaçtı, ya dur, ya patla!

Yolcu benmişim gibi,
Bir gemi demir aldı,
Ey her yerin garibi
Vatan ırakta kaldı.
Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti,
“İyi insanlar iyi atlara binip gitti”
Suya versün bâğban gülzârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su.
(Fuzuli)
Gün geldi, saat çaldı,
Aranızda verin yer;
Sararmış biri kaldı!..
Büyüdüm, ihtiyarladım.
Çoğu gitti, azı kaldı.

Cüce akıl, bilmece salıncağından çocuk:
“Bir ufacık fıçıcık, içi dolu turşucuk”…
Sordular: Adresi ne?.. Çeşmeye karşı, dedim;
“Çanakkale içinde aynalı çarşı” dedim.
Çok ve yok,
Yok ve çok,
Aç ve tok,
Tok ve aç;
Tut ve kaç!
Saklambaç
Hep kesiklik, eksiklik
Hadisede hadise
Başa taş,
Aşa yaş,
Hey’e ney,
Tuhaf şey!
Dest bûsı arzûsiyle ölürsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su" (Fuzuli)
Perdeler, hep perdeler
Her yerde, her yerdeler.
Pencerede, kapıda,
Geçitte, kemerdeler…
Perdeler, hep perdeler…
Solmaz, solmaz; bu bir renk…
Ölmez, ölmez; bu bir ahenk…
İnsanlık; hevenk hevenk,
O’nun Ümmetinden ol!

Haykırır,baykuşu,kumrusu
Var yürü, garipcik, garipcik…
Kah susar, kah çırpınır, kah ürperir, kah çağlar;
Su, eşyayı kemiren küfe ve pasa ağlar.Kah susar, kah çırpınır, kah ürperir, kah çağlar;
Su, eşyayı kemiren küfe ve pasa ağlar.
Akıl ersin, ermesin sevdama
Senden yanayım, dedi yeşeren dal, senden yana.
Küçük bir çeşmeyim yurdumun Unutulmuş bir dağında Hiç kesilmeyecek suyum Yıldızların aydınlığında Boyuna akar dururum.
Aferin oğlum Ahmet, Bu yolda devam eti
Herifçoğlu Sen Misel’de koyuvermiş sakalı Neylesin bizim köyü, Nitsin Mahmut Makal’ı.
Bazı sevgili dostlarımın ( ! ) benim için karpuz kabuklarının en kayganlarını hazırladıklarını biliyorum.
Bu kadar letafet çünkü sende var
Beyaz gerdanında bir de ben gerek
Aşiyan-ı mürg-i dil zülf-i perişanındadır.
Kande olsam ey peri gönlüm senin yanındadır.
Bu tilki her sınavda kopya çeker.

Şeytan bu sezon gol kralı olur.
İlâhi her neyi gülzâr ettinse anı ittim,ilâhi elime her ne sundunsa anı tuttum; ilâhi gönlüm oduna ne yaktınsa o tüter, ilâhi vücudum bahçesine ne diktinse o biter.
İmam-ı Cafer-i Sadık’tan nakildir ki, ,fraz-ı girye beş ki-şiye münhasırdır. Biri Âdem ki behişt-i firakından nalân idi ve biri Yakup ki Yusuf hicretinden giryan idi ve biri Yusuf ki Yakup derdinden perişan idi…
Bu yük onu çok yıprattı.
Bu lekeyi kolay kolay çıkaramazsın.
Ne yapsın, ayağı kaydı bir kere.
Sevda derler bu yakan aleve nar’a
El gibi uzak kalma ne olur ne olur bana
Lütuf gibi gülüşün elbet amma
İnan senden başkasına bakmayan bana
Nur gibi gelir o güzel rana.
Ferman gibidir,
İçimi titreten gözlerin,
Latif gelir ardından şakrak gülüşün
İlkin çağlayan gibi çağıl çağıl
Zülfüyle akar saçların gün gün.
Ö dülümsün sen benim bu samimi aşkta
M utluluk kaynağımsın hayatımın her anında
R üyalarımda bile bir başka güzelsin bana
Ü rkek bakışlarınla beni götürüyorsun uzaklara
M atem kalmadı sayende derbeder hayatımda
S evgi ne demekmiş, davranışlarınla anlattın etrafına
Ü mit ile yaşamak ne kadar güzelse karasevda da
N e kadar yaşanırsa aşk ömür boyunca sende çok yaşa
E zilip gitsin yüreğim ellerinde, başka ne isterim
D ünyanın en mutlu insanı olarak bir gün ölür giderim
A şkım kalır hatıralarda, EDA sız ben hayatı neylerim
Gönlünü Şirin’in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmaya çoban çeşmesi

Elimde kitaplar dolusu karanfil tutarken
Gözlerim okuyor kırmızı çiçek misali yaşlarını
Hakir olduvsa millet, şanına noksan gelir sanma
Yere düşmekle cevher, sakıt olmaz kadr ü kıymetten
Bâran değil, şafak değil, ebr-i seher değil
Gözyaşıdır, ciğer kanıdır, dâd-ı ah’tır.
Sen güneş misin ha?
Kaya mısın yoksa su mu?
Giderken
Bunca can
Susmuşsun da
Sanki var mısın?
Çördükler, cevizler, iğdelerin
Gidin bakın gölgeleri orda mı?
Sözü yazdımdı da kalmış öbür entaride
Va'diniz bûse mi vuslat mı unuttum ne idi
Âb-ı gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su"
( Bilmiyorum, dönen kubbe "gökyüzü" kendiliğinden mi su rengindedir;
yoksa göz yaşlarım mı gökyüzünü kaplamıştır.
Gözün kamaşsın diye güneş tüm doğayı kızıla boyadı.
Çağıl çağıl akan ırmak, yalnızlığın türküsünü söylüyor.
Sen yoksun hiçbir şey yok
Güneşin rengi
Ağustos yıldızlarının sıcaklığı
Karanfil kokusu
Sen gelince güller açar bahçemde
Bahar güler kahkahayla.
İşe alınman için dün şirketle görüştüm. (İnsan)
Yarın toplantıyı 9/H sınıfı yapacak. (Öğrenci)
Toplantıya Milliyet gazetesinin güçlü kalemleri de geldi. (Yazar)
Full transcript