Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

MİMARLIK ve YAPIM AHLAKI

No description
by

Yağmur TOPRAKLI

on 28 March 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of MİMARLIK ve YAPIM AHLAKI

MİMARLIK ve YAPI(M) AHLAKI
MİMARLIK
AHLAK
YAPI AHLAKI
BİZİM AHLAKIMIZ BİZİM YAPILARIMIZ
YAPI
(Product-Ürün)
YAPIM
(Süreç-Process)
YAPIM AHLAKI
-mimarlıkta ölçünün ahlak (hlk) ile ilişkisi olabilir mi?
-mimarlık estetik alt alanında mı?
-mimarlık ahlak alt alanın da mı?
Yrd.Doç.Dr. A.Yağmur TOPRAKLI
Mimarlık ?

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Mimarlık veya mimari, binaları ve diğer fiziki yapıları(okul, gökdelen...vb.) tasarlama ve kurma sanatı ve bilimidir. İnsanların yaşamasını kolaylaştırmak ve barınma, dinlenme, çalışma, eğlenme gibi eylemlerini sürdürebilmelerini sağlamak üzere gerekli mekânları, işlevsel gereksinmeleri ekonomik ve teknik olanaklarla bağdaştırarak estetik yaratıcılıkla inşa etme sanatıdır. Başka bir tanımlamayla, yapıları ve fiziksel çevreyi uygun ölçülerde tasarlama, inşa etme sanatı ve bilimidir. İnsan barınmak için yaşamak ve doğa şartlarından korunmak için bir mekân ihtiyacı duyar ve bu mekânı kendine özgü kültürel, fonksiyonel, teknik ve farklı zevklerde yaratır.

Mimarlık mesleğinin kapsamına dini yapılardan saraylara, bir kentin dokusunda oluşturan basit konut tiplemelerine kadar her türlü açık ve kapalı mekân ve çevre(Peyzaj mimarlığı) girer. Bu çevre kırsal veya kentsel olabileceği gibi, yapıları veya mekânları kuşatan yakın dış çevre diğer bir ifadeyle peyzaj tasarımı da, mimari tasarımı da olabilir. Mekân, içinde yaşamın gerçekleştiği fiziki ortam olarak tanımlanabilir. Mekânın oluşabilmesi ve üretilebilmesi için yapılara, yaşamın her gün artan çeşitliliği göz önüne alınırsa, oldukça karmaşık ilişkiler düzeni içinde yapılaşmış fiziki çevre; peyzaj mimarlığı çalışmalarına gereksinim vardır. Mimari tasarımın öznesi olan yaşam, coğrafi, iklimsel, kültürel, demografik farklılıklar içerir.


MÖ 1. yy.'da yaşamış olan Roma'lı mimar Vitruvius "De Architectura" adlı kitabında başarılı bir mimarlık için "Utilitas, Firmitas, Venustas" (kullanışlılık, sağlamlık, güzellik) etmenlerinin gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Rönesans' ta bu tanım, "Comodita, perpetuita, bellezza" (kullanışlılık,süreklilik- kalıcılık, güzellik) olarak benimsenmiştir. 1581'de bir İngiliz yazarı mimarlığı "yapı bilimi" olarak tanımlarken 19.yy'da İngiliz eleştirmen John Ruskin mimarlığın "yapılara uygulanan süslemeden başka bir şey olmadığı" nı ileri sürüyordu. Amatör bir eleştirici olan Sir Henri Watton "The Elements of Architecture" (1624) adlı kitabında mimarlığın üç koşula ( kullanılışlılık, sağlamlık, güzellik) yanıt vermesi gerektiğini belirtir. Frank Lloyd Wright'a göre de "mimarlık biçim haline gelmiş yaşamdır."

Mimarlık ve yapı sektörü birbiriyle direkt ilgilidirler. Bunun yanında bu mesleğin mensupları; inşaat mühendisliği, makina mühendisliği, elektrik mühendisliği, peyzaj mimarlığı ve iç mimarlık gibi disiplinleri yönlendirerek sağlıklı bir çalışma ortamı oluşturur, ortaya bir proje çıkması için gerekecek sistemli organizasyonu yaparak, bu disiplinler tarafından planlanan, tasarlanan ve üretilen çeşitli ölçek ve kapsamdaki projelerin organizasyonu yapar.

Mimarlık okullarından mezun olanların, mesleğin ilgi alanının çok geniş bir yelpazeyi kapsaması nedeni ile, birbirinden çok farklı alanlarda çalışabildikleri gözlemlenmektedir.
Lisans
Middle East Technical University, Ankara, Turkey Bachelor of Architecture Degree (B.Arch), June 2001 Middle East Technical University, Ankara, Turkey Minor degree in Business Administration (m.B.A.), January 2001 (Simultaneous degree with B.Arch)

Yüksek Lisans
Istanbul Technical University, Istanbul, Turkey Master of Science in Building Science degree(M.Sc.), May 2004 Concentration on: Project & Construction Management Thesis Topic, Competitiveness In Construction-International Competitiveness of Turkish Construction Industry, (Supervisor: Prof. Dr. Yıldız SEY)

Ph.D.
Gazi University, Ankara Turkey Ph.D in Building Science Department of Architecture / Faculty of Architecture 2011
"Mimarlık Hizmetleri Kalitesi"

İş Deneyimi
Architect GMW (Gollins,Melvin,Ward) Architecture LLC. Partnership, (2000)

Doğum Yeri
Isparta

Teaching Interest Main Areas:
Construction & Project Management
Architecture (Latin architectura, after the Greek ἀρχιτέκτων – arkhitekton – from ἀρχι- "chief" and τέκτων "builder, carpenter, mason") is both the process and the product of planning, designing, and constructing buildings and other physical structures.

Architectural works, in the material form of buildings, are often perceived as cultural symbols and as works of art. Historical civilizations are often identified with their surviving architectural achievements.

"Architecture" can mean:

A general term to describe buildings and other physical structures.[3]
The art and science of designing buildings and (some) nonbuilding structures.[3]
The style of design and method of construction of buildings and other physical structures.[3]
The knowledge of art, science & technology and humanity.[3]
The practice of the architect, where architecture means offering or rendering professional services in connection with the design and construction of buildings, or built environments.[4]
The design activity of the architect,[3] from the macro-level (urban design, landscape architecture) to the micro-level (construction details and furniture).
Architecture has to do with planning, designing and constructing form, space and ambience to reflect functional, technical, social, environmental and aesthetic considerations. It requires the creative manipulation and coordination of materials and technology, and of light and shadow. Often, conflicting requirements must be resolved. The practise of Architecture also encompasses the pragmatic aspects of realizing buildings and structures, including scheduling, cost estimation and construction administration. Documentation produced by architects, typically drawings, plans and technical specifications, defines the structure and/or behavior of a building or other kind of system that is to be or has been constructed.

The word "architecture" has also been adopted to describe other designed systems, especially in information technology.[3]
-yapının ahlaklı olması ne demek?
Ahlak, kelimenin en dar anlamıyla, neyin doğru veya yanlış sayıldığı (sayılması gerektiği) ile ilgilenir. Terim genellikle kültürel, dinî, seküler ve felsefi topluluklar tarafından, insanların (subjektif olarak) çeşitli davranışlarının yanlış veya doğru oluşunu belirleyen bir yargı ve ilkeler sistemi kavramı ve/veya inancı için kullanılır.

Ahlak kelimesi hulk'un çoğulu olup huylar, seciyeler anlamına gelir. İngilizcede moral, morality bu anlamda kullanılır ve ahlak bilimine ethics, etik denir.
HARAM ve HELAL
Ahşap işçiliğinin önemli tekniklerinden biri olan kündekâri Anadolu’da Selçuklu devrinde gelişmiş; kendine özgü bir şekil almış ve daha çok cami kapıları, minber, vaaz kürsüsü, dolap kapakları, pencere kapakları, sanduka gibi öğelerde geniş uygulama alanı bulmuştur.
Kündekâri sözcüğü Farsça’dan dilimize geçmiş, asıl hâli kendekâri olan; heykeltıraşlık, hakkâklık, kalemkârlık gibi plastik sanatları ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Osmanlıcada kendekariye daha çok kalemkâri anlamı verilirken yine Farsça künde (tomruk, masif ağaç kütlesi) kelimesinden etkilenilerek bir kündekârî terimi ortaya çıkmış. Zamanla ince marangozluk kapsamına giren ahşap sanatı, dekoratif doğramacılık sanatı için kullanılır olmuş bu terim. Günümüzde bu sanata İran’da mütenebbihe, Arap coğrafyasında ise ta’şik adı veriliyor ve kündekâri kelimesi yalnız Türkçe’de kullanılıyor. Sabır ve ustalık gerektiren bu değerli sanatın en güzel örnekleri Anadolu topraklarında bulunuyor.

İÇ İÇE GEÇMİŞ TAHTALAR
Kenarları erkek-dişi değerlerde oyulmuş, çokgen ve yıldız biçiminde ayrı ayrı kesilmiş, çeşitli geleneksel kabartmalarla bezenmiş parçalar… Bu parçaların ahşap kirişlerinin çivi ve tutkal kullanılmaksızın, birbirine geçmesi biçiminde uygulanan ve büyük bir ustalık isteyen kündekârînin, bezeme temeli gökyüzüne dayanır. Gökyüzündeki yıldızları ve sonsuzluğu ifade eden yıldız, sekizgen, ongen, baklava gibi birçok geometrik desenle birlikte uygulanır.

ETKİLEYİCİ TEKNİK
Tekniğin temeli küçük ağaç parçalarının damarları, dolayısıyla eğrilme yönleri birbirlerine zıt gelecek şekilde yivler ve girinti-çıkıntılarla birleştirilmesi esasına dayanır. Genellikle parçaları çerçeveleyen çıtalarla, kemer tahtaları ve göbekler oyma-kabartma arabesk motiflerle bazen de sedef kakmalarla süslenir. Aralarına farklı tür ve renklerde küçük ahşap plakalar konarak görüntü zenginleştirilir. Bazı örneklerde oyma isçiliği, sedef, bağa ve fildişi kakma isçiliği de kompozisyona dâhil edilir. Hazırlanan parçalar birbirine ayrıca bağlayıcı bir malzemeyle tutturulmadığından, kündekârînin uygulandığı ahşap yüzeylerde zamanla ayrılmalar olmaz.

ZAMANA MEYDAN OKUYAN SANAT
Kündekâri tekniğiyle yapılmış bazı örneklerde dayanıklılığı arttırmak için geçmelerin arkasında, yine ahşaptan yapılmış bir iskelet kullanılır. Değişen mevsim şartlarında ısıdan ve nemden etkilenmeyecek nitelikte bir ağaçla çalışılır ve birleşme yerlerindeki kanallarda bırakılan hava payları sayesinde, ahşap işçiliğinde zamanla ortaya çıkan çatlak ve şişmeler önlenir.

Daha çok kapı, pencere ve dolap kapaklarıyla minber ve kürsülerde uygulanan kündekârînin, en güzel örnekleri 12. yüzyılda Selçuklu mimari geleneğine sahip çıkan Mısır, Suriye, Filistin ve Anadolu’da hâkim olan Türk-İslam devletlerinde, sonraki yüzyıllarda (16. yüzyıla kadar) sadece Anadolu’da görülür.

11. yüzyıl ve 14. yüzyıl arasında geometrik motiflerin bolca kullanıldığı Selçuklu eserlerinin tesirleri Beylikler Dönemi ve Osmanlı Dönemi’nde de görülmektedir. 15. yüzyılın başında yeni kullanılmaya başlanan çiçekli üslup hem rumîli kompozisyonlar ile hem de ayrı ayrı kullanılmıştır. Sedef ve fildişi kakma eserlerde teknik özelliğinden dolayı geometrik motifler tercih edilmiştir.

MAYASI SABIR ŞİFRESİ EBCED
Kündekâri sanatıyla uğraşan ustalar yani kündekârlar, bu işin mayasının sabır olduğunu ifade ediyorlar. Bugün çok az sayıdaki kündekâr, yeni neslin bu sanatı öğrenmeye sabrı ve isteği bulunmamasından şikâyetçi. Uygulama esnasında başlangıçta milimlik kaymaları dikkate almazsanız, kontrol elinizden çıkar ve kündekârîyi toplayamazsınız diyor ustalar. Eğer zelzele, yangın ve aşırı rutubet gibi menfi tesirlerden korursanız rahatlıkla 7-8 asır dayanabileceği bilinen bu tekniğin, yeri geldiğinde hazırlanan binlerce parçanın çuvallara doldurulup mekânında uygulanıyor olması da ne kadar meşakkatli olduğunun kanıtı. Derin manalar eşliğinde derin bir el maharetidir kündekârî, sabırla nakşedilir.
-gün ışığı hakkı
-mimarın müşterisi kim??
-evdeki buzağı öküz olur mu acaba?
-doğru malzeme

-doğru teknik
-meşruiyet
Yapı-Building
Yapım-İnşaa
İmar
Proje-Projectum
Fetişizm
Tüketim

-kelimeler ve düşün dünyamız...yapı dünyamız...
-ödüllü mimarlık?? neye değer verirsiniz?
meslek bilgisinin azizliği...
Lonca
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Lonca, aynı bölgede yaşayan esnaf ve zanaatkarların örgütlenerek kurduğu meslek organizasyonuna verilen isimdir. Loncalar bir meslek örgütlenmesi olarak özellikle Ortaçağ'da üretim ve işgücünün düzenlenmesinde önemli görevler üstlenmiştir. Usta-çırak ilişkileri ve ürün kalitesine yönelik standartlar loncalar sayesinde düzenlenmiştir. Loncaların, ticaretin kayıt altına alınmasını sağlayarak haksız rekabetin oluşmasını engelleme işlevi de bulunmaktaydı.

Osmanlı Lonca Teşkilatı
Lonca, Osmanlı Devleti'nde de kent esnafının ve küçük çaplı üretim yapan zanaatkarların örgütlenme biçimiydi. Temelini Ahilik'ten alan Osmanlı lonca düzeni 15. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmış, 18. yüzyılın ortalarına doğru "gedik" biçimini alarak 20. yüzyıl başlarına kadar varlığını sürdürmüştür.

Osmanlı loncaları manevi kurucuları saydıkları Ahi Evran'a bağlılıklarını sürdürürken, bir yandan da Ahilik'in kabul etmediği esnaf türlerini ve gayrimüslimleri de içlerine almışlardı. Ama çırak, kalfa, usta biçimindeki yükselme aşamaları ile üretimde ve ticarette uymak zorunda oldukları ahlakî kurallar Ahilik'le büyük benzerlik göstermekteydi. Osmanlı loncaları yöneticilerini kendileri seçmekte ve iç işleyiş kurallarını da kendileri saptamaktaydı. Bununla birlikte devletin koyduğu kalite standartlarına (ihtisab) ve fiyatlara (narh) da uymak zorundaydılar.

Osmanlı loncaları genellikle aynı tür işi yapan esnaf ve zanaatkarların toplu olarak bir arada bulundukları çarşı, han, arasta gibi yerlerde etkinliklerini sürdürürlerdi. Buraların dışında işin niteliği gereği ayrı yerlerde açılan dükkânlara "koltuk" adı verilirdi. 18. yüzyılın ortalarında çarşı ve dükkân sayısının çoğalması, gerçek esnaf ve zanaatkar olmayanların (bunların başında yeniçeriler geliyordu) da buralarda işyeri tutmaları lonca düzenini sarstı. Bunun üzerine devlet her alanda iş yapacak esnaf ve zanaatkar sayısını sınırlandırarak bir tür tekel düzeni kurmaya çalıştı. Gedik adı verilen bu düzende elinde esnaf ya da zanaatkar belgesi olmayan kişilerin dükkân açması yasaklanıyordu. Ama ekonomik gelişmeyi ve rekabeti önleyici bu sistem pek başarılı olamadı. 1838 ticaret sözleşmeleriyle Avrupa malları Osmanlı pazarını istila edince sistem iyice çöktü. Devlet 1866-1873 yılları arasında esnafı, kooperatifler biçiminde örgütleyerek ayakta tutmaya çalıştıysa da olumlu sonuçlar alınamadı. 1913'te kabul edilen bir yasayla gedik sistemine de resmen son verildi.
Ahilik, Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli'nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. Aslen Horasan kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve kurulları vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir. Ahi Evran'a Ahi Baba da denir.
Ahi olmak ve peştemal kuşanmak için kişinin bir Ahi tarafından önerilmesi zorunludur. Üye olmak isteyenlerden yedi fena hareketi bağlaması ve yedi güzel hareketi açması beklenmektedir:

Cimrilik kapısını bağlamak, lütuf kapısını açmak
Kahır ve zulüm kapısını bağlamak, hilim ve mülâyemet kapısını açmak
Hırs kapısını bağlamak, kanaat ve rıza kapısını açmak
Tokluk ve lezzet kapısını bağlamak, riyazet kapısını açmak
Halktan yana kapısını bağlamak, Hak'tan yana kapısını açmak
Herze ve hezeyan kapısını bağlamak, Marifet Kapısını açmak
Yalan kapısını bağlamak, doğruluk kapısını açmak
Kafirler, çevresinde iyi tanınmayanlar, kötü söz getirebileceği düşünülenler, zina ettiği ispatlananlar, katiller, (kasaplar), hırsızlar, dellallar, vergi memurları, vurguncular örgüte katılamaz.

Kadınlar, Ahiliğin "kadınlar kolu" olarak adlandırabileceğimiz Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları) teşkilatına üye olmuşlardır.
iconography vs iconology
tanımlama
çözümleme
yorumlama
Erwin Panofsky (30 March 1892 – 14 March 1968) was a German art historian. His academic career was pursued mostly in the U.S. after the rise of the Nazi regime. Panofsky's work remains highly influential in the modern academic study of iconography, and many of his works are still in print, including Studies in Iconology: Humanist Themes in the Art of the Renaissance (1939), and his eponymous 1943 study of Albrecht Dürer.
-töz ve ilemek
-mekan-space-boşluk
-nev
-araf
-tasnif (esnaf)
-şerh etmek, telhis summa, tektonik ya da atektonik olma durumu
-skolastik yazım tekniği: metin (summa-telhis), şerh (kısa, uzun,orta), haşiye, talik (not)
-kaptalizm ile ilişkisi
-kullanıma uygunluk/ (kalite?)
bilge-bilgiç-bilgin
-öldükten sonra yapılan güzellemeler...
Ahilik Teşkilatı Selçuklular döneminde ekonomik ve ticârî faaliyetlerinin yanı sıra, askerî ve siyasî faaliyetlerde de bulunmuş, aynen Bektaşi ve Yeniçeri Ocaklarının olduğu gibi Osmanlı Beyliği'nin kuruluşunda ve güçlenmesinde etkin rol oynamışlardır. Aşıkpaşazade Derviş Ahmet, Osmanlı'nın kurulmasında etkin olan Dört unsur arasında Ahiliği de belirtmiştir. İlk Osmanlı padişahlarının ve vezirlerinin çoğu Ahi Teşkilâtı'na mensup şeyhlerdir.[11]

Ahi Teşkilâtı'nın müslümanlara has bir kurum olarak iş görmesi 17. yüzyıla kadardır. Osmanlı Devleti'nin hakimiyet alanı genişleyip, gayrimüslim oranının artmasıyla farklı dinden kişilerin ortak çalışması zorunlu olmuştur. Din ayrımı gözetilmeden ortaya çıkan bu kuruluşa da gedik denmiştir. 1727 yılından itibâren rastladığımız bu kavram Türkçe bir kelime olup tekel veya imtiyaz anlamına gelmektedir. Kavram olarak "Osmanlı bünyesindeki esnaflığa ve sanatkarlığa girişi tetkik etmek" demektir.[12] Yapı olarak ahilikten farklı olmamakla birlikte ömrü onun kadar uzun olmamıştır. Zira 1838 Balta Limanı Antlaşması'yla tekel idaresi ortadan kalkmış ve gedikler çözülmüştür.

Ahilik teşkilâtı 3 dereceli bir düzene dayanır. Her kapı üç dereceyi içerir. Bu dereceler şöyle sıralanır:

Yiğit
Yamak
Çırak
Kalfa
Usta
Ahi
Halife
Şeyh
Şeyh-ül Meşayıh
Ahilik, Galip Demir'e göre, "Türkler'in Rönesansı"dır. Veysi Erken'e göre, Ahilik ve kurum düzeni bugünlerin şartlarında bile, 5 çekirdek ilke ile, "Toplumsal sorumluluk, Hizmette mükemmellik, Dürüstlük ve doğruluk, Ortak yaşama" ile örnek bir 'yatay örgütlenme' toplum hareketi şekilendiriyor. Erken, Ahiliğin bu yönüyle, 2000'li yıllar için bile ileri bir örgütlenme modeli sunduğunu kaydediyor.

Ahilik töreleri yaygın Türkçe deyimlere dönüşmüşlerdir. Örnek olarak "pabucunu dama atmak" sözü ahiliğin peştamal kuşanma töreni ile ilgilidir. Çıraklıktan kalfalığa geçiş töreni öncesinde eğitimi tamamlanan çırağın pabucu dama atılır. Bir yandan da artık ustalarından, kalfalarından eskisi gibi ilgi görmeyeceğini ortaya koyar bu deyim.

Ahilikte sanatkarlar gündüzleri işyerlerinde 4 aşamadan oluşan hiyerarşi içinde mesleğin inceliklerini öğrenirler, akşamları toplandıkları ahi konuk ve toplantı salonlarında aynı hiyerarşi içinde ahlakî ve felsefî eğitim görürlermiş.

Kırşehir'de kabri bulunan Ahi Evran'ın kurduğu bu teşkilatla ilgili Ahilik geleneğinin unutulmaması için Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Odaları tarafından bazı şehirlerde her yıl Ahilik haftası ve kutlamaları yapılmaktadır. Ahilik teşkilatı, gençlerin iyi yetişmesini ve meslek kazanmasını sağlardı. Savaş, afet vs. kötü durumlarda da kuruma üyeler ve halk arasında dayanışma olurdu. Padişahlar ve diğer yöneticiler de ahilik teşkilâtını destekleyerek gelişmesini istemişlerdir.
PROCESS & PRODUCT
CULTURAL SYMBOLS
ZOR YALANLANAN TARİH
-mimarlıktan anlıyor muyuz?
-operadan anlıyor muyuz?
Başkalarının ahlakı
Başkalarının yapıları
6. Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Âd kavmine?

7. Direkleri (yüksek binaları) olan, İrem şehrine?

8. Ki ülkeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı ,

9. O vadide kayaları yontan Semûd kavmine?

10. Kazıklar (çadırlar, ordular) sahibi Firavun'a?

11. Ki onların hepsi ülkelerinde azgınlık ettiler.

12. Oralarda kötülüğü çoğalttılar.

13. Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı.

14. Çünkü Rabbin (her an) gözetlemededir.
Full transcript