Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

KIZILDERİLİLERİN DOĞAYA BAKIŞ AÇILARI

No description
by

ömer faruk doğru

on 3 March 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of KIZILDERİLİLERİN DOĞAYA BAKIŞ AÇILARI

KIZILDERİLİLERİN ve BATI DEVLETLERİNİN DOĞAYA BAKIŞ AÇILARI
Bilindiği gibi amerika kıtasında yaşamış yerli halk için kullanılanılan isimdir.
KIZILDERİLİLER
Yaklaşık üç yüz dil ve üç yüz farklı gelenek var. Ancak tüm bu geleneklerin en azından bir ortak özelliği var, o da doğaya yakınlıkları. Kızılderili kendini doğadan ayrı değil, onun bir parçası olarak görür. Kızılderililerin inanışına göre toprak ana, bedeninin geldiği yerdir. Gökyüzü büyükbabası, ay büyükannesidir. Dört ayaklı kardeşleri, kanatlı kardeşleri, iki ayaklı kardeşlerinin hepsi, onun için aynı değerdedir. Doğayla içi içe yaşamak, korku duyulacak bir şey değildir. Tehlikelerin farkındadır, doğanın gücü karşısında aciz olduğunu bilir, ancak üstün gözlem yeteneği ve sabrı sayesinde doğayı en az kendini tanıdığı kadar tanır. Yaşayan hiçbir varlığı kendisinden farklı görmez.

KIZILDERİLİLERİN DOĞAYA SAYGISI
Tüm canlı varlıkları kendileriyle aynı seviyede kabul eden Kızılderililer, hala bir hayvan avladıklarında öldürdükleri hayvanın ruhuna teşekkür eder, onu yalnızca yiyeceğe ihtiyaç duydukları için öldürdüklerini, onun hızına, ustalığına saygı duyduklarını söylerler. Bir ağacı kestiklerinde ağaca teşekkür eder, ihtiyaç duyduklarından fazlasını asla almazlar. Ormandan geçerken tek sıra halinde yürürler , ormanda yaşayan canlılar, onların ormana sahip çıktıklarını düşünmesin ve sadece oradan geçmekte olduklarını anlasın diye.
KIZILDERİLİLERİN DOĞAYA SAYGISI
Bugün beyazların doğal kaynakları neredeyse tükettiği yerlerde, Kızılderililerin de avlanması yasak. Hem geleneklerini, hem de yaşamlarını sürdürmek için avlanmak zorunda olan Kızılderililerle beyazlar arasında bu nedenle birçok anlaşmazlık yaşanıyor. Balinaları Kızılderililer tüketmedi. Ancak şimdi balina avlamak isteyen Kızılderililere çevre düşmanı gözüyle bakılıyor. Bu tip tartışmalarda kolay kolay çözüme ulaşılamıyor. Beyaz adamın doğaya duyarsızlığının cezasını gene Kızılderili ödüyor.
Kuzey Amerika’nın kuzeyinde o zaman bulunan dev buzullarda deniz suyunun depo edilmesi sonucu, deniz seviyesi düşüktü. Bunun sonucu Bering Boğazı, Asya’yı Amerika’ya bağlayan bir köprü şeklinde bulunmaktaydı. Şimdi bile Bering Boğazı 75 km genişliğindedir ve Asya ile Kuzey Amerika arasında iki ada bulunmaktadır. Kuzey Amerika’da bulunan buzulsuz bir yolla Orta ve Güney Amerika’ya inilebilmekteydi. Asya’dan Bering Boğazını geçerek çeşitli zamanlarda Amerika’ya ulaştılar. Göçler 10.000 yıl önce, belki 25.000 yıl önce başlamış ve birbirini takib eden zamanlarda gerçekleşmiştir. Göç eden gruplar lisan, kültür ve fiziki bakımdan birbirinden farklıydı.Başka bir yol da Amerika’nın güneyindeki Pasifik kıyılarına gelen deniz yoluydu. Ancak burası o zamanların deniz vasıtaları için oldukça tehlikeliydi. Bu göçlerden binlerce yıl sonra, Avrupalılar Amerika’yı keşfetti. Hemen hemen her yerde yaşayan yerli kavimler bulunmaktaydı. Ancak sayıları azdı. Avrupalıların kıtaya ayak bastığı sırada Kuzey Amerika’nın tamamında nüfûsun 4,2 milyon, Güney Amerika’nın ise 10 milyon dolayında olduğu tahmin edilmektedir. Avrupalıların Amerika’yı keşfinden sonra Kızılderili nüfusu hızla azalmıştır. Buna Kızılderililerin kullandığı tabiat kaynaklarının Avrupalıların eline geçmesi, Avrupalıların kıtaya getirdikleri bulaşıcı hastalıkların Kızılderilileri telef etmesi ve yapılan katliamlar sebeb oldu.

KIZILDERİLİLERİN AMERİKA KITASINA GELİŞİ
Beyazlar Amerika kıtasına ilk geldiklerinde Kızılderililerin gözlem yeteneğinden ve doğa bilgisinden çok yararlandılar. Hatta Kızılderililerin yardımı olmasa, beyazların çoğu hayatta bile kalamayacaktı. Kızılderililer, ormanda iz sürme, avlanma, bitkilerden ve hayvanlardan yararlanma konusunda beyazlara pek çok şey öğretti. Bazı beyaz yerleşimcilerin tuttuğu günlüklerde, Kızılderililerin değişik bitkiler kullanarak onları tedavi ettiği anlatılır. Çevresindeki bitkileri çok iyi tanıyan Kızılderili, hemen her hastalığa iyi gelecek bir bitki, ya da karışım bulmuştu. Ancak suçiçeği, grip, kızamık gibi beyaz adama özgü hastalıklar kapısını çaldığında, geleneksel ilaçlarının hiçbiri işe yaramadı. Beyaz adamı tedavi eden Kızılderili, bu hastalıklara bağışıklığı olmadığı için yenik düştü. Günümüzün Kızılderilileri hala büyük ölçüde bitkilerden yararlanıyor. Herhangi bir hastalığa iyi gelecek bitkileri bazen rüyalarında gören şifacı Kızılderililer, pek çok kişiyi tedavi ediyor. Hatta yakın zamanda Kızılderili bir kadının bulduğu bitki karışımının kanser tedavisinde çözüm olabileceği konusu tartışılıyordu.
Bugün çevre kirliliğine tepki gösteren pek çok kişiden duyduğumuz sloganların bazıları da aslında Kızılderililerin söylediği sözler. Hatta Ankara belediye otobüsü biletlerinin arkasında da Kızılderililere ait bir söz yazardı: "Biz bu dünyayı atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan ödünç aldık." Kızılderililerin çevrelerine zarar vermemeye gösterdikleri özen, yine bir reisin sözlerinden açıkça anlaşılıyor.

Bugünün Kızılderilileri, gerek felsefeleri, gerek doğa konusundaki bilgileri bakımından atalarından hiç de farklı değil. İşte bu nedenle, bilim adamları da çevre konusunda sık sık Kızılderililere danışıyor. Birleşmiş Milletler'in birkaç yıl önce hazırladığı çevre konulu raporda yer alan sözler, Kızılderililerin doğayla olan ilişkilerini özetliyor: " Çevre ile ilgili herhangi bir şey bilmek istiyorsanız, Kızılderililere sorun. "
KIZIDERİLİLER İLE TÜRKLEREİN İLİŞKİSİ
Daha önce Kızılderililerin asyadan amerika kıtasına geçtiklerini söylemiştik . Bazı tarihçilere göre asyadan amerikaya geçen toplumlar Türk toplumlarıydı . Şimdi bunun bazı ispatlarını görelim .
YAŞANTI BENZERLİKLERİ
1- Bilindiği üzere Türkler “avcı” bir soydur. Bugün bile izlerini hissettiren “avcılık ruhu”, Kızılderililer’de de görülüyor. Zaten göç yoluyla Altay Türkleri’nin Amerika’ya geçerek orada Kızılderilileri oluşturması düşüncesinin de temelinde avcılık var.

2- Kızılderililerin kullandıkları av aletleri, temel ihtiyaçlarını gidermeleri için kullandıkları eşyalar… Türkler’in kullandıklarıyla benzer özellikler taşıyor. Üstü sivri çadırlarda yaşamaları, önleri kesik giysiler giymeleri, “huş” adı verilen oyma kayıklar kullanmaları… da Türk yaşantısına benziyor.

3- Kızılderililerle ilgili gördüğünüz resimlerden anımsarsınız, onlar da tıpkı Türkler gibi atlı yaşam süren topluluklardır.
KÜLTÜREL BENZERLİKLER

2- Atabaşkan ve Keçuva kabilelerinde Türkler’e özgü olduğu bilinen, parmakların arasına sicim (kalın ip) geçirilerek oynanan “sicim oyunu” nun oynanması da yine benzerlik teşkil etmektedir.

3- Cenazelerde “yasçı” ların bulundurulması da Türkler’le Kızılderililer arasındaki belirgin benzerliklerden biridir. Orhun Yazıtları‘nda da geçtiği üzere, en eski soydaşlarımız da ölüm törenlerine “yasçı, sıgıtçı…” denilen “ağıt yakan” ölü ağlayıcıları getirtirlermiş. Kızılderililer de tıpkı Türkler gibi bu biçimde törenler yapıyorlarmış.

4- Bizdeki “Kırkpınar Efsanesi”nde anlatılan ve pehlivanların can vermesine kadar devam eden güreşlerle, Brezilya Ormanları’ndaki Zakuma Kızılderilileri’nin tuttukları “güreş“, benzerlik göstermektedir.

5- Mohavk Kızılderilileri’nin Anadolu’da oynanan ve arasında “uzun eşek” oyununun da bulunduğu oyunların 12’sinden 11′ini bilmeleri de yine benzerliğe örnektir.

6- İnkalar’da bizdeki “kopuz” a benzeyen bir tür sazın bulunduğu gözlenmiştir.
Türkler’in ilk yerleşim yeri Orta Asya olarak kabul edilmektedir... Türkler’in ana yurtları hakkında genel olarak dört tane düşünce olsa da, çoğunluğun kabul ettiği görüş Tanrı Dağları’nın kuzeyinin Türkler’in ilk anayurtları olduğudur. Orta Asya’daki Türkler’in bazılarının Rusya ile Amerika kıtasının bağlantı noktasından (yani Bering Boğazı civarı kast ediliyor) geçerek Amerika’ya ulaştığı düşüncesi var. Bazı kalıntılar ve göç yolları da bu düşünceyi destekliyor. Hatta Piri Reis’in çizdiği ilk Dünya haritasında, Amerika kıtası keşfedilmemişken bu haritada Amerika Kıtasının da gösterilmesi, bu konuya bir ışık tutuyor.
2-4 Temmuz 1999 tarihleri arasında Denizli’de yapılan “Yedinci Türk Dünyası Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı”na katılan Onayda Kızılderili kabilesi reisi ve Amerika Yerlileri Sosyal İşler Daire Başkanı M. Franklin Keel’in konuşması kurultaya katılan delegeler üzerinde büyük bir etki yarattı. Kızılderililer hakkında geniş bilgi veren Keel, Kızılderililerin (atalarının) Baykal Gölü ve Yenisey-Tuva bölgelerinden Amerika kıtasına, Alaska üzerinden göç ettiklerini ifade etti. Kızılderililer ile Türklerin DNA testlerinin aynı olduğunu ve ayrıca "Y" kromozomunun sadece yeryüzünde Türkler ile Kızılderililerde bulunduğunu söyledi. Kızılderililerin konuştukları dillerdeki kelime benzerlikleri gibi, halı, kilim ve el işlerindeki desenlerin aynı olduğunu, örf, adet ve geleneklerde de çok büyük benzerlik olduğunu ifade etmiştir. Fransız dil bilimcisi Dumesnil ise, Kızılderili dilinde 320 kadar Türkçe kelime tespit etmiştir. Kızılderililerin aslının nereden geldiğine dair 40 yıl araştırma yapan Ethel Steawert, belgelerle Kızılderililerin Türk soyundan geldiğini ispatlamıştır. Amerika’da diğer bir Türk nüfusu da Kamçatka Yarımadası’ndan Alaska’ya göçen Saka Türkleridir. M.Ö. 1500 yıllarında Göktürk alfabesi ile yazılmış Saka Beyinin hikâyesini anlatan taş tablet, bu göçü kanıtlamaktadır. Avrupalılar Amerika kıtasına göç etmeden önce Kızılderililerin nüfusu, Avrupa kıtasının nüfusundan fazla idi. En az 50 milyon Kızılderilinin soykırım neticesinde katledildiği kesindir. Bazı ABD'li tarihçilere göre ise, bu miktar 100 milyona yakındır. Şu anda Kızılderililerin nüfusu 2.5 milyon civarında olup, soylarını koruma mücadelesi vermektedirler. Kızılderililerin büyük bir çoğunluğu ise Uygur ve Nayman Türkleri ile diğer Türk kabileleridir.
Yedinci Türk Dünyası Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı
Yat-kı: yatılan ev

Tamazkal: Hamam, temiz kalmak

Atapaskan: Kızılderili kabilesinin adı

T- sün: uzun

Ata-Hualpa: Son Maya kralının adı

Tepek: tepe

Hu: selam

Türe: töre

Tete: dede

Atış-ka: ateş

Aş-köz: yemek
Yu: su

Yu-mak: yıkamak

Köç: göç

Tekun: tekin

Atağ: ata

Yaşıl: yeşil

Çakira: çakır

Kün: Gün

Misssigi: Mısır

Yanunda: yanında
BAZI BENZER KELİMELER
Ortaçağ’da da çevre kirliliğinin önemli bir sorun olduğu anlaşılmaktadır. İngiltere’de evlerinin önüne insanların dışkılarını atmaları o kadar büyük bir sorun olmuştur ki 1345 yılında bunu yapanlar 2 şilin para cezasına çarptırılmaya başlanmıştır. 12. yüzyılda ise Fransa’da Philippe Auguste sokaklardaki iğrenç atıkların kaldırılmasını ilk emreden kral oldu. Bunun üzerine dışkılarını akarsulara atan halk kendi ana içme suyu kaynaklarını kirletti. Çevre kirliliği hakkında ilk bilinen yasa 1388’de İngiltere Parlementosu’nda kabul edildi. Bu yasaya göre akarsulara ve sokaklara dışkı atılmayacaktı. Yasayı uygulamayan yönetici, o çevrede yaşayanlarca kralın mühürdarına şikayet edilecekti. İnsanların kendi elleriyle doğayı kirletmelerinin sonucunda, kendilerinin gördükleri zararın dayanılmaz boyuta ulaşmasıyla, ancak devlet yasasıyla kendilerini koruyacakları kanaatine vararak oluşturdukları ilk yasa, bahsettiğimiz yasadır.
19. yüzyıl sanayileşmesinde ise ortaya çıkan tablo korkunçtur. Sanayi inkılabıyla birlikte enerji olarak fosil yakıt olan kömür kullanımı doğaya özellikle de havaya çok zararı olmuştur . Tüm sanayi bölgelerinde demir çelik kuruluşları karaları, suları, havayı kirlettiler.
1930’da Belçika’nın oldukça büyük endüstri havzası olan Mense vadisinde duman ortalığı alt üst etmiştir. Bunun sonucunda 63 kişi ölmüş ve binlerce kişi hastalanmıştır.

1948 yılında Pensilvanya Donarda yaşanan inversiyon olayında 6000 kişi solunum sistemi hastalığına maruz kalmış ve 20 kişi ölmüştür.

1948 yılında hava kirlenmesinden Londra’da 700-800 kişinin öldüğü kayıtlara geçmiştir.

1952 yılında Londra’da yaşanan inversiyon olayında 5000 kişi ölmüş binlerce kişi solunum sistemi hastalığına maruz kalmıştır. 1952 yılında İngiltere’de inversiyonlu günlerde kükürt dioksit ve dumanın insan sağlığı üzerinde yaptığı olumsuz etki Şekil 5’de verilmiştir.
BATI DEVLETLERİNDE DOĞAYA SAYGI
Temiz hava olarak nitelendirilen atmosferin alt katmanı; azot, oksijen, karbondioksit ve çok az miktarda diğer gazlardan oluşur. Ayrıca atmosferin üst katmanında bir de ozon gazının (O3) oluşturduğu tabaka vardır. Ozon, güneşten gelen zararlı ışınların çoğunu yansıtıp bir kısmını tutarak yeryüzüne ulaşmasını engeller.
Evler, iş yerleri, sanayi kuruluşları ve otomobillerin çevreye verdikleri gaz atıklar havanın bileşimini değiştirir. Havaya karışan zararlı maddelerin başlıcaları kükürt dioksit (SO3), karbon monoksit (CO), karbon dioksit (CO2), kurşun bileşikleri, karbon partikülleri (duman), toz vb. kirleticilerdir. Ayrıca deodorant, saç spreyleri ve böcel öldürücülerde kullanılan azot oksitleri, freon gazları ile süpersonik uçaklardan çıkan atıklar da havayı kirletir.
Zararlı gazların (özellikle kükürt bileşikleri); yağmur, bulut, kar gibi ıslak ya da yarı ıslak maddelerle karışmaları sonucunda asit yağmurları oluşur. Asit yağmurları da bir yandan orman alanları vb. yeşil alanları yok etmekte bir yandan da suları kirletmektedir.
http://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/215731-sanayinin-gelismesinin-cevreye-olumlu-ve-olumsuz-etkileri-nelerdir.html#ixzz3RqV996lV

http://www.unforgiven-heroes.com/htmls/indians10.html

http://www.bilgiustam.com/hava-kirliligini-arttiran-sicaklik-inversiyonu-bolum2/

http://www.mucizeler.com/2011/03/insan-ve-cevre-kirliligi/
KAYNAKLAR
Full transcript