Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

DADAISMUS

No description
by

Hatice Küçükiba

on 7 April 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of DADAISMUS

DADAiZM
(1916-1923)


Dadaizm, 1916'da Almanya, Fransa, Isviçre ve Amerika'da hemen hemen aynı zamanda doğmuştur. Adını Romanyalı Tristan Tzara'nın
Larousse
sözlüğünü rastgele açarak bulduğu
"dada"
kelimesinden alan akım, Tzara başkanlığında Zürih'te toplanan bir grup genç tarafından başlatılmıştır. Dadaistler, Zürih ve Paris'te toplantılarında çoğu zaman dinleyicilerin protestolarıyla karşılaşmış; zaman zaman da bu gürültülü toplantılar polis müdahalesiyle dağıtılmıştır.
1916 yılında Zürih'te başlamış ama enternasyonal biçimde gelişmiştir. Huelsenbeck, ekollerinin soyut ve nesneye bağlı olmayan sanata öncelik verdiğini açıklar. Gerçekten de Dadaizm'in edebiyata geçişi gelişiminin 3. aşamasıdır. Soyut sanatının ilkelerine bağlanma ve ekspresyonist üslubunu aşırılaştırma ile birlikte geleneksel eğitim, sanat, estetik ideallere karşı savaş başlatmıştır. Burjuva toplumunu estetik alanda inkar etme şeklindeki bu savaş, o toplumun özellikleri diye kabul edilen milliyetçiliğe, vatan severliğe ve savaşkanlığa karşı nefrette özümleniyordu.
DADAiZM'iN DOĞUŞ ZEMiNi

Hemen hemen bütün sanat akımları, milli veya evrensel birtakım sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel, felsefi gelişme veya birikimlerin tesiri altında doğmuştur. Dadaizm'de bu tesir çok daha belirgindir.
I.Dünya Savaşı bütün dünya ile birlikte Avrupa'yı da çok derinden sarsmıştır. Savaş sonrasında kıtlık acı, gözyaşı çoğalmış değerler alt üst olmuştur. Daha da önemlisi insanların kendilerini ayakta tutan sosyal, ahlaki değerlerlerle inanç ve ümitleri kaybolup, derin bir
karamsarlığa girmiş olmalıdır.

Tristan Tzara, akımını doğuş zeminini şöyle ifade etmiştir.

"Dada'nın nasıl doğduğunu anlamak için, bir yandan I.Dünya Savaşı sırasında bir çeşit hapishane olan Isviçre'de yaşayan bir genç topluluğunun ruh halini öte yandan da o çağın sanat ve edebiyat düşünce düzeyini göz önüne getirmek gerekir. Hiç kuşkusuz savaş bitecekti ama 1916-1917 yıllarında savaş sanki demir atmış hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu ve gittikçe tutarsız ve gerçekdışı bir boyut kazanıyordu. Iğrenme ve isyanımızın kaynağı bu oldu. Savaşa kesinlikle karşıydık ama ütopik barışçılığın tuzaklarına da düşmemiştik. Köklerini sökmedikçe, sebeplerini ortadan kaldırmadıkça, savaşın ortadan kaldırılamayacağını da biliyorduk. Alabildiğine büyüktü yaşama sabırsızlığımız, o oranda da çağdaş denen uygarlığın bütün görüşlerinden nefret ediyorduk; bütün dayanaklarından, mantığından, dilinden. Başkaldırımız, gülünç ve saçmanın bütün estetik değerleri alt üst ettiği biçimler kazanıyordu.(...)

DADAiZM'iN ÖNCÜLERi
I.Dünya Savaşı'ndan sonra Paris'e geçen Tzara'nın bazı kübist şairlerle bir araya gelmesiyle belli bir güce ulaşan Dadaizm, 1923'lerde ömrünü tamamlamıştır. Kübizmden yola çıkan bu akım, sanat ve edebiyatta ciddi bir eser verememesine rağmen Sürrealizm'e zemin hazırlamıştır.
Dadaizm akımının temsilcilerinden Hugo Ball, Dada terimini şöyle açıklıyor; "Dada Rumencede evet evet, Fransızcada oyuncak at, Almancada ise budalaca bir saflık anlamına gelir."
Dadaizm Ekspresyonizm'in dünya görüşüne bağlı kalmaksızın, onun başlattığı üslup yeniliklerini aşırılaştıran bir akımdır. Dili gramer kurallarının bağlarından kurtarma eğilimi ve bağımsızlaştırılan kelime ve hatta seslerle çalışma ilkesi Dadaizm'in teorisinin esasıdır.
DADAISMUS
Dada bir ahlaki zorunluluk, ahlaki bir kusursuzluğa erişmenin dizgin tanımaz iradesi ve insan varlığının her şeyden üstünlüğü ilkesinden doğdu. Dada, bütün gençliğin ortak isyanından, tarihe, mantığa ya da ahlaka, onur, vatan, aile, sanat, din, özgürlük, kardeşlik ve bütün insani değerlere cevap veren bütün kavramlara boş verip doğanın köklü gereklerine bağlanan gençlerin başkaldırısından doğdu.


'Benden önce insanların var olduklarını bilmek bile istemem.'
Descartes'in bu cümlesini yayınlarımızdan birinin alt başlığı yapmıştık. Bununla dünyaya yeni bir gözle baktığımız, bize büyüklerimiz tarafından zorla kabul ettirilen değerleri, doğruluk kavramını yargılamak istediğimizi belirtmek istiyorduk."*

Tristan Tzara
Rumen asıllı Fransız şair, yazar.Dadaizm kurucularından olan Tzara, akıma 'dada' ismi vermiştir.Tzara, 1918'de şunları söyledi;
"Acımak yok. Arınmış bir insanlık umudu ancak kırım ve kıyamdan sonra gerçekleşebilir. Beynin ve toplumsal örgütün çekmecelerini kırıyorum; her yerde aktöre kurallarını altüst edip cennetin elini cehenneme, cehennemin gözlerini cennete fırlatıyor ve evrensel bir sirkin doğurgan çarkını her bir şeyin gerçek düşlerine yeniden yerleştiriyorum. Baktığımız her şey sahtelik dolu. Sisteme karşıyım, ilke olarak kabul edilebilir tek sistem, sistemsizliktir."*



Tzara'ya göre Dada bir manevi istekten manevi bir bağımsızlığa varmayı amaçlayan sarsılmaz bir iradeden doğmuştur. Dada bütün gençlerde ortak olan, bireyin kendi yaratılışının derin ihtiyaçlarını eksiksiz bir şekilde kabul etmesini, tarihi, mantığı ya da çevreleyen ahlak kurallarını bir tarafa bırakmak suretiyle kabul etmesini isteyen bir başkaldırıdır.
Breton'un kurduğu Gerçeküstücülük etkisini arttırdıkça, Dadacılık da giderek ortadan kaybolmuştur. Tzara Dadacılık sonrası şiirlerini gerçeküstücülüğe yakın bir tarzda yazmıştır.


“Sanat acilen ameliyat edilmelidir”
Tristan Tzara
Hugo Ball
“Dada; sonu olmayan dünya savaşı,
dada; başlangıcı olmayan devrimdir.”
DADAiZM'iN SANAT VE EDEBiYATTAKi iLKE VE NiTELiKLERi
Dadaizm'i saf bir sanat veya edebiyat akımı olarak düşünmek doğru değildir. Dadaizm öncelikle I.Dünya Savaşı yılları ve sonrasında dönemin dengesini yitirmiş bir kuşağın ümitsizliği, isyanı ve hayatın saçmalığına olan inancın ifadesi olarak doğar.
Hiçbir akım ve edebi kural tanımayan ve hepsiyle alay eden bu gençler, son derece ümitsiz, inkarcı, şüpheci, isyankar ve anarşisttirler. Düşünen kafa ve bilincin getirdiklerine isyan ederler. Söz konusu değerlere baş kaldıran nesil, kendi tabiatlarının derin istekleriyle özdeşleşmek isterler. Dadaistlerin isyanı, savaşın vahşeti, sanat ve edebiyatın politikaya alet edilmesi, akılcı düşüncenin yetersizliği, ferdi ve sosyal değerlerin yozlaşmasınadır.

Dada, bir sanat akımı olmaktan önce, sanatı kullanarak yönetime ve geleneklere karşı anarşist bir protesto niteliği taşımaktadır.
Elitist değildir, ama metalaşmaz. Endüstri çağının yaşamını değil, felsefesini oluşturur. Bunu kendinden önceki sanat anlayışını eleştirerek yapar.Dadaizm dönemin siyasi otoritesine karşı bir eylemdir. Dadaist eserlerde sistem eleştirisi en ön plandadır. Dada, bir fikir empoze etmekten çok, düşündürtmeye ve sorgulatmaya çalışır.
"Dada insanın akla uygun davranışlarını ortadan kaldırmayı ve de doğal ve mantıksız düzene yeniden kavuşmayı amaçlamıştır.Dada insanın mantıklı anlamsızlıklarını, mantıksız saçmalıklarla değiştirmeyi istemektedir. işte bu yüzden biz Dada'nın büyük davulunu bütün gücümüzle çalıyoruz ve mantıksızlığın övgülerini tüm nefesimizle üflüyoruz. Dada için felsefeler bırakılmış eski bir diş fırçasından daha az değerlidir. Dada onları büyük dünya liderlerine bırakır. Dada erdemin resmi sözlüğünün iğrenç entrikalarını kınamaktadır. Dada saçma olan için vardır ki bu saçmalık anlamsızlık anlamına gelmez. Dada doğa gibi saçma ve akla aykırıdır. Dada doğadan yana ve sanatın karşısındadır."
HANS ARP
…Dada'nın hemen hemen herşeyi inkar etmesi ,yeni ve güçlü iletişim yöntemleri meydana getirmiş; bunlar şiirde yeni biçimlerin kullanılması , görsel iletişimde ise kolaj ve fotomontaj gibi teknikler olmuştur.Bu tekniklerde resimli dergilerden ,eski mektuplardan , basın ilanı ve etiketlerden kesilen fotoğraflar yeni bir düzenlemeyle yapıştırılmış ve birbiriyle ilgisi olmayan bu resim ve işaret parçalarından , yeni anlamlar yaratan bağlantıların kurulduğu , genellikle kışkırtıcı nitelikte düzenlemeler oluşturulmuş.
Marcel Duchamp
Dadizm'in estetik,sanat,edebiyatla ciddi ve samimi bir ilgisinin olmadığı görülmektedir. Çünkü her şeye karşı oldukları gibi edebiyata da karşıdırlar. Onlara göre Dadaizm, yozlaşmış değerlere karşı oluşmuş zihinsel bir tavırdır. Bununla birlikte 2.dereceden olmak kaydıyla Dadaizm'in söz konusu düşünceleri edebiyatı özellikle şiiri etkilemiştir.

Dadaizmin şiirdeki tesirlerini şu şekilde sıralamak mümkündür.
1. Her türlü edebi akım veya o güne kadarki edebi geleneğe, dolayısıyla onların getirdiği edebi ve estetik kurallara karşı olmak, isyan etmek, onları alaya almak.
2. Şiiri, tamamıyle serbest çağrışımlara dayandırmak.
3. Şiirde çok büyük ölçüde yeni ve şaşırtıcı imajlar kullanmak.
4. Şiirin şekline önem vermemek, her türlü şeklin olabilirliğini kabul etmek.
5. Şiir dilini, alışılagelmiş şiir dilinden tamamen uzaklaştırmak.
6. Kelimeleri bilinen manaları dışında kullanmak.

Görüldüğü gibi Dadaizm önce mevcut edebiyat geleneğini yıkar ve bütün gücünü de bu amaca harcar. Onlara göre edebiyat; geleneğin dışındaki her şeydir.

Tristan Tzara, şiir yazış tarzlarını 'ilkesizlik ilkesine' göre şöyle açıklamıştır; " Kağıt parçaları üzerine sözcükler yazın, bunları bir şapkanın içine atıp karıştırın, sonra tekrar çekip bir kağıdın üzerine sıralayın; işte Dadaizm."
Dadaizm kural koyucu olmadığını sık sık vurgulamıştır. istediği yeni kurallar değil, kurallardan kurtulmadır. Oyun oynarken özgürleşme, kahkaha atarken gevşeme, tesadüfleri bilinçaltının dile gelmesi şeklinde yorumlama Dadaizm'in özelliklerindendir. Ses ve tınlama şiirlerinde (Klang und Lautgedicht) kelimenin en derin alşemisi keşfedilmişti. Dadaizm, bir yanda radikalizme öte yandan mistisizme yer veriyordu. Dadaizm hem soyut sanat eğilimini hem de siyasal kışkırtma görevini bir arada kabulleniyordu. Dünyanın sanat aracılığıyla değiştirilebileceği inancını korumakla birlikte politik amaca götüren estetik bir araç saydıkları sanatı da destekliyordu.
Huelsenberk'e göre Dadaizm, Ekspresyonizmin aşılması demekti. Dadaizm'i Ekspresyonizmden uzaklaştıran özellik, onda düşünce yada duyguya bağlı ütopyaların terk edilmesi ve anlamsıza doğru yönelinmesidir. Dadaizm'in edebiyattaki belirtileri ancak I.Dünya Savaşı'ndan sonraya rastlar ve Sürrealizm'e geçiş halkasını oluşturur. Günümüz şiirinde dadaist eğilimler hala kendini göstermektedir.

Hans Richter, Marcel Duchamp, and Richard Huelsenbeck
Duchamp'ın parodilerinden birisi, bir Mona Lisa reprodüksiyonu üzerine çizdiği sakal ve bıyıktır.
MiLLi EDEBiYAT
(1900-1923)

Milli edebiyat, 2.Meşrutiyet sonrasında belirginleşen ve bazı görüşlere göre Istiklal Savaşı’nı da içine alarak Cumhuriyetin ilanı yıllarına kadar devam eden bir dönemdir.Bu 1908 Meşrutiyetinin getirdiği fikir özgürlüğü sonra da Osmanlı Devleti’nin kurtuluş arayışları içinde sarıldığı bir ideolojinin, milliyetçiliğin edebiyattaki yansımalarının yoğun olduğu bir dönemi işaret etmektedir.1911 ‘de Genç Kalemler dergisinde yayımlanan Yeni Lisan makalesi Milli Edebiyat’ ın başlangıcı olarak kabul edilir. Yeni Lisan , ilmi planda başlayan ve fikri bir adım haline gelmiş olan Türk milliyetçiliğinin yayılarak benimsenmesine zemin hazırlamış,Türk milliyetinde topyekün bir uyanışı gerçekleştirmiştir.Bu sebeple Milli Edebiyatın doğuşunu sağlar ve prensiplerini içerir.Yeni Lisan hareketi 1911 de Selanik’te çıkmakta olan Genç Kalemler Dergisi'nde başlar.
Milli Edebiyatı hazırlayan şartların en mühimi,Türk Milliyetçiliğinin doğuşudur.1789 Fransız Ihtilali ,dünyada milliyetçilik hareketlerinin yayılmasına sebep olmuş ve büyük devlet ve imparatorluklardan küçük milli devletlere geçiş sürecini başlatmıştır. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra, müslüman toplumları birleştirmek, kalkındırmak, Hristiyan dünyası karşısında denge kurmak amacını güden "islamcılık" ideolojisinin yanı sıra. Önce edebiyat ve düşünce adamları tarafından ortaya atılan, sonradan siyasal bir nitelik kazanan ulusçuluk (milliyetçilik) akımı yaygınlaşmaya başladı. Ulusçuluk akımı bir süre sonra, "Türkçülük" adı altında, dernekler ve yayın organları kurarak, siyasal örgütlenme yoluna gitti. Türk Yurdu derneğinin yerine, bir yıl sonra Türk Ocağı kuruldu, 1913'te yayın hayatına başlayan Halka Doğru dergisi, halkın düzeyine inmeyi hem ilke edindi; hem de savundu. Ulusçuluk akımı, iktidar partisi Ittihat ve Terakki tarafından da desteklendiği için kısa sürede yaygınlaştı. Milli Edebiyat dönemi şairleri, başlangıçta Fecr-i Aticilerin şiir anlayışlarını sürdürdüler. Bu dönem şairleri başlangıçta genellikle Edebiyat-ı Cedide şiirin etkisi altında kaldılar.
Ziya Gökalp'in çağrısı ve desteğiyle, yalın dil ve hece ölçüsüyle şiir yazmaya başlayan "Beş Hececiler" (Orhan Seyfi, Halit Fahri, Enis Behiç, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz), romantik bir ülke edebiyatı oluşturmaya koyuldular. Kişisel gözlem ve izlenimlere dayanarak yurt sorunlarını, yurt güzelliklerini, yurt sevgisini dile getirdiler; kahramanlık duygularını konu edindiler masal motiflerinden yararlandılar. Mehmet Akif (Ersoy) de, dil bakımından oldukça eski, aruz ölçüsüyle yazılmış toplumcu çizgide şiirleriyle büyük ün yapmıştı. Rübap dergisindeki bazı genç şairler (Halit Fahri, Selahattin Enis, Hakkı Tahsin, Orhan Seyfi, vb.) "Neviler" adlı altında toplanıp, eski şairlerin şiirlerindeki içten, lirik ve gizemci atmosferi şiirlerinde yeniden yaşatmak istediler; ulusal geçmişe bağlanarak edebiyatın ulusal olabileceğini savundular. Yahya Kemal (Beyatlı) ile Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) de, "Nev-Yunanilik" adını verdikleri akımda, Eski Yunan edebiyatını örnek alma yoluna giltiler. Bu girişimlerden, beklenen sonuçlar alınamadı.
Milli edebiyat döneminin roman ve öykülerinde, konular çoğunlukla toplum sorunlarından alınmış, konuşma dil ve üslubunu yaygınlaştırma amaç edinilmişti. Bazı romanlarda ve öykülerde, Istanbul dışındaki çevrelerde söz konusu olan toplumsal sorunlar işlendi.
Ulusçuluk siyasal bir ideoloji olarak yaygınlaştırılmaya çalışıldı. Kurtuluş Savaşı'nın çeşitli görünümleri, ilgi çekici gözlem ve yorumlarla yansıtıldı. Şairler ve yazarlar bu dönemde siyasal ve toplumsal olayların etkisiyle kalıcı yapıtlar vermişlerdir.

Dil sadeleşmiştir.
Aruzun yanında hece ölçüsü de kullanılmıştır.
Ilk defa bu dönemdeki eserlerde İstanbul dışına çıkılmış ve sanatçılar Anadolu'ya açılmıştır.
MillíEdebiyat döneminin dil anlayışında ise Istanbul Türkçesi benimsenmiş, yazı dili ile konuşma dili arasındaki fark kalkmıştır.
Türk dilinin kuralları belirlenmiş, Arapça ve Farsça dan gelen tamlamalar yerine Türkçe tamlamalar kullanılmış..
Türkçe karşılığı olan Arapça ve Farsça tamlamalar kaldırılmıştır.
Türkiye Türkçesine diğer Türk lehçelerinden sözcük alınmamalıdır.görüşü savunulmuştur.
Terimler bilimle ilgili olduğu için aynen kullanılmalıdır. görüşüne vurgu yapılmıştır.
Türkçülük akımı önem kazanmıştır.

Milli Edebiyat Dönem Özellikleri
Millí Edebiyat Dönemi Sanatçıları
Ömer Seyfettin
Refik Halit Karay
Ali Canip
Ziya Gökalp
..


Millí Edebiyat hareketinin önderlerinden olan sanatçı daha çok hikâyeleriyle tanınmıştır. "Yeni Lisan" makalesinde ortaya koyduğu görüşlerini, hikâyelerinde uygulamaya çalışmış ve başarılı olmuştur. Dilimizin sadeleşmesinde önemli yeri olan Ömer Seyfettin, anılarından, tarihteki kahramanlıklardan ve günlük yaşayışlardan yararlanarak, gücünü çekici anlatımından, olaylardan alan, çoğunlukla beklenmedik sonuçlarla biten hikâyeleriyle edebiyatımızda önemli bir yer tutar. Hikayeciliği meslek haline getirmiştir. Hikayelerinde olay ağırlıklı (Moppasant Tarzı) konular işlemiştir. Kısa hayatına karşılık öleceği tarihi bilyormış gibi çok üretken olmuştur.
Hikâyeleri: İlk Düşen Ak, Yüksek Ökçeler, Bomba, Gizli Mabet, Asılzadeler, Bahar ve Kelebekler, Beyaz Lale....adı verilen kitaplarda toplanmıştır.

Ömer Seyfettin
(1884-1920)

Millí Edebiyat ve Cumhuriyet döneminin en ünlü öykü ve roman yazarlarındandır. Önce Fecr-i Ati edebiyatına 1917'den sonra ise Millí Edebiyata katılır. Kurtuluş Savaşı'na karşı yazılarından dolayı tutuklanacağı zaman Halep'e kaçar. Çıkarılan bir af üzerine 1938'de Türkiye'ye döner. Anadolu gerçeğinin ilk olarak Refik Halit Karay 'ın "Memleket Hikayeleri" adlı yapıtıyla edebiyata girdiği kabul ediler. Güçlü bir gözlemci olan yazar, betimlemelerinde de nesneldir. Realist bir anlayışa sahip olan yazarın sade bir dili ve yalın bir anlatımı vardır. Mizah ve eleştiri onun yapıtlarının ayrılmaz unsurlarıdır. Öykü ve romandan başka, anı, deneme, fıkra ve tiyatro türlerinde de eserler vermiştir.

REFiK HALiT KARAY
(1888-1965)
Bir dadacının şarkısı
yüreği dadayla dolu
fazlaca yordu motoru
yüreği dadayla dolu

Asansör bir kral taşıyordu
ağır çıtkırıldım özerk ayrıca
kırsın mı sana sağ kolunu
yollasın mı Roma'daki Papa'ya

Artık bu yüzden işte
Asansörcüğün yüreğinde
dada mada hak getire

Tıkınıp durun çikolata
yıkayıp beyninizi
dada
dada
su için üstüne sonra

Bir bisikletçinin şarkısı
yüreğin dadası ondaki
bir dadacıydı kısacası
yüreğin tüm dadacıları gibi

Eldivene bürünmüştü bir yılan
güvenlik musluğunu der demez kapadı
yılan gömleğine dönüştü eldiven
ve kucakladı hazreti Papa'yı

Asıl dokunaklı olan
çiçekten bir karın
ve artık yok dada falan

kuş sütü bardaklarda
ve yıkanmıştır çikolata
dada
dada
gelin dana şişkebabına
Bir dadacının şarkısı
ne hüzünlü olan ne de neşeli
seviyordu bir bayan bisikletçiyi
o da ne hüzünlü ne neşeli

ama yılbaşında kıskanç koca
öğrendi ne dönüyorsa hepsini
bir öfke sonucu yolladı Vatikan'a
üç bavul içinde ikisinin cesedini

Ne bizim sevdalı
ne de bayan bisikletçi
artık ne hüzünlü ne neşeli değildi
Beyinler layık ağzınıza

askerinizi yıkayın hamamda
dada
dada
su için üstüne sonra
Dada Şarkısı

Şair: Tristan Tzara
(Çev.: Cemal Süreya)
Karşılaştırma ve Sonuç
ÇANAKKALE ŞEHiTLERiNE

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "bu: bir Avrupalı!"
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,
Ostralya'yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
-Dadaizm 1916-1923 yılları arasında hüküm sürerken Milli Edebiyat Dönemi 1900-1923 yıllarını kapsar.

-Dadaistler Ekspresyonizm'in devamı niteliğindedir. Fakat onun daha da aşırılaşmış halidir. Milli Edebiyat ise Tanzimat karşıtı bir dönemdir. ve Fransız Ihtilali'nden etkilenmiştir.

-Her iki dönem de şair ve yazarlar, savaşın etkisi altında kalmış ve bu etkiyi sanat ve edebiyata yansıtmışlardır. I. Dünya Savaşı, toplum psikolojisini etkilemiş ve bu etkiler yeni sanata yansımıştır. Milli Edebiyat sanatçıları ise Kurtuluş Savaşı'nı eserlerinde yansıtımışlardır. Sanatçılar bu dönemde siyasal ve toplumsal olayların etkisiyle kalıcı yapıtlar vermişlerdir.

-Türk Edebiyatı'nda bazı dil ve dilbilgisi kuralları meydana getirilirken, Dadaistler mevcut kuralları yıkma girişiminde bulunmuş ve kuralsız olmayı savunmuşlardır.Dadaistler dili gramer kurallarından uzaklaştırmak ve bağımsızlaştırmak istemişlerdir. Kural koyucu değildir ve mevcut kurallardan kurtulmak isterler. Şiirde şekil Dadaistler için önemli değildir. Milli Edebiyatçılar ise dili sadeleştirme yoluna gitmişler ve arı bir Türkçe kullanmayı amaçlamışlardır. Dilin kurallarına uyarlar. Hece ve Aruz ölçüsü kullanmışlardır.




-Toplumun sanatı benimsemesi, sanatın da topluma olan ilgisini arttırmış ve artık sanat sadece üst tabaka insanının başına gelen olağanüstü durumları değil, günlük hayatın sorunlarını da incelemeye başlamıştı.Artık sanat halkın ,halk da sanatın bir parçası olmuştur. Her iki dönemde de halkın günlük yaşamı işlenmiştir.

-Dadaistler eserlerinde anlaşılma kaygısı taşımazlar. Anlamız olana yönelmişlerdir. Türk Edebiyatı'nda ise didaktik amaç sezilir, halkı bilinçlendirmek isterler.

-Dadaizm şiirlerinde, serbest çağrışımlara, yeni ve şaşırtıcı imajlara ve kelimelerin bilinen manaları dışında kullanıma yer vermişlerdir. Milli Edebiyatta ise şekle önem verilir, kafiye ve uyak uyumu vardır.

-Dadaistler için edebiyat, gelenek dışındaki her şeydir ve geleneğe karşı dururlar. Milli Edebiyat eserlerinde geleneğe bağlı kalmışlardır.

KAYNAKÇA

Aytaç Gürsel, Çağdaş Alman Edebiyatı, Babil, 2005, s.116-117
Çetişli İsmail, Batı Edebiyatında Edebi Akımlar, Akçağ, 2012, s.142-145.
TristanTzara, "Dada'nın Doğuşu" , Türk Dili, S.349, 1981, s.257-258.
Erdoğan Alkan, Şiir Sanatı, s.248-249.
Mahir ÜNLÜ-Ömer ÖZCAN 20. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI 1900-1940
2003 ıNKILAP KİTABEVi YAYIN SANAYİ

ınternet Kaynakları
http://www.siirpenceresi.com/cevirisiir/tzara.htm
http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/desenyazilari/1sayi/adil.html
http://studio-sanart.blogspot.com.tr/2007/11/dadaizm-dada.html
http://etilen.net/anarko-art-ya-da-dada/
www.turkcebilgi.com.milli_edebiyat


Dinlediğiniz için Teşekkür ederiz.


122613031 Hatice KÜÇÜKiBA
122613030 Tansu SARI

Karşılaştırma
Full transcript