Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

Dünya'da uygulanan hükümet sistemleri nelerdir?

No description
by

buket kavak

on 5 March 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of Dünya'da uygulanan hükümet sistemleri nelerdir?

10 Soruda Hükümet Sistemleri ve Türkiye Modeli
by Ergun Özbudun

Dünyada uygulanan hükümet sistemleri nelerdir?
Dünya'da kuvvetler ayrılığı kriterine, daha doğrusu yasama-yürütme ilişkilerinin düzenleniş tarzına göre birbirinden ayrılan 3 hükümet sistemi tipi görülmektedir:
1-Parlamenter Rejim
2-Başkanlık Sistemi
3- Yarıbaşkanlık Sistemi
Parlamenter rejimlerde, hükümet parlamento içinden çıkar ve ancak parlamentonun güvenine sahip olduğu sürece görevde kalabilir. Parlamento, hükümeti her zaman güvenoyuyla düşürebilir. Hükümet de parlamentoyu feshederek seçimlere gidebilir. Yani bu sistemde, her iki organ da diğerinin hukuki varlığına son verebilir.
Başkanlık Sisteminde, başkan ve yasama organı halk tarafından genel oyla, ayrı ayrı ve sabit süreler için seçilirler ve bu süre içinde diğer organ karşısında bağımsız varlıklarını sürdürebilirler. Ne yasama yürütmenin hukuki varlığına son verebilir, ne de yürütme yasama organını feshederek yeni seçimlere gidebilir.
Başkanlık Sistemi, savunucularının argümanlarındaki gibi bir istikrar saglar mı?
Bu sistemde başkan, sabit bir süre için halk tarafından seçilir ve bu süre içinde son derece istisnai bir yol olan ve sadece ağır cezai sorumluluk durumlarını düzenleyen "suçlama" yolu dışında görevinden uzaklaştırılamaz.
Keza başkan, yürütme gücünün tek sahibidir. Kabinedeki bakanlar (ABD'deki deyimiyle, sekreterler), tamamen başkanın tercihleri doğrultusunda göreve gelir ve görevden alınır ve onun iradesine tabi olarak görevlerini sürdürürler. Bu anlamda, başkanlık sisteminde yürütme içinde uyumsuzluk sorununun olmayacağı açıktır.
Fakat dar anlamdaki "yürütme içinde istikrarı" daha genel anlamdaki siyasal istikrar ile karıştırmamak gerekir.


Başkanlık sisteminde yürütme, yasama organının çıkaracağı kanunlara ve kabul edeceği bütçeye muhtaçtır. Başkanın yasama organını etkileme imkanı ise parlamenter rejimdekine oranla çok daha sınırlıdır. Özellikle başkan ile parlamento çoğunluğunun ayrı partiler elinde bulunduğu durumlarda sorunu çözmek daha da güçleşir.
Prototipini 1958 Beşinci Cumhuriyet Fransız Anayasası'nın oluşturduğu yarıbaşkanlık sistemi ise her iki ana tipin bazı unsurlarını kendisinde birleştiren karma bir tiptir.

Başkanlık sistemine benzeyen yönü, halk tarafından doğrudan doğruya seçilmiş ve geniş anayasal yetkilerle donatılmış bir Cumhurbaşkanı'nın varlığı, parlamenter rejime benzeyen yönü ise yasama organına karşı sorumlu yani onun güvenine muhtaç bir hükümetin mevcudiyetidir.
Başkanlık sisteminde bu tür tıkanmaları çözecek güvenoyu ya da fesih gibi yetkiler de yoktur.

Özellikle bazı Latin Amerika ülkelerinde bu tarz durumlar bir anayasa krizi boyutuna ulaşır hatta demokratik sürecin kesintiye uğraması ihtimali doğar.

Ayrıca parlamentonun milletlerarası antlaşmaları onaylamak, federal düzeydeki önemli görevlilerin atanmasında onay vermek gibi yetkileri de vardır. Dolayısıyla başkana muhalif bir Kongre çoğunluğu, iç ve dış siyasetin yürümesini güçleştirebilir.
Başkanlık sistemi uygulayan ülkelerde bu tarz krizler nasıl çözülür?
ABD'de bu tarz krizlerle nadiren karşılaşılır. Çünkü orada siyasi partiler, ideolojik birlik ve parti disiplininden neredeyse tamamen yoksun, türdeşlikten uzak, geniş siyasal koalisyonlardır. Bu nedenle bir başkanın belli bir politikası için kendi partisine mensup bazı Kongre üyelerinden destek alamadığı, buna karşılık bazı muhalefet mensuplarınca desteklendiği durumlar çok görülmüştür.

Ayrıca ABD'nin federal yapısı, birçok temel kamu hizmetinin federe devletler veya yerel yönetimler düzeyinde görülmesi anlamına gelir ve federal devlet düzeyindeki kilitlenmelerin vahametini nispeten azaltır.
ABD kadar olumlu şartlara sahip olmayan Latin Amerika ülkelerinde ise başkanlar, zaman zaman yasama organını devre dışı bırakarak ülkeyi kanun gücündeki kararnamelerle yönetme yoluna gitmişlerdir. Bu durum ise, başkanlık sistemini demokratik ruhundan uzaklaştıran ve başkanın elinde aşırı kuvvet toplanmasına yol açan bir yozlaşmadır.
Başkanlık sistemi diktatörlük getirir mi?
Başkanlık sistemi, özünde, parlamenter rejim veya yarıbaşkanlık sistemleri kadar demokratik bir hükümet biçimidir. Hatta yürütme organının başını doğrudan doğruya halka seçtirmesi yönüyle daha demokratik olduğu söylenebilir.

Latin Amerika'daki başkanlık sistemi deneyimlerinin zaman zaman kişisel diktatörlüklere dönüşmesi veya askeri darbelerle kesintiye uğramasında, ekonomik azgelişmişlik, gelir farklarının büyüklüğü, demokratik siyasal kültürün zayıflığı ve siyasi mücadelenin aşırı ölçüde kutuplaşmış olması muhtemelen hükümet sisteminden daha etkili olmuştur.
Bununla birlikte başkanlık sisteminin de yasama-yürütme krizlerini çözebilecek mekanizmalardan yoksunluğu, başarısız bir başkanı görev süresi sırasında görevden uzaklaştırabilecek esneklikten mahrum olması, siyasal mücadelenin bir toplam-sıfır haline gelerek kızışması ve kutuplaşması gibi nedenlerle, bu sonuca katkıda bulunduğu inkar edilemez.
Uzun vadede başkanlık sistemi mi yoksa parlamenter rejim mi daha demokratiktir?
Ampirik veriler, demokratik rejimin sürdürülebilirliği açısından, parlamenter rejimlerin başkanlık sistemine oranla daha şanslı olduklarını göstermektedir.

Alfred Stepan ve Cindy Skach'in OECD üyesi olmayan ve 1973-1989 döneminde en az bir yıl demokratik rejim altında yaşamış bulunan 53 ülke üzerindeki araştırmasına göre, bunlar arasında parlamenter rejimle yönetilenlerin yüzde 61i, 1973-1989 arasında en az on yıl sürekli olarak demokratik rejim sürdürmüşlerdir. Başkanlık sistemiyle yönetilenler arasında ise bu oran sadece yüzde 20'dir.
Benzer şekilde, aynı dönemde parlamenter rejimle yönetilen ülkelerin ancak yüzde 18'i bir askeri darbeye maruz kalmış olduğu halde, başkanlık sistemiyle yönetilenlerde bu oran yüzde 40'tır.
Parlamenter Rejim, güçsüz ve istikrarsız hükümetlere yol açar mı?
Özellikle iki partili parlamenter rejimlerde hükümet, büyük otorite ve istikrara sahiptir. Hatta sağlam bir tek parti çoğunluğu tarafından desteklenen parlamenter bir başbakanın, başkanlık sistemindeki başkandan daha güçlü olduğu da gerçektir.
Ilımlı ya da işleyen çok-parti sistemi Almanya'da, Iskandinav ve Benelux ülkelerinde, etkin ve istikrarlı bir yönetimle mükemmelen bağdaşmaktadır.
Türkiye'de de, nisbi temsil sisteminin varlığına rağmen, 1965-1971, 1983-1991 yıllarında ve halen tek parti çoğunluğuna dayanan bir hükümet mevcut olmuştur.

Çok-parti sisteminin aşırı türünde hükümetleri istrarsız ve uyumsuz kılan faktör, parti sisteminin aşırı derecede parçalanmış ve ideolojik bakımdan kutuplaşmış olmasıdır. Böyle bir parti siteminde parlamenter rejimin de, başkanlık sisteminin de istikrarlı ve yönetilebilir bir demokrasiyi sürdürebilmesine imkan yoktur.
Başkanlık sisteminin, Türkiye'nin sosyal ve siyasal yapısında daha uygun oldugu söylenebilir mi?
Sosyal ve siyasal yapıdan kasıt, Türkiye'nin altıyüz yıllık monarşi mirası ve bir tür
de facto
başkanlık sistemi olarak kabul edilecek tek parti deneyimi ise, tam da bu sebepten dolayı başkanlık sisteminin reddedilmesi gerekir.
Türk siyasal partilerinin çok büyük ölçüde kişisel liderliğe dayandığı ve bunun çoğu zaman hükümet düzeyine de yansıdığı düşünülürse, bu olumsuz eğilimleri büsbütün pekiştirecek bir siyasal yapılanmanın değil, tersine onları bir ölçüde de olsa sınırlandıracak bir yapılanmanın tercih edilmesi gerektiği açıktır.
Üstelik Türkiye, çok partili siyasal hayata geçtiğimiz 1946 yılından beri parlamenter rejimle yönetilmektedir; dolayısıyla bu yönde bir anayasal geleneğin oluşmuş olduğu söylenebilir. Bu geleneğin terk edilmesi için hiç bir zorlayıcı sebep yoktur.
Çağdaş demokrasiler arasında parlamenter rejimi terk edip başkanlık sistemine geçen veya bunun tersini yapan bir ülkeye rastlanmamaktadır.

Fransa'da 1958 yılında, meclis hükümetini andıran bir parlamenter rejim modelinden yarıbaşkanlık sistemine geçilmesi, iç savaş ihtimalini ortaya çıkaran derin bir anayasa krizinin sonucudur. Kaldı ki Fransa, Beşinci Cumhuriyet Anayasası'yla bir başkanlık sistemine değil, parlamenter rejimin bazı önemli unsurlarını koruyan bir yarı-başkanlık sistemine geçmiştir. Olağan dönemlerde siyasal sistemde bu kadar radikal bir değişikliğe gidilmesinin başka bir örneği görülmemektedir.
Türkiye'de bugün uygulanan hükümet sistemi parlamenter sistem midir?
1982 Anayasasının benimsediği model, klasik parlamenter sistemden önemli ölçüde sapmıştır.
Klasik parlamentarizmin unsurlarından biri, sorumsuz ve yetkisiz, daha doğrusu ancak sembolik ve temsili yetkilerle donatılmış bir devlet başkanlığıdır. Monark veya cumhurbaşkanı olabilen devlet başkanının sorumsuzluğu, aynı zamanda onun yetkisizliğini de içerir. Çünkü yetki ve sorumluluğun paralelliği, kamu hukukunun temel ilkelerinden biridir.
1982 Anayasası'na göre ise, Cumhurbaşkanı, sadece sembolik ve temsili yetkilerle değil; yasama, yürütme (YÖK üyelerini ve üniversite rektörlerini seçmek) ve yargı (Danıştay'ın dörtte birini, Anayasa Mahkemesi üyelerini seçmek, vd.) alanlarında geniş yetkilerle donatılmıştır.

Anayasa'nın 104. maddesi Cumhurbaşkanının yetkilerinekalem kalem saymıştır. Bu yetkilerinin hangilerinin karşı-imza ile, hangilerinin Cumhurbaşkanı tarafından tek başına kullanılabileceğine ilişkin biraçıklık yoktur.

Üstelik Cumhurbaşkanı'nın tek başına yapacağı işlemler üzerinde yargı denetimini kapatan 125. madde, bu işlemlerden en azından bazılarının Cumhurbaşkanınca tek başına yapılabileceğini göstermektedir.


Kuvvetler ayrılıgının üçüncü ayagı olan yargı, bu hükümet sistemlerinin farklılaşmasında nasıl rol oynar?

Hukuk devletinin vazgeçilmez bir şartı olan yargı bağımsızlığı, hükümet şekli ne olursa olsun, bütün çağdaş demokratik rejimlerde korunur. Dolayıysla yargıyı, hükümet sistemleri tablosunun dışında tutmak gerekir.
Türkiye'de bugün uygulanan sistem tam olarak nedir?
Cumhurbaşkanının yetkileri açısından bakıldığında, 1982 Anayasası'nın kurduğu hükümet sistemi, Fransız literatüründen esinlenen bir terimle, "zayıflatılmış parlamentarizm" veya parlamenter rejimle yarı başkanlık sistemi arasında "melez" bir rejim olarak nitelendirilebilir. 2007 Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanının halkça seçilmesi sisteminin kabul edilmesi, hüükümet sistemi modelini yarı-başkanlık sistemine daha da çok yaklaştırmıştır. Çünkü Cumhurbaşkanının yetkileri hukuken aynı kalsa da halk tarafından seçilmesinin sağlayacağı demokratik meşruluk, Cumhurbaşkanının bu yekilerini daha aktif şekilde kullanmasına yol açabilir.
Başbakanın göreve geliş şekli açısından değerlendirildiğinde, yarı başkanlık sisteminde başbakan seçilmemekte cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır.

Bugünki sistemimizde de aynı durum geçerlidir. Anayasanın 104. maddesine göre "başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek" ve "başbakanın teklifi üzerine bakanları atamak ve görevlerine son vermek" zaten Cumhurbaşkanının yetkileri arasındadır.

Ancak her iki sistemde de, bu yetki hukuken sınırsız gibi görünse de, siyaseten sınırlı bir yetkidir. Cumhurbaşkanının, parlamentodan güvenoyu alamayacak bir başbakan ataması, başarısızlığa mahkum bir girişimdir ve Cumhurbaşkanının prestijine zarar vermekten başka bir sonuç doğurmaz.
Yarı başkanlık sisteminin esin kaynağı olan Fransız Cumhurbaşkanın anayasal yetkileri daha geniş gibi görülebilir, özellikle Millet Meclisini tamamen kendi takdirine bağlı olarak feshetme yetkisi, normal olarak Bakanlar Kuruluna başkanlık etmesi ve olağanüstü durumların getirdiği tedbirleri tek başına alabilmesi gib hususlar sayılabilir. Ancak bunlar bile Türk sistemiyle ilk bakışta göründüğü kadar erin farklar değildir.

1982 Anayasası'nın 116. maddesi, 110. maddede belirtilen güvenoyu alamaması ve 99. ve 111. madder uyarınca güvensizlik oyuyla düşürülmesi hallerinde; kırkbeş gün içerisinde yeni Bakanlar Kurulu kurulamadığı veya kuruup güvenoyu alamadığı takdirde Cumhurbaşkanı TBMM Başkanı'na danışarak seçimlern yenilenmesine karar vereilir. Yani Cumhurbaşkanı, bu 45 günlük süreyi güvenoyu alamayacak bir başbakan atayarak doldurup seçimlerin yenilenmesi şartını yerine getirebilir.
Aynı şekilde, 1982 Anayasası'nda "gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kurulu'na başkanlık etmek veya bakanlar kurulu'nu başkanlığı altında toplantıya çağırmak" yetkisini tanımaktadır. Bu yetkinin hangi durumda ve ne sıklıkta kullanılacağı belirtilmemiştir, Cumhurbaşkanınn takdirine bırakılmıştır.
Sonuç olarak, yarı başkanlık sisteminde yasama-yürütme, ya da cumhurbaşkanı-başbakan ilişkilerinin anayasal düzenlemelerden çok, siyasi güçler dengesine bağlı olduğu söylenebilir. Cumhurbaşkanı ile parlamento çoğunluğunun aynı veya farklı siyasi eğilimlere mensup olmalarına göre, bu ilişkiler çok farklı şekiller alabilir.

Bizim bugünki anayasal düzenlemelerimiz de aynı durumu yaratma potansiyelinden uzak değildir. Yürürlükteki hükümlere göre, Cumhurbaşkanının politikaların belirlenmesinde ağırlık sahibi olmamasına rağmen, üçlü kararnameler ve Bakanlar Kurulu kararnameleri ile kanun hükmünde kararnameleri imzalamaktan kaçınmak, kanunları tekrar görüşülmek üzere meclise iade etmek, kanunlar ve kanun hükmünde kararnamelere karşı Anayasa Mahkemesi'nde iptal davası dava açmak ve anayasa değişikliklerini halkoylamasına sunmak gibi çeşitli yollardan, kendisiyle uyum içinde olmayan bir hükümetin hayatını güçleştirebilir.
Kısacası, bırakalım cumhurbaşkanının yetkilerini artıran daha güçlü bir yarıbaşkanlık sistemine geçmeyi, yürürlükteki düzenlemeler bile, ciddi bir çatışma ve gerilim potansiyelini içlerinde barındırmaktadır. Bunu ortadan kaldırmanın en kesin ve makul yolu cumhurbaşkanının halkça seçilmesi usulünü muhafaza etmekle birlikte, onun yetkilerini temsili ve sembolik yetkilerle sınırlandırmak, diğer bir deyimle normal bir parlamenter rejime dönmektir.
Full transcript