Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

I. MEŞRUTİYET VE MUKLAKİYETTE EĞİTİM SİSTEMİ

No description
by

on 9 January 2014

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of I. MEŞRUTİYET VE MUKLAKİYETTE EĞİTİM SİSTEMİ

MUTLAKİYET DÖNEMİNDE EĞİTİMİN GENEL ÖZELLİKLERİ
MUTLAKİYET DÖNEMİ
Sultan II. Abdülhamit’in 13 Şubat 1878’de Parlamentoyu süresiz tatil etmesinden 23 Temmuz 1908’e kadar geçen döneme Mutlakiyet Dönemi denir.
MUTLAKİYET DÖNEMİ EĞİTİMİN GENEL ÖZELLİKLERİ
Bir çok meslek ve sanat okulu açılmıştır.

ilk kez özel egitim alanında bir girişim olmuş, sagır, dilsiz ve körler için bir okul açılmıştır.

Yerli ve yabancı özel ögretim büyük gelişme göstermiştir.

Genel egitimde ve okulların yaygınlaşmasında önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Rejimin ilk yılları içinde, bu alandaki çabaların daha yogun oldugu görülür.
.
Nicelik bakımından gözlenen başarılar egitimin niteligini yükseltmek gibi bir amaçla beraber yürütülmemiştir. Aksine, okullar, ögretmenler, programlar, kitaplar, basın sıkı bir denetim altına alınmış, yeni düşünceler engellenmeye çalışılmıştır. Egitimdeki sayısal gelişmeler yanında niteligin yükselmesi, gelişmesi yolunda da çaba gösterilmiş olsaydı, egitim tarihimizde bu dönemin yeri başka olurdu.
Maarif Nezareti, 1894 – 1895’ten itibaren, ilk kez ülke çapında egitim istatistikleri yayınlamaya başlamış ve yine ilk kez, 1898 – 1904 yılları içinde Salname-i Nezaret-i Maarif-i Umumiye adıyla, ülke çapında önemli egitim, ögretim yıllıkları yayınlanmıştır. Bu belgeler, ülkenin egitim durumunu rakamsal olarak ve topluca gösterdikleri için, egitim sorunlarının daha iyi anlaşılıp degerlendirilmesine yardımcı olmuştur.
XIX. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı imparatorlugu, içinde barındırdıgı farklı etnik grupları, yurttaşları haline getirmek için sistemli bir egitim politikası uygulamıştır. Egitim, yüzyılın başındaki Tanzimat Reformlarından beri Osmanlı devlet adamları için önemli bir görev olagelmiştir.

II. Abdülhamid döneminde (1876 – 1909 ) kitle egitimi ilkögretim düzeyine kadar yayılmıştır.

Din, Osmanlı egitim politikasının en çok kullandıgı araçlardan biriydi. Şeyhülislamlık tarafından 2 Mart 1887’de saraya sunulan Rüştiye ve idadilerin müfredatını yeniden düzenlemeye yönelik tezkerede belirtilen görüş “din egitiminin iptidaiye ve rüştiyelerde olmadıgı” yönündeydi.

Orta ögretimin üst aşamasını oluşturan idadiler ve Mekteb-i Mülkiye-i Şahane’de, Harbiye, Tıbbıye ve Mühendishane’de müfredatın gözden geçirilerek ek din bilgisi derslerinin konulması gerektigi belirtiliyordu. Şeyhülislam bu okullarda müfredat programlarına dinsel nitelikte okuma malzemelerinin eklenmesiyle dinsel inancın güçlendirilebilecegini, ögrencilerin devletin çıkarlarına aykırı olan Batılı kitaplardan uzak tutulması gerektigini ifade ediyordu. Ayrıca bazı müslüman okullarının yabancı dillerde egitim vermeleri kesinlikle yasaklanmalı, Avrupalı düşünürlerin yaşamlarına dair hiçbir şey ögretilmemeli, din ögretimi artırılmalı ve ögrenciler sadakatlari tartışmasız hocalara teslim edilmeliydi.

Maarif Nezareti’nden tüm liselere gönderilen bir genelgede belirtildiği üzere, bu kurumlardan mezun olan öğrencilerin, “iyi karakterli ve iyi yetişmiş, devlet ve memleketlerine hiç tereddütsüz hizmete hazır” olmaları bekleniyor ve hocalardan öğrencilere, devlete hizmetin kutsallığını aşılamaları bekleniyordu. Din dersleri büyük bir öneme sahipti. Dinsel olmayan konular katı bir sansüre tabi tutuluyor,ders kitapları incelenerek “her türlü zararlı bilgi” çıkarılıyordu.

HAZIRLAYAN:

iREM AYÇA ALPASLAN
12263023



TÜRK EGiTiM TARiHi
YAR.DOÇ. ZEKERiYA ÇELiK
Bu dönemde yetiştirilmek istenen insan tipi, Tanzimat’ın “Osmanlılık” idealine baglı, dindarlık, itaatkarlık, Sultan II. Abdülhamit’e sadakat, ... özellikleri güçlendirilmeye çalışılan bir insan tipidir. Egitimin amaçları, ders kitapları, programlarda buna özen gösterilmiştir. Ancak, azınlıklar ve yabancılar milli, dini, siyasi, ayrılıkçı emellerini yine de egitim yoluyla sürdürmektedirler.
.
Programlardan hayata dönük ve bazı başka dersler çıkarılmış, Din ve Ahlak derslerinin saatleri artırılmıştır.

Ögretmenligin meslekleşmesine ilişkin – kagıt üzerinde kalsa da – bazı önemli hukuki düzenlemelere başlandıgı görülür.
Öteki imparatorluklarda oldugu gibi, temel amaç, itaatkar ve merkezin degerlerini kendisininki olarak kabul edecek egitimli bir nüfusun yaratılmasıydı. Bu anlamda meşruti monarşiler kesinlikle ideolojik düşmanlarının, yani Fransız Devrimi’nin girdigi yolu benimsememekteydi.

iptidai mekteplerde müslüman ve gayri müslimlerin karma egitimini savunan Ahmet Şakir Paşa gibi bazı devlet adamları, dilsel birligin milli birligin temeli oldugu görüşünden hareketle, egitim dili olarak yalnızca Türkçe’nin kullanılmasını da savunuyorlardı. Osmanlı baglamında, bu ilke , itaatkar yurttaşları oluşturma çabası içinde, dinin egitim aracılıgıyla yönetime daha çok girmesi şeklinde kendini gösterdi. Bunun yanında Hristiyan azınlık okulları ve misyoner okulları gibi rakip egitim sistemleriyle mücadele etmeyi de amaçlıyordu.

Çocuklar arasında “zararlı” ideolojilerin yayılmasını önlemenin bir diger yolu da, onların yurtdışında egitim görmelerini engellemekti. Abdülhamit rejiminin son yıllarında bu egilim çok daha belirgin hale geldi. Özellikle gizli-Yahudi seçkinlerin hatırı sayılır sermayeye ve çocuklarını egitim için Avrupa’ya gönderme imkanına sahip oldugu Selanik’te, bu sorun olarak görülüyordu. Rumeli Vilayetleri Müfettişligi şuna dikkat çekmek zorunda kalmıştı: “bu gençler ögrenim görmek ve ticaret deneyimi edinmek üzere isviçre ve Fransa’ya gidiyorlar. Bunu yapmazlarsa, Selanik’te Fransızlara, italyanlara, Rumlara veya Romenlere ait ticaret okullarına gidiyorlar. Her ikisi de, islami ve Osmanlı yetişme tarzına aykırıdır.” Bunun yerine seçkin ailelerin ogullarının gittigi bazı okulların müfredatlarına ticaret ve maliye derslerinin eklenmesini öneriyor, bu yolla yurtdışında egitim görerek sahip oldukları islam ahlakı üzerinde yarattıgı kirlenmenin önlenebilecegi belirtiliyordu.

En temel kısıtlama, paraydı. Tüm yerel yönetimlerin, gelirlerinin bir bölümü ile “egitim bütçesi” ne katkıda bulunmaları gerektigi halde, çogunlukla bu para gelmediginden , okullar inşa edilemiyor, ögretmenlerin aylıkları ödenemiyordu. Diger büyük sorun, okur-yazarlık oranının çok düşük düzeyde olmasıydı. Carter Findley, okur-yazarlıgın “tüm imparatorlukta 1800’de belki %1 ‘den , 1900’de %5-10’a yükseldigini” tahmin etmektedir. Egitim reformları çok düşük bir temelden yola çıkmıştır. Ancak Jön Türk dönemine gelindiginde imparatorlugun her yerinde rüştiye mektepleri kurulmuş durumdaydı. imparatorlugun sonuna gelindiginde, bugün Suriye ve Irak’ta yer alan bölgelerde “ilkögretim düzeyinde 28400, orta ögretim düzeyinde 2100 kişinin ögrenim gördügü 570 Osmanlı Devlet Okulu” bulunuyor ve bu ögrencilerin bir çogu daha üst düzey ögrenim görmek için istanbul’a gidiyorlardı. Köy okullarında yavaş yavaş kız ögrenciler de görülüyordu.
Tüm imparatorlukların egitim sistemlerinde oldugu gibi Osmanlı Egitim Sisteminde de temel sorun, kendi halkları arasında aidiyet duygusunu güçlendirmekti. Toprakların muazzam genişligi ve halkların çeşitliligi, Fransız Devrimi ile yükselen milli kimlige ilişkin degerler sorun yaratmaktaydı. Bu nedenle ortaya çıkan boşluk, dinin yeni bir içerikle kavramsallaştırılması ve padişahın yarı-kutsal kişiligine dolaysız baglanma ile dolduruldu.Bu, kitle egitimiyle aşılanacaktı. Din egitimi merkezi bir role sahipti.

Okul çocuklarına ortak bir kimlik aşılamak üzere tarihten alınan kahramanlık figürleri ve şanlı bir geçmişin imgesi kullanılıyordu.
Okul çocuklarına ortak bir kimlik aşılamak üzere tarihten alınan kahramanlık figürleri ve şanlı bir geçmişin imgesi kullanılıyordu.

Türk olmayan unsurlara, merkezin deger sistemini özümsetme çabası vardı. Örneğin; Aşiret Mektepleri bu amaçla kurulmuştur.

Osmanlı Egitim Politikasının temeli, çagdaş dünya egilimleriyle uyum halinde, merkezin deger sistemini destekleyerek uyruk halkları tedricen “uygarlaştırma” ya yönelik bir çabaydı.


Din ve milliyet birbiri yerine geçebilecek şekilde kullanılmıştır. Abdülhamid rejiminin aşılamaya çalıştıgı “Hamiyet-i Milliye”, bu rejimin en büyük muhalifi olan ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin şiarı oldu. Seçkin okullardaki “dogru” ideolojik koşullandırmanın gittikçe arttıgı dönemde bu kurumlarda ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin nüfuzu da giderek yogunlaştı. Osmanlı imparatorlugu’nun sonuna damgasını vuracak olan cemiyet, 1889’da Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane’de bir ögrenci hareketi olarak kuruldu. ittihat ve Terakki üyeligi seçkin okullarda hızla yayıldı.

Osmanlı yöneticileri bir yandan kendi degerlerini aşılamak kavgası verirken diger yandan da ittihat ve Terakki Cemiyeti ve yabancı misyonerlerin muhalefetlerine karşı savaş vermek zorunda kaldı.
Full transcript