Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

Hukuk Felsefesi II- Doğal Hukuk-Natural Law

No description
by

Hasan Serdar Hoş

on 19 August 2016

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of Hukuk Felsefesi II- Doğal Hukuk-Natural Law

2- Dini felsefeye dayanan “ortaçağ” skolastik tabii hukuk anlayışı (dini tabii hukuk)
Ortaçağda evrensel dinlerin egemenliği altında kalan bütün düşünce alanı artık hukuku da içine alıyordu. Tanrı kavramı, eski uygarlıklardaki “doğa” kavramının yerini almıştı. Doğadan üstün ve doğayı yaratan, idare eden daha yüksek bir kavram ortaya atılmıştı.

Evren, Tanrı’nın var etmesiyle meydana geldiği inancı olduğu için her olay gibi, hukuki olay ve emirler de tanrının buyruklarından başka bir şey değildi. Burada da görülmektedir ki hukuki olaylar bütün evren olaylarıyla karışık ve aşağı yukarı aynı mahiyette sayılmaktadır.
Tabii Hukuk Doktrini’nin Özellikleri
Müspet Hukuk-Tabii Hukuk Karşılaştırması
Tabii hukukun kaynaklarının insan aklını da içine alan tabiatta yattığından, bunların deneysel olarak (ampirik) gözlemlenmesine imkan yoktur, sadece akıl yoluyla bunu öğrenip ortaya çıkarabiliriz.

Müspet hukuk ise pozitivist metodolojiye uygun olarak deneysel bir kaynağa bağlanabilen hukuktur.

Devletçi pozitivizmin, hukuku egemen gücün resmi müeyyidelerle donatılmış emirler olarak görmesi bu nedenledir. Felsefi pozitivizme göreyse hukuk devlet tarafından konulan kurallarda, devletin varlığına razı olduğu kurallardır. (içtihatlar, örf adetler vb.)
TABİİ (DOĞAL) HUKUK DOKTRİNİ
Tabii(Doğal)
Hukuk Okulları

1-Tabiat felsefesine dayanan
eski tabii hukuk anlayışı (eski tabii hukuk)
Eski Yunan ve Roma Uygarlıkları çağında henüz evrensel dinlerin egemenliği yoktur. Zeka, olayların açıklanmasında kendini oldukça özgür hissettiği bir çağdır. Bütün düşünce alanlarına “doğa hayranlığı”, “doğa inancı” hakimdir. Doğa her şeyin yaratıcısı ve düzenleyicisidir.
3-Akla dayanan yeni çağ
tabii hukuk anlayışı (akli tabii hukuk)
Ortaçağın karakteristik niteliği olan insan zekasının özgürce işlemesine engel olma eğilimi ile birlikte dini inançlar, beşeri düşüncenin hemen her alanına, her dalına karışmaktaydı.

Toplum ve doğa bilimleri dinsel otoritenin altındaydı. Yeni bir düşünce eski ustaların, ünlülerin keşfettikleri prensiplere uymazsa, o düşünce kesinlikle reddediliyor, bu düşüncede direnmek dine karşı küfür kabul ediliyordu.
İnsan zekası bu baskıdan rönesans, reform ve ekonomik gelişmelerle kurtulmaya başlamıştır.
Rafael- Atina Okulu
Doğada her şey bilinçli ve amaçlıdır. Doğada büyük ve şaşmaz bir düzen vardır. Astronomi biliminin gelişimi, evrenin akıllara durgunluk veren bir düzenle işlediğini göstermiştir. Doğa yanılmaz, atlamalar yapmaz. Her şey değişmeyen, yanılmayan bir düzen içinde doğar, büyür, ölür; yani her şeyden doğadan çıkar ve doğaya döner anlayışı hakimdir.
Söz konusu dönemde tek tür kanun vardır. Yağmur, rüzgar, deprem gibi olaylar nasıl doğanın gereği ise, insanlar için yürürlükte bulunan kanunlar da yine aynı doğanın bir buyruğu, bir gereği, konusudur.
Doğa düzeninin değişmeyen kanunları hem olayları hem de insan topluluklarındaki olayları düzenler. Çünkü bu topluluklar da sonunda doğanın bir parçasından başka bir şey değildir.
Bu kuralları doğa koymuş ve insanlara öğretmiştir.

Ulpianus; Tabii hukuk, doğanın canlılara öğrettiği şeydir. Çünkü bu hukuk, yalnız insanlara özgü değil, ister karada, ister denizde doğmuş olsun, kuşları da içine almak üzere, bütün canlıları ortaklaşa ilgilendiren bir hukuktur.

Cicero; Kuşkusuz asıl kanun doğru akıldır. Bu kanun, tabiata uygun yerde var olan, değişmez, ilksiz ve sonsuzdur. Emir verirken göreve çağırır, yasaklarken insanı hileden uzak tutar. Dürüst insanlara ise emir vermez, yasaklar koymaz; dürüst olmayan insanları da bu emir ve yasaklarla kışkırtmaz.
Söz konusu kanun Roma’da ne ise, Atina’da da odur ve bugün ne ise yarın da öyle olacaktır. Kanunlar tabiatın eseri ve gereği olduğu için öncesiz ve sonsuzdur.

Her devlette her zaman ilksiz ve sonsuz olarak, değiştirilmesi olanaksız tek kanun oluşunu sürdürecek; herkesin ortak yol göstericisi ve imparatoru gibi tek tanrı olarak kalacaktır.
Söz konusu esaslar yazılı değildir. Yani onlara emirname ya da kanunnamelerde rastlayamazsınız. Bunları insanlara doğa öğretir. Değer olarak doğanın her şeyi iyidir anlayışı hakimdir. Doğa en gerekli ve zorunlu olanı buyurur, daha doğrusu doğanın buyruğunu tartışmak anlamsızdır. Doğa ancak mümkün olanı buyurur.
Sonuç olarak söz konusu dönemde tabii kanunlarla kanun koyucunun koyduğu yapay kuralların birbirine karıştığını görmekteyiz.

Söz konusu dönem tabii hukukunun son derece tutucu bir anlayışı olduğunu söyleyebiliriz.
-Bir hırsız duvar delerek bir eve girmişse, o deliğin önünde ölümle cezalandırılır ve gömülür.

-Bir evde yangın çıkar ve oraya yangını söndürmeye gelen bir kimse evin sahibinin malında göz gezdirip evin sahibinin malını alırsa, kendisi de aynı ateşe atılır.
Bir adam bir kadın alır da bu kadın ona bir kadın hizmetçi verirse ve çocuklarına bakarsa; ancak, buna rağmen adam başka bir kadın almak isterse ona izin verilmez; bu adam ikinci bir kadın alamaz.
Söz konusu dönemde hukukun yaratıcısı Tanrı’dır.

Tanrı’nın emri her yerde ve her zaman mevcuttur.Hukuk kuralları da tanrısal emirler olduğundan her zaman, her yerde bulunmaktadır ve yürürlüktedir.
Tüm emirler tanrısal nitelik taşıdığı için bu kuralların iyi ya da kötü olup olmadığı tartışmasına girmek gereksizdir. Tanrı buyruğu olduğu için iyidirler. Onları eleştirmek veya karşı gelmek Tanrı’ya karşı gelmek demektir.

Gerek doğa felsefesine dayanan, gerek Tanrı’ya dayanan tabii hukuk görüşleri, insanın kendi bilinç ve iradesinin üstünde bulunan bir varlığın verdiği emirlerle, öğrettiği kurallarla uğraşmaktadır.
Üstün varlık ya “doğa” ya “Tanrı”dır. İnsan aklının veya iradesinin rolü ikinci derecede kalmaktadır.

İnsan tikel(cüzi) iradeye sahip bir yaratık olmak sıfatıyla yaptıklarının sorumluluğunu taşımaktadır. Tümel(külli) irade, Tanrı’ya özgüdür. İnsanlara bırakılan özgürlük alanları ise onları sınamak içindir.İnsanlar iyi ve kötü arasından birini seçmek(ahlak) gücüne sahip olduklarından, doğanın diğer canlılarından ayrılırlar.

Doğa felsefesine dayanan tabii hukuk görüşü, daha ziyade bütün canlılara uygulanan bir dünya düzenini anlatmaktaydı.
Aklın, söz konusu özgürlüğe kavuşması sonrası batıl inançlar, temelsiz düşüncelerden kendini arındırmaya başlamıştır.

O zamana kadar kutsal sayılan her fikir kuşku ile karşılanarak, fikrin gizlediği gerçek korkusuzca ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Hukuki olaylar, daha geniş olarak da toplumsal olaylar, artık bütün evren olaylarından ayrıştırılarak incelenmeye çalışılmıştır.

Zayıflayan Tanrı kavramına mutlak bağlılık, düşünürleri akıl ile bulunabilen gerçeklerle inanç ile bulunabilen gerçekleri kategorize etmeye çalışmışlardır.
Bu zamana kadar hukuk kurallarının doğa veya Tanrı’nın buyruğu olarak algılanmasından yavaş yavaş bu kuralların yapay insan ürünü olduğu gerçeğine ulaşılmaya başlandı. Kralların tanrısallık boyutunun zayıflamasıyla kralın koyduğu hukuk gerçekçi bir çizgiye oturmak zorunda kaldı.

Milyonlarca insan, rızası olmadan sürekli bir boyun eğme durumunda yaşayamazdı. O halde insanlar toplum halinde yaşamaya ve bir disipline tabi olmaya “rıza” göstermişlerdi.Bu anlamda iki kavrama değinmek gerekiyor;

1- Tabii Hal- Tabii Akıl

2- Sözleşme Meselesi
1- Tabii Hal- Tabii Akıl
St. Aquinas’a göre tabii hukuk, insanın kendisine bahşedilmiş akıl aracılığıyla kısmen kavradığı ebedi hukuktur. Yani akıl sahibi yaratığın evrenin düzenli bütününe katılmasına tabii hukuk diyoruz. İnsanın tabii eğilimleri de tabii hukuka uygundur; kendini koruma, cinsler arası cinsel ilişki,çocuk sahibi olma ve yetiştirme, tanrıyı öğrenme, toplumsal yaşamak vb.

Beşeri hukuk ise,toplum kendisine emanet edilen tarafından ortak iyilik amacı ile verilen neşir ve ilan edilen hukuktur.
Düzenli süreç, o şeyin mükemmelliyete ulaşması yolunda bir adımsa ayrıca olması gerekeni de ifade eder. Dolayısıyla bir şeyin amacına doğru gelişiminin kanunları, hem olanı tasvir eder hem de olması gerekeni gösterir. Örn. Bitkilerin büyümelerinin nihai amacı çiçek ve meyve vermektir.

İnsan dışındaki tüm varlıklar yaşamlarını sürdürmeyi, beslenmeyi ve türünün devamını amaçlar. İnsan ise hareketlerini irade özgürlüğü bağlamında seçebildiğinden nihai amaçlarından sapabilir.
Bu durumun epistemolojik önemi ve kabul edilmezliği olan ile olması gereken arasındaki farkı reddetmesidir. Çünkü Tabii hukuk olması gerekenin değil de olanın tasviridir. Yani olması gerekeni olandan çıkarır.

Hume; “ahlak sistemlerinde her yazarın belli bir süre normla akıl yürütme biçimlerine uygun olarak,…beşeri faaliyete ilişkin gözlemlerle(olan) ilerlediğini fark ettim. Ama belli bir andan sonra… “olması/olmaması gerekir” önermeleri ile karşılaştığımı fark ettim. Nasıl olur da bu son (olması gereken) ilişkisi kendinden tamamen farklı bir ilişkiden çıkartılabilir.” diyerek tabii hukukun amaççı tabiat anlayışını yansıttığını belirtmiştir.
2- Sözleşme Meselesi
Tabii hukuk doktrininde aydınlanma düşüncesinden itibaren belirginleşen bir değişiklik gözlenmektedir. Bu devreden itibaren, kişiden kişiye değişmeyen ve insanın tezahürü olan akıl, tabii hukukun kaynağı olarak tabiatın yerini almaktadır. Buna sözleşmeci anlayış diyoruz. Bütün insanlar için ortak, değişmez, geri alınamaz hak ve özgürlükler(tabii haklar) kavramı bu akıma aittir. (Örn. Fransız İnsan Hakları Bildirisi- İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi)
Madde 1 İnsanlar, haklar bakımından özgür ve eşit doğar ve yaşarlar. Sosyal farklılıklar ancak ortak faydaya dayanabilir.

Madde 2 Her bir politik birleşmenin amacı; doğal ve dokunulamaz insan haklarını korumaktır. Bunlar; özgürlük hakkı, mülkiyet hakkı, güvenlik hakkı ve baskıya karşı direnme hakkıdır.
Madde 4 Özgürlük başkalarına zarar vermeden istediğini yapabilmektir: Her bir insanın doğal haklarını kullanması da toplumun diğer üyelerinin de aynı hakları kullanmasını garanti altına alacak sınırlar içindedir. Bu sınırlar da sadece yasalarla belirlenebilir.
Varlığı kendiliğinden hissedilir,

Normatif bir olguya başvurulmaksızın algılanır; yani tabii hukukun varlığını algılamak için insan eseri olan bir norma yollamada bulunmaya gerek yoktur,

Kökleri fizik tabiatla, insanın ortak tabiatını temsil eden tabii akılda yatar,
Dolayısıyla tabii hukuk bir suje tarafından konmaz; yani varlığı peşinen (a priori) kabul edilmiştir, insan aklının işlevi orada tabiatta yatan bu hukuku bulmaktır,

Sonuç itibariyle sözleşme, gelenek,resmi yasama işlemlerinden ve tarihi gelişimden bağımsız olması a priori niteliğinin göstergesidir,
Her türlü müspet hukukun kaynağıdır, bu nedenle de insanların koyduğu müspet hukukun geçerliliği, tabi hukuka uygun olmasına bağlıdır.
Tabii hukuka göre;

İnsan aklı ve insan doğası sabittir. İnsan aklı ve insan doğası sabittir. Her zaman ve her yerde herkes için aynıdır. O halde tabii hukuk kuralları, aynı insan aklının ürünü ve aynı beşeri serüvenin sonucu olduğundan her zaman her yerde aynı olarak kalır, insandan da ayrılmaz.

Çeşitli toplumlardaki ve çeşitli zamanlardaki hukuk kuralları arasındaki farklar, temelde aynı kalan tabii hukuk gereklerinin farklı belirtilerinden ibarettir. Temel ilkeler hep aynı kalacaktır.

Pozitif kanunlar, tabii hukuk prensiplerini doğruladıkları oranda iyi, bu ilkelere uymadıkları oranda da kötüdür.
Pozitivizme göre müspetlik bir anlamda geçerliliktir, yani müspet hukuk şeklen geçerli olan normlar bütünüdür. Geçerliliğin bu normatif görünüşü tabii hukuka yabancıdır. Tabii hukuk geçerliliği normatif bir ölçütten değil de, tabii aklın tezahürü olan içeriğinden alır.
İnsan aklını esas alan tabii hukuk teorilerinin 4 ortak ilkesi vardır;

Tabii hukuk her zaman için bazı değer yargılarına sahip olmuştur,

Söz konusu değer yargıları ile insan aklı arasında tam bir uyum vardır,

Bu değer yargıları insan aklı ile keşfedilebilir,

Akıl bu doğru yargıları bir kere keşfettikten sonra her türlü müspet hukuktan üstündürler.
Doğal hukuk kuramı'na göre ise doğal hukukun insan var olmadan önce de var olduğunu ve insanların yaptığı hukukun bu doğal hukuka uygun olması gerekir
İnsan hakları doğal hukuk kuramına göre değerlendirilir.Örnek olarak insanların doğal olarak sahip olduğu yaşam hakkı değiştirilemez veya kaldırılamazlar.
Günümüzden bir tartışma Londra'da Şeriat Hukuku
Full transcript