Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

Sigortacılığın Tarihsel Gelişimi

No description
by

Metin Coskun

on 18 March 2013

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of Sigortacılığın Tarihsel Gelişimi

Sigortacılığın Tarihsel Gelişimi SİGORTACILIK Dünyada Sigortacılığın Başlaması Dünya tarihinde, ticari malların deniz ve karayolu ile taşınması sırasında, özellikle korsan ve haydut saldırılar başta olmak üzere her türlü riske karşı güvence arama ihtiyacının, sigortanın başlangıcını ve sigortacılığın temelini oluşturduğu bilinmektedir. Sigortacılığın ilk çağlarda, bugün uygulandığı şekliyle var olduğunu söylemek mümkün değildir. Dünya tarihinin farklı dönemlerinde ve farklı bölgelerde, özellikle ticari nitelikli taşınan malların her türlü risk faktörüne karşı koruma amaçlı olan sigortacılığa benzeyen uygulamalara rastlanmaktadır. Millattan öncesi dönemlere kadar uzanan bu uygulamaların ve kişilerin korunma ve güvence arama ihtiyacına cevap verme sürecinin, aynı zamanda sigortanın da gelişme süreci olduğu görülmektedir. Bugünkü anlamıyla sigortacılık, para ekonomisinin ve alışverişin ya da ticaretin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır. Toplum yaşamında teknoloji ve hukuki gelişmeler, daha önce mevcut olmayan bazı yeni tehlikeleri de beraberinde getirmiştir. Dünyada İlk Sigortalar Dünyada sigortacılığa benzer ilk uygulamalara M.Ö. 4500’lü yıllarda Mısır’da, M.Ö. 3000’lü yıllarda Çin’de M.Ö.2250’lü yıllarda Babil’de rastlanılmıştır. Zamanın ticaret merkezi durumundaki Babil’de, kervan tüccarlarına borç veren sermayedarlar, kervanların soyulması veya fidye ödeme durumuyla karşılaşmaları halinde tüccarların borçlarını silmekte, buna karşılık borcu tüccarlardan geri aldıkları zaman, taşıdıkları riskin karşılığı olarak ana borç miktarı üzerinden bir miktar para almaktaydı. Bu olay daha sonra Kral Hammurabi tarafından yasalaştırıldı. M.Ö. 600 yıllarında ise Hindu’lar sigorta özelliği taşıyan kredi anlaşmaları yapmaya başlamışlardır.

Bu tür kredi anlaşmaları ortaçağda da gelişerek deniz ödüncü ve nakliyat sigortalarının temelini oluşturmuşlardır.

Prim esaslı sigorta yaklaşık M.S. 1250 yıllarında Venedik, Floransa ve Cenova şehirlerinde görülmüştür.

Bugünkü anlamda sigorta uygulamaları ise ilk kez 14. yy’ da başlamıştır. İlk sigorta poliçesi olarak kabul edilen mukavele 23 Ekim 1347 tarihini taşımaktaydı ve İtalya’nın Cenova Limanı’ndan Mayorka’ya “Santa Clara“ adlı geminin yükünü temin etmek amacıyla düzenlendi.

İlk sigorta şirketi de 1424 yılında, yine Cenova şehrinde kuruldu. Denizde başlayıp gelişen sigortacılık, daha sonraları hayat sigortası fikrinin doğmasına neden oldu. Gemi ve yükünün sigorta edilebilmesi, kaptan, yolcular ve tayfaların da sigorta edilebilmesi fikrini gündeme getirdi.

Sigorta konusunda ilk kanuni düzenleme ise 1435 yılında yayınlanan Barselona Fermanı’ydı.

İtalya’daki başlangıçtan sonra, deniz sigortalarının özellikle 18. yy’da İngiltere’de geliştiği görülmektedir. 17nci yüzyılın ikinci yarısı sigortacılığın gelişmesine yol açan iki önemli olaya sahne olmuştur. Bunlardan ilki sigortacılıkta istatistiksel yöntemler uygulanmaya başlaması (Olasılık Hesapları), ikincisi ise 1666 yılında Londra’da meydana gelen ve dört gün sürerek 13.000 evle 100 kilisenin kül olmasına yol açan büyük yangındır.

Pirim Esaslı Sigortacılığın başladığı 14.yy, aynı zamanda; Avrupa’da ve özellikle İtalya’da Rönesans adı verilen sosyo-ekonomik, kültürel ve siyasal dönüşümün başladığı dönemdir. Rönesans'la birlikte;
- ticaret hareketlenmiş,
- yeni deniz yolları keşfedilmiş ve
- yeni ticari merkezleri (Floransa, Venedik, Cenova gibi) türemeye başlamıştır.

Rönesans döneminde, artan ticaret, ve deniz yollarıyla sürekli yeni yerlerin keşfi para hareketlerini de hızlandırmış,

Tüccar ve zanaatçılara hizmet veren gerçek kişiler olan sarraflar ve bilahare bankerler ve daha sonra da ilk bankaların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Kısaca, Dünyada, sigortacılığın gelişimine baktığımızda, bu süreçte ticaretin arttığı ve bunun sonucunda banka ve sigortacılık gibi finans kurumlarının geliştiğini söyleyebiliriz. OSMANLI DÖNEMİNDE SİGORTACILIK Osmanlı’da, ilk banka İstanbul (Dersaadet) Bankası (Bank- Dersaadet, Banque de Constantinople) adı altında 1847 yılında, Avrupa’da bankacılığın ortaya çıkmasından yaklaşık 400 yıl sonra, yabancı ve azınlıklar eliyle kurulmuştur.

Avrupa’da finansal sisteminin gelişerek yabancı ülkelere sermaye ihraç edecek hale geldiği 19.yy içerisinde, 15.yy’ın süper gücü Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk bankanın azınlık ve yabancılara ait olması kayda değer bir durumdur. Osmanlı’da bankacılık sektörünün gelişememesini, İslam dininin faizi yasaklaması ile ticaretin sadece yabancılar ve azınlıklar eliyle yürütülmesi ve bu nedenle sermaye ile bütünleşmiş toplumsal sınıfların (burjuva) gelişememesi ile açıklamak yaygın bir yaklaşımdır. Ancak burada önemli olan ve açıklanması gereken husus ticaretin neden yabancılar ve azınlıklar eliyle yürütüldüğüdür. Örneğin, 1673 yılında Fransa’yla imzalanan kapitülasyonlar, İngiltere ve Hollanda ile yapılan anlaşmalar.

Kapitülasyonlarla yabancılara tanınan haklar Avrupa’da Sanayi devriminin gerçekleştirilmesiyle 18 ve 19.yy’larda iyice genişlemiştir. Bunun temelini;

- Rönesans’la birlikte, 14.yy’dan başlayarak rekabet üstünlüğü bulunan Avrupa’lı tüccarlara
Yeni oluşan yerli üretici ve tüccar kesimi karşısında imtiyaz sağlayan anlaşmalara (kapitülasyonlar)

bağlamak mümkündür. Nitekim 1838 yılında İngiltere ile yapılan “Serbest Ticaret Anlaşması” da yerli sanayi ve ticarete darbe vuran önemli olaylardan biri olmuştur. Bu anlaşmayla ithalat ve ihracattan alınmakta olan %3 oranındaki vergi, ithalatta %5’e, ihracatta ise %12’ye çıkarılmış ayrıca yerli ve yabancı tüccarların imparatorluk içindeki mal ticaretlerinden alınan %8’lik vergi sadece yabancılar lehine kaldırılmıştır. Avrupa’da bankacılığın ortaya çıkmasından yaklaşık 400 yıl sonra, Osmanlı’da ilk bankacılığın ortaya çıktığı 1847 yılında, ülkede herhangi bir sanayileşme hareketi bulunmadığı için ulusal bir banka kurma girişimi de bulunmamaktaydı.

Bu nedenle, ülkedeki ilk bankalar, ticarete hakim olan azınlıklar ve yabancı sermaye tarafından kurulmuştur. Azınlıkların ve yabancı sermayedarların elinde bulunan finansal kurumların, yabancıların ve azınlıkların kurduğu şirketleri fonlaması, kapitülasyonlar nedeniyle büyüyememiş olan ulusal üretici ve tüccar kesiminin gelişmesini engelliyordu. TÜRKİYE’DE
SİGORTACILIK SEKTÖRÜNÜN
150 YILDAN FAZLA BİR GEÇMİŞİ BULUNMAKTADIR. 19. yy’ ın ikinci yarısında meydana gelen yangınlar ve bunların sonucunda uğranılan büyük hasarlar ve özellikle 1870 yazında Beyoğlu’ndaki yangında (Büyük Pera Yangını) çok sayıda işyeri, ev, cami ve kilisenin yanması, daha çok yabancı ve yabancılarla ilişkide olan zenginlerin oturduğu bu bölgede sigortanın gelişme süreci hızlanmıştır. 1872 yılında İngiliz sigorta şirketleri, açtıkları temsilciliklerle Türkiye’de ilk sigortacılık faaliyetlerini başlatmıştırlar.

İngilizler’den sonra Fransızlar da Türkiye’ye ilgi göstermişler ve 1878 yılında ilk faaliyetlerine başlamışlardır.

Bu şirketleri, Alman, İtalyan, İsviçre vd yabancı ülkelerin sigorta şirketleri izlemişlerdir. 1872 yılında İngiliz sigorta şirketleri, açtıkları temsilciliklerle Türkiye’de ilk sigortacılık faaliyetlerini başlatmıştırlar.

İngilizler’den sonra Fransızlar da Türkiye’ye ilgi göstermişler ve 1878 yılında ilk faaliyetlerine başlamışlardır.

Bu şirketleri, Alman, İtalyan, İsviçre vd yabancı ülkelerin sigorta şirketleri izlemişlerdir. Osmanlı Devleti’nde kurulan ilk sigorta şirketi, sermayesi yabancılara ait olan Osmanlı Bankası, Tütün Rejisi ve Duyun-ı Umumiye İdaresi’nin ortaklığıyla kurulan Osmanlı Umum Sigorta şirketi idi. Şirketin acentelik işlerini Osmanlı Bankası ve Tütün Rejisi şubeleri yerine getiriyordu. Bu şirketler duyulan gereksinimi karşılamakla beraber, o tarihlerde sigorta şirketlerinin kuruluşunu ve sigorta faaliyetini düzenleyen devlet denetimini öngören kanunların, hatta bu konuya değinen bir hükmün dahi bulunmayışı nedeniyle tamamen denetimsiz bir biçimde çalışıyorlar, diledikleri gibi hareket edip, merkezlerinden aldıkları talimatlarla işlem yapıyorlardı. Poliçelerini İngilizce veya Fransızca düzenliyorlar, anlaşmazlık durumunda da dava mercii olarak Londra mahkemelerini veya ilgili şirket merkezinin bulunduğu yerel mahkemeleri gösteriyorlardı. Diledikleri zaman sigorta poliçelerini iptal ediyorlardı. Hiçbir denetim olmayışı yüzünden sigorta şirketleri uzun süre en normal yangın hasarlarını bile ödemekten kaçınıp, sigortalıların hak ve hukukunu hiçe sayan bir biçimde davranmaya başladılar. Sendikanın bu olumlu çalışmalarına rağmen çalışan şirketlerin tamamı sendikaya girmediler ve haksız rekabet yapmaya, alınan kararların tersine davranmaya devam ettiler.

1908 ve 1914 yıllarında kanunlarda yapılan değişiklerle yabancı şirketler kontrol altına alınmaya çalışıldı.

1914 yılındaki kanunla yabancı şirketler teminat göstermeye ve vergi vermeye zorunlu tutuldular. Sendikanın adı ise “Türkiye’ de Çalışan Sigorta Şirketleri“ olarak değiştirildi. Bu yeniliklerle yabancı şirketler Türkler ile ortaklık kurma yoluna gittiler.
12 Temmuz 1900 tarihinde 43 tanesi yabancı olmak üzere 44 sigorta şirketi biraraya gelerek sabit bir yangın tarifesi belirlediler.

Bu Türkiye’ deki ilk tarifedir. 1908’den sonra sayıları Osmanlı Devleti’nde 120’yi bulan sigorta şirketlerinin 1923’de 93’e ve daha sonra 53’e indiği görülmektedir. (Birinci Dünya Savaşı’nın neden olduğu koşullar, Yunanlıların İşgali ve kenti terk ederken çıkarttıkları büyük yangındır.)
ilk yıllar sigorta şirketleri adlarını duyurmak ve sigorta düşüncesinin yayılmasını sağlayarak portföylerini genişletmek amacıyla vaatlerini yerine getirip, hasar ödemede dürüst davrandılar.

Ancak zaman geçtikçe, kapitülasyonların da etkisiyle, çok karlı olarak görülen Türk Piyasalarında, çok sayıda yeni sigorta şirketi açıldı, sigorta ahlakı bozuldu ve haksız rekabet ve ekspertiz suiistimalleri başladı.
Ancak, Cumhuriyetin ilanına kadar tümü yerli sermaye ve teknisyenlerle işletilen bir sigorta şirketinin bulunmadığı görülmektedir. 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi’nde ele alınan kararlar içinde sigortacılık ile ilgili kararlar da vardı. Kongre’de sigortacılık ile ilgili belirlenen ilke ve kararların, sigortacılık üzerinde daha önce şikayete konu olan hususların giderilmesi amacıyla devlet kontrolünü mümkün kılacak ilke ve kararlar olduğu anlaşılmaktadır. Cumhuriyet Döneminde Sigortacılık Cumhuriyet’in ilanını izleyen yıllarda milli sigortacılığın gelişimi yönünde gerek yasal gerek kurumsal önemli girişimler ortaya çıkmıştır.
1924 yılında Türkçe’yi kullanma zorunluluğu getiren yasa ile, poliçelerin İngilizce ve Fransızca düzenlenmesine son verildi.

Aynı yıl Sigortacılar Kulübü kuruldu. Daha sonra bu Kulüp yerini 1925 yılında kurulan “Sigortacılar Daire-i Merkeziyesi”ne bırakmıştır.

1927 yılında Sigortacılığın ve Sigorta Şirketlerinin Teftiş ve Murakabesi hakkındaki kanun yürürlüğe girdi. Yerli ve yabancı sigorta şirketlerinin denetlenmesi, döviz çıkışının önlenmesi amacını taşıyan bu kanunun çıkışıyla sigortacılık gelişmeye, yerli sermaye ile kurulan şirketlerin sayısı artmaya başladı. 14 Mart 1925’te Güneş Sigorta AŞ tesis edilmiş ve bunu 19 Eylül 1926’da Bozkurt Türkiye Umum Sigorta şirketi’nin kuruluşu izlemiştir.

Bu dönemde Türkiye İş Bankası, bankacılık faaliyetlerinin yanı sıra sigortacılıkla da ilgilenmeye başlamış ve acentalık biçiminde başlayan girişimlerini geliştirmiş ve dönemin ilk milli sigorta şirketi olan Anadolu Sigorta şirketi’ni kurmuştur. Cumhuriyet’in ilanını izleyen yıllarda milli sigortacılığın gelişimi yönünde gerek yasal gerek kurumsal önemli girişimler ortaya çıkmıştır.
1924 yılında Türkçe’yi kullanma zorunluluğu getiren yasa ile, poliçelerin İngilizce ve Fransızca düzenlenmesine son verildi.

Aynı yıl Sigortacılar Kulübü kuruldu. Daha sonra bu Kulüp yerini 1925 yılında kurulan “Sigortacılar Daire-i Merkeziyesi”ne bırakmıştır.

1927 yılında Sigortacılığın ve Sigorta Şirketlerinin Teftiş ve Murakabesi hakkındaki kanun yürürlüğe girdi. Yerli ve yabancı sigorta şirketlerinin denetlenmesi, döviz çıkışının önlenmesi amacını taşıyan bu kanunun çıkışıyla sigortacılık gelişmeye, yerli sermaye ile kurulan şirketlerin sayısı artmaya başladı. Dönem İçinde kurulan Türk sigorta şirketlerinin hemen tamamının yabancı ortaklara sahip olduğu da dikkat çekici bir olgudur. 1929’da Türkiye İş Bankası, Milli Sigorta ile Companie Suise de Reassurance ortaklığı olarak Milli Reasürans T.A.ş kuruldu.

Milli Reasürans şirketi, sigortacılığın millileştirilmesine zemin ve imkan hazırlamak, reasürans primlerinin imkan nispetinde memlekette kalmasını sağlamak suretiyle döviz tasarrufunda bulunmak ve hazineye gelir temin etmek amaçlarıyla kurulmuştu. Bu tarihten itibaren Türkiye’de reasürans tekeli başladı ve ülkedeki yerli - yabancı bütün sigorta şirketleri topladıkları primlerin bir kısmını Milli Reasürans’ a devretmeye zorunlu tutuldu.

Hemen hemen dünyada kurulan ilk reasürans tekeli olan Milli Re. önce çeşitli tepkiler gördüyse de suistimalleri önlemek, haksız rekabetin kakmasını ve ödemelerin zamanında yapılmasını sağlamak gibi yanlarıyla Türk sigortacılığının gelişmesinde olumlu rol oynadı, halkın sigortaya olan güvenini arttırdı. 1932 yılı itibariyle Türkiye’de 8’i Türk 29’u yabancı toplam 37 sigorta şirketi faaliyet göstermekteydi.

Bu şirketlerin tamamı bütün branşlarda yani yangın, nakliyat, kaza ve hayat branşlarında birden faaliyet göstermemekteydi. (Bu şirketlerin en çok faaliyet gösterdiği branş 24 şirket ile yangın branşı idi. Bunu 14 şirket ile nakliyat branşı, 4 şirket ile kaza branşı ve 3 şirket ile hayat branşı izliyordu.) Devletin planlı sanayileşme politikalarını yürütmek üzere 1933’de kurulan Sümerbank tamamen yerli sermayeye dayanmak üzere 1935 yılında Güven Sigorta’yı kurdu.

1936’da ise bir diğer yerli sermayeye dayanan sigorta şirketi olarak Anadolu Sigorta tarafından Ankara Türk Sigorta şirketi kuruldu. 1942 yılında ise, ilk özel sermayeli sigorta şirketi olan “Doğan Sigorta” kurulmuş ve onu 1944’de “Halk Sigorta”, 1945’de “Destek Reasürans”, 1948’de “Türkiye Genel Sigorta”, 1950’de “İnan Sigorta”, 1955 yılında “Şeker Sigorta”, 1957’de “Güneş Sigorta” 1958’de “Birlik Sigorta” ve “Ray Sigorta”, 1959’da “Başak Sigorta” ve “Cihan Sigorta” izlemiştir. 1942 başında sigorta faaliyetinde bulunan kuruluşların 24’ü yabancı şirket temsilcilikleri, 7’siyse yerli kuruluşlardı. 1942 yılında, 15 milyon liralık Türk sigorta portföyünün 10 milyon TL’lik kısmını Türk sigorta şirketleri üretmekteydiler.

Bu oranın önemi, sadece 17 yıl önce prim üreten bir sigorta şirketi olmadığı dikkate alındığında, daha da iyi ortaya çıkmaktadır. 1939 yılında sigorta şirketleri Ticaret Bakanlığı’na bağlanmasını takiben, 1959 yılında, sigorta sektörünü ciddi bir biçimde ele alan 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanunu yürürlüğe girdi. 1960 yılında DPT’nin kurulmasıyla, Türk ekonomisinde planlı dönem başlamış ve bu sigorta sektörüne de yansımıştır.

1963-83 dönemini kapsayan ilk dört 5 yıllık planın ikinci beş yılından itibaren, özel sigorta sistemine önem verilmeye başlanmıştır. Ancak bu önem, 4. Beş yıllık kalkınma planından sonra tekrar azalmıştır. Planlı dönemde, sektörün yeniden düzenlenmesi üzerinde durulmuş, ancak bu dönemde reasürans tekeli gündeme oturduğu için, bu konuda gerekli ilerleme sağlanamamıştır. Sigorta sektörü açısından 1980’li yıllar, devletin sektör üzerindeki göreceli kontrolünün azaldığı ve sektörde liberalleşme hareketlerinin gündeme geldiği yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. 1923’den 1987’e kadar geçen 64 yıllık dönemde, kişi başına düşen prim üretimi, ancak 0.35 dolardan, 5.5 dolar seviyesine çıkmıştır. 1968-1984 yılları arasında planlı dönemde alınan bir ilke kararı sonucunda sigorta sektörüne yeni şirket girişine izin verilmemiştir.

Bu 16 yılllık süre içinde yalnızca bazı reasürans şirketlerinin kurulması söz konusu olmuştur.

1980’lerin ortalarından itibaren Hazine’nin yeni şirket oluşumlarına yeşil ışık yakmasıyla birlikte, sektöre yerli ve yabancı sermayenin ilgisi artma eğilimine girmiş ve şirket sayıları 2-3 misline çıkmıştır. 30.01.1989 tarihinde “Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliğinin Çalışma Usulleri Hakkında Yönetmelik ” yürürlüğe girmiştir.   1987 yılında yürürlüğe giren 3379 sayılı yasa ile 7397 sayılı yasada, yasal alandaki boşlukları doldurmak, sigorta şirketlerini mali yönden geliştirmek ve sigorta aracılarının durumunu yeniden düzenlemek amacıyla önemli ve köklü değişikler yapıldı.

Bu kanun, sigorta ile ilgili organlar ve faaliyetlerini düzenleyen yönetmelikler çıkarılmasını öngörüyordu. Bu Kanunla;

Sigorta şirketleri Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’na bağlanarak mali yapının bir parçası olarak kabul edildiler. 1988 yılından itibaren, sigorta sektöründe liberalleşme çalışmaları başlamıştır:

Piyasaya giriş-çıkışlar serbest bırakılmış

Şirketlerin mali bünyelerini güçlendirme çabaları başlamış

Gerçek fiyatın oluşması için fiyatların serbest bırakılması kararları aşamalı olarak uygulanmaya başlamıştır. 1988 yılı sonunda yeni sigorta şirketlerinin kurulmasına izin verilmiş ve böylece 35 olan şirket sayısı, 1997 yılı sonunda 59’a çıkmıştır. 1 Mayıs 1990 tarihinden itibaren Kaza Sigortaları (zorunlu sigortalar hariç), Mühendislik Sigortaları ile Zirai Sigortalarda;

1 Ekim 1990 tarihinden itibaren de Yangın ve Nakliyat sigortalarında da Serbest Tarife Sistemine geçildi. 28 Mart 2001 tarihinde kabul edilen “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu” ile kurulan bireysel emeklilik sistemi 27 Ekim 2003 yılında faaliyete geçmiştir.
Full transcript