Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

BİREY MERKEZLİ TERAPİ

No description
by

Gözde Akyüz

on 22 December 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of BİREY MERKEZLİ TERAPİ


1968’ de Rogers ve meslektaşları La Jollla’ da Birey Çalışmaları Merkezini kurmuşlardır.
Rogers, psikoterapideki insancıl hareketin başlatılması ve geliştirilmesinde öncü bir rol oynamaktadır.
Rogers’ ın ileri sürdüğü görüşler onun kendi yaşamını da yansıtmaktadır.

GİRİŞ
Rogers’ ın başlıca varsayımları;
İnsanların kendilerini anlamaları, terapistlerin doğrudan müdahaleleri olmadan da kendi sorunlarını çözmeleri konusunda güçleri olduğu,
Bireylerin kendilerine yönelik
gelişim kapasitesine sahip
olan kişiler olarak temelde
güvenilir olduğudur.

Birey Merkezli Yaklaşımın Gelişiminde Dört Dönem
İlk dönem (1940) bireysel terapi, psikanalitik yaklaşımın yönlendirici ve geleneksel yapısına tepki olarak «yönlendirici olmayan psikolojik danışma» şeklinde ortaya çıkmıştır.
İkinci dönemde (1950) Rogers yaklaşımını, «Danışandan hız alan» olarak yeniden adlandırmıştır. Rogers, insanların nasıl davranacaklarını anlamak için en belirgin noktanın kendilerine ait içsel dayanak noktaları olduğunu belirtmiştir.


Birey merkezli yaklaşımı konu alan son 60 yıl içinde yapılan araştırmaların gözden geçirildiği bir çalışmada, Bozarth ve arkadaşları şu görüşleri ileri sürmüşlerdir:
Kuramın geliştirildiği ilk yıllarda terapistten çok danışanın kendisi danışma sürecine yön vermektedir.
Daha sonra danışma sürecinde sadece danışanın duygularının yansıtılmasından çok, danışanın sahip olduğu yaşam ve deneyim alanı üzerinde odaklanılmıştır.
Başarılı bir terapi için, danışanın dünyasına ilişkin empatik anlayış, danışanı yargılamadan iletişimde bulunabilme becerisi gerekli temel koşuldur.

Varoluşçuluk ve Hümanizm
Varoluşçuluk terapisi, birey merkezli terapi ve Gestalt terapisi Fritz ve Laura Perls tarafından geliştirilmiştir.
Varoluşçuluk ve hümanizm arasında belirgin felsefi farklılıklar olsa da, her ikisinin de ortak yönleri bulunmaktadır.
Her iki yaklaşım da, danışanın sübjektif yaşantısına duyulan saygıyı ve danışanın bilinçli olarak olumlu ve yapıcı tercihlerde bulunabilme kapasitesine duyulan güveni paylaşmaktadır.
Ayrıldıkları nokta, varoluşçulara göre; dünyada kimliğimizi oluşturmak için tercih yaparken endişeyle yüzleşiriz. Hümanistlere göre ; her birimiz gerçekleşmek ve anlamı bulabilmek yolunda doğal potansiyele sahip olduğumuz için daha az endişe duyarız.

TEMEL KAVRAMLARI
İnsanın Doğası görüşü
Rogers’ ın ilk yazılarında ortaya çıkan ve tüm çalışmalarını etkileyen ortak konu, gelişimi güçlendiren uygun koşullar bulunduğu taktirde danışan, yapıcı bir tarzda kendini gerçekleştirme gücüne sahiptir.
Danışanın gelişimini destekleyebilecek ortamı oluşturan terapiste ait üç davranış bulunmaktadır:


BİREY MERKEZLİ TERAPİ
CARL ROGERS
CARL ROGERS
Üçüncü dönem (1960) «Bir Birey Olmak» adlı kitabın basılmasıyla başlamıştır. Yaklaşımın ilgi odağı «Gerçekten kendin olma» özelliğini taşımaktadır.
Dördüncü dönem (1980-günümüz) «Birey merkezli yaklaşım»

1) Tutarlılık
2) Koşulsuz kabul
3) Empatik anlayış

Birey Merkezli Psikolojik Danışmanın İşlev ve Rolü
Birey Merkezli Psikolojik Danışman olarak terapötik iletişim süresince saydamlık ve içtenlik,yakınlık,empatik anlayışı,koşulsuz kabul ve saygı ve yargılamama gibi özellikleri danışana iletmem önemli.
Danışana gerçek duygu ve düşüncelerimi paylaşmada saydam olurken danışanla uyumluluğum Psikolojik Danışmanın sürekliliğini sağlar.
Danışanla iletişime geçmem gereken ikinci davranış,sahiplenici olmayan içten ve gerçek ilgidir.Danışanın sevilme ve memnun olma gibi kendine ait gereksinimlerini ilgi ile karşılayarak danışandaki değişim sürecini kesintiye uğratmamış olurum.

Psikolojik Danışmanın İşlevi,Psikolojik Danışma Sürecinin Hangi Aşamasında Bulunduğuna Göre Nasıl Değişir?

Psikolojik Danışma süresince empatik anlayışım ile duyguların içinde kendimi kaybetmeden danışanın duygularını duyumsayabilirim.Böylece "birlikte" danışanın subjektif dünyasını derin bir şekilde anlarız.

Daha sonra danışma sürecinde sadece danışanın duygularını yansıtmasından çok,danışanın sahip olduğu yaşam ve deneyim alanı üzerine odaklanıyorum.

Kendimi vererek,özen göstererek davranır ve yargılamadan anlamayı başarabilirsem büyük bir olasılıkla danışmanda belirgin değişiklikler oluşacaktır.

Birey Merkezli Psikolojik Danışman olarak rolüm,davranışlarımla birlikte orada bulunduğumu,var olduğumu danışana hissettirebilmektir.
Danışan tarafından içinde bulunulan zamanda var olmak,ulaşılabilir olmak ve danışanın içinde bulunulan zamanda burada ve şimdi ilkesine göre ortaya koyduğu davranışlar üzerinde odaklanıyorum.
Danışmanın en iyisini bilen bir otorite olarak ve pasif danışanların yalnızca danışmanın söylediklerini dinlemesi gibi bir rol üstlenmiyorum.Buna göre terapinin kaynağı,danışanın tavır ve davranışlarında bilinçli ve kendine yönelik değişiklik yapma kapasitesine dayandırılmaktadır.
Bireyler,kendi kendilerine kişisel ve sosyal dönüşümü gerçekleştirebilecek kişisel güce sahiptirler.Bizim rolümüz bu gücü onlara fark ettirmektir.

Terapistin Temel Bir Rolü Var Mıdır,Yoksa Bu Rol Danışanın Özelliklerine Göre Değişir Mi?
Birey Merkezli Psikolojik Danışman olarak yönlendirici olmayan bir rol üstlenirim.Danışanı yönetmeye,kontrol etmeye,düzenlemeye veya denetlemeye çalışmam.

Danışanı,olduğu gibi kabul ederek yargılamadan dinlerim.

Psikolojik Danışman Ne Kadar Aktif ve Yönlendirici Olacağına Nasıl Karar Verir?

Kısa sürede danışma sürecini çok fazla yapılandırır ve çok fazla yönlendirici olursam,danışanın kendisini sunma tarzına da müdahale etmiş olurum.
Danışanın kendi yönünü çizeceğine inandığım için oturumları planlamaktan ve yapılandırmaktan kaçınırım.

Terapi Sürecinde Yapılandırma
Nasıl Ele Alınır ?

Bu terapötik ilişki, danışanın kendi kendini iyileştirme kapasitesini harekete geçiren bir destekleyeci yapı sağlar.Danışanlar daha sonra adeta sihirli biri olarak kendi özel iyileştirme güçlerini kullanırlar.Danışman olarak bu sihrin gerçekleştiği ortamı düzenlemekle sorumluyum.
Danışan,ona sağladığım güvenli,kabul edici ve saydam bir ilişki ortamında sahip olduğu özgürlüğünü kullanarak daha önce yüzleşmekten kaçındığı ve algı yanılgılarının bulunduğu alanları incelemeye ve kabul etmeye başlar.
Danışan açık,güvene dayalı,koruyucu,anlayışlı ve kabul edici bir ortam sayesinde daha çok aşama kaydedebilecektir.
Aslında ruh sağlığını geliştirme kapasitesinin,insanların doğasında bulunduğu inancımla başlıca sorumlulukları danışanın üstlenmesini istemiş oluyorum.

Terapist – Danışan İlişkisinde En İyi Sorumluluk
Dengesi Nasıl Kurulabilir?
Birey Merkezli Psikolojik Danışmanın ilk aşamalarında uzun süreli sessizliği pek tercih etmememe rağmen,sessizlik olduğunda hemen müdahale etmemekte fayda olduğunu düşünüyorum.İmdada yetişmek yerine sessizliğin anlamını keşfetmek daha yararlı sonuçlar doğurabilir.
Empatik anlayış ile danışanın duygularına benzeyen kendi duygularıma başvurarak danışanın subjektif dünyasını paylaşabilirim.Ancak bunu yaparken kendi bütünlüğümü de koruyabilmeliyim.

Psikolojik Danışman Kendini Ne Zaman ve
Ne Kadar Açmalıdır?
Birey Merkezli Terapinin
Katkıları
Psikolojik danışmanlar kendini vererek, özen göstererek davranır ve yargılamadan anlamayı başarabilirlerse büyük olasılıkla danışanda belirgin değişiklikler oluşacaktır.

İnsan doğasının yapıcı yönü üzerinde odaklandığı için danışanın terapi sürecine getirdiği güçlü yönlerini ön plana çıkararak, danışanın gelişimine katkıda bulunur.

Bu gelişim sonucunda yeni yaşantılara açık, kendine güvenen, değerlendirmeyi içsel kaynağında yapan bir kişi için gelişimi devam ettirmeye istekli olması halinde de gerçeklik giderek artar.

Terapist, danışanın sahip olduğu kendini gerçekleştirme gücüne güvenir. Bu güven danışanın gelişiminin temelidir.

Birey merkezli bakış açısı içinde danışanlar çok geçmeden;
İlişkilerinden kendilerinin sorumlu olduğunu öğrenirler.
Kendilerini daha iyi anlamaları için bu ilişkileri kullanarak daha özgür olduklarını algılayabilirler.
Psikolojik danışma ilerledikçe danışanlar;
İnançlarını ve duygularını daha geniş kapsamda araştırma yeteneği kazanır.
Korkularını, kaygılarını, suçluluk duygularını, utançlarını, nefret ve öfkelerini, olumsuz olarak kabul ettikleri ve kendi yapıları ile bağlantılı olduğunu düşündükleri tüm duygularını ifade edebilirler.
Terapinin sonucunda kişiler;
Olayları daha az çarptırır.
Çelişkili ve karmaşık duygularını daha çok kabullenir.
Kendilerini oldukları gibi kabul etmeyi öğrenirler.

Bu yaklaşım bireysel ve grupla psikolojik danışma çalışmalarında yaygın olarak kullanılmaktadır.
Krize müdahalenin başlangıç aşamaları için son derece uygundur.
Evlilik ve aile danışmanlığı, toplum temelli psikoeğitim çalışmaları, kişisel farkındalık arttırma, yönetici geliştirme çalışmalarında uygulanmıştır.
Öğretim, ebeveyn-çocuk ilişkileri ve çeşitli farklı kültürel özelliklere sahip olan gruplarla çalışırken de kullanılması son derece yararlı sonuçlar vermektedir.
Temel kavramlar çok açık olup anlaşılması ve uygulanması kolaydır.
Rogers tekniklere önem veren terapötik bakış açısının, ilişki odaklı yaklaşım ile yer değiştirmesini sağlayan bir öncüdür.

Birey Merkezli Terapide
Kullanılan Teknikler
Danışanın hikayesini önceden öğrenilmez
Yönlendirici ve sorgulayıcı sorular sormaktan kaçınılır
Teşhis koyma, yorumlama yapılmaz.

 Aktif dinleme
 İçeriğin ve duyguların yansıtılması
 Kendini açma
 Danışan için "burada ve şimdi" oluşturur

Birey Merkezli Terapiye göre tekniklerin kullanılmasıyla meşgul olmak ilişkiyi kişi odaklı olmaktan uzaklaştırabilir.
Stan Olgusunun
Uygulanması
Amaç; Stan’ı tehdit eden unsurları araştıracak “güvenli ortamı” sağlamaktır.
Terapist, Stan’ın dünyasında yaşamanın ne demek olduğunu anlamaya çalışacaktır.
Stan:
“Belki de çoğu kadın olmak üzere en azından birkaç kişiyi sevmeyi öğrenebilirim.”
Sevilmek ona imkansız gelse de sevgiyi tatmak istemektedir.

Stan duygularını terapiste paylaşma riskine girdiği için artık tamamen yalnız değildir.
Full transcript