Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

Copy of FELSEFE

No description
by

yağmur baktaş

on 27 April 2012

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of Copy of FELSEFE

SONSUZ BİLGİ VE ÖĞRENME ARZUSU
EVRENİN İLK ANA MADDESİ NEDİR?
(cc) image by nuonsolarteam on Flickr
FELSEFE NEDİR?
FELSEFE YOLDA OLMAKTIR...
BİTMEYEN YOLDA HEP DÜSÜNMEKTİR...
MERAK
Filozof sözcüğü philos (sevgi) ve sophia (bilgelik) sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Yani bilgeliği seven kişi anlamındadır. Filozoflar, genel anlamda varoluşu, süreçleri ve işleyişi (doğa, sosyal yaşam, matematik vs.) açıklamak için düşünen, bu düsşünme eyleminden mantıksal yeni (farklı) sonuçlara varan ve bu sonuçları ifade etmek için yeni tanımlar ve yeni bilgi üreten kişidir.
Filozoflar genellikle varoluş veya varlık, ahlak veya iyilik, bilgi, gerçek ve güzellik konularıyla ilgilenmişlerdir. Felsefe tarihine göre birçok filozof dini inançlara veya bilime de eğilmiştir. Filozoflar genellikle bilimin dışında kalan bu kavramlarla ilgili kritik sorular sorarlar. Felsefe nedir sorusunun cevabının aranması da bir felsefi uğraştır.
Filozoflar genellikle şu soruların cevaplarını ararlar.
Gerçek nedir?
filozoflar
Bilgi Mümkün müdür?
Güzel nedir?
Din kavramının kökeni nedir?
Gerçek olan şeylerin doğası nedir?
Ahlaken doğru veye yanlıs hareketler arasında fark var mıdır?
Bilgi=Efistemoloji
Milet Okulu: Thales, Anaksimandros, Anaksimenes.
Bilgi=Epistemoloji
Ahlak=Etik
Sanat=Estetik
Bilim
siyaset
Ontoloji=Varlık

İlk Çağ Felsefesi Tarihi
İlk Çağ felsefesi, genel anlamda İ.Ö. 700'lerden başlayıp İ.S. 500'lere kadar olan dönemdeki felsefi gelişsmeleri kapsamakta ve Antik Çağ felsefesi ile aynı anlamda kullanılmaktadır.
bu anlamda felsefe, daha çok doğu felsefesi olarak bilinen felsefelerde Mısır, Mezopotamya, İran, Çin ve Hint felsefelerinde şekillenmiş, Antik Çağ felsefesiyle bilinen anlamdaki felsefe geleneği başlamış olmaktadır. Buna göre, ilk çağ felsefesi denildiğinde bütün bu felsefe gelenekleri ve süreçleri dahil olmaktadır. Bu anlamda felsefe tarihi, İ.Ö. 15. yüz yıl İran'ına kadar uzanmaktadır. Öte yandan belli başlı felsefe tarihi kitaplarıysa genel bir yaklaşım olarak İlk Çağ felsefesi ile Antik Çağ felsefesini aynı anlamda ele almaktadırlar. Antik Yunan, Hellen ve Roma felsefesinin belli bir dönemi bu anlamda Antik Çağ felsefesi ya da ilk çağ felsefesi olarak adlandırılmaktadır ve bu adlandırma yaygın bir eğilimdir.
Çağın Felsefesindeki Genel Özellikler
İlk döneminde Yunan felsefesi hemen hemen bütünüyle dış doğaya, cisimlerin dünyasına yönelmiş olan bir doğa felsefesidir.
Bundan sonra insana karşı uyanan ilgi klasik dönemin geniş sistemlerine yol açmıştır. Bu sistemlerde Tanrı, insan ve doğa, bir düşünce bağlantısı içinde kavranmak istenmiştir.
- Sistemli bağımsız ve kişiseldir
İnanca ve sezgiye değil akla dayalıdır.
Mitolojiye çoktanrıcılığa tepkiyi dile getirir
Görünüşün, çokluğun, ilişkilerin, oluşların ardındaki değişmez olanı arar. Buna da birlik adını verirler.
MİLET OKULU
THALES
ANAXİMANDROS
ANAXİMENES
PİSAGORCULUK
Pisagorcular'ın çiğnenmesi halinde cezanın ölüm olduğu bir sessizlik kuralları vardı. Çünkü bir insanın sözlerini genellikle dikkatsizce söylediğine inanıyorlardı ve bir insan eğer ne söyleyeceği konusunda şüphe duyarsa susmalıydı. Diğer bir kural ise acısı çoğalırken bir adama acısını unutması konusunda ısrar etmemekti; çünkü kaygısızlığı desteklemek büyük bir suçtu. Ayrıca Pisagorcular biri evden çıktığında öfke onun uşağı olmasın diye geri dönmemesini söylerlerdi. Bu aksiyon onlara matematik, tanrı ve evren hakkında hiçbir şeyi öğrenmemenin yine bunlar hakkında çok az bir şey bilmekten daha iyi olduğunu anlatıyordu.
Sınırlı-Sınırsız
Tek-Çift
Bir-Çok
Sağ-Sol
Erkek-Dişi
Duran-Hareket eden
Doğru-Eğri
Aydınlık-Karanlık
İyi-Kötü
Kare-Dikdörtgen"
EFES OKULU
ELEA OKULU
ÇOĞULCU OKUL
ATOMCULUK
Filolaos
Alkmaiōn
Herakleitos
Ksenofanes
Parmenides
Elealı Zenon
Samoslu Melissus
Empedokles
Anaksagoras
Lefkippos
Demokritos
klasik dönem
Sokrates
Platon
Aristoteles
Sokrates
Platon'a göre, insanlar bir mağaranın içinde yaşarlar ve yüzleri mağara girişinin karşısında bulunan duvara dönük olduğu için sadece ve sadece buraya düşen gölgeleri görebilirler; duyumlarımız yoluyla varlığından haberdar olduğumuz bu görünümler, gerçek değil, gerçeğin iyiden iyiye bozulmuş gölgeleridir; gerçeği görmek isteyen bir kimsenin, akıl yoluyla duyusal zincirlerden kurtularak başını mağaranın girişine çevirmesi ve orada geçit töreni yapmakta olan ideaları, yani görüntülerin oluşumunu sağlayan gerçek biçimleri seyretmesi gerekir. Bu nedenle bu alemde duyumsadığımız varlıklar birer gölgedir ve asıl var olan şeyler, bu gölgeler ve bu yanılsamalar değil, onların ardındaki ölümsüz idealardır. Mesela bir at ne kadar olağanüstü olursa olsun, zamanla bozulur ve kaybolur; oysa at ideası ezelî ve ebedîdir, değişmez.
Platon
Aristoteles
Geç antik (Helenistlik dönem)
Üç büyük filozofun ardından Antik dönemde felsefe hangi alanlarda geliti?
Makedonya’da yeni bir güç yükseliyordu. Babası Filip’ten sonra bildiğiniz gibi Büyük İskender Hindistan’a kadar tüm bölgeyi içine alan bir imparatorluk kurdu. Ölümünden sonra ardılları mirasını paylatılar. Uzun süreli hanedanlar kurdular.
Felsefe ile az tanıık olanların bile ismini duyduğu bir filozof ta Sinop’lu Diogenes (Diyojen)’tir. İskender ile karılatığında söylediği ünlü sözü bilmeyen yoktur .

Kendisinden ne dilediğini soran İskender’e öyle demi;

“Gölge etme baka ihsan istemem”
Diogenes bir “köpek” gibi yaşamaya karar verdi. Böylece “kynikos” (köpeksi) adını aldı. Sanırım bir sokak köpeğini örnek almıştı. Onun yaşamı bugünkü “evsizler”i andırıyor demek yanlış olmaz herhalde.
“Stoa” ne anlama geliyor?
Zenon, insanın, doğru erdemli ve mutlu yaşamasının temelini; dünyaya bağlı olmamakta buluyordu. Ona göre insan ne devlete ne de tanrılara bağlı kalmadan yaşamalıdır. İnsan yalnızca kendi kendine dayanarak ve güvenerek yaşamak; kendi kendisine yetmek zorundadır.

Stoacılar bunun “Akıl gücüyle!” yapabileceğine inanıyorlardı.
Bağımsızlığa ve mutluluğa ulaşmamızı sağlayan araç, bir “duygusuzluk” durumuna girmekti. Diğer bir deyişle tutkulardan, eğilimlerden, duygulardan sıyrılmaktı.
Stoacılık dışında farklı yaklaşımlar var mıydı?
Evet. Aynı dönemde ün kazanan bir başka ahlak felsefesi daha vardı. Bu günümüzde daha çok tanınır. Epikürosçuluk.

Epiküros, erdemli ve mutlu bir hayatı, dünyadan el etek çekerek, boş inançlardan kurtularak ve yaşamın tadını çıkararak yaşamakta buluyordu.

Bu filozofa göre, doğaüstü güçlere inanma, boş bir kuruntudan ibarettir. Nitekim ölüm korkusu da bu çeşit bir kuruntudur. Şöyle der:

“Biz yaşadıkça, ölüm diye bir şey yoktur. Ölüm gelince de artık biz olmayacağız”

Epiküros hazzı savunur, ancak tat(haz) almak için ölçülü bir yaşamı önerir o da.
Diğer önemli bir felsefi okul da “Kuşkuculuk”tur.
Diğer önemli bir felsefi okul da “Kuşkuculuk”tur.

Kuşkucuların önemli isimlerinden ikisi, Pyrrhon ve Timon’dur. Onlar “varlık” konusunda doğru bilgi elde edemiyeceğimizi söylerler. İkinci dersimizde varlık konusundaki öne sürümleri anımsıyorsunuzdur.

Pyrrohn İskender’in ordusuyla Hindistan’a kadar gitmişti. Güngörmüş bir adamdı anlaşılan.

Onların söylemlerine;

*olabilir

*belki de öyledir

*hiçbir şey ileri sürmüyorum
Yeni Platonculuk
Roma çağı felsefesinde dinsel düşüncenin ağır basmaya başlamasıyla, iki akım ortaya çıkar.

İskenderiye Okulu’nun Yeni Platonculuğu

Patristik Felsefe

Yeni Platonculuk terimi, felsefe ile dinsel fikirlerin her şeyi kapsayan bir sentezini oluşturma çabalarını belirtmek üzere, sonradan kullanılmaya başladı.

Yeni Platoncular;
Bilgi kuramı (Epistemoloji) : Bilgi kuramı bilginin ne olduğunu, hangi yolla elde edildiğini, amacını araştırı. Bir yandan bilginin özünü, ilkelerini, kökenini, yapısını, kaynağını araştırır, diğer yandan bilginin yöntemini, geçerliliğini, koşullarını, olanak ve sınırlarını sorgular.
Bilgi Felsefesi
Bilgi Kuramının temel kavramları
Doğruluk
bilginin, bilgisi edinilen şeyle tam uygunluğunu dile getirir. Buna göre doğruluk; algılar, kavramlar ve bilimsel kuramlarla nesnel gerçek arasındaki uygunluktur.
Gerçeklik
Varlığın, varoluş tarzıdır. Bilinçten bağımsız olarak var olandır.
Temellendirme
Ortaya atılan bir soru ya da ileri sürülen bir sav için dayanak, gerekçe, temel bulma işidir.
Rasyonalizm : Rasyonalizm, bilginin akıl ve onun bir işlevi olan düşünme gücü ile oluştuğunu benimseyen, doğru bilginin ölçütünü de duyular da değil akıl da bulan bir öğretidir. Rasyonalizme göre insan aklı birtakım ilkeler ya da yetilerle donatılmıştır. Evreni oluşturan tüm nesneler hakkında kesin bilgi edinmemiz için sadece bu ilkelere uygun bir biçimde mantığımızı kullanmamız yeterlidir.
Sokrates (M.Ö. 469 - 399 ) : Ahlaki doğruların ve erdemlerin bilgisinin insanın ahlaklı olabilmesinin zorunlu koşulu olarak gördüğü bilgidir. Sokrates'e göre bu bilgi doğuştandır yani insan dünyaya bu bilgiyle gelir. Fakat insan bu dünyaya geldiğinde bunları unutmuştur. Bu yüzden bu bilgilerin hatırlanması ve bilinç düzeyine çıkarılması gerekir. Bunun Sokrates maiotik (doğurtma) yöntemi kullanır.
Platon (M.Ö. 427 - 347) : Platon'un bilgi felsefesi varlık görüşüne dayanır. Platon'a göre varlık görünüşler dünyası ve idealar dünyası olmak iki evren vardır. Gerçek bilgi, ideaların bilgisidir. İdealar değişmez, gözle görülemez, duyularla algılanamaz olan varlıklardır. İdealar ancak akıl yoluyla bilinebilir. Bunu da filozoflar yapabilir.
Aristoteles (M.Ö. 384 - 322) : Aristoteles'e göre var olan bir şeyle ilgili olarak gerçek bir bilgiye sahip olabilmek için onun varlığa gelişini sağlayan dört nedenin bilinmesi gerekir. Bunlar; maddi neden, formel neden, fail neden, amaçsal nedendir. Aristoteles'e göre, bilimin asıl amacı ve genel anlamı, tekili bilmektir. Bunun için yapılması gereken tekil ve tümel arasında bağ kurmak, tekili tümelden çıkarmaktır. Aristoteles'e göre, akılda bilgi üretme yetisi vardır. Varlığı varlığa getiren genel nitelikler o varlığın kendisindedir, içindedir. Masa masadır.
Farabi (870 - 950) : Akılda bir sezgi gücü bulunduğunu, insan zihninde doğuştan getirilen düşünceler olduğunu kabul eder. Farabi bilginin üç kaynağı olduğunu söyler. Bunlar duyu, akıl ve nazardır. İşte Farabi'nin nazar dediği doğuştan fikirlerdir. Farabi'ye göre ayrıca insan zihninde sezgi adı verilen bir güç vardır. Sezgi, apaçık ve kesin bilgiye ulaşma aracıdır.
Descartes (1596 - 1650) : Bilginin kaynağında yalnızca aklın olduğunu ve insan zihninde doğuştan düşünceler bulunduğunu savunur.Descartes'a göre insan zihninin iki temel gücü vardır. Bunlar sezgi ve tümdengelimdir. Sezgi, zihinde hiçbir kuşkuya yer bırakmayan ve en yüksek derecede açık olan bir kavrayış faaliyetidir. İnsan sezgi yoluyla bazı şeyleri açık seçik olarak bilir.Tümdengelim ise sezgi yoluyla açık seçik olarak bilinen doğrulardan ve tam bir kesinlikle bilinen olgulardan sonuç çıkarmadır.
Hegel (1770 - 1831) : Hegel'e göre insan; varlık hakkında duyuları hiç kullanmaksızın yalnızca akıl yoluyla gerçek ve kesin bir bilgiye ulaşabilir. Çünkü aklın yasalarıyla varlığın yasaları bir aynıdır. Bunu da "Akla uygun olan gerçek, gerçek olan da akla uygundur." şeklinde açıklamıştır. Hegel aklın ve varlığın yasaları konusunda geleneksel mantık ilkelerini reddederek diyalektik yasalar adını verdiği yasalar ortaya koymuştur. Bu yasalara göre varlığın kendini tez-antitez-sentez şeklinde açtığını savunur. (Varlık-yokluk-oluş). Bu aşamanın sonunda Mutlak Ruh vardır. Mutlak ruh gelişim aşamasını tamamlamış ve varlık dünyasını kavramıştır.
Sofistler : İnsanın doğru bilgiye herkes için geçerli olabilecek bilgiye ulaşılamayacağını, bilginin kişiden kişiye değiştiğini ileri süren filozoflardır.
Protagoras : "İnsan her şeyin ölçüsüdür." der. Protagoras'a göre tüm bilgilerimiz duyumdan gelir. Duyum insandan insana değişir. Bir şey bana nasıl görünüyorsa benim için öyledir. Rüzgar üşüyen için soğuk, üşümeyen için soğuk değildir.
Gorgias : Hiçbir şey var değildir. Var olsaydı bile bilinemezdi. Bilinse bile başkalarına aktarılamaz. Sözleriyle bilginin bilinemeyeceğini ileri sürer.
Septikler : Herhangi bir konu hakkında doğru ya da yanlış şeklinde yargıda bulunulamayacağını ileri süren görüştür. En önemli temsilcileri, Pyrrhon, Timon, Karneades, Arkesilaos'tur.
Ampirizm : Ampirizm, bilgimizin kaynağında yalnızca deneyin bulunduğunu söyleyen görüştür. Ampirizme göre insan zihni doğuştan boş bir levha gibidir. Bu boş levha sonradan deney yoluyla dolar.
Locke (1632 - 1704) : Ampirizmin kurucudur. Locke'a göre tüm düşüncelerimizin ve bilgilerimizin kaynağında deney vardır. Locke iki türlü deney olduğunu söyler. Birincisi dış deney, diğeri iç deneydir. Dış deneyde dış dünyadaki varlıklar, duyularla denenir. İç deneyde ise insanın kendi zihninde ve ruhunda olup bitenlerin bilincine varılır.
David Hume (1711 - 1776) : Hume, insanın her şeyi algı yoluyla bildiğini söyler. Ona göre algılar iki şekilde ortaya çıkar. Bunlar; - İzlenimler, - İdeler (kavramlar ve düşünceler)

Zihinde bulunan her şeyin, tüm izlenim, kavram ve düşüncelerin temelinde, dış dünyanın duyular yoluyla algılanması vardır. Bu algılarda belli özellikler bulunduğu zaman bunlar birbirleriyle birleştirilir.
Kritisizm : İnsan zihninin güçlerine ve insanın neyi bilip bilemeyeceğine ilişkin bir araştırmadan meydana gelen felsefi yaklaşımdır. Kurucusu Kant'tır.
Immanuel Kant (1724 - 1804) : Felsefede rasyonalizm ve ampirizm akımlarının bir sentezini yapmıştır. Kant'a göre, bilgi deneyle başlar fakat deneyle sona ermez. Kant, insan zihninde apriori (önsel) bir bilgi olduğunu savunur. Bir kısım bilgi de aposteriori olarak sonradan elde edilir.
Entüisyonizm : Bilginin, doğrudan ve aracısız bir bilme tarzına karşılık gelen sezgi yoluyla elde edilebileceğini savunan görüşe entüisyonizm (sezgicilik) denir. Sezgiye önem veren filozoflar, rasyonel bilginin uygulama ve eylem için önem taşıdığını kabul eder. Ancak akla dayanan bilgi, nesnelerle kurulan doğrudan ve aracısız temasın sonucunda ortaya çıkan sezgisel bilginin tamlığından ve kesinliğinden yoksundur.
Gazali (1058 - 1111) : Ona göre insan, bilgi yolunda duyulardan da akıldan da yararlanabilir ancak bu yetiler insana gerçek varlığın bilgisini veremez.Zira, gerçek ve kesin bilgi, sezgi yoluyla elde edilir. Bu bilgi türü, insan gönlüne yüce ve manevi bir algı olarak iner. Gazali, iki göz ya da akıl bulunduğunu savunur. Bunlardan birincisi, normal fiziki göz ya da akıldır. İnsan bununla maddi dünyaya yönelir ve birtakım bilgilere ulaşılır
Bergson (1859 - 1941) : Ona göre gerçekten varolan, durağan madde değil süredir. Başka deyişle gerçeklik hayattır ve bunu yalnızca sezgi kavrayabilir. Bergson'a göre bilmenin birbirlerinden tümüyle farklı olan iki yolu vardır:

Bilimlerde geçerli olan analitik yol : Akıl yada zeka yoluyla bilmeye karşılık gelen bu bilme tarzında gerçekliğin maddeden oluştuğu düşünülür. Bilimler varlık alanını parçalara ayırır. Her bilimin araştırdığı alan farklıdır. Bilimler varlığın özüne nüfuz edemez.
Pozitivizm : İnsan için bilgide önemli olanın yalnızca olguları araştırmak olduğunu savunan akıma pozitivizm denir. Kurucusu A. Comte'tur.
A. Comte (1798 - 1857) : Comte, toplumu bilim yoluyla yeni baştan düzenlemeyi amaçlamıştır. Ona göre düşüncelerdeki anarşinin toplumda karmaşaya yol açtığı bir çağda, toplumun kurtuluşunu sağlayacak tek çözüm pozitivizmdir.Comte, insan için olumlu ve yapıcı olanın, yalnızca olguları gözlemleyerek tasvir etmek olduğunu öne sürer.
Analitik Felsefe : Neo pozitivizm yada mantıkçı pozitivizm olarak da bilinen bu anlayışa göre felsefenin asıl uğraş alanı dildir. Bu yaklaşıma göre; felsefe, varlık, değer ve Tanrı üstüne doğruluğu test edilemeyen öğretiler öne sürmemelidir. Felsefenin görevi dildeki kavramları çözümlemektir.
Wittgenstein (1889 - 1951) : Wittgenstein, dili çevremizde olup biten bir şey, karmaşık insan faaliyetlerinin oluşturduğu bir bütün olarak görmüştür. Bütün felsefe problemlerini bir dil problemine indirgeyen Wittgenstein, felsefenin özünde bir kuram değil faaliyet olduğunu söyler.
Pragmatizm (Faydacılık) : Doğruyu ve gerçekliği eylemlerin sonuçları değerlendiren ve onlara fayda açısından yaklaşan felsefi akımdır. Bu akıma göre bir düşüncenin değeri, o düşüncenin pratik amaçlarına bağlıdır. Savunucuları James ve Dewey'dir.
William James (1842 - 1910) : Bütün kavramlar, bilgiler insan yaşamına, insan amacına yardımcı oldukları zaman doğrudur. James'e göre "bir düşünce yararlıdır, çünkü doğrudur; bir düşünce doğrudur çünkü yararlıdır." Doğru bilginin ölçütü yararlı olmasıdır.
John Dewey (1859 - 1952) : Dewey'e göre kişiye yararlı olan ve ona mutluluk veren düşünceler doğrudur. Ona göre düşünce çevreye uymayı, doğadan yararlanmayı ve mutlu olmayı sağlayan bir alettir. Bilimsel yasalar ve kuramlar başarılı olursa, yani uygulamada bir işe yararsa iyi ve doğrudur, aksi olursa yanlıştır.
Fenomenoloji : Kurucusu Edmund Husserl'dir. Fenomenoloji özün bilinebileceğini ileri süren bir görüştür. Bu görüşe göre öz fenomenin içinde vardır ve bilinç onu yakalayabilir. Öz bilgisine varabilmek için önce bütün verilmiş bilgileri parantez içine alıp ortadan kaldırmak, yok saymak gerekir. Yani insan günlük yaşamdan edindiği bilgileri, önyargıları, din, bilim vb yolla elde ettiği tüm görüşleri bir tarafa bırakarak, onlardan arınarak, duyularla algılanan nesnelerin ötesinde bulunan ideal özlükler alanına ulaşabilir.
1
2
3
4
5
6
7
8
9
Bilgi Türleri
(cc) photo by theaucitron on Flickr
1-Gündelik Bilgi(Ampirik Bilgi)
Gündelik (Ampirik) Bilgi : Özne (sübje) ile nesne (obje) arasındaki ilişkinin sonuçlarının doğrudan duyu verileri ve yaşam deneyimleri yoluyla kurulması ile gündelik bilgi elde edilir.

Gündelik Bilgi :

- Özneldir (sübjektiftir)

- Amaçsız, sistemsiz ve yöntemsiz olarak elde edilir.

- Yaşamı kolaylaştırmasının yanı sıra yanıltıcı da olabilir.
2-Dinsel Bilgi
Dinsel Bilgi : Özne (sübje) ile nesne (obje) arasındaki ilişkinin inanç, Tanrı, kutsal kitap ve din çerçevesinde kurulduğu bilgi, dinsel bilgidir.

Dinsel Bilgi

- Dogmatiktir

- Ayin ve ibadet kuralları içerir.

- İnsanın iç yaş.... ve toplumsal yaşamı düzenleyen kurallar içerir.
3-Teknik Bilgi
Teknik Bilgi : İnsanların yaşamlarını kolaylaştıran araç ve gereçlerin yapılmasının bilgisi teknik bilgidir.

Teknik Bilgi :

- İnsanların pratik yaşamlarını kolaylaştırır

- İnsanların, doğaya egemen olmalarını ve doğayı insan yararına değiştirmelerini sağlar
4-Sanat Bilgisi
Sanat Bilgisi : Sanatçı özne (sübje) nin, nesnel dünyayı, estetik duygusu oluşturacak biçimde kendinden bir şeyler katarak yeniden yaratmasıyla sanat bilgisi oluşur.

Sanat Bilgisi :

- Subjektiftir (özneldir)

- Yaratıcıdır

- Sezgilere ve yaratıcı hayal gücüne dayanır

- Ürünleriyle somuttur

- Bireyseldir ve duygulara yöneliktir.
5-Bilimsel Bilgi
Bilimsel Bilgi : Özne (sübje) ile nesne (obje) arasındaki ilişkinin sınırlı bir konuda ve belli bir yöntemle her zaman geçerli sonuçlara ulaşmak için amaçlı ve sistemli olarak kurulması sonucu bilimsel bilgi elde edilir.
- Bilimsel Bilgi Türleri : Bilimsel bilginin yöneldiği konu ve kullandığı yöntemlere göre bilimler üçe ayrılır :
Formel (İdeal) Bilimler : Konusu doğada bulunmayan, insan zihninin soyutlama gücü ile ulaştığı kavramları inceleyen bilimlerdir. Örneğin pi sayısı, rakamlar, sinüs, açı, limit gibi kavramların gerçeklikleri doğada yoktur ve insan bu kavramları zihninde gerçekleştirir. Formel bilimlerde, genellikle tümdengelim yöntemi kullanılır.
1
2
Doğa Bilimleri : Doğada olup biten olayları, neden sonuç ilişkileriyle genellemeler yaparak açıklayan bilimler doğa bilimleridir. Fizik, kimya, biyoloji, jeoloji, astronomi gibi bilimler doğa bilimleri sınıflandırmasında yer alır. Doğa bilimleri, genelde tümevarım yöntemini kullanırlar.
3
İnsan Bilimleri : İnsanın ve toplumların tarihsel gelişim sürecinde yapıp ettiklerini inceleyen bilimler insan bilimleridir. Örneğin, sosyoloji toplumları ve toplumların yaşadıkları olayları, yapıp ettiklerini incelediği için insan bilimidir. Tarih, sosyoloji, dilbilim, antropoloji birer insan bilimidir.
Bilimsel bilginin özellikleri
İnsanın merak ve hayretinden kaynaklanır.

¨ Akla dayanır. Bilimin bulguları insan aklına uygundur.
Sistemlidir.

¨ Yöntemlidir.
Yığılarak (birikerek) ilerleyen bilgidir.

¨ Nedensellik ilkesine dayanır.
Eleştireldir.

¨ Öngörülerde bulunur.

¨ Evrenseldir.

¨ Nesneldir.

¨ Genellenebilir bilgilerdir.
FELSEFİ BİLGİ!!!
Felsefe Bilgisi : Özne (sübje) nin, evreni, insanı, evrende insanın yeri ve kaderini salt düşünce temelinde sistemli olarak açıklama ve yorumlama çabasına felsefi bilgi denir. Filosafia (felsefe) bilgelik sevgisi anlamına gelir. Felsefenin ilk kurucuları bilgeliği, bilgiyi ve bilmeyi sevmek, erdemli ve mutlu yaşamayı istemek ve aramak olarak anlamışlardır.
Felsefi Bilginin Doğuşu : Felsefe, en özgün biçimiyle İlk Çağ doğa filozoflarında görülür. Felsefenin kurucusu olarak Thales kabul edilir. Thales ve diğer doğa filozofları evreni salt düşünce temelinden hareket ederek bütüncü bir yaklaşımla ele aldılar ve ilk ciddi felsefe örneklerini verdiler.

¨ İnsanın anlama isteğinden kaynaklanır.

¨ Akla dayanır.

¨ Evrenseldir.

¨ Sistemlidir.

¨ Eleştireldir.

¨ Özneldir (sübjektif). Sonuçları kesin değildir.

¨ Yığılan (biriken) bilgidir.

¨ Sınırlı bir alanın bilgisi değildir.
Felsefenin Diğer Alanlarla İlgisi
FELSEFE
BİLİM
Felsefe – Bilim ilişkisi : İlk Çağlarda bugün bilim adını verdiğimiz tüm alanların konuları felsefenin içindeydi. İlk Çağ doğa filozoflarından Pythgoras (Pisagor) felsefeciliğinin yanında, matematikçiydi. Ancak zamanla konu alanlarını belirleyen bilimler, aralıklarla felsefeden ayrılmış ve bağımsız bilimler haline dönüşmüşlerdir. İ.Ö. 3. yüzyılda Euclides’le (Öklid) geometri felsefeden ayrılmış ve ilk bağımsız bilim olmuştur. Felsefe, bilimlerin çözümlenmeyen alan ve sorunları ile ilgilenir, onları tartışır ve bilimlerin dikkatini o alanlara çeker. Bilimler kendi yöntem ve teknikleri ile bu alanlara yönelir. Böylece tarihsel süreçte bilimlerin alanı genişlerken felsefenin alanı daralır. Bilimsel gelişme sürecinde ne bilim felsefesiz, ne de felsefe bilimsiz yapabilir
Felsefe ve Bilimin Ortak Özellikleri :- Her ikisi de insanın merak ve hayretinden kaynaklanır.

- Her ikisi de akla dayanır.

- Her ikisi de sistemli bilgilerdir.

- Her ikisi de evrenseldir.

- Her ikisi de doğruya ve gerçeğe ulaşmayı amaçlar.
Felsefe ve Bilimin Farkları :

- Her bilim, varlığın yalnızca bir yönüyle ilgilenir, felsefe varlığın tüm yönlerini anlamaya ve açıklamaya çalışır.

- Bilimler kendilerine özgü yöntemler kullanırken, felsefe bilimlerin yöntem ve konularını eleştirip tartışır.

- Bilimler, genel yasalara ulaşmakla yetinirken, felsefe bilimlerin sonuç ve yasalarını da tartışır.

- Bilimler, nedenleri araştırırken, felsefe niçinleri araştırır.

- Bilimsel nesnel (objektif), felsefe öznel (sübjektif) dir.

- Bilimlerin sonuçları kesin, felsefenin sonuçları tartışmalıdır.

- Bilim, olanı incelerken, felsefe olması gerekeni inceler.

- Bilimin araçları deney ve gözlem, felsefenin araçları yaratıcı düşünme, hayal gücü ve sezgidir.

- Bilimin öngörüleri yüksek olasılıkla gerçekleşirken, felsefenin tahminleri zayıf olasılıkla gerçekleşir.

- Bilim yığılarak ilerleyen bilgidir. Felsefe yalnızca yığılan bilgidir.
FELSEFE
DİN
Felsefe – Din İlişkisi : İnsanın ve evrenin nasıl varolduğu, insanın evrendeki yeri ve kaderi, insanın ve evrenin varoluş amacı, insanın mutluluğa nasıl ulaşabileceği gibi sorular felsefenin de dinin de tartıştığı sorulardır. Din, açıklama ve yorumlarını iman ve vahiy temelinde yaparken, felsefe salt düşünce temelinde yapar. Din, imanın ve vahyin açıklamalarını tartışmasız doğru sayarken felsefe eleştirelliğe ve kuşkuculuğa dayanır, özgür düşünceyi benimser.
Felsefe – Sanat İlişkisi : Sanat felsefesi (estetik) adı verilen alanda felsefe, sanata bakış açısını ortaya koyar, güzelin ölçütünü bulmaya çalışır.

Sanat, güzeli bulmaya çalışırken, felsefe, doğruyu bulmaya çalışır. Sanatın sonuçları, sanat eseri olarak, somut ürünler olarak ortaya konurken, felsefenin sonuçları soyut düşünce ürünleridir. Sanatta yaratıcı hayal gücü temel araçken, felsefede düşünme gücü temel araçtır.
FELSEFE
SANAT
Ahlak Felsefesi(Etik)
Ahlak felsefesi, insan yaşantısındaki değerler, kurallar, yargılar ve temel düşüncelerle ilgilenir. Yani ahlak felsefesi en genel anlamıyla, insan yaşantısının ahlaki boyutunu ele alır ve değerlendirir; insan davranışlarını ve bu davranışların doğru mu, yanlış mı; iyi mi, kötü mü olduğu sorularına cevaplar arar.
(cc) photo by theaucitron on Flickr
Ahlak Felsefesinin Temel Kavramları
İrade
Akıl ve doğal eğilimler ikilemi karşısında kalan insanın doğal eğilimlere karşı özgürce karar verme yetkisidir
İyi
Yapılması istenilen şey.
Kötü
Yapılması istenmeyen şey.
Özgürlük
Baskı ve zorlama olmadan bir şeyi seçme gücü.
Sorumluluk
yi yada kötüden birini yapmanın doğuracağı sonucu üstlenmedir. Özgürlük olamadan sorumluluk yüklenmez. Çocuklar ve akıl hastaları sorumlu tutulmaz.
Vicdan
İnsanın ahlaki değerler hakkında sahip olduğu bilinç.
Erdem
İradenin ahlaki iyiye sabit bir yönelme biçimidir. Cesaret, cömertlik, bilgelik gibi.
Ahlak Yasası
İnsan eylemlerini belirleyen herkes için geçerli olan kurallar.
Ahlaki karar
Yasaya özgürce uyma, karar alma.
Ahlaki eylem
Yasaya uygun hareketi yapma Eylemin dış yüzü davranış (yapma), iç yüzü (yapmama) tutumu gösterir
Ödev
Ahlak yasasına uygun eylemde bulunma.
Mutluluk
Ahlaki eylemin insana sağladığı ruh huzuru.
Ahlak Felsefesinin Temel Soruları
Ahlaki eylemin bir ereği var mıdır
Evrensel ahlak yasaları var mıdır?
Doğası ahlaklı olmaya uygun mu İnsan ahlakı eylemde özgür müdür? Bu konuda iki karşıt görüş vardır
1
Ahlak özgürlüğünü kabul eden düşünürler (İndeterministler)
1)Psikolojik konut İnsan eylemde bulunurken kendisini gözleyecek olsa yaptığı eylemi, isteyerek yaptığını hisseder
2)Sosyolojik kanıt Sosyal kurallar davranışları belirler insanı zorlar
3)Ahlak kanıtı İnsan özgür olmasaydı ona buyruklar vermesinin anlamı olmazdı
4)Hukuk kanıtı Ceza hukuku insanın yaptığı bir hareketin sorumluluğunu taşıdığı ilkesinden hareket eder Sorumluluk özgürlük olmadan olamaz
2
Ahlak (Determinizm) alanında özgürlüğün değil, determinizmin olduğunu savunanların kanıtları şöyledir
Psikolojik kanıt Karar olayı karmaşık bir olaydır. Dış uyarmalr, duygular bilinçaltı gibi çeşitli unsurların etkisiyle ortaya çıkar İnsan karar verirken bunların farkında olmadığı için kendini özgürmüş gibi hisseder.
Sosyolojik kanıt Sosyal kurallar davranışları belirler insanı zorlar
Ahlak kanıtı Ahlak kuralları kararlarımızı belirler. Benimsetilen değer yargılarının etkisiyle davranışta bulunulur.
4)Hukuk kanıtı Hukuk kuralları da davranışları sınırlandırır Sorumluluk özgürmüş izlenimini verir oysa insanın eylemlerini belirleyen bir bilinçtir
3
Bu iki görüşü uzlaştıran görüşe otodeterminizm denir
Bunlar ahlaki eylemi ve iradeyi kişilik ürünü olarak görürler İnsan bilgi birikimini zenginleştirerek kişiliğini geliştirerek ve aklını kullanarak özgürleşmiştir Kişilikleri gelişmiş olanlar gelişmemiş olanlardan daha özgürdür
Ethik'in Problematiği Ve Yaklaşımlar
1.Kişi vicdanı karşısında evrensel ve ahlak yasasının olup olmadığı
A.Evrensel ahlak yasasının varlığını reddedenler
Haz ahlakı (Hedonizm)
Kurucusu Aristippos’tur. Haz veren şey iyi, acı veren şey kötüdür. Bu ikisinin dışında kalanlar önemsizdir. Yaşamın amacı en yüksek iyiye ulaşmaktır. En yüksek haz anlık en yoğun haz duygusudur.
Epikuros (İ.Ö. 341-270)
İnsanın tabi amacı hazzı yakalamaktır Maddi hazlar manevi hazlardan önce gelir Haz bir anlık acısızlıktır. Aç kalmamak, susamak üşümemek bunlar istenilir. Bu durumda olan, gelecekte de böyle olacağına inanan mutludur. Ona göre erdemli olmak ölçülü yaşamaktır En yüksek erdem bilgeliktir İnsan bilgisi sayesinde hazları ayırt edebilir.
Fayda Ahlakı
(Ütülitarist ahlak) : İyi faydalı olandır. İyi bireye sağladığı faydaya göre değişecektir. Evrensel bir ahlak söz konusu değildir, İngiliz düşünürler J.Bentham ve S.Mill savunucularıdır.
Bencillik (egoizm)
Ben sevgisinin" önde tutulduğu anlayıştır. Thomas Habbes’a göre hayvanlar gibi insanlarda iç güdüleriyle yönetilmektedir İnsanı yönlendiren iki içgüdü vardır. Kendini sevme, kendini koruma İnsan doğası gereği bencildir Ahlakta egemen olan çıkardır Mutlak iyi mutlak adalet yoktur
Anarşizm
Toplum hayatı ile ilgili bir teoridir Toplumsal düzeni ve toplumsal değerleri reddeder kişisel iradeyi egemen kılmak ister
Proudhon
Toplumsal kurumları ve değer sistemleri ile devlet yıkılmalıdır Hiçbir şey ayırıp, seçilmemelidir. Bunlar arasında ahlakta vardır Çünkü ahlak insanları daha iyi yönetmek için uydurulmuş kurallardır A. Bakunin, M.Stirner de anarşizmin savunucularıdır
Fr.Nietzche
Bugüne kadarki değer sistemleri, ahlak anlayışları insanın zayıflığına dayanan köle ahlakları dır Sıradan kişilere ve korkaklara yarayan bu ahlaktan kurtulmalıdır Vicdan ahlakı yerine güç ahlakı konulmalıdır Yapılması gereken bütün ahlak anlayışlarını yıkmak; yerine kuvvete dayanan bir efendi ahlakı koymaktır Bunu güçlü iradenin temsili üstün insanlar başaracaktır Bu yaklaşım gücü en yüce iyi durumuna başaracaktır Bu yaklaşım gücü en yüce iyi durumuna getirmektedir
J.P.Sartre (1905-1980)
Varoluşçu (existentializm) felsefenin kurucularındandır. S. Kierkegard (1813-1855), M. Heidegger diğer önemli temsilcileridir. Sartre’a göre evrendeki her nesnenin bir “özü” bir de “varlığı” vardır. Öz sürekli nitelikler topluluğu, varlık (varoluş) dünyada etken olarak bulunmuş demektir.
Örnek
Ağaçlar, ağaçlar özüne uyarak Ağaç olurlar. Burada öz varoluştan önce gelir Ama insanda varoluş özden önce gelir İnsan önce vardır sonra şöyle yada böyle olur. Özünü kendi yaratır Gerçek olan benim sorunlarımdır Kötü düzenlenmiş adaletsiz kirli ve saçma bir dünyada yalnızlığım, güvensizliğim umutsuzluğuma duyduğum tiksinti ve bunaltı Kişinin kendini tamamını baskılardan kurtarmasını istiyor Bunun içinde bireyin toplumdan kopmasını devletin kişiyi yutmasına karşı çıkılmasını istiyor ve bireyselliği savunuyor Bu nedenle O’na göre genel bir ahlak yoktur Çünkü size yol gösterecek bir işaret yoktur Var olduğunu kabul etsek bile; onları yorumlayan, taşıdıkları anlamı seçen biziz Karar verirken tek başınadır insan Tüm sorumluluklar onundur. Bu insanın özgürlüğünü engeller
(cc) photo by medhead on Flickr
Evrensel ahlak yasasının varlığını kabul edenler
1.Evrensel ahlak yasasını subjektif özelliklerin belirlediği
Utilitarist (faydacı) ahlak
J. Bentham (1748-1832) ve Stuart Mill (1806-1873) ahlak yasasını öznel özelliklerin belirlediğini savunmuşlardır. Onlara göre insan doğası gereği hazza yönelir, acıdan kaçınır Mutluluğu arar Kendisi için yararlı olan iyidir. Ancak insan bir toplum içinde yaşıyor Diğer insanların eylemleri benim yararıma da olmalı, benim eylemlerimde başkalarının yararlarına olmalıdır Olabildiğince çok insanın, olabildiğince çok mutluluğu göz önünde tutulmalıdır Yalnız tek insan için değil, herkes için faydalı olan yasa olarak kabul edilmelidir.
Henri Bergson
Doğru bilgi gibi doğru eylemin ölçütü de sezgidir. İnsan sezgisi ile iyi ve kötüyü kavrayabilir. Bergson ahlakın sezgi ve zeka olmak üzere iki kaynağı olduğunu ileri sürer. Zekanın oluşturduğu ahlak “kapalı toplum ahlakı” dır. Bu ahlakta yasaklayıcı kurallar egemendir. Sezgi ahlakı ise; “sevgi ve özgürlüğün” egemen olduğu “açık toplum ahlakı” dır. Burada kurallar değil örnekl
Evrensel Ahlak Yasasını Objektif Özelliklerin Belirlediğin
Sokrates
Ahlaki eylemin amacı mutluluktur kaynağı ise bilgi dir Hiç kimse bilerek kötülük etmez. Kötülük bilgisizliktendir.” Bu durumda bilgili olma ile erdemli olmayı aynı şey olarak belirler. Erdemli olan birey aynı zamanda mutludur. Buna mutluluk ahlaki (Eudaimo-nizm) denir.
Platon
Platon’da idealar varlığın asıl formlarıdır. İdealar aleminde bir sıralama vardır, en üstte “iyi ideası” yer alır. Bir eylem iyi ideasına uygunsa iyi, değilse kötüdür. Her insan iyi ideasına yönelmeli ve eylemlerini iyi ideasına uydurmalıdır.
Farabi
İnsanın amacı hayır’a (iyi) ulaşmaktır. En yüksek iyi mutluluktur Mutluluk insanın bilim, felsefe ve sanatla uğraşmasıyla elde edilir.
Doğru bilgi'nin mümkünlüğü..
Varlık Felsefesi(Ontoloji)
İsminden de anlaşılacağı üzere varlık felsefesinin konusu, varlıktır. Varlık felsefesi bu bağlamda; varlık var mıdır, varlık varsa bu nasıl oluş biçimi nasıldır, varlık yalnızca fiziksel olarak mı vardır, maddi varlığın dışında tinsel varlıklar da var mıdır ve varlığın nitelikleri nelerdir gibi sorulara cevap aramaktadır? Felsefe bu sorgulamalarla, varlığı ve var olanla ilişkili olayları, bir bütün olarak açıklamaya çalışır. Bu çalışmanın ulaşmak istediği sonuç, tüm varlık dünyasını yöneten ilkeleri bulmak ve açıklamaktır.
A. Varlığın var olup, olmadığı problemi:
Bu problemde iki düşünce akımı ortaya çıktı.
varlık yoktur
1. Nihilizm (Hiççilik) Gorgias: Varlık yoktur.
Taoculuk: (Çin-Lao Tse) Varlık hakkında bilgi veremeyiz. Mutlak varlık açıklanamaz, adlandırılamaz ve tanımlanamaz.
varlık vardır
Varlığı Oluş olarak kabul eden görüşler:
Herakleitos: Varlığın ne olduğuna "Ateş"tir demiştir. Herşey ona dönüşür.
Whitehad (Vayted): Doğa dinamik ve canlı bir oluş taşır. İki zıt güç vardır.

1- Doğaya yaratıcılık verir.

2- Süreklilik imkanı verir.
Varlık İdea Olarak Kabul Eden Görüş:
Platon: Bu evrende duyularla algılanan varlıklar gerçek varlıklar değildir. Asıl varlıklar idealar evrenindeki idea (ide)lardır. İnsanın, hayvanın, bitkinin birer ideaları vardır. bu evrendeki her varlık, idealar evrenindeki aslı olan ideaların gölgesi ve görüntüsüdür. (insan ideası, iyi ideası, güzel ideası) İdealar evreninde oluş sürekli ve sınırsızdır.
Aristoteles: Varlık ideadır. Ancak idea varlığın dışında değil (başka bir evrende), varlığın kendisiyle birliktedir. Aristo ideaya varlıkların formu (şekli) demiştir. Her oluşun da mutlaka bir maddesi bir formu vardır. Aristo'ya göre en yüksek varlık "saf form" yani Tanrı'dır. Bütün varlıklar "oluş"larını bu ilk hareketi veren doğurucu, oluşturucu Saf Form'dan alırlar.
Farabi: Bu görüşlerinde Arısito'dan etkilenmiş, İslam'ın temel kurallarına bağlı kalmıştır. Ona göre bütün varlıkların temelinde "asıl varlık", "Zorunlu varlık" olan "Vacibül-Vücud" vardır. Bütün varlıklar varlıklarını bu "saf iyilik" ve "akıl" olan Tanrı'dan alırlar. Tanrı kendi başına vardır. O, varlığını hiçbir şeyden almamıştır, öncesi ve sonrası yoktur. "Saf ve mutlak akıl" (ilkakıl) yanı Tanrı, dereceli olarak varlık tabakalarını yaratmıştır.
Hegel: Varlık idea'lardır. O idea yerine mutlak ruh adını verdiği "Geist" kavramını kullanmıştır. Mutlak ruh varlıklar dünyasında her türlü varlık tabakalarını gerçekleştirerek insanda ortaya çıkar, akıl olur. Varlık, mutlak ruhun (aklın) kendi kendini aşması, bir amaca doğru ilerlemesi, kendini bulması, kendi bilincine ve özgürlüğüne varması sonucunda oluşur.
Varlık İdea Olarak Kabul Eden Görüş
. Varlık'ı Madde Olarak Kabul Eden Görüşler:
Demokritos-Epikuros: Her varlık maddi olan küçük parçalardan oluşmuştur. Bu küçük parçalar atomlardır (otome). Atomlar, birbirinden farksız, sonsuz ve sınırsız sayıdadır. Hiçbir atom kendinden daha küçük parçaya bölünemez. Atomlar birbirleriyle birleşip ayrılarak nesneleri ve canlıları oluştururlar.
homas Hobbes: Varlık cisimlerden oluşmuştur.

Hobbes cisimleri;

a) Doğal cisimler

b) Yapay (Suni) cisimler

c) Toplumsal cisimler olarak sınıflandırılır.

Felsefe bu cisimlerin tümünü konu almalıdır. Ruh, beynin fonksiyonudur.
La Metrie: Varlık madde'dir görüşünü benimsemiştir. Ruhsal hayattaki tüm oluşumlar organik hayatın ürünüdür. Ruh, beyin tarafından yönetilen bedenin bir ögesidir.
Karl Marks: Madde bilincin dışında ve ondan bağımsız olarak vardır. Maddenin özü ise harekettir. Ona göre insan beyni doğanın ürünü düşünme de maddi olan beynin fonksiyonudur.
Varlık'ı Madde Olarak Kabul Eden Görüşler:
Varlık'ı Hem Madde Hem Düşünce Olarak Kabul Edenler:
Descartes: Ona göre varlık hem düşünce, hem de madde'dir. Varlık iki cevherden (tözden) oluşmuşdur. Ruh (Ben) ve Madde (cisim) Ruh öyle bir cevherdir'ki onu cevher yapan yüklemi düşüncesidir. Madde öyle bir cevherdir'ki onu cevher yapan yüklem yayılımıdır. Kısaca iki cevherden biri düşünmekte diğeri yayılmaktır. Ruh ile madde arasında bir ilişki yoktur. Bunlar mutlak olarak birbirinin zıddıdır. Descartes'in bu iki varlık anlayışına dualizm (ikicilik) denir.
Varlık'ı Fenomen Olarak Kabul Eden:
Husserl: Varlık Fenomen'dir. Fenomen (olay), insanın bilme yeteneğinin temelinde bulunan bilincin belirlediği varlık'tır. Yani, bu varlığın insan (suje) için taşıdığı anlamdır, özdür. Husserl'e göre fenomenler, tek tek algılanan nesneler değildir. Tek tek nesnelerin ifadesi olan bütünsel (tümel) kavramlardır. Elma, portakal, erik yerine (MEYVE) fenomendir. Asıl gerçek öz fenomenlerdir. Bunlar zaman ve mekan kavramıyla sınırlanamazlar. Her türlü rastlantıdan kurtulmuş, hiçbir şeye indirgenemeyen özlerdir.
BİLİM FELSEFESİ
Bilimin Tarih İçindeki Gelişimi
yunus emre'nin hayatı
Bilimsel gelişmede, Yunanlılar ve Batı
uygarlığının büyük katkıları vardır. Ama
Yunanlılara sistemleştirecek birçok bilimsel
araştırma sonucu malzeme veren Mısır ve
Mezopotamya’da yaşayan insanları da
unutmamak gerekir
Yunanlılar matematik ve geometride büyük
başarılar kazandılar. Geometriyi ve sayılar
teorisini buldular. Bilime matematik metodları
uyguladılar.
slâm âlimleri, Hintten aldıkları sıfır ve ondalık
sayıları bilime kattılar. Matematikte ve
trigonometride önemli gelişmeler sağladılar.
Ortaçağlarda sadece mantıkla doğru
bulunmaya çalışıldı. Ancak modern bilim
Kopernik (1472-1543) ve Galileo (1564-1642)
ile başlar. Kopernik, güneş merkezli bir evren
sistemi kurdu. Galileo, niceliksel deney
metodunu geliştirdi.
Bilimin tarih içindeki gelişimini daha iyi
anlamak için, bilimsel metodolojinin esas
geliştiricisi ve bilim felsefesinin ana bilimi olan
Fizikten başlamak üzere bazı bilim
dallarındaki gelişmelere kısaca bakalım.
Fiziğin tarihini 17. yüzyıl öncesi ve sonrası
olarak ikiye ayırmak mümkündür.17. yüzyıl
öncesinde katı ve sıvı maddelerin devinimi,
ışık yansıma ve kırılması, akustik, manyetik
olaylar, statik ve hidrostatik gibi Fizik
kavramları biliniyordu. Ama 17. yüzyıldan
itibaren Fizik biliminin gelişiminde neredeyse
bir patlama oldu.
Aristotales’in nitel fiziği Galileo ve
Descartes’ın matematik fizikleri, F. Bacon’ın
deneysel fiziği ve sonraki yüzyıllarda
olguculuk, deney ve matematiğin
birleşmesiyle önemli aşamalar kaydedildi.
Antik Yunanda kimyanın temel kavramları
olan element ve atom üzerinde duruldu.
16. yüzyılda Fizikte olduğu gibi Kimya
alanında da deneysel metotlar savunulmaya
başlandı. 17.yüzyılda deneysel çalışmalarla
önemli buluşlara ulaşıldı. 18. yüzyılda birçok
yeni metalin varlığı ortaya çıkarıldı ve pek
çok bileşik bulundu. Modern Kimyanın
kurucusu Lavoisier, terazi ölçme sistemi ile
bazı Kimya yasalarına ulaştı.
Diğer bilimlerde olduğu gibi, biyolojik
bilimlerin de kökeni Antik Yunan’dadır.
Aristoteles, Hippokrates, Galenos gibi
bilginler anatomi, fizyoloji ve botanik
alanlarında gözleme dayalı bir çok bilgiler
toplayıp sistemleştirdiler. İslâm dünyasında
da aynı doğrultudaki çalışmalar devam etti.
Rönesans’tan sonra biyolojide üç dalda
önemli gelişmeler sağlanmaya başlandı:
anatomi, biyoloji ve zooloji.
17. yüzyıl ortalarından itibaren büyüteç,
mikroskop gibi yeni aletler ve tekniklerin
gelişmesi mikroskobik çalışmaları mümkün
kıldı.18. yüzyılda modern biyoloji kuruldu.
Hayvanlar ve bitkiler dünyası yeniden
sınıflandırıldı.
19. yüzyılda biyoloji büyük atılımlar yaptı.
Bütün alt dallarıyla Morfoloji kuruldu. Genel
ve kimyasal fizyoloji gelişti.
nsanın bilimdeki en eski ve en temel
ihtiyaçlarından biri matematik olmuştur. Bu
nedenle gerek Mısır’da ve Mezopotamya’da
gerek Çin’de, Hint’te ve Antik Yunanistan’da
matematik bilme insanları hemen bir üst
sınıfa çıkarıyordu. Ticaret toprak düzenleme,
mimarlık, astronomi gibi alanlar da matematik
bilimindeki gelişmeyi zorluyordu.
7-14. yüzyıllar arasındaki İslam uygarlığı
matematikte Ortadoğu ve Hint düşüncesini
birleştirdi. İçinde sıfırı da olan on tabanlı bir
sayı sistemi kuruldu. Arap matematiği 13.
yüzyıl. başlarında Latince’ye aktarıldı.
14. yüzyılda fiziksel olayların incelenmesinde
matematiğe önem verilmeye başlandı. 17.
yüzyılda ise matematik bütün öbür bilim
dallarına model oluşturmaya başladı.
Doğa bir geometrik modele göre tasarlanmış,
matematik bir dille yazılmıştı. 19. yüzyılda
matematik, bilimin kaçınılmaz bir vektörü
haline geldi.
Astronomi, gerek zaman ve yön ölçümü,
gerek bir takım doğal olaylar gerekse yıldız
bilimi şeklinde ilkçağlardan beri canlı bir bilgi
olarak hep var oldu.
Antikçağda Hipparkos ve Ptolemais, yer
merkezli ve yerin hareketsizliğine dayanan bir
sistem kurdu. 16-17. yüzyıllarda Kopernik
güneşi ortada ve hareketsiz, her şeyin güneş
etrafında döndüğü bir sistem önerdi. Aynı
dönemde Galileo, gök dürbünü ile gökyüzü
araştırmalarını başlattı.
Newton, gök mekaniğinin temel yasalarını
ortaya koydu. Halley, yıldızların da
gökyüzünde hareket ettiğini çıkardı.
Bilimler bugün o kadar çoğalmışlardı ki,
neredeyse her bilgi olanı arkasına bir “loji”
adını olarak kendini bir bilim olarak ortaya
koymaya çalışmaktadır. Birçok orijinal bilim
alanı çıktığı gibi, eski ana bilimlerin içinde
birçok dallar da giderek gelişmekte ve önemli
hale gelmektedir.
Bilimin, felsefenin konusu
olması
Başlangıçta bütün bilimler felsefenin içinde
yer alıyordu. Filozof, her bilim konusunda
bilgi sahibi olan, bütün bilgileri sentez ederek
bir hayat görüşüne ulaşmış olan kişi idi.
Hemen her konuda kitap yazan ve bu
kitapları o bilim alanlarında otorite kabul
edilen Aristoteles, bu filozof tipine bir örnektir.
Bilimsel bilgi geliştikçe, zamanla bilim dalları
felsefeden “bağımsızlıklarını” ilan ettiler.
Daha önce “doğa felsefesi” denen Fizik,
arkasından Kimya, Biyoloji ve diğer fen
bilimleri tek tek felsefeden ayrıldılar. Sosyal
bilimler de, henüz tam kesin olmamakla
beraber, felsefenin etkisinden çıkmaya
başlamışlardır
O zaman filozoflar bilimlerin
sınıflandırılmalarıyla uğraştılar. Hem
felsefeden kopan, hem de birbirlerinden
olabildiğine uzaklaşan bilimler, bir bütün olan
evreni parçaladıkları gibi, insan kafasında da
bütün bir evren kavramı oluşturamıyorlardı.
Bu parçalanmışlık sanayi dünyasına, toplum
hayatına ve hatta insan şahsiyetine bile
yansımıştı. Felsefe, bilimleri sınıflandırarak
onlar arasındaki ortak noktaları ve bağları
göstermek, bilimleri birbirlerine yaklaştırmak
istiyordu. Bütün bilimler varlık alanının
değişik varolanları ile ilgileniyorlardı.
Bütün bilimler hedefte, metot ve bilimsel
tavırda da birleşiyorlardı. Sınıflandırma bunu
daha da açıkça meydana ortaya koyacaktı.
sanat felsefesi
Estetik Konusu
Estetiğin kurucusu Alexander G.Baumgarten’-
dir (1714-1762). Ona göre mantık, düşünce ve
zihne bağlı yukarıdaki bilgilerin doğruluğunu
inceleyen bir bilimdi. Estetik de duyu ve
duygulara bağlı bilgilerin doğruluğunu inceleyecekti. Yani estetik mantığın ikiz kardeşi veya
duyulara dayalı bilgilerin mantığı olarak ortaya
konmuştu.
Sanatı daha iyi anlayabilmek için, filozofların
sanat faaliyetini nasıl değerlendirdiklerine kısaca bakmak gerekir. Sanatın kökeninin, kayna-
ğının ne olduğu konusunda çeşitli görüşler
vardır ve bunlardan bazıları şöyle özetlenebilir:

Taklit (mimesis
Sanatın esasının taklit olduğunu savunan ilk
düşünür Aristoteles’tir (M.Ö. 384-322).

Aslında Platon (M.Ö. 427-347)’nun eserlerinde
ve felsefesinde de, her şeyin aslının idealar
dünyasında bulunduğu, bu dünyadakilerin hepsinin onun iyi ve kötü taklitleri olduğu şeklinde
bir görüş vardır. Aristoteles ise insanda bir taklit (mimesis) yeteneği ve hazzının bulunduğunu, sanatçının olayların ve varlıkların özündeki
ideali, fikri taklit ettiğini söyler. Sanatçı, âdeta
tabiatın eksik bıraktığı şeyleri tamamlar.
Yaratm
Tabiattaki varlıkların ve olayların doğrudan
kendileri bir sanat eseri sayılmazlar. Doğal
şeylerin bir sanatçı tarafından işlenmesi ve
düzenlenmesiyle bir sanat eseri ortaya çıkar.
Sanat, doğanın aynen yansıtılması değildir;
nasıl bilim varlıkları ve olayları çözmeye ve
formüle etmeye çalışıyorsa, sanat da varlıkları
ve olayları anlamaya ve bilimden farklı bir
şekilde anlatmaya yönelmiştir. Burada kimi
sanatçı resmi, kimi heykeli, kimi müziği, kimi
edebi sanatları kullanır. Ama her sanatçı ger-
çeği anlatırken kendi tekniğini, kendi ruhunun
yaratıcılığını ortaya koyar. İhtimal ki, bir şey
ortaya koymaya çalışırken kendi ruhunun derinliklerindeki güzellik ideali ona yol gösterir.
Felsefe Açısından Sanat
Felsefe açısından sanata bakıldığında, sanatın ne olduğu, sanat yapıtının nasıl oluştuğu, sanatçının yapıtını nasıl ortaya koyduğu irdelenir. Bu sorulara filozoflar farklı açıklamalar getirmişlerdir.
Oyun Olarak Sanat
Bu yaklaşım, sanat ile oyun arasındaki benzerlikten dolayı bir bağ kurar. Buna göre oyun da sanat da insanı gerçek dışı bir dünyaya yöneltir. Hayal gücüne dayanır; fayda gütmeyip, bizzat kendileri için yapılan etkinliklerdir. İnsan oyun oynarken de, sanatla uğraşırken de kendisini meşgul eden problemlerden uzaktır, adeta kendisini unutur ve mutlak bir özgürlük içinde varolur. Temsilcisi Schiller’dir
Estetiğin Temel Kavramları
Güzellik Problemi
Güzellik, hemen her filozofta farklı biçimde tanımlanmıştır.
Platon, güzelliği bir idea olarak görür. Platon’a göre sanat, güzel ideasını taklit etme olduğundan, yapılan eser ne kadar ideaya yaklaşırsa o oranda güzel olur.
Aristoteles’e göre güzellik ahenktir, düzendir, sınırdır. İnsanın algı sınırlarını ve kavrayış gücünü aşan çok büyük bir şey, güzel olamaz.
Plotinos’a göre güzellik, Tanrısal aklın evrendeki ışımasıdır. Madde, Tanrısal akıldan (İdeadan) pay almazsa çirkindir.
Hegel’e göre güzellik, Mutlak Ruh’un duyularla kavranabilen görünüşleridir. Yani her şeyin ilkesi olan İdea’nın duyulara görünüşüdür.
Kant’a göre güzel, çıkar gözetmeksizin hoşlanmanın nesnesidir. Güzellikte, pratik amaç gütmeyen bir düzen vardır.
Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar
Estetik Yargıların Yapısı
Estetik yargılar, dini, bilimsel ve ahlaki yargılardan farklılar gösterir.
Dini yargıların inançla ilgili olduğu, ahlaki yargıların eylemlerle ilgili olduğu yerde, estetik yargılar “güzel” ya da “çirkin” diye nitelenen bir varlıkla ilgili beğeni yargılarıdır
Ortak Estetik Yargıların Olup Olmadığı
Acaba sanat eseri güzel değerini kendisinde mi taşır; yoksa güzellik, bizim ona yüklediğimiz bir şey midir? Bu konuda iki karşıt görüş vardır: Biri nesnelci görüş, diğeri öznelci görüş.
Nesnelci görüşe göre, eser, güzellik değerini kendisinde taşır. Güzellik insandan bağımsız olarak vardır. Bir nesne güzel ise, insan onu alımlasa da alımlamasa da güzel olmaya devam eder. Bu görüşte olanlar, ortak estetik yargıların varlığını kabul ederler.
Öznelci görüş, insandan bağımsız bir estetik değerin olamayacağını savunur. Bu görüştekilere göre bir eser, değerini, insanda uyandırdığı duygulardan, estetik yaşantıdan alır. Yoksa eser kendi başına estetik bir değer taşımaz.
Dolayısıyla bu görüştekilere göre ortak estetik yargılar olamaz.
Ortak Estetik Yargıların Varlığını Reddedenler
Her insanın kendine göre bir beğenisi vardır. Tüm insanlarda beğeninin ölçüsü olabilecek bir kural, bir ilke yoktur. Her beğeni aynı derecede geçerlidir. Biri sanat müziğini beğenirken, başkası pop müziğini beğenebilmektedir.
Ortak Estetik Yargıların Varlığını Kabul Edenler
Bu anlayışa göre güzellik, bütün nesnelerde farklı derecelerde bulunmaktadır; bu bireyin kişisel deneyimlerinden, alışkanlıklarından, tercihlerinden bağımsız olarak vardır.
Platon: Güzel, bir idea olarak gerçekten vardır. İdealar, diğer özellikleri yanında kendinden güzeldir. Asıl güzellik, hiçbir zaman değişmeyen gerçeklik olan güzellik ideasıdır. Akıl sahibi her varlık için güzel ideası ortaktır. Çünkü o akılla kavranır.
Aristoteles: Güzellik, uyum, oran ve ölçülülüğün kaynaştığı bütündür.
Hegel: Güzellik, Mutlak ruhun duyulur nesnelerde görünür hale gelmesidir.
Kant: Güzellik, nesnenin taşıdığı bir değerdir. İnsanlar hoşlarına giden ya da gitmeyen bir şeyi duygularına göre değerlendirirler. Estetik yargı beğeni duygusuna dayanır. Ona göre bu beğeni duygusu her insanda bulunan ortak beğeniyle açıklanır.
DİN FELSEFESİ
Din FELSEFESİ
Din felsefesi dini konu edinen, dinin insanın var oluşunun kaynağı insanin doğasının ve kaderinin kaynağı ve değerler ile ilgili sorunları ele alarak sorgulayan felsefe disiplinidir.
Din felsefesi yapmak, dinin temel iddiaları hakkında rasyonel (akılcı), objektif (nesnel), kapsamlı ve tutarlı bir biçimde düşünmek ve konuşmaktır.
Dini ele alan tek disiplin din felsefesi değildir. Teoloji (tanrıbilim, ilahiyat) de aynen din felsefesi gibi dini ve tanrıyı konu alır. Ama bunu yaparken belirli bir dinin kutsal kitabına peygamberlerine ve din alimlerinin görüşlerine sadık kalır.
Din Felsefesinin Temel Sorunları:
a-) Tanrının Varlığı Sorunu: Tanrı var mıdır? Onun varlığını gösteren kanıtlar gösterilebilir mi?
b-) Evren Yaratılmış Bir Varlık mıdır? Yoksa Yaratılmamış (Ezeli ve Ebedi) Bir Varlık mıdır?
c-) Vahyin İmkanı Sorunu: Tanrı vahiyle insana bir takım bilgiler verebilir mi?
d-) Ruhun ölümsüzlüğü sorunu: Ölüm bir son mudur? Ölümden sonra bir hayat var mıdır? Sorularına cevap aranır.
TANRININ VARLIĞINA İLİŞKİN FARKLI YAKLAŞIMLAR
Tanrının Varlığını Kabul Edenler:
Teizm: Bütün varlıkların yaratıcısı olan bir tanrının var olduğuna inanmaktır. Bu yaklaşıma göre tanrı dünya ve insanlar ile sürekli ilişki içerisindedir. Teizm dar anlamda tek bir tanrıya inanmak anlamına gelen monoteizme eşitlenir.
Not: Monoteizm tek bir tanrıya inanmak, Politeizm ise birden fazla tanrıya inanma anlayışıdır.
Teist düşünürler tanrının var oluşunu akıl yoluyla açıklamak ve temellendirmek için bazı kanıtlar geliştirmişlerdir. Bu kanıtların başlıcaları:
1- Ontoloji Kanıt: Bu kanıtın temelinde tanrı “kendisinden daha mükemmeli tasarlanamayan” varlıktır, düşüncesi vardır. Bu kanıt tanrının var oluşunun en yüksek varlık olarak tanrı tanımından zorunlu olarak çıktığını kabul eder.
2- Kozmolojik Kanıt: Kozmolojik kanıt evrenin varlığından tanrının varlığına gitmeye çalışan kanıttır. Bu kanıtın temelinde nedensellik ilkesi yatar. Kendisinin nedeni olmayan varlık tanrıdır. Nedenler zincirini başlatan varlıktır.
3- Düzen ve Amaç Kanıtı:Bu kanıt doğal dünyaya baktığımızda her şeyin kendi işlevini yerine getirecek şekilde en ince ayrıntısına kadar düzenlenmiş ve ayarlanmış olduğunu göreceğimizi belirtir. Buda düzenleyen tanrının varlığının kanıtıdır.
Deizm: Deizm iki temel ilkeye dayanır. Tanrı vardır, ama bu evrene hiçbir müdahalesi olmayan bir varlıktır. İnsan akla ve bilme güvenmelidir. Evreni akıl ve bilimin ilkelerine göre açıklayabilir. Aristotales, J. Lock, Nefton, J.J. Russo, Voltaire temsilcileridir.
c- Panteizm: Tanrı everen ikiliğini ret eder, tanırının her şeyi içerdiğini dolayısıyla doğanın ve insanın bağımsız varlıklar olmadığını öne süren bir yaklaşımdır. Tanrı ve evren bir bütündür. Spinoza, G. Bruno temsilcileridir.
2- Tanrının Varlığını Ret Edenler:
Ateizm: Tanrının varlığını ret edenlerin görüşleri ateizm kavramı ile açıklanır. Ateistler tanrının varlığını ret ederken şu kanıtları kullanırlar.
1- Kötülük Kanıtı: Tanrı olsaydı kötülük olmazdı. Evrende bir kötülük mevcutsa tanrının varlığından söz edilemez.
2- Madde Kanıtı: Madde olduğuna göre maddi olmayan bir tanrını varlığından söz edilemez.
3- Toplum Kanıtı: Hayata düzen veren tanrı değil toplumun kendisidir şeklindeki düşünceyi kabul ederek tanrıyı ret eden anlayıştır.
3- Tanrının Varlığını Veya Yokluğunu Bilemeyeceğimizi Öne Sürenler:
Agnostisizm(Bilinemezcilik): Bizim tanrıya ilişkin bir bilgiye sahip olamayacağımızı, dolayısıyla var olduğunun da var olmadığının da kanıtlanamayacağını savunan öğretinin adıdır. (Sofistler)
SİYASET FELSEFESİ
devlet
hükümet
özgürlük
mülkiyet
Meşruiyet
haklar
hukuk
Siyaset felsefesinin temel kavramları şunlardır:
Birey
Bir toplumu oluşturan ve toplumun bir üyesi olan,bilinç sahibi insanlarıdr.
Toplum
Birbirleri ile karşılıklı ekonomik ve kürtürel ilişkiler içinde bulunan bireylerin meydana getirdiği, belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan,tarihe ve kürtürel temele dayanan topluluk.
Devlet
Siyasi sınırları tespit edilmiş,belli bir coğrafya parçası üzerinde yaşayan,egemenliğe sahip en büyük kurumdur.görevi toplumu dışarıya karşı korumak,içerde toplumsal düzeni sağlamaktır.
İktidar
Bir toplumda halkı yönetme gücüne sahip olma anlamına gelmektedir.
Yönetim
İktidarı elinde bulunduranın toplumu idare etmesidir.
Meşruiyet
Bir toplumda iktidarı elinde bulunduranların,yönetme gücüne yasalara uygun olarak elde etmesi ve bu gücünü yasalara uygun olarak sürdürmesi.
Egemenlik
iktidar olmaktan doğan gücü kullanmaktır.
Hak
Bir toplumda hukuk sisteminin Bireylere verdiği yetkidir.
Hukuk
Bir toplumu oluşturan kişilerin,gerek aralarındaki gerekse devlet ile olan ilişkilerini düzenleyen yazılı kurallar ve yasalar sistemidir.
Yasa
Bireylerin toplum içersindeki eylem ve davranışlarını düzenleyen yazılı hukuk kurallarıdır.
Bürokrasi
Devlet işlerinin yapılışıyla ilgili sistemdir.
Sivil Toplum
Devlet otoritesi ve kurumları dışında kalan, kendi dinamiğini oluşturan hak ve özgürlüklerini savunabilen özgür ve özerk toplum kısmı.
Siyaset Felsefesinin Temel Soruları
1
İktidar kaynağını nereden alır?

Kimi toplumlarda iktidar, krallıklarda olduğu gibi dini kaynaklıdır. Kral, Tanrı adına toplumu yönetir ve Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilir.

Kimi toplumlarda iktidar, demokratik toplumlarda özgür seçimlerle işbaşına gelirler. İktidarın kaynağı halkın özgür iradesidir.

Kimi toplumlarda ise iktidar, toplumda bozulan düzeni tekrar sağlamak için yapılan bir ihtilâlde kaynağını bulur. Faşist yönetimlerde olduğu gibi.
2
Meşruiyetin ölçütü nedir?

Siyaset felsefesinde bu soru, iktidarı kullananların haklılık, yasaya uygunluk durumunu nereden aldıklarını araştırıp sorgular. Her iktidar kendini meşru, yani haklı bulur. O zaman meşruiyetin objektif bir ölçütü olabilir mi? Meşruiyet iktidar olmanın, yönetme biçiminin özelliklerine göre değişebilmektedir.

İktidarın meşru olabilmesi için mevcut yasalara uyması ve onları aynen uygulamasıdır. Bir iktidar, meşru yoldan iktidara gelebilir ancak, bundan sonra da yasalara uyması gerekir. Bunu yapmadığı zaman meşruiyetini kaybedebilir. Bu nedenle bir devletin meşruluğu, halkoyuna dayanıp dayanmamasına bağlıdır. Meşruiyetin kaynağı, halkın özgür iradesi ve oyudur. Buna ulusal egemenlik denir. Halk, bu iradesini parlamenter sistemde gerçekleştirir.
3
Egemenliğin kullanış biçimleri nelerdir?
Teokratik yönetimlerde egemenlik dayanağını Tanrı’dan almıştır. Teokrasi, siyasal iktidarın, Tanrı’nın temsilcileri sayılan kişilerde bulunduğu düzendir. Uzunca dönemler toplumlar bu anlayışlarla yönetilmişlerdir.
Totaliter toplumlarda iktidar, liderin elindedir. Lider, o toplum için kurtarıcıdır. Daima toplum için doğruyu gören ve uygulayan olarak düşünülür. Burada egemenliğin kaynağı, halkın lidere karşı duyduğu inançta bulunur.
Demokratik toplumlarda ise, egemenlik yazılı yasalarla belirlenir ve iktidar sahibi, yasalarla belirlenmiş bir hukuk sistemi içinde egemenlik gücünü kullanır. Demokrasilerde hem yönetenin hem de yönetilenlerin hak ve görevleri yasalarla düzenlenmiştir. Demokratik toplumlarda üç temel kuvvet vardır: Yasaları yapan parlamento, yasaları uygulayan hükümet ve bağımsız yargı (mahkemeler).
Geleneksel anlayışa göre, iktidarın bir güç, itaat edenlerin de halk olduğu düzen. Buna feodal ve monarşik yönetimler örnektir.
Hukuka ve yasalara uygun iktidar oluşumu. Burada iktidar gücünü yasalardan alır. Halkın iktidara uyması ise, iktidarın hukuka uygun davranması ve yönetimin bir makam olarak görülmesi nedeniyledir. Demokratik yönetimler bunun örneğidir.
Karizmatik yönetim anlayışı, bir kişinin ya da liderin olağanüstü sayılan niteliklerinden doğmuştur. Karizmatik liderler, genellikle toplumların bunalımlı dönemlerinde ortaya çıkarlar.
4
Bireyin temel hakları nelerdir?
Bu soru ile bireyin doğal ve toplumsal ne gibi haklara sahip olması gerektiği irdelenir. Demokratik toplumlarda bireylerin yurttaşlık hakları vardır ve bunlar yasal güvenceler altındadır; yaşama, mülk edinme, özgürce düşünme, düşündüklerini yayınlama, istediği felsefi anlayışa bağlanma, istediği siyasal partiye girme, istediği tarzda sanat eseri yaratma gibi.

Batı düşüncesi, siyaset felsefesinde bu birey-devlet ilişkisini "devlet bireylerin yaşama, özgürlük ve mülkiyet haklarını korumak için vardır (J. Locke)" sözleriyle tanımlamıştır. Doğu Felsefesi'nde de Yusuf Has Hâcip "Kutadgu Bilik" (Mutluluk veren bilgi) adlı eserinde "Hükümdarın görevi, halka hizmet etmek ve adalet dağıtmaktır." diyerek birey-devlet ilişkisini belirtmiştir.
5

Bürokrasiden vazgeçilebilir mi?
Bu soru ile, devletin yapılaşması ve işleyişinde bir sistem olarak ortaya çıkan bürokrasinin olumlu ve olumsuz yönleri irdelenir. Bürokrasi, devletin yurttaşlarla iletişimini sağlayan memurlar ve bu sınıfın çalışma biçimidir. Bir devletin varlığı için siyasi kadrolar ne kadar önemli ve zorunlu ise, devlet işlerinin yürütülmesi için de bürokrasi aynı derecede önemli ve zorunludur.

Taşıdığı özelliklerle bürokrasi çok eleştirilmiştir. Kimileri çok gerekli görürken, kimi düşünürler de bürokrasinin özgürlükleri ve demokrasiyi zorladığını düşünmüşlerdir. Ancak, bürokrasinin yerini alacak bir sistem oluşturmadan, onu ortadan kaldırmak mümkün görünmektedir.
6

Sivil toplumun anlamı nedir?
Sivil toplum, toplumu oluşturan bireylerin iktidarı elinde tutanlara karşı konumunu belirler. Demokratik toplumlarda bireyler, özgürlüklerini söz ve karar haklarını özgürce kullanabilmek için örgütlenirler. Bu örgütlenmeler, devlet etkinliği ve denetimi dışında gönüllü bireyler tarafından oluşturulur. Bunlar, mesleki örgütler olduğu gibi, belli düşünceler etrafında meydana gelen gruplar da olabilir.

Bireylerin siyasi otoriteye karşı kendi haklarını ve özgürlüklerini savunabilmek için örgütlenmiş demokratik yapıya, sivil toplum denir. Bu nedenle sivil toplum, demokrasilerin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Full transcript