Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

KARŞILAŞTIRMALI EDEBİYAT VE MİTOLOJİ İLİŞKİSİ

No description
by

aysun can

on 13 May 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of KARŞILAŞTIRMALI EDEBİYAT VE MİTOLOJİ İLİŞKİSİ

KARŞILAŞTIRMALI EDEBİYAT VE MİTOLOJİ İLİŞKİSİ

PROF. DR. MEDİNE SİVRİ

ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ
FEN- EDEBİYAT FAKÜLTESİ
KARŞILAŞTIRMALI EDEBİYAT BÖLÜMÜ
ÖĞRETİM ÜYESİ

Mitoloji doğayı, evreni, insanı ve insan yaşamını konu edinen yer yer hayal ürünü unsurları içeren, gerçekle bağlantılı anlatılar toplamıdır. Bu anlatılar evrenin yaratılışını, sırlarını ve insanoğlunun kendisini, kendi doğasını, kendi yaşamını ifade ettiği yaratılardır. Bu yaratılarda insan var olur ve anlamlandırılır. Söylenceler veya mitler olarak adlandırılan bu yaratılar; evren ve insan yaşamının gizlerini içerisinde barındırırlar. Evren ve insan yaşamına dair her türlü devinimi içerisinde barındıran mitler, evren ve insan doğasını algılamamıza ve anlamlandırmamıza olanak sunarlar. Bu yüzden mitleri dolayısıyla da mitolojiyi insana dair birçok disiplin ile ilişkilendirmek mümkündür.
İnsanı, onun yaşantılarını ve hayal gücünü konu edinen edebiyat, en eski zamanlardan bu yana duygu ve düşünceleri, olay ve olguları etkili bir biçimde anlatmaya yarayan bir söz sanatıdır. “Türü ve konusu ne olursa olsun her edebiyat ürünü, insanı tanıtır. İnsanın insanla, insanın kendisiyle, insanın doğal ve toplumsal çevresiyle çatışmasını yansıtır” (Özdemir, 1999: 29). İnsanı konu edindiğinden ve onu tanıtma çabası içinde olduğundan edebiyat, tarih, etnoloji, antropoloji, sosyoloji, arkeoloji, sanat tarihi, güzel sanatlar, psikoloji, imgebilim, çeviribilim, sinema, resim, müzik gibi insana dair birçok disiplin ile ilişkilendirilebilir. Farklı birçok bilim ve sanat dalı ile ilişkilendirilebilen mitolojinin de edebiyata sınırsız kaynak oluşturduğu bilinmektedir. “Efsaneler, mitolojiler, tarihi olaylar edebiyat eserlerine yüzyıllar boyunca konular sunan ortak kültür hazineleri niteliğindedir” (Aytaç, 2003: 9). İnsanlığın karanlık geçmişine ayna tutan mitler insanla ilgili zengin ve sınırsız bir malzemeyi içlerinde barındırırlar. Böylelikle insanı ve onun doğasını en iyi şekilde anlamlandırmada yardımcı olurlar. “Yalnızca dünyanın, hayvanların, bitkilerin ve insanın kökenini anlatmakla kalmayan ama aynı zamanda insanın bugün içinde bulunduğu duruma gelmesine kadar olup biten önemli olayları anlatan mitler, geçen yüzyıllara rağmen geçmişin izlerini günümüze kadar taşımışlardır” (Ulağlı, 2006: 99).
Edebiyatın ilk örnekleri olarak kabul gören mitler ait oldukları ulusların edebiyatlarının gelişmelerinde önemli rol oynamaktadırlar. En eski zamanlardan beri yazarlar, şairler ve sanatçılar eserlerinde mitolojiden yararlanmışlardır. İnsanı konu edinen, onu anlatan edebiyat ile insan yaratısı olan ve insana dair sınırsız malzemeyi içinde barındıran mitolojinin ilişkisi göz ardı edilemez boyuttadır; çünkü mitler de edebiyat gibi insanın varlığını algılama, anlama ve anlatma çabasının ürünleridir. Geniş ve çok yönlü bir disiplin olan karşılaştırmalı edebiyat, edebiyat biliminin bir alt bilim dalı olduğundan, edebiyata konu olan ve onun alanına giren her şey aynı zamanda bu bilim dalının da inceleme alanına girmektedir. Böylelikle edebiyata kaynaklık eden mitoloji karşılaştırmalı edebiyat biliminin çalışma alanı içerisinde de değerlendirilebilir.

Mitler toplumları yansıttığı için ulusların kültürleri, kökenleri ve yaşantıları ile ilgili bilgilere onların mitlerinden de ulaşılabilir. Dursun Ali Tökel mitoloji için; “milletlerin tarihi, orijini, tanrıları, ataları ve kahramanları hakkında bilgileri barındıran bir koleksiyondur” (Tökel, 2000: 7) demiştir. Mitler üzerinden toplumların en gizli katmanlarına inilebilir. Onların inançlarına, dünyayı algılayış biçimlerine ve deneyimlerine ayna tutulabilir. Donna Rosenberg; mitlerin toplumların dünya görüşlerini ve önemli inançlarını temsil ettikleri için toplumların kültürleri tarafından değer verilen ve korunan insani deneyimlerinin de simgeleri olduklarını söyler (bkz. Rosenberg, 2003: 17). Tüm bu insani deneyimler mitler aracılığıyla edebiyata aktarılırlar. Dolayısıyla edebiyatlar da toplumları ve onların kültürlerini yansıtırlar.
Zamanla birbirleriyle ilişkilerde bulunan toplumların kültürleri gibi mitleri ve edebiyatları da birbirlerinden etkilenirler. Farklı coğrafyalar üzerinde olmalarına karşın kültürlerarası etkileşim ile insanların deneyimlerinin birbirlerine benzer oldukları görülür. Dinçmen ise bu benzer deneyimlerin ortak ve evrensel mirasları ortaya çıkardıklarını söyler:
Her insani varlık, içinde bulunduğu ortamın, coğrafik durum ve koşulların, zamanın, sosyo-ekonomik ve kültürel etkenlerin etkisi altında; fakat “insan”a özgü o, zaman ve mekan kavramının dışında kalan, değişmez temel düşünce sürecinin sonucu ve ifadesi olarak, birbirine benzer olaylarda benzer sonuçlar çıkarmaktadır. İşte böylece, “evrensel değerler” ile insanlığın temelini oluşturan ortak miraslar ortaya çıkar (Dinçmen, 1997: 9-10).
Toplumların birbirleriyle münasebetleri ve kültürlerarası etkileşim karşılaştırmalı edebiyat açısından önemlidir, çünkü karşılaştırmalı edebiyat kuramında ilk karşımıza çıkan şey disiplinlerarasılıktır. Ulağlı’nın da ifade ettiği gibi karşılaştırmalı edebiyat, toplumların birbirleriyle ilişkilerini, kültürel yakınlaşmalarını, edebiyat aracılığıyla anlamaya ve aktarmaya yarayan bir yaklaşımdır ve kültürlerarası ilişkileri, kültürü oluşturan bütün katmanlarda inceler (bkz. Ulağlı, 2006: 149). Mitler, kültürlerarası etkileşimin temellerini oluşturdukları için doğrudan karşılaştırmalı edebiyatın çalışma alanı içerisine girerler, çünkü “ulusların mitolojileri arasındaki benzerlikler, onların kültürleri ve edebiyatlarındaki benzerlikleri de beraberinde getirmektedir. Bu açıdan mitolojiler arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmak, edebiyatlar ve kültürler arasındaki ilişkileri göz önüne serebilmektedir” (Yetim; 2007: 12). Böylelikle mitler disiplinlerarası edebiyat ve kültür araştırmalarına yön vermeleri açısından önemlidirler. Medine Sivri sağlıklı bir karşılaştırmalı değerlendirme yapabilmek için edebiyatın kaynağını, ortaya çıkış koşullarını bilmek gerektiğini söyler. Kökeni anlayıp ona göre değerlendirmenin ancak söylenler (mitlerle) mümkün olduğunu belirterek, topluma ışık tutan yazınsal yapıtları irdelemek istiyorsak bunları öğrenmenin gerekli olduğunu vurgular (bkz. Sivri, 2008: 15).
Mitler geçmişten günümüze kendilerini tekrar ederek farklı toplumlarda kuşaktan kuşağa bazı değişiklikler göstererek yaşamaya devam ederler. “Bir mit kuşaktan kuşağa, toplumdan topluma aktarılırken, hitap ettiği toplumun duyarlılıklarına, inançlarına ve geleneklerine bağlı olarak değişim gösterir” (Ulağlı, 2006: 102). Sürekli yinelenerek toplumdan topluma aktarılmaları mitlerin aslında temel motiflerinin hep aynı kaldığının bir göstergesidir. Mitlerin kendilerini tekrar etmeleri uzmanlar tarafından ‘arketip’ olarak adlandırılır. ‘İlk örnek,’ ‘ana örnek’ ya da ‘ilk model’ anlamlarına gelen arketiplerin tarih boyunca tekrar yoluyla insanlığın aklına kazınmış olan deneyimleri ifade ettikleri düşünülmektedir. Ayrıca bu arketiplerin kökenleri eski mitoslara ve ilkellerin ayinlerine dayandırılmaktadır. Evrensel ve genel bir model olan arketiplerin, edebiyat eserlerinde tarih boyunca sürekli aynı temalarla ve simgelerle farklı şekillerde tekrarlandığı konusunda birçok sav vardır (bkz. Moran, 1999: 219-225). Mitolojiden edebiyata geçen bu kendini tekrar eden temalar, güncel olanın en örtük biçimde aktarılmasını sağlarlar. Böylelikle eserlerin içerisinde barındırdıkları bu arketipleri ortaya çıkarmak, eserleri daha anlaşılır kılmakla birlikte disiplinlerarası çalışmalara da konu olmakta ve aynı zamanda karşılaştırmalı edebiyat biliminin inceleme alanına girmektedirler. Kubilay Aktulum eserlerde arketiplerin ortaya çıkarılması durumunu söylenlerle (mit) çözümlemesi olarak adlandırır ve yazınsal bir söylenin yeniden yazılmış biçimlerini incelerken yerli ve yabancı yazınları bir ana-metinsellik görüngüsünde ele almanın söz konusu olduğunu belirtir.
Ayrıca değişik dönemlerde değişmez özellikleriyle yinelenen bir söylene anlamını veren şeyin gerçekleştirilen dönüştürüm işlemi olduğunu vurgular (bkz. Aktulum, 2011: 247). Bu şekilde eserlere yansıyan dönüştürme işlemleri disiplinlerarası yöntemlerle incelenerek dönem, ortam ve kültür farklılıkları açığa çıkarılırlar.
Görüldüğü gibi karşılaştırmalı edebiyat çalışmaları içerisinde mitoloji çalışmaları, ulusların mitleri arasındaki benzer ve farklı yönlerin ortaya koyulması, bu benzer ve farklı yönleri doğuran sebeplerin disiplinlerarası bir yöntem ile incelenmesi olarak yer almaktadır.
Mitlerin edebiyata nasıl kaynaklık ettiklerini ve edebiyatın da mitlerden nasıl beslendiğinden yola çıkarak kültürlerin birbirleriyle etkileşimleri ve bu kültür etkileşimlerinin temelinde yatan öğenin mitler olduğu vurgulanarak disiplinlerarası bir bilim olan karşılaştırmalı edebiyat ve yine birçok disiplin ile ilişkilendirilebilen mitoloji arasındaki ilişki gözler önüne serilmeye çalışıldı. Ancak karşılaştırmalı edebiyat ve mitoloji ilişkisini daha anlaşılır kılmak adına mitolojinin ve mitin tanımlarından, mitlerin evrenselliğinden ve kolektif bilinçaltının ürünü olarak mitlerden, ayrıca yapılan karşılaştırmalı mitoloji çalışmalarından bahsetmek yerinde olacaktır.
Mitoloji ve Mitin Tanımı
Mitler üretken bir varlık olan insanın en önemli yaratılarından biridir, zira mitler insanı anlatır. İnsanla ilgili en derin soruların yanıtlarını içerisinde barındıran mitoloji insanın yaşamı algılayışını, öz benliği ile dünya arasındaki ilişkisini gözler önüne serer. “Söylem ve İdeoloji” adlı eserlerinde Çoban ve Özarslan mitolojiyi; “insani söylemin, kendi bilinçli etkinliği ile yaşamı anlama ve anlamlandırma mücadelesinin ürünleri” (Çoban, Özarslan, 2003: 261) olarak tanımlarlar. Mitoloji için yaptıkları bu tanımın yanı sıra, Çoban ve Özarslan mitlerin toplumsalın dünyayı anlamlandırma aracı olmasının yanında kendisini anlatma aracı olduğunu da vurgularlar. Bu bağlamda mitoloji, “tarih öncesi toplumun doğayla, toplumla, ekonomik ve siyasi yapıyla, kendisiyle kurduğu tüm ilişkilerinin, toplumsal bilincinin ve söyleminin yansıtıldığı bir aynadır” (a.g.e. : 262).
İnsanoğlunun yaşamaya başladığı ilk dönemlerden itibaren ortaya çıkan mitler, bugünün oluşma sürecini insanların deneyimleri üzerinden anlatan öykülerdir. Bu öyküler insanı derinden etkilerler ve yaşamın yönlendirilmesinde büyük rol oynarlar. Yunanca ‘mythos’ sözcüğünün karşılığı olarak kullanılan söz, konuşma, masal ya da hikaye anlamlarına gelen mit kelimesi; geçmişte yaşamış insan topluluklarının inandıkları tanrıların, kahramanların, doğaüstü varlıkların, olayların ve bunlar etrafında gerçekleştirilen anlatıların yine olağanüstü unsurlarla şekillendirilip ortaya çıkarıldığı olağandışı hikâyelerdir (bkz. Can, 1994: 1).
Mit tanımlamalarında ; antropolojik,dilbilimsel, teolojik ve folklorik olarak farklı yaklaşımlar vardır.
John Fiske, ilkel insanların alegori ile sürdürebilecekleri derin bir bilime sahip olmadıklarını iddia ederek, mitlerin sadece birer açıklamadan ibaret olduklarını belirtir. Ona göre mit; “doğal bir olgunun uygar olmayan bir zeka tarafından açıklanmasıdır. Bir alegori ya da özel bilgi gerektiren sembol değildir, mitler sadece birer açıklamadır” (Fiske, 2006: 34). Fiske aynı zamanda mit ve efsane arasında ayrım yapar. Etimolojik açıdan paralellik gösteren bu iki kelime birbirlerinin yerine kullanılıyor olsalar bile tam bir doğruluk gerektiğinde bu iki kelimeyi farklı düşünmek gerektiğini söyler. Fiske mit ve efsane ayrımını şu şekilde yapar:
Pierre Grimal, mitlerin dünyanın geçmiş düzeni hakkında bilgiler verdiğini söyleyerek, geçmişi anlamlandırmaya yardımcı olduklarını vurgular. Grimal ayrıca mitlerin efsanelerden farklı olarak evrensel özellikler taşıdığını belirtir:
Dünya’nın mevcut düzeninden önceki bir düzeni konu alan ve yere ya da sınırlı bir özelliği (alelade etiyolojik efsanede olduğu gibi) değil de, eşyanın doğasına ait organik bir yasayı açıklamayı amaçlayan bir anlatı’ya, teamülen, ‘Mitos’ -dar anlamda- diyoruz (Grimal, 2005: 14).
Mitleri dinlerin başlangıcı olarak gören Behçet Necatigil’e göre mitos (mit); “ilkel insan topluluklarının evreni, dünyayı ve tabiat olaylarını kişileştirerek yorumlamak, henüz sırrını çözemedikleri hayatın ve evrenin çeşitli görüntülerini bir anlam kolaylığına bağlamak ihtiyacından doğmuş öykülerdir” (Necatigil, 1969: 7). Necatigil ayrıca mitosların eposlara malzeme oluşturduklarını söyleyerek aralarındaki ilişkiyi belirtir. Aralarında böyle bir ilişki olmasına rağmen bu iki tür arasındaki ayrımı şu şekilde ifade eder:
En kısa tanımıyla mitoslar; tabiat kuvvetlerinin kişileştirilmesi, canlı varlıklar veya ölümsüz varlıklar halinde tasarlanması, eposlar ise tarihten önceki insan topluluklarının ilkel tarihleri olduğuna göre mitoslarla eposlar arasında yer yer aynı malzemeyi kullanmak, aralarında bağlantılar olan konuları değişik oranlarda ve farklı açılardan işlemek bakımından bir kesişme görülür (a.g.e. : 7).


Bahaeddin Ögel mitolojiyi;
“bir milletin fikir ve düşünce tarihi”
(Ögel, 1971:VI) olarak tanımlar. Miti konuşmanın bir biçimi olarak ele alan Barthes’a göre; “
mit bir iletişim sistemidir. Bu iletişim sistemi ise mesajdır. Bu açıdan mit bir nesne, içerik ya da düşünce olamaz, mit bir işarettir, bir biçimdir”
(Barthes, 1991: 107).
Levi Strauss’a göre ise mit; “
bilinmesi gereken bir dildir, anlatılmalıdır ve insan sözünün bir parçasıdır… O günümüzü, geçmişi olduğu kadar geleceği de açıklar
” (Strauss, 1955: 430). Miti; “
hayatın ve olayların genelleştirilmiş modeli… Dünya hakkındaki gerçekliğin ta kendisi
” (Bayat, 2010: 11) olarak ifade eden Fuzuli Bayat mitolojiyi ise; “
gerçekleri aklın alamayacağı bir biçimde yansıtan dil ve düşüncenin bütün imkanlarını bir araya getirmekle varlığın oluşumunun, ilkel toplumların bu varoluş sürecinde yerinin ve kaosu kozmosa dönüştüren mutlak gücün öyküsü
” (a.g.e: 12) olarak tanımlar.
Mitolojiyi birçok araştırmacı gibi “
ilkel felsefenin ifade şekli
” (Radin, 1915: 2) olarak kabul eden Radin mitoloji üzerine tanımlamalarda bulunmak yerine, mit-karmaşası üzerinde durmayı tercih eder ve mitin farklı versiyonlarla kendini tekrar eden bir yapıda olmasının önemini vurgular (bkz. a.g.e. : 2). Sigmund Freud mitler ve rüyalar arasında bir bağlantı kurarak, mitlerin rüyalar gibi bastırılmış duygularımızın bir ifadesi olduğunu belirtir (bkz. Freud, 1921: 1-183).
Bunların haricinde Edward Clodd, Andrew Lang, William Robertson Smith, Tito Vigloni, Otto Rank, Chapin, ünlü dilbilimci Tylor, Malinowski, Campell, Eliade, Rudolf Bultman, Wilkinson, Jean Paul Roux,Halikarnas Balıkçısı,Bilge Seyidoğlu, Emel Esin, Fuzuli Bayat, Özkul Çobanoğlu, Yaşar Çoruhlu, Murat Uraz gibi isimler de mitin çeşitli tanımlarını yapmışlardır.
Mitler yaşamaktadırlar ve gerçek öyküleri anlatmaktadırlar. Onların gerçek olmadıklarını ya da uydurma olduklarını söylemek insanlar için ne kadar değerli olduklarını göz ardı etmektir. Rosenberg mitlerin; bir toplumun manevi değerlerini yansıtan ciddi öyküler olduklarını söyleyerek onların önemini vurgular (bkz. Rosenberg, 2003: 17). Bu denli önemli yaratılar olan mitler bize kendimiz hakkında bilgiler verirler, geçmişin gerçeklerini yansıtırlar. Ünlü toplumbilimci Malinowski, mitin geçmiş zamanların yalnızca değersiz masallar olarak yaşamaya devam eden ölü ürünü değil, sürekli yeni fenomenler yaratan canlı bir güç olduğunu belirtir. Aynı zamanda mitin ilkellerin, şeylerin kökenine ilişkin bir spekülasyonu olmadığını belirterek felsefi ilgiden ya da doğayı gözlemlemelerinin sonucu doğmadığını, aksine doğa yasalarının bir tür sembolik temsili olduğunu söyler. Ona göre mit; gerçekte boş bir rapsodi, budalaca düşüncelerin anlamsız bir taşması değil, çok etkili, olağandışı önemli bir kültürel güç, yaşayan bir gerçekliktir. Uzak geçmişteki bir gerçekliğin anlatı biçiminde yeniden yaşatılmasıdır (bkz. Malinowski, 1990: 72-73, 84-88). Mitleri kutsal öyküler olarak kabul eden Eliade, Malinowski gibi mitlerin gerçekleri yansıttığına inanmaktadır. Yaptığı uzun mit tanımı içerisinde mitlerin bir şeyin nasıl var olduğunu açıklayan gerçek öyküler olduklarını ve yaratılışın öyküsü olduklarını belirtir:
Mit kutsal bir öyküyü anlatır; en eski zamanda, “başlangıçtaki” masallara özgü zamanda olup bitmiş bir olayı anlatır. Bir başka deyişle mit, doğaüstü varlıkların başarıları sayesinde ister eksiksiz olarak bütün gerçeklik, yani Kozmos olsun isterse onun yalnızca bir parçası olsun bir gerçekliğin nasıl yaşama geçtiğini dile getirir. Mit her zaman bir yaratılışın öyküsüdür: bir şeyin nasıl yaratıldığını, nasıl var olmaya başladığını anlatır. Mit ancak gerçekten olup bitmiş, tam anlamıyla ortaya çıkmış olan şeyden söz eder… Sonuç olarak mitler, kutsal olan şeyin, dünyaya çeşitli, kimi zaman da heyecan verici akınlarını betimlerler. İşte dünyayı gerçek anlamda kuran ve onu bugün içinde bulunduğu duruma getiren de kutsalın bu akınıdır. Dahası insan bugünkü durumunu, ölümlü, cinsiyetli ve kültür sahibi bir varlık olma özelliğini doğaüstü varlıkların müdahalelerinden sonra edinmiştir… Mit kutsal bir öykü olarak kabul edilir, öyleyse gerçek bir öyküdür, çünkü her zaman gerçekliklere başvurur. Kozmogoni miti gerçektir çünkü Dünya’nın varlığı bunu kanıtlamaktadır; ölümün kökeni miti de gerçektir, çünkü insanın ölümlülüğü bunu kanıtlamaktadır (Eliade, 2001: 16).


Erich Fromm ise, mit ile rüya arasında bağlantı kurar ve tıpkı rüyalar gibi mitlerin de zaman ve mekan içersinde gelişen bir tarihçeye sahip olduklarını belirtir. Mitosların özünde “gerçek” bir olayın yattığını ve bunun sanatsal bir biçimde işlenmiş olduğunu, böylelikle zamanımıza kadar aktarıldığı görüşünü savunur. Fromm, günümüzde mitosların daha çok dini ve felsefi özellikleri ön planda tutularak, dışa vurulan anlatım biçiminin, bu dini ve felsefi çekirdeğin sembolik bir ifadesi olarak kabul gördüğünü, bu dışa vurulan anlatım biçiminin, yani hikayenin “ilkel” toplumların fantastik hayalleri olmadığını, geçmişten günümüze kadar gelebilen değerli hatıraları dile getirdiklerini söyler. Ona göre mitler; kendilerini sembol dili aracılığı ile ifade eden geçmiş zaman bilgelikleri ve özdeyişleridir (bkz. Fromm, 1990: 211).


Türlerine Göre Mitler


Çok önemli ve bir o kadar değerli insan yaratıları olan mitler araştırmacılar tarafından yalnızca tanımlanmakla kalmazlar aynı zamanda türlerine ayrılırlar.Mitleri daha iyi kavrayabilmek için farklı araştırmacılar tarafından nasıl sınıflandırıldıklarına bakmak yerinde olur. Samuel Henry Hooke mitleri işlevsel olarak beş gruba ayırmaktadır. Bunlar; “
Ritüel Mitleri, Orijin Mitleri, Kült Mitleri, Prestij Mitleri, Eskatologya Mitleri
”dir (Hooke, 2002: 14). Donna Rosenberg ise “
Yaratılış Söylenceleri, Bereket Söylenceleri ve Kahramanlık Söylenceleri
” (Rosenberg, 2003: 15) olarak üç gruba ayırır. Elçin efsane ve menkıbe ile bir tuttuğu mitleri bir çeşit anlatı türü olarak kabul eder ve onları “
Teogoni Mitleri, Kozmogoni Mitleri, Antropogoni Mitleri, Eskatoloji Mitleri
” (Elçin, 1986: 315) olarak dört sınıfta toplar. Dursun Ali Tökel’in mitleri; “
Kozmogonik Mitler, İnsan Hayatının Önemli Anlarına İlişkin Mitler, Av ve Ziraat Mitleri, Olağanüstü Şahıslarla İlgili Mitler ve Orijin Mitleri
” (Tökel, 2000: 15) olarak beş grupta incelediği görülür. Çobanoğlu ise mitleri konularına göre “
Köken ve Yaratılış Mitleri ile Eskatologya Mitleri
” (Çobanoğlu, 2011: 6) diye ayırır.
İşlev Olarak Mitler
İnsanların yaşamlarına yön vermelerinde en etkili öğelerden biri olan mitlerin türlerine değindikten sonra onların hayattaki sayısız işlevlerinden bahsetmek yerinde olacaktır. Evrenle ilgili kavranamayan ve açıklanmaya ihtiyaç duyulan konularla ilgili bilgiler içeren mitler, insanlara evrenin ve yaratılışın anlaşılması açısından geniş kaynak sunarlar. İnsana her konuda örnek teşkil ederek evrendeki konumunu belirleyip, yön vermesine yardımcı olurlar. Bu bakımdan bir çeşit eğitici özellik taşıyan mitler, ayrıca toplum düzenini sağlamaya yarayan ahlak kurallarının oluşmasında etkili rol oynarlar. Mitlerin bireyi toplumsal bir bütün içerisinde yaşaması için biçimlendirdiğini düşünen
Joseph Campell "Yaratıcı Mitoloji"
adlı eserinde mitlerin dört işlevi olduğunu belirtir. Ona göre mitolojinin
ilk işlevi; uyanan bilincin evreni olduğu gibi kabul etmesini sağlamaktır. İkinci işlevi; bu biçimi yorumlayıcı bütüncül bir imge geliştirmesidir. Üçüncü işlevi; ahlaki bir düzeni savunmaktır. Yani bireyi içinde bulunduğu toplumun ve coğrafyanın koşullarına göre biçimlendirmesidir. Mitolojinin dördüncü ve en önemli işlevi ise; bireyin evrende bir bütünlük içerisine yerleşmesini sağlamaktır.
Böylelikle birey kendisiyle, kültürüyle ve herşeyden önemlisi evrenle uyum içinde yaşar. (bkz. Campell, 1994: 15-16).
Campell “Mitolojinin Gücü”
adlı eserinde ise bu dört işlevi; “
mistik fonksiyon, kozmolojik fonksiyon, sosyolojik fonksiyon ve pedagojik fonksiyon

olarak adlandırmaktadır (Campell, 2010b: 53).
Mitin insanın oluşumundaki yerinin çok önemli olduğunu vurgulayan ve mitin bir ahlak güvencesi olmadığını belirten Eliade, işlevini açıklarken mitin insanlara örnek oluşturduğunu böylece insanların evreni anlamlı bir bütün olarak kavrayabileceğini söyler:

Mit, kendi içinde bir iyilik ya da ahlak güvencesi değildir. İşlevi modeller açıklamak ve böylelikle Dünya’ya ve insanın varlığına bir anlam vermektir. Bu nedenle de insanın oluşumundaki rolü son derece önemlidir. Mit sayesinde gerçeklik, değer, aşkınlık kavramları yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Mit sayesinde, Dünya kozmos olarak yetkin bir biçimde eklemlenmiş, bütünlenmiş, anlaşılır ve anlamlı bir kozmos olarak kavranmaya başlar (Eliade, 2001: 184).
Mitin insan için örnek pratik kurallar içerdiğini söyleyen Malinowski’ye göre ise onun vazgeçilmez işlevi, inancın ifadesi olmasıdır:

Mitin ilkel kültürlerde vazgeçilmez bir işlevi vardır; o, inancın ifadesidir, onu derinleştirir ve derginler, ahlakı korur ve ona güç verir. Ayinin üretkenliğine kefil olur ve insan için örnek olacak pratik kurallar içerir. Böylece mit insan uygarlığının temel bir parçası olur. O, değersiz bir anlatı değil, zor elde edilen aktif bir güçtür, entelektüel bir açıklama ya da sanatsal bir canlandırma değil, ilkel inancın ve ahlakı bilgeliğin bildirgesidir (Malinowski, 1990: 88).
Ertuğrul İşler, dünyanın mitler aracılığıyla anlaşılır ve anlamlı bir kozmos olarak kavrandığını belirtir. İnsanoğlu mitler aracılığıyla yeryüzünde çok önemli ve büyük olayların yaşandığını, bu önemli ve büyük olayların tekrar yaşanabileceğinin mümkün olduğunu sürekli anımsamak zorunda kalır. İşler, ayrıca mitler sayesinde bu önemli olayların insanların hafızalarında canlılığını koruduklarını ve böylece insanların geleceğe umutla baktıklarını belirtir (bkz. İşler, 2004: 15). Ona göre mitler; “
insanı kendi sınırlarını aşmaya zorlar, tanrıların ve mitik kahramanların yanında yer alarak insanların da aynı eylemelerde bulunabileceğini gösterir. Mitler bir bakıma doğrudan ya da dolaylı olarak insanı yüceltirler
” (a.g.e.: 15).


Özetle insanların doğayı ve evreni algılayış biçimlerini ifade eden mitler zaman içerisinde uydurma, masal ya da hikaye olarak anılmış olsalar bile, onların insanlar için taşıdıkları önem yadsınamaz boyuttadır. Geçmiş zamanların gerçekliklerini aktaran mitler, insanlara hayatlarını yönlendirme açısından örnek teşkil ederler ve insanın evrendeki konumunu kavramasına olanak sağlarlar.
Mitlerin Evrenselliği ve Kolektif Bilinçaltının Ürünü Olarak Mitler


En eski zamanlardan beri toplumların, dolayısıyla onların kültürlerinin etkileşim içinde olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Toplumların birbirleriyle etkileşim içinde olmaları aynı zamanda mitlerinin etkileşim içinde olmasıdır çünkü mitler kültürün başlangıç noktasıdırlar ve kültürleri oluştururlar. Dolayısıyla kültürel etkileşimler ulusların mitlerinin etkileşimlerini beraberinde getirirler. Tüm bu etkileşimler sonucunda insanların ortak ve evrensel mirasları oluşur. Mitler ise bu ortak ve evrensel mirasların görülmesi açısından yol göstericidirler. Zira birçok etkileşim yaşayan mitler geçmişten günümüze kendilerini tekrar ederek, farklı toplumlarda bazı değişiklikler göstererek yaşamaya devam ederler. Onların yaşadığı bu sürekli değişim aslında ana motiflerinin hep aynı olduğunun bir göstergesidir. Mitler üzerine on iki yıllık bir araştırma yapan Joseph Campell, araştırmalarının sonunda insan ırkının yalnızca biyolojik olarak değil aynı zamanda ruhsal olarak da tek bir tarihe sahip olduğu ve bu birlikteliğin sürekli gelişim ve değişim göstererek gelecekte aynı şekilde aktarılmaya devam edeceği kanısına varmıştır:
Bu zenginleştirici girişime harcadığım on iki coşkun yıla baktığımda uzun zamandan beri taşıdığım bir düşüncenin doğrulanışını görüyorum: İnsan ırkı yalnız biyolojik olarak birlik değildir, ruhsal tarihi de tektir. Tek bir senfoni her yerden yükselmiş, temleri çalınmış, gelişmiş, çoğaltılmış ve değiştirilmiş, eğilip bükülmüş, yorumlanmış ve bugün bütün bölümlerinin bir arada çalındığı büyük bir fontisimo halinde yeni bir karşı konulamaz doruğa yükselmektedir. Buradan da yeni büyük bir akım çıkacaktır. Gelecekte de halen duyulan motiflerin işitileceğinden kuşku duymak için bir neden de göremiyorum, yeni ilişkilerle fakat yine aynı motifler (Campell, 2003: 477).
Campell ayrıca “Mitolojinin Gücü” adlı eserinde;
mitlerin temel motiflerinin hep aynı olduğunu, her mitolojinin belirli sınırlar dahilinde belirli bir toplum içerisinde geliştiğini, daha sonra bunların birbirleriyle çarpıştıklarını ve ilişkiye girip karıştıklarını böylece daha kompleks bir mitolojiyi ortaya çıkardıklarını söyler
(bkz: Campell, 2010b: 43). Böylece mitlerin birbirleri ile sürekli etkileşim içerisinde olduklarını ve bu etkileşimler ile mitlerin ortak ve evrensel bir bütünlük oluşturduğunu vurgular.
Mitlerin bu evrensel özellikler göstermelerini ve kuşaktan kuşağa aktarılıp günümüze kadar aynı motifleri farklı şekillerde işleyerek yaşamlarını sürdürmelerini
Carl Gustav Jung
arketip kuramıyla açıklar. Arketipler herkeste görülen ortak pisişik yapılardır. Bunlar hep birlikte insanlığın en eski mirasını oluştururlar. Arketipleri insanlığın ortak malı izlenimi bırakan düşsel görüntüler olarak tanımlayan Jung, bu düşsel görüntülerin, kişisel-edimsel nitelik taşımadıklarını, aynı zamanda kandaşlık veya ırksal kalıtımla hiçbir ilişkisi bulunmadığını söyleyerek bunların tüm insanlığın ortak malı olduklarını dolayısıyla kolektif bir özellik gösterdiklerini belirtir.
Görüldüğü üzere evren ve insan doğasını anlatan mitler tarih boyunca ortak tema ve motiflerle ancak farklı biçimlerde tekrarlanırlar. Mitlerin bu kendilerini tekrar etme özellikleri onların konumlarını evrensel bir boyuta taşıyarak, tüm insanlar için ortak bir mirası oluşturmalarına olanak sağlar. Dolayısıyla mitlerin herkes tarafından kabul görmelerinin, onların kolektif bir yapıya sahip olmalarından kaynaklandığı söylenebilir. Kişisel edimlerle oluşmayan ve var olunduğu andan itibaren içgüdüsel olarak sahip olunan bu ortak yapılar; çağlar boyunca varlıklarını sürdürerek insanoğlu için evrensel ve genel değerler oluştururlar. Bu evrensel ve genel değerler ise evrenin ve yaşamın gizlerini en iyi şekilde kavrayabilmek için yol gösterici olurlar. Bu sayede disiplinlerarası çalışmalara yön verirler.
Karşılaştırmalı Mitoloji Çalışmaları
Tüm dünya mitlerinde insanlığın ortak ve evrensel birçok yönünün konu edilmiş olması mitoloji üzerine disiplinlerarası çalışmaların ortaya çıkmasında en etkili nedendir. Dünyada karşılaştırmalı mitoloji çalışmaları yapan en önemli isimler, Vico, Frazer, Müller, Campell, Fiske, Eliade ve Rosenberg’dir. Karşılaştırmalı mitoloji araştırmalarının ilk ortaya çıkışı 17. yüzyılyda G. V. Vico’nun “Yeni Bilim” adlı eseriyle olmuştur (Çınar, 2006: 4). Vico’nun mitler üzerine belirttiği görüşleri bu alanda çalışan diğer araştırmacılara da yön göstermiştir. Kültür felsefesinin ve mitoloji felsefesinin kurucusu olarak bilinen Vico’ya göre ilk bilim mitolojidir.
Sir James George Frazer “Altın Dal” isimli yapıtında mitlerin, farklı yerlerde türemiş olsalar bile temelde aynı olduklarını, kendilerinden önce türemiş olan bir diğerinin izlerini taşıdıklarını belirtir. Mitler bölgeden bölgeye farklılık gösterseler bile özlerinde aynıdırlar. Frazer bu eserinde ayrıca uygar toplumların töre ve boş inançlarının ilkel halkların inançları ve uygulamalarıyla birçok bakımdan benzerlik taşıdığını söyler ve ilkel halkların edimlerinin anlaşılabilir şeyler olduğunu vurgular. Yabanıllardan öğrenilebilecek şeyler olduğunu bildiren Frazer aynı zamanda ilkel kurumların incelenmesinin toplumların üzerine ışık tutacağını belirtir (bkz.Frazer, 2004: xı-xiii).
Karşılaştırmalı dilbilim ve karşılaştırmalı mitoloji çalışmaları yapan Max Müller mitlerin yorumunu diğer araştırmacılardan
farklı bir şekilde dilbilim açısından yapar. Mitleri dilbilimsel olarak inceleyen Müller mitler üzerine karşılaştırmalı dilbilimsel bir teori oluşturur. “Comparative Mythology” (Karşılaştırmalı Mitoloji) adlı eserinde “mitolojinin dilin eski bir biçimi olan diyalektik”(Müller,2011:178. http//www.archive. org/details/comparative myth o00ml) olduğunu söyler. Ayrıca Müller “Contributions to the Science of Mythology” (Mitoloji Bilimine Katkılar) adlı iki ciltlik eseriyle insanlığın en eski dönemlerinden günümüze kadar olan yaşanmışlıklarını din, mitoloji, felsefe ve düşünce bilimleri üzerinden anlamlandırmaya çalışmıştır. Müller bu eserinde eski mitleri inceleyerek nasıl ortaya çıktıklarını araştırır. Hint, Sanskrit ve Aryan dilleri üzerine karşılaştırmalı incelemeler yaparak bu dillerin edebiyatlarında mitlerin en ilkel biçimlerinin bulunduğunu savunur (bkz.Müller,2011http// www.archive.org/ details/ comparativemytho00ml).


Eliade, “Mitlerin Özellikleri” adlı eserinde mitin tanımını yaparak onların genel özelliklerini belirtir (bkz. Eliade, 2001). Rosenberg, “Dünya Mitolojisi” adlı yapıtında tüm dünya mitlerinin ortak ve evrensel konuları işledikleri görüşünü savunur (bkz. Rosenberg, 2003). Fiske “Mitler ve Mitleri Yapanlar” adlı eserinde Rosenberg ile benzer şekilde mitlerin evrensel oldukları görüşünü ileri sürer (bkz. Fiske, 2006).
Türkiye’de karşılaştırmalı mitoloji çalışmaları yapanların önde gelen isimleri ise Bahaeddin Ögel, Azra Erhat, Behçet Necatigil ve Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlıdır.
Mitolojiye milliyetçi bir bakış açısıyla yaklaşan Bahaeddin Ögel iki ciltten oluşan “Türk Mitolojisi” adlı eserinde mitolojinin bir kavme ait tek bir efsane veya masalı değil, bütün efsane ve inanışları ele alarak sonuca ulaşmaya çalışan bir bilim dalı olduğunu savunur ve mitolojinin ulusların milli benliklerini oluşturmalarında büyük etkisi olduğunu belirtir. Ögel bir milletin meydana gelmesinin binlerce yıl alacağını ve ancak felaketlerin acılarını hep beraber duymuş olanların birleşebileceğini söyler. Ayrıca birliğin ise zaferlerin sarhoşluğu ile coşan gönüllerde olduğunu ve mitolojinin bu zafer ve acıların bir hatıra defteri gibi olduğunu belirtir (bkz. Ögel, 1971). Mitoloji üzerine yapmış olduğu bu ayrıntılı çalışmayla Ögel, ulusların milli benlikleri ve mitoloji arasındaki ilişkiyi gözler önüne sererek, insanoğlu için ne denli önemli olduğunun bilincine varılmasına katkı sağlar. Ayrıca kendisinden sonrakilere yararlanabilecekleri ayrıntılı bir kaynak bırakır.
Halikarnas Balıkçısının izinden giden ve Türkiye’de hümanizma ülküsünü yaymayı, Anadolu’nun kültür varlıklarını değerlendirmeyi kendine amaç edinen Azra Erhat, “Mitoloji Sözlüğü” ile başta Anadolu efsaneleri olmak üzere Yunan ve Latin mitolojisini açık bir şekilde aktarmaktadır. Batı kaynaklı bir tek mitoloji kitabını çevirmektense, kendi olanaklarıyla, kendi yazılı kaynaklarımızdan faydalanarak özgün bir deneme yapmayı daha uygun bulduğunu belirten Erhat, bu eseriyle efsaneleri bilimsel bir şekilde inceleyerek, onların dünya yazın ve sanatındaki değerlerini ortaya koymaktadır (bkz. Erhat, 2008).


Ege ve Akdeniz bölgeleriyle ilgili deniz hikayeleriyle bilinen Halikarnas Balıkçısının, yapıtlarını oluştururken mitolojiden olabildiğince yararlandığını görürüz. Mitolojik unsurları kullanarak oluşturduğu öykü ve romanlarının yanı sıra mitoloji üzerine incelemelerden oluşturduğu birçok yapıtı bulunan Halikarnas Balıkçısı “Bodrum’un gelişmesine ve Anadolu uygarlığının tanınıp, tanıtılmasına olağanüstü katkıda bulunmuş değerli bir araştırmacıdır” (Sivri, 2008: 13). Mitleri; eski çağlarda insanların karşılaştığı olayları hayal gücüyle abartarak anlattığı öyküler olarak tanımlayan Halikarnas Balıkçısı aynı zamanda efsanelerin, masalların ve tarihsel olayların zamanla birleşerek mitleri oluşturduklarını belirttiği “Anadolu Efsaneleri” adlı eseriyle Anadolu uygarlına ait birçok bilinmeyeni gözler önüne serer. Anadolu uygarlığını diyar diyar gezerek eski efsaneleri bir araya toplayıp, geçmişten günümüze tüm tarihsel olayları ele almak amacıyla yazdığı bu eseriyle, Ege Bölgesi’nin efsanelerinin çoğunun Anadolu’ya ait olduğunu belirterek, Anadolu’nun aslında Batı kültürünün başlangıç noktası olduğunu savunur (bkz. Kabaağaçlı, 1974).
Sonuç
Tarih boyunca toplumların birbirleriyle olan etkileşimleri sonucu bazı ortak ve evrensel değerlerin oluşması edebiyatta ve sanatta kendini tekrar eden motiflerin, temaların, karakterlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Edebiyat ve sanattaki bu ortak özellikler farklı biçimlere bürünerek günümüze kadar süregelmişlerdir. Tarih boyunca kendini tekrar eden bu evrensel özelliklerin açıklanması ise insan ve evren doğasının kavranabilmesine olanak sağlamıştır. Çünkü bu evrensel özellikler, ait oldukları ulusların edebiyatlarının gelişmesinde önemli etkileri olan ve insan ile evren doğası üzerine önemli bilgiler içeren mitler aracılığı ile yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Dolayısıyla kültürlerarası etkileşimler, toplumların mitolojilerinin de birbirlerinden etkilenmelerini beraberinde getirmiştir. Böylelikle disiplinlerarası çalışmaların doğmasına sebep olmuştur.
KAYNAKÇA
Abraham, Carl (1913). Dreams and Myths: A study in Race Psychology, The Journal of Nervous and Mental Disease Publishing Company, New York.
Aktay, Salih Zeki (1923). Mythologei “Mitoloji”, Şaka Matbaası, Faydalı Kitap Sayı: 14, İstanbul.
Aktulum, Kubilay (2011). Metinlerarasılık/Göstergelerarasılık, Kanguru Yayınları, İstanbul.
Americanna Encyclopedia (1993). Medya Holding A.Ş., Cilt: 10, İstanbul.
Anabritannica (1987). Genel Kültür Ansiklopedisi, Ana Yayıncılık, İstanbul.
Aytaç, Gürsel (2003). Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi, Say Yayınları, İstanbul.
Barthes, Roland (1991). Mythologies, Noonday Press, New York.
Bayat, Fuzuli (2010). Mitolojiye Giriş, Ötüken Yayınları, İstanbul.
Bilgin, Nuri (2007). Sosyal Psikoloji Sözlüğü, Bağlam Yayınları, Ankara.
Budak, Selçuk (2009). Psikoloji Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara.
Bultman, Rudolph (2004). “İsa’nın Mesajı ve Mitoloji Problemi”, Çeviren: Cengiz Batuk, Din Bilimleri Akademik Dergisi, Cilt: IV, Sayı: 3.
Bultman, Rudolph (2006). “Yeni Ahit ve Mitoloji: Yeni Ahit’in Mesajındaki Mitolojik Unsurlar ve Onların Yeniden Yorumlanması Problemi”, Çeviren: Cengiz Batuk, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt: VI, Sayı: 1-4.
Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi (1986). Milliyet Gazetecilik A.Ş., Cilt:16 İstanbul
Campell, Joseph (1994). Yaratıcı Mitoloji: Tanrının Maskeleri, Çeviren: Kudret Emiroğlu, İmge Kitabevi, Ankara.
Campell, Joseph (1995). İlkel Mitoloji: Tanrının Maskeleri, Çeviren: Kudret Emiroğlu, İmge Kitabevi, Ankara.
Campell, Joseph (2003). Batı Mitolojisi: Tanrının Maskeleri, Çeviren: Kudret Emiroğlu, İmge Kitabevi, İstanbul.
Campell, Joseph (2010 a). Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, Çeviren: Sabri Gürses Kabalcı Yayınevi, İstanbul.
Campell, Joseph (2010 b). Mitolojinin Gücü, Çeviren: Zeynep Yaman, Media Cat Kitapları, İstanbul.
Can, Şefik (1994). Klasik Yunan Mitolojisi, İnkılap Kitabevi, İstanbul.
Chapin, Harry Lorenzo (1917). Mtyhology Poetry and Prose, Shakespeare Press, New York.
Çınar, Güneş (2006). Heykel ve Mitoloji, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Heykel Ana Sanat Dalı, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
Clodd, Edward (1891). Myths and Dreams, Chatto & Windus, Picaddily, London.
Çoban, Barış - Zeynep Özarslan (2003). Söylem ve İdeoloji: Mitoloji-Din-İdeoloji, Su Yayınevi, İstanbul.
Çobanoğlu, Özkul (2011). Türk Edebiyatının Mitolojik Kaynakları, Anadolu Üniversitesi, Web Ofset Tesisleri, 1. Baskı, Eskişehir.
Conybeare, Cornwallis (1910). Myth, Macig, and Morals: A Study of Christian Origins, Watts & Co 17, Johnson’s Court, Fleet Street, E.C. , London.

Dinçmen, Kriton (1997). Psikiyatri ve Mitos, Eti Kitapları, İstanbul.
Elçin, Şükrü (1986). Halk Edebiyatına Giriş, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara.
Eliade, Mircea (2001). Mitlerin Özellikleri, Çeviren: Sema Rifat, Om Yayınevi, İstanbul.
Erhat, Azra (2008). Mitoloji Sözlüğü, Remzi Ktabevi, İstanbul.
Estin, Colette – Helen Laporte (2002). Yunan ve Roma Mitolojisi, Çeviren: Musa Ercan, Tubitak Yayınları, Ankara.
Fiske, John (2006). Mitler ve Mitleri Yapanlar, Çeviren: Şebnem Duran, İlya İzmir Yayınevi, İzmir.
Frazer, James George (2004). Altın Dal I: Dinin ve Folklorun Kökleri, Çeviren: Mehmet H. Doğan, C: I, Payel Yayınevi, İstanbul.
Freud, Sigmund (1921). Dream Psychology, The James A. Mc Cann Company, New York.
Fromm, Erich (1990). Rüyalar, Masallar, Mitoslar, Çevirenler: Aydın Arıtan ve H. Ökten, Arıtan Yayınevi, İstanbul.
Göktepe, Selahattin (1974). Psikoloji Sözlüğü, Yeni Yol Matbaası, İzmir.
Grimal, Pierre (2005). Yunan Mitolojisi, Çeviren: Nihan Özyıldırım, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara.
Hooke, Samuel Henry (2002). Ortadoğu Mitolojisi, Çeviren: Alaeddin Şenel, İmge Kitabevi, İstanbul.
İşler, Ertuğrul (2004). Andre Gide’i Mitlerle Okumak, Anı Yayıncılık, Ankara.
Jung, Carl Gustav (1996). Analitik Psikolojinin Temel İlkeleri, Çeviren: Kamuran Şipal, Cem Yayınevi, İstanbul.
Kabaağaçlı, Cevat Şakir (1974). Anadolu Efsaneleri, Haşmet Matbaası, İstanbul.
Karakuş, Ahmet (2011). Tarihin İzinde Efsaneler Mitler Gerçekler, Alter Yayıncılık, Ankara.
Kostera, Monica (2008). “Introduction to the Thriology: Mythologies of Organizational Everyday Life”, Mythical İnspirations For Organizational Realities, Edited By: Monica Kostera, Palgrave Mc Millan, New York, ss 116, 163-170.
Köktürk, Milay (2012). “Kültürün İlk Dili: Mitoloji”, Bizim Külliye Dergisi, Sayı: 51, ss. 20-22.
Lang, Andrew (1897). Modern Mythology, Longmans, Green And Co., London, New York and Bombay.
Malinowski, Bronislaw (1990). Büyü, Bilim ve Din, Çeviren: Saadet Özkan, Kabalcı Yayınevi, İstanbul.
Mcdonald, James (1893). Religion and Myth, David Nutt, 270-271 Strand London.
Moran, Berna (1999). Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, İstanbul.
Müller, Max (2011). Comparative Mythology, London George Routledge and Sons, Limited, New York: E.P. Dutton and Co. http// www.archive.org/details/comparativemytho00ml (10. 10. 2012).
Necatigil, Behçet (1969). 100 Soruda Mitologya, Gerçek Yayınevi, İstanbul. Ögel, Bahaeddin (1971). Türk Mitolojisi, Cilt:I, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul.
Oxford Word Power Dictionary (2000)., Oxford University Press, New York
Ögel, Bahaeddin (1971). Türk Mitolojisi, Cilt:I, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul.
Özdemir, Emin (1999). Türk ve Dünya Edebiyatında Dönemler-Yönelimler, Bilgi Yayınevi, Ankara.
Püsküllüoğlu, Ali (1997). Arkadaş Türkçe Sözlük, Arkadaş Yayınevi, Ankara
Radin, Paul (1915). Canada Geological Survey Museum Bulletin No. 16. Antropological Series No. 6. Literary Aspects Of North American Mythology, Goverment Printing Bureau, Ottowa.
Rosenberg, Donna (2003). Dünya Mitolojisi, Çevirenler: Koray Akten, Erdal Cengiz, Atıl Ulaş Cüce, Kudret Emiroğlu, Tuluğ Kenanoğlu, Tahir Kocayiğit, Erhan Kuzhan, Bengü Odabaşı, İmge Kitabevi, Ankara.
Segal, Robert A. (2004). Myth a very Short Introduction, Oxford University Press.
Seyidoğlu, Bilge (2005). Mitoloji Üzerine Araştırmalar Metinler ve Tahliller, Dergah Yayınları, İstanbul.
Sivri, Medine (2008), “Mit, Mitoloji ve Edebiyat İlişkisi” Adımizi Dergisi Sayı: 12, ss. 12-17.
Smith, William Robertson (1894). Lectures of the Religion of the Semites, Adam and Charles Black, London.
Soury, Jules (2008). Mitoloji Işığında İsrail Dini, Çevirenler: Harun Güngör ve İbrahim Açmaz, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul.
Spengler, Oswald (1928). The Decline of the West Perspectives of World-History, Volume: II, Translation: Charles Francis Atkinson, Alfred A. Knopf Inc., New York.
Strauss, Levi (1955). “The Structural Study Of Myth”, Journal Of American Folklore, Vol: 68, No: 270, pp. 428-444.
Tökel, Dursun Ali (2000). Divan Şiirinde Mitolojik Unsurlar, Akçağ Yayınları, Ankara.
Türk Dil Kurumu (1979). Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Sayı: 403, Maya Matbaacılık, Ankara.
Tylor, Edward Burnett (1920). Primitive Culture, Volume: I, Jon Murray Albemarle Street W., London.
Ulağlı, Serhat (2006). İmgebilim “Öteki”nin Bilimine Giriş, Sinemis Yayınları, Ankara.
Vignoli, Tito (1882). Myth and Science, D. Appleton And Company, New York.
Yetim, Arzu (2007). Türk ve Kızılderili Mitolojilerinde İnsan-Doğa İlişkisi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Karşılaştırmalı Edebiyat Anabilim Dalı, Eskişehir.
Wilkinson, Philip (2010). Kökenleri ve Anlamlarıyla Efsaneler ve Mitler, Çeviren: Emel Lakşe, Alfa Yayınları, İstanbul.


Mitler insanoğlunu yansıtmalarının yanı sıra, geçmiş ile günümüz arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaları ve bugünkü tarihimize yol göstermeleri açısından da önemlidirler. Karakuş mitlerin bu özelliklerini şu şekilde ifade etmektedir: “Evrenin ve onun yaratığı olan insanın mitsel ortaya çıkışı, tarihin eskiliği, anlatımın orijinal yapısı belgeleriyle günümüz tarihine yön vermektedir” (Karakuş, 2011: 396).

Mitlerin insana dair bu şekilde önem taşımaları, araştırmacıların ilgisini bu alana yönelterek, onların farklı disiplinler içerisinde birçok incelemeye konu olmalarını sağlamıştır. Zamanla tarihçiler, din tarihçileri, dilbilimciler, etnologlar, doğa bilimciler, antropologlar ve psikanalistler bu alanın üzerine eğilerek mitleri algılamaya, tanımlamaya ve onların hayatımızdaki işlevlerini ortaya koymaya çalışırlar. Mitler üzerine bütün bu yorumlamalar ise her bir araştırmacının bireysel görüşlerini ifade ederler. Bu yüzden mitlerin ortak ve evrensel tanımlarını ortaya koymak çok zordur. Köktürk mitolojinin zaman içerisinde görmüş olduğu bu ilgiyi şu şekilde ifade etmektedir:
Mitoloji yahut mitos sayısız tanıma ve yoruma konu oldu. Kimileri mitolojiyi tanrı anlatıları veya eskinin kutsal metinleri olarak yorumladı, kimileri de onu, keşfedilmeyi bekleyen sırlarla yüklü bir anlatı olarak gördü. Kimileri mitolojinin bir kültürün temelini oluşturduğunu kabul etti, kimilerine göre ise mitoloji hayal gücünün kötü bir ürünü ve hastalığını dile de bulaştıran bir ‘zihin hastalığı’ idi. Mitleri empirik bakış açısından yorumlayanlar kadar idealist pencereden yorumlayanlara da tanık olduk. Mit araştırmalarının başlayıp hız kazandığı birkaç yüzyıldan beri mitoloji hep bir problem teşkil etti (Köktürk, 2012: 20).


Efsaneler genelde bir ya da iki mekanla sınırlıdır ve bir ya da ikiden fazla kişi tarafından anlatılmaz, fakat mitlerin genel özelliği şu ya da bu şekilde tüm dünyada yaygın olmalarıdır. İsimler ve olayları tetikleyen güdüler değişse de temelde olaylar hep aynı kalır. Bunun sebebi belki de mitlerin kökenlerinin çok eski çağlara dayanmasıdır (a.g.e. 2006: 36).
Azra Erhat mit tanımını yaparken mit ile epos üzerinden yola çıkar ve bu iç içe geçmiş iki kavramın aslında ne kadar ince bir ayrımı olduğunu gözler önüne serer:


Mythos’la epos arasında bir yakınlık vardır, mythos söylenen sözün, anlatılan öykünün içeriği ise, epos da onun doğal olarak aldığı ölçülü süslü ve dengeli biçimidir. Epos ne kadar güzelse myhos o kadar etkili olur, eposla mythos’un bu başarılı evlenmesidir ki, ilk çağdan kalma efsanelerin ürün vere vere günümüze dek yaşamasını ve myhtos kavramının çağlar ve uluslar arası bir nitelik kazanarak ölmezliğe kavuşmasını sağlamıştır (Erhat, 2008: 5).


Mitler toplumların DNA'ları ve genetik kodlarıdır.Bir milleti tanımanın ve anlamanın yolu onların mitlerine bakmaktan geçer.
Sabırla
dinlediğiniz için
teşekkür ederim.

Jung’a göre arketipler bilinçsiz içeriklerdir ve çıktıkları kaynak kesin olarak bilinmese bile edimsel olarak niteleyemeyeceğimiz bir kökene dayanan öğelerden oluşmaktadır. “Bu tür içeriklerin, kendilerini ötekilerden ayıran belirgin özellikleri vardır; taşıdıkları mitolojik karakter, insanın üzerinde belli bir kişinin değil, genellikle tüm insanlığın ortak malıymış gibi bir izlenim bırakır” (Jung, 1996: 51).
Jung arketiplerin bilinçdışında bir araya gelerek kolektif bilinçdışının içeriklerini oluşturduklarını belirtir. “Kolektif bilinçdışının içerikleri ne istemle yönetilebilir ne de istem gücünün etkisi altına alınabilirler. Sanki insanın kendisinde bulunmayan içeriklerdir bunlar; insan onu kendisinde görmez ancak bir başkasında görebilir”
(a.g.e.: 60). Jung bir arketipin, bir modelin, biçim ve anlam bakımından arkaik karakter taşıyan, mitolojik motifler içeren, sınırları kesinlikle belli bir düzen olduğunu söyleyerek, katıksız mitolojik motiflere, masallarda, mitlerde, efsanelerde ve folklorda rastlamakta olduğumuzu belirtir (bkz. a.g.e.: 49-61).
Böylelikle Jung, insanoğlunun ortak değerler içeren kolektif bir bilinçdışına sahip olduğunu vurgular ve mitlerin bu kolektif bilinçdışının bir ürünü olduğunu belirtir.
Miti kültürün bir olgusu olarak gören Vico, onun doğaüstü dünyayı ve toplumsal dünyayı açıkladığını savunur. Ayrıca mitlerin anlamsız ve boş hikayeler olmadığını, gerçek hikayeler olduklarını söyler. Ona göre, tarih mitlerle başlar. Eğer ulusların tabiatı hakkında bir araştırma yapmak istiyorsak önce ulusların mitlerine bakmak gereklidir. Mitler şiirsel bir anlatıma sahiptirler çünkü bu insanların soyut düşünme ve refleksiyon gücü gelişmemiştir. Onlar olağanüstü hayal gücüne sahiptirler. Mitler ise bu hayal gücü ve şiirsel anlatımın sonucudurlar. Mit, ilk insanlarda konuşma, anlatma, eylem ve nesne anlamlarına gelir. Bu ilk insanlar şiirsel mantığa sahiptirler. Halk dillerinde bulunan metaforlar, bu şiirsel mantığın kalıntılarıdır. Dil araştırıcıları bu metaforlara bakarak ve dildeki kelimelerin kökenlerini inceleyerek ilk ulusların kurumları hakkında bilgiler elde edebilirler. Ancak filoloji bu noktada felsefeden yardım görmelidir (bkz. Akkaş, 2008, 83-88).
Mitler üzerine uzun yıllar araştırmalar yapan Campell, bu zaman zarfında “İlkel Mitoloji”, “Yaratıcı Mitoloji”, “Batı Mitolojisi”, “Doğu Mitolojisi”, “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” ve “Mitolojinin Gücü” adlı eserleriyle mitoloji üzerine geniş bir kaynak yelpazesi oluşturduğu görülmüştür. Tüm bu araştırmaları sonucunda ise insanlığın tek bir tarihi olduğu kanısına varan Campell, mitolojiyi “İnsanlığın tek büyük hikayesinin incelemesi” olarak görür (Campell, 2010b: 81).
Behçet Necatigil “100 Soruda Mitologya” adlı eseriyle mitoloji ve mitin tanımını yaparak, mit ve epos arasındaki farktan bahseder. Mitlerin eposlara malzeme olduklarını belirtir. Necatigil ayrıca bu eseri ile Yunan ve Roma mitolojisi hakkında bilinmesi gerekenleri gözler önüne sererken, Türk mitolojisi üzerine bilgilere nasıl ulaşılacağına dair yol gösterir. Mitoloji üzerine birçok önemli soruya cevaplar bulunabilen böyle bir eserle, Türk mitoloji çalışmalarına büyük katkı sağlar (bkz. Necatigil, 1969).
Karşılaştırmalı edebiyat çalışmaları içerisinde, karşılaştırmalı mitoloji çalışmaları ile ulusların mitleri arasındaki benzer ve faklılıklar incelenerek, kültür farklılıkları ile bu farklılıkları doğuran sebepler açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu sayede mitoloji ve edebiyat bilimi özellikle de karşılaştırmalı edebiyat bilimi arasında göz ardı edilemeyecek boyutta bir ilişkinin varlığı söz konusu olmuştur.
Full transcript