Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

İletişimin Ekonomi Politiği

No description
by

ismail aysad gudekly

on 23 December 2015

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of İletişimin Ekonomi Politiği

İletişimin Ekonomi Politiği
Kar Güdüsü
Ticarileşme
Ulusötesilik
MOSCO
VINCENT
Ekonomi-Poli
tik
Dar anlamda
:
Toplumsal İlişkiler & İktidar İlişkiler
Geniş anlamda:
Toplumsal yaşamda egemenliğin ve
mücadelenin incelenmesi
*
3
Temel Özellik
Toplumsal Değişim-Tarihsel Dönüşüm
Toplumun Bütününün İncelenmesi
Toplumsal Değerler- Ahlaki Felsefe
+1
Murdock&Golding
Eleştirel Ekonomi Politik
3
Temel Kavram
Emtialaşma
Sınırları Aşma
Yapılaşma
Thomas Sowell şöyle diyor:

“Ekonomide ilk ders kıtlıktır. Buna göre ihtiyaçları karşılamakta
kullanılan her şey kıttır. Siyasetteki ilk ders ise ekonomideki
ilk dersin dikkate alınmamasıdır.”
Garnham
Kar Amacı Güden Ekonomik Birim
Hamelink
Temel Eğilim
Sayısallaşma
Birleşme
Deregülasyon
Küreselleşme
Adam Smith
Ahlaki Duygular Kuramı
Türkiye Medya Sektörünü
Etkileyen Yasal Düzenlemeler
Anayasa’nın
133
. maddesi

3 Mart 2011’de Sayılı Radyo ve Televizyonların
Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun
Sayılı Kanun’un hazırlanmasının gerekçeleri arasında,
Avrupa Birliği’yle düzenlemeler
bazında uyum sağlanması hedefi de yer
almaktadır.
2007
yılında yürürlüğe giren Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele
Edilmesi Hakkında Kanun
5651
6112
6112
İnternet ortamında yapılan yayınlarla ilgili
olarak hangi hallerde erişimin engellenebileceğini tanımlamıştır.
Buna göre öncelikle 5237
Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yer alan:
1) İntihara yönlendirme (madde 84),
2) Çocukların cinsel istismarı (madde 103,
birinci fıkra),
3) Uyuşturucu veya uyarıcı madde
kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190),
4) Sağlık için tehlikeli madde temini (madde
194)
5) Müstehcenlik (madde 226)
6) Fuhuş (madde 227)
7) Kumar oynanması için yer ve imkân
sağlama (madde 228) suçları ile 5816 Sayılı Atatürk
Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’da yer
alan suçlar
Marksist yaklaşım, medya örgütlerini "özerk" kurumlar olarak görmez.
Bu Kuramda kitle iletişim araçları, egemen ideolojiye, hakim sınıfa, devletle
içiçe ve onların değerlerini, ideolojisini yeniden üreten kurumlar olarak görülür.
5
Medyanın Büyüklüğü, Mülkiyeti ve Kar Amaçlı Oluşu
Reklamcılık
Medyanın Haber Kaynakları
Tepki
Anti-Kominizm

Herman ve Chomsky
Bu beş kuruluşun her birinde ve bu şirketlerin liderlerine tarihin tanık olduğu tüm despotların ya da diktatörlerin sahip olabildiğinden daha fazla bir iletişim gücü bulunmaktadır.
1960-1980 arası Türkiye’de hızlı bir sanayileşme dönemi. Bu dönem aynı zamanda basının sanayileşme sürecine girdiği bir dönem.
1961 Anayasası ve basının özgür dönemi.
1950-1960 arası yıllık ortalama 60’ı bulan basın davaları 1961-1974 arasında 34’e düşer. 1975-1980 arasında 311 gibi olağanüstü bir düzeye çıkmıştır.
1979’de günde toplam 3 milyonla en yüksek tiraja ulaştı gazete satışları.
Önce İstanbul’da kamyonla ortak dağıtıma girişildi.
Daha sonra Babıali’den iki büyük dağıtım şirketi çıktı: Gameda ve Hürriyet’in kendi şirketi Hir-Dağıtım.
En büyük gazeteler Ankara-İzmir-Adana ve Erzurum’da basımevleri kurup oralarda baskı yaptılar.
Altı gazete Almanya’da basımevi kurdu.
Günaydın’ın öncülüğünde 1970’lerde bütün gazetelerin benimsediği ofset sistemi geliştirildi.
Türkiye'de Basının Ekonomi Politiği
Türkiye Medya Sektöründe
Çalışma İlişkileri
Türkiye’de çalışanların hakları ilk olarak 1936
yılında yürürlüğe giren İş Kanunu ile belirlenmiş, ancak gazeteciler Kanun’un kapsamı
dışında bırakılmıştır. Gazeteciler için 1938
yılında 5311 Sayılı Basın Birliği Kanunu yürürlüğe girmiştir.
80's
1980’ler sonrası ne oldu?

Kapitalizmin krizi
Amerikan hegemonyasının düşüşe geçmesi
Yeni bir ekonomik düzen
Bretton Woods sisteminin çöküşü
Deregülasyon, özelleştirme, devletin küçülmesi sihirli sözcükler
Serbest pazarın yeniden keşfi

Medya için anlamı:
Atılacak ilk adım uydu haberleşmesinin kitlesel (özel) tüketime açılması

Telekomünikasyonun altyapısı ve radyo-televizyon yayıncılığı alanlarında kamusal tekellerden vazgeçilmesi ve özel yatırımcılar için karlılık önünde engel olarak görülen kamusal yayıncılık anlayışının terk edilmesi gerekti...

Türkiye'de Basının Ekonomi Politiği
1980 sonrası- Türkiye’de neler değişti?
24 Ocak kararları ve Turgut Özal
Basın için bunun önemi neydi?

Basına 1980’e kadar önemli kağıt desteği var:
30-55 geliş; 9 TL basının ödediği.
1978 yılında Günaydın gurubuna 130 milyon TL (6,2 milyon dolar), Hürriyet ve Tercüman’a 60’şar; Milliyet ve Yeni Asır’a 40’ar, Dünya’ya 30, Cumhuriyet’e 24 milyon tl.
Demirel Hükümeti 25 Ocak’ta kağıt fiyatını 41 TL olarak belirledi.

Basın; Türkiye’de tüketim toplumunun yaratılmasında önemli bir rol oynamıştır. Haberlerin veriliş biçimleri ve kullanılan görseller, yayınlanan reklamlar ve konu başlıkları ile halka adeta rehberlik etmiştir ve halen de bu görevini yürütmektedir. Geçmişte tasarruf anlayışına sahip olan Türk toplumunun tüketim toplumuna dönüşümünde rol oynayan basının ta kendisi olmuştur...
Sabah Grubunun sahibi Dinç Bilgin:
«Kupon Gazeteciliği artık eskisi gibi büyük okur getirmiyor. Bu iş çılgınlığa vardı. Adeta uyuşturucu gibi gittikçe dozajı artırma gereği duyuluyor.
Düşük dozlar tesir etmemeye başlıyor. Bir arabadan başlıyorsunuz. Yirmi arabaya varıyorsunuz. Nerede duracağınız belli değil. Gazete satış fiyat ve miktarları ile kabili telif değil. Tanesi 400 liraya satılan gazete için televizyonda 800 milyon liralık reklam veriliyor. Ama promosyonların tümü 2 milyara maloluyor
.
Bu, 5 milyon gazetenin satışına eşdeğerdir. Hesabıma göre bu aylık 10 milyar liralık zarara tekabül ediyor. Böyle zarar etme lüksünü dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız. Belki bir yatırım olarak düşünülebilir….

Gazeteler ikili bir kıskaç altındadır. Birincisi hükümetin basının parasal durumu ile fazla ilgili olması. İkincisi ise meslek dışı sermaye marjinal durumda olan gazeteleri satın alabiliyor ve rahatlıkla zarar edebiliyor. Bu da her sanayide bence yok. İnanılmaz bir şey. Basında cirosu kadar zarar eden müesseselere rastlanabiliyor. Bunu anlamak mümkün değil.» (Koloğlu, 1994: 89-90)

Kitle iletişim araçları, günümüzde toplumsal denetimin sağlanmasında
olduğu gibi, toplumsal değişmenin de başlıca araçlarından olan bir güç-iktidar
kaynağı olarak görülmektedir...
Sahip olduğu bu emsalsiz güç, tüm dünyada olduğu gibi
Türkiye’de de medyayı siyasiler açısından özel bir konuma taşımıştır. Siyasetin yüz
yüze iletişimden ağırlıklı olarak kitle iletişimine kayması, onu iktidar mücadelesinin
de stratejik mecrası haline getirmiştir (Bostancı, 2011: 141).
1990’lı yıllar Türk medya tarihi açısından, medyanın siyasi hayatta ve
hükümetler üzerinde olağanüstü biçimde etkili olduğu, medyanın haksız kazanç ve
çıkar sağlamak üzere bir silah olarak kullanıldığı, medya sahiplerinin banka satın
alma yarışına girdiği, sektör dışındaki sermayedarların da bu olağanüstü güce sahip
olmak için gazete-televizyon yatırımlarına giriştiği özel (ve kirli) bir dönemdir...
Medyanın merkezinde olduğu bu olağandışı ortamda
büyük çaplı yolsuzlukların ve haksız kazançların ülkeyi Cumhuriyet tarihinin en
büyük ekonomik krizlerine sürüklediği özel bir dönemdir.
1 yıl önceki medya sahipliği
TV
Mülkiyeti
Günümüzde Türkiye’nin medya güçlerini temsil eden sermayelerin sadece bu alanda değil; eğitim, finans, turizm, vb. alanlarda da faaliyetlerde bulunduğu görülmektedir. Dolayısıyla Türk medyasında bir dikey tekelleşmeden söz edilebilir. Tekelleşmenin aynı zamanda yoğun ve etkili olduğu, farklı alanlardaki faaliyetlerin kişi ya da grupların denetimi altına alındığı çapraz bir tekelleşmenin olduğuda ortadadır...
1980 sonrasında Türk medyasında yaşanmaya başlayan yapısal dönüşüm medyanın geleneksel sahiplerinin yerlerini holding patronlarına bırakması ile sonuçlanmış, yeni medya patronlarının asıl faaliyet alanlarının basın dışı sektörler olması nedeniyle hükümete bağımlılıkları artmıştır. Bu bağımlılığın doğal sonucu olarak hükümetler de medya üzerindeki kontrollerini sağlamlaştırma ve medyayı kendi politikalarını meşrulaştırmaya yönlendirme çabasında olmuştur. 2002 yılına kadar olan dönemde koalisyon hükümetlerinin iş başında olması medya üzerinde tam bir hakimiyetin sağlanması yönünde engel olmuş bu süreçte medyada “Doğan-Anti-Doğan” kutuplaşması yaşanmıştır. AK Parti’nin tek başına iktidar olması ve her seçim sonucunda iktidarını güçlendirmesi medya patronlarının özelikle ekonomik varlıklarını sürdürmeleri açısından AK Parti’ye olan bağımlılıklarını arttırmış ve bu dönemde medyadaki kutuplaşmanın yeni adı “AKP medyası ve diğerleri” olmuştur (Adaklı, 2010, s.561).
Dizi yapımcılığı sektörü, başta televizyon yayıncılığı ve sinema olmak üzere medyayı besleyen önemli kaynaklardan biridir. 2005 yılından itibaren büyük bir büyüme gösteren dizi sektörü, yurt dışına ihracat yapar hale gelmiştir.
Bugün televizyon kanallarında en çok izlenen (prime-time) zamanın önemli bölümü dizi yayıncılığına ayrılmaktadır. 2004 yılında beş büyük televizyon kanalının program türlerinin yüzde %49’unu diziler oluştururken, 2010 yılında
bu oran %66’ya yükselmiştir.
Dizi sektörünün büyüklüğü
2010 yılında 700 milyon TL olarak tespit
edilmiştir. 2008 yılında bu rakam 1 milyar TL
olarak açıklanmıştır.
Drama türünde bir dizinin çekim
maliyeti ortalama 300 bin TL’yi bulurken,
durum komedisi (sit-com) türündeki dizilerin
maliyeti 60-100 bin TL arasındadır.
Her sezon yayına giren 50-70 yeni
dizinin yarıdan fazlası sezon sonunu
görememektedir.
Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanlığı sinema
sektörüne belirli kriterler dahilinde destek
verirken dizi endüstrisinde doğrudan devlet
desteği ve teşviği de bulunmamaktadır.
Türk dizileri Orta Doğu, Orta Asya ve Doğu
Avrupa dışındaki pek çok ülkede de yayınlanarak
Türkiye’nin tanıtımına katkıda bulunmaktadır.
Dizilerin yaklaşık 75 ülkede 400 milyon civarında
izleyiciye ulaştığı tahmin edilmektedir. Hitap
edilen bu geniş coğrafya, Türk dizilerinin sadece
kültürel bağlardan ötürü talep görmediğinin de
kanıtı olarak gösterilmektedir.
Elektronik ve ona bağlı teknolojilerin ekonomi politiği


Elektronik ve ona bağlı teknolojilerin üretim ve seyir biçimlerinin, varolan ve yeniden üretilmesi gereken toplumsallığı için gerekli teorik ve pratik bilgisini edinmek üzerinde ısrarla durmamız gereken bir sorundur. Bu hem kendi özelimizde hem de evrensel bir fırsattır. Buradaki asıl sorun da eski eğitim, üretim ve tüketim ekonomi politiği ile hesaplaşmaktır.

Sinema yapmak için gerekli, elektronik ve ona bağlı teknolojilerin eğitiminin bilgisi artık İstanbul merkezli değildir. Bu bilgi artık ülkenin her yerinde ve kolayca öğrenilecek pratikliktedir. Kameraların bilgisi zaten kendi broşürlerinde yazmakta, kurgu aletleri ve programlarının bilgisi de artık sinemacılardan çok, yabancı dil (İngilizce) bilen bilgisayarcılar tarafından rahatça öğrenecek kadar el altındadır. Sinema açısından artık İstanbul, sadece dramatik olanın ne olduğu bilgisi ve onun tecrübesine sahiptir. Bunu paylaşmak veya çoğaltmak da zor bir şey değildir.

Benzer şekilde elektronik üretilen hareketli görüntülerin gösterim biçimleri de kapitalist üretim biçimin belirlediği ekonomi politik sorunsalın baskısı altındadır. Oysa elektronik görüntünün gösterimi artık karanlık ve özel gösterim mekanları gerektirmeyen bir kolaylık ve ucuzlukta yapılabilmektedir. Araçlar ve mekanlar zaten elimizin altındadır. Önemli olan onları ideolojik kavranışları dışına çıkarmaktır. Artık bir kahve, bir kültür merkezi, bir parti şubesi veya bir okul sınıfı, vb. bir mekan bir gösterim yeridir. Sinema salonu ekonomik bir işletmedir oysa bu mekanlar geçici olarak gösterim mekanı haline dönüştürülebilir sonra tekrar eski işlevine çevrilebilirler. (Tıpkı hareketli görüntünün ilk yılları gibi...)

Gösterim aletleri ucuz, görüntü kurgusu da uzmanları gerektirmeyecek kadar kolaydır. Dünyanın her yerinde artık insanlar kendi video aletlerini ve kameralarını TV'a bağlamayı bilmektedirler. Demek ki bu sadece broşürlerle öğrenilebilecek kolay bir şeydir. Benzer şekilde barcovizyon vb. aletlerin kurulması da kolaydır. Onların gidebildiği her toplu oturma mekanı artık bir sinema salonudur!
Sermayenin kültürel üretime girmesiyle ürün bir
emtiaya dönüştürülür. Böylece, kültürel üretim
bütün kapitalist emtia üretimi ile benzer özellikleri paylaşır ve kültürel üretimin Marksist analizi için en uygun başlama noktası, kapitalist emtia üretiminin analizi için Marx'ın kendi kategorileri olabilir. Bunlar:
-kullanım değeri
-değer
-değişim değeri
-artı değer
ve emtia fetişizmidir.
Emtialar, kullanım değerinin ve değerin deposu olarak ikili bir varlığa sahiptir. Kullanım değeri, yani emtianın tüketicisine yararı ya da faydalığı, emtianın bazı insan isteklerini karşılama kabiliyetine bağlıdır.
Marx'ın bu kavramı, sadece maddi ihtiyaçlarla
sınırlı değildir. Marx, ihtiyaçların mideden ya da
hayalden kaynaklanabileceğini söyler.
Çoğu durumda, emtia, kullandığın zaman
tükenir de...
Emtianın kullanım değeri, yalnızca tüketildiği ya da kullanıldığı zaman gerçekleştirilir.
KÜLTÜREL ÜRETİM VE
EMTİA
FRANKFURT

OKULU VE
KÜLTÜR ENDÜSTRİSİNE BAKIŞ
Frankfurt Okulu ve diğer bir adlandırmayla Eleştirel Teori, temel olarak doğaya üstünlük atfeden, insanları efsane ve mitlerden kurtaran ve neticede bireyi, insani olmayan belirlenmiş ilişkiler yasasına mahkum eden Aydınlanma geleneğine yönelttikleri totaliterlik iddiaları ile düşünce dünyasında yerlerini almışlardır. Bu anlamda Marksist yönelimli ilk araştırma merkezi olan Frankfurt Okulu ve buradaki sosyal bilimciler ağırlıklı olarak Marx’ın ekonomi politik, meta fetişizmi ve yabancılaşma kavramlarının gündelik hayatta iktidar ve medya tarafından nasıl tekrar tekrar üretildiklerine dikkat çekmektedirler. Eleştirel kuramla özdeşleştirilen kültür endüstrisi kavramı ilk kez Thedor Adorno ve Marx Horkheimer’in ortak kitabı “Aydınlanmanın Diyalektiği” eserinde kullanılmıştır . Adorno, Horkheimer ve diğer Frankfurt Okulu düşünürleri 20. yüzyılda tahakkümün kültürel boyutu, gündelik hayatın estetize edilmesi, kültürün ticarileşmesi, standartlaşması ve toplumsal yabancılaşma üzerine çalışmışlardır. Adorno ve Horkheimer’a göre hayatın her alanı, kültür endüstrisi tarafından metalaştırılmakta ve böylelikle hakim ideoloji hem
ekonomik hem de ideolojik olarak kitlelerin bilincinde yeniden üretilmektedir
Kültür endüstrisi kuramına göre, kitle kültürü insan bireyselliğini tehdit etmektedir. Bireyi edilgin bir kültür tüketicisi konumuna getiren kütle kültürü sanat, eğlence, dinlenme, boş zamanları
değerlendirme gibi yaşam pratiklerini birer tüketim eylemine dönüştürmektedir. Adorno ve Horkheimer medyayı, iktidar ilişkilerinin oluşturulduğu, korunduğu, çoğaltılarak dağıtıldığı kısacası iktidarın olumladığı ve iktidar tarafından da beslenen bir endüstri olarak görürler...
KÜLTÜR ENDÜSTRİSİNİN ÜRETİCİSİ OLARAK
MEDYA
Genel olarak ürün, bir istek veya ihtiyacı tatmin etmek üzere tüketim, kullanım veya dikkat çekme amacıyla pazara sunulan herhangi bir şeydir ve fiziksel objeleri, hizmetleri, kişileri, yerleri, örgütleri veya fikirleri kapsamaktadır. Bu çerçevede ürün, tüketici ürünleri ve endüstriyel ürünler olmak üzere iki sınıflamaya ayrılabilir.
Ekonomi ya da pazarlama çalışmalarında ise ürün genellikle, bir tür mülkiyet ya da özellik düzenlemesi olarak tanımlanmaktadır. Bu yüzden ürün yönetimi, farklı beklentileri veya hedef piyasaların ihtiyaçlarını karşılama noktasında önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü, modern pazarlama ilkeleri gereği ihtiyaç ve beklentilerin sürdürülebilir olması gerekmektedir. Bu noktadan hareketle, ürünü etkileyen her karar, hem ürünün doğasına ilişkin olmalı hem de farklı beklenti ve ihtiyaçları karşılamalıdır. Öte yandan, ürün hakkında alınan her karar, aynı zamanda ürünün kendisini de etkileyecektir. Fakat, medya ürünleri söz konusu olduğunda bu durum
her zaman bu şekilde işlemeyebilir. Medya ürünlerinin kendine has ve karmaşık yapısı, ürün hakkındaki karar süreçlerini de etkilemektedir
Genel olarak medya ürünleri iki temel bileşenden meydana gelmektedir. Bunlardan ilki; kurgusal, editöryal haldeki işlenmemiş maddi olmayan içerik bileşenleri, diğeri ise tüketicinin eline ulaşan fiziksel, maddi bileşenlerdir. Bileşenlerden ilki içeriğe, diğeri ise fiziksel olarak
erişilebilirliğe vurgu yapmaktadır. Öte yandan, medya ürünlerinin en temel özelliği eğlendirici, ikna edici veya bilgilendirici özellikleri ile potansiyel müşterilerinin gereksinimlerini karşılayabilme ve onları memnun edebilme yetisidir.
Full transcript