Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

Make your likes visible on Facebook?

Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline.
You can change this under Settings & Account at any time.

No, thanks

Copy of KORKU-GERİLİM SİNEMASINDA AYDINLATMA TASARIMI İLE ATMOSFER Y

No description
by

Burcu Taşkın

on 3 December 2013

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of Copy of KORKU-GERİLİM SİNEMASINDA AYDINLATMA TASARIMI İLE ATMOSFER Y

DOĞRULTULU AYDINLATMA
Doğrultulu ışık; doğal yolla güneş ışığından ya da ufak boyutlu yapay aydınlatmalar tarafından yapay olarak üretilebilen, düz çizgiler halinde yayılım gösteren; geldiği yüzeyde canlı, belirgin alan, ışık/gölge karşıtlıkları yaratabilen, yoğun ve yönlendirilmiş ışık olarak tanımlanabilir(Millerson,2007:62-63-64).


YAYINIK AYDINLATMA
Doğal yollarla;kalın bulut tabakası,sis,duman veya yapay ışık sağlayıcı donanım ve bu donanımlara ilave araçlarla (filtre,jel,yansıtıcı levha vb.) sağlanabilen, geliş yönü belli olmayan,yayınık,geldiği yüzeyde net olmayan veya belirsizleşen gölgeler yaratabilmek amacıyla kullanılan, aydınlatma olarak tanımlanabilir.
AYDINLATMA YÖNÜ
Anlatı düzeninde, mekânsal yaratı içindeki karakter konumu; aydınlatmanın yön seçimini önemli derecede etkiler. Güneş ışığının geliş açısı/pencere, kapı ya da yapısal açıklıklar/mekân içindeki mizansenin tamamlayıcı aydınlatma düzeni/kullanılan, ayna ya da metal gibi yansıma yaratacak düzene göre konum, başlıca düşünülmesi gerekli durumlardır. Alınacak tedbir ve öncelikli kararlar bu aşamaların düşünülmesi sonucunda gerçekleşir.

Konu içerisindeki, karanlık/aydınlık alanların belirlenmesi, görselde vurgulanması gereken esas nokta, gölgenin konunun neresine düşmesi/nasıl görünmesi gerektiği (belirgin, belirsiz) gibi durumlar; aydınlatmanın yön seçimini belirleyen öncelikli konulardır.

‘Siyah Kuğu’ filminde, aydınlatma kaynağının konu içerisinde vurgulanmak istenilen durum ya da kişiye geliş açısı ve konumunun, anlatıya en uygun şekilde seçimi ile birlikte; kişi ya da konunun hangi duygu ya da mod içerisinde (genç-yaşlı/ korkutucu/rahatsız edici/olağandışı vs.) görselleştirilmesi için kullanımı, bilinçli ve tutarlı şekilde oluşturulmuştur. Konu ya da karakterin sahne içinde hareketli olması da konunun görünürlüğü adına, aydınlatma kullanımlarınında hareketli olmasını gerektirir.

Aydınlatma yön seçimi ile istenilmeyen durumlar izleyenden saklanılabildiği (karanlıkta bırakılarak) gibi görülmesi istenilen durumlarda öne çıkarılarak (ışık kullanımı ile sınırlandırılarak) vurgulanabilmektedir.

Film içinde ön/yan/alt/üst/arka aydınlatma teknikleri kullanılmaktadır. Ancak filmin genelinde yan/üst/arka aydınlatma kullanımlarının baskın olması film temasına uygun yüz ifadeleri ile vücut görünümlerinin yaratılabilmesini olanaklamıştır.

KORKU-GERİLİM SİNEMASINDA AYDINLATMA TASARIMI İLE ATMOSFER YARATIMI
SONUÇ
Korku sineması, alt türleri arasında yer alan, psikolojik-gerilim türüne ait,‘Siyah Kuğu’; gerilim temasını, aydınlatma kullanım olanaklarıyla daha fazla zenginleştirmektedir. Sahne sunumunda, gerek aydınlatmanın varlığı, gerekse yokluğu gibi durumlar; karakterin bilinçaltındaki gel-git durumuna paralellik göstermektedir. Film için yapılan aydınlatma analizi sonucunda aşağıdaki değerlendirmeler ortaya çıkmıştır.

Aynı çekim ölçekleri içinde sunulan, birçok kare; aydınlatma değişikliği ile birlikte, çok farklı görsel nitelikler kazanabilmektedir. Aydınlatma kullanımı yoluyla aynı obje/kişi ya da konunun nasıl farklılaştırılabileceği, duygu değişimlerinin yaratılabileceği gözlenmiştir.

Korku filmleri, korkutma eylemini; doğrudan kan, şiddet, işkence görselleri ile vermek yerine, dolaylı şekilde aydınlatma kararları ile tanımlayabilir. Işık-gölge karşıtlığı, belirgin/keskin kenarlı gölge, boyutsal anlamda büyük gölge kullanımı, az ya da aşırı aydınlatma ile mizansen tamamlanabilir.

Gerilim ağırlıklı sahnelerde doğrultulu aydınlatma kullanımının baskın olduğu gözlenmektedir. Bu kullanım sonucu görseller içinde birçok kez belirgin gölge oluşumlarına rastlanmıştır.
Yayınık ışık kullanımı; gerilim temasının ağırlık kazanmadığı ya da film içinde olağan durumların gösteriminde kullanılmaktadır. Yayınık ışık etkisi, gölgesel görünümün hafifletilmesine ihtiyaç duyulan durumlarda ortaya çıkmaktadır.

Renksel ifadeler, bilinçaltında çağrışımlar yoluyla görselliğe farklı bir boyut kazandırmaktadır. Renksel görünümün neden olduğu, psikolojik açılımlar; filmin izleyici üzerinde algısal düzeyde yansıtılmasını olanaklar.

İki boyutlu yüzeylerin ya da üç boyutlu nesnelerin aydınlatılması, ışık/gölge birlikteliğinden kaynaklanan, görsel değişikliklere neden olmaktadır. İki boyutlu yüzeylerde genellikle, dokusal tanımlamayı yapabilecek gölge durumu gözlenmezken, üç boyutlu yüzeyler uygun kullanımlarda dramatik ışık/gölge karşıtlıkları oluşturulabilmektedir.

Sahnede karakterin, göründüğü zaman diliminde, öncelikli bıraktığı etki aydınlatma ile kolaylıkla verilebilmektedir. Karakterin iyi ya da kötü karakter olduğu ya da niyetinin ne olduğu, güçlü dramatik arka ışığın kullanımı ya da silüet şeklinde gösterim gibi ifadelerle aktarılabilir. Chiaroscuro aydınlatma tekniği kullanımı ile sahnede yüksek ışık/gölge karşıtlıkları yaratılabilmektedir.

Düşük anahtar aydınlatma tekniği kasvetli ve huzursuz edici mekânların görselleştirilmesinde sıklıkla kullanılmaktadır. Film içinde karakterin tedirginlik yaşadığı ya da korku duyduğu durumların tümünde bu teknik kullanılmaktadır. Yüksek anahtar aydınlatma tekniği kullanımı; gündelik zaman görseli ya da belirsizlik yaratımı adına filmde içinde geçmektedir.

Aydınlatma özellikleri, korku filmi adına çözümler üretirken, aslında olağan durumlar ya da gün içi kullanımlar için uygun olamayan; renk, ışık, yön ya da aydınlatma teknikleri kullanır. Normalde var olmayan düzenin, kurmaca içinde görünür kılınması; sinema ile mümkündür.

sinemasal Aydınlatma
AYDINLATMANIN NİTELİKSEL ÖZELLİKLERİ
Sanatsal Yaratı Sürecinde Işık-Gölge Kullanımı ve Sinema

Sinemanın çok öncesinde; imajın resimleme yoluyla ifade edilebildiği dönemlerden beri sanatçılar, yapıtlarında; yaşanılan dünya, uhrevi hayat, mit ya da efsaneleri en gerçekçi biçimde ifade edebilmeye çalışmışlardır. Gerçekçiliğin yaratılabilir ve resmedilebilir olduğuna bağlanan inanç, çok hızlı bir şekilde ardı ardına örneklerini vermekte, bir anlamda doğa taklit edilmeye çalışılmaktadır. Ancak birincil sanat eserleri; ilk örneklerinin taşıdığı iki boyutlu/basık görünümden sonra, resme ışığın eklemlenmesi, gölge kavramının sağladığı derinlik etkisi ve yapıt üzerinde kullanım olanaklarının öğrenimi yoluyla; ‘üç boyutlu gerçekçilik izleği’ kazanır.

Birçok ressam, ışık-gölge kullanım üslupları ile yönetmen, görüntü yönetmeni, film yapımcısı ve fotoğraf sanatçılarını etkilemiştir. Ressamların teknikleri analiz edilerek, aydınlatmanın ‘sinemasal estetik’ adına, niteliksel ve niceliksel anlamda katkıları üzerinde düşünülmektedir.

 Işık-gölge kavramlarının, gece-gündüz kullanımı ve bu zaman aralıklarında etkilediği obje-insan ya da konu,
 Işık tayfının yansıma ve kırılma değişkenleri,
 Işık-gölgenin, hacimsel ve dokusal sunuma etkisi,
 Işığın geliş yönü, neden olduğu gölge durumu ve gölgenin düştüğü gereken yer ve özellikleri(belirgin/belirsiz) öncelikli yorumlanan konulardır


Sinemada psikolojik etki uyandırmaya yönelik kararlar; renksel düzenleme yoluyla desteklenebilmektedir. İnsanları mutlu ya da hüzünlü, barışçıl ya da heyecanlı yapabilir. Karakterde; melankoli, sinir, gerginlik, rahatlama gibi durumların ortaya çıkarılmasını sağlamak; renklerin psikolojik yaratılarından bazılarıdır. Bu işleve dayalı, bilinçli birçok yapım ortaya konmaktadır. Göz öncelikle konunun formsal durumunu algılar daha sonra ise renksel durumunu algılayarak psikolojik etkileşime bireyin bilinçaltını açar. Örneğin, bazı renkler ve oluşturdukları psikolojik durumlar şu şekildedir;

Sarı: Neşeli, mutlu, sıcak, umutlu
Mavi: Barış, soğukkanlılık, sakinlik, armoni, koruma
Yeşil: Büyüme, başarı, sağlık, yaşam, güven, kıskançlık
Kırmızı: Tutku, sıcaklık, kan, şiddet, heyecan, enerji, tehlike
Siyah: Şeytan, ölüm, isyan, güç (Bellantoni,2005:2-42-82-160)

AYDINLATMANIN DOĞRULTUSAL YAPISI
RENK
Siyah Kuğu filminde, doğal ışık kullanımı gün içindeki zamansal değişikliklere, yapay ışık kullanımı ise aydınlatma kaynağına eklenen renkli filtre (kırmızı-yeşil-sarı) seçimine bağlı olarak, renksel ifadelerin kullanıldığı görseller elde etmektedir.

Filmsel anlatının kurulu olduğu, ‘zıtlık teması’, filmin genelinde renkler kullanılarak, sıklıkla vurgulanmıştır. Aydınlık/karanlık durum ve imgesel sunumunun yarattığı çağrışımlar; beyaz/siyah, kırmızı/yeşil, sıcak/soğuk zıt renk tercihleri; filmin afiş/kostüm/bezem ve aydınlatma düzenindeki renk sunumları ile birlikte varsıllaşmaktadır.

Filmin psikolojik gerilimi inşasında, zıt renklerin (beyaz-siyah/ kırmızı-yeşil) kullanımı yoluyla, kişilik yapısının parçalanması/bölünmesi (kırmızının farklı tonları) ya da aynı beden içinde birleşimi (beyaz+siyah=gri) gibi durumların varlığının film genelinde tutarlılık göstermesi renk seçiminin bilinçli yapıldığı fikrini desteklemektedir.

Karakterin duygusal değişimi, renklerin sahneye eklediği çağrışımlar yoluyla desteklenmektedir. Masumiyet, saflık ve temizlik durumlarının karşılığı olan beyaz ile ölüm, güç, hırs ve tutku gibi kavramların gösterimini varsıl kılan siyah, anlamsal ve görsel durumlarda birbirlerine zıt durumda, film süresince kullanılmaktadır. Beyaz ve siyahın karışımı olan gri ve grinin ton aralığının beyaz ya da siyaha yakın olduğu durumlar ise yönünü kaybetmiş olmak, zaman dışılık, belirsizlik durumları filmin sahip olduğu kontrol kaybı mecazına bir gönderme olarak yorumlanabilir.

Bu bölüm kapsamında,’Siyah Kuğu’film izleği içinde kullanılan, renk olgusu bağlamında kurgulanan mekânsal sunum ile mekânın birey üzerinde yarattığı çağrışımlar üzerinde durulacak ve renk kullanımı ile yaratılan atmosfer ve duygu durumu gözlemlenecektir.

GÖLGE
Filmde sunulan gerçek ve gerçek olmayan arasındaki gel-git ve geçişler; aydınlatma varlığı/yokluğu gibi durumlarla ifadelendirilmektedir. Aydınlık alanların çok azaldığı, karanlık alanların görselde baskın olduğu durumlar rüya ortamı, düşsel mekânlar, sanrı ya da kendini kaybetmişlik duygusu sağlarken, aydınlık alanların fazla olduğu durumlar; seyirciye merak yöneltimi ya da karakterin taşıdığı belirsizlik durumlarını desteklemektedir.

Gölge durumu ile sinemada yaratılmak istenilen; gölge yoluyla gizleme, korkutma ya da çağrışım yaratma gibi durumlar korku filmleri içinde gerilimin yükseltilmesi adına bilinçli olarak tercih edilmekte ve sıklıkla kullanılmaktadır.

Gerilimin yoğun olduğu karanlık durumdan, gerilimin azaldığı duruma geçişte arttırılmış aydınlatma düzeni ile görselin daha fazla aydınlatılması sağlanılarak, izleyene sahnedeki her şey hakkında daha fazla bilgi verilip, mekânsal sunumun daha ifadeli aktarılması sağlanmıştır. Bunun sonucunda oluşan gölge durumu ya yoktur ya da belirsizdir.

Gölge yapısının bilinçli kullanımı ile görsel inandırıcılık arttırılabilir. Başka bir deyişle gölgesel durumun, sahnede olmadığı ya da fiziksel şartlara göre yapılandırılmadığı durumlar, yapay görünebileceği için (gölgenin düştüğü yer ve yön hatası /ışığa göre abartılı gölge durumu), seyircinin filmi gerçekçi bulmamasına yol açabilmektedir.

Görsellerin analizleri sırasındaki gölge durumu; belirginlik, boyut, çağrışım ve görsele etki gibi başlıklar üzerinden yorumlanacaktır. Sert ya da yumuşak gölge oluşum durumu ile karakterin ya da objelerin konu içinde yarattığı gölgesel durum tanımlanacaktır. Belirgin gölgenin yarattığı odaklanma ve dramatik görsel ile belirsiz gölgenin sahnede bulunması ile eş aydınlatılan görsel yapı karşılaştırılacaktır.

AYDINLATMA TEKNİĞİ
Aydınlatma kullanımının bilinçli yapılabilmesi için, ışık ve gölge kavramlarının niteliksel ve niceliksel özelliklerinin tanınması ve film türüne en uygun biçimde kurgulanması gerekir. Film temasına en uygun sunum; anlatının gerçekliğini pekiştirmek adına kullanılır. Korku ya da endişe taşıyan karakteri yanlış şekilde aydınlatmak ile film yapaylık izlenimi kazanarak, inandırıcılıktan uzak kalır.

Görselde sunumlanan gerçek ya da gerçek olmayan mekân, istenilen ölçüde aydınlatılmak ya da karanlıkta bırakılmak ile birlikte mizansen tamamlanmış olur.

Görselde gölgede bırakılacak yerlerinde aydınlatılacak alanlar kadar düşünülmesi gereklidir. Estetik anlayışla, daha dramatik görseller yakalayabilmek adına; gölgenin sunumuda ışık kadar önemlidir.

Birçok aydınlatma tekniği, gölgenin ya da karanlık alanların yoğunluğuna göre isimlendirilmektedir. Bu yolla resimsel derinlik ve estetik ifade sağlanılmış olur. Aydınlatma kullanımı ile film türü için en uygun aydınlatma teknikleri seçilir ve görselde istenilen duygu ve atmosfer sunumu desteklenmiş olur.

Siyah Kuğu filmi; karakterlerin yüz çekimlerine özellikle yer verdiğinden; duyguları birebir aktarma yolu kullanılmıştır denilebilir. Anlatıda gerilim temasının olmadığı sahneler ise daha basık ve düz görüntüler yaratan notan aydınlatma ya da yeterli ışık seviyesinin sağlandığı yüksek anahtar aydınlatma tekniği ile aydınlatılmıştır. Gerilim temasının yükseldiği sahnelerde ise özellikle Chiaroscuro aydınlatma teknikleri ve Düşük Anahtar Aydınlatma Teknikleri kullanımı göze çarpmaktadır. Özellikle, düşsel mekân/bar/opera binası, sahneleri oldukça karanlık çekimlerden oluşturularak, vurgunun karakterlere yönelimi adına kurgulanmıştır.

-/1900
1900-1940
1940-1980
1980-2010
Tarihin gölge eğlenceleri, her biri kendi alanında dahiler tarafından geliştirilerek yıllar boyunca çeşitli isimlerle anılmaktadır. İlk zamanlar seyyar şekilde dünyaya tanıtılırlar ve zamanla bir önceki fikrin üstüne eklemlenerek aygıtsal anlamda gelişirler. Bioskop, Lampaskop, Fenakistikop,Fantazmagorya, Dikiz gösterileri, Kaleydoskop, Panorama, Diorama, Zoetrop, Viviskop, Optik Fener ya da Büyülü Fener gibi araçlar, sinemanın bugünkü gösterim tekniklerine ulaşabilmesinde birer basamak niteliği taşır.

18.yüzyıl başlarında seyyar fantazmagorya sunumları yapılmaya başlanır. Seyyar gösteri yapan şovmenler, halk gözünde birer büyücü olarak görülüp, itibar edilmektedir. İllüzyon numaraları ve gözbağcılık ile her gösteri, bir öncekinden daha fazla merak uyandırmaktadır.

Sinema sanatının geçirdiği hızlı evrim süreci, eklemlendiği bileşenler ile bu anlatımın sergilenebileceği ortam ihtiyacını doğurur. İlk zamanlar, açık alan, kafe, nickelodeon (film gösterim tiyatrosu) ve manastırlar da (Capucchin Monastery) yapılan sunumlar sonrasında, sinematografa mekân (gösterim yeri) sağlama isteği ‘sinema salonu’ fikrini tetikler. Çevresel koşullardan etkilenmeyen, ses/ısıdan izole edilmiş bir mekân tasarımı kurgulanıp; kapalı mekân, sabit donanım (perde-gösterim mekanizması) ve oturma üniteleri ile sinema mekânı çatısı altında düşünülür. Projeksiyonun sağladığı ışık huzmesi dışında; hiçbir ışık kaynağı olmayan, karanlık ortamda, hiç tanımadığı insanlarla bir araya gelen seyirci, aslında daha ortam oluşturulurken bile ‘korku fikri’ ne hazırlık aşamasına alınır. Seyirci dünyadan izole edilmiş bir mekânda belirli süre boyunca, korkunun filmsel sunumuna tanıklık eder.

Tür sınıflandırmasının zorluklarına karşın, korku sineması; seyirci, endüstri ve popüler medya tarafından en fazla kabul gören türdür. Western, müzikal, dram, komedi türleri; konu, tema, tasvir gibi kavramlarla akılda kalırken, korku türünün en akılda kalır yanı seyircide bıraktığı; şok, tiksinme, iğrenme, dehşete kapılma ve nefret benzeri duygusal hallerdir. Bu tahrik edici dürtü; türün diğer türlerden ayrışmasını sağlayan en belirgin noktadır.

Korku anlatısı bu süreç içerisinde anlatı ve görsellik açısından yeni birçok film teması deneyimler. Sonraki yıllarda, defalarca tekrarı çekilecek yapımların temelinin bu dönemde atıldığı düşünülür.

Hollywood sisteminde, Amerika’nın karşı karşıya kaldığı tehdit ve tehlike unsuru, bu yıllarda dünyanın karşı karşıya kaldığı tehlike unsuruna dönüşür. Dünyanın, bir istila karşısında nasıl bir yanıt verebileceği, filmin ana temasını oluşturmaktadır. Uzaya gitmek, uzaydan gelen yaratıklar, başka dünyalarda hayatın sorgulanışı, boyut değiştirmiş ‘saldırgan’ kimliği; korku ve bilimkurgu türünü aynı çatı altında bir araya getirir. İnsanoğlunun bilinmeyene olan merakı ve ‘başka gezegenlerde hayat olabilir mi? ‘ sorusu bu yıllarda teknolojinin sağladığı olanaklar ve zengin anlatım biçemleriyle görselleştirilir.

Bilimkurgu korku, (ekolojik korku) türü sonrasında, izleyen tepkisini çekmek için, korkunun şaşırtma yoluyla kullanımına başvurulur ve korkunun beklenilmeyeni, ekrana yansıtabilmesi üzerinde yoğunlaşılır. Dehşet, ilk örneklerin deki bedeninden sıyrılarak bir mekânı (ev, hotel, akıl hastanesi vs.) kullanarak izleyene sunulur.

Mekânsal temalı dehşet filmleri sonrası, korku yönünü; tahmin edilemez çocuk ve kadın dehşetini konu alan filmler üzerinden sürdürür. Kötülük üzerinde varsayım yapılamaz duruma gelinir ve seyirciyi şaşırtma istemi, sağlanmış olur. Çoğu anlatıda; kötülüğe maruz bırakılmış kadın intikam alır ya da içine şeytan girmiş çocuk seri cinayetler işler. Katil durumundaki karaktere karşı koymak, her seferkinden daha güçtür. Çünkü bu yapımlar; bilinçaltındaki sempatik çocuk ya da savunmasız kadın figürünün tam aksi yönde yer almaktadır. Rolün tersine dönüşü; güven duyulan hiçbir şeyin kalmadığı durum içinde, karakteri yalnız bırakır.

Renkli film kavramının yaygınlaşması durumu ile seyirciyi rahatsız edecek ‘kan’ ın kırmızı rengi kullanımının, siyah-beyaz örneklere oranla daha inandırıcı görüntülenmesi sağlanır.

II. Dünya Savaşı’nın sona ermesi (1945), maddi ve manevi rahatlamanın dönüşü ile klasik canavar korku türleri azalır ve sıradan, anlaşılmaz işlere dönüşür (mizah- korku birleşimleri) ta ki yeni nesil kendi korkularını türe ekleyene kadar. Yazınsalın tozlu sayfalarından yaratılmış canavar hegemonyası sonrası, yeniliklere her zaman açık olan korku sineması, insan için tehlike unsuru oluşturamayacak denli masum görünümlü hayvanları (karınca, örümcek, maymun vs.) deforme edip, seyirciye dehşet verici yeni görüntüleriyle sunmaya başlar. Biçim bozumuna uğratılmış kişi, hayvan ya da şey büyük bir ilgiyle karşılanır.

İnsanın aklına dahi gelmeyen zararsız hayvanlar ya boyutları aynı kalacak biçimde şekil değiştiriyor ya da anatomik yapılarını koruyacak biçimde, ölçülerinin büyütülmesi yöntemi kullanımı yoluyla dönüşüme uğrar. Deformasyon kavramı; korku janrının en etkili yöntemlerinden biri halini alır


 Masum acı çekmelidir: Film akışında masumun çektiği ‘acı düzeyi’, film boyunca karaktere yaşatılan kötü durum ve hayatına yapılan müdahaleye karşı, alacağı intikamın boyutu üzerinde çok önemli bir etkiye sahiptir. Her şeyin seyrinde devam ettiği durumlar senaryonun yön belirlemesinde istenilen koşulları sağlayamaz.

 Suçlu cezalandırılmalıdır: Hiç bir korku filmi, kötü karakterin yaptıklarından dolayı cezasız bırakılma fikrini hoş karşılamaz. Seyirci bir anlamda, kötü karakterin(seri filmleri dahi olsa) her seferinde, nasıl bir sonla, film bitişinde ekrana yansıyacağını merak eder.

 Erkek olabilmek için kan tadılmalıdır: Film başında, aciz durumda kendi halinde gösterilen ana karakterin, kendini kanıtlayabilmesi için kan akıtması gerekir. Kişilik gelişimini sağlayabilmesi adına bu film için önemli bir gösterim yöntemidir.

 Ölüler dirilmelidir: Özellikle seri filmlerinin devamlılığının sağlanması adına; katil ya da kötü karakterin bir şekilde geri dönmesi ve ‘kan akıtma’ eylemine devam etmesi gerekmektedir. Bu durumun sağlanması katilin tehdit durumunu tekrar yaratabilmesi için şarttır .

Korku filmleri, ana karakterlerin öyküsünü; analitik çözüme dayalı anlatı haline dönüştürerek, gerilimin; subliminal mesaj yöntemi kullanımı ile aktarılmasını sağlar. Çözümsel anlatı fikrinin sunulduğu filmler; tüketici toplum tarafından kolay hazmedilemediği ve ‘kullan-at’ metaforunun gerçekleştirilemediği gerçeğiyle seyirciyi baş başa bırakır. Film artık sadece seyirlik anlamda bir kavram değil, aynı zamanda yoruma dayalı belirli alt fikirleri de, dolaylı olarak seyirciye aktaran bir kavramdır.
Kitlesel iletişimi güçlendiren sinema, kısa bir süre içerisinde zirveye ulaşıp, dünya kapsamında hâkimiyet kurar. Amerika Hollywood ‘ın kullandığı zengin görsel efektler ve yeniliklere yer verilen birçok başarılı örnek verir. Ancak ilk örneklerinden bu yana, Amerikan tekelinde gerçekleşen birçok yapım ülkenin bu konuda, dünyada hegemonya kurmasını sağlar. Bunun sonucunda; bu durum insanları çok sesli kültürden, tek sesli bir geçiş sürecine zorlar. Farklı iletişim kaynakları gibi sinema kapsamında da tek yönlü bir akış gerçekleşmiştir
Sinema, sunduğu görsellik sınırlarınca ele aldığı karakterlerin; izleyici bilinçaltında çağrışımlar yaratmasını, izlekten etkilenilmesini amaçlar. Anlatı yapısı; tamamlaması gereken ‘içsel yolculuk’ üzerine kurulur. Özellikle, korku sineması; yorumladığı kişilik bozuklukları, öfke/kaygı durumlarını görselleştirme ile psikoloji disiplini alanında, çalışma yapabilmeyi olanaklı kılan, yeterli varsıl yapıdadır.

Korku durumu, her yaşta ayrı bir düzey ve şekilde bir ‘eylem’ içinde ortaya çıkabilmektedir. Örneğin:

 Çocuk yaşlarda, anne ve babayı kaybetme korkusu; ebeveynden ayrılamama,
 Ergenlik dönemlerinde cinselliğe karşı yaşanılan; korku ve endişe durumu,
 Orta yaşlarda sevilen birini ya da çocuğunu kaybetme korkusu,
 İleri yaşlarda tek başına kalmak, yalnızlık, hayattan izole edilme korkusu; yalnız kalamama durumu, korku ve korkuya karşı ‘öğrenilen’ kolektif bilinçaltı yaratılarıdır.

Film izleği karşısında; kendini karakterle özdeşleştirebilme yetisi verilen seyirci, çeşitli yollarla ‘anlık duyusal farklılaşabilme’ fırsatı yakalar. Bu durum, Tan Tolga Demirci ‘nin, ‘Korku Sinemasının Psikanalizi’ adlı yapıtında bahsettiği gibi ‘Yaygın psikanalitik kuramda özdeşleşme sürecinde’ üç şekilde görülür:

1. Kimliğin başka bir kişiyle genişletilmesi
2. Kimliğin başka bir kişiden ödünç alınması
3. Kimliğin başka bir kişiyle karşılaştırılması

Özdeşleşme biçimleri; bu modların uyumlandığı kişiye tarifsiz haz deneyimi sunmaktadır. Özdeşleşmenin her üç şeklinde de ruhsal yapı; farklı kimliklere kendini açar, benzerlikler kurar ve en sonunda mevcut kimliğine geri döner. “ Filmde izlediği gizli kişiyi yönlendirememesi ve yönetememesi sonucunda onunla özdeşleşip, ruh ikizi haline gelen seyirci artık karakterin kendisidir. ”

KORKU SİNEMASININ FARKLI DİSİPLİNLERLE ETKİLEŞİMİ
Korku kavramı; inanç, psikoloji, edebiyat, mimarlık ve sinema gibi disiplinlerle kurduğu uzlaşımlar sayesinde, zaman aşımına uğramaktan kendini korumakta ve geçerliliğini hiçbir zaman yitirmemektedir. Tüm bu disiplinlerin sunumundaki ortak nokta; korkunun anlatısal düzeyde gerçekçiliğinin insana en yoğun biçimde etkiyebilmesidir.

Duyguların resmedilebilir, şekillendirilebilir ya da inşa edilebilir olması; yaratılan eserlerin psikolojik veya teolojik açılımlarla ifadelenebilirliği, insanları; mimarlık, plastik sanatlar, edebiyat ve inanç benzeri konular bağlamında düşünmeye ve yaratmaya isteklendirmektedir.

Farklı duyguları ya da yaşamları canlandırabilmek, başka bir deyişle, birçok kez yaşamak; yaratım ve kurgu sanatı olan sinema için, bu ögelerin birçok değişkesini birlikte düşlemek kaçınılmazdır. Etkileşime girdiği tüm disiplinler, ‘duygu’ kavramını kendi yapısal durumlarına (yazınsal/görsel/düşsel) göre yorumlarken, her biri kendi alanında üretilen eserlerde; bilinçaltında çağrışım yaratan motifler ile sinemasal anlatım ve görsel sunumun desteklenmesini olanaklı kılar.

PSİKOLOJİ
İNANÇ
Korkunun kökeni, çok eski tarih ve medeniyetlere uzanır. Sayısız korku filmi, kutsal kitap, metin ve yazıtlarda yer alan; olay ve sembollerden etkilenilip sinemaya aktarılmaktadır. Korku sinemasında; şeytan, cin, kötü ruh, bedenin ele geçirilmesi ve başkalaşım gibi temalar sıklıkla filmin ana strüktürünü oluşturur. Dini kitaplarda yer alan felaket, betimleme ve uyarılar; sinema izleyicisinin çocuk yaşlardan edimlediği ‘günah ya da yasak’ düşünseli ile senaryoya zemin oluşturabilmektedir.

Dinler, iyi-kötü arasındaki rekabeti yücelten, doğa ötesi ‘yaratıkları’ anlatan konuları da içerir. Mevcut düzen, düzen etrafında yaşanan döngü ve belirli ritüeller barındırır. Genelde, iyi ve kötünün uyması gereken kuralların; kötü güçler tarafından ihlali/bozulan denge durumunun tekrar sağlanabilmesi kurgusuna dayalı, teolojik semboller içeren birçok korku filmi vardır.
EDEBİYAT
Korku sinemasında bilinen anlamda, yani şu an ki izlenilen şekliyle, ilk örneklerine bakılacak olursa; birçok ‘ilk yapım’ ın, edebiyat eserlerinden uyarlandığı anlaşılmaktadır. Yazınsal kaynaklı korku sinemasında, seyirciyi korkutma amacından önce, yazılı bir kaynağın imaj ve görüntü formuna dönüşümünü sağlamak, bu yolla da kalıcılığını arttırabilmek istenilmektedir. Uyarlanan edebiyat eserleri, yönetmenlerin estetik kaygısı ve sanatçıların yorumlarıyla; hafızalardaki korku karakterlerinin ilk görünüşlerini ortaya çıkarmıştır.

Sanatçıların geçirmiş olduğu çocukluk ve ergenlik evrelerine bakılacak olursa; yaşadıkları sıkıntılı dönemlerin (acı/kayıp/taciz/korku); eser kurgusunun şekillenmesindeki en etkin neden olduğu farkedilmektedir. İnsanların, yaşadığı kaygı dönemleri ve ruhsal devinim, korku türüne konu sıkıntısını hiçbir zaman çektirmeyecek olan ‘kaynak yaratımı’ bağlamında destek sağlamaktadır.

Bram Stoker, Edgar Allen Poe, Howard Phillips Lovecraft, Mary Woolstonecraf Shelley, Robert Louis Stevenson, Victor Hugo gibi yazarların eserleri; korku sinemasının başlangıç yıllarına öncülük edip, yapılan ilk örneklerinde, birincil karakterlerinin oluşmasını sağlar.

TİYATRO
Korku sineması altyapısının şekillenmesinde; ‘Gotik Korku Edebiyatı’ kadar ‘Grand Guignol’ tiyatrosunun etkiside çok önemlidir. Grand Guignol 1800’lü yılların sonunda kurulan ve seyircilerine özel efektlerle korku deneyimi sunan, tiyatro sahneleriyle, gerçekleştirdiği oyunlarla; bir bakıma günümüz korku sinemasının geldiği yerde haklı bir konuma sahiptir.“ … 19. yüzyılın sonlarında Fransız popüler tiyatrolarında görülen “Grand Guignol” akımı da edebiyatta olduğu gibi abartılmış, ürkütücü cinayetler ve ölüm öyküleri anlatan, bazen gerçek cinayet olaylarından etkilenen, oyunlarla sahneye çıkmıştır.”
PLASTİK SANATLAR-MİMARLIK
AYDINLATMANIN DOĞRULTUSAL YAPISI
-DOĞRULTULU AYDINLATMA
-YAYINIK AYDINLATMA
AYDINLATMA YÖNÜ
-ÖN
-YAN
-ALT
-ÜST
-ARKA
AYDINLATMA KAYNAĞI
-ANAHTAR IŞIK
-DOLGU IŞIK
-ARKA IŞIK
RENK
-SICAK RENK
-SOĞUK RENK
GÖLGE
-SERT GÖLGE
-YUMUŞAK GÖLGE
Korku sineması, anlatısal düzeyde; her insan, hayvan, obje ya da mekâna korkutucu vasıf niteliği kazandırabilir ve bu kavramların kendi içlerinde ya da birbirleri arasında dönüşümünü sağlayabilir. Temelde yatan istem; izleyene anlatının etkimesi, onu şaşırtması, beklenmedik bir an ya da anlarda gerilim sunması ve ekrana yansıtılan görsel için ‘gerçek olabilir mi ?’ sorgulamasını gerçekleştirmesidir.

Korku sineması insana, canavar yani ‘öteki’ tanımının verilişi ile tehdit unsurunu karşısına alacak ‘normal’ bir dünya düzeni kurar. Mevcut durum ‘normal’olmalı ve normali anormale dönüştürmek isteyen düşünceye karşı çıkılmalıdır. Normal durum eğer bozulmuşsa, yeniden kurulmalı, kurulabilmesi içinse canavar (öteki) yok edilmeli ya da hakkından gelinmelidir .

Korku sinemasında, ana fikir genellikle üç aşamada işlenir. İlk aşama; toplumun sahip olduğu denge halini sunar. İkinci aşamada; denge bir güç ya da kötü olan tarafından bozulur. Üçüncü aşama ise; denge durumunu, tekrar eski haline döndürme çabasındaki karakter veya yan karakterler üzerinden kurgulanır.

Korku teması, genellikle, canavarın saldırısıyla başlar ve diğer karakterler onu yok etmeye çalışır, bazı durumlarda karakter; şeytani ya da kötü ruhlar tarafından ele geçirilir ve yan karakterler onu kurtarmaya çalışır. Türün karakteristik teması, genellikle duyguları hedefler. Canavar bireyi korkutur çünkü bilinen tüm kuralları çiğner ve insani limitleri zorlar.

Sesin filme eklemlenmesi ile birlikte artan gerilim ve şok anındaki ani müzik değişimi, müzik kesildiği anda beklenmedik olaylarla karşılaşma durumu; seyirciye sunulan korkunun yoğunluğunu arttırmaktadır. Korku filmlerinde kullanılan ilk ezgiler, ritmik unsurların sağladığı iniş-çıkışlarla, seyirciyi etkileyen, klasik müzik eserleri olur.
Sinema, dünyadaki gelişmeleri anında yansıtabilme; güç, anlayış ve iradesine sahiptir. Sinema tarihindeki değişim ve gelişmelerin hızı; sosyo-kültürel, ekonomik ve teknolojik değişimlerin hızıyla doğru orantılıdır. Bu anlayıştan yola çıkılarak denilebilir ki; sinema aynı zamanda stüdyo dışında, gerçek bir mekânın ya da şehrin; filmin çekim zamanına göre durumunu yansıttığı için ‘mekânsal hafıza’ işini yükümlenen, en önemli kaynaklardan biridir.

Sinema, ülkelerin savaş sonrasında yaşadığı; acı ve korku kavramlarına filmlerde daima yer verir. I.Dünya Savaşı’nın tüm dünyayı etkisi altına aldığı günler içinde, sinema da bu kargaşa ortamından payını alır. Savaş sonucu, vahşet kurbanlarını sokakta merhamet dilenirken gören insanlar, savaşın korkunçluğuyla yüz yüze gelmiş durumdadırlar. Savaştan yorgun çıkan Avrupa ülkelerinin yaşadığı sıkıntı, bunalım, psikolojik çöküş, farklı yönetmenlerin farklı bakış açılarıyla sinemadaki yerini alır.
Sanatçılar, ilk yaratabilme zamanlarından bugüne kadar, ortaya koydukları eserlerin birçoğunda; ‘duygu’ olgusuna yer vermekte ve birincil malzeme olarak hislerini kullanmaktadır. Sanat eserlerinin geçirdiği evrim sürecinde, haklı söz sahibi olan duygular, eserin ana hatlarında ‘verilmek istenileni anlatan’ kavram olarak düşünülebilir. Olaylar karşısında verilen tepkiler, yüzün aldığı ifade, bedensel aktarılar; sanatçıların yorumlarıyla, sayısız sanat eserinde kalıcılığa bürünür.

Resim ya da heykel sanatı ile oluşturulan, mizansen ve anlatı biçimleri; korku filmi anlatısında; sahnelerin canlandırılması, karakterlerin tasvir ve yorumlanması için, başvurulabilir kaynaklardır.

Bununla birlikte, mekânsal kararların yarattığı psikolojik etki; tehdit unsuru, belirsizlik ya da merak çağrışımı uyandırabilmesi adına filmsel anlatıda kullanılmaktadır. Sinema ve mimarlık disiplinlerinin ortak sahasına giren ‘mekânsal yaratı’;görselleştirme konusunda sıklıkla etkileşim halindedir.

Mekansal yaratı ile seyirci; (gidilmek istenilen ya da hiç gidilmek istenilmeyen) yere dolaylı olarak seyahat eder ve duygu değişimi yaşar. “ Korku sineması, diğer sinema türlerinin tersine ‘görülmesi gereken’ konusunda daha farklı bir alan seçerek, izleyiciyi kötü nesnelerin karşılık bulduğu kâbus dolu mekânlarla buluşturur.” (Demirci, 2006:44). İç veya dış mekânların durumu ya da mekâna ait herhangi bir yapı, izleyende film adına altlık görevi görerek, gelişebilecek olaylar hakkında ön bilgi verebilir.

Korku anlatısında mekân; bireyde fobik haller ortaya çıkartmayı sağlayacak şekilde tasarlanır. Sıkışıp kalma, içeriden çıkamama, kişide melankolik ruh durumu ortaya çıkarabilme hali, dış mekânın tekin olmayışı, keskin-sivri hat ve formlar, çok soğuk ya da sıcak renkler, çoğunlukla senaryoda korku inşasını kuran parametrelerdir.
Sinemasal korku, mekânsal, zamansal ya da karakterlere özgü parametrelerin en doğru şekilde görselleşmesini; aydınlatma kararlarıyla desteklemektedir. Bilinçsiz kullanım örnekleri sonrasında, aydınlatma sistemlerinin teknik anlamda olanaklarının genişletilmesi ve film temasına uygun tasarlanabilirliği ; ‘görsel gerçekçilik’ temasını daha olanaklı kılabilmektedir. Her seyirde istenilen, gerçeklik sunusuna bir adım daha yaklaşabilmek ve izleyeni izlek içine dâhil edebilmek; filmsel karakterle özdeşleşmesini sağlayabilmektir.

Korku filmleri, başlangıcından bu yana popülaritesinden hiçbir zaman bir şey kaybetmemiş, daima yenilikler ve farklı dehşet imgeleri ile sinemanın canlanmasını olanaklamıştır. Korku olgusu, sürekli girecek yeni beden bulabilmiş, girdiği beden onu her zaman farklı bir korku teması olarak seyirci karşısına çıkarmıştır. Dünyanın hemen hemen her ülkesinde, korku; edebiyat gibi yazılı gösterimlerde, mimari stillerde ya da resim/heykel gibi plastik sanatlarda, çalışma/araştırma alanı olarak sanatçılara ilham vermiş ve önemli eserler yaratabilmelerine yardımcı olmuştur.

Sinemanın ilk örneklerinde; yetersiz ışık kullanımı, belirgin ışık-gölge karşıtlıkları, karakterin anatomik yapısı üzerinden sağlanılan dramatik etki değişkeleri gibi, deneyimleme yoluyla yapılandırdığı aydınlatma düzenini, bugün sineması; ‘teknolojik yazılım’ kullanımı yoluyla daha verimli hale getirebilmektedir.

Tez kapsamında; korku filmi ana hatları çerçevesinde, filmsel aydınlatma özellik ve yaklaşımlarını değerlendirmek; kullanım imkânlarını anlamak, atmosfer yaratımındaki etkinliğini değerlendirmek ve aydınlatma değişikliği ile farklı görünüm kazanabilen karakter, obje ya da konu görselini yorumlamak, amaçlanmaktadır.
Aydınlatma tasarımının, sağlaması gereken birincil koşul; nitelik ve nicelik yönüyle, filmsel görüntüde sunulmak istenilen; konu, kişi ya da nesnelerin, yeterli derecede görünür ve etkili kılınması, aynı zamanda çekim yapılan mekânda, her şeyin dengeli ve kaliteli biçimde görüntüye yansıtılabilmesidir.

Kamera için çalışılabilir yeterlikte ortam sağlayan aydınlatma; renk, doku, biçim gibi unsurları anlaşılır kılmaktadır. Eldeki bir mum, kandil ya da tek bir kibritin oluşturduğu aydınlık seviyelerinden; gün ışığı, ay ışığı veya projektörlerin oluşturduğu; ’aydınlık alanlar’ a kadar farklı düzeylerde ‘ışıklandırılmış ortam’ elde edilebilmektedir.

Aydınlatma için formülize edilmiş tek ve kesin bir yöntem (konum, kaynak, yön) bulunmamakla birlikte; standart aydınlatma kullanımları mekân ya da set ortamına göre şekillenir ya da deneyimleme yolu ile elde edilmiş yöntemler esas alınır. Birçok resim sanatçısının, tablolarındaki ışık kullanım yöntemleri, film yapımcıları tarafından önemsenmekte ve analiz edilmektedir.
Drew Campbell, ‘Technical Film and Tv For Nontechnical People’ adlı kitapta, film yapımı öncesinde görüntü yönetmeninin, senaryo ve yapım hakkında, yönetmene sorması gereken temel soruları şu şekilde sıralamaktadır:

 Çekim nerede ve ne zaman yapılacak?(Yılın hangi zamanı? Coğrafik konum neresi? Nasıl bir yer? vb.)
 Işık nereden geliyor? Hani kaynaklar aydınlatma sağlıyor? (Şömine? Güneş? Ay? Yanan bir sigara? vb.)
 Karakterin modu ne? Duyguları ne? (Sevinçli? Kızgın? Dehşet içinde? Azimli? Umutlu? vb.)
 Mekânın atmosferi nasıl? (Girilmesi yasak? Romantik? Soğuk? Sıcak? vb.)
 Çekilen hikâye neyi anlatıyor?
John Jackman, ‘Lighting for Digital Video & Television’ adlı kitabında doğru ve tutarlı aydınlatmanın sağladığı durumları, dört ana başlık altında tanımlamaktadır.

1. Yönelim(Orientation)
2. Mod-Atmosfer Yaratımı
3. Resimsel Güzellik-Estetik Kaygı
4. Derinlik-Perspektif-Üç Boyutlu İzlenim(Fotografik Derinlik)


BLACK SWAN
Nina Sayers, eski bir balerin olan, otoriter anne Erica Sayers ile birlikte Newyork’da yaşayan başarılı bir balerindir. Balerinliği Nina’ya hamile kaldığı için bırakan annesi, bir yandan Nina’yı suçlayarak Nina’nın hayatı üzerindeki rolünü, bir anneden öte hastalıklı bir birey olarak yaşamakta, öte yandan ise erişemediği tüm duyguları Nina üzerinden gerçekleştirmek istemektedir. Bu baskıcı tutum, Nina’nın yetişkinlik döneminde dahi ona bir çocuk gibi davranılmasına neden olur.

Nina, New York’un en saygın bale topluluklarından birinde uzun süredir çalışmaktadır. Topluluk Tchaikovsky’nin ‘Kuğu Gölü Balesi’ gösterisini yeniden yorumlamak için bir seçim yapacaktır. Ancak bu yeni versiyon için beyaz kuğu ve ikiz kardeşi siyah kuğuyu, aynı balerinin canlandırması istenmektedir. Bu görevi üstlenecek balerinin beyaz kuğunun; kırılgan, zarif ve masum yanları ile birlikte, siyah kuğunun sahip olduğu tutku ve şehveti de dansında gösterebilmesi beklenmektedir. Aynı zamanda rolü alacak kişi, siyah kuğuyu daha önce oynamış Beth’in yerini alacaktır. Nina, beyaz kuğunun naifliğine ve kırılganlığına sahiptir ancak siyah kuğunun sahip olduğu, tutku ve şehvet; San Francisco’dan gelen balerin Lily’de mevcuttur. Bu durum rekabet ortamının doğuşuna neden olur. Rolü almayı çok isteyen Nina, o güne kadar bastırdığı tüm duygularını yavaş yavaş açığa çıkarır. Kendi içinde yaşadığı zıtlıkların mücadelesi sonucunda; Nina, sürekli korumaya çalıştığı mükemmeliyetçi ve dengeli ruh halini, yavaş yavaş kaybetmeye ve kontrolü yitirmeye başlar. Bastırılmış olanın, mevcut olanla yer değişimi ile birlikte kişilik bölünmeleri başlar. Nina, hem bu durumu kontrol altına almak hem de gösteride ‘Kuğu Kraliçesi’ni oynamak istemektedir.


‘Siyah Kuğu’,aydınlatma kaynağı kullanımına göre, esas olarak iki tür aydınlatma biçemine sahiptir.

Gün ışığı gibi doğal yollarla elde edilen; doğal aydınlatma; dış mekânlarda yayınık ve doğrultulu /iç mekânlarda ise açıklıklardan (pencere, kapı, vb.) mekâna doğru gelen, aydınlatma şeklinde kullanılmaktadır. İkincil aydınlatma kaynakları/ destekleyici donanımlar ile elde edilen yapay aydınlatma; filmdeki iç-dış mekân kullanımında, film temasına en uygun görsel sunumu desteklemektedir. Çok sık olmasada bazı sahnelerde, bu iki aydınlatma şeklinin, birlikte kullanıldığı durumlar da mevcuttur.

Doğal ve yapay aydınlatma kullanımı ile sağlanan ‘doğrultulu’ veya yayınık aydınlatmanın uygun oranda birleşimi ile film görseli adına en uygun ışık-gölge birlikteliği sağlanabilmektedir.

Doğrultulu aydınlatma kullanımı ile karakter ya da konunun; ön plana çıkarılması, vurgulanması, sınırlandırılması, anatomik hatların belirginleştirilmesi, belirgin gölge durumu sağlanırken, yayınık aydınlatma kullanımı ile sahnede görüntülenen her şeyin eşit derecede görünür kılınması, aşamalı gölge oluşumu ve belirgin gölgelerin hafifletilmesi gibi görsel etkiler sağlanabilmektedir.

Çoğunlukla, doğrultulu ve yayınık aydınlatmanın birlikte kullanıldığı durumlarda, hangi kullanımın ağırlık kazandığı; gölge keskinliği/belirginliği gibi durumlara göre değerlendirilmiştir.

Grafikler doğrultusunda; en fazla düşsel mekân, bar mekânı ve opera binası-II içinde, doğrultulu aydınlatma kullanımının ağırlık kazandığı, ev mekânı, opera binası-I, ortamlarında ise yayınık aydınlatmanın baskınlığı saptanmıştır.

CHIAROSCURO

“Işık ve gölgenin birlikteliği anlamına gelen chiaroscuro; figürler veya objeler arasındaki uzaklığı da hesaba katarken karanlık bölgeler de dahil resmin her yerinde ‘ışığın varlığını duyumsatma’ tekniğidir.

Derinlik ve hacim görüntüsünü güçlendirebilen, sanatsal anlamda yaratılan, ilk örnek ‘Chiaroscuro’ aydınlatma yöntemidir. Bu yöntemde kullanılan ışık-gölge karşıtlıkları ile ana amaç, imajda vurgunun yapılacağı yerin belirlenmesi ve aydınlık-karanlık alan dengesinin kurulabilmesinin sağlanışıdır.

Bu aydınlatma yöntemindeki açık ve koyu alanlardaki kontrastlık derecesinin azlık ya da çokluk değişimlerine göre, Chiaroscuro aydınlatma biçimsel anlamda üç gruba ayrılır.



REMBRANDT TEKNİĞİ

Chiaroscuro aydınlatma teknikleri içinde, resimsel derinliği en iyi sağlayabilen aydınlatma tekniği olarak tanımlanabilir. Görsel üzerinde vurgulanması gereken alan dikkatlice ışıklandırılırken, diğer alan kasten yarı karanlık ya da tam karanlık bırakılır. Konunun aydınlatılması için vurgusal aydınlatma sağlayıcı kaynaklar kullanılır. Gölgelendirme aşamalı olarak gerçekleştirilir.

Kompozisyonun görsel düzenlenişinde, aydınlatmanın sağladığı seçicilik, ön plan üzerinde yoğunlaşır ve arka plandaki durumlar, öne oranla daha karanlıkta bırakılır.

Rembrandt aydınlatma tekniğinde, konunun anlatımını destekleyen alanlar ışıklıdır. Geri kalan alanlar gölgede bırakılarak ana tema yanında daha etkisiz halde bırakılır. Görsel üzerindeki alan yaratımı, ışık-gölge yoğunlukları ile sağlanır.

CAMEO TEKNİĞİ

Cameo aydınlatma yöntemi için, birincil amaç odak noktasının tek bir yerde toplanması ve vurgunun aydınlatılan nesne üzerine yapılıp, arka planın tamamen aydınlıktan yoksun bırakılmasıdır. Bu durumda, ön planda konu edilen durum odak noktası haline getirilmektedir .

Cameo aydınlatma tekniği yüksek şiddetli ışık kaynakları ile yapılabilir ve konu ardındaki detayın önemsiz olduğu söylenebilir .

Görselin boyutsal gösterimi içinde nesnel yapının durumu tanımlanmaktadır. Bu da mekân-nesne arası ilişkiden fazla, nesnenin kendi içindeki yapısal durumunun sunumudur. Gölge görünümü, yalnızca aydınlatılan konu üzerinde hissedilir, görselin geri kalan kısımları tamamen karanlıktır.

AYDINLATMA TEKNİKLERİ
SİLÜET TEKNİĞİ

Görsel anlamda siluet, konunun genel hatlarını ve görselin çevresiyle olan ilişkisini belirleyen, filmsel kullanımı ile dramatik ve gizemli hava yaratabilen görüntü olarak tanımlanabilmektedir. Silüet aydınlatma yöntemine göre konu (ön plan) karartı, karanlık görünürken, arka plan zıtlığın gösterimi için aydınlıktır. Işık-gölge kavramları arasındaki karşıtlığı çok yüksektir.

 Siluet görünümü, yorumlayan kişiye görsel durumları doğrudan vermek yerine, izleyenin keşfetmesini sağlayan durumlar sunduğu için, görsele odaklanma durumu sağlar.

 Renksel ya da dokusal ifadeleri yansıtmak yerine konunun sahip olduğu formsal, boyutsal durumu ve çevresiyle ilişkisini tanımlar.
 Silüet görünüm konu hakkında zengin detayları belirlemek için kullanıma uygun değildir.

NOTAN TEKNİĞİ

Chiaroscuro aydınlatmanın aksine, notan(düz)aydınlatma yönteminde ışık yayılımsal olarak dağılır ve birçok yönden alınarak, kompozisyonda karanlık alanlar bırakılmayacak şekilde, tüm konunun aydınlatılması sağlanır. Bu yöntemle yapılmış bir çalışmada belirgin gölgeler bulunmaz ve ortamda vurgulanan tek bir konu olmaz.

 Ancak her yönden aydınlatılmış konuda üç boyutlu görünümden, basık ve düz bir görünüme ulaşılır. Notan aydınlatmada ışık-gölge zıtlığı kullanılmadığından, resimsel görüntüyü düz bir biçimde ifadelendirir.(Şekil 3.62.)

 “Düz aydınlatmanın amacı, sadece nesnelerin görüntü boyutu içinde, ayrıntılı olarak görünebilmesini sağlamaktır. Bu aydınlatmada hiçbir estetik kaygı yoktur. Düz aydınlatmada geri ışık çok az kullanılır ya da hiç kullanılmaz. Bu nedenle cisimler iki boyutlu olarak görünür. “ (Meb, 2008b:21) .[135]


DÜŞÜK ANAHTAR AYDINLATMA
Çekim yapılan mekânda, birkaç vurgulu aydınlatmanın konuyu aydınlattığı bunun dışında, imajda ağırlıkla gölge durumunun baskın olduğu aydınlatma yöntemidir. Işık-gölge karşıtlıklarının yüksek olduğu, bunun sonucunda belirgin gölge konturu yaratılan ve imajda koyu ve karanlık kısımların egemen olduğu aydınlatma tekniğidir.

 Dramatik anlatının egemen olduğu yapımlarda çoğunlukla tercih edilen düşük anahtar ışık yöntemi; cinayet, ölüm, tuzak, başkalaşım gibi durum anlatılarında, dehşet ve gerilim unsurunun, aydınlatma üzerinden sağlanmasını olanaklar; (Şekil 3.63.)
 Korku, gerilim ve gizem türü filmlerde bilinçli olarak tercih edilen aydınlatma metodudur. Çünkü insanlar az ışığın yarattığı bilinmeyen karşısında korkmaya eğilimlidir. Az olan ışık kaynağının olabildiğince uzağa konumlandırılması ile karanlıkta birinin saklandığı düşünülebilir. Bu yöntem seyircide gerilim inşa eder ve korku türünden beklenilen de budur.

YÜKSEK ANAHTAR AYDINLATMA
Yüksek anahtar aydınlatma tekniği, günün belli bir zamanını ya da ışığın farklı durumlarını sunar. Düşük anahtar aydınlatma kullanımının aksine, aydınlık alanların fazla olduğu, konu ya da kişilerin aydınlatılmasında; düşük miktarda kontrastın kullanıldığı aydınlatma yöntemine ‘yüksek anahtar aydınlatma yöntemi’ denilmektedir. Genel görünümde beyaz renk aralığının baskındır.

 Film, televizyon ve fotoğraf görselleri, teknoloji kullanımı ile aydınlatma oranını denetlemeye ihtiyaç duyar. Genellikle iyimser modun yükseltilmesi için; komedi, sit kom, müzikal, drama ve macera filmlerinde yaygın olarak kullanılır. Sıklıkla olarak kullanılmasa da korku filmlerinde de tercih edildiği örnekler mevcuttur. (Şekil 3.65)

 Bu yöntem ile karanlık-aydınlık arası geçişler aşamalı hallerde sunulabilir. Çoğunlukla anlatının belirsizleşen kısımlarında kullanılmaktadır.
 Sahne görünümü aydınlık düzeyi bağlamında homojen ve gölge görüntüsünden yoksundur.

Gölge, fiziksel anlamda yayılan ışığın bir engelle karşılaştıktan sonra, nesnenin ya da kişinin aydınlatılmış tarafının tersi yönde oluşan karanlık ya da ışığın ulaşamadığı bölge olarak tanımlanabilir. Işığın çarptığı nesne saydam olmadığı sürece, gölge daha ileri gidemez.

Işık-gölge arasındaki niteliksel değişim ya da geçişler seyircinin sahnede daha fazla aydınlatılmış olana doğru yönelim sağlaması anlamına gelmektedir. Bu çeşit bir ilgi yönlendirmesi, çoğunlukla hareketli oyuncunun sahnedeki diğer kişi ya da objelere göre daha fazla aydınlatılmasıyla gerçekleştirilmektedir. Az yoğunluklu aydınlatılan karakter ise izleyende merak uyandırır.
 Gölge yardımıyla korkutmak mümkündür. Karakterin sahip olduğu gölge görüntüsü, aydınlatmanın uzaklık-açı değerlerinin değişimi ile istenildiği durumda, oransal olarak büyütülebilir ya da küçültülebilir.
Gölgesel gösterim bilinçli kullanımlarla filmin görsel etkisini güçlendirir. Gölge sunumları ile korku temaları yaratmak birçok korku-gerilim filminin başvurduğu bir yöntemdir. Sinemasal sunumda gölgenin sahip olduğu durumlar şu şekildedir:
 Gölge Keskinliği
 Gölge Yoğunluğu
 Gölge Boyutu

 Gölge yardımıyla nesneleri boyutlandırmak ve çevresel ilişki kurabilmek, mümkündür,

 Sinemasal anlatıda, gölge istenmeyen durumları saklayıp, merak uyandırır,

Sınemasal Korku
Full transcript