Loading presentation...

Present Remotely

Send the link below via email or IM

Copy

Present to your audience

Start remote presentation

  • Invited audience members will follow you as you navigate and present
  • People invited to a presentation do not need a Prezi account
  • This link expires 10 minutes after you close the presentation
  • A maximum of 30 users can follow your presentation
  • Learn more about this feature in our knowledge base article

Do you really want to delete this prezi?

Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again.

DeleteCancel

İttihat Ve Terakki Karşısında Kurulan Partiler

No description
by

hılal oz

on 23 April 2016

Comments (0)

Please log in to add your comment.

Report abuse

Transcript of İttihat Ve Terakki Karşısında Kurulan Partiler

1 Hürriyet Ve İtilaf Fırkası:
1908 Temmuzdan itibaren söylenmeye başlanan kardeşlik şarkılarının ve onun her tınısı dolduran Osmanlıcılık ideallerin gerçeklerden uzak hayalî düşler olduğu 1911 yılından itibaren anlaşılmaya başlandı
23 Temmuz 1908 ilan edilen II. Meşrutiyet’ten sonra Meclisi Mebusan1 seçimleri yapıldı ve yeni meclis 17 Aralık 1908 toplandı.
Meclisin toplanmasıyla birlikte, 1876 Anayasası’nın, “hakimiyeti milliye” (ulus egemenliği) anlayışını yansıtacak biçimde değiştirilmesi gündeme geldi.
Vasat duruma gelen yeni anlayışa göre, 1876 Anayasası, padişahın bir “ihsanı” olmakla, ulus egemenliği ilkesine uygun düşmüyordu.
Gerçi toplanan yeni meclis bir kurucu meclis olmadığından, yepyeni bir anayasa yapma yetkisi yoktu.
Uzun ve ciddi tartışmalardan sonra 1876 Kanun-ı Esasi 1909, 1914, 1915 (iki kez) ve 1916 (üç kez) olmak üzere tam yedi kez değiştirilmiştir.
II. MEŞRUTİYET’İN İLANINDAN SONRA ANAYASA’DA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
A) Sosyal Ve Kültürel Alanda Yapılan Islahatlar
II. MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE YAPILAN DİĞER ISLAHAT HAREKETLERİ
sosyal hayata bakılacak olursa en önemli değişim kadın hakları ve eğitimi gibi meselelerde yapılan çalışmalardır.
Kadının, toplumsal ve ekonomik hayata katılma süreci kadın derneklerinin kurulmasını da sağlamıştır
Evlilik, yalnızca dinî olmaktan çıkarılmış, ailenin biçimlendirilmesi kültürün bir parçası ve millî kültürün yükseltilmesi için zorunluluk olarak görülmüştür.
Bunun için 1 Mart 1916’da kadınları koruyan bir halife iradesi çıkarılmıştır.
İttihat Ve Terakki Karşısında Kurulan Partiler
Ülke içindeki bu siyasi gelişme Hürriyet Ve İtilaf fırkasının kurulmasıydı.
21 Kasım 1911’de İttihat ve Terakki’den ayrılanlar ve diğer muhalif mebuslar tarafından kurulan bu fırka en güçlü muhalefet idi.
İttihat ve Terakki karşı örgütlenen bu yapı ittihatçıları saf dışı bırakıp kendilerini etkin hale getirmekti
Meclis içindeki Mutedil Hürriyet Fırkası, Osmanlı Demokrat Ahali ve Ahrar Fırkası bu oluşum içinde erimiş Meclis-i Mebussan da bulunan Rum, Bulgar, Arnavut, Ermeni azınlıkları da ittihatçılar karşısında bu grubun içinde yer almıştı.

2. Osmanlı Ahali Fırkası:
Meşritiyet tarhinin ikinci büyük muhalefet partisi Ahali fırkası’dır.
1910 şubatında kurulan fırka aynı zamanda İTC ikinci büyk kopuşu simgelemkteydi.
Liderliğini Gümülcine Mebusu İsmail Bey’in yaptığı Ahali Fırkası’nın iktidar partisi ile yaşadığı her kriz onu biraz daha Sabahattinci fkirlere yakınlaştırmıştı.
3. Osmanlı Ahrar Fırkası:
II. Meşrutiyet döneminin ilk ciddi muhalif oluşumu 1908 ağustosunda şekillenmeye başlamıştı, ve Eylül ayında kaliba dökülmüştü.
14 Eylül 1908’de Nureddin Ferruh ve Ahmet Samim tarafından kuruldu
. Fırka döenim önemli kişilerini arasına katmış lieral bir eğilimde olduğu için destekçileri de bu yönde olmuştu.
Fırka “Türkiye’de Garb demokrasilerinin anladığı mahiyette kurulan ilk parti” olarak tanmlanabilir
4. Fedekaran-ı Millet Cemiyeti:
Fedakaran-ı Millet Cemiyeti’nin kuruluşunda ikinci meşrutiyet döneminde yaşanan sürgün ve firariler sorunu en önemli etken olmuştur.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden bekledikleri ilgiyi göremeyen, hürriyetin ilanında kendi rollerinin küçümsendiğini ve meşrutiyetin ilanından sonra hak etmeyen kişilerin de hürriyet kahramanı olarak ortaya çıktığını düşünen sürgün ve firariler, siyasal örgütlenme çalışmalarına başlamışlardır.
kurucuları: Avnullahül Kazimi, İsmail Hakkı Bey, Necip Nadir Bey, Abdülkadir Bey
5. İttihat-ı Muhammeiye Fırkası:
İttihad-ı Muhammedî Fırkası, Osmanlı İmparatorluğu'nda İkinci Meşrutiyet döneminde faaliyet gösteren İslamcı siyasi parti.
5 Nisan 1909'da kuruldu.
Adı, günümüz Türkçesinde Muhammedçi Birlik Partisi anlamına gelir.
31 Mart Vakasından 10 gün önce kurulmuştur, parlamento ile direkt ilgisi bulunmayıp muhalefetin en şiddetli kesimini temsil etmiştir.
Kurucusu Derviş Vahdeti'dir.
Kurucuları arasında Derviş Vahdetî haricinde Ferik Rıza Paşa, Süheyl Paşa, Mehmet Sadık gibi muhalif isimler de bulunuyordu.
Fırka kurulduktan kısa süre sonra Volkan gazetesi de yayına başladı.
Derviş Vahdetî ve diğer Volkan yazarları, başlangıçta İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni desteklemişlerse de daha sonra İttihatçıların özgürlükleri kısıtlayıcı uygulamalarını ve diğer politikalarını eleştirip muhalif bir parti olmuşlardır.
6. Osmanlı Demokrat Fırkası
: II. Meşrutiyet dönemi siyasi atmosferini zenginleştiren bir diğer fırka Osmanlı Demokrat Fırkası’dır.
Hürriyetin ilanından sonra Avrupa’da Abdülhamit istibdadına karşı mücadele veren kişilerce 1909 Şubatında kuruluştur.
7. Mu’tedil Hürriyetperveran Fırkası:
Meclis-i Mebusan’ın ikinci açılış yılı başlangıcı yeni bir parti oluşumuna tanıklık etmiştir.
Ahrar fırkasının kapanmasından sonra bir araya gelerek yeni bır fırka oluşturmayı gerekli görmüşlerdi.
Mudetil Fırkasının asıl kitlesini parlamentodaki Arap mebuslar oluşturmuş fakat Rum, Arvanavut vekilleri de yanlarına almışlardı.
Şam’da şube açması nedenyle bir Arap partisi olarak görülen Mutedil fırkasının başına hiçbir zaman bir arap getirilmemiştir.

8. Islahat-ı Esasiye-i Osmaniye Fırkası:
Eski Stocholm elçisi Şerif Paşa tarafından kurulmuştur.
Fırka kapatılıncaya kadar Şerif Paşa başkanlık etmiştir. Şerif Paşa ilkdönemlerde İttihat ve Terakkiye bağlı kalmış ancak istediği Londra elçiliğini alamayınca bu cemiyetin karşısında yer almış ve kendine bir parti kurmuştu.
Şerif Paşa ölüm tehlikesi yüzünden Paris’e gitmiş ve partisini burada kurmuş dönemin Fransa Hükümetinde olan Radikal Sosyalist Partisinden etkilenerek partisine Le Parti Radical Ottoman adını vermişti.
Bu parti yurt dışında kurulmuş siyasal parti örneği olmuştur.
Ülke dışında Şerif Paşa’nın çevresi ve parasıyla beslenen Islahatçılar İttihat ve Terakki’ye karşı serbest ve sert bir muhalefete geçmişlerdi.
9. Osmanlı Sosyalist Fırkası
: II. Meşrutiyet döneminde İstanbul'da kurulan siyasal parti. Türkler tarafından kurulan ilk sosyalist partidir.
Şubat 1910'da İştirak dergisini yayınlamaya başlayan Hüseyin Hilmi 'nin girişimleri sonunda Eylül 1910'da Osmanlı Sosyalist Fırkası kuruldu
10. Milli Meşrutiyet Fırkası
: Balkan ovalarında bozguna uğrayan Osmanlıcılık ideolojisi İstanbuldaki siyaset sahnesinin de dalgalanmasına yol açmıştır.
Fırka iki fesih sonrası Gazi Ahmet Muhtar Paşa hükümetinin meclissiz döneminde ve Balkan krizine gebe günlerde kurulmuştur.
İttihatçı- İtilafçı cepheleşmenin yoğunlaşmaya başladığı bir dönemde siyasal yaşama atılan Fırka’nın ideolojikbakımdan önemi Meşrutiyet dönenimde kurulan ilk açık Milliyetçi fırka olmasıdır
Kanun Dışı Tutuklama Yasağı
: Kanun-u Esasînin 10’uncu maddesi, bugün “kişi güvenliği” dediğimiz temel hakkı düzenliyordu. Bu hak ilk şeklinde sadece kişileri kanun dışı “cezalandırmalara (mücazat)” karşı koruyordu.
Sansür Yasağı:
Kanun-u Esasînin ilk şekli “matbuat kanun dairesinde serbesttir” diyordu.
1909 değişikliğinde buna “hiçbir vesile ile kableltab teftiş ve muayeneye tâbi tutulamaz” hükmü ilave edilmiştir.
Bu hüküm ile sansür yasaklanıyordu
Padişahın Sürgün Yetkisinin kaldırıldı
1909 değişikliği ile 113’üncü maddedeki bu hüküm kaldırılmıştır.

Haberleşme Gizliliği:
Kanun-u Esasîye yeni bir 119’ncu madde eklenmiştir. Bu madde haberleşmenin gizliliği esasını kabul etmektedir.
Toplanma Hakkı:
1909 değişikliği ile Osmanlılara “toplanma hakkı tanınmıştır
Hükümetin devlet içindeki yeri güçlendirildi.
Bir kere kanun teklif etmek için Padişahın iznini alma şartı kaldırılmıştır.
İkinci olarak kanun tekliflerinin ilk önce Şura-ı Devlette görüşülmeleri usûlü iptal edilmiştir.
Üçüncü olarak Kanun-u Esasînin ilk şeklinde olan Padişahın mutlak veto yetkisi, 1909 değişikliği ile “geciktirici ve zorlaştırıcı veto yetkisi”ne dönüştürülmüştür.

Heyet-i Vükelânın kuruluş tarzı tamamen değiştirilmiştir.
1909 değişikliğine göre, sadrazam Padişah tarafından atanacak, diğer vekiller ise sadrazam tarafından seçilecektir.
1909 değişiklikleri ile Heyet-i Vükelanın (Bakanlar Kurulunun) Padişaha karşı değil, Meclisi Mebusana karşı sorumlu olduğu esası kabul edilmiştir, 1909 değişikliği bakanların kolektif ve bireysel sorumluluklarını açıkça kabul etmektedir.
Meclis-i Mebusan Heyet-i Vükelayı güvensizlik oyuyla düşürebilecektir.
Padişahın hukukî statüsünde yapılan değişiklikleri: Padişahın yemini,
Padişahın tahsisat,
Padişahın hükümet teşkilindeki rolü,
Padişahın rütbe ve mansıp tevcihi,
Padişahın umumî af ilânı,
Padişahın Meclisi akd, tatil ve fesih selâhiyeti
1876 Kanun-u Esasîsinin ilk şeklindeki Padişahın görev ve yetkileri, 1909 değişikliğinde de esas itibarıyla korunmuştur .
Ancak artık Padişah, bu yetkilerini sadrazam ve ilgili vekilin karşı imzasıyla kullanabilir.
Yargı 1876 da yapılan reformlar iyi sonuçlar alınmıştır ki 1909 değişikliklerinde yargıya ilişkin bir değişiklik yapılması ihtiyacı hissedilmemiştir.
Yine ufak açıkalamalar getirildiği görülür mesela; Toplanma ve dernek kurma hak ve hürriyetleri kabul edilmiştir.
Haberleşme belhgelerinin gizliliği benimsenmiş kişi hürriyeti güçlendirilmiş ve açıklığa kavuşmuştur.
Kanunun belirlediği nedenlerin dışında bir sebep ile cezalandırma usulleri kaldırılmıştır.
1909 değişikleriyle artık Osmanlı rejimi bir “meşrutî (sınırlı, anayasal) monarşi” haline gelmiştir.
Böyle bir sistem esas itibarıyla demokratiktir.
Böyle bir sistemde yasama yetkisi halkın temsilcilerinden oluşan yasama organı; yürütme yetkisi ise esas itibarıyla yasamanın güvenine dayanan hükûmet tarafından kullanılır.
Padişahın gerek yasama ve gerek yürütme alanındaki yetkileri semboliktir.
1909 değişiklikleriyle Osmanlı İmparatorluğunun mutlak monarşiden kesin olarak çıktığını ve “sınırlı monarşi” dönemine girdiği görülür
OSMANLICILIK
: Osmanlıcılığı Osmanlı İmparatorluğunu n bütünlüğünü muhafaza edebilmek için etnik kimlik taleplerini aşmaya veya en azından belli bir düzeyde tutmaya çalışan her türlü pratik ve düşünceyi tanımlar
Osmanlıcılar “mili birlik ile beraberlik sadece Osmanlı birliği ile mümkün olur ve devlet de bu yolla yıkılmaktan kurtulabilir”.
Fransız İhtilali’nin yaydığı hürriyet, eşitlik, milliyet (bir etnik gruba ait olma) gibi fikirler çok uluslu bir yapıya sahip olan yani etnik birliği olmayan Osmanlı’yı olumsuz etkilemiş ve Osmanlı devlet adamları gelişmekte olan milliyetçilik hareketlerinin karşısında Osmanlıcılığı, devletin siyasi birliğinin korunması, devletin devamlılığı için ortaya atmışlardır.
Bu fikri birçok kişi benimsemiş en önemli temsilcileri Mithat Paşa Namık kemal ve Ziya paşa olmuştur.
Namık KEMAL
Ziya PAŞA
BATICILIK
: Batıcı düşünceyi benimseyenler, yeni açılan eğitim kurumlarında yetişen, Aydınlanma düşüncelerinden ve Batılı oryantalistlerden etkilenen, bürokrat-aydın çevreleriydi.
Çoğu, devletin gerilemesinin sebebinin İslâm dini olduğu iddialarını onaylıyordu.
Bu akımın öncülüğünü yapan, aynı zamanda Yeni Osmanlılar muhalefetinin önde gelen önderlerinden, olan Şinasi Avrupa modernleşmesiyle İslâmî geleneklerin bağdaşmasının mümkün olduğunu iddia ediyordu.
Abdullah Cevdet, Celal Nuri, Kılıçzade Hakkı tanınmış temsilcileri olarak kabul edilebilir
ABDULLAH CEVDET
CELAL NURİ
Türkçülük
: 19. yüzyıla kadar Osmanlı edebiyatında Türk terimine nadiren rastlanırdı. Yüzyıllar boyunca Türk sözcüğünü, Osmanlıları kast ederek, sadece Batılılar kullanmışlardı.
Başlangıçta Türkçülük üzerinde uğraşanlar da Türkler değil, Avrupalı Yahudiler, Macarlar ve Rusya kökenli Türkler olmuştu.
Daha sonraki dönemlerde Devletin dini, dili, ırkı ve kültürel bir olan Türk unsuruna dayanarak kurtulacağını Osmanlı Devletinde yaşayan tüm Türklerin din, dil ve kültür alanında birbirlerine bağlanmalarını savunur
Ali Suavi, Mahmut Celalettin Paşa ve Gaspıralı İsmail Bey’i Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin , Hüseyin Cahit Yalçın öncüleri arasında sayabileceğimiz Türkçüler düşüncelerini daha çok dil, kültür ve ekonomi meseleleri üzerinde yoğunlaştırmışlardır.
Türk Ocağı kurulduktan sonra, Türk Yurdu dergisi de Türk Ocağı’nın yayın organı haline geldi.
Ziya Gökalp
Yusuf Akçura
Ömer Seyfettin
Hüseyin Cahit Yalçın

İslâmcılık:
İslami inanç, ibadet, ahlak, felsefe, siyaset ve eğitim görüşü ile yeniden bir bütün olarak hayata hâkim kılma arzusu, İslam toplumlarını her türlü sömürüden kurtarmak ve birleşmelerini sağlamak amacına yönelik mefkûre;
fikrî, siyasî ve ilmî çalışmaların teklif ve çözümlerin bütününden oluşan bir hareket olarak tanımlamak da mümkündür.
Genç Türklerin Osmanlıcılık sistemini kabul etmelerine karşılık II. Abdülhamid de yönetimi boyunca İslamcılık fikrini kabul etmiştir

İslâmcı aydınlar, modernleşme hareketinin içinde yer alarak, ilmiye sınıfının kaybolmakta olan etkinliğini yeniden kazandırmaya çalışıyorlardı.
Genellikle devletin çöküşüyle dinin çöküşünü bir tutuyorlardı.
Batıcılar gibi onlar da İslâmî esaslara aykırı buldukları istibdat rejimine karşı çıkıyorlardı.
İslamcılık fikrinin bir ideoloji haline gelmesi 19. yüzyılın sonlarında olmuştur.

Said Halim Paşa
Mehmet Akif Ersoy
M. Şemseddin
Mahmud Esat
Dönemin kadınları tarafından özgürlüğün ilanı olarak algılanan İkinci Meşrutiyetin ilanı, yeni modern kadın modelinin de şekillenmeye başladığı süreç olmuştur
aile hukuku kararnamesi” de bu dönemde çıkarılmıştı.
Bu kararname ile nişanlanmaya yeni bir hukuksal boyut getirilerek, kamu otoritesinin, yani devletin aile işlerine müdahale etmesi hükmüne yer verilmiştir.
Evliliğe yaş sınırı getirilmiş, kızların küçük yaşta evlenmelerine izin verilmemiştir
Kızlar için 1913 yılında ilk kız lisesi olan İstanbul İnas Sultanîsi, bugünkü adıyla İstanbul Kız Lisesi açılmış ve bunu halen günümüzde de eğitim veren Erenköy, Çamlıca ve Kandilli Kız Liseleri’nin açılışı takip etmiştir
kamu kuruluşlarındaki savaş dolayısıyla erkeklerden
boşalan kadrolara kadınların getirilmesi kadının iş hayatına atılması noktasında önemli bir basamak teşkil etmiştir.

1917 yılında kızlar için Güzel Sanatlar Okulu ve Konservatuar, terzilik eğitimi veren okullar ile hemşirelik ve ticari derslerin verildiği okullar açılmıştır.
II. Meşrutiyet döneminde sağlık alanında da gelişmeler olmuştur.
1913’te bir hastabakıcı kursu açılmıştı. Merkezde ve taşrada dispanserler, köylerde sağlık şartlarının iyileşmesi için 1913 talimatname çıkartılıp sağlık alanında gelişmeler yaşandı
İDARİ ALANDA YAPILAN ISLAHATLAR

1912 de asayişin daha kolay sağlanabilmesi için Jandarma Teşkilatı,
Harbiye Nezaretinden alınarak Dahiliye Nezaretine bağlanmıştır.

Polis Teşkilatında da düzenlemeler yapılarak 1909 da
merkezde “Emniyet-i Umumi Müdürlüğü” kurulmuştur.

İstanbul da bulunan çok sayıda belediye dairesi,1912 de çıkarılan bir kanunla “İstanbul Şehremaneti” adı altında bir tek belediye dairesi haline getirildi
Memur Müfettişleri Teşkilatı kurulmuştur.
Taşra ve mahalli yönetime de el atılarak “İrade-i Seniyye” kanunu çıkarılmıştır
Posta Teşkilatına büyük önem verilerek Posta ve Telgraf Nezareti kuruldu.

Eğitim Alanında Yapılan Islahatlar
II. Meşrutiyete dönemi, Türkiye tarihinde eğitim üzerinde en çok yazının yazıldığı ve tartışıldığı ve eğitim sorunları ile en çok ilgilenilen ve deneyimler kazanılan bir dönem olmuştur.
II. Meşruiyet döneminde eğitim sistemi ile ilgili olarak mühim isimlerin görüşleri yer alır bu kişiler; Emrullah Efendi, Ziya Gökalp, Prens Sabahaddin gibi aydınlar Osmanlı eğitim- öğretim hayatında etkili isimler oldu.
1915 yılında çıkartılan Mekatib-i Husiye Talimatnamesi ile cemaat ve yabancı okullarında devlet kontrol ve denetimi sağlanmıştı
II. Meşrutiyet dönemi Türk tarihinde, eğitim üzerine en çok yazının yazıldığı ve eğitim sorunlarıyla en çok ilgilenilen bir dönem olmuştur. Kızlar için ilk üniversite ve lise düzeyinde okullar açılmıştır
İstanbul ve büyük şehirlere sayıları artan ana mektepleri ve çocuk bahçeleri için 15 Kasım 1915 tarihinde bir nizamname yayınlandı
İlköğretim alanında en önemli gelişme Emrullah efendinin hazırladığı 1913’de Tedrisat-ı İptidaiye Kanun-i Muvakkati çıkarılmış ve kanun geçici başlığına rağmen Cumhuriyet yıllarında da birçok maddeleri yürürlükte kalmıştır
Orta öğretimde yapılan değişikler özellikle İdadilerde görülmüştü. 1. Dünya savaşı öncesinde idadiler Sultaniye çevrilmişti, sayıları 50 civarındadır.
Sultaniler erkeklere ve kızlara ayrı ayrı yapılmış ve yatılı olarak eğitim vermişlerdi
Medreselerde ise durum 26 Şubat 1910 tarihli Medaris-i ilmiye Nizamnamesi yayımlanmasıyla değişmeye çalıştı.
1914 yılında Şeyhülislam Ürgüplü Hayri Efendi Islah-ı Medaris Nizamnamesini çıkarmıştı.
Böylece İstanbul’daki medreseler tek bir çatı altında toplanmıştı.
2 Nisan 1917 tarihinde çıkartılan yeni bir kanunla vâkıflara bağlı bulunan medreseler Şeyhülislamlık makamına bağlanmıştı.
Yükseköğretim alanında ise 1910 yılında Tedrisat-ı Aliye Dairesi kurulmuştur.
12 Eylül 1914 de sadece kız öğrenciler için Zeynep Hanım Konağında kurulmuştu.
2 Nisan 1917 de çıkarılan bir kanunla medreseler Evkaftan alınarak MEŞİHAT-I İSLAMİYE’YE (Şeyhülislamlığa) verilmekle de Tefrik-i Tedrisat’a gidildi.


1912 de Hukuk, Tıp, Fen ve Edebiyat bölümlerinden öğrenci yetiştirilmiştir.
1915 1918 yılları arasındaki dönemde Almanya ve Avusturya’dan bilim adamları getirilmiş ve Darülfünun da görevlendirilmiştir.
1916 da kızlar için Darülfünun kapıları II. Meşrutiyet döneminde Yükseköğretim alanında atılan en büyük adım ise İnas Darülfünun açılması oldu.
Eğitimde tekrardan bu döneme bakılacak olursak Satı Bey’in çalışmaları önemli yer tutar.
İstanbul Darülmuallimin de göreve gelir gelmez köklü bir değişim içine girmiş olan Satı Bey Okulu yeniden yapılandırmayı amaçlamıştır.
Emrullah Efendi 1909’da Maarif-i Umûmiye Kanun Lâyihası’nı hazırlamıştır.

II. Meşrutiyet döneminin en önemli eğitim hareketlerinden biri de “Terbiye Encümeni” (Eğitim Komisyonu) çalışmalarıdır. 1917 yılında yayımlanmaya başlayan “Terbiye Mecmuasında çıkan bir haber ile duyurulan bu çalışma, Satı Bey başkanlığında bir komisyon oluşturulduğunu haber vermektedir.
“Milli Terbiye” konusu da bu dönemde eğitim bilimcilerce sıkça dile getirilen, çalışmalara konu edilen bir mevzu olmuştur
II. Meşrutiyet dönemin de Rusya’dan doğu eserlerinin toplayan Katanof adında Şarkiyatçının yedi bin ciltlik kütüphanesi satın alınarak İstanbul’a getirildi. II. Meşrutiyet döneminde sanata ilgi artmış; musiki ve tiyatroda ilerlemeler kaydedilmiştir.
II. MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE ORDUDA’Kİ ISLAHAT HAREKETİLERİ
İkinci Meşrutiyetin ilanıyla birlikte, idari alandaki yeniliklere paralel olarak, ordu teşkilatında yeni bir düzenleme yapılmak suretiyle silah ve malzeme miktarı artırılmış ancak, Trablusgarp ve Balkan Savaşları nedeniyle ordudaki gelişmeler sekteye uğramıştır.
Meşrutiyet sonrası ilk çalışma Türk Ordusu içinde tanınan ve sevilen biri olan ve birçok kurmay subay yetiştirmiş olan Von der Goltz 1909 yılında yeniden Türkiye'ye çağrılmıştı
Sultan Abdülhamid döneminde çok zayıflayan donanmanın ıslahı görevi İngiliz Amiral Limpus'a, jandarma birliklerinin ıslahı ise Fransız General Bauman'a verilmişti.
9 Temmuz 1910’da yayınlanan “Devlet-i Aliye-i Osmaniye Ordusu’nun Teşkilat-ı Esasiye Nizamnamesi” 1911 yılında yürürlüğe kondu
Balkan savaşlarından sonra ,ordunun yeniden düzenlenmesi için 14 Şubat 1913’te “Teşkilat-ı Umumiyye-i Askeri Nizamnamesi” hazırlanmıştır
1914 de Dünya harbinin başlamasından dolayı seferlik ilan edildi.
Bunun üzerine müfettişlik yerini ordu kumandanlığına bırakmıştı.
Türk ordusu böylece 9 orduya bölünmüş her bir ordunun mevcudu bir barış kolordusu kadar dahi olamamıştı
Mirliva Rütbesiyle Harbiye Nazırı olan Enver Paşa bu dönemde dinamik ve bilgili komutanlar ile beraber ordunun güçleneceğine inanıyordu.
Kara ve Deniz ordularında bu amaçla tasfiyeler yaptı. Balkan savaşlarında yarar gösteremeyen, yaşlı, bilgisiz subayları emekli etti.
Yapılan tüm bu yenileşme sonuçsuz kalmış sürekli savaşlar, asker, cephane silah kaybına neden olmuştu. Ekonominin bozuk olması nedeniyle bu kayıplar telafi edilememiş üstelik modern silah dahi temin edilememişti.
I Dünya savaşı ise zaten kısıtlı olan imkânları da alıp götürdü.

EKONOMİK ALANDA YAPILAN ISLAHATLAR

II. Meşrutiyet’in ilanından hemen önce Osmanlı Devleti’nin ekonomisi oldukça zayıf olup yerli sanayi büyük bir çöküntüye uğramış birçok eşya ithal edilir hale gelmişti.
İttihat ve Terakki’nin başta olduğu yıllarda sanayileşme konusunda yeni adımlar atılmak istendiyse de, 1 Aralık 1913 tarihinde çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu, Birinci Dünya Savaşı sebebiyle gereğince tatbik edilemedi
II. meşrutiyet dönemindeki İstanbul, İzmir ve Bursa gibi sanayi bölgelerindeki duruma bakılacak olursa sanayinin yarısı İstanbul da % 25 İzmir %8 Bursa ve diğer bölgelerde bulunmaktadır ancak bu sanayi tesislerin birçoğu yine yabancı kaynaklı olmuştu
Hükümet “milli iktisat” ve “iktisadi uyanış” adı altında bir Müslüman-Türk girişimci sınıf yaratmaya yönelik politikalar izledi ve sermaye birikimini hızlandıran spekülatif kazançlara göz yumuldu.
Bu politikanın somut yansıması olarak 1908–1913 döneminin aksine, 1914-1918 döneminde kurulan anonim şirketlerde Müslüman unsur öne çıktı.
Kapitülasyonlar gündeme getirilerek ,ülkeyi açık
Pazar haline getiren ticari imtiyazlardan kurtulma yolları aranmıştır.

II. Meşrutiyet’ten itibaren milli bankacılık benimsenir. Evkaf, İtibar-ı Milli ve Ziraat bankaları kurulur.
İktisadi gücü artan Anadolu tüccarı da 1909’dan itibaren Anadolu’nun çeşitli kentlerinde yerel bankalar ve kredi kooperatifleri kurarlar
Milli Sultanahmet, Milli Boğaziçi, Heyet-i Mahsusa-i Ticariye vb. şirketler kuruldu.
Borçlanmayla ilgili yasa 3 Nisan 1918’de çıktı. Ulusal borçlanma denilen Milli İstikraz, devletin doğrudan halka giderek yaptığı ilk borçlanmadır.
Korumacı gümrük duvarları ardında tarımı ve sanayisiyle birlikte kendi yağıyla kavrulacak bir ekonomi oluşturmak, milli şirketler, milli bankalar kurmak ve Müslüman esnafı örgütlemek gibi fikirler, Türk milliyetçiliğiyle uyum gösteriyordu.
1913 yılı Teşvik-i Sanayi Kanunu bu doğrultudaki adımlardan biridir. Bu yasa yerli sanayiye ayrıcalıklar tanıyor ve devlet desteği sağlıyordu.
1912’de kurulan Islahat-ı Maliye Komisyonu vergi düzeninde reformlar yaptı.
Aşar vergisi üzerindeki iltizamlar kaldırıldı.
Tüm devlet memurlarının mali faaliyeti yeni kurulan Mali Denetim Komisyonu’na verildi
Para basımı Osmanlı Bankası tekelinden alınırken sanayi okulları artırılmış, kooperatifçiliğe ayrı bir önem verilmiştir
Milli iktisat politikaları doğrultusunda, yabancı şirketlerin ayrıcalıklarına son verilmiş ve aynı tarihi taşıyan Temettü Vergisi Hakkında Kanun-ı Muvakkat ile o güne kadar gelir vergisi ödemekten muaf olan yabancı şirketler de vergi mükellefi haline getirildi
Sonuç olarak II. Meşrutiyet döneminde 1914 Eylül’ünde daha savaş başlamadan Kapitülasyonları kaldırılmış, yabancı tüccar ayrıcalıklarını iptal edilmişti.
Yerli sanayi ve tarımı geliştirici önlemler alınmaya başlanmıştır.
II. MEŞRUTİYET DÖNEMİ DIŞ OLAYLAR
AVUSTURYA- MACARİSTAN’IN BOSNA- HERSEK’İ İŞGALİ
1878'deki Berlin Antlaşması'yla, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na Bosna-Hersek'i geçici olarak işgal etme ve yönetme hakkı verilmiş olmasına karşın, bu vilayetler resmen Osmanlı Devleti'ne bağlı kalmıştı.
Avusturya yönetimi büyük harcamalar yaparak, stratejik açıdan son derece önemli olan bu bölgeyi geliştirmeye ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na bağlamaya çalışıyordu.
Temmuz 1908'de İstanbul'da II. Meşrutiyet ilan edilip reform programı yürürlüğe konunca, Avusturya dışişleri bakanı Aehrenthal kontu Alois Lexa, yeni Osmanlı yönetimi Bosna-Hersek'i denetim altına almadan bölgeyi ilhak etmeye karar verdi.
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, 7 Ekim 1908 tarihli bir kararnameyle Bosna-Hersek'i ilhak etti.
Osmanlı halkının katıldığı boykot hareketleri oluşur.
1909 yılında yapılan antlaşma ile belli bir para karşılığı Bosna-Hersek Avusturya'ya bırakılır

TRABLUSGARP SAVAŞI
Bosna-Hersek’in işgaline en şiddetli tepkiyi gösteren devletlerin başında Rusya geliyordu.
Boğazlar, Rusya açısından hayati derecede önem taşımaktaydı.
Boğazlarla ilgili olan diğer devletler üzerinde baskı kurabilmek amacıyla Rusya, Balkanlarda şiddetli bir rekabet içinde olduğu Avusturya’dan başka bir devletin desteğini almak üzere harekete geçerek, İtalya’ya yaklaştı.
ayrıca İtalya’nın sömürge edinmek istemesi
Osmanlı Devleti’nin karışıklar içinde olması
Osmanlı Devleti’nin bölgede askeri kuvvetinin bulunmaması
İngiltere ve Fransa’nın işgali onaylamaları


Genç Osmanlı subayları (Mustafa Kemal, Enver, Ali Fethi, Aziz Ali el-Mısrî) kılık değiştirerek gönüllü olarak Trablusgarp’a geçip, burada bulunan Osmanlı ve Arap kuvvetlerini örgütleyerek, çetin bir gerilla savaşına giriştiler.
1911 Eylülünde İtalya, Trablusgarp’ı işgal etmeye başladı. İngiltere, bu devleti büsbütün küstürerek karşısına almamak için Mısır yolunu Osmanlı kuvvetlerine kapatınca, buraya asker sevketme imkânı da ortadan kalkmış oldu.
Mustafa Kemal ve silah arkadaşları, Derne'deki
Kızılay çadırı önünde (1912)

Mustafa Kemal Derne'de

Mustafa Kemal yerel kıyafetlerle

Oturanlar ; sol başta ismail Tali Bey, M.Kemal, Enver (paşa) Bey,
bir arap, Nuri (Conker) Bey, Dr.Hüseyin Bey (1 Nisan 1912))
BALKAN BOZGUNU
Balkan Savaşları, Osmanlı imparatorlugu'nun Balkanlardaki dört devlete karşı 1912 - 1913'te yaptıgı savaşlardır (8 Ekim 1912 - 29 Eylül 1913).
Balkan Savaşlarının Nedenleri:
Rusya’nın Balkan Devletlerini Osmanlı Devletine karşı kışkırtması.
Osmanlı Devletinin Trablusgarp Savaşı ile ugraşması.
Milliyetçilik fikirleri.




Bu kötü durum karşısında Osmanlı Devleti barış istemek zorunda kaldı.
Avrupalı Devletlerin arabuluculuguyla Londra Anlaşması imzalandı.(1912)
Bu anlaşmaya göre;
Osmanlı Devleti Midye-Enez çizgisinin batısında kalan tüm topraklarını kaybetti.
Edirne ve Kırklareli elimizden çıktı.
Arnavutluk bagımsız oldu
Ege adaları elimizden çıktı.

Yunanistan, Sırbistan, Bulgaristan, Karadag kendi aralarında anlaşarak Osmanlı Devletine çeşitli yönlerden saldırıya geçtiler.
Makedonya, Sırplar ve Karadaglılar tarafından işgal edildi.
Bulgaristan Batı Trakya’yı tamamen işgal ederek Edirne ve Kırklareli’ye kadar ilerlediler.
Bulgar orduları Çatalca önlerine kadar geldiler.
Yunanlılar tüm Ege adalarını işgal etti.
Savaş devam ederken Arnavutluk da bagımsızlıgnı ilan etti.
(Osmanlı Devletinden ayrılan en son Balkan Devletidir.)
II. Balkan Savaşı’nın Sonuçları ve
İmzalanan Antlaşmalar
Birinci Balkan Savaşı sonrasında Osmanlı Devletinin kaybettiği toprakları Balkan Devletleri kendi aralarında paylaşamadı.
En büyük payı Bulgaristan’ın aldığını iddia eden diğer Balkan Devletleri Bulgaristan’a savaş açtılar.
Bu savaşa Romanya da katıldı.
Yunanistan, Romanya,Sırbistan,Karadağ Bulgaristan’la savaşırken Osmanlı Devleti de durumdan yararlandı.
Daha önce kaybettiği Edirne ve Kırklareli’mi geri aldı.
Avrupalı Devletlerin araya girmesiyle Bükreş Anlaşması imzalandı.
Bu anlaşmaya Balkanlarda sınırları kalmadığı için Osmanlı Devleti katılmadı.
Osmanlı Devleti Bulgaristan’la İstanbul Anlaşmasını(1913) imzaladı
Bu anlaşmaya göre;
Meriç Nehri her iki ülke arasında sınır kabul edildi.(Edirne Osmanlı Devletine kaldı.)
Batı Trakya Bulgaristan’a bırakıldı.

Yunanistan’la da Atina Anlaşması(1913)imzalandı.
Bu anlaşmaya göre;
Bozcaada ve Gökçeada dışındaki tüm Ege adaları Yunanistan’a verildi.
Selanik ve Girit adası da Yunanistan’a bırakıldı
Full transcript